<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Veda arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/veda/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/veda/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Mar 2026 19:18:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Veda arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/veda/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Elveda Ey Şehr-i Gufran: Ruhumuzun Aziz Misafirine Mektup</title>
		<link>https://hizmetten.com/elveda-ey-sehr-i-gufran-ruhumuzun-aziz-misafirine-mektup/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 19:16:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZ]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Veda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ey nurdan dokunmuş, rahmetten örülmüş misafirimiz, Rahmetle kapımızı açtın, mağfiretle ferahlattın, cehennemden kurtuluş ile bizi müjdeledin&#8230; Adın, yazın kavurucu öğlelerinde taşların kızgın göğsüne yağan o ani sağanak gibi indi yüreğimize:&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/elveda-ey-sehr-i-gufran-ruhumuzun-aziz-misafirine-mektup/">Elveda Ey Şehr-i Gufran: Ruhumuzun Aziz Misafirine Mektup</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ey nurdan dokunmuş, rahmetten örülmüş misafirimiz,<br />
Rahmetle kapımızı açtın, mağfiretle ferahlattın, cehennemden kurtuluş ile bizi müjdeledin&#8230; Adın, yazın kavurucu öğlelerinde taşların kızgın göğsüne yağan o ani sağanak gibi indi yüreğimize: Günahların o yakıcı hararetini serinliğiyle dindirdi, tozlu yolları yıkadı, toprağın derin yarıklarına serin bir hayat suyu saldın.<br />
Sen geldin ya, içimizdeki o alazlı kibri kül ettin; küllerinden yeniden doğuşun kokusunu getirdin bize. Gelmeden evvel, dünyanın telaşında, bitmez tükenmez heveslerin altında boğulmuştuk, yorgun düşmüştük. Şefkat ve merhametli elinle tutup kaldırdın, bağrına bastın bizi.<br />
Sokak lambalarının soluk ışığında aceleci gölgeler gibiydik; ellerimizde ne varsa yarım, kalplerimizde ne varsa eksik. Gözlerimizi semaya dikip senin yolunu gözledik. Derken ufukta ince bir hilal gibi belirdin – sanki semadan sarkan gümüş bir kavis – ve sen kapımızı çaldın. Eteklerin bereketle, kucağın rahmetle dolu, heyben binbir mucizeyle tıka basa&#8230;<br />
Nurlu eteklerini evlerimizin baş köşesine serdin; yalnız açlığı değil, açın halinden anlamayı, fakirin gözündeki ıstırabı kalbimize fısıldadın. Bize asıl zenginliğimizi fark ettirdin, şükrümüzü artırdın, nimetin içindeki bereketi gösterdin. Zenginle fakiri, aç ile toku aynı niyet çizgisinde, aynı imsak vaktinde, aynı iftarda buluşturdun. Neredeyse unuttuğumuz o kavi kardeşliği, o sımsıcak bağı tekrar uyandırdın.<br />
Heybendeki o muazzam iftar coşkusunu sofralarımıza armağan ettin; sen evimizin baş misafiri oldun. Her gün sabırla ve neşeyle elimizdeki bir bardak suyla yolunu gözledik. Bir yudum suyun billur bir kadeh gibi parladığı o vuslat ânı yok mu? Ekmeğin kabuğunda bile ayrı bir lezzet, ayrı bir kokuyu yeniden tattık. Suda derin bir rahmet bulduk. Teravihlerde omuz omuza saflarda, alnımız secdeye her değdiğinde sanki farklı bir aleme geçiyorduk; yorgun bedenlerimiz ruhun kanatlarıyla hafifliyor, gökyüzü avucumuza iniyordu.<br />
En çok da çocukları sevindirdin. Minik yürekleriyle tuttukları tekne oruçları, sahurda uykulu gözlerle kalkışları, iftarda ilk lokmanın heyecanı&#8230; Mescitlerimizde, saflarımızın arasında koşturan vildan ve gılmanların neşesi, senin getirdiğin kandillerin aydınlığında daha bir parladı. Onlara da sabrın sonundaki büyük mükâfatı, paylaşmanın en tatlı oyun olduğunu öğrettin; bir hurmanın yarısını kardeşine uzatırken gözlerindeki ışıltı, senin en güzel hediyen oldu.<br />
İlk günler nefsimiz direndi evet; susuz kaldık, uykusuz kaldık. Bedenimiz nazlandı, mizacımız ağırlaştı belki. &#8220;Vazgeç&#8221; diye sızlandı&#8230; Ama sonra nefsimiz bile sana öyle ısındı ki; sanki kırk yıllık yoldaş, sanki evin öz evladı oluverdin. Sahurun o derin sükûnetinde, tencerelerin o tatlı telaşına karışan dualar; mutfaktan yükselen rayihalar – çorba buharı, börek sıcağı, tatlı tarçını&#8230; Kandillerin titrek alevi&#8230;<br />
Sen varken sanki gökyüzü daha yakındı, sanki elimiz meleklerin eline değecek gibiydi, dualar daha çabuk kabul olur gibiydi, her şey daha kolaydı.<br />
Ey mübarek dost, biz beşeriz; aceleci, zayıf, nankör. Nefsimize yenilip &#8220;oruç vuruyor, yoruyor&#8221; diye şekva ettik. Açlığın o anlık yorgunluğuyla senin sunduğun manevi ziyafeti unuttuk bazen. Belki layığıyla ağırlayamadık seni, belki o nimet sofrasından hakkımızla nasiplenemedik. Ama o şekvalar topraktan gelen bedenin zaafındandı, kalbin derûnundan değil. Biz senden binlerce kez razıyız; sen de bizden razı olarak git, n’olur.<br />
Şimdi eteklerini toplayıp, nurunu cem edip ayrılıyorsun. Arkanda huzurlu ama boynu bükük biz evlatlarını bırakıyorsun. Günahlarımızı o &#8220;yakıcı&#8221; isminin hürmetine ateşe ver de git, küllerini rahmet rüzgârlarıyla savur da git. Sofralarımızın bereketini, kalplerimizin yumuşaklığını, çocukların saf sevincini, birbirimize emanet ettiğin o kardeşliği daimi olarak bırak bize. Ve elimize cehennemden azad beratımızı, cennetin ebedi bahçelerine açılan o nurlu kapının anahtarını tutuştur.<br />
Ayrılıklar acı olurmuş, ey Şehr-i Gufran&#8230; Hani çocukları ağlamasın diye eline şeker tutuşturulur ya; birisine emanet edilir, sahip çıkılsın, oyalansın, ağlamasın, bakılsın, korunsun diye&#8230; İşte sen de öyle yaptın. Elimize bir bayram tutuşturdun, bizi birbirimize emanet ettin. “Ben gidiyorum fakat geride bıraktığım kardeşlik bağını muhafaza edin; birbirinize hürmet edin, küskünlükle bu nurlu emaneti zedelemeyin,” dedin sanki.<br />
Bizi kucaklaştırdın; ayrılık acısını bayramın sevinciyle teselli ederek gidiyorsun. Gidişin mahzun bir akşamüstü gibi yüreğimizi burksa da, işte tam o anda kapıyı çalan bayram coşkusu&#8230; Şevval hilaliyle gelen o müjde: Bayram sabahı!<br />
Minarelerden yükselen tekbir sedaları sokakları doldururken, gözlerimizde biriken hüzün, yerini sevinç gözyaşlarına bırakıyor. Yeni elbiselerin hışırtısı, çocukların koşuşturması, bereket ve rahmet kokan evler, eller öpülürken dökülen o sıcak gözyaşları&#8230; “Bayramınız mübarek olsun” derken sesler titriyor, sarılmalar uzuyor, dargınlıklar eriyor, küskün kalpler barışıyor.<br />
Ey Ramazan-ı Şerif, sen gidiyorsun ama ardında bıraktığın o manevi zaferin sevinciyle bayramı karşılıyoruz: Orucunla nefsin kibrini kırıp, şükrün anahtarını elimize verdin; Kur’an’ın indiği o kudsî zamanı karşılamak için meleki bir halet-i ruhiyeye büründük; nimetlerin kıymetini yeniden öğrendik.<br />
Şimdi bayramın coşkusuyla dolup taşan kalplerimizde senin izlerin hâlâ taze: Bir yudum suyun kıymeti, bir hurmanın paylaşma tadı, secdenin hafifliği&#8230; Ve en kıymetlisi: Bizi birbirimize emanet etmen, “Küsmeyin, kardeş olun” demen.<br />
Bayram sabahı, cami avlularında omuz omuza kılınan namazda o eski safların sıcaklığını yeniden hissediyoruz; senin getirdiğin sabır ve şükür, bayramın sevincinde taçlanıyor; hüzünle karışık o büyük coşku, ruhumuzu yeniden diriltiyor.<br />
Ey Şehr-i Gufran… Sen gittin ama bıraktığın nur hâlâ kalplerimizin kandilinde yanıyor. Biz şimdi bayramın sevinciyle gülsek de, ruhumuzun bir köşesinde senin tatlı hasretin saklı duruyor. Seneye yine gel; yine kalplerimizi arındır, yine bizi birbirimize emanet et, yine ellerimize bir bayram tutuştur.<br />
O vakte kadar biz, senin öğrettiğin sabrı, şükrü ve kardeşliği korumaya söz veriyoruz.<br />
Amin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/elveda-ey-sehr-i-gufran-ruhumuzun-aziz-misafirine-mektup/">Elveda Ey Şehr-i Gufran: Ruhumuzun Aziz Misafirine Mektup</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rabbim Nasip Ederse Bir Gün Geleceğim Anam!</title>
		<link>https://hizmetten.com/rabbim-nasip-ederse-bir-gun-gelecegim-anam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2022 16:41:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Belçika]]></category>
		<category><![CDATA[Gurbet]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Keskin]]></category>
		<category><![CDATA[Özlem]]></category>
		<category><![CDATA[Veda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24155</guid>

					<description><![CDATA[<p>METİN KESKİN  İlkokulu bitirir bitirmez 11 yaşımda gurbetle tanıştım ve 10 seneden fazladır da gurbet ellerdeyim. Köyümden yüzlerce kilometre uzaklarda kalmış ve ancak senede sadece 15 gün kadar ailemi ziyarete&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rabbim-nasip-ederse-bir-gun-gelecegim-anam/">Rabbim Nasip Ederse Bir Gün Geleceğim Anam!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>METİN KESKİN </strong></p>
<p>İlkokulu bitirir bitirmez 11 yaşımda gurbetle tanıştım ve 10 seneden fazladır da gurbet ellerdeyim. Köyümden yüzlerce kilometre uzaklarda kalmış ve ancak senede sadece 15 gün kadar ailemi ziyarete gidebilmişim. Her ayrılık bir hüzün ve hicran olmuş, arkada gözü yaşlı anne ve baba bırakarak ayrılmışım. Yıllardır evimde ne bir iftar yapabilmiş nede kurban ve ramazan bayramı yaşamışım.</p>
<p>Her seferinde evden ayrılırken arkamdan annem gözyaşı döküyor, babam ise metanetini korusa da ben ayrıldıktan sonra o da gözyaşlarına hakim olamıyor annem ve babam birlikte ağlıyormış. Uzun yıllar bu şekilde devam eden ayrılıkların sonuncusu olan bu ayrılık daha zor ve acı olacaktı. Çünkü bu sefer çıkılan yol hem ülke içinde değil hem de 800 km ile sınırlı değildi. Adını duyduğum fakat haritada zor gösterebildiğim bir ülkeye Hollanda’ya gidiyordum. Kapıdan dışarı çıktım babaannemle kucaklaşıp elini öpüp helalleştim. Sıra anneme gelmişti. Annemden ayrılmak çok zor olacaktı. Hayatının bir parçası olan beni bağrına basan anneme<br />
&#8211; Allaha ısmarladık. Hakkını helal et anneciğim.<br />
Annem bana<br />
&#8211; Hakkım sana sonuna kadar helal olsun oğlum. Sen bu güne kadar hep okumak, tahsil yapmak üzere evden ayrıldın ve gurbet ellere düştün. Senin her ayrılışında yıllarca arkandan gözyaşı döktüm ve gözyaşlarımı senden gizleyemedim. Ama bu gün ayrılışın çok faklı, sen esas okumak için değil Hizmet için gidiyor ve yurtdışına hicret ediyorsun. Gözün arkada kalmasın oğlum. Yıllarca ardından gözyaşı döken gözlerimde bir damla yaş bulamazsın. Dön arkana ve bak gözümün içine ağlamıyorum. Gözün arkanda kalmasın diye ağlamıyorum. Arkada gözü yaşlı bir anne bıraktım da öyle geldim demeyesin diye ağlamıyorum. Git yolun açık olsun oğlum.<br />
O yufka yürekli dokunsan ağlayacak olan annemin o metaneti karşısında hayretler içerisinde kalarak elini öpüp ayrılıyorum (anneler evlatları için ne büyük fedakarlıklara katlanıyor, bağrına taş basıyor dişini sıkıyor ve gözyaşını kalbine akıtıyor)</p>
<p><strong>Babam Valizimi Taşıdı</strong></p>
<p>15 kilo kadar ağırlığındaki valizimi elime aldım ve köyümüzün 1 kilometre ilerisinden geçen arabalara binmek üzere yola çıkmadan önce, babamla vedalaşarak elini öperek ayrılmak istedim bana müsaade etmedi.<br />
Babam ameliyattan çıkalı ancak bir hafta kadar olmuş, dikişleri bile henüz alınmamıştı. Ayakta zor duran babam hayatının en büyük fedakarlığını yapıyordu.<br />
Babam<br />
&#8211; Hayır dedi ve ekledi.<br />
&#8211; Valizini sen taşımayacaksın.<br />
&#8211; Ben taşımayacağımda kim taşıyacak. Sen ameliyatlısın ve ayakta zor duruyorsun.<br />
Babam gayet ciddi ve vakur bir şekilde<br />
&#8211; Valizini elinden yere bırak onu ben taşıyacağım oğlum. Sen Allah için fedakarlık yapar yardan yuvadan ayrılmayı ve sadece Allah rızası için hicret etmeyi kabul eder ve Hizmet&#8217;e gidersinde ben senin valizini taşıyamam mı? Babamdan aldığım bu cevap karşısında şaşkına döndüm.<br />
&#8211; Hayır baba sen kesinlikle taşıyamazsın ve ben senin taşımana müsaade edemem. Bu doğru değil.</p>
<p>Aramızda birkaç dakika çetin bir pazarlık geçti ve babam valizimi taşımaya beni razı etti.. Babam bana adeta yalvarırcasına.<br />
&#8211; Ne olur evladım. Gurbet ele çıkan ve hicret eden evladının hiç olmazsa valizini taşıyan bir baba olmadan beni mahrum etme. dedi.<br />
Babam şaşkın bakışlarım arasında ambara inerek yıllarca kullandığımız eski el arabasını çıkarttı. Üzerine benim valizi koyarak, minik adımlarla bir yandan ameliyat yerini tutarak dikişlerin patlamasına mani olmaya, bir yandan da el arabasını yavaş, yavaş ilerletmeye çalışıryordu. Yol boyunca onlarca kez<br />
&#8211; Babacığım ne olur biraz yardımcı olayım ricalarımı da kabul etmedi. Nihayet ana yola çıktık. Orada bir saat kadar araba bekledik. Kayseri istikametinden gelen bir dolmuşu durdurduk. Uzun yıllar ayrı kalacağımızı bilemeden babam son kez bana sarıldı gözyaşlarını içine akıtırak bana hiç bir şey hissettirmemeye çalıştı. Babamın ellerinden öperek helalleştim ve ayrıldım.</p>
<p>37 sene önce 5 Şubat 1985 de Hollanda’ya geldim. Günler ayları aylar yılları takip etti. Aradan yaklaşık dört sene geçti Türkiye’ye gitme imkanı bulamadım. Bütün şartları yerine getirmeme rağmen Türk konsolosluğu bir türlü askerlik tecilimi yapmıyor ve pasaportumu uzatmıyordu. Aradan 37 sene geçmesine rağmen niçin böyle bir uygulamaya maruz kaldım hala çözemedim. Daha sonraları problem bir şekilde çözüldü ve anne baba ve vatan hasreti sona erdi.</p>
<p>Babam yıllarca şu şekilde dua ediyordu.’Yarabbi, Habibin kadar yaşat ve O yüce rasülün doğduğu yerde ruhumu al’ Babam 63 yaşında 2 Haziran 1992 yılında Mekke’de vefat etti Hz. Hatice (r.anha) annemize komşu oldu. Vefatını 8 gün sonra sabahı kurban bayramı olan gece öğrenebildim. Rabbim nasip etti onlarca kez babamın kabrini ziyeret etme imkanı buldum.</p>
<p>Son zamanlarda annem televizyon izlemiyordu. Türkiye’nin başına çöken kara bulutlardan haberi yoktu. Binlerce masum insanın bir gecede nasıl terörist ilan edilerelek beşikteki yavrulara kadar nasıl zindanlarda yokluğa hiçliğe mahkum edildiğini bilmiyordu. O zulümden azda olsa hasbelkader evladınında nasiplendiğinin farkında değildi. Bana soruyordu oğlum niçin gelmiyorsun ne zaman geleceksin yoksa yine ilk gittiğinde olduğu gibi pasaport problemin mi var? Bende annemin moralini bozmamak onu daha fazla üzmemek için evet &#8216;Anneciğim aynen dediğin gibi pasaportumda problem var problem biter bitmez geleceğim.&#8217; Diyordum. (Yalan söylemiyordum evet pasaportum iptal edilmişti).</p>
<p>37 Senedir gurbette olan benim gibi birisinin darbe ile ne ilgi ve alakası olabilirdi, yüzbinlerce masumun olmadığı gibi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-24157 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/02/mezar-700x495.jpg" alt="" width="700" height="495" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/02/mezar-700x495.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/02/mezar-768x543.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/02/mezar.jpg 850w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Annem ise kabre kendisini benim koymam için Allah’a devamlı dua ediyordu. Bende bu güne kadar onlarca cenaze defin işinde bulunmuş biri olarak yakınlarımdan hiç birini kabre indirmek nasip olmamıştı. Maalesef annemin cenazeside nasip olmadı. Hayatının son yıllarında günlük ortalama bin ihlas bin salavat bin tevhid getiren annemle son görüşmemiz vefatından bir kaç saat önce telefonla görüntülü olarak gerçekleşti. Hayatında bir kez bile şu problemim var hastayım diye söylemeyen büyük bir tevekkül içerisinde hayatını geçiren annem son anlarını yaşıyordu ama o mütebessim çehresinde en ufak bir üzüntü ve keder izi yoktu. Vedalaştık. Bir saat sonra acı haberi aldım. Annem yaklaşık 25 sene sonra 19 Şubat 2017 de babamın ardından ahirete irtihal ediyordu. Öğretmenlik yaptığım okul bir hafta izin veriyordu ve arkasından bir haftada normal tatil vardı. İki haftalığına Türkiye’ye gitme annemi kabrine indirme imkanı maalesef gasp edilmişti. Türkiyede yaşananları çok iyi bilen Belçikalı okul müdürüm ve tüm Balçikalı meslektaşlarım beni teselli etmeye çalıştılar.</p>
<p>Annemin gıyabi cenaze namazını kader birliği yaptımız kardeşlerimizle birlikte kıldık. Her yıl anne ve babamın ruhlarına birer hatim okumaya birer kurban kestirmeye gayret ediyorum.<br />
Babamın kabrini onlarca kez ziyaret etme imkanı lutfeden Rabbim bir gün annemin kabrini ziyaret etme imkanı da bahşedeceğine inanıyorum.<br />
Annem bekle bir gün inşaallah gelecek ve kabrinin başında avazım çıktığı kadar Yasin suresini okuyacağım. Geleceğim anam! Geleceğim! İnşaallah!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rabbim-nasip-ederse-bir-gun-gelecegim-anam/">Rabbim Nasip Ederse Bir Gün Geleceğim Anam!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
