<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Toprak arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/toprak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/toprak/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:21:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Toprak arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/toprak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toprak &#124; AHMET SELİM</title>
		<link>https://hizmetten.com/toprak-ahmet-selim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Jan 2022 08:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Gurbet]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23807</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir başlangıç yapmak gerekli, Umut tohumları ekin toprağa. Hep hüzün, hep kahır, hemde sürekli, Olmaz ki, bu sene gömün toprağa&#8230; &#160; Çok fazla negatif enerji varsa, Yalın ayak her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ahmet-selim/">Toprak | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir başlangıç yapmak gerekli,</p>
<p>Umut tohumları ekin toprağa.</p>
<p>Hep hüzün, hep kahır, hemde sürekli,</p>
<p>Olmaz ki, bu sene gömün toprağa&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çok fazla negatif enerji varsa,</p>
<p>Yalın ayak her gün basın toprağa..</p>
<p>Dünyalık arzular kalbi basarsa,</p>
<p>Herşeyi boş verip, bakın toprağa&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vatan, bayrak, ezan diyenler nerde?</p>
<p>Vatan için canlar düştü toprağa.</p>
<p>Milletin gözünde simsiyah perde,</p>
<p>Hain dedik, dostlar küstü toprağa..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Muhabbet demine yol arıyorum,</p>
<p>Muhabbet çulunu serin toprağa.</p>
<p>İnsanlık ölmedi, inanıyorum,</p>
<p>Sizde öldü ise verin toprağa..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neler neler saklar gece örtüsü,</p>
<p>İnsanlar gözyaşı döker toprağa.</p>
<p>Toprak çamur toprak&#8230; Hayat döngüsü,</p>
<p>Kullar düşe kalka döner toprağa&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ahmet-selim/">Toprak | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak</title>
		<link>https://hizmetten.com/toprak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2021 06:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22581</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dış yüzü itibariyle ve sathi bir bakışla toprak; yer kabuğunun atmosferle teması sayesinde peşi peşine sırlı şekillenişi, bitki ve hayvanlara var olma ve yaşama ortamı teşkil edecek mahiyetteki kucaklayıcılığı ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak/">Toprak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dış yüzü itibariyle ve sathi bir bakışla toprak; yer kabuğunun atmosferle teması sayesinde peşi peşine sırlı şekillenişi, bitki ve hayvanlara var olma ve yaşama ortamı teşkil edecek mahiyetteki kucaklayıcılığı ve sıcaklığı, bir miligramıyla milyarlarca canlıya dâyelik yapan zenginliği, bir hektar genişliği ve on santim derinliğindeki bir parçasında tonlarca bakteri barındıran civanmertliği, bakterilerin fıtri vazifelerini rahat görebilmeleri için mini böceklerin ve solucanların sürekli hallaç edip işledikleri, parçalayıp bakterilere sundukları pek çok ilâhi tecellinin aynası öyle muhteşem bir tezgâh, öylesine sırlı bir kimyahane ve iç içe öylesine baş döndürücü canlı bir biyoloji laboratuarıdır ki, aynadarlığı ve gördüğü hizmetler açısından bütün semalara denk tutulsa değer&#8230;</p>
<p>Bu itibarla da denilebilir ki toprak, bütün kâinatların ve hususiyle de yerkürenin en değerli unsuru, en sihirli maddesidir.. ve hava-su-ziya bir mânâda onunla kâimdirler ve onun için vardırlar. Onun bu öneminden ötürüdür ki, bağrında biz ve bizimle alâkalı milyonlarca varlığın neş&#8217;et edip geliştiği bu mütevazi fakat semaları aşkın unsurun, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de sık sık üzerinde durulur.. âdeta bütün göklere denk tutulur.. mebdeimiz olarak tebcil edilir.. ukbâya ulaştıran bir köprü, bir liman, bir rampa olarak da hep dikkatlerimize sunulur.. sunulur ve satır aralarında onunla temsil edilen ilim, hikmet, inâyet hatırlatılmak üzere &#8230;bundan sonra O, yeryüzünü yayıp döşedi.. ondan suyunu, otlağını çıkardı. Dağları direkler olarak oturtup (arzı) sağlamlaştırdı (Nâziât, 30-32) buyurulur ve yerküre ile atmosfer arasındaki münasebet arz tabakalarının kendi içinde suları muhafaza edecek mahiyetteki tanzimi, sonra belli bir mizân ve nizamla o suların dışarıya püskürtülmesi, bundan nehirlerin meydana gelmesi, bu nehirlerden de bağ ve bahçelerin sulanması, sonra da bütün bu suların değişik zeminlerde buharlaşarak yeniden emre âmâde hâle gelmesi ihtar edilir ki; Kur&#8217;ân&#8217;da bu çizgide şeref-nüzul olmuş pek çok âyet vardır.</p>
<p>Toprak, muhteva ve zenginlik itibariyle özel ihtimama mazhariyeti ve hayatla şenlendirilmesi, hususiyle beşeri hayatla değerler üstü değerlere ulaştırılması yerküre ile ilgili hâdiselerin, hatta kâinatla alâkalı vak&#8217;aların en önemlilerinden biri sayılır. Günümüzde bu hususiyetler ve bu hususiyetlerin ihtivâ ettiği hikmetli nizam, inayetli denge tam anlaşılamamış olsa da, Allah ezeli fermanında bu hususiyetleri değişik buutlarıyla sürekli vurgular, bize ve diğer şuurlu canlılara engin ihsanlarını hatırlatır; düşünce dünyalarımızda varlığa, varlığın perde arkasına menfezler açar ve bizi inancın, itmi&#8217;nânın ferah-feza ikliminde gezdirir: Allah, yeri enine-boyuna döşeyip (dengeleyen) onda oturaklaşıp istikrara ulaşmış dağlar ve (çağlayan) ırmaklar meydana getiren.. ve yine değişik meyvelerden kendi aralarında çift çift yaratandır.. ve geceyi gündüze bürüyüp örten de O&#8217;dur. İşte bütün bunlarda düşünenler için ibretler vardır. (Ra&#8217;d, 3).</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de yeryüzünün bu özelliklerini farklı üsluplarla ifade eden daha pek çok âyet göstermek mümkündür. Bu âyetlerin hemen hepsi, dünyanın insan hayatına elverişli hâle gelmesi için, yeryüzünün sürekli bir değişim ve dönüşümden geçirildiğini göstermektedir ki, bu uzun değişim ve dönüşüm sürecinin her merhalesini, Kudreti Sonsuz, bazen birbirinden farklı bazen de birbirinin aynı canlı türleriyle şenlendirmiş; ilim, irade ve hayat sıfatlarının değişik tecelli boylarıyla denizleri, ırmakları birer hayat çağlayanı ve bilhassa toprak tabakasını da altıyla-üstüyle bir canlılar meşheri ve mahşeri hâline getirmiştir.</p>
<p>Toprak hayat bakımından o kadar büyülü bir muhteva ve iç yapıya sahiptir ki; o, bu iç ve dış zenginlikleriyle her zaman yekpâre bir canlı kabul edilebileceği gibi, onun bir kimyahane, bir fizik araştırma merkezi, bir canlı biyoloji laboratuarı olduğunu söylemek de mümkündür.. evet, toprak; hava-su ve ziyanın nokta-i iltisâkı, bunların bize yararlı şekilde ulaştırılmasının regülatörü ve santralı, nihayet her şeyi bizim hesabımıza faydalı hâle getiren ve istifademize sunan bir istihale fabrikasıdır. Bu itibarla da ona, her şeyin nokta-i mihrâkiyesi, özü, hülâsası ve hayatın da en önemli unsuru nazarıyla bakabiliriz. Yerkürenin temel unsurlarından sayılan gazlar, ateşler, ilk tekamül merhalesini topraklaşarak idrak etmiş ve ona inkılâpla tabi miraçlarını tamamlamışlardır. Bu süreç sonunda, insana uzanan yol da yine toprakta başlamış, toprakta bitmiş ve toprak üstü bir hâl alarak semâvileşmiştir.</p>
<p>Toprak, hemen her zaman o rengârenk ovaları-obaları, üfül üfül bağları-bahçeleri, ürperten görünüşleriyle dağları-tepeleri, gönüllere haşyet salan denizleri-ırmaklarıyla hep yitirdiğimiz cennetleri hatırlatmış ve gönüllerimizin dâüssıla tutkusuna karşı her zaman bizim için önemli bir teselli kaynağı olmuştur. Hep onun çehresinde kaybettiğimiz cenneti hatırlamış buruklaşmış ve onun büyüleyen güzelliklerinin çağrıştırdığı âhiretin bağ ve bahçelerini düşünmüş teselli olmuşuzdur.</p>
<p>Yeryüzünde toprak, Kudreti Sonsuz&#8217;un elinde mevcut seviyeye gelebilmesi için -dünyada her şey esbap eksenli olduğundan dolayı bu böyledir- milyonlarca yıl geçmiştir. Onun bitki örtüsüyle süslenmesi, canlılarla şenlenmesi, insanoğluyla duyulan, hissedilen, yaşanan ve bizimle her şeyi paylaşan bir varlık hâline gelmesi de yine milyonlarca yıl almıştır.</p>
<p>Şimdi, tam cennetlerin parlaklığını aksettirecek ölçüde kıvama erdiği bir sırada, ondaki dengeleri alt-üst edip, halihazırdaki mevcudiyetleri milyonlarca seneye vâbeste, onca âhengi ve âhenk unsurlarını yok edenler bilmem ki milyarlarca yıllık bir tecelli sürecinin hasıl ettiği netice ve semereleri tahrip ettiklerinin farkındalar mı? Keşke mesele sadece bazı türleri ortadan kaldırıp, bazı dengeleri tahrip etmekten ibaret olsaydı! Heyhat! Tahrip, tasavvurları aşkın bir hâl aldı ve arz üzerindeki bazı önemli unsurların yok edilmesiyle, arkada kalan diğer canlı ve cansız elemanlar arasındaki dengeler de bozuldu.. ve toprak ana bir kere daha kendi evlâtlarının ihanetine uğradı.</p>
<p>Evet yeryüzünde, bir kısım canlı-cansız türlerin yok edilmesiyle genel dengenin bozulması, ister kasıtlı, ister ekonomik zaruretlerden dolayı, isterse cahillikten ötürü olsun, bu, üzerinde neş&#8217;et edip geliştiğimiz yerküreye ve toprak tabakasına apaçık bir ihanet ve kendi dünyamızı, kendi barınağımızı yaşanmaz hâle getirmekten başka bir şey değildir. Er-geç şeriat-ı fıtriye bu ihanetimize karşılık verecek ve bu zulmümüzden dolayı bizi mutlaka cezalandıracaktır.. cezalandırıp bütün bütün bize arkasını dönecek ve bu küskünlükten de canlı-cansız herkes ve her şey nasibini alacaktır: Atmosfer zararlı gazlara yenik düşecek.. gökten rahmet yerine asit yağmurları yağacak.. yağmur yağsa bile toprakları önüne katıp denizlere sürükleyecek.. bitki örtüsü bütün bütün bahar beklentilerimizle beraber hazan yemiş gibi sağa-sola savrulacak.. ve her zaman bir anneden daha şefkatli olabilen yeryüzü, İsrâfil sûruyla ürpermiş gibi kendi öz yavrularını şuraya-buraya saçarak kendini cehennemi bir çölleşmeye salacaktır.</p>
<p>Yaratılış itibariyle her zaman, hava ile omuz omuza, su ile sarmaş-dolaş toprak; memuriyetinin gereği ovaları-obaları, bağları-bahçeleri, gümüşten ırmakları ve altın çayırlarıyla hep bir anne gibi üzerimize titremiş, hatalarımızı bir baba mukavemetiyle göğüslemiş ve bir dönemde yitirdiğimiz cennet mülâhazalarını gönüllerimizde sürekli diri tutabilmiş en sıcak, en vefalı, en candan öyle bir hayat kaynağıdır ki; onun o ciddi vefa tavrıyla emrimize âmâde bir vazifeli olduğunu göremeyenler, onda olduğunun üstünde bir kısım büyüler, sırlar vehmederek, tıpkı Ganj Havzası insanının, Ganj Nehri&#8217;ni takdis etmeleri, Amazon halkının, Amazon&#8217;u kutsal saymaları ve bir kısım Kanada yerlilerinin Niagara&#8217;ya bazı ilâhî vasıflar yakıştırmaları gibi, ona da yaratıcı bir güç nazarıyla bakmışlardır.</p>
<p>Oysa ki, küre-i arz da, toprak tabakası da sırf ilâhi tecellilerin bir aynası ve bizim onda temâşâ ettiğimiz harikulâdelikler de böyle bir aynada tecessüm eden ilâhi varitlerdir. Bu önemli hususu Bediüzzaman&#8217;ın yaklaşımıyla şöyle özetlemek mümkündür: Yerküre âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Tevâzu ve mahviyet gibi insanı en yüce hedefe ulaştıran yolların remzi topraktır. Hatta toprak, en yüksek göklerden o gökleri Yaratan&#8217;a daha kestirme bir yoldur; zira toprak kâinatta Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rubûbiyetinin tezahürüne, sonsuz kudretinin baş döndüren faaliyetlerine ve Hayy u Kayyûm (hayatı veren ve onu devam ettiren) isimlerinin tecellilerine en uygun, en müsait bir zemindir. Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmet arşı su üzerinde olduğu gibi, hayat ve ihyâ (hayatı verme) arşı da toprak üstündedir.. ve toprak her türlü ilâhi tecelliye en parlak, en şeffaf bir aynadır.</p>
<p>Evet, kesif (şeffaf olmayan) bir şeyin aynası ne kadar lâtif olursa, üstündeki suretleri o kadar açık gösterir. Nûrâni ve lâtif bir şeyin aynası da ne kadar kesif olursa o ölçüde ilâhi isimlerin cilvelerini daha parlak aksettirir.. meselâ; havada güneşin sadece zayıf bir ziyâsı görünür; su aynasında ise, daha parlak bir yansıma söz konusudur.. toprağa gelince, onda ziya ile beraber, güneşin yedi rengi de temâşâ edilir.</p>
<p>Toprak bu engin muhteva ve zenginliğine rağmen, hep tevâzu ve mahviyetin remzi olmuş ve hep dudaklarını ayaklarımızda gezdiregelmiştir. Ruhunda toprağın bu mahviyet ve tevâzuunu duyup da baş ve ayaklarını aynı noktada bir araya getirerek halka hâline gelenlerin o, her zaman alınlarından öper ve onların ruhlarına Hakk&#8217;a yakınlığın sırlarını duyurur.. duyurur ve gönlünü gül bahçesine çevirmek isteyenlere Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkasının gül bitirmesi söz konusu değildir mazmununu fısıldar.</p>
<p>Yeni bir nefesin gelip ruhlarımızı saracağı; ağacın, insanın, toprağın, suyun, yerin, göğün akıp gönüllerimize dolacağı; dolup yeni bir şeb-i arusa ereceği günlerin yakın olduğu ümidiyle&#8230;</p>
<p><strong><span class="info">Sızıntı, Haziran 1996, Cilt 18, Sayı 209</span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak/">Toprak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak ve gül</title>
		<link>https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 06:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21033</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Sadî’nin Gülistan’ında yer alan, “Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkası gül bitirmez.” sözünün kulluk anlayışımız açısından ifade ettiği mânâlar nelerdir? Cevap: Bu güzel sözü, öncelikle hakikat mânâsında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/">Toprak ve gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Sadî’nin Gülistan’ında yer alan, “Toprak ol toprak ki gül bitiresin; zira topraktan başkası gül bitirmez.” sözünün kulluk anlayışımız açısından ifade ettiği mânâlar nelerdir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Bu güzel sözü, öncelikle hakikat mânâsında ele alacak olursak şunları söyleyebiliriz: Gül, sadece toprakta biter. Granitin, mermerin veya demirin üzerinde gülün neşv u nema bulması mümkün olmadığı gibi, insanlar nazarında çok kıymetli olan gümüş, altın, zebercet ve yakut gibi değerli madenler üzerinde de gül bitmez.</p>
<p>Esasında öldükten sonra insanların toprağa gömülmesini de bu espriye bağlayabilirsiniz. Ölen bir insan kaldırılıp bir kenara atılmıyor. Bilâkis o, öbür tarafa ait güller bitirmesi için toprağa gömülüyor. Bu, ister acbü’z-zeneb hakikatine, isterse başka bir yoruma bağlansın, insanda öyle bir öz var ki, Allah (celle celâluhu) onun üzerinden insanı yeniden ihya buyuruyor. Fakat bu dünyada henüz toprağa gömülmeden mânen kendisini çürümeye salmış bir insanın ukba yamaçlarında bir gül hâlinde arz-ı endam etmesi mümkün değildir.</p>
<h3>Kulluğun zirvesi: Secde</h3>
<p>Öteden beri toprak, hep tevazu ve mahviyetin misali olarak zikredilir. Çünkü o, ayaklar altında ezilmesine rağmen, insanlar ve diğer canlılar için -Allah’ın izni ve inayetiyle- hep bir hayat kaynağı olmuştur. Dolayısıyla insan da yüzü yerde olduğu, hangi konumda bulunursa bulunsun kendisini hep sıfır gördüğü, Allah karşısında el pençe divan durduğu sürece yükselip meyve verecektir. Ancak o, büyüklük taslayıp havada uçmaya kalkıştığında ise bir gün gelecek, tepetaklak yuvarlanıp gidecektir.</p>
<p>Bu açıdan insan, Allah’ın kendisine olan ihsanları, nimetleri ve mazhariyetleri ölçüsünde eğilmelidir. Bu hakikati, namazdaki rükünleri düşünerek zihninizde canlandırabilirsiniz. Mesela “Allahu ekber” deyip, kemerbeste-i ubûdiyet içinde kıyama duran insan, Allah karşısındaki bu hâlini yetersiz görür; O’na doğru ayrı bir âzim ifadesi olan rükûa gider, âsâ gibi iki büklüm olur. Arkasından, “Allah’ım! Bana böyle bir ibadet imkânı verdiğin için Sana şükürler olsun. Sen, ne büyüksün! Sen, ne yücesin! Tek büyük Sen olduğuna göre bana küçüklük düşer. Fakat ben, ayaktaki hâlimle bunu ifade edemem. İşte iki büklüm oluyor ve Senin karşında eğiliyorum.” duygularıyla secdeye kapanır. Daha sonra muradını arıyor gibi başını secdeden kaldırır, âdeta kendisine açılan kapı aralığından O’na bakıyor gibi yönelip, “Hayır, bu yetmedi!” der, tekrar secdeye kapanır.</p>
<p>Nitekim İnsanlığın İftihar Tablosu,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ</span><br />
<em>“Kulun Rabbisine en yakın olduğu an secde hâlidir.”</em> (Müslim, salât 215; Ebû Dâvûd, salât 148; Nesâî, mevâkît 35)</p>
</blockquote>
<p>ifadeleriyle secdenin dışında insanın, Allah’a daha çok yakınlaşabileceği başka bir hâlin bulunmadığını ifade buyurmaktadır. Secdenin ifade ettiği bu mânâ bir şiirde şöyle ifade edilmektedir:</p>
<p><em>“Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade,<br />
İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde..!”</em></p>
<h3>Başarıları kendinden bilme âfeti</h3>
<p>Demek ki insan, ne kadar mütevazi, ne kadar başı yerde, ne kadar iki büklüm ise, o ölçüde Allah’a yakın olacaktır. Esasında Allah’a gönülden inanmış bir insanın başından aşağı sağanak sağanak dökülen nimetler karşısındaki genel mülâhazası budur. O, Rabb-i Kerim’inin sonsuz nimetleri karşısında tevazu ile eğildikçe eğilir, ayağını bastığı yere başını koyar, Sonsuz karşısında sıfır olduğunu ilân ve itiraf eder.</p>
<p>Bu açıdan kendisini dinine, ülkesine ve milletine hizmet etmeye adamış insanlar, hangi başarıları elde ederlerse etsinler, hangi konuma yükselirlerse yükselsinler hiçbir zaman elde edilen başarıları kendilerinden bilmemelidirler. Hep yüzleri yerde olmalı ve O’nun rızasından başka hiçbir beklentiye girmemelidirler; dünyevî veya uhrevî bir geri dönüşe gönül bağlamamalıdırlar. Kendilerini hak yolunda hizmete adamış insanların, yaptıkları hizmetler karşılığında, “Dünyaya ait şu işim hallolsun; rahat yaşayabileceğim bir evim olsun; çocuğum bir yere gelsin.” gibi mülâhazalara girmemeleri gerekir. Bununla birlikte onlar, yapılan hizmetleri Cennet’e girmeye veya Cehennem’den sakınmaya bile bağlamamalı, bunları Allah’ın lütfundan, inâyetinden, riayetinden ve kilâetinden beklemelidirler.</p>
<p>Yoksa dinine, milletine hizmet etme iddiasıyla ortaya çıktıkları hâlde keselerini dolduran, oluşturdukları havuzlara bir şeyler akıtan insanlar, hâl ve tavırlarıyla apaçık yalan söylüyorlar demektir. Yapılan hizmetleri popülizme, alkışa, takdire bağlama, müşarun bi’l-benân (parmakla gösterilen) olma maksadını takip etme, dünyevî bir kısım makamların arkasına düşme hem riyakârlık hem bencillik ve hem de Allah’a karşı saygısızca pazarlığa girme demektir. Bir lütf-u ilâhî olan başarıları ve nimetleri kendilerinden bilen, bunları kendi akıl, zekâ, fetanet ve dirayetlerine veren, bu istikamette Firavunca laflar edenlere bugün bir fırsat verilse bile yarın bu fırsat onların ellerinden alınır, burunları yere sürtülür, bugün şımarıp küstahlaştıkları ölçüde yarın mahcup duruma düşerler. Âdet-i ilâhiye böyledir, onun değiştiği hiç görülmemiştir.</p>
<h3>Gübre ol ki güller yetişsin!..</h3>
<p>Hakikî bir mü’minin, nail olduğu bir kısım muvaffakiyetleri kendi çıkarları istikametinde kullanması veya üzerinde bülbüller ötüşüyor diye şımarıp küstahlaşması söz konusu olamaz/olmamalı. O, mazhar olduğu ihsan ve ikramlar karşısında, “Acaba ben, gülümle, çiçeğimle, yapraklarımla, kökümle yeniden bir kere daha toprağa dönüp, yeni bir kısım güllerin neşv ü nema bulması için uygun bir ortam ve zemin teşkil edebilir miyim?” mülâhazalarıyla hareket eder/etmelidir.</p>
<p>Üstad Necip Fazıl (makamı Cennet olsun), kendisinden bahsederken, “Beni de bir gübre kabul edin.” derdi. Onun bu sözünü hiç unutmam. Aslında kendi büyüklüğünün farkında olmasına rağmen bu mülâhazalar içinde bulunması onun tevazu, mahviyet ve hacâletini ifade etme adına çok önemlidir. İşte bir mü’min kendisine böyle bakmalıdır. O, bir gül bahçesine dönse, her tarafa ser çekse, dört bir yandan bülbüller üşüşerek onun yapraklarına konsa, onun için şarkılar ve naatlar okusa, o, tekrar yeni güllerin bitmesi adına gül yaprakları hâlinde toprağa dökülmelidir. Zira Allah’ın sağanak sağanak başımızdan aşağıya yağdırdığı nimetleri karşısında bize düşen vazife, mahviyet, tevazu ve hacaletimizi daha da derinleştirme olmalıdır. Hatta birileri, bizden bahsedip de takdirle yâd ettiğinde, biz, “Allah Allah! Ne halt karıştırdık ki bu insanlar, bizim için sövme mânâsına gelen bu övgü dolu sözleri söylüyorlar!” demeliyiz.</p>
<p>Ortaya konulan hizmetleri ille de esbab-ı âdiye içinde bir sebebe dayandırmak gerekirse, onu mü’minler arasındaki vifak ve ittifaka vermelidir. Cenâb-ı Hakk’ın, vifak ve ittifakı kendisine yönelmiş bir teveccüh veya nazar kabul ettiği, teveccühe teveccühle, nazara da nazarla mukabelede bulunduğu düşünülmelidir. Çünkü vifak ve ittifak, tevfik-i ilâhînin en büyük vesilesidir.</p>
<p>Enfâl Sûresi’nde geçen,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">وَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مَا أَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللهَ أَلَّفَ بَيْنَهُمْ إِنَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ</span><br />
<em>“(Allah), mü’minlerin kalblerini birbirine ısındırıp bir araya getirdi. Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin, yine de onların kalblerini birleştiremezdin; fakat Allah onları birleştirdi. Çünkü O Aziz’dir, Hakîm’dir.”</em> (Enfâl sûresi, 8/63)</p>
</blockquote>
<p>âyet-i kerimesinin de işaret ettiği üzere asıl mesele Allah’ın inâyeti, riayeti ve kilâetidir. Biz, O’nunla münasebetimizi ne kadar sıkı tutarsak, O da birlerimizi bin yapar. O, bir damlaya koskocaman deryanın, bir zerreye güneşin, bir karıncaya da gergedanların işini gördürmek suretiyle büyüklüğünü ifade eder. Çünkü Allah’ın, büyüklüğünü ifade etme hususlarından birisi de çok küçük unsurları kullanmak suretiyle büyük işler yapmasıdır.</p>
<p>Nitekim Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürüdüğünde sayıları otuz-kırk bini geçmeyen sahabe-i kiram efendilerimiz, o dönemin iki süper gücü olan Bizans ve Sasanî’nin hakkından gelmiş, devletler muvazenesinde önemli bir yere oturmuş ve dünyaya yeni bir nizam vermişlerdi. Üstelik onlar, her birisi bugünkü PKK’nın üç-dört katı büyüklüğündeki on bir tane irtidat hâdisesinin üstesinden gelmişlerdi. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh), iki buçuk seneye varmayan hilâfeti döneminde, bütün bu fitneleri bastırmış ve asayişi temin etmişti. Bugün kendilerini büyük devlet olarak görmelerine ve mekanize birliklerinden bahsetmelerine rağmen, PKK gibi bir hâdisenin önüne geçemeyenler hicapla iki büklüm olmalıdırlar.</p>
<h3>Toprakla öyle bütünleş ki mezarın dahi bilinmesin!..</h3>
<p>Allah bes, bâkî heves (Allah yeter, kalanı heves). Alkışa, takdire, alâyiş ifade eden sözlere ihtiyacımız yok. Kemâl-i mahviyet ve tevazu içinde Cenâb-ı Hakk’a karşı hizmet etmeli, O’nun rızasına kilitlenmeli, sonra da yeniden bir güle çekirdek olmak üzere toprağa gömülmeliyiz. Değil hayatta iken takdir edilme, gömülürken bile, “Cenazeme çok insan iştirak etsin.” şeklinde bir arzu ve beklentimiz olmamalıdır. Hatta bir yerde, “Mevtayı nasıl bilirsiniz? Haklarınızı helâl eder misiniz?” şeklindeki sözleri güft ü gû saymalı, asıl olanın Allah’la münasebeti kavi tutmak olduğunu da asla unutmamalıyız.</p>
<p>Silik bir insan gibi yaşamalı ve ruhumuzun ufkuna yürümeyiz. Mümkünse, çağın devasa kâmetinin dediği gibi mezarımızın bile saklı kalmasını istemeliyiz. O, “İki-üç talebemden başka, kimse benim mezarımı bilmesin.” demiştir. Allah aşkına, bu nasıl bir tevhid telâkkisidir; Allah’la ne müthiş bir irtibattır! Nitekim ruhunun ufkuna yürüdüğü günden bugüne birkaç kişinin dışında kimse onun mezarının yerini bilmemektedir. O, eserlerinde dile getirdiği fevkalâde tevazu, fevkalâde mahviyet ve fevkalâde hacâlet ilkesini bir hayat düsturu hâline getirmiş, hayatını nefye bağlı götürmüştür. (Bkz.: Şuâlar s.305 (On Üçüncü Şuâ); Emirdağ Lâhikası 1/106)</p>
<p>Eğer yaptığımız hizmetler neticesinde ille de bir beklentimiz olacaksa o da dünyanın dört bir yanında “ruh-u revân-ı Muhammedî”nin şehbal açması olmalıdır. Fakat bu hususta bile illâ neticeyi görelim diye ısrarcı olmamalı, meseleyi murad-ı ilâhîye havale etmeliyiz. Çünkü O’nun muradının önünde bir murat takip etmek doğru değildir. Biz isteriz, arzu ederiz ama O’nun muradını bilemeyiz. Biz istesek de bazı kömür istidatlar hidayete ermeyecektir. Dolayısıyla biz, Allah’ın (celle celâluhu) ve O’nun Şânı Yüce Nebisi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) gönüllere taht kurması hususunda kararlı ve ısrarcı olsak da neticeyi Allah’a havale eder, O’nun hüküm ve takdirine razı oluruz.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/toprak-ve-gul/">Toprak ve gül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çorak toprakları ihya &#124; Abdullah Aymaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/corak-topraklari-ihya-abdullah-aymaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 14:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[çorak]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boş, ekilmeyen sahipsiz topraklar için fıkıh kitaplarında İHYÂ-İ MEVÂT  tabiri vardır. Yani boş kalmış  toprakları işletmek… Evet ihya-i mevat var. Ama sen niye sabanını başkasının ekili, dikili arazisine sokuyorsun…  Git,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/corak-topraklari-ihya-abdullah-aymaz/">Çorak toprakları ihya | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Boş, ekilmeyen sahipsiz topraklar için fıkıh kitaplarında İHYÂ-İ MEVÂT  tabiri vardır. Yani boş kalmış  toprakları işletmek… Evet ihya-i mevat var. Ama sen niye sabanını başkasının ekili, dikili arazisine sokuyorsun…  Git, bomboş arazilere!.. Başkalarından adam çalmaya çalışma… Sokaklar sahipsiz, hakikatlardan habersiz insanlarla dolu… Git onların gönüllerini ihyâ etmeye gayret et…</div>
<div>Şikayet borazanı olmayalım. Kendimize güzel bir iş bulalım ve gıybete  fırsat bulmayalım… Boş boş duranlara da iş bulmaya çalışalım. Onları da şikayetten gıybetten kurtaralım…</div>
<div>Strateji üzerine çalışmak bir beyin cehdidir. Sabahlara kadar daha ne yapmalıyız diye strateji düşünmeliyiz. Müslümanların hatta bütün insanlığın problem ve dertlerini böyle delice düşünmek, çözümler için stratejiler geliştirmek sevaptır. Fedakârlık yaparken bile stratejik düşünmek gerektir. O zaman Allah, inayetiyle çözüm için ilhamda bulunur.</div>
<div>Oynamasını bilen, yerinin ve yeninin darlığına bakmaz. Üstad Hazretlerinin yeri geniş miydi? Peşini hep sürgünler, işkenceler ve hapisler kovaladı… Takibatlar yapılırken o eserler veriyor, aktif sabırla, durduğu yerde, dünya ile oynuyordu.</div>
<div>Bütün fitne ve fesatlar, fısk ve fücurlar, hep Çilesizlerden ve ham ruhlardan çıkmıştır.</div>
<div>Mustafa Özdamar, Osman Yüksel Serdengeçti ile ilgili bir hatırasını anlatırken diyor ki: “İkinci görüşmemiz de yine Konya’da oldu. Konya’da, Kitaplık Salonunda bir konferansı vardı. Konferanstan sonra, Konya’nın Serdengeçti hayranı olan bizler (İmam-Hatip öğrencileri)  Osman abi’ye sevgi gösterileri yapmaya  başladık. Hüseyin Üzmez de vardı yanında. Osman abi ve Hüseyin Üzmez, eski model külüstür bir arabaya binerek veda ederken, bizler o ağır külüstür arabayla birlikte Osman abi’yi havaya kaldırma ve omuzlarımıza alma şamatası yapmaya başlayınca, Osman abi arabanın camını açarak, yine o buruk ve kekre gülümseyişle: ‘Boşuna zorlanmayın çocuklar!  Bizim günahımız ağırdır, kaldıramazsınız!..’  demişti.”  (Bir Dervişin  Seyir  Defteri)</div>
<div>İslâmiyeti gerçekten ciddiye alan ve bütün ciddiyetiyle yaşayan ve “Sümme aleynâ BEYÂNEH”  (Daha sonra Kur’an’ı BEYAN  da Bizim üzerimize)  âyetini Hz. Ali Efendimizin “Kur’an’ın mucizeliğini BEYAN  ET!” emriyle BEYAN  eden Bediü’l-BEYAN, Bediü’z-zaman Zât,  KUR’AN’I  bir gavvas gibi derince tefsir eden, tahkiki imanı ders veren ve Sahabe  imanı benzeri bir salâbet içinde cehd ve gayret gösteren ve en ağır mevzuları sehl-i mümteni güzelliğinde ifade eden Bediüzzaman Hazretleri sadece yazdığı Münacât Risalesiyle gönüllere yepyeni bir yakarışın nümunesini göstermiştir…</div>
<div>Nasıl ki, buzağının burunsallığı, annesinden süt emmesine mâni olursa, bizim kibir ve gurur burunsallıklarımız da Risale-i Nurlardan istifademizi ve ihlaslı Hizmet etmemizi engeller.</div>
<div>Edebî güzelliklere sahip nâzeninlerin MİHRİ, dikkattir.  Dikkat  DEHÂ’yı doğurur.</div>
<div>Sözün gıdası sohbettir yani SOHBET-İ  CÂNAN’dır. Özün gıdası MUHABBET’tir.</div>
<div>“Sevgiyle teslimiyet bir HÜRRİYET’tir. Baskı ile teslimiyet ise bir ESARET’tir.”  (Aydın Bolak)</div>
<div>“Hazımsızlık küçüklük alâmetidir. Piyonları emarelerinden anlarsınız.” (Aydın Bolak)</div>
<div>İnsan üst kimliğinde birleşelim. Kim olursa olsun haksızlığa karşı beraber olalım.</div>
<div>Kur’an’ı mahreciyle, tecvidiyle doğru okumayı yaygınlaştıralım. Ayrıca Suat Yıldırım Hocamızın veya Ali Ünal’ın meallerinden okumalıyız.</div>
<div>ART “Çağırmazsanız gelmezler… Anlatmazsan, bilmezler… Göstermezseniz görmezler… İstemezseniz vermezler.”</div>
<div>Allah’ın verdiklerine şükürsüzlük ya zulüm veya ölüm getirir.</div>
<div>Sabır suyundan yıkananı ateş yakmaz.</div>
<div>Ne garip iş!..  Sen git, şeytanı Mina’da taşla, dönünce memleketinde şeytanlığa başka hem de şeytanı alkışla, ey nefs-i taş kafa…</div>
<div>İçinde bulunduğumuz mozayik içinde, Gül rengimizle, Gül kokularımızla bulunmalıyız… Anadolu’nun Gülen Yüzünü göstermeliyiz.</div>
<div>“Jatalca” Buda’nın hayatını anlatan kitap…  Bu kitapta Bizim Sekizinci Sözdeki Kuyu temsili var. Yalnız orada kovalayan aslan değil filler. Kore’li bir Budist rahip kendilerinin semavî bir dine mensup olmadıklarını söylemesi üzerine… “Hz. İbrahim mi önce yoksa Buda mı?”  diye sordum. “Elbette Hz. İbrahim” dedi. “Peki öyleyse Buda hayatını anlatan kitaptaki kuyu temsili Hz. İbrahim’in Suhufunda  yazılı… Bu temsil oradan alındığına  göre… Sizin dininizin de semavi bir yönü var…</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Abdullah Aymaz | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/corak-topraklari-ihya-abdullah-aymaz/">Çorak toprakları ihya | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprağını sevmeyen tohum &#124; Veysel Ayhan</title>
		<link>https://hizmetten.com/topragini-sevmeyen-tohum-veysel-ayhan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2020 11:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Tohum]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>
		<category><![CDATA[veysel ayhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7820</guid>

					<description><![CDATA[<p>Buğdayın asıl doğduğu gün, başakta var olduğu gün değildir. Buğdayın asıl doğduğu gün, toprağa düştüğü gündür. Tüm tohumlar bir bitkinin rahminde doğar. Her biri onlarca, yüzlerce ikiziyle beraber dünyaya gelir.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/topragini-sevmeyen-tohum-veysel-ayhan/">Toprağını sevmeyen tohum | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buğdayın asıl doğduğu gün, başakta var olduğu gün değildir.</p>
<p>Buğdayın asıl doğduğu gün, toprağa düştüğü gündür.</p>
<p>Tüm tohumlar bir bitkinin rahminde doğar.</p>
<p>Her biri onlarca, yüzlerce ikiziyle beraber dünyaya gelir.</p>
<p>Fakat asıl doğum bu değildir.</p>
<p>Asıl doğum her biri bizzat kendisi doğum yaptığı gündür.</p>
<p>İnsan da böyledir.</p>
<p>Var olduğu yerde doğum yapamaz.</p>
<p>Ana rahmi doğduğu topraklardır, vatanıdır.</p>
<p>Ana rahmi, her işinin rast gittiği günlerdir.</p>
<p>Ana rahmi, evidir, dostudur, arkadaşıdır; bildiği dil, yürüdüğü sokaktır.</p>
<p>Büyük doğumlar hep başka topraklarda olur.</p>
<p>Gurbette olur, hicrette olur.</p>
<p>Tarihte ana rahminde yapılmış bir doğum yok.</p>
<p>Çünkü ana rahminde doğum olmaz.</p>
<p>Doğum tüm bu bağlardan kopulduğu gün başlar.</p>
<p>Başka bir dünyaya savrulunca başlar.</p>
<p>Kendi iradesiyle var olma, yaşam savaşı verme ve ayağa kalkma ve yeni bir dünya kurma…</p>
<p>İşte doğum yapma budur, göbeğini kendi kesme budur.</p>
<p>Asıl ürün o zaman verilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AMA…</strong></p>
<p>Her savrulan tohum, doğum yapar mı?</p>
<p>Yapmaz. Şartları var:</p>
<p>İsterseniz deneyin.</p>
<p>Elinize bir avuç tohum alın. Bahçeye saçın.</p>
<p>Her ne olursa. Buğday, domates, biber; lale, gül, karanfil…</p>
<p>Ne olur?</p>
<p>Çoğu zayi olur.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Yüzeyde kalan tohum ölür.</p>
<p>İlk şart tohumun düştüğü toprağı benimsemesidir, sevmesidir, adım atıp onu kucaklamasıdır.</p>
<p><strong>TOPRAĞINI SEVMEYEN TOHUM YEŞERMEZ.</strong></p>
<p>Toprağını benimsemeyen ve sevmeyen, iğreti durur.</p>
<p>Kenarda bekler. Yüzü düşer. “Güzel görmez” ve zamanla çürür.</p>
<p>İlk şart budur. Vardığı toprakları sevmek.</p>
<p>Çünkü takdir edene saygı bunu gerektirir.</p>
<p>Biraz açayım:</p>
<p>Anne-babaların çocukları için hayal ve plânları vardır.</p>
<p>Özel okullar, iyi üniversiteler…</p>
<p>Çocuklar rüşte erene kadar anne-baba, Allah’ın rahmetinin bir “araç”ı olarak çocuklara bakar. Allah, kalplerine bir sevgi atmıştır. Karşılık beklemeden canları bahasına onları korurlar.</p>
<p>Çocukların “mülkiyeti” esasen anne-babaya değil Allah’a aittir. Anne-baba onlara Allah’ın rahmetini temsilen bakar.</p>
<p>İnsanın mülkiyeti Yaratan’a aittir.</p>
<p>İnsan bir tohum ise bunun sahibi Allah’tır.</p>
<p>Bir anne, çocuğu için farklı bir mekan-sahne düşünürse bu, onun iyiliği içindir.</p>
<p>Bir baba, çocuğu için farklı bir ortamı uygun görüyorsa bu, onu düşündüğündendir.</p>
<p>Hiç bir anne-babanın planı ve projesi Allah’ın o insan için takdiri kadar mükemmel olmaz.</p>
<p>Hiç bir anne-babanın sevgisi, Allah’ın yarattıklarına olan sevgisiyle kıyaslanamaz.</p>
<p>“Rahmetim ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır.”(A’raf, 156)</p>
<p>Efendimiz(sav), bir kuşun korkusuna rağmen yavrularını terketmeyişini görünce “Beni hak ile gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Allâh’ın kullarına karşı rahmeti, şu anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı şefkâtten daha fazladır.” (Ebû Dâvûd)</p>
<p>Eğer bir insan Allah’ın takdirine isyan etmediyse Allah’ın rahmeti onu Rububiyetiyle sarıp sarmalar.</p>
<p>Gurbette ise daha fazla kucaklar.</p>
<p>Çünkü O, kimsesizlerin “Kimse”sidir.</p>
<p>İnsan bunun bilincinde olursa Kader kalemleri o insanın “ihlasını” “marifetini” “yakînini”… artırmak için geleceğini kurgular.</p>
<p><strong>VE BUGÜN</strong></p>
<p>Kader yüz binlerce “tohum” için yeni ufuklar açtı.</p>
<p>Herkes bir başka toprağın bağrına düştü.</p>
<p>Öncelikle yaşananlar bir çağrıdır:</p>
<p>Varlığın muhteşem sanatkârı bize bir anlaşma teklif etmiştir.</p>
<p>“Ruh heykelini yapma” ve “Cennet hediye etme”</p>
<p><i>“…Verdiği söze Allah’tan daha sadık kim olabilir? O halde (ey mü’minler), Allah’la yaptığınız bu alışverişten dolayı size müjdeler olsun! Budur gerçekten çok büyük kazanç, çok büyük başarı…”(Tevbe, 111)</i></p>
<p>Kaderin önümüze çıkardığı “toprakları” doğru “oku”rsak, Ruh heykelimizi Allah inşa eder.</p>
<p>Gitmeler-gelmeler hep kaderin sevkiyle oldu.</p>
<p>Ülkemizi biz tercih etmedik.</p>
<p>Kaderin sevkiyle yürüdük.</p>
<p>Vardığımız yerde bir kenarda küs durmak, huzursuz ve abus bir çehreyle beklemek, “Gönderen”e karşı saygısızlıktır. Ayıptır.</p>
<p>Ben öncelikle o toprakları Allah’ın bana sunduğu bir ikram olarak görmeliyim.</p>
<p>Geldiğim topraklar Allah’ın takdiri olduğu için “hicret vatanı” Medine gibi kutsal ve azizdir.</p>
<p>Öyle görmeliyim. Çünkü burası benim “Medinem”dir. Gerçek vatanım artık bu topraklardır.</p>
<p><strong>ÜLKESİNİ BEĞENMEME!</strong></p>
<p><i> “… O sizi, size en kötü bir işkence uygulayan, doğan erkek çocuklarınızı öldürüp kızlarınızı perişan bir hayata zorlayan Firavun’un hâkimiyetinden kurtarmıştı. Gerçekten bunda, Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı…</i></p>
<p><i>… </i></p>
<p><i>Eğer şükrederseniz, Ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!” (İbrahim, 6,7)</i></p>
<p>Gelinen toprakları nimet bilmek, sevmek ve mukaddes kabul etmek Allah’a saygının bir gereğidir.</p>
<p>Tekrar etmeye değer:</p>
<p>Vatan, doğulan yer değildir; Vatan, doğurulan yerdir.</p>
<p>Vatan, Allah’ın takdir ettiği yerdir; Doğurmak için gelinen yerdir.</p>
<p>Bu nedenle düştüğü ülkeyi sevmeyen, hala gözü geldiği yerde olan tohum yeşermez.</p>
<p>Bir tohum için yeşermenin ilk şartı sevmek, ikinci şartı ise o toprağa “gömülmek”tir.</p>
<p>Yüzeyde kalan tohumu; yel üfürür, sel götürür.</p>
<p>Ortada kalan tohum, kurda-kuşa yem olur.</p>
<p>Gidilen toprakları vatan yapmanın ikinci şartı oranın insanını sevmek, dilini öğrenmektir.</p>
<p>“Yaşım geçti!”, “Şimdiden sonra nasıl öğrenirim!”, “Kafam almıyor!” tamamen şeytanın mırıltılarıdır. Beden yıpranır ve ihtiyarlar ama ruh ihtiyarlamaz. Sadece tembelliğe alışmıştır. Israrla uyarılırsa eski performansına yaklaşır.</p>
<p>Beş yıl dirsek çürütsem, o dili öğrensen ve sadece bir insana vesile olsam değmez mi?</p>
<p>Hatta beş yıl uğraşsam ama o dili öğrenemesem niyetimle aynı noktaya varmaz mıyım?</p>
<p>Gidilen ülkenin dilini öğrenmek Allah’ın takdirine saygının bir ifadesi olur.</p>
<p>O nedenle nafile bir ibadet gibi ele alınabilir.</p>
<p>Allah bize orayı takdir ettiyse orada iğreti duramayız. O dili öğrenmemiz şart.</p>
<p>Fıkıhtan anlasam “farz” derdim.</p>
<p>Tohumun zayi olmaması toprağa iyice gömülmeye bağlıdır.</p>
<p>Ki bu, kolay değildir.</p>
<p>Çünkü yüzeyde âvâre ve başıboş dolaşmak rahattır.</p>
<p>Yüzeyde durup diğer tohumlara nizamât vermek, ahkam kesmek konforludur.</p>
<p>Toprağın içi ise karanlık ve ürkütücüdür.</p>
<p>Bilmediğin bir toplumun içine nüfûz etmeye çalışmak buna benzer.</p>
<p>Toprağın derinliğine inmek; insan için bilmediğin bir toplumun içine girmek gibidir.</p>
<p>Zaman ister. Ama bu intibakın en önemli eşiği dil öğrenmektir.</p>
<p><i>(Devamı var.)</i></p>
<p><i>O kadar imrenilesi örnekler var ki buyurun size birkaçı:</i></p>
<p><i>1-</i><a href="https://www.youtube.com/watch?v=ztzQV0hJKRw&amp;t=875s"><i>‘Arkama dönüp bakmadım, çünkü geride bakacak birşey bırakmadılar’</i></a></p>
<p><i>2-</i><a href="https://www.youtube.com/watch?v=SKwJHC3IgoA&amp;list=PLxM3elX_-vDzsh8ToTT0QCUnWsV8nTaiJ&amp;index=7"><i>Bir fizikçinin göç hikayesi</i></a></p>
<p><i>3-</i><a href="https://www.youtube.com/watch?v=L7Wcoq81nuA&amp;list=PLxM3elX_-vDzsh8ToTT0QCUnWsV8nTaiJ&amp;index=23"><i>“5 vakit namazımda Alman halkına dua ediyorum”</i></a></p>
<p><i>4-</i><a href="https://www.youtube.com/watch?v=BDcdAYIr9ng&amp;list=PLxM3elX_-vDzsh8ToTT0QCUnWsV8nTaiJ&amp;index=22"><i>Bursa’dan Hollanda’ya hicret hikayesi.</i></a></p>
<p><i>5-</i><a href="https://www.youtube.com/watch?v=84kMHcjhx4E&amp;list=PLxM3elX_-vDzsh8ToTT0QCUnWsV8nTaiJ&amp;index=21"><i>‘Ağlaya ağlaya geriye baka baka vatanımızı terkettik’ </i></a></p>
<p><strong>Kaynak:Veysel Ayhan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/topragini-sevmeyen-tohum-veysel-ayhan/">Toprağını sevmeyen tohum | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
