<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yarınlar arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yarinlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yarinlar/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Sep 2021 20:56:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>yarınlar arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yarinlar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hülyalarımızdaki Yarınlar</title>
		<link>https://hizmetten.com/hulyalarimizdaki-yarinlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2021 06:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[hülya]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[yarınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleceği kendi derinlikleriyle duymak, anlamak, şimdilerde hülya gibi görünse de, o bir gerçektir; ama, inanç, ümit, azim ve kararlılıkla beslenen bir gerçek. Hülyalarımızdaki bu gerçeğin en belirgin özelliği ise, herhalde,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hulyalarimizdaki-yarinlar/">Hülyalarımızdaki Yarınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceği kendi derinlikleriyle duymak, anlamak, şimdilerde hülya gibi görünse de, o bir gerçektir; ama, inanç, ümit, azim ve kararlılıkla beslenen bir gerçek. Hülyalarımızdaki bu gerçeğin en belirgin özelliği ise, herhalde, birkaç asırdan beri elimizden kaçırmış bulunduğumuz huzur, itmi&#8217;nân ve sükûnetin avdet etmesi olacaktır. Bunlara geleceğin belirgin özelliği dedim; çünkü günümüzde en çok özlenen onlar. Evet bu ülkede motor gürültüleriyle delik-deşik edilen, klakson sesleriyle yırtılan, radyo çığlıklarıyla paramparça olan ve silah seslerinin tehdidi altında bulunan, katil âvâzı ve mazlum iniltileriyle, her zaman sinelerimizin rikkatinde kendini hissettiren ve bizim de en çok özlemini çektiğimiz şey, işte bu huzur, sükn ve itminândır. Seneler var ki, arzu ve hülyalarımızın onlarla buluşma anlarını bir lezzet gibi duyuyor, bir güzel koku gibi teneffüs ediyor ve bir mûsıki gibi yudumluyoruz.</p>
<p>Bizimle aynı memeden süt emen hemen herkesin, bazen bir mûsıkiden daha derin tesirlere sahip olan böyle bir sükût ve huzur bekleyişi içinde olduğu ve olacağı kanaatindeyim. Şimdilerde, bir koruya, bir bahçeye, hatta firdevslere girmeye denk böyle bir mazhariyeti, imkânsız görsek de, gelecekte bunun, bizim tabiî ve daimi iklimimiz olacağında -inşâallah- şüphem yok. Günümüzün, karanlık atmosferi içinde bunları hayal görenler, ihtimal bir gün, o huzur ve itmi&#8217;nânı teneffüs edip, yudum yudum yudumlarken de onların kadrini bilemeyecek; kim bilir belki de yine karanlık görecek, karanlık düşünecek ve ruh dünyalarında hep kara-kuralarla haşr ü neşr olacaklardır.</p>
<p>Aslında, huzur ve itmi&#8217;nân tüten bir hayat anlayışının düşlenmesi, duyulup hissedilmesi, biraz da içinde bulunduğumuz patırtı-gürültü, kin-nefret, kan-irin ve gözyaşlarıyla duman duman çevremizi saran atmosferden sıyrılmamıza bağlı. Evet, halihazırdaki durumumuz itibariyle, huzur, emniyet ve sükûnetten o kadar mahrum bulunuyoruz ki, senenin birkaç ayını, bir koruda, bir koyda, okyanusun enginliklerinde bir transatlantikte geçirmedikten sonra, onu birazcık duymamız mümkün değildir. Hatta bazen böyle bir inziva bile gerçek huzuru hatırlatmaya yetmeyebilir. Onu tam duyup özleyebilmek için, daha ciddi tecerrütlere ve insanî mülâhazalarımızı coşturacak, kanatlandıracak ortamlara ihtiyacımız olduğunu zannediyorum.</p>
<p>Yıllar ve yıllar boyu bu ülkede, böyle ledünnî bir huzur ve emniyet hükümfermâ olmuştu.. sabahlar, bembeyaz tomurcukların çiçeğe yürümesi gibi mahmur bir canlılık; kuşluklar, hummalı bir faaliyetin hay-huyunun yaşandığı bir çalışma aşkı; akşamlar, kuş yuvalarından daha sıcak, daha yumuşak ve daha canlı olan evlerimizde bir bayram neşvesi; geceler, sonsuzluk duygu ve tutkularıyla köpüren birer varidat ırmağı.. elhâsıl, her an ayrı renk, ayrı tat ve ayrı şivede herkesi bayıltan bir huzur ve sükûnet çağlardı.</p>
<p>Vâkıa, eksik, kusurlu ve tamire ihtiyacı olan bir sürü yanlarımız da vardı ama, yine de hayatın her ünitesi; köy-kent, kasaba-şehir, asker-sivil, kadın-erkek, genç-ihtiyar, ilmiye sınıfı-halk hemen her kesimiyle, azimli, ümitli, huzur aşığı ve emniyet vaadeden bir ülkenin kesitleri, bir milletin cüzî fertleri olma görünümünü sergiliyordu.. hiçbir sersem gürültü, hiçbir gayesiz çığlık, hiçbir çılgın heyecan milletin bu ezeli sükûnet şiirini bozmuyor, bozamıyor, hiçbir yabancı ses ve soluk onun huzur dünyasının atmosferinden içeriye sızamıyor ve hemen her tarafta milli ruh kokan nazlı bir itmi&#8217;nân esintileri hissediliyordu.</p>
<p>Bu açıdan mutlu gelecek, onun ciddi sayılan maziden tevarüs ettiği, o burcu burcu huzur kokan, üfül üfül emniyetle esen hususi havayı temsil edebildiği ölçüde -ki ben onun temsil edilebileceği ümidiyle dopdoluyum- geçmişin hülyalı günlerini bir kere daha yaşamamız mümkün olacaktır. &#8230;Öyle ki, o mutlu zaman diliminde, ne toplumun değişik kesimleri arasında müsademe ve kavga, ne zalim hay-huyu ve mazlum âh u efgânı, ne ruhları rencide eden çığlık, ne yüreklere inen hıçkırık, ne kan-irin ve gözyaşı ne de toplumu her gün tasalara boğan terör ve anarşi olmayacaktır.. olmayacaktır ve bu ülke insanı, o esâtiri haline bürünerek, gökler ötesinden gelip gönlüne dökülen sevgi ve müsamaha tayflarıyla âdeta bir sükûnet ve huzur faslı yaşayacaktır.</p>
<p>Evet, o gün kin, nefret ve düşmanlıklar susacak, hiç olmazsa sesi kısılacak; gördüğümüz her manzaradan, duyduğumuz her ses ve soluktan gönüllerimize uhrevilikler sızacak ve bütün varlık bir mûsıki neşvesi içinde duyulup hissedilecek. Tepeden tırnağa benliğimizi saran güzelliklerin gölgesinde, güzel görecek, güzel düşünecek, güzel yaşayacak ve her şeyi içimizin güzelliklerine göre yorumlayıp, imanlı olmanın bütün avantajlarından yararlanacak ve muvakkat hayatımızı sonsuza göre dizayn edeceğiz. Kim bilir, belki de ruhlarımıza, fevkalâde mahrem, sese-söze kapalı ve kelimelerin ifade edemeyeceği ölçüde mânâları duyuracak ve gerçek insanı derinliklerimizle renklendirdiğimiz bir sırlı zaman ve atmosfere ererek bütün insanları, hatta topyekün varlığı, gönüllerimizi dolduran bir lezzetle duyup idrak edecek ve beşer tabiatından kaynaklanan bir kısım rahatsız edici söz ve görüntülere de bütün bütün kapanarak, ömrümüzü, cennet koridorlarında yolculuk yapıyor gibi bir zevk zemzemesi haline getireceğiz.. getireceğiz, zira bu sükûnet ve huzur zaten, bizim geçmişten tevarüs ettiğimiz kültürün her parçasında mevcut ve mili karakterimizin de önemli bir buudunu teşkil etmekte.</p>
<p>Evet, her döneme ait o dönemi yükselten değerlerin, başarıların; o değerleri temsil eden ve o başarıları ortaya koyan insanların bakış zâviyelerine göre varlığın taşıdığı mânâların; o mânâları değişik yorumlamalarla derinleştiren düşüncelerin.. evet bütün bunların ayrı ayrı birer zevk enginliği, birer tadı ve birer neşvesi ve ruhlarımıza sinen birer tatlı hatırası var.. biz onların bütününü birden duyup hissediyoruz. Bizim olacağına inandığımız gelecekte de duyup hissedeceğimize inanıyoruz. Yani yeniden bir kere daha, ruhlarımızın sükûnet ve huzurla dolup-taşacağına, eşyanın perde arkasının gönüllerimize açılacağına ve çıplak hakikatlerin esbabın önüne geçerek, bize şimdiye kadar olanından daha fazla bir şeyler fısıldayacağına kanaatimiz tamdır.</p>
<p>Çok yakın bir gelecekte, hemen herkes, aradığı her şeyden daha ziyade, sükûnet, emniyet ve huzura koşacak.. her yerde onları soluklayacak ve en içli bestelerini onların etrafında örgüleyecektir.. örgüleyecektir; zira insanlık var olduğu günden beri, her türlü mahrumiyete rağmen varlığını sürdürmüştür ama, huzur, emniyet ve muhabbetsiz edememiştir. Küreselleşme sath-ı mâiline girmiş bir dünyada, iç içeleşen insanların bundan müstağni kalmaları mümkün değildir.</p>
<p>Zaten, bu duygu ve düşünceler, daha şimdiden, bazılarımızın ruhlarında öyle kök salmış ki, gelecek yılların onların fideliği olacağında zerre kadar şüphem yok. Bu mânâlar, gönüllerimize öyle nakşolmuş ki, daha bu günden onları dillerimizde bir tat ve gönüllerimizde de birer heyecan olarak duymaya başladık bile. İhtimal ki şimdilerde, birer ümit, birer heyecan olarak duyduğumuz bu şeyler, gelecekteki hayatımız adına bize üst üste direktifler yağdırarak, gönül yamaçlarımızı sevginin, aşkın ve müsâmahanın yeşerdiği birer altın çayır haline getireceklerdir.</p>
<p><strong><span class="info">Sızıntı, Temmuz 1995, Cilt 17, Sayı 198</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hulyalarimizdaki-yarinlar/">Hülyalarımızdaki Yarınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hülyalarımdaki Yarınlar</title>
		<link>https://hizmetten.com/hulyalarimdaki-yarinlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2021 06:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[yarınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22244</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu, zamanüstü mâhiyeti itibariyle içinde bulunduğu zaman dilimini idrâk edip yaşadığı gibi, geçmiş devirleri ve gelecek zamanları da duyup yaşayabilir. Bugün hem içinde bulunduğumuz zamanın dar hendesesine sıkışıp kalmayı istemeyişimizden,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hulyalarimdaki-yarinlar/">Hülyalarımdaki Yarınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu, zamanüstü mâhiyeti itibariyle içinde bulunduğu zaman dilimini idrâk edip yaşadığı gibi, geçmiş devirleri ve gelecek zamanları da duyup yaşayabilir. Bugün hem içinde bulunduğumuz zamanın dar hendesesine sıkışıp kalmayı istemeyişimizden, hem de geleceğin, hayallerimizdeki çerçeveye göre şekillenip gerçekleşmesini temin edecek olan bir sürü iç ve dış dinamiklerin mevcudiyetinden, ruhlarımızın enginliklerinde zamanüstü duygularımızı harekete geçirerek, bir yandan geçmiş zamanlara hulûl yollarını araştırırken diğer yandan da hep mutlu yarınların hülyâlarıyla yaşarız.. imanın, ümidin, azmin rehberliğinde; bilgi birikimi, kültür ve sağlam bir mânâ köküne dayanma sayesinde mutlu yarınların hülyâlarıyla.</p>
<p>Biz, geçmişimizin feyzine, bereketine, maddî-mânevî zenginliğine inandığımız gibi, aydınlık geleceğin enginlik ve zenginliğine de o kadar inanmışızdır ki, daha şimdiden onun pırıl pırıl rûhefzâ iklimini, masmâvi atmosferini, her yanda tüllenen büyüleyici güzelliklerini ve bu güzel dünyayı temsil eden ruh ve mânâ nesillerinin seslerini, sözlerini, edâlarını, üslûplarını görüyor gibi oluruz. Öyle ki, geçmiş zamanları ve eski insanları tahayyül edip, içinde bulunduğumuz aynı atmosferi onlarla paylaştığımız gibi, geleceği de maddî-manevî bütün elemanları ve farklı insanlarıyla âdeta yanıbaşımızda hisseder ve onları selamlarız.</p>
<p>İşte bu mülâhaza ve bu duygularla gözlerimi yummuş, iman, ümit ve hayallerimin resmedip belirlediği çerçevede, geleceği insanî değerlerin katlanıp derinleştiği, duyguların bütünüyle uhrevîleştiği, bedenin, aynı rûhî değerleri paylaştığı ve öteden beri his dünyamızda arayageldiğimiz &#8220;yitirilmiş cennet&#8221;in tasavvurlarımızı aşan, en nâdide parçalarından meydana getirilmiş, zamanın enfes bir altın dilimini gönül gözlerimle temâşâ ediyor ve onun vâridâtının gelip gelip hülyâlarıma, rüyâlarıma aktığını duyar gibi oluyorum.. duyar gibi oluyorum da, o dönemin tâlihli insanlarını, engin inanç, engin tevekkül ve engin teslimiyetleri sayesinde, ömürlerini mânevî haz ve lezzetlerin en büyüleyici atmosferinde sürdürürken, bu engin haz ve bu lezzetlerin biricik sahipleriymiş gibi, kalplerinin hep iyilik ve güzellikle attığını, gözlerinin hoşgörü ve müsamaha düşüncesiyle açılıp kapandığını, dünyayı tıpkı bir cennet gibi duyup yaşadıklarını ve hemen her zaman kendi duygularında olduğu kadar bütün gönüllerden, hatta topyekün varlığın içinden en rengin bir şiiri dinlediklerini daha şimdiden tasavvur edebiliyor, ümitlerimin metlerinde onlarla beraber saadetlerin en enginlerini paylaşıyor ve gelecek nesillerin talihlerine tebessümler yağdırıyorum.</p>
<p>Evet, tıpkı geçmişin günleri ve geceleri gibi hissî, tatlı, rengin ve zengin olacağı ümidini beslediğim aydınlık yarınlar, o ince ve mavi havasıyla ne zaman gözlerimin önünde tüllense, hayal dünyama Saadet Asrının boyasını çalar; gönlüme o dönemin ışıklarının rengini ve umûmî havasının mülâyemetini, afv u safhının enginliğini, müsamaha ve diyaloğunun sıcaklığını boşaltır ve bana iç içe mutluluk rüyaları yaşatır. Öyle ki, ümit ve iman dünyamda tüllenen bu yeni baharın genç tenli, uzun boylu masmâvi günlerinin içinde hayat, hülyalarıma o kadar yumuşak, o kadar sıcak ve o kadar renkli boşalır ki, her zaman onda cennetlerin tasavvurlar üstü derinliklerini duyar gibi olurum.. olur ve bütün varlıkla kucaklaşır, bütün canlıları şefkatle selâmlar, bütün insanları muhabbetle bağrıma basar ve kendi kendime: &#8220;Yaratan&#8217;ın kâinatları var etmedeki gayesi de bu olsa gerek&#8221; derim.</p>
<p>Evet geçmişten suyu, geçmişten havası ve altın çağların kaneviçesi üzerinde örgülenen bu dünyada, hoyratlık, kabalık, hırs, tûl-i emel, münakaşa, cidâl, hıyanet, ihanet, yalan, gadir, zulüm, irtikâb, ihtilas yoktur. Bu dünyada civanmertlik, incelik, dirilme azmi, yaşama sevgisi, mülâyemet ve diyalog; hakka karşı saygılı olma, emanet duygusu, vefa hissi, doğruluk ruhu, adalet ve istikamet düşüncesi vardır. Bu dünyanın insanları hakikî mânâdaki kin, nefret ve kavgayı lügatlerinden söküp atmış, hayatlarını sevgi, yumuşaklık ve insanlarla münasebet üzerine kurmuşlardır. Onlar çevrelerindeki insanları oldukları gibi kabul eder; farklı anlayış, farklı yorum ve farklı davranışları, vuruşma vesilesi görme yerine, düşünce enginliklerini sergileme fırsatı bilerek insanlara insanca yaşamanın varyantlarını gösterirler.</p>
<p>Bu dünyada mev&#8217;izeler, Muhammedî ruhun solukları, konferanslar, paneller, varlığın yorumu ve Kur&#8217;ân edâlı, açık oturumlar ve müzâkereler de Mesih enfâslıdır. Yolu böyle bir mev&#8217;izenin icrâ edildiği yere düşen herhangi bir kimse bir hamlede duygularında sahâbîleşir. Böyle bir konferans ve panele iştirak etme bahtiyarlığına eren kimse, herkesin ve her şeyin sevgiyle kucaklanması lâzım geldiğini anlar. Böyle bir açık oturumdan nasibini alan kimse de vicdanındaki birleştirici unsurların canlanmasıyla bütün varlığı şefkatle kucaklayabilecek bir enginliğe açılır.</p>
<p>Gözlerimi yummuş, hayatın bir güneş gibi yeniden doğduğunu, dört bir yanın güzelliklerle ağardığını, al, pembe, sarı çiçeklerin salınıp etrafa gamzeler yağdırdıklarını, papatyaların raksa durup erguvanların lâleden alev aldıklarını, çeşit çeşit güzelliklerle dolgunlaşan umûmî hava ve atmosferin gönüllerimizi saadet vaadiyle kapladığını, ruhlarımızda ebed televvünlü engin bir ferahın çağladığını, koyun-kuzu melemesi, kuş cıvıltısı, ağaç sesi, su sesi, yaprak hışırtısı ile dolu, anne heyecanı ve çocuk neşesi tadındaki bir &#8220;ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt&#8221;in, sevilen çehrelerdeki gibi büyülü ve tesirli, seven gönüllerdeki gibi dolgun, inandırıcı, nazik ve ince tüllenişlerini duyuyor, düşünüyor, zevkten zevke intikal ediyor ve yaşadığım zamanın dar hendesesinden sıyrılarak kendimi bu güzellikler armonisi içine atasım geliyor. Ben atmasam da zaten, emareleri zuhur etmiş o mutlu geleceğin renkli, sıcak, lezzetli ve mavi günleri, hayallerimin menfezlerinden akıp akıp gönlüme boşalıyor, benim oluyor ve bana tasavvurlarımı aşan saadetler vaadediyor.</p>
<p>Aslında ben ve benim gibi düşünenler, her zaman şanlı geçmişimiz gibi engin ve rengin geleceğimizi de bir temâşâ zevkiyle duymuş, tahayyül etmiş ve her şeyin daha çok gönül diliyle konuştuğu, her tablonun insana dâhiyâne duygular ilham ettiği, her çehre, her söz, her manzaranın gönüllerimizde, insanî duygulara benzeyen emeller ve imanlı hülyâlarımızın zenginliğinde arzular uyardığı, uyarıp ötelerle alâkalı gizli fikirlerimizi, mahrem hislerimizi gıcıkladığı ve bizi geçmişimizi hatırlatan renkli rüyâlarla kucaklaştırdığı öyle enfes dakikalarda dolaştırır ki, ne zaman onun rûh ve mânâ tüten enginliklerine açılsak, rûhumuzun derinliklerinde uyuklayan bütün hislerimiz şahlanır, coşar ve bize, sınırlı hayatlarımızı aşan ne hudutsuz ne hudutsuz saadetler bahşeder!</p>
<p>Biz hayâllerimizde yaşattığımız bu dünyayı her zaman bir mûsiki gibi duyar, bir meşher gibi dopdolu gözlerle temâşâ eder ve hâlihazırdaki durumumuzu da o ebedî güzellikler yolunda bir berzah sayarak, herhangi bir boşluğu atlıyor gibi hep sıçramakla geçiririz. Bu itibarla da biz hiçbir zaman ciddi bir boşluk yaşamayız; ömürlerimiz, realitelerle tasavvurlarımızın dantelası gibi örülür ve biz de hep güzellikten güzelliğe sıçrar dururuz. Bizim dünyamızda hiçbir zaman rahatsız eden gürültü ve ürküten sessizlik duyulmaz; bu dünyada insan hemen her zaman, sükût içinde bir canlılık ve hareket içinde bir sükûnet yaşar. Burada her lâhza ayrı bir mülâhazanın tesiriyle rûhun râbıtaları hep kavi, arzular ve emeller dipdiri, görülüp duyulan şeyler de şehrâyinler gibi ruhlara inşirâh vericidir. Burada ölüm duygusu ve öteler mülâhazası, gönüller üstüne dokunan sımsıcak bir dudak, ruhun derinliklerinde uyuyan ebediyet arzu ve iştiyakını coşturan sırlı bir mesaj ve tahayyüllerimize kâse kâse cennet kevserleri sunan bir sâki gibidir. Başkaları için her şeyin sararıp solduğu, her yanın hazanla ağladığı en kâbuslu dakikalarda biz ömrümüzün en renkli, en içli, en tesirli ve en lezzetli anlarını yaşarız.</p>
<p>Bu dünyada her ses bir başlangıç söyler ve ümitle gönüllerimizi coşturur. Ve yine bu dünyada hayat o kadar bekâ endamlı ve mânâlıdır ki, her an içinde bulunduğumuz zamanın ayrı bir şiirini, ayrı bir mûsıkîsini dinler gibi oluruz.. her zaman rûhun daha bir açılmasına yarayan ve bizi daima en tatlı hülyalarda dolaştıran, dolaştırıp tâ iliklerimize kadar bir aşk ve vuslat ihtiyacını duyuran bir büyünün içinde dönüp durduğumuzu sanırız. Şanlı geçmişimiz, bu sihirli rüyânın en sağlam malzemesi, etrafta tüllenen binbir şafak emâresi de onun en canlı şahididir.</p>
<p><strong><span class="info">Sızıntı, Eylül 1994, Cilt 16, Sayı 188</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hulyalarimdaki-yarinlar/">Hülyalarımdaki Yarınlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
