<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ümit arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/umit/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/umit/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Apr 2025 06:39:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>ümit arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/umit/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Her Yerde Her Zaman Ümit</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-her-yerde-her-zaman-umit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2025 06:39:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43419</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, her yerde her zaman ümitli olma hakkında olacaktır. وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ  &#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-her-yerde-her-zaman-umit/">Cuma Hutbesi | Her Yerde Her Zaman Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz,<strong> her yerde her zaman ümitli olma</strong> hakkında olacaktır.</p>
<p><strong>وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ </strong><strong> </strong><strong>&#8220;Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; Eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.&#8221;</strong> <strong><em>(Âl-i İmrân, 3/139)</em></strong></p>
<p>İslam’da <strong>iman, ümit ve teslimiyet</strong> bir bütündür. İslam insanlara, hayatın en zor zamanlarında dahi <strong>ümitvar</strong> olmayı öğütler. Hayatın getirdiği tüm zorluklara rağmen Allah’a güvenen bir mümin, <strong>her karanlıkta bir ışık bulur, </strong>  ümitli olmayı başarır ve bilir ki;<strong> “dünya bir imtihan yeridir” </strong>Ümit de bu imtihanları aşmada en güçlü kılavuzdur.</p>
<p>İnsanın maddî manevî duyguları ümitle dirilir. İnsanlar ümitle ayağa kalkıp harekete geçer, ümitle canlanır, ümitle hak ve hakikati anlatmaya çalışırlar.  Etraflarına duygu ve düşüncelerini ümitle yayar, insanların ışığa uyanmasına, hakkı bulmasına vesile olurlar.</p>
<p>Allah (c.c.) Yusuf; 87. Âyette;  <strong>وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ</strong><strong> “.. </strong>Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.&#8221; buyurmaktadır.</p>
<p>Mevlâna, sıkıntıların geçici olduğunu ve Allah’a sığınarak insanın her zorluğu aşabileceğini hatırlatır. <strong>O,</strong> insanın içindeki <strong>karanlığı aydınlatacak</strong> olan şeyin <strong>ümit olduğunu anlatır.</strong></p>
<p>Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikten asla söz edilemez.</p>
<p>Âdem Nebi (as), semâsının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, “Nefsime zulmettim.” dedi ve dirildi. Şeytan ise, gönlünden akıtdığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu&#8230;</p>
<p>Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle engeller geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. <strong>Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar.</strong></p>
<p><strong>Ümitsizlik, şeytanın insanı saptırmak için kullandığı en büyük tuzaklardan biridir.</strong> Şeytan, insanı Allah’tan uzaklaştırmak için vesvese verir, onu umutsuzluk ve karamsarlığa sürüklemeye çalışır. Kur’an’da, şeytanın bu yönü şöyle ifade edilir: “Şeytan sizi <strong>fakirlikle korkutur ve size çirkin şeyleri emreder.</strong> Allah ise size kendisinden bağışlanma ve bolluk vaad eder.” <strong><em>(Bakara 268).</em></strong></p>
<p>Ümidin zıddı yeis, yani ümitsizliktir. Amele ve tâate muvaffak olamayanlar azaptan korkar, ümitsizliğe düşer.  Kur’an-ı Kerim, <strong>“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.<em>” </em></strong><strong><em>(Zümer 53)</em></strong> buyurmakta, böylece Allah’ın rahmet kapılarının sonsuz olduğunu ve hiçbir günahın bu kapıları kapatmaya yetmeyeceğini hatırlatmaktadır.</p>
<p>Bu ayet, müminlere en zor anlarda bile Allah’a olan inançlarını korumaları gerektiğini vurgular. Ümitsizliğe kapılmak, Allah’ın merhametini göz ardı etmek demektir ve İslam’da ümitsizlik, insanın kendi imanına zarar vermesi olarak görülür. Ne olursa olsun, Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek gerekir. Çünkü O’nun af ve merhameti, her şeyi aşkındır, bütün günahları içinde eritecek kadar engindir.  İmanın tam oturduğu bir kalbde ümitsizliğe asla yer yoktur.</p>
<p><strong>Aziz Müminler!</strong></p>
<p><strong>Ümit,</strong> işlenen günahlardan sıyrılmaya vesile olur. <strong>O,</strong> iyi şeyleri araştırma, güzel işler yapma, doğru yolda azim ve kararlılıkla yürüme konusunda önemli bir güç kaynağı ve büyük bir dinamiktir. Öyleyse insanlara hitap etme konumunda olanlar daima ümit soluklamalı, ümit yazmalı, ümit konuşmalı, hep ümitten bahsetmeli, çevresine ümit aşılamalıdırlar.</p>
<p>Ümit, içten yapılan bir dua; <strong>ümit edilen şey de</strong> kalpteki <strong>bir niyet</strong> gibidir. Allah bu dua ve niyeti alıp kabul eder ve onu bereketlendirir. O yüzden, <strong>duada olduğu gibi ümidi de umumileştirmek gerekir</strong>. <strong>Ümitler artıp yayıldıkça dua gibi kabule karîn hâle gelir. </strong>Hele bir de bunlar yazıyla, sesle, görüntüyle kayda geçerse daimî bir dua olur.</p>
<p>Öyleyse hep ümitle oturup kalkmalı ve bir an olsun <strong>Allah’ın affından, yardımından ümit kesmemeli. </strong>Allah’tan ümit kesenler, Ayetin ifadesiyle Allah’a inanmayanlardır. Bu söz, şu mânâya gelir: Ümitsizlik bir kâfir sıfatıdır. Mümin, ümitsiz olmaz. Çünkü o, kudreti ve rahmeti sonsuz Yüce Allah’a inanır, dayanır ve tevekkül eder.</p>
<p>“Ümitlerin darbelendiği bir dönemde <strong>en önemli babayiğitlik</strong>, başkalarına ümit kaynağı olup solmuş iradelere fer verebilmek ve gidilen her yere bir <strong><em>kâse</em></strong> <strong>ümit</strong> götürebilmektir.” Ümidi besleyen aktif sabra dayanıp her yer ve zeminde yapılması gerekenleri yapmak hakiki müminin vasfıdır.</p>
<p>Yıllardan beri zulme uğrayan sosyal bir hareket hakkında bir sosyolog şunları ifade eder; <strong>“Toplantılarınız devam ediyorsa, birbirinizle irtibatınız varsa, mali yardım da toplayabiliyorsanız, korkmayın bu iş devam eder”</strong> der.</p>
<p>Bir mümin her zaman ümit ile şahlanmalı, yakın çevresinden başlayarak etki alanına giren herkese ümit kaynağı olmalıdır. Mevcut iç karartıcı durumlara bakarak karar vermek ümitsizliğin en önemli sebeplerinden biridir. Hadiselere sadece sebep sonuç ilişkisi ile değil aynı zamanda hikmet perdesini aralamaya çalışarak bakmak gerekir. Hadiseleri her yönüyle okumaya, yani bütüncül görmeye çalışmak da ümidin en önemli saiklerindendir. Nice ümitsiz görünen hadiseler vardır ki ardından ümit dolu koridorlar açılmıştır.</p>
<p><strong>Gamı tasayı bırak iraden canlı ise, Ümit kaynağı ol, olabilirsen herkese.</strong> Kulak asma o çatlak sese… denmiştir.</p>
<p>Rahmeti sonsuz Rabbimizden niyazımız; ümitle her türlü zorluğu aşmayı bizlere ihsan buyursun.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/UMIT-HUTBE.11.04.25.docx">Cuma Hutbesi | Her Yerde Her Zaman Ümit</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/UMIT-HUTBE.11.04.25.pdf">Cuma Hutbesi | Her Yerde Her Zaman Ümit</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-her-yerde-her-zaman-umit/">Cuma Hutbesi | Her Yerde Her Zaman Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Ümit</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2023 11:50:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=34628</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ (Yusuf: 87) Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit-2/">CUMA HUTBESİ | Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ (Yusuf: 87)</strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Ümit</strong> hakkındadır.</p>
<p><strong>Ümit</strong> her şeyden evvel bir <strong>inanç işidir</strong>. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şey, bazılarınca harika zannedilmektedir. Aslında, <strong>ümit, azim ve kararlılık</strong>, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkaladeden sayarlar.</p>
<p>Fert, ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla, ümidini yitirmiş bir fert var sayılamayacağı gibi, ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.</p>
<p>Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi Kudreti Sonsuz’la münasebete geçer ve onunla her şeye yetebilecek bir güç ve kuvvete ulaşır. Bu sayede, zerre güneş; damla derya; parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu hâline gelir.<br />
Âdem Nebi (aleyhisselam), semasının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, “Nefsime zulmettim.” dedi ve dirildi. Şeytan ise, gönlünden akıttığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu…</p>
<p>Kur’an’da <strong>ümit, sağlam imanla, ümitsizlik ise küfür ile eş</strong> değerlendirilir. İlahî beyan, Yusuf süresinde ümit kahramanı olarak Hazreti Yakup’u söyle konuşturur; “… <strong>Ey oğullarım, gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf, 12/87)</strong>. O büyük Peygamber yıllar geçmesine rağmen ümidini hiç kaybetmemiş, ümitle şahlanmış ve çevresine de hep ümit dağıtmıştır.</p>
<p><strong>Her dönemde Şeytan ve avenelerinin ilk yaptığı şeylerden biri de ümidi kırmaktır</strong>; ümidi kırarlarsa imanı da zedeleyeceklerini bilirler. Bu yüzden Allah’ın insana verdiği sabrı geçmişe ve geleceğe harcamadan, sıkıntılı zamanlarda kullanıp sabırla ümidi beslemek önem arz etmektedir.</p>
<p>Her gönül eri ümitten bir meş’ale ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş; fırtınalarla pençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur. Kimisinde ümit bir Cûdî tomurcuğu, kimisinde İrem Bağları, kimisinde de Medine’leşen bir Yesrib hâline gelmiştir. Bu vadide her ümit kahramanı, aynı zamanda Hak katının azizi, halkın da bayrağı olmuştur.</p>
<p>Ümit ve azimle coşan bir Berberî köle, Herkül sütunlarına yeni bir nam getirmiş ve deniz aşırı ülkelerin efsanevî kahramanı hâline gelmiştir. Ve yine ümitle yıldırımlaşan genç bir serdar, çağlarla oynamış ve beşer tarihinde pek az insanın elde edebildiği yüceliklere ermiştir.</p>
<p>Bir de, her şeyin bittiği; milletin kaddinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, iman ve ümidin destansı bir hâl alması vardır ki; inancın derecesine göre, onu elde eden, kâinata meydan okuyabilir; elli bin defa çarkı, düzeni bozulsa sarsılmadan yoluna devam eder; yoklukta, varlık cilvesi gösterip ölü ruhlara can olur.</p>
<p>Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlanılıp sonradan onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hâli, o hepten yürekler acısıdır.<br />
Aslında gerçeği bulamamış ve ona dilbeste olamamış kimselerin başka türlü olmaları da mümkün değildir. Makama, mansıba ümit bağlamış; servete, sâmâna gönül vermiş ve gelip geçici, yıkılıp gidici şeylerle avunup durmuş kimselerin, er geç hüsrana maruz kalacakları muhakkaktır.</p>
<p>Solmayan renge, sönmeyen ışığa, batmayan güneşe dilbeste olan bir ruhtur ki; gecesi sabah aydınlığında, gündüzü Cennet bahçeleri gibi rengârenktir. Böylelerinin, karanlık bilmeyen ufuklarında güneşler kol gezer ve değişen mevsimler, farklı manzaraların büyüleyici meşherleri gibi birbirini takip eder durur. Veyahut her biri bir ulu ağaç gibi, semaya doğru ser çekmiş ve kök kök üstüne zeminin derinliklerine inmiştir ki; ne karın, dolunun şiddeti, ne de tipinin, boranın yakıp kavuruculuğu onları müteessir etmez. Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, <strong>bahar demez, yaz demez; hazan demez, kış demez, kucak kucak meyvelerle gelir</strong> ve o görkemli kametten bekleneni mutlaka yerine getirirler.</p>
<p>Bizim topyekün bir millet olarak, şuna-buna değil, <strong>dayanıp darılmayan, azmedip yılmayan ve hele ümitsizliğe asla kapılmayan yol göstericilere</strong>; hem de ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Kaybetmedik çünkü vazgeçmedik.</strong></p>
<p>Hevesle yola çıkıp hevâlarına göre aradıklarını bulamayınca, ya ümitsizliğe düşmüş veya Yaradan’la cedelleşmeye girişmiş onlar bizden, biz de onlardan fersah fersah uzak bulunmaktayız. Mamafih, feleğin geniş dairedeki çark-ı çemberi, hiçbir zaman, yerdeki bu sefillerin kokmuş felsefelerine ve bozuk hendeselerine göre cereyan etmeyecektir..!</p>
<p>Bin bir ümit tomurcuğunun tebessüm ettiği ve bin bir tohumun, toprağın altında kara düşecek cemreyi beklediği şu günlerde, ümitten mahrum gönüllere ümit dileklerimizle…</p>
<p>Önümüzdeki salıyı çarşambaya bağlayan gece Mevlit kandilidir. Mevlit kandilinizi kutlar, Efendimizin şefaatine nail olmayı Rabbimizden niyaz ederiz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/09/UMIT.HUTBE_.22.09.23-1.docx">ÜMİT.HUTBE.22.09.23  </a>(WORD)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/09/UMIT.HUTBE_.22.09.23-1.pdf">ÜMİT.HUTBE.22.09.23</a> (PDF)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit-2/">CUMA HUTBESİ | Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Ümit</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2022 17:49:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27817</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG Konu ile ilgili ayet ve hadis: يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَايْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَايْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ (Yusuf:&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit/">CUMA HUTBESİ | Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>Konu ile ilgili ayet ve hadis:</p>
<p>يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَاَخ۪يهِ وَلَا تَايْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَا يَايْـَٔسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ</p>
<p><strong><em>(Yusuf: 87)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong>بَدَأَ الإسْلَامُ غَرِيبًا، وَسَيَعُودُ كما بَدَأَ غَرِيبًا، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاء</p>
<p>قيل مَنْ هُم يا رسولَ اللهِ؟ قالَ (الذينَ يُصلِحُونَ ما أَفسَدَ الناسُ من سنَّتِي بعدِي) رواه مُسْلم والبيهقي</p>
<p><strong><em>(Müslim, iman,232)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em>Kıymetli kardeşlerim;</strong> bugün ümitle vazifelerimize devam etme üzerinde duracağız.</p>
<p><strong>Ümit;</strong> başımıza gelen musibetlerin neticesinde olumlu bir şeyin çıkabileceğine inancın tam olmasıdır. Tasavvufta ise “kulun ilâhî rahmetin genişliğine bakması, Rabbinin lütfunu kendine yakın hissetmesi, neticenin iyi olacağını düşünüp sevinmesi, celâli cemal gözüyle görmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Ümidin zıt anlamlısı yeis; karamsarlık, umutsuzluk ve şiddetli üzüntüdür. &#8216;Yeis&#8217;in bir diğer anlamı da vazgeçme demektir.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri de “Ye’s, mâni-i herkemâldir.” yani ümitsiz olma mükemmellik sürecinin önüne çekilmiş bir settir der.</p>
<p>Her dönemde Şeytan ve avenelerinin ilk yaptığı şeylerden biri de ümidi kırmaktır; ümidi kırarlarsa imanı da zedeleyeceklerini bilirler. Bu yüzden <strong>Allah’ın insana verdiği sabrı geçmişe ve geleceğe harcamadan, sıkıntılı zamanlarda kullanıp sabırla ümidi beslemek önem arz etmektedir.</strong></p>
<p><strong>Ümit, </strong>Hazreti Âdem’le (Aleyhisselam) yeis ise şeytan ile bütünleşen bir kavramdır. Hazreti Âdem ümidine sarılmış ve kazanmış, şeytan ise benliğine yenilmiş, insanları yoldan çıkarmak için ümitsizliği bir silah olarak kullanmıştır. <strong>Ümit kesici ifadelerde bulunmak, şeytanın fısıltılarından ibarettir. </strong></p>
<p>Kur’an’da <strong>ümit, sağlam imanla;</strong> <strong>ümitsizlik ise küfür ile eş </strong>değerlendirilir. İlahî beyan, Yusuf süresinde ümit kahramanı olarak Hazreti Yakup’u söyle konuşturur;</p>
<p>“… <em>Ey oğullarım, gidin, Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; zira kâfir kavimden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez</em>.” <strong>(Yusuf, 12/87).  </strong></p>
<p>O büyük Peygamber yıllar geçmesine rağmen ümidini hiç kaybetmemiş, ümitle şahlanmış ve çevresine de hep ümit dağıtmıştır.</p>
<p>Necip Fazıl, “Mümin sıkıştırılmış şeker gibidir, deryayı tatlandıracak güce sahiptir.” der.  Bir çay kaşığı maya, bir süt teknesini mayaladığı gibi bazen de bir kâse, bir okyanusa yetebilir. İnançla gerilmiş bir mümin çevresine vereceği ümitle okyanusları bile harekete geçirebilir.</p>
<p>Bir mümin her zaman ümit ile şahlanmalı, yakın çevresinden başlayarak etki alanına giren herkese ümit kaynağı olmalıdır. İç karartıcı durumlara bakarak karar vermek ümitsizliğin en önemli sebeplerinden biridir. Hadiselere sadece sebep sonuç ilişkisi ile değil, hikmet perdesini aralamaya çalışarak bakmak gerekir. <strong>Deme şu niçin şöyle</strong>,<strong> Yerindedir ol öyle</strong>,<strong> Bak sonuna seyreyle</strong> <strong>Mevlâ görelim neyler</strong>,<strong> Neylerse güzel eyler </strong>fehvasınca, nice ümitsiz görünen hadiseler vardır ki ardından ümit dolu koridorlar açılmıştır.</p>
<p>Her insanın ümidi, inancı nispetindedir. İman ve ümit birbirinin tamamlayıcısıdır. İmanın tam oturduğu bir kalpte ümitsizliğe yer yoktur. Bazen ümitsizliğin siyah bulutları etrafı kaplıyor ve hakikati göremiyorsak <strong>imanı tazelemenin zamanı gelmiş demektir</strong></p>
<p>Ümitli olma adına bir diğer sebep ise; Allah’ın (celle celâluhu), davasına yardım edenleri yolda bırakmamasıdır. İlahî beyanda bizlere anlatılan da budur. <strong>“<em>Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz</em>.”</strong> (Muhammed, 47/7)</p>
<p>Hicret esnasında efendimizi takip eden Müşriklerin sesinin duyulduğu o nurlu mekânda Sevr’de Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sıddık arkadaşına “<em><strong>Sen hiç tasalanma, zira Allah bizimle beraberdir</strong></em><strong>.”</strong> <strong><em>(Tevbe, 9/40)</em></strong> diyordu. Sebeplerin tesirsiz hale geldiği zamanlarda çaresizliklerimize çözüm yaratan <strong>Allah’a güven, Efendimizin en önemli ümit sebebiydi.</strong></p>
<p><strong>Muhterem Kardeşlerim!</strong></p>
<p>Zalimlerin zulümleri karşısında paniğe kapılmaya gerek yok. Hangi devirde zalimler uzun boylu payidar olmuştur ki bugünün zalimleri payidar olsunlar. <strong>Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur</strong> atasözü bu değişmez gerçeği, geçmişte yaşananların neticesi olarak ne güzel ifade etmektedir. Allah’a dayanıyor, güveniyor ve O’na karşı verdiğiniz sözü her an yeniliyorsanız yenilmezsiniz. Kimse sizin sırtınızı yere getiremez.</p>
<p>İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Gariplere müjdeler olsun!” dedikten sonra onların özelliklerini şöyle ifade ediyor: “Onlar ki elin âlemin fesat çıkardığı, bozgunculuk yaptığı bir dönemde bütün bozulmaları tamir ve ıslah eden kimselerdir.” Evet onlar, kalpleri, ruhları, duygu ve düşünceleri ıslah eder, düzeltirler. Bu işi yaparken de kimin ne dediğine aldırış etmezler. Birisi tükürük atmış, diğeri diş göstermiş, öbürü ısırmış; takılmazlar. Bilakis bunları yürüdükleri yolun hususiyetlerinden sayarlar. Saldıran, iftira atan, hakaret eden insanların ne dediğiyle gereğinden fazla meşgul olursak dünya kadar zaman israfına girmiş oluruz. Oysaki yapacak çok işimiz var, israf edecek bir saniyemiz bile yok.</p>
<p>Zaman ve emek harcadığımız işlerin rıza-i ilahîye muvafık ve insanlık adına yararlı olduğunu düşünüyorsak, sağdan soldan gelen toslamalar karşısında yol ve yön değiştirmeden duruşumuzu korumalı, yerimizde sapasağlam durmalı ve yaptığımız hizmetleri katlayarak devam ettirmeliyiz.</p>
<p>Ümitle coşan Peygamberler ve ümmetleri, her şeyin bittiğinin zannedildiği zamanlarda tekrar ayağa kalkarak şahlanmışlardır.</p>
<p>Badirelerin üst üste geldiği ifritten bir dönemde; Allah’a dayanıp ümidi besleyen aktif sabra sarılma, hikmete boyun eğme, reeli bırakmadan ideali hedefleme ve her zaman her yerde yapılması gerekenleri yapma, <strong>hakiki müminin vasfıdır</strong>.</p>
<p>“<em><strong>Ümitlerin darbelendiği bir dönemde en önemli babayiğitlik, başkalarına ümit kaynağı olup, solmuş iradelere fer verebilmektir</strong></em><strong>.</strong>”</p>
<p>“Sakın ye’se kapılma iraden canlı ise</p>
<p>Ümit kaynağı ol olabilirsen herkese!..”</p>
<p>Rabbimizden niyazımız; ümitvar olarak rızasını kazanma istikametinde, kulluk vazifelerimize devam edebilme imkân ve iradesini bizlere lütfeylesin</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/11/CUMA-HUTBESI-Umit.pdf">CUMA HUTBESİ &#8211; Ümit</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-umit/">CUMA HUTBESİ | Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sen mi yoksa ümidin mi yüreksiz! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/sen-mi-yoksa-umidin-mi-yureksiz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 04:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[ümid]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ashab-ı Kirâm’ın İman ve Ümidi *Allah Rasûlü’nün hayat-ı seniyyeleri ümit tablolarıyla doludur. Mesela, Hendek Müdafaası. Mü’minler karşısında teker teker tutunamayacaklarını anlayan kavim ve kabileler, Hicret’in 5. senesinde bir araya gelip&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sen-mi-yoksa-umidin-mi-yureksiz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sen mi yoksa ümidin mi yüreksiz! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ashab-ı Kirâm’ın İman ve Ümidi</p>
<p>*Allah Rasûlü’nün hayat-ı seniyyeleri ümit tablolarıyla doludur. Mesela, Hendek Müdafaası. Mü’minler karşısında teker teker tutunamayacaklarını anlayan kavim ve kabileler, Hicret’in 5. senesinde bir araya gelip tek vücut olmaya ve bu defa bütün güçlerini bir merkezde toplayıp Medine’ye öyle hücum etmeye karar vermişlerdi. Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz, durumdan haberdar olunca, ashabını toplamış, harp tekniği hakkında onlarla istişare etmiş, değişik teklifler arasında Hazreti Selman-ı Farisî’nin fikri Peygamber Efendimiz’in düşüncesine muvafık gelince düşmanın taarruz etmesinin muhtemel olduğu yerlere hendekler kazılmasına ve böylece müdafaa harbi yapılmasına karar verilmişti.</p>
<p>*Rehber-i Ekmel Efendimiz, ashabıyla beraber hendek kazmaya başlamıştı. Bir aralık büyükçe bir kaya çıkmıştı karşılarına; Ashab-ı Kiram’dan güçlü kuvvetli insanlar bile o kayayı parçalayamamışlardı. Onlar, en küçük dertlerini dahi Allah Rasûlü’ne söylerlerdi; bu büyük kayayı da O’na haber verdiler. İnsanlığın İftihar Tablosu, manivelası elinde geldi ve onunla taşı parçalamaya başladı. O, manivelasını indirdikçe taştan kıvılcımlar fışkırıyor.. ve sanki aynı esnada Allah Rasûlü’nde de vahiy ve ilham kıvılcımları çakıyordu. Her vuruşta bir müjde veriyordu: “Bana şu anda Bizans’ın anahtarları verildi. İran’ın anahtarlarının bana verildiğini müşâhede ediyorum… Bana Yemen’in anahtarları verildi; şu anda bulunduğum yerden San’â’nın kapılarını görüyorum.”</p>
<p>*Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz, asla parçalanmaz gibi görülen büyük devletlerin fethini müjdelediği o esnada karşısındaki 24.000 kişilik tam donanımlı düşman ordusuna karşı sadece 3.000 Müslümanla müdafaa harbine hazırlanıyordu. Fakat dünyevi ölçüler açısından insanı dehşete düşürmesi beklenen o anki şartlar Peygamber Efendimiz’i tesiri altına alamadığı gibi, mü’minlerin de ancak imanlarını artırıyordu. İman ve ümit idi bu. Böyle bir atmosfer içerisinde, İnsanlığın İftihar Tablosu, dünyanın iki süper gücünün tarumar olacağı bişaretini veriyordu, Allah’ın bildirmesiyle. O yüksek imanıyla, o bütün insanlığa dağıtılsa herkesin Firdevs’e girmesine yetecek kadar mükemmel imanıyla bişaret veriyor ve sahabe-i kiram efendilerimiz de o iman ve ümitle şahlanıyorlardı. Sen mi yoksa ümidin mi yüreksiz!..</p>
<p>*Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Kim bilir, belki de hasımlarınız sizi ye’se atıp ellerinizi kollarınızı bağlamak için uğraşıyorlardır. İnşaallah, siz Kur’an’ın ve evrensel insanî değerlerin elmas düsturlarına sarılarak, insanların gönüllerini fethetme mevzuunda sarsılmayan bir ümitle, hep ileriye doğru yürüyeceksiniz. Allah’ın izni ve inayetiyle, içteki hasetçileri aşacaksınız; dıştaki muhtemel tehlikelere ve badirelere de takılmadan yol alacaksınız.</p>
<p>*Merhum M. Akif’in ifadeleriyle noktalayalım: “Ey dipdiri meyyit! ‘İki el bir baş içindir.’ Davransana… Eller de senin, baş da senindir! Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki süreksiz? Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sen-mi-yoksa-umidin-mi-yureksiz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sen mi yoksa ümidin mi yüreksiz! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümide Sarıl Sımsıkı&#8230; &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/umide-saril-simsiki-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 07:09:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25864</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zahiren yenilgi gibi görünen, ağır darbelere maruz kalınan günlerde mümine düşen nedir? Sızlanmak, şikayet etmek, atf-ı cürümlerle musibeti ikileştirmek mi; yoksa bunları bitirdik diyenlerin karşısına aşkla şevkle yeniden bir daha&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umide-saril-simsiki-ismet-macit/">Ümide Sarıl Sımsıkı&#8230; | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zahiren yenilgi gibi görünen, ağır darbelere maruz kalınan günlerde mümine düşen nedir? Sızlanmak, şikayet etmek, atf-ı cürümlerle musibeti ikileştirmek mi; yoksa bunları bitirdik diyenlerin karşısına aşkla şevkle yeniden bir daha dikilip mücadele azmini kamçılamak mı?</p>
<p><em>‘Allah günleri insanlar arasında döndürür durur’</em> hakikati Kur’an’da ayettir ve müminlere çok ince mesajlar fısıldar. Düşebilirsiniz, sürçebilirsiniz, muvakkat hezimetler de yaşayabilirsiniz. Güneş bir gün size galebe çalan hasmınızın üzerine diğer doğar başka bir zaman o düşmanın yerinde yeller eser…</p>
<p>En ağır günlerde bile ümitsizliğe düşmeme, sarsılsa bile yıkılmama bir mümin vasfıdır…</p>
<p>Uhud harbinde Müslümanlar “geçici” bir hezimet yaşamış, başta Hz Hamza olmak üzere ciğerparelerini Uhud’un eteklerine bırakıp Medine’ye dönmüşlerdi. Allah Rasulü (sav) Uhud’un ertesi günü bir önceki gün Uhud’da olanlarla Kureyş ordusunu takibe koyulmuştu. Hamra-ül Esed dağının eteklerine geldiğinde her kişinin bir ateş yakmasını emretmiş ve düşmana ‘yıkılmadık’ mesajı verirken; demoralize ashabını moralize etmiştir… Ateşleri gören Ebu Süfyan bunları dün yendik, yarım yamalak bir galibiyet aldık bunu mağlubiyete çevirmeyelim diye düşünerek Mekke’nin yolunu tutmuştu.</p>
<p>Allah Rasulü (sav) müminlerin; ümitsiz, bedbin, bitkin görülmelerini asla istemezdi. Bir taraftan kadere teslim olmanın hakkını verirken diğer taraftan sebeplere riayet edip o günün toplum telakkisi ve hakikatleri ne ise ona göre hareket ederdi. Şüphesiz O’ndan (sav) alınacak, hayatında çıkarılacak oldukça önemli dersler vardır her şeye ve sıkıntıya rağmen koşturmaya devam eden Hizmet erleri için…</p>
<p>Hicret&#8217;in 7. yılında Kaza Umre&#8217;si için Mekke&#8217;ye gelmişti 1600 arkadaşı ile Allah Resulü (sav). Müşrikler bir gözcü gönderip müslümanların hallerini öğrenmek istemişlerdi. Gözcü Mekke&#8217;ye dönüp müslümanların hallerini güle güle istihza ede ede Kureyş&#8217;in ulularına anlatmıştı. &#8220;Müslümanlar zayıf, bitkin, hasta, yorgun ve perişan haldeler&#8221; demişti. Kureyş uluları ise çıkalım Dar-ün Nedve&#8217;nin damına ve müslümanların zayıf perişan hallerine gülelim demişlerdi. Cebrail bu durumu Efendimize (sav) haber verince Efendimiz (sav) Mescid-i Haram&#8217;a girerken şöyle buyurmuştu: <em>“Ey mümin erkekler ihramlarınızı sağ kollarınızın altından alın (ızdıba) ve hızlı çabuk adımlarla canlı yürüyün (remel) ki bugün heybetli görünüp canlı yürüyene Allah ahirette merhamet edecek.”</em> İşte böyle bir yürüyüşün, canlılığın, ümidin, aşkın, şevkin adıdır hizmet adına gösterilen her gayret.</p>
<p>Ne güzel söyler sadakat âbidesi Zübeyr Gündüzalp abi bir nur talebesine yazdığı mektupta: <em>“Çöllere sürülürsen, kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülürsen, vücut ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak. Yakacaklar, yıkacaklar. Sen bunu sabırla seyredeceksin! Karanlık zindanlara atarlarsa, ışık; paslı vicdanları görürsen, ümit; imansız kalplere rastlarsan, Nur vereceksin. Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahkûm olacaksın. Ve buna şükredeceksin!</em></p>
<p>Asrın dertlisi Hocaefendi, hizmet insanını anlatırken ümidi, aşkı-şevki adeta ilk sıraya koyar:</p>
<p><em>“Hizmet insanı…..müesseseleri yıkılıp plânları bozulduğu ve birliği dağılıp kuvvetleri târumâr olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli; yeniden kanatlanıp zirvelerde pervaz ettiği zaman da mütevâzi ve müsamahalı.. bu yolun sarp ve yokuş olduğunu baştan kabul edecek kadar rasyonel ve basiretli; önünü kesen cehennemden çukurlar dahi olsa, geçilebileceğine inanmış ve himmetli.. uğruna baş koyduğu dâvânın kara sevdalısı olarak, cânı-cânânı feda edecek kadar vefalı ve geçtiği bu şeylerin hiçbirini bir daha hatırına getirmeyecek kadar da gönül eri ve hasbî olmalıdır.”</em></p>
<p>Evet bugün bu meşaleyi yıllar önce tutuşturalar çile ve ızdırabın pençesine inim inim inliyorlar. Dışarıda olanlar bu çilekeş insanlarla sanki aynı koğuşta birlikte üşüyor, birlikte titriyorlar. Analar rahat rahat emzirirken yavrularını anne sütünden mahrum bırakılan yavrular akıllarına gelince gözyaşları damlıyor yavrularının yüzüne&#8230; Ama bir olimpiyat meşalesinin taşınması gibi elden ele ulaşan bu emaneti uzatırken tüm dünyaya Anadolu&#8217;nun vefakar, cefakar, çilekeş insanı; <em>“alın bu meşaleyi sakın düşürmeyin zira biz bu çileyi ömrümüzü vakfettiğimiz ışıktan yarınlar için çekiyoruz”</em> diyorlar adeta.</p>
<p>Kıyamet kopuyor da olsa elinizdeki fidanı dikin diyen Allah Rasulü&#8217;nün (sav) kutlu emrine binaen geleceğin ümit tohumlarını kızılca kıyamete rağmen dünyanın dört bir tarafında adı başka şekli başka projelerle o mümbit topraklara saçmaya devam edenlere, bu işi Anadolu&#8217;da başlatıp bu meşaleyi dünyaya taşıyın diyen ve şimdilerde “akrebin kıskacında yoğrulan” binlerce vicdan işçisine selam olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umide-saril-simsiki-ismet-macit/">Ümide Sarıl Sımsıkı&#8230; | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit, bizim bahçenin bir gülüdür &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/umit-bizim-bahcenin-bir-guludur-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2022 08:47:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<category><![CDATA[Said-i Nursi Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malumunuz olduğu üzere Üstad Bediüzzaman’ın “Hutbe-i Şamiye” adıyla Emevi Camisinde verdiği meşhur bir hutbesi vardır ki o hutbede âlem-i İslâmı felç eden altı hastalıktan bahseder. Onlardan biri de “yeis”dir. Sonra&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-bizim-bahcenin-bir-guludur-recep-atici/">Ümit, bizim bahçenin bir gülüdür | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Malumunuz olduğu üzere Üstad Bediüzzaman’ın “Hutbe-i Şamiye” adıyla Emevi Camisinde verdiği meşhur bir hutbesi vardır ki o hutbede âlem-i İslâmı felç eden altı hastalıktan bahseder. Onlardan biri de “yeis”dir.</p>
<p>Sonra da “hayatım boyunca tecrübe ettiğim şeylere dayanarak şu sonuca vardım” diyerek reçetesini yazar. Onun yazdığı reçeteyi özet halinde verdikten sonra bir yere gelmek istiyorum. Biraz sabrınızı zorlayacağım. Şimdiden özür dilerim.</p>
<p>Üstadımız diyor ki:</p>
<p>“Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş ve yüksek ahlâkımızı öldürmüş. Umumun menfaatını bırakıp şahsi menfaatımıza nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, mânevî kuvvetimizi kırmış. Hatta bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannederek neme lâzım der…</p>
<p>Madem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor. Biz de o katilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz. “<em>Rahmet-i İlâhiye’den ümidinizi kesmeyiniz</em>.” (Zümer, 39/53) kılıcıyla o yeisin başını parçalayacağız. “<em>Bir şey bütünüyle elde edilmezse, bütünüyle de terk edilmez</em>.” hadisinin hakikatiyle belini kıracağız inşaallah. İla ahir&#8230;”</p>
<p>Evet, ‘bundan sonra ne diyeceksin, merak ettik işin doğrusu’ diyenlerin sabrını zorlamadan söyleyeyim. Malumunuz olduğu üzere Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, 17 Mart 2022 tarihinde AB-Türkiye ortak Parlamento Komisyonu’nda Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin de olduğu bir ortamda Türk hükümetini hatırı sayılır uzun bir konuşmayla çok ağır bir şekilde eleştirmiş. Konuşmanın hepsini burada irdeleyecek değilim.</p>
<p>Onun yapmış olduğu konuşmadan benim bu yazıya mevzu yapmak istediğim bölüm şurası. Diyor ki: “<em>Biz darbeden bir ay sonra Türkiye’yi 4 meslektaşımla ziyarete gittik. Meslektaşlarım bana Türk hükümetinin nasıl oldu da darbeden bir gün sonra darbeye karışmış olan 24 bin kişinin listesini çıkarabildiğini sordu. Çünkü bu insanlar biliniyordu, çünkü bu kişileri hükümet devletin makinesine soktu. Peki, Gülen hareketi ne zaman terörist oldu? Darbe gecesi mi? Ergenekon ve Balyoz davalarında mı? İktidar tarafından devlet mekanizmasına sokulduğunda mı? Gülenistler ne ara terörist oldu?”</em></p>
<p>Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörünün yaptığı bu sert eleştirilerden sonra bir çoğumuz, “<em>Acaba bu eleştiriler, Türkiye’deki surlarda bir gedik açar mı?</em>” diye ümide kapıldı. Belki birazda olmasını istediğimiz şeyin etkili bir organ tarafından dile getirilmesi hepimizde bir ümit hasıl etti. Bu yüzden yeis meselesiyle yazıya giriş yaptım.</p>
<p>Hani hatırlarsanız Mekke’de, Kureyş’in ileri gelenleri; İslam’ı ortadan kaldırmak amacıyla akrabalık bağlarını hiçe sayan, vicdanları kanatan, insanlık dışı kararlar alarak Müslümanlara boykot ilan etmişlerdi. Boykot döneminde yaşananları siyer tarihine havale ederek, burada boykotu kıran insanlardan bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Peygamberliğin yedinci yılında başlayan bu vahşi zulüm tam üç yıl devam edince artık değil Müslümanlar, insaf sahibi bazı müşrikler dahi bu zorbalığa tahammül edemedi. Ancak bu insanlar seslerini çıkaramıyor, Ebû Cehil ve diğer Kureyş liderlerine muhalefet etmekten, onları karşılarına almaktan korkuyorlardı. Bu zulmü kaldırmaya cesaret eden ilk yiğit Hişâm b. Amr oldu. Hişâm, boykotun başından itibaren Müslümanlara yardım etmeye çalışıyor, bu uğurda pek çok tehlikeyi göze alıyordu. Hişâm, daha sonra sırasıyla Mut&#8217;im b. Adiyy, Ebû&#8217;l- Bahteri b. Hişâm ve Zem&#8217;a b. Esved’le görüşerek bu ambargonun kaldırılması için birlikte hareket etmeye onları da ikna etti. Ancak burada dikkatinizi çekmek istediğim esas mesele şudur. Bu boykotu kaldırmak üzere bir araya gelen insanların her biri birer kabile reisi olup aynı zamanda müslüman da değillerdi.</p>
<p>İşte Siyer tarihindeki bu örnekten yola çıkarak bende şuna ümit ediyorum. Acaba inanç bakımından müslüman olmayan ve medeni dünyada kabile yerine farklı devletlerden oluşan bu Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörünün sert eleştirileri Türkiye’de mevcut boykotu kırar mı?</p>
<p>Hem niye ümit etmeyeyim ki? Benim Rabbim, Hz. Yâkub’un ağzıyla bana; “<em>Allah&#8217;ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah&#8217;ın rahmetinden ümidini kesmez</em>.” (Yusuf, 12/87) buyuruyor. Mü’min olmamın gereği elbette gelecekten ümitliyim. Ancak Cenab-ı Hak, yeryüzünde yarattığı her şeyi -sebepsiz yaratabilecekken- sebepler dairesinde yaratıyor. Avrupa Parlamentosu da bu boykotun kırılması adına bir sebep olamaz mı?</p>
<p>M. Akif, “<em>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar, Me&#8217;yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar.”</em> diyor. Ümit, bizim bahçenin bir gülüdür. Dikenleri olsa da koklamaya değer bence.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-bizim-bahcenin-bir-guludur-recep-atici/">Ümit, bizim bahçenin bir gülüdür | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit Ufku</title>
		<link>https://hizmetten.com/umit-ufku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 06:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22586</guid>

					<description><![CDATA[<p>İmanlarımız ve ümitlerimizle dopdolu, irade ve azimlerimizle yay gibi gergin, hülyalarımızla yarınların yemyeşil yamaçlarına sarkmış, tatlı bir rûhi temâşânın çağrıştırdıklarını şuurlarımızın lisanına dökerek bir kere daha gelecek diyoruz. Mânâ ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-ufku/">Ümit Ufku</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İmanlarımız ve ümitlerimizle dopdolu, irade ve azimlerimizle yay gibi gergin, hülyalarımızla yarınların yemyeşil yamaçlarına sarkmış, tatlı bir rûhi temâşânın çağrıştırdıklarını şuurlarımızın lisanına dökerek bir kere daha gelecek diyoruz. Mânâ ve ruhla mamur bir kökün; fil dişinden, sadeften, inciden, mercandan, billurdan inşa edilmiş bir geçmişin; sırmadan, şaldan, ipekten, atlastan, canfesten örülmüş bir kültürün üzerindeki sis bulutlarının aralandığını, sihirli bir dünyanın uzaktan gözlerimize, gönüllerimize büyüler çalıp geçtiğini âdeta müşahede ediyor ve insiyaklarımız itibariyle, tıpkı mızrabını yemiş bir bam teli gibi ruhlarımızda ürpertiler hasıl edecek olan heyecanlı günlerin arefesinde bulunduğumuz velvelesini duyar gibi oluyoruz.</p>
<p>Biraz realite, biraz da hayal, yürüyoruz yarı tekye, yarı mektep koridorlarında; yarı medrese, yarı kışla komplekslerinde, yarı his, yarı mantık yamaçlarında, yürüyoruz ve gönlümüze göre geçmiş-gelecek zamanların şiirini, mûsıkisini ve âhengini yaşıyoruz. Kalplerin yumuşayıp tamamen iyilik kesileceği, hislerin tıpkı deryalar gibi buhar buhar yükselip çiy noktasına ulaşacağı, gözlerin bulutlardan daha cömert hale geleceği, toprağın hayatla köpürüp renkleneceği, yeryüzünün kuş yuvaları gibi huzur ve sevgiyle tüteceği, duyguların melekleşeceği ve insanların ruhanilerle at başı hale geleceği ümidiyle, yolda olmanın bütün icaplarına riayet ederek, inançlı ve pürneşe yürüyoruz hayatı bir kere daha duyabileceğimiz ufuklara.</p>
<p>Zaten şimdilerde, geçmiş ve geleceğin birbiriyle kucaklaşacağı; hâlin, bu iki mübarek zaman dilimine dert dökeceği ve ütopyalara ilham kaynağı olacak mekânın o mutlu koyunda, bir zamanlar yitirdiğimiz cennetlere ermenin sevinç neşideleri besteleniyor.. eşya, varoluş gayesinin hikmetlerini mırıldanıyor.. ay, güneş ve yıldızlar eski hatıraları hikâye ediyor.. öteler o mutlu günlere tebessümler yağdırıyor.. ve her yanda tasavvurlarımızı aşan şehrayin hazırlıkları yaşanıyor. Görünüş ve ruh enginlikleri davranışlarından, sükût ve imanları beyanlarından daha üstün, zamanüstü tasavvurlarıyla sonsuza açılmış ruhların konup kalktığı bu iklim, bir muhalif rüzgâr esmez ve her şeyi harman gibi savurmazsa Allah&#8217;a sığınalım esmesin ve savurmasın!- bu zamanî ada, var olduğu günden beri insanoğlunun aradığı ada olacaktır; çevresindeki rıhtımları, limanları ve rampalarıyla insanları ebediyete taşıyan ada.Evet, şu anda bile çevremizdeki eşyayı, içinde var olup geliştiği tarihin bir parçası olarak kurcalayıversek, her şey nutka gelip konuşacak ve bize gelecek adına neler ve neler anlatacaklar. Evet biz, bize ait zamanı, üzerinde anahtarı kurulma bekleyen bir saate veya hareketsiz bir sarkaca benzetebiliriz. Durgun fakat potansiyel bir hareket kaynağı olan bu zamanüstü zaman, zembereğinin azıcık sıkışması veya sarkacın hareket ettirilmesiyle balans sağa-sola gelip gitmeye başlayacak ve akrep-yelkovan start almış maratoncular gibi hemen harekete geçerek bize talihlerimizin takvimini söyleyecektir. Hatta denebilir ki, bize ait zaman şu anda dahi, geçmişe doğru köküyle bütünleşme, geleceğe doğru kendine yeni ufuklar arama hareketine geçti bile. Hikmet buudlu, âheste, ritmik ve peşi peşine baharlar vaadeden harekete.. tıpkı mûsıkiden derin bir eda, engin bir söyleyiş ve iç çekişlere benzeyen nağmeler gibi ses çıkaran bir harekete.</p>
<p>Bu hareketin temel dinamiği iman ve ümit, devamının teminatı da onun akli, mantıki ve hissi boşluklara meydan verilmeden peygamberâne bir hususiyet ve peygamberâne bir azimle sürdürülmesidir. Gerisi bizi alâkadar etmez; alâkadar ediyor gibi tavırlara girmek Rabbimize karşı sû-i edeptir. Zaten halihazırda olanları ve dünden bugüne hayatiyetlerini sürdüren dinamiklerin tasavvurlarüstü müessiriyetlerini düşünecek olursak, en küçük sebeplerin nelere vesile olduğunu ve en küçük gayretlerin ne büyük bedellerle mükâfatlandırıldığını görür ve hayrete düşeriz. Düşünün ki, bize ait değerler, zamanın insafsız dişleri arasında onca çiğnenmesine ve zamânelerin kahr u tedbirine rağmen selâmetle gelip asrımızın sahiline ulaşabiliyor ve biz de kendi medeniyet unsurlarımız, kendi kültür elemanlarımız diye onları hemen alıp değerlendirebiliyoruz, hem de milletin duygu ve düşünce yamaçlarında serpilip geliştikleri çağlardaki tazelikleriyle alıp değerlendiriyoruz: Kimi neyle semâa kalkmaya hazırlanan bir Mevlevi gibi, kimi halka-i zikirde konsantrasyonunu tamamlamış bir serzâkir gibi, kimi cihanın kapılarını açmaya zorlayan bir cihangir gibi, kimi de dünyaları aydınlatmaya namzet bir ilim, irfan meşalesi gibi.. evet bir kere, hayallerimizde, o sihirli dünyaya fazla değil yarım adım atıversek, tarihi tevarüslerimiz, bir bölümüyle bize İbn Haldun gibi konuşacak; diğer bir bölümüyle Evliya Çelebi gibi hikâyeler anlatacak; Bâki gibi bizleri söz zirvelerinde dolaştıracak; Şeyh Galip gibi şiirleştirilen ruh ve mânâ ikliminden bizlere demet demet güller sunacak; Fuzûli gibi gönüllerimizi şiirin girdaplarında seyahat ettirecek; Nedim gibi duygularımızı nazmın fevvârelerine bindirerek nefislerimize havâilikler yaşatacak; Mevlânâ gibi derinlik, Yunus gibi sadelik, âkif gibi samimiyet, Yahya Kemal gibi şiir soluklayacak.. Osman, Orhan ve Hüdâvendigâr gibi cihad ve gazâ ruhundan nağmeler mırıldanacak; Fatih ve Yavuz gibi devletler muvâzenesinde yerimizi almaya yürümenin âdâp ve erkânını öğretecek.. hâsılı, çok sesli bir koro gibi bin senelik tarihimizin usârelerini getirip gönüllerimize boşaltacaktır.</p>
<p>Bu ruh ve mânâ atmosferinde tabiatı düzene sokulmuş, şehirlerinin, kasabalarının, köylerinin mimari durumu bir kere daha gözden geçirilmiş, fertleri, iman, aşk, vefa, ilim, sanat ve ahlâk gibi insani değerlerle donatılmış bu dünya, yakın bir gelecek itibariyle, samimiyetle çarpan şen gönüllerin durağı, gerçekleşmiş milli emellerin meşheri, en engin muhabbet ve aşkların ırmağı, sanat ve sanatseverliğin otağı, iltifatlarla göğeren marifetlerin ummanı, çiçeğinin sözünü yerine getiren meyvelerin bahçesi-bağı, beklentilerinde çevrelerini yanıltmayan hasbilerin son durağı, yürekleri birbirine karşı sımsıcak atan eşlerin, babalarına karşı saygıyla iki büklüm evlatların, evlatlarına karşı şefkatle tir tir titreyen ebeveynin vatan-ı aslisi, ikâmetgâhı, hiç olmazsa uğrağı haline geleceğinde şüphe yok.</p>
<p>Evet burası bir gün, herkesin birbirini kendi gönlüne göre tartıp, tanıyıp, davrandığı, rûhi-bedeni, dünyevi-uhrevi görüp gözettiği, nasihat ve morale ihtiyaç hissettiğinde birbirini hayırhahlıkla kucakladığı, yararlı sükûtları ve faydalı konuşmalarıyla birbirinin hissiyatına saygılı olduğu, şuurlu alâkaların, sımsıcak hüsn-ü niyetlerin ruhları coşturduğu üfül üfül insanlık esen öyle bir koy haline gelecektir ki, orada yaşama bahtiyarlığına erenler, orayı, dünya ve cennet ortası, her yanıyla bütün kirlerden arınmış, bütün sefaletlerden temizlenmiş; maddiyâtı, mânevi ve ruhâni şeylerden, malzemesi gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve tasavvurların ulaşamadığı madde ötesinden sürekli ruhların uçuştuğu bir âlem olarak duyacak ve talihlerine tebessümler yağdıracaklardır.</p>
<p>Hiç şüphesiz böyle bir dünyada, tabiat daha ruhâni.. ovalar-obalar daha bir uhrevi âsûdelik içinde.. yalnızlık aynı vuslat.. her şey birbirine karşı sımsıcak ve cana daha yakın.. hisler daha derin ve duyuşlar daha bir bekâ buudlu olacaktır; atkıları ve kanaviçesi ruh ve mânâdan alınan böyle bir dünyada ömürler daha rantabl yaşanır; aşk u şevk gönüllerde birer humma gibi duyulur; her şey inanmış insanların simaları gibi parıldar ve yer yer çevreyi saran karanlıklar gözlerin karası gibi ışığın en önemli rüknü haline gelir.</p>
<p>Böylesine içli, hülyalı ve şevkle tüten bir dünyayı, onun ruhundaki bir büyüyle, sanki içinde bulunduğumuz bu âlemde herhangi bir yere değil de, inançlarımızın enginliğinde duyduğumuz bir ülkeye, bir saadet ülkesine, seyahat ediyor gibi yürürüz şevk ü târâbla bütün bir yol boyu.. yürürüz gönül bağladığımıza O&#8217;nun gösterdiği çizgide ve O&#8217;na ulaşma gayreti içinde. Ümitlerimizle O&#8217;na dayanarak; beklentilerimizi O&#8217;nun lütuf bahçelerinden dererek. Her şeyi olduracak, her şeye erdirecek O ise ümitsizlik de ne demek? Gül bahçesinde dikenden bahsetmek ayıp olmaz mı? Tâvusun tüyleri arasına saksağan kuyruğu sokuşturmak da niye?.</p>
<p>Bizler O&#8217;nun kapısında boynu tasmalı kapıkullarıyız O bizleri bu duygudan ayırmasın gayemiz de kendisini bize tanıtmasının vefa borcunu eda etmektir. Sığındığımız kapı O&#8217;nun her zaman, herkese açık olan kapısıdır. Kapının önündekilere el uzatıp, onları içeri alacak ve gönülden-sırdan geçen bir uzun yolculuktan sonra her şeyi farklı görüp, farklı duyacağımız vuslat koyuna ulaştıracak da yine O&#8217;dur.</p>
<p><strong><span class="source13">Sızıntı, Eylül 1995, Cilt 17, Sayı 200</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-ufku/">Ümit Ufku</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman ve Ümidin Kazandırdıkları</title>
		<link>https://hizmetten.com/iman-ve-umidin-kazandirdiklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2021 21:24:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Son yıllarda yaşanan bir kısım amansız ve insafsız hâdiseler, inanan gönüllerin geleceği karanlık görmelerine ve ümitsizliğe düşmelerine sebep olabiliyor. Gelecekle ilgili düşünceleriniz ve beklentileriniz nelerdir? Cevap: Geleceği mutlak anlamda sadece Allah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-ve-umidin-kazandirdiklari/">İman ve Ümidin Kazandırdıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> Son yıllarda yaşanan bir kısım amansız ve insafsız hâdiseler, inanan gönüllerin geleceği karanlık görmelerine ve ümitsizliğe düşmelerine sebep olabiliyor. Gelecekle ilgili düşünceleriniz ve beklentileriniz nelerdir?</p>
<p><strong>Cevap: </strong>Geleceği mutlak anlamda sadece Allah bildiği için bu konuda dile getirilen her türlü tahmin sadece şahsî hislerin ve sübjektif kanaatlerin dile getirilmesinden ibaret görülmelidir. Yoksa bir mü’minin iddiayla ve kehanetle işi olamaz. Dolayısıyla biz, tarihteki ve günümüzdeki bir kısım hâdiselerden yola çıkarak gelecekle ilgili yorum ve analizler yapsak da bunlar hiçbir zaman kesin ve objektif bilgiler olmayacaktır. Öncelikle bu hususun hatırda tutulmasında fayda vardır.</p>
<p>Bu kısa hatırlatmayı yaptıktan sonra ifade etmeliyim ki, ben ne Türkiye’nin ne de Hizmet hareketinin akıbetini hiçbir zaman karanlık görmedim. Çevremde sadece üç-beş insanın bulunduğu dönemlerde bile bu ümidimi hep canlı tuttum. Zaman zaman karışıklıklar olabilir, bir kısım hercümerçler yaşanabilir. Samimi mü’minler bir kısım despotların zalimce muamelelerine maruz kalabilir. Zulmün paletleri altında ezilebilir. Fakat eğer -Akif’in ifadesiyle- Allah’a inanmış, sa’ye sarılmış ve hikmete râm olmuşsanız hiç endişe yaşamamalı ve ümitsizliğe düşmemelisiniz. Zira siz endişe etmeye, korkmaya ve ümidinizi kaybetmeye başladığınız anda, beraber yürüdüğünüz insanlarda paniğe sebebiyet verir, onları fikir dağınıklığına düşürür ve tereddüde sevk edersiniz. Sonrasında da kaymalar ve dökülmeler başlar.</p>
<h3>Niyet ve Maksadın Doğruluğu</h3>
<p>Bir mü’min için asıl önemli olan husus, girdiği yolun ve yöneldiği hedefin doğruluğudur. Eğer siz, Zât-ı Ulûhiyet’i bütün dünyaya doğru bir şekilde duyurmaya çalışıyor, eğitim ve hoşgörü vasıtasıyla bütün dünyada sulh ve selametin hâkim olması için gayret ediyor ve yaptığınız bütün hizmetleri de sadece Allah rızasına bağlıyorsanız doğru yoldasınız demektir. Bu, insanı Cennet’e götürecek, rıza ve rıdvana ulaştıracak bir yoldur. Gerisi sizi çok alâkadar etmemelidir. Çünkü siz daha baştan bu niyetiniz, maksadınız ve gayretinizle kazanmışsınız demektir. Bunun ötesinde sizin bu gaye-i hayalinizin gerçekleşmesi, yapılan hizmetlerin meyve vermesi Cenâb-ı Hakk’ın bileceği bir iştir.</p>
<p>Bazen Allah Teâlâ i’lâ-i kelimetullah yolundaki gayretlere büyük kazançlar ihsan eder. Bazen de bilemediğimiz bir kısım hikmetlere binaen yapılan hizmetlerin karşılığını arzu ettiğimiz şekilde göremeyebiliriz. Birinci durumda mü’minlerin elde ettikleri başarıları sahiplenmeleri ve kendilerinden bilmeleri ne derece yanlışsa, ikinci durumda da onların karamsarlık ve ümitsizliğe düşmeleri o kadar yanlıştır. Çünkü bize düşen vazife, gaye-i hayalimizi gerçekleştirme adına sebeplere riayet etmektir. Sonuçları yaratmak ise Allah’a aittir.</p>
<p>Öte yandan ümitsizlik, Hz. Pir’in de ifade ettiği üzere, yüce gayelere ulaşmanın önünde büyük bir engeldir. Mehmet Akif de ye’sin nasıl bir bela olduğunu şu ifadeleriyle anlatmıştır:</p>
<blockquote><p>Ye’s öyle bataktır ki düşersen boğulursun,<br />
Ümide sarıl sımsıkı, bak ne olursun.<br />
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar,<br />
Me’yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar.</p></blockquote>
<p>Bu yüzden geleceği karanlık görmek, geleceği gerçekten karanlık hâle getirebilir ve kemalâta giden yolları yürünmez kılabilir.</p>
<p>Evet, pek çok âyet ve hadisin de müjdesiyle biz inanıyoruz ki gelecek aydınlıktır. Yaşanan bela ve musibetler ise bu aydınlık geleceğe ulaştıran yoldaki gelip geçici bir kısım fırtınalardır. Bu itibarla yeryüzünü Ye’cüc ve Me’cüs sarsa, bunlar her şeyi tarumar etse, yıkmadık ve devirmedik hiçbir şey bırakmasalar bile, Allah’ın izni ve inayetiyle, biz yine de sonunda bir tamir ve ıslahın vuku bulacağına inanırız/inanmalıyız. Bizim ayakta durabilmemiz, yolumuzda yürümeye devam edebilmemiz ve böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilmemiz adına böyle bir iman ve ümit çok önemli birer güç kaynağıdır.</p>
<p>Ebu Süfyan, Mekke fethedildiğinde bir sahabenin o günkü hâline bakıyor, bir de işin bidayetini düşünüyor; Peygamber davasının bir kadın, bir çocuk ve bir köleyle başladığını ve sonrasında o günkü ihtişamına ulaştığını söyleyerek hayretini ortaya koyuyor. Hakikaten Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve etrafındaki fakir ve zayıf durumdaki çok az sayıda sahabe çok kısa bir süre içerisinde büyük başarılar elde etmişlerdi. Hiç şüphesiz bu başarının arkasındaki -sebepler açısından- en önemli dinamikler de iman, ümit, azim ve kararlılıktı. Onlar yürüdükleri yola çok sağlam inanmış, karşılaştıkları bir kısım bela ve musibetler karşısında ümitlerini hiç kaybetmemiş, hiç duraksamadan doğru yollarında yürümeye devam etmiş, inandıkları davayı başkalarına anlatabilme adına her fırsatı değerlendirmiş ve sürekli mefkûrelerine bağlı yaşamışlardı. Neticede Cenâb-ı Hak da onları inkisara uğratmamıştı.</p>
<p>Peygamber yolunun yolcuları her zaman bir kısım bela ve musibetlere maruz kalabilirler. Kendilerinden ve kendi çıkarlarından başka hiç kimseyi gözü görmeyen bir kısım tiranların baskı ve zulümleri altında ezilebilirler. Fakat başkalarının mekanize birlikleri, uçakları, topları, gülleleri, onların dayandıkları güç kaynağı karşısında çok cılız şeylerdir. Dışarıdan gelen bu tür saldırı ve tecavüzlerin bir davaya gönül vermiş insanları yollarından alıkoyması ve onların başlatmış oldukları hizmetleri bitirmesi çok zordur. Yeter ki içteki ahenk korunabilsin, birlik ve beraberlik şuuru canlı tutulabilsin. Yeter ki içte bir çözülme ve bozgun vetiresine girilmesin. Dolayısıyla eğer bu konuda endişe edilecekse kendimizden etmeliyiz.</p>
<p>Konuyla ilgili Hazreti Bediüzzaman’ın şu mealde sözler söylediği nakledilir: “Bana deseler ki Rusya mekanize birlikleriyle sizin üzerinize geliyor. Ben bacak bacak üstüne atar, Zübeyir bana bir kahve yap, derim. Fakat bana deseler ki içte arkadaşlar arasında bir kırılma ve çatlama var. İşte o zaman bana odama kapanıp ağlamak düşer.”</p>
<p>Bu açıdan biz eğer bir şeyden endişe duyacaksak kendi kıvamımızı kaybetmekten endişe duymalıyız. Sürekli, “Konumumuzun hakkını verme adına acaba gereken performansı ortaya koyabiliyor muyuz? Acaba yapılması gereken hizmetler adına layıkıyla bir fedakârlık ve adanmışlık ruhu taşıyor muyuz?” demeli ve kendimizi muhasebeye tâbi tutmalıyız. Eğer bu konularda bir eksiğimiz varsa onun telafisine çalışmalıyız. Bizi öncelikle ilgilendirmesi gereken asıl mesele budur. Bunun dışındaki can yakıcı hâdiseler gelip geçicidir. Bunları çok fazla önemsemeye gerek yoktur. Fakat -Allah muhafaza- kurt gövdenin içine giriyor, damarlarımızı kesiyor ve oradan kanımızı emiyorsa işte o zaman bize oturup ağlamak düşer.</p>
<p>Ne var ki biz bazen asıl odaklanmamız gerekli alanı unutup çok fazla aktüaliteye dalıyor, günlük meselelerle çok fazla meşgul oluyoruz. Bunlar da bizde dağınıklık hâsıl ediyor. Hâlbuki Hz. Pir, <em>“İki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa ancak nura (yapılacak hizmetlere) kâfi gelir.” </em>(Bediüzzaman, <em>Lem’alar</em>, s. 131) demiştir. Bu açıdan inanmış gönüllere düşen vazife, bütün himmetlerini, yapmaları gerekli olan hizmetlere teksif etmektir. Onlar burada kusur etmemeli ve ihmale sebebiyet vermemelidirler. Çünkü nasıl ki biz, bizden öncekilerin eksik, kusur ve ihmalleri neticesinde meydana gelen boşlukları doldurmada çok zorlanıyorsak, bizden sonraki nesiller de bizim bıraktığımız boşlukları doldurmada çok zorlanacaklardır. Bu sebeple de arkamızdan, “Allah atalarımızın müstehakkını versin!” diyeceklerdir.</p>
<p>Sonraki nesiller arasında yâd-ı cemil olmanın ve rahmetle anılmanın yolu, günümüzde üzerimize düşen vazifeleri arızasız kusursuz yerine getirebilmektir. Eğer biz bu konuda üzerimize düşeni yaparsak onlar da, “İki ayakları bir kap içinde olduğu hâlde hiç durmadan canhıraşane mücadele etmişler. Allah onlardan razı olsun!” diyeceklerdir.</p>
<p>Şuna kat’iyen inanmalıyız ki eğer biz sağlam bir iman ve ümit ile yolumuza devam eder ve üzerimize terettüp eden vazifeleri bihakkın yerine getirirsek Allah da kendisine inananları yalnız bırakmayacaktır. Zira O, Yüce Beyanında şöyle buyurmuştur: <span class="arabic">وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ</span> <em>“Gevşeklik göstermeyin, tasalanmayın; eğer iman ediyorsanız üstünsünüz.”</em> (Âl-i Imrân Sûresi, 3/139) Âyet-i kerimenin de ifade ettiği üzere Allah’a iman edenler daha başta üstünler demektir. Potansiyel olarak böyle bir üstünlüğe sahip olan insanlar, eğer azim ve kararlılıklarını devam ettirirlerse pratikte de bu üstünlüğü elde edebilirler.</p>
<p>Aynı şekilde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Sevr sultanlığına sığındıklarında Hz. Ebû Bekir’e,<span class="arabic"> لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا</span> <em>“Tasalanma, Allah bizimle beraberdir.”</em> (Tevbe Sûresi, 9/40) demiştir. Bu sebeple Allah bizimle beraber olduktan sonra gam u tasaya gerek yoktur. Önemli olan duyguda, düşüncede, iz’anda, kabulde hep maiyyet-i ilâhiye çerçevesi içinde bulunabilmektir. Eğer bu gerçekleştirilebilirse Allah (celle celâluhu) da bu teveccühe teveccühle karşılık verecek, böyle bir maiyy.et mülâhazası karşısında sizi yalnız bırakmayacak ve maiyyet teveccühüyle mukabele edecektir.</p>
<h3>Allah Hakkında Hüsn-ü Zandan Ayrılmama</h3>
<p>Öte yandan herkesin maruz kalınan bela ve musibetleri öncelikle kendi şahsı, sonrasında da mesul olduğu alan çerçevesinde ele alıp değerlendirmesi gerekir. Yani şunu diyebilmelidir: “Şu anda hırpalandık, ırgalandık ve sarsıldıksa bu, bizim yüzümüzdendir. İhtimal ki Allah’la münasebetlerimiz açısından hata ve kusur yaptık.” Allah hakkındaki hüsn-ü zannımızı koruyabilmemiz adına meselelere böyle bakmamız çok önemlidir. Zira biz biliyoruz ki O (celle celâluhu), kullarına zerre miktarı zulmetmez.</p>
<p>Ayrıca hâdiseleri değerlendirirken doğru bakış açısını yakalama ve meseleleri arka planlarıyla birlikte ele alma da çok önemlidir. Bazen hakkımızda şer gibi görünen olaylar, bizim için pek çok hayırlar vaat ediyor olabilir. Mesela Cenâb-ı Hak bunları bizim için birer keffaretü’z-zünûb yapar ve böylece bizi günah kirlerinden arındırır; bizi ırgalamak suretiyle gözümüzü açar ve doğruları daha iyi görmemizi sağlar; bizi gerçek tevhide ulaştırır; kendisine karşı teveccühümüzü tamamlamaya sevk eder.</p>
<p>Allah, yolunu şaşırmış veya gaflete düşmüş olanları uyandırmak ve kendilerine getirmek için bazen onlara iğnenin ucuyla dokunur, o yetmiyorsa çuvaldızın ucuyla dokunur, o da az geliyorsa bir mızrağın ucuyla dokunur. Bazen çok daha ağır şeylere de müptela kılar. Bunların her biri birer şefkat tokadıdır. Biz bu tür hâdiseleri sadece zahiri yönleri itibarıyla değerlendirecek olursak onların aleyhimizde olduklarını zannedebiliriz. Hâlbuki Allah, bunlarla gözümüzü açar ve bizi uhrevî felâketten muhafaza buyurur.</p>
<p>Biraz daha açacak olursak, Cenâb-ı Hak, kendini salan, adanmış olduğunu unutarak dünyaya talip olan ve kendi hesaplarının arkasına düşen mü’minleri, zahirî yüzleri itibarıyla acı olan bir kısım bela ve musibetlerle sarsar. Böylece onları yeniden asıl vazifelerine sevk eder. Yani bunların her biri, kalbî hayatla ilgili bir yerde dağınıklığa düşmüş insanlara yapılan tembihlerdir. Bir mü’min gerek zelzele, fırtına, sel, kuraklık gibi tabiî âfetleri, gerekse düşmanlık duygularına kilitlenmiş bir kısım insanların yapmış olduğu zulüm ve gadirleri birer tembih (uyarı) olarak anlamalı ve gereken dersi almaya çalışmalıdır.</p>
<p>Aslında Allah’ın mü’minlerin hata ve kusurlarını ahirete bırakmayıp bu tür musibetlerle onları daha dünyada iken arındırması onlar için büyük bir nimettir. Bu açıdan mü’minlere düşen, kendilerine yapılan bu tür ikaz ve tembihleri birer iltifat ve ganimet gibi görmek, kendilerini ıslaha çalışmak, tavır ve davranışlarını düzeltmektir. Şöyle düşünmelidirler: “Biz bir çamurda dolaşıyorduk. Bizi irşat ve terbiye eden Zât, kulağımızdan tuttu, bizi çamurdan dışarıya çıkardı ve bir daha orada dolaşmamamızı tembihledi.”</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem),<span class="arabic"> عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ</span> <em>“Mü’minin durumu şayan-ı takdir ve şaşırtıcıdır! Zira her hali onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mü’mine hastır, başkasına değil: Memnun olacağı bir şeye mazhar olsa şükreder ve bu onun için hayır olur. Onu dağidar edecek bir duruma maruz kalırsa da sabreder, bu da onun için hayır olur.”</em> (Müslim, <em>zühd</em> 64) şeklindeki sözleriyle, bela ve musibetlerin bile mü’min hakkında nasıl bir hayra dönüşeceğini ifade buyurmuştur.</p>
<p>Dolayısıyla mü’min, ister bir kısım muvaffakiyetler elde etsin, isterse bir takım sıkıntılara maruz kalsın; her hâlükârda kazançlı çıkma yolları ona açıktır, onun için bir kayıp söz konusu değildir. Buna mazhar olmanın tek şartı, onun, Allah ve hadiseler karşısında “mü’min duruşu”nu koruyabilmesidir. Asıl kaybedecek olan ehl-i dalâlettir, ehl-i nifaktır, ehl-i küfürdür, ehl-i zulümdür. Onlar dünyadaki suri başarılarına aldansalar ve değişik komplolarla dünyada üstünlük elde etseler de burada da ötede de ızdıraptan kurtulamayacak ve kayıp üstüne kayıp yaşayacaklardır.</p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / İstikamet Çizgisi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-ve-umidin-kazandirdiklari/">İman ve Ümidin Kazandırdıkları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit</title>
		<link>https://hizmetten.com/umit-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük ve ciddî istihâleler arefesinde bulunuyoruz. Toplum sancı sancı üstüne kıvranıp duruyor</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-2/">Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük ve ciddî istihâleler arefesinde bulunuyoruz. Toplum sancı sancı üstüne kıvranıp duruyor ve yeni bir şeyler doğurma eşiğinde&#8230; Yıllar yılı binbir paradoksla kendine has çizgiden uzaklaşmış yığınlar, gelecek hakkında oldukça endişeli ve ümitsiz. Yürekler dermansız.. zihinler fakir.. ilhamlar sevimsiz&#8230;</p>
<p>Ruh dünyası böylesine sarsık ve istikbâli iç içe kaos, canı dudağında perişan kitleler, dizlerine derman, yüreklerine fer bekliyorlar. Kendisinden hayat ve saadet umduğu havârisini, iman ve ümit mesajlarıyla karşısında bulması, onun için en hayatî bir mevzudur.</p>
<p>Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şeyler, bazılarınca hârika zannedilmektedir. Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkalâdeden sayarlar.</p>
<p>Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikden asla söz edilemez.</p>
<p>Fert, ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla, ümidini yitirmiş bir fert var sayılamayacağı gibi, ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.</p>
<p>Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi Kudret-i Sonsuz&#8217;la münasebete geçer ve onunla her şeye yetebilecek bir güç ve kuvvete ulaşır. Bu sayede, zerre güneş; damla derya; parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu hâline gelir.</p>
<p>Âdem Nebi (as), semâsının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, &#8220;Nefsime zulmettim.&#8221; dedi ve dirildi. Şeytan ise, gönlünden akıttığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu&#8230;</p>
<p>Her gönül eri ümitten bir meş&#8217;âle ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş; fırtınalarla pençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur. Kimisinde ümit bir Cûdî tomurcuğu, kimisinde İrem bağları kimisinde de Medineleşen bir Yesrib haline gelmiştir. Bu vâdide her ümit kahramanı, aynı zamanda Hakk katının azizi, halkın da bayrağı olmuştur.</p>
<p>Ümit ve azimle coşan bir Berberî köle, Herkül sütunlarına yeni bir nâm getirmiş ve deniz aşırı ülkelerin efsanevî kahramanı olmuştur. Ve, yine ümitle yıldırımlaşan genç bir serdar, çağlarla oynamış ve beşer tarihinde pek az insanın elde edebildiği yüceliklere ermiştir.</p>
<p>Bir de, her şeyin bittiği; milletin kaddinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, iman ve ümidin dâsitânî bir hâl alması vardır ki; inancın derecesine göre, onu elde eden, kâinata meydan okuyabilir; ellibin defa çarkı, düzeni bozulsa sarsılmadan yoluna devam eder; yoklukta, varlık cilvesi gösterip ölü ruhlara can olur.</p>
<p>Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel, onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlanılıp sonradan onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hâli, o hepten yürekler acısıdır.</p>
<p>Aslında gerçeği bulamamış ve ona dilbeste olamamış kimselerin başka türlü olmaları da mümkün değildir. Makama, mansıba ümit bağlamış; servete, sâmâna gönül vermiş ve gelip geçici, yıkılıp gidici şeylerle avunup durmuş kimselerin, er geç hüsrana maruz kalacakları muhakkaktır.</p>
<p>Solmayan renge, sönmeyen ışığa, batmayan güneşe dilbeste olan bir ruhtur ki; gecesi sabah aydınlığında, gündüzü cennet bahçeleri gibi rengarenktir. Böylelerinin, karanlık bilmeyen ufuklarında güneşler kol gezer ve değişen mevsimler, farklı manzaraların büyüleyici meşherleri gibi birbirini takip eder durur. Veyahut her biri bir ulu ağaç gibi, semaya doğru ser çekmiş ve kök kök üstüne zeminin derinliklerine inmiştir ki; ne karın, dolunun şiddeti, ne de tipinin, boranın yakıp kavuruculuğu onları müteessir etmez. Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, bahar demez, yaz demez; hazan demez, kış demez, kucak kucak meyvelerle gelir ve o görkemli kametten bekleneni yerine getirirler.</p>
<p>Bizler topyekün bir millet olarak, dayanıp darılmayan, azmedip yılmayan ve hele ümitsizliğe asla kapılmayan yol göstericilere; ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç içindeyiz. Hevesle yola çıkıp hevâlarına göre aradıklarını bulamayınca, ya ümitsizliğe düşmüş veya Yaradan&#8217;la cedelleşmeye girişmiş olanlara gelince; onlar bizden, biz de onlardan fersah fersah uzak bulunmaktayız. Mâmâfih, feleğin geniş dairedeki çark-ı çemberi, hiçbir zaman, yerdeki bu sefillerin kokmuş felsefelerine ve bozuk hendeselerine göre cereyan etmeyecektir..!</p>
<p>Binbir ümit tomurcuğunun tebessüm ettiği ve binbir tohumun, toprağın altında kara düşecek cemreyi beklediği şu günlerde, ümitten mahrum gönüllere ümit dileklerimizle&#8230;</p>
<p class="notice"><b>Sızıntı, Aralık 1980, Cilt 2, Sayı 23</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit-2/">Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümit</title>
		<link>https://hizmetten.com/umit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[ümit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=3759</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir </p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit/">Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Büyük ve ciddî istihâleler arefesinde bulunuyoruz. Toplum sancı sancı üstüne kıvranıp duruyor ve yeni bir şeyler doğurma eşiğinde&#8230; Yıllar yılı binbir paradoksla kendine has çizgiden uzaklaşmış yığınlar, gelecek hakkında oldukça endişeli ve ümitsiz. Yürekler dermansız.. zihinler fakir.. ilhamlar sevimsiz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ruh dünyası böylesine sarsık ve istikbâli iç içe kaos, canı dudağında perişan kitleler, dizlerine derman, yüreklerine fer bekliyorlar. Kendisinden hayat ve saadet umduğu havârisini, iman ve ümit mesajlarıyla karşısında bulması, onun için en hayatî bir mevzudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şeyler, bazılarınca hârika zannedilmektedir. Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkalâdeden sayarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikden asla söz edilemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fert, ümitle varlığa erer; toplum onunla dirilir ve gelişme seyrine girer. Bu itibarla, ümidini yitirmiş bir fert var sayılamayacağı gibi, ümitten mahrum bir toplum da felç olmuş demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ümit, insanın kendi ruhunu keşfetmesi ve ondaki iktidarı sezmesinden ibarettir. Bu sezişle insan, kâinatlar ötesi Kudret-i Sonsuz&#8217;la münasebete geçer ve onunla her şeye yetebilecek bir güç ve kuvvete ulaşır. Bu sayede, zerre güneş; damla derya; parça bütün ve ruh kâinatın bir soluğu hâline gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Âdem Nebi (as), semâsının karardığı, azminin kırıldığı ve canının dudağına geldiği bir devrede, ümitle silkindi, &#8220;Nefsime zulmettim.&#8221; dedi ve dirildi. Şeytan ise, gönlünden akıttığı ümitsizlik kan ve irini içinde bocaladı durdu ve nihayet boğuldu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her gönül eri ümitten bir meş&#8217;âle ile yola çıkmış, bununla tufanları göğüslemiş; fırtınalarla pençeleşmiş ve dalgalarla boğuşmuştur. Kimisinde ümit bir Cûdî tomurcuğu, kimisinde İrem bağları kimisinde de Medineleşen bir Yesrib haline gelmiştir. Bu vâdide her ümit kahramanı, aynı zamanda Hakk katının azizi, halkın da bayrağı olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ümit ve azimle coşan bir Berberî köle, Herkül sütunlarına yeni bir nâm getirmiş ve deniz aşırı ülkelerin efsanevî kahramanı olmuştur. Ve, yine ümitle yıldırımlaşan genç bir serdar, çağlarla oynamış ve beşer tarihinde pek az insanın elde edebildiği yüceliklere ermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir de, her şeyin bittiği; milletin kaddinin büküldüğü, gururunun kırıldığı devrede, iman ve ümidin dâsitânî bir hâl alması vardır ki; inancın derecesine göre, onu elde eden, kâinata meydan okuyabilir; ellibin defa çarkı, düzeni bozulsa sarsılmadan yoluna devam eder; yoklukta, varlık cilvesi gösterip ölü ruhlara can olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel, onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlanılıp sonradan onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hâli, o hepten yürekler acısıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında gerçeği bulamamış ve ona dilbeste olamamış kimselerin başka türlü olmaları da mümkün değildir. Makama, mansıba ümit bağlamış; servete, sâmâna gönül vermiş ve gelip geçici, yıkılıp gidici şeylerle avunup durmuş kimselerin, er geç hüsrana maruz kalacakları muhakkaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Solmayan renge, sönmeyen ışığa, batmayan güneşe dilbeste olan bir ruhtur ki; gecesi sabah aydınlığında, gündüzü cennet bahçeleri gibi rengarenktir. Böylelerinin, karanlık bilmeyen ufuklarında güneşler kol gezer ve değişen mevsimler, farklı manzaraların büyüleyici meşherleri gibi birbirini takip eder durur. Veyahut her biri bir ulu ağaç gibi, semaya doğru ser çekmiş ve kök kök üstüne zeminin derinliklerine inmiştir ki; ne karın, dolunun şiddeti, ne de tipinin, boranın yakıp kavuruculuğu onları müteessir etmez. Sonsuza bağlanmış ve ümitle dolu bu gönüller, bahar demez, yaz demez; hazan demez, kış demez, kucak kucak meyvelerle gelir ve o görkemli kametten bekleneni yerine getirirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizler topyekün bir millet olarak, dayanıp darılmayan, azmedip yılmayan ve hele ümitsizliğe asla kapılmayan yol göstericilere; ekmek kadar, su kadar, hava kadar ihtiyaç içindeyiz. Hevesle yola çıkıp hevâlarına göre aradıklarını bulamayınca, ya ümitsizliğe düşmüş veya Yaradan&#8217;la cedelleşmeye girişmiş olanlara gelince; onlar bizden, biz de onlardan fersah fersah uzak bulunmaktayız. Mâmâfih, feleğin geniş dairedeki çark-ı çemberi, hiçbir zaman, yerdeki bu sefillerin kokmuş felsefelerine ve bozuk hendeselerine göre cereyan etmeyecektir..!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Binbir ümit tomurcuğunun tebessüm ettiği ve binbir tohumun, toprağın altında kara düşecek cemreyi beklediği şu günlerde, ümitten mahrum gönüllere ümit dileklerimizle&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak: Fethullah Gülen Tarih:&nbsp;01 Aralık 1980. </strong><a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/fethullah-gulenin-dergi-yazilari/fethullah-gulenin-sizinti-yazilari"><strong>Sızıntı Yazıları</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/umit/">Ümit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
