<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tefekkür arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/tefekkur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/tefekkur/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Nov 2025 20:07:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Tefekkür arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/tefekkur/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Dr. Hasan Ahmet Gökçe’den Kâinatın Sırlarını Anlatan Bir Masal: Gölgeler Ülkesi”</title>
		<link>https://hizmetten.com/golgeler-ulkesi-cocuklara-dogayi-okumayi-ogretiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 20:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZ]]></category>
		<category><![CDATA[#çocukkitabı]]></category>
		<category><![CDATA[#doğa]]></category>
		<category><![CDATA[#masmavikitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=45726</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Hasan Ahmet Gökçe’nin kaleme aldığı “Gölgeler Ülkesi”, Masmavi Kitaplar etiketiyle yayımlandı.Eser, masalsı bir hikâye içinde inanç, merak ve doğa kavramlarını bir araya getirerek çocuklara hem düşünsel hem de estetik&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/golgeler-ulkesi-cocuklara-dogayi-okumayi-ogretiyor/">“Dr. Hasan Ahmet Gökçe’den Kâinatın Sırlarını Anlatan Bir Masal: Gölgeler Ülkesi”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="373" data-end="629">Dr. Hasan Ahmet Gökçe’nin kaleme aldığı “Gölgeler Ülkesi”, Masmavi Kitaplar etiketiyle yayımlandı.<br data-start="475" data-end="478" />Eser, masalsı bir hikâye içinde inanç, merak ve doğa kavramlarını bir araya getirerek çocuklara hem düşünsel hem de estetik bir okuma deneyimi sunuyor.</p>
<p data-start="631" data-end="934">Yaklaşık 80 sayfalık kitapta, Atlas ve Poyraz adlı iki çocuğun gölde başlayan yüzme macerası, kısa sürede farklı diyarlara uzanan bir yolculuğa dönüşüyor.<br data-start="797" data-end="800" />Masal boyunca dile gelen ağaçlar, nehirler ve yıldızlar aracılığıyla çocuklara doğanın bir bütün olarak algılanması fikri aktarılıyor.</p>
<p data-start="941" data-end="981"><strong data-start="945" data-end="981">Eserin Teması: Tefekkür ve Keşif</strong></p>
<p data-start="983" data-end="1458">Dr. Gökçe’nin eseri, klasik bir çocuk masalı formunu, tefekkür ve manevî sembollerle harmanlıyor. Yazar, çocuk okurlara doğayı yalnızca gözlemlemenin ötesinde, “Kitab-ı Kebir-i Kâinat” olarak okuyabilme fikrini kazandırmayı amaçlıyor.<br data-start="1231" data-end="1234" />Bu yönüyle eser, Said Nursî’nin “Yirmi İkinci Söz” metninden ilham alırken, aynı zamanda John Bunyan’ın “Çarmıh Yolcusu” ve C.S. Lewis’in “Narnia Günlükleri” gibi alegorik anlatımlarla benzer bir çizgide duruyor.</p>
<p data-start="1465" data-end="1502"><strong data-start="1469" data-end="1502">Eğlenceli Üslup, Denge Unsuru</strong></p>
<p data-start="1504" data-end="1788">Didaktik anlatım riskine rağmen Gökçe, dili ritmik ve akıcı tutarak öğreticiliği dengelemeyi başarıyor. Eserde yer alan kafiyeli ifadeler ve kısa diyaloglar, çocuk okurun ilgisini canlı tutuyor. Bu yönüyle <em data-start="1714" data-end="1731">Gölgeler Ülkesi</em>, hem eğlendirici hem de düşündürücü bir nitelik taşıyor.</p>
<p data-start="1795" data-end="1841"><strong data-start="1799" data-end="1841">Görsel Dünyayı Zenginleştiren Çizimler</strong></p>
<p data-start="1843" data-end="2096">Kitabın görselleri, İsmail Abay tarafından hazırlandı. Çizimler; konuşan meyveler, yıldızlar ve vadilerle hikâyedeki anlam katmanlarını destekliyor. Soyut kavramların görsel bir dille somutlaştırılması, çocuk okur için kavrayışı kolaylaştırıyor.</p>
<p data-start="2153" data-end="2418">
<p><a href="https://hizmetten.com/golgeler-ulkesi-cocuklara-dogayi-okumayi-ogretiyor/">“Dr. Hasan Ahmet Gökçe’den Kâinatın Sırlarını Anlatan Bir Masal: Gölgeler Ülkesi”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanı hakikate ulaştıran nurdan helezon: Tefekkür</title>
		<link>https://hizmetten.com/insani-hakikate-ulastiran-nurdan-helezon-tefekkur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 06:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Mesleğimizin çok önemli bir esası olan tefekkür ameliyesinin istenen seviyede gerçekleştirilebilmesi hangi esaslara bağlıdır? Cevap: Tefekkür, insanın kendi iç dünyası hakkında kendini düşünmeye zorlaması, eşya ve hadiseleri sürekli hallaç etmesi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insani-hakikate-ulastiran-nurdan-helezon-tefekkur/">İnsanı hakikate ulaştıran nurdan helezon: Tefekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Mesleğimizin çok önemli bir esası olan tefekkür ameliyesinin istenen seviyede gerçekleştirilebilmesi hangi esaslara bağlıdır?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Tefekkür, insanın kendi iç dünyası hakkında kendini düşünmeye zorlaması, eşya ve hadiseleri sürekli hallaç etmesi ve bütün bunları tekrar ber tekrar mütalaaya alarak engin ve derin düşüncelere açılması demektir. Aslı itibarıyla Arapça bir kelime olan tefekkür, “tefe’ul” babından gelir. Bu babın özelliği ise, tekellüftür. Yani insanın bir işi gerçekleştirmek için ciddi bir gayret ortaya koyup kendini zorlaması, bu istikamette iradesinin hakkını vermesidir. Dolayısıyla rahatlıkla diyebiliriz ki tefekkür kelimesi türediği kip itibarıyla basit bir düşünce ameliyesinden ziyade, sistemli, derin ve süreklilik arz eden bir düşünme faaliyetini ifade etmektedir.</p>
<h3>Kur’an aktif aklı nazara veriyor</h3>
<p>Mesleğimizin önemli bir esası olan tefekkür aynı zamanda Müslümanlığın da temel disiplinlerinden birisidir. Zira Kur’ân-ı Kerim pek çok âyet-i kerimede, semalardan, yağmurun yağışından, bitkilerden, bulutlardan, rüzgârdan, yıldızlardan, atmosferden, canlıların yaratılışından, insanların rızıklarından… kısaca âfâk ve enfüse dair (dış ve iç âlemler) nice delillerden bahsettikten sonra meseleyi hep tefekküre bağlamıştır. Mesela Cenâb-ı Hak, Âl-i İmrân Sure-i Celîlesi’nde, yer ve göklerin yaratılışını, gece ve gündüz sürelerinin değişmesini, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin yüzdürülmesini, semadan indirilen yağmurla ölmüş yeryüzünün diriltilmesini ve orada pek çok canlı yaratılmasını, rüzgârların hareketini, yeryüzü ve sema arasında emre âmâde duran bulutları zikrettikten sonra <span class="arabic">لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ</span> buyurmak suretiyle, bütün bunlarda tefekkür eden insanlar için Allah’ın varlık ve birliğine âyetler bulunduğunu zikretmiştir. (Âl-i İmrân, 2/164)</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de buna benzer çok sayıda âyet bulunmaktadır. Bu ayetlerin bazısı meseleyi akla, bazısı fikre, bazısı ise ilme bağlıyor. Bunların arasında nüans bulunsa da temelde hepsinin aynı noktaya işaret ettiği görülecektir ki bu da Allah’ın âfâk ve enfüste yaratmış olduğu deliller üzerinde insanın düşünmesi, aklını kullanması ve tefekküre dalmasıdır.</p>
<p>Pek çok ayet-i kerimenin sonunun, <span class="arabic">لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ</span> şeklinde hitama ermesi bize şu hususu da hatırlatmaktadır: Kur’an-ı Kerim tefekkürü geniş zamana delâlet eden bir kiple ifade ederek nazarlarımızı sürekli aktif akla çevirmektedir. Evet, Kur’ân-ı Kerim, bir tek defa bile pasif akıldan bahsetmediği gibi, sadece maziye yönelik bir aklî ameliyeden de bahsetmez. Bilâkis Kur’ân-ı Kerim, geniş zamanda sürdürülecek bir tefekkürden bahsetmek suretiyle, geçmişin yanında bugünün ve yarınların da tefekkür edilmesini ister. Dolayısıyla insan, geçmişle aklî ve mantıkî irtibatlar kurmanın yanında, yaşadığı çağı ve gelecek zamanı da tefekkür imbiklerinden geçirmeli ve her adımını makuliyet zemininde atmalıdır. Ayrıca söz konusu ayet-i kerimelerin aktif akla işaret etmesi, tefekkürdeki sürekliliği vurgulaması açısından da çok önemlidir.</p>
<p>Burada istidradi olarak bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Kur’ân’da yer alan bu tür âyet-i kerimelere meal verirken, genellikle “akletme” kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Fakat bu kelime, <span class="arabic">يَعْقِلُونَ</span> lafzının mânâsını tam olarak ifade etmemektedir. Her ne kadar alternatif başka bir tabir bulunamadığından dolayı bu kelime ile iktifa edilse de, bunun zayıf bir karşılık olduğunu da belirtmek gerekir. Belki bunun yerine, “aklı yürüterek eşya ve hadiseleri okuma”, “tefekkür yoluyla akıldan hâsıl olabilecek ürünlere ulaşma”, “aklı değerlendirmek suretiyle varlığı sağma” vs. denilebilir.</p>
<h3>İnsan ancak tefekkürle kendini keşfeder</h3>
<p>Allah (celle celaluhu) pek çok yerde dikkatleri aklı kullanmaya ve tefekkür etmeye çektiğine göre, mü’minlerin de gerek âfâkî gerekse enfüsî tefekkürde derinleşmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Enfüsî tefekkür mevzuu olarak insanı, -Alexis Carrel’in de “İnsan Denen Meçhul” isimli kitabında tahlil ettiği üzere- sadece fizyolojisi ve anatomisi itibarıyla ele alacak olsanız bile o, hakikaten saygı duyulması gerekli olan bir abide şeklinde karşınıza çıkacaktır. Evet, insan iç-dış yapısıyla o kadar mükemmeldir ki, muhalfarz eğer Allah’tan başka birisine secde etmek caiz olsaydı, insana secde edilirdi. Fakat Allah (celle celaluhu) kendisinden başka hiç kimseye secde edilmesine müsaade etmemiştir. Meleklerin Hazreti Âdem’e secdeleri ise, emre itaatteki inceliğin anlaşılması adına bir imtihan ve ibtilânın gereğidir.</p>
<p>Bununla birlikte Allah’a yapılan secdede Hazreti Âdem’in bir mihrap olması, böyle bir konum, faikiyet ve hususiyeti ihraz eden başka bir varlık olmadığını göstermektedir. Zira Âdem, bir yönüyle madde ve mananın, fizikî ve ruhanî âlemlerin birleşik noktası gibidir. Farklı bir ifadeyle o, Cenâb-ı Hakk’ın bütün esma-i hüsnasının cami bir aynasıdır. İşte böylesine mükemmel bir varlık olan insanı, maddî ve manevî buutlarıyla okumaya başladığınızda, derin derin tefekküre dalmamanız mümkün değildir. Evet, insanı ister el, ayak, göz, kulak, burun, dil, dudak gibi maddî yanıyla ele alın, isterseniz mahiyet-i nefsi’l-emriyesi (hakiki mahiyeti) itibarıyla ele alın, doğru okunabildiği takdirde o, insanı derin derin düşünceye sevk edecek mükemmel bir kitap gibidir.</p>
<p>Hususiyle nefsi, kalbi, duyguları, şuurunun şuurunda olması, iradesini yönlendirmesi itibarıyla insana bakıldığında, onun hiçbir boşluğa rastlanmayacak nasıl muhteşem bir mekanizmaya sahip olduğu görülecektir. İnsan, böyle bir sistemin dümeninde bulunması, onu işletmesi ve onun merkez noktasına tahtını kurması itibarıyla onun en yakınında durduğundan dolayı, onu en iyi anlayan da kendisidir. Eğer insan enfüse açılabilir, onun maddi ve manevi yanı üzerinde düşüncelerini derinleştirebilirse, tıpkı yeryüzünde başarılar elde ettikten sonra uzaya açılan insanlar gibi, âfâka da açılabilir. Farklı bir ifadeyle enfüs üzerinde iç âlemlerde gerçekleştirdiği sistemli bir tefekkürle, Allah’ın abes bir şeyi yaratmadığının farkına varan bir insan, nazarlarını dış âlemlere tevcih ettiğinde de, tıpkı çiçeklere konan bir arı gibi farklı bal usareleriyle geriye dönecektir.</p>
<h3>Sohbet mekânları tefekkür meclisleri olmalı</h3>
<p>Evet, insana düşen vazife âfâkî ve enfüsî her iki tefekkür kanadını da çok iyi değerlendirerek oturup kalktığı meclisleri derinlemesine Allah’ın teşriî ve tekvinî âyetleri üzerinde durulan ve kalbin zümrüt tepelerinde dolaşılan yerler haline getirmesidir. Bu yapılmadığı takdirde meclisler laubaliliklerden kurtulamayacaktır. Laubaliliğin hüküm sürdüğü yerlerde ise insanlar sürekli dudu nineler gibi falanı filanı eleştirmekten, başkalarının kabahatleriyle meşgul olmaktan ve onun bunun gıybetini yapmaktan kurtulamazlar. Bu tür dedikodularla meşguliyet ise hem zamanı hem mekânı hem de atmosferi kirletir. Böyle kirli bir atmosferde ise tefekkür çimlenmesi gerçekleşmez. Esasen nefis ve hevasının akıntılarına kendisini kaptıran bir insan, varlığı doğru okuyup doğru yorumlamasını sağlayacak tefekkür mekanizmasının eline kement vurmuş ve onu felç etmiş demektir.</p>
<p>Söz buraya gelmişken, Medet Efendi’nin anlatmış olduğu bir hadiseyi nakletmek istiyorum. Kendisi, İkinci Abdülhamid’in yaveri bir binbaşı imiş. Bir zaman kendisiyle beraber olmuştuk. O zaman ben on iki – on üç yaşlarında idim. O da, yetmiş beş yaşında idi. İbadet ü taatinde çok hassas, sakallı, nurani bir zat idi. Ayrıca tam bir Osmanlı beyefendisiydi. 1908 yılında Sultan Abdülhamid (cennetmekân) hal’ edilince, ittihatçılar başkaları gibi onu da tımarhaneye atmışlar. Delilerin içinde kala kala kendisi de bir nebze aklî dengesini yitirmişti. Zaten mecnunlarla aynı mekânı paylaşmak zorunda kalan biri onlarla aynı çizgiyi paylaşmaz ve onlara uyum sağlamazsa, problem haline gelir ve oradaki deliler tarafından “deli” ilân edilir. İşte, bir süre delilerin içinde kalan Medet Efendi, zaman zaman onların hâl ve tavırlarını naklederdi. Onlardan kimi eline bir ayna alıp Erzurum’u sel bastığından bahsedermiş, bir başkası soba deliğinde hazine yer aldığını anlatırmış, bir başkası da gazetede çıkan yazılara küfreder dururmuş.</p>
<p>Delilere dair Medet Efendi’nin naklettiği bu hadiseden şu noktaya gelmek istiyorum: Şayet biz de oturup kalktığımız yerleri nurani birer meclis haline getirmezsek dünyevî-uhrevî faydası olmayan mevzuları konuşur durur ve sürekli gevezelikle zamanımızı heba ederiz. Tıpkı tımarhanedeki insanlar gibi, birisi kalkar gereksiz bir söz eder, öbürü başka bir boş mevzuu dillendirir, başka birisi de kalkar bir başkasına verir veriştirir. Bunun sonucunda meclislerimizi verimsiz, bereketsiz çorak bir arazi haline getirmiş, isyan deryasına yelken açmış ve -halk ifadesiyle söyleyecek olursak- eften püften meselelerle vaktimizi israf etmiş oluruz. Meclislerimizi iman meclisi haline getirme dururken, niye onu ruhtan, manadan yoksun bir kabristana çevirelim ki! İtaat vadilerinde dolaşma varken niye geriye dönüşü zor bir deryaya açılalım ki! Niye meclislerimizde fırsatları değerlendirip değişik menfezler bularak oradan Kur’ân’ın değişik enginliklerine açılmayalım ki!</p>
<p>İşte meclislerimizi bereketli kılmanın yolu sözlerin hep Allah ve Resûlü’nü düşüneceğimiz tefekkür zeminine çekilmesi, muhavere ve müzakerelerin hep sohbet-i canana getirilmesidir. Gevezeliğe dalmak isteyen olursa, usulünce ona da müdahale edilmeli ve “Kardeşim! Allah adına, Efendimiz adına söyleyeceğin bir söz varsa söyle, dinleyelim; yoksa bir kitap getir, onu okuyalım.” demeli ve yürekleri hoplatacak, gözleri yaşartacak ve bize yeniden insanlığımızı hatırlatacak bir konu müzakere edilmelidir. Mesela orada bulunanların birisinden Kur’an okumasını ister, şayet okunan ayetleri izah edecek birisi varsa, ondan da okunan kısmın tefsirini yapmasını rica eder ve böylece içimize inşirah salmış oluruz. Tefsir yapabilecek salahiyette birisi yoksa getireceğimiz bir meal ve tefsirle okunan ayetleri anlamaya çalışırız. Zira anladıkça, tefekkür ettikçe, seviyesizlikten, düşüncede sığlıktan kurtulacak ve engince mülahazalara açılacağız.</p>
<p>Hasılı, tefekkür dinamiği sayesinde, aczimizi, fakrımızı ve şükre istihkakımızı daha derinden anlayacak, mahlûkatı daha engin bir şefkatle kucaklayacak ve Allah’ın izniyle şevk içinde hizmetimize devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insani-hakikate-ulastiran-nurdan-helezon-tefekkur/">İnsanı hakikate ulaştıran nurdan helezon: Tefekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime-i Tevhid ve Tefekkür &#124; Zekeriya Çiçek</title>
		<link>https://hizmetten.com/kelime-i-tevhid-ve-tefekkur-zekeriya-cicek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 13:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çiçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13022</guid>

					<description><![CDATA[<p>         “La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehülmülkü velehülhamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyun la yemut biyedihil hayr ve hüve ala külli şey’in kadirun ve ileyhil masir.”            “Sabah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kelime-i-tevhid-ve-tefekkur-zekeriya-cicek/">Kelime-i Tevhid ve Tefekkür | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>         “La ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh lehülmülkü velehülhamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyun la yemut biyedihil hayr ve hüve ala külli şey’in kadirun ve ileyhil masir.”</h2>
<p><strong><em>           </em></strong>“Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan ve bir sahih rivayette Yüce İsim mertebesini taşıyan şu tevhid cümlesinin on bir kelimesi var. He bir kelimesinde, hem birer müjde, hem Allah’ın (cc) terbiye ediciliğindeki birliğinin mertebesi, hem bir Yüce İsim noktasında Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren mükemmel bir işaret var.<strong><em>        </em></strong></p>
<p>Hiçbir şek ve şüphe olmaksızın bil ki, yaratılışımızın en yüksek gayesi ve fıtratımızın en yüce meyvesi, Allah’a (cc) imandır. Ve insaniyetin en yüce makamı Allah’a imanla erişilecek olan Allah (cc) bilgisidir.<strong><em>      </em></strong></p>
<p>Cin ve insanın en belirgin saadeti ve en tatlı rızkı, o Allah bilgisiyle insanda meydana gelen Allah (cc) sevgisidir. Ve insan ruhu ve insan kalbi için en hakiki sevinç,  Allah sevgisinden kaynaklanan ruhani lezzettir.</p>
<p>Evet, tüm gerçek huzur ve hakiki sevinç ve şirin nimet elbette Allah bilgisi ve Allah sevgisidir. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven, sınırsız huzura, nimete, nurlara, sırlara, ya düşünce planında ya da fiili olarak sahip olurlar. Allah’ı hakiki olarak tanımayan sevmeyen, bitmez tükenmez şikâyetlere, elemlere ve vehimlere manen ve maddeten maruz kalır.<strong><em>        </em></strong></p>
<p>Evet, şu düzensiz dünyada, başıboş insanlık içinde, meyvesi olmayan bir hayatta, sahipsiz, himaye edeni olmayan bir durumda, güçsüz, Malı mülkü olmayan, zavallı bir insan, bütün dünyanın hükümdarı da olsa kaç para eder.<em>      </em></p>
<p>İşte bu başıboş insanlık içinde, bu çaresiz, geçici dünyada, insan sahibini tanımazsa ve bulmazsa, ne kadar çaresiz şaşkın olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, sahibini tanısa, o vakit rahmetine sığınır. Gücüne dayanır. O korku verici dünya, bir gezinti yerine döner. Ve bir kazanç kapısı olur. (20.Mektup’tan Birinci Bölüm: Mukaddime)</p>
<p><strong>Hizmetten | Zekeriya Çiçek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kelime-i-tevhid-ve-tefekkur-zekeriya-cicek/">Kelime-i Tevhid ve Tefekkür | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tefekkür ve İsm-i Kuddüs &#124; Zekeriya Çiçek</title>
		<link>https://hizmetten.com/tefekkur-ve-ism-i-kuddus-zekeriya-cicek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2020 12:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsm-i Kuddus]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çiçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12963</guid>

					<description><![CDATA[<p>TEFEKKÜRÜN DÜNYAMIZDA EKOLOJİ İLE KRİSTALLEŞTİĞİ RABBANİ İSİM “İSM-İ KUDDUS&#8221; İsm-i Kuddûs: Her şeyi tertemiz yapan ve kendisi her türlü lekeden münezzeh olan Cenab-ı Hakkın ismidir.           &#8220;Yeri de döşeyip düzenledik.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tefekkur-ve-ism-i-kuddus-zekeriya-cicek/">Tefekkür ve İsm-i Kuddüs | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>TEFEKKÜRÜN DÜNYAMIZDA EKOLOJİ İLE KRİSTALLEŞTİĞİ RABBANİ İSİM “İSM-İ KUDDUS&#8221;</h2>
<p>İsm-i Kuddûs: Her şeyi tertemiz yapan ve kendisi her türlü lekeden münezzeh olan Cenab-ı Hakkın ismidir.</p>
<p><strong>          &#8220;Yeri de döşeyip düzenledik. Biz ne güzel donatıcıyız!&#8221; (Zâriyât Sûresi  51:48)        <em>    </em></strong></p>
<p>” Bu kâinat ve yerküre, sürekli çalışan büyük bir fabrika ve her an boşalan bir ev, bir misafirhanedir. Hâlbuki böyle sürekli çalışan fabrikalar, evler ve misafirhaneler, çöpler ve artıklarla ve değişik fabrika atıklarıyla çok çabuk kirleniyorlar. Bunun neticesi olarak ta, etrafımız kirleniyor ve kötü koku salgılayan maddeler her tarafta birikiyor. Eğer pek çok dikkatle bakılmazsa ve süpürülüp temizlenmezse, içinde yaşanmaz; insan onda boğulur.</p>
<p><em> </em></p>
<p>Eğer dikkatli bir bakım ve temizlik yapılmazsa ve yaşanılan yer süpürülmezse, içinde durulmaz; insan onda boğulur. Hâlbuki bu kâinat fabrikası ve yerküre o kadar parlak, temizdir o kadar kirsiz ve bulaşıksızdır ve kötü kokulardan arındırılmıştır ki, bir lüzumsuz şey ve bir gerekli olmayan hiçbir madde olmadığı gibi her şey bir iradeyle kontrol edildiğinden, tesadüfen bir kir bile bulunmaz. Eğer görüntüde bulunuyor gözükse de, çabucak geri dönüşüm makinesine atılarak temizlenir.</p>
<p><em>          </em></p>
<p>Demek, bu fabrikaya bakan Zat, çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın öyle temizliğe dikkat eden bir sahibi var ki, o koca fabrikayı ve o büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, temizler, düzenler ve kirden arındırır. Ve o pek büyük fabrikanın büyüklüğü ölçüsünde artıkları ve fabrika atıklarından kalma kirli maddeleri bulunmuyor. Belki büyüklüğü ölçüsünde temizliğe dikkat ediyor.</p>
<p>Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu âlem sarayındaki kirden arınmışlık, saf ve duru olması, ışıl ışıl temizlik, kesintisiz devam eden belli bir gayeye yönelik temizlikten, bir dikkatli pislikten arınmadan ileri geliyor. Ve eğer o daimi arınma ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede tüm hayvanların yüz bin çeşit (şu anda iki milyon çeşit) türleri arzın yüzünde pislik içerisinde boğulacaklardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve feza boşluğunda harap olan ve ölümü gerçekleşmiş gök cisimlerinin, belki yıldızların enkazları, başımızı ve diğer hayvanların başlarını, belki dünyamızın başını kıracaklardı, böylece dağlar büyüklüğündeki taşları başımıza yağdıracaklardı. Ve bizi bu dünya vatanımızdan kaçıracaklardı. Halbuki, eskiden beri o yukarı âlemlerdeki harap olma ve onarmadan, ibret almaya sebep olarak, yalnız birkaç göktaşı düşmüşse de, hiç kimsenin başını kırmamış.</p>
<p>Hem zeminin yüzünde her sene ölüm ve hayatın değişmeleri ve dövüşmeleri yüzünden, yüz binler hayvan türünün bireylerinin cenazeleri ,(şu anda iki milyon çeşit) ve iki yüz bin çeşit bitkinin (şu anda iki milyon çeşit) bireylerinin enkazları, kara ve denizlerin yüzlerini aşırı derecede kirleteceklerdi ki, şuurlu olan canlılar, o yüzleri bırakın sevmeyi ve aşık olmayı, belki de çirkinlikten nefret edip ölmeyi ve yok olmayı isteyeceklerdi.</p>
<p>Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir yazar rahatlıkla sayfalarını temizleyebildiği gibi, bu gökyüzünde uçup duran dünyamızın ve gökyüzünde uçuşup duran kuşların kanatları ve kâinat kitabının sayfaları da öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, ahiretin sınırsız güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, aşktan da öte hayranlık duyarlar.</p>
<p>Demek bu âlem sarayı ve bu kâinat fabrikası, Kuddüs isminin büyük bir tecellisine ayna olur ki, o ilahi temizlikten gelen emirleri, değil sadece denizlerdeki etle beslenen(etoburlar) temizleyiciler ve karaların kartalları, belki kurtlar ve ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sağlık memurları dahi dinliyorlar.</p>
<p>Belki o temizlikle ilgili kutsal emirleri, bedenimizde hareket edip duran alyuvarlarımız ve akyuvarlarımız dinleyip hücrelerimizde temizlik yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı temizleyerek dışarı atıp uzaklaştırır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve o emri, gözkapakları gözleri temizlemek ve sinekler kanatlarını süpürmek için dinledikleri gibi, koca hava ve bulut dahi dinler. Hava, zemin yüzeyine, konan çöpleri üfler, temizler. Bulut içerisinde yağmur depolamış sünger gibi zeminin bahçesine su serper, tozu toprağı yatıştırır.</p>
<p>Sonra, gökyüzünü kirli kalmaması için, çabucak çöplerden arındırıp mükemmel bir düzen içerisinde ortadan kaybolur. Gökyüzünün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş biçimde, ışıl ışıl parlak gösteriyor.”</p>
<p><strong><em>      </em></strong>     Ve o temizlik emrini, yıldızlar, hava, su ve toprak, bitkiler dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayret veren değişimlerin fırtınaları içinde o zerreler temizliğe dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar.</p>
<p>Kirli olsalar çabucak temizleniyorlar. En temiz ve duru ve ışıl ışıl haldeki bu vaziyetleri, en güzel ve safi arınmış bu ince şekilleri alması, yaptığı tüm işleri belli bir gayeye yönelik yapan bir el tarafından yapılmaktadır.</p>
<p>İşte bu tek fiil, yani, bir tek gerçek olan temizleme işlemi, Kuddus ismi gibi en yüce bir isimden, kâinatın büyük dairesinde görünen büyük bir hadisedir ki, doğrudan doğruya Rabbimizin varlığını ve O’nun birliğini, tüm güzel isimleriyle beraber, güneş gibi, geniş ve dürbün gibi olan gözlere gösterir.”</p>
<p>Aynen öyle de, Kudüs isminin etkisini gösterdiği ve tecellisi olan temizleme ve pislikten arındırma olayları dahi, varlığı zorunlu olan Allah’ın (cc) hem güneş gibi varlığını, hem de gündüz gibi birliğini gösteriyorlar.</p>
<p><em>        </em>   Ve Kudüs isminin geniş tecellisinden gelen temizleme ve pisliklerden arındırma, bütün bir kâinatın içerisindekileri varlıkları temizliyor, güzelleştiriyor. İnsanların kirlenmiş elleri karışmama şartıyla, hiçbir şeyde gerçek anlamda kirlilik ve çirkinlik görünmüyor.</p>
<p><em>    </em>Evet, Kâinat sarayını ter temiz tutan bu büyük, genel temizleme, elbette Kudüs isminin tecellisinin bir gereğidir. Evet, nasıl ki bütün mahlûkatın tesbihatları Kudüs ismine bakar; öyle de, onların temiz olmalarını da Kudüs ismi ister.</p>
<p><strong><em>         </em></strong>   Ey maddi ve manevi nimetleri lüzumsuz biçimde harcayan ve böylece israf eden, harcamada dengeyi kaçırmış, ey haksızca davranan ve ey kirli ve nimetlerin kıymetini bilmeyen talihsiz insan! Bütün kâinatın ve bütün varlık âleminin hareket kanunu olan nimetleri lüzumsuz biçimde harcadığın ve temizlik kaidelerini yerine getirmediğinden dolayı, varlık âleminin tümünün zıttına hareket ederek, mânen onları nefretlerine ve kızmalarına sebep oluyorsun.</p>
<p><strong><em>             </em></strong>Neye dayanıyorsun ki, tüm bir varlık âlemini haksızlıklarınla, dengesizliğinle, maddi ve manevi nimetleri lüzumsuz biçimde harcayarak ve kirleterek kızdırıyorsun.<strong><em>   </em></strong></p>
<p>Doğru yoldan çıkmanın ve bilgisizliğin, ne derece ahmakça bir hal olduğunu gör ve sürekli -İslam dini ve kâmil imanı lütfeden Allah’a hamdolsun- de.” (İsm-i Kuddûs 30.Lem&#8217;a 1. Nükte)</p>
<p><strong>Hizmetten | Zekeriya Çiçek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tefekkur-ve-ism-i-kuddus-zekeriya-cicek/">Tefekkür ve İsm-i Kuddüs | Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin fırtınası tefekkür ister…&#124; Abdullah Aymaz Ağabey</title>
		<link>https://hizmetten.com/beyin-firtinasi-tefekkur-ister-abdullah-aymaz-agabey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2020 16:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[beyin fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13409</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hassasiyetle dokunulması gereken şeylere, hassasiyetle dokunulmalı, yoksa solarlar.” (Üstad Hazretleri de diyor ki: ‘Senin mahiyetine öyle mânevî cihazlar ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/beyin-firtinasi-tefekkur-ister-abdullah-aymaz-agabey/">Beyin fırtınası tefekkür ister…| Abdullah Aymaz Ağabey</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>“Hassasiyetle dokunulması gereken şeylere, hassasiyetle dokunulmalı, yoksa solarlar.” (Üstad Hazretleri de diyor ki: ‘Senin mahiyetine öyle mânevî cihazlar ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz. Bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş, bir batman taşı kaldırdığı halde; Göz, bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtîfe, bir saç kadar bir sıklete, yani gaflet ve dalaletten gelen küçük hâlete dayanamıyor. Hatta bazan söner ve ölür. Mâdem, öyledir; hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma!  Dünyayı yutan büyük lâtifelerini onda batırma. Çünkü çok küçük şeyler var, çok büyükler, bir cihette yutar. Nasıl küçük bir cam parçasında; gök, yıldızlarıyla beraber içine girip gark oluyor. Hardal gibi küçük kuvve-i hâfızanda, senin amel sayfalarının ekseri ve ömür sayfalarının çoğu  içine girdiği gibi; çok, cüz’î küçük şeyler var, öyle büyük eşyayı bir cihette yutar, içine alır.)</div>
<div>Beyin fırtınası tefekkür ister.</div>
<div>‘Onurum kırıldı, gururum rencide oldu’  diyorsun; senin onurun Kâ’be mi ki, kırılınca kıyamet kopsun!</div>
<div>Suyu çıkaran ne Hz. Musa ve ne de Hz. Musa’nın asâsı. Suyu çıkaran Allah’tır. Cehd ve gayretin neticesini Allah yaratır.</div>
<div>Geleceği kabule açık ve konuma saygılı insanlar yönlendirecekler. Bu mânâda açılan mekteplerin neyi ifade ettiği yirmi sene sonra anlaşılacak.</div>
<div>Okuduklarımız hayatımızın ve tabiatımızın bir parçası olmalıdır. Böyle değilse, o okuma bir fantaziden ibarettir.</div>
<div>Nice matlaşmış ruhlar vardır ki, (büyük irşad) Kutuplarının hizmetine müyesser olmuşlardır. Sahabe Efendilerimiz hiç kendilerine takılmazlar. DİRİLMEYE  niyet etmiş bir insan kendi enkazı altında kalmaz. Nice belalar vardır ki, NİYET  ve  İHLÂSINIZLA onları belâ-yı haseneye çevirirsiniz. Her zaman önünüzü kesmiş belaların var olduğunu unutmayınız.</div>
<div>Benlikten sıyrılmanız gerektiği gibi cemaat enaniyetinden sıyrılmalısınız. İçinizde BİZLİK  ENANİYETİ adına ne varsa silkip atmalısınız.</div>
<div>Allah’ın lütuflarını kendimizdenmiş gibi görme körlüğünden kurtulmamız lazım. En zor şey budur. Aklın nazarıyla insan aldanıyor.</div>
<div>Bütün Tiranlarda aynı PARANOYA  var. Onlar halklarının içine girip gezemezler. Kendi inlerinde vehimleriyle savaşarak yaşarlar. Onlarınki yaşamak değil bir ızdırap Arzın altındaki (dünyayı boynuzlarında taşıyan)  öküz olduklarına inanırlar.</div>
<div>Allah yolunda hizmet donanımlı insanlar, başka işlerde muvaffak olamıyorlar. Onun için insanın Allah’ın kendisine ihsan ettiği bu kabiliyeti o yolda kullanması vaciptir. Hizmet, insan için bir arınma yoludur. Rızaya erme yolu. Hizmet vasıtası ile ifade edilen kulluktur. Bundan ayrılanlar dünya ve âhirette çok pişman olacaklar. Yazık olacak onlara…</div>
<div>Olmuş hadiseleri doğru okuyamayanlar gelecek adına olacak hadiseleri hiçbir zaman okuyamaz ve okusalar da anlayamazlar</div>
<div>Hizmette Allah’ın hakkı var, geçmişin hakkı var ve bu Hak, Efendimize (S.A.S.) kadar dayanır. İslama yapılan en küçük hakareti, onuruna yapılmış hakaretten öte tutmuyorsanız kendinizi sorgulamalısınız.</div>
<div>Bütün küçüklüğünüze rağmen MESAJINIZI dünyaya duyurdunuz. Dünyaya bu denli İHRACAT sizde bir kısım boşluklar bırakacak. Yerinde durma, MATLAŞMAYI  beraberinde getiriyor. Oturdukları yerde kalanlara, KIDEM  zararlı olur. BEYİN  FIRTINASI  yaşayamayan durgunlar zararlı bile olabilirler. Eskimeye, matlaşmaya ve renk atmaya karşı dikkatli olmalısınız. ÇAĞLAYAN  bir hareket bazen kaynaktaki akışı yavaşlatabilir. Değişim ve dönüşüm devamlı ve dengeli olmalı. Hepimiz bir düzenin acemileriydik. Bu işlere Allah’ın lütfuyla sevk olunduk.  Hiç birimiz UZMAN  değildik. Bu iş, hep böyle başladı.</div>
<div>UZMANLAR, isyan ruhlu olmazlar ve onlar BEYİN  FIRTINASI yapamazlar. Beyin fırtınası AMATÖRLERİN  işi… Dünyaya bir şeyler vadedecek neler yapabilirsiniz? Alternatif formüller ortaya konsa… Sebeplere saygı Allah’a saygıdır. Allah’la beraber değilseniz, yaptıklarınızın garantisi yok demektir.</div>
<div>Ruh inceliğinin tezahürleri vardır. Objektif ve sübjektif isyan nereye kadar? Sanatkâr ruhlu kimseler edep ve incelik esas mânâsını aksettirir. Mücerrede seyahati sonuna kadar götürmek lâzım…</div>
<div>Kendi estetiğinizi alıp götürmeye SANAT  denir. Günümüz düşünce tarzını daha da derinlere götürmelisiniz. Yıllardır NAKARATTAN kurtulamadık. TAKLİD’de  VELÛDİYET  (doğurganlık)  yoktur.</div>
<div>Değişik güzellikler araştırma merkezlerinin ürünleridir. Sanatkar sancılı olur. Bu SANCI,  İLHAMLARA  BİR  KAMÇI vazifesi görür. SANAT, ruhun soluklarıdır. Bizim düşüncemizin bilinmesi lazım.</div>
<div>Seni Allah’a yaklaştırmayan her şey senin için bir felâketten ibarettir.</div>
<div>Boş oturacağımıza ve boş şeyler konuşacağımıza DUA  okuyalım. Allah’ın hakiki veli kulları, bilinmeyenlerdir. Bunlar bilinmezler. Onlarda SAHABÎ  VELÂYETİ  vardır. Bilinmeden gitmek daha iyidir. Erlik, neferlik çok güzel bir pâye… Ayağın yerde olur. El âlemin size verdiği değere İSTİĞFAR  ile mukabele edersiniz.</div>
<div>(Ahmet Özer, Pensilvanya Günlüğü)</div>
<div>M. Fethullah Gülen Hocaefendinin bu gönülden akma, irfan pınarlarından kana kana içerek en iyi istifadeler elde etmek için gerekli gayretleri göstermeliyiz.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Abdullah Aymaz Ağabey | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/beyin-firtinasi-tefekkur-ister-abdullah-aymaz-agabey/">Beyin fırtınası tefekkür ister…| Abdullah Aymaz Ağabey</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tefekkür</title>
		<link>https://hizmetten.com/tefekkur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2020 06:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herhangi bir mevzuda, geniş, derin ve sistemli düşünme mânâlarına gelen tefekkür; erbâbınca, kalbin çırası, rûhun gıdası, bilginin rûhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyâsıdır. Tefekkür olmayınca kalb karanlıklaşır,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tefekkur/">Tefekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herhangi bir mevzuda, geniş, derin ve sistemli düşünme mânâlarına gelen tefekkür; erbâbınca, kalbin çırası, rûhun gıdası, bilginin rûhu ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ziyâsıdır. Tefekkür olmayınca kalb karanlıklaşır, ruh hafakanlara girer ve İslâmî hayat da kadavralaşır.</p>
<p>Tefekkür, kalbde öyle bir nurdur ki, hayır ile şer, fayda ile zarar, güzel ile çirkin onunla görülür ve sezilir.. kâinat onun sayesinde okunan bir kitap hâline gelir ve Kur&#8217;ân&#8217;ın âyetleri onunla kendilerine has ayrı bir derinliğe ulaşır.</p>
<p>Tefekkür, hâdiselerden ibret alma ve çeşit çeşit netice çıkarmanın çerağı, tecrübelerin altın anahtarı, hakikat ağaçlarının fideliği, kalb nurunun da gözbebeğidir. Onun içindir ki, her güzel şeyde olduğu gibi tefekkürde de zirveleri tutan Ufuk İnsan: &#8220;Tefekküre denk ibâdet yoktur; öyle ise gelin Cenâb-ı Hakk&#8217;ın nimet ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhâr Zât-ı Bârî&#8217;yi tefekküre kalkışmayın; zira O, insan düşüncesini aşan bir mevzudur.&#8221;[1] meâlindeki sözüyle, düşünebileceğimiz sahanın sınırlarını belirler ve bize, güç, imkân ve iktidarlarımızın hudutlarını ihtâr eder.</p>
<p>Bu hususu hatırlatma sadedinde Minhâc sahibi ne hoş söyler:</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">دَر آلاء فِكر كَردن شَرطِ راهست<br />
وَلى دَر ذاتِ حَق مَحضِ گُناهست<br />
بُوَد دَر ذَاتِ حَـق اَندِيشه بَاطِل<br />
مُحالِ مَحِض دان تَحصيلِ حَاصل</span></p>
<p>&#8220;Nimetleri tefekkür etmek bu yolun şartıdır. Ne var ki, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ında tefekkür apaçık bir günahtır. Evet, Allah hakkında düşünmek bir bâtıldır; O&#8217;nu hem bir muhâl hem de hâsılı tahsil bil..!&#8221;</p>
<p>Zâten Kur&#8217;ân-ı Kerîm de: <span class="arabic">وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَاْلأَرْضِ </span>&#8220;Onlar göklerin ve yerin yaratılış ve şekillendiriliş keyfiyetinde tefekkür ederler.&#8221;[2] meâlindeki âyetleriyle, kâinat kitabını, bu kitabın yazılış keyfiyetini, harf ve kelimelerinin hususiyetlerini, cümleleri arasındaki nizâm ve âhengi, hey&#8217;et-i umûmiyesindeki rasânet ve sağlamlığı nazara vererek bize en yararlı düşünme yolunu salıklamıyor mu?</p>
<p>Evet, her düşünce, her tasavvur ve her davranışta Hakk&#8217;ın Kitabı&#8217;na yönelmek, onu anlamaya çalışmak, hayatı ondan anladığımız şeylere göre tanzim etmek ve yaşamak; kâinat kitabındaki ilâhî sırları keşfedip ortaya koymak ve insana her an ayrı bir imanî derinlik ve renkliliği duyurup tattıran bu yeni keşif ve tesbitlerle, imandan mârifete, mârifetten muhabbete, muhabbetten, rûhânî hazlara uzayan bir ışıktan yolda bütün hayatı zevk hâline getirmek, sonra da âhiret ve rıdvân-ı ilâhîye yürümek; işte insan-ı kâmil olmanın nurlu yolu..!</p>
<p>Tefekkür, araştırma sahası itibarıyla bütün ilimlere açıktır; ama, aklî ilimler, pozitif tesbitler, bu büyük netice için sadece birer mukaddime, birer vâsıta ve birer yoldur. Bunların hemen hepsi de, gerçek muhtevâ ve yüzleriyle ilm-i vâhid-i ilâhîye müteveccihtirler. Tabiî insan dimağı yanlış muâlecelerle inhirâfa uğratılmamışsa&#8230;</p>
<p>Evet, varlığı bir kitap gibi mütâlaa ve tefekkür ancak, bütün eşyâ ve eşyâya ait hususiyetlerin Allah tarafından yaratılmış olduğunu kabul etmekle beklenen semereyi verir ve bereketli bir vâridat kaynağı hâline gelir ki, bu da her şeyin her hâliyle, Allahü Teâlâ&#8217;ya istinadını yakînen idrâk eden mârifetullah, muhabbetullah ve zikrullah ile itminâna ulaşmış kalbî ve rûhî hayat kahramanlarının şiârıdır.</p>
<p>Mebde&#8217;de her şeyi Cenâb-ı Hakk&#8217;a istinad ettirme esasına göre sistemleştirilmeyen bir tefekkür, neden sonra Allah&#8217;a yönelip ve neticede O&#8217;nda mütenâhî olmasına mukabil; tâ baştan halk ve emir, her şeyi O&#8217;na bağlama esasına göre plânlanmış bir tefekkür ise, sonsuza kadar hep yeni yeni buudlarıyla sürer gider ve kat&#8217;iyen inkıtâa uğramaz. Yani böyle bir tefekkür &#8220;Evvel&#8221; ve &#8220;Zâhir&#8221; isimleriyle Allah&#8217;tan başlayıp sonra yine &#8220;Âhir&#8221; ve &#8220;Bâtın&#8221; isimleriyle Allah&#8217;a müteveccih olacağından mütenâhî değil, lâtenâhîdir. İşte böyle, tâ işin başlangıcında hedefi belirlenmiş bir tefekküre teşvik, aynı zamanda varlığın şekil ve tecelli yollarını tesbite çalışan tabiî ilimlerin usûl ve sistemlerini öğrenip kullanmaya da bir irşattır.</p>
<p>Evet, gökler ve yer bütün eczâ ve mürekkebâtıyla, Allah&#8217;ın mülkü olduğundan varlık kitabında mütâlaa edilen her hâdise, her şe&#8217;n ve her nizâm, Yüce Yaratıcı&#8217;nın şerîat-ı fıtriyedeki ahkâm ve tasarruf keyfiyetlerini de okumak demektir. Bu kitabı hakkıyla okuyabilen ve okuduğu şeylere göre hayatını düzenleyen birinin yolu herhalde hidâyet ve takvâ yolu, varacağı yer cennet, içtiği de kevser olacaktır. Evet, dünyada çeşit çeşit nimet ve rengârenk güzelliklerin gerçek sahibi olan Allah&#8217;tan gaflet ve hep İblis&#8217;in rehberliğiyle nankörlük vâdilerinde dolaşan felâket ve hüsran ashâbına karşılık, o, her şeyin gerçek sahibi Mün&#8217;im-i Hakîki&#8217;yi tanıyıp, O&#8217;na iman ve imandaki şuur ile inkıyad ederek, melâike, enbiyâ ve sıddîkînin öncülüğünde, hep şükür-nimet, nimet-şükür daireleri içinde dolaşır ve dökülen dökülene yığınların mahvoldukları aynı vâdilerde Yüce Yaratıcı&#8217;nın lütuflarına mazhariyetin hakkını verir ve ömrünü bir tefekkür üveyki gibi geçirir. Şayet bir tümseğe ayağı takılsa, fikir dünyasını zikirle buudlaştırır; tedbirden teslime, temkinden tefvîze geçer, âlemin mesâfelere esir düştüğü yerlerde o, göklerde tayerân ederek gider hedefine ulaşır&#8230;</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اَللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الَّذِينَ يَذْكُرُونَكَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّموَاتِ وَاْلأَرْضِ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِ الْمُتَفَكِّرِينَ وَعَلَى آلِهِ الْمُخْلَصِينَ</span></p>
<hr />
<p>[1] el-Beyhakî, Şuabü&#8217;l-îmân 1/136; Ebû Nuaym, Hilyetü&#8217;l-evliyâ 6/67; el-Aclûnî, Keşfü&#8217;l-hafâ 1/370-371<br />
[2] Âl-i İmran sûresi, 3/191. Ayrıca bkz. Ra&#8217;d sûresi, 13/3; Nahl sûresi, 16/1-18, 65-72; Rûm sûresi, 30/19-27; Câsiye sûresi, 45/12-13 vd</p>
<p><span class="source21"><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tefekkur/">Tefekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
