<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tecelli arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/tecelli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/tecelli/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2020 22:08:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Tecelli arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/tecelli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tecelli</title>
		<link>https://hizmetten.com/tecelli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2020 06:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Tecelli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görünme, belirme, ortaya çıkma ve Allah&#8217;ın hususî lutuflarına nail olma da diyeceğimiz tecellî; Cenâb-ı Hakk&#8217;tan gelen meârif nûrları sayesinde, sâlikin kalbinde ilâhî sırların ayân olması hâlidir ki; her hak yolcusu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tecelli/">Tecelli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görünme, belirme, ortaya çıkma ve Allah&#8217;ın hususî lutuflarına nail olma da diyeceğimiz tecellî; Cenâb-ı Hakk&#8217;tan gelen meârif nûrları sayesinde, sâlikin kalbinde ilâhî sırların ayân olması hâlidir ki; her hak yolcusu istidat ve seviyesi ölçüsünde bu vâridatı vicdanında duyabilir.</p>
<p>Ulvî-süflî, basit-mürekkep hemen her ortamda ve hususiyle de zahiri ve bâtını itibarıyla bütün kemalâta namzet ve ona en mücellâ bir ayna konumunda bulunan insanda, görülüp sezilen, duyulup hissedilen tecellîye &#8220;tecellî-i âsâr&#8221;; ilâhî ef&#8217;âlin kulun kalbinde münkeşif olması ve bakış zaviyesini ayarlayıp -Cenâb-ı Hakk&#8217;ın inâyetiyle- tabiatperestliğe düşmeden &#8220;tecellî-i esmâ&#8217;ya açılma mazhariyetine &#8220;tecellî-i ef&#8217;âl&#8221;; ilâhî isimlerin nûrları altında tamamen onların rengine boyanıp ve duygular itibarıyla onların aynası hâline gelmeye &#8220;tecellî-i esmâ&#8221;; Allah tarafından mü&#8217;minlere, hususiyle de sadık kullara ifaza olunan ve onları dört bir yandan saran tecellîye &#8220;tecellî-i rahîmî&#8221; veya &#8220;tecellî-i has&#8221;; bütün mevcudata ifaza olunan ve vücûd hakikatine bakan muhit tecellîye &#8220;tecellî-i Rahmânî&#8221; veya &#8220;tecellî-i âmm&#8221;; Allah sıfatlarından birinin veya birkaçının mü&#8217;min bir kalbte münkeşif olmasına &#8220;tecellî-i sıfat&#8221; -ki böyle bir mazhariyete eren kimseye Cenâb-ı Hakk onda tecellî ettireceği herhangi bir sıfatın in&#8217;ikas veya inkişafı sayesinde o kulunu, insan üstü bir seviyeye ulaştırır ve ona işitilmeyen sesleri işittirir, görülmeyen nesneleri gördürür- mebdei Zât&#8217;tan ayrılıp tamamen taayyün edecek şekilde ilâhî sıfatlardan herhangi bir sıfatla alâkalı meydana gelen tecellîye &#8220;tecellî-i sıfatî&#8221;; tecellî-i esmâ ve sıfatın tavassutuyla, Hz. İlim veya Vücûd&#8217;un kâmil bir kalbte inkişafına &#8220;tecellî-i Zâtî&#8221; denir ki, böyle bir tecellîde esmâ ve sıfât-ı ilâhî itibara alınmama gibi bir mülâhaza söz konusu olsa da, işin aslı Cenab-ı Hazreti Vacibü&#8217;l-Vücûd ancak, esmâ hicabı ve sıfât muhitiyetiyle mülâhaza edilebilmektedir.</p>
<p>Hz. Zât&#8217;a ait tecellî, külliyet ve asliyet plânında bütün varlığın vücûd-u ilmîden, haricî vücûd ufkuna ulaşmasının &#8216;ille-i gâiye&#8217;si kabul edilen Hz. Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafâ&#8217;ya has tecellî-i ulûhiyet ve rubûbiyet -ki ümmeti de bu tecellîyi cüz&#8217;iyet ve zılliyet ölçüsünde paylaşır- bir dağ vasıtasıyla Hz. Mûsâ&#8217;ya mahsus sırf tecellî-i rubûbiyet bu tecellî-i âzamın kemmiyetsiz-keyfiyetsiz bir buudunu teşkil etmektedir.</p>
<p>Son hususu sofîce bir yaklaşımla şöyle de yorumlayabiliriz: Hz. Mûsâ&#8217;nın böyle bir tecellîyi talebe cür&#8217;eti, Hz. Vücûd-u Hakk&#8217;a aşkı ve O&#8217;nunla konuşmaya olan iştiyakının heyecan, helecan ve kalakıydı ki, Hz. Hakikat-ı Ahmediye&#8217;nin zuhûrunun vesilesi olan Hz. Âdem&#8217;in memnu meyveye el uzatması misillü, onda tahammül-fersâ böyle bir arzu ve temayül hissi uyarmıştı.</p>
<p>Evet, Hz. Mûsâ, peygamberlik emarelerinin peşi peşine zuhûr ettiği bir sırada, &#8220;son nokta&#8221; deyip köpük köpük bir iştiyakla; &#8220;Rabbim göster (cemâlini) bakayım Sana.&#8221; (A&#8217;râf, 7/143) diye inlemiş; hikmetle gürleyen lisan-ı kudret de: &#8220;Sen asla Beni göremezsin!&#8221; (A&#8217;râf, 7/143) mukabelesinde bulunmuştu. Yani, sen nasıl Beni görebilirsin ki, henüz &#8220;Erinî&#8221; perdesinin verâsında ve ikilik kaydıyla mukayyet bulunuyorsun.. oysa ki, sen, O&#8217;nun varlığının nûrunun bir gölge-</p>
<p>sisin. Eğer,<span class="arabic"> فَبِيَ يُبْصِرُ </span>&#8220;Benimle beni görür.&#8221;<sup>[1]</sup> ufkuna yükselebilirsen; işte o zaman &#8211;<span class="arabic">لاَ تُدْرِكُهُ اْلأَبْصَارُ </span>&#8220;Gözler O&#8217;nu ihata edemez.&#8221; (En&#8217;âm, 6/103) hakikati mahfuz- beni görebilirsin. Evet bakmak istediğinde, varlık dağına yokluk bakışıyla bakmalısın ki, tecellî vaktinde varlık dağı olduğu gibi kalsın ve sen de göreceğini görebilesin. Heyhât ki, böyle bir şeye Hz. Ahmed-i Muhammed&#8217;den başkası mazhar olabilsin..! Derken iştiyaka cevap, taleb-i rü&#8217;yete ret sadedinde Hz. Rab, Tûr veya mahiyet-i Mûsâ&#8217;ya tecellî etti; etti de Tûr veya Hz. Mûsâ, yahut ikisi birden sarsıldı ve yerle bir oldular. Ders-i irşad bitip de Hz. Mûsâ, Rubûbiyet tecellîsinin satvetiyle içine düştüğü mahiyet-i beşeriye baygınlığından uyanınca: &#8220;İlâhî! Seni lisan-ı kudsî ile takdis ve noksan sıfatlardan da tenzih ederim. Ben artık, bütün bütün &#8216;fenâ fillâh&#8217; ve &#8216;bekâ billâh&#8217; mülâhazasıyla Sana müteveccihim. Bizler Sen&#8217;i enâniyetimizin zulümâtiyle değil, ancak Sen&#8217;in Zât&#8217;ının nûrlarıyla müşahede edebiliriz. Ve ben bunun böyle olduğuna ilk iman edenlerdenim.&#8221;dedi. Sözün özü:</p>
<p>&#8220;Aşk, Tûr&#8217;un cânı mesabesinde oldu.. ve Tûr âşıkâne mest olunca, Mûsâ da bayılıp yere yıkıldı.&#8221;</p>
<p>Tecellî-i Rubûbiyetin birkaç perdesi vardır:</p>
<p><strong>1)</strong> Tecellî-i Zât&#8217;tır. Bu tecellî her ne kadar esmâ ve sıfât ötesi bir tecellî ise de, mülâhazada infirat esası söz konusudur. Muhammediye Sahibi, satır aralığında itizâli iğneleyerek bu ruhânî idraki şöyle ifade eder:</p>
<p>&#8220;Hayali nakş-ı cânımda münkeşif olalı gönlüm<br />
Hep ism ü resmi mahvetti bu tasvir-i misalîden.<br />
Yüzünü görmeye imkân, çû vardır arz-u mendim,<br />
Kulağım hâlîdir zira kelâm-ı i&#8217;tizâlîden&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>2)</strong> Tecellî-i Sıfat&#8217;tır ki, Zât&#8217;tan ayrı ve muayyeniyet içinde bir veya birkaç sıfatla olan tecellîdir ve iki bölümde mütalâa edilir:</p>
<p>Birincisi, ashab-ı temkînin mazhar bulunduğu celâlî tecellî, ikincisi de, erbab-ı telvînin lâzımı olan cemâlî tecellîdir.</p>
<p>Bu itibarla, bir sâlike vücûd sıfatıyla tecellî edildiğinde, eğer o zât temkin ve teyakkuz erbabından değilse, Hz. Cüneyd gibi: &#8220;Cübbemin altında O&#8217;ndan gayrısı yoktur.&#8221; diyebilecektir. Vâhidiyet sıfatının tecellîsi söz konusu olduğunda, yine erbab-ı temkin olmayanlar, zevk ettikleri hâlâtı, Hz. Bayezid gibi: &#8220;Ben özümü tesbih ederim; şanım ne yücedir!&#8221; şeklinde konuşabileceklerdir.</p>
<p>Bekâ sıfatının ihata ve istilâsı bahis mevzuu olduğunda da Hallâc-ı Mansûr misillü: &#8220;Ene&#8217;l-Hak&#8221; türünden şathiyyat söz konusu olabilecektir.</p>
<p>Ve tabiî, zevkî ve hâlî olarak değil de, hakikî bir temessülle kudret ve iradeye mazhar olan birisi için ki asliyet plânında -o Hz. Rûh-u Seyyidi&#8217;l-Enâm&#8217;a has bir keyfiyettir- &#8220;Attığını Sen atmadın; bilesin ki onu Allah attı.&#8221; (Enfâl, 8/17) şeklinde tecellî edecektir. Veya hallâkiyet sıfatına bir mir&#8217;ât-ı mücellâ olma haysiyetiyle Hz. Mesih için &#8220;Çamurdan kuş şeklinde bir şeyi inşa edip ona üfürürsün de o da biiznillah kuş olur.&#8221; (Bakara, 2/260) mahiyetinde bir fevkalâdelik söz konusu olacaktır.</p>
<p><strong>3)</strong> Tecellî-i Ef&#8217;âldir.. ve bu tecellî, tecellî-i sıfattan bir bölüm olup fâni fiillerin bâki fiillerde fenâ bulması demektir ki, bunu da yine Muhammediye Sahibi gayet selis bir üslubla şöyle ifade eder:</p>
<p>&#8220;Yine arz eyledi Dilber nûrun kasr-ı Celâlîden,<br />
Yine nâlân-ı şeydâyım şarâb-ı Lâyezâlîden,<br />
Yine keşf-i hicab etti gözüm gönlüm cehaletten,<br />
Ki, bu câna nida geldi nida-i Züt&#8217;teâlîden..<br />
Anın sevdasını buldum, geçip sevda-yı sevdadan,<br />
O sevdayı bulan geçti bu sevda-yı melâlîden&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.&#8221;</p>
<p>Tecellî pususuna yatmış sâlik, bazen o denli mahmur hâle gelir ki; baktığı her yerde ve her şeyde O&#8217;nu duyar, O&#8217;nu hisseder; hatta bazen kendisine, hâlin galebesi neticesinde nereye baksa, sürekli orada kendini görür ve böyle bir ruh hâletiyle bazen &#8220;Ene&#8217;l-Hak&#8221; iltibasına, bazen de هَلْ فِي الدَّارَيْنِ غَيْرِي &#8220;İki cihanda benden başkası mı var?&#8221; şathiyyatına girebilir.</p>
<p>Şimdiye kadar bu konuda pek çok iltibas yaşanmış ve pek çok şathiyyat duyulmuştur. Biz tek bir örnek verip konuyu kapamak istiyoruz:</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اين مَن نَه مَنَم اگَر مَنِى هَسـت تويى<br />
وَردَر مَن پيرَهنِى هَسـت توئى<br />
دَر رَاهِ غَمَت نَه تَنْ بَمَن مانَد نه جان<br />
وَر زَانكِه تُرا جَان وتَنِى هَست تويى</span></p>
<p>&#8220;Ben ben değilem, eğer ben ben isem o Sen&#8217;sin! Eğer üzerimde gömlek varsa o da Sen&#8217;sin. Sen&#8217;in yolunun gamlısı olarak bende ne ten ne de can kaldı. Eğer benim için bir ten ve can varsa o da Sen&#8217;sin.&#8221;</p>
<p>Bu kabîl tecellîlerin hemen hepsi sıfatlara taalluk eden bir tür tecellîdir ki, akl-ı meâş veya vehm ü hayâllerine aldananlar, Hz. Rûh-u Seyyidi&#8217;l-Enâm&#8217;ın ziyâ-yı himmet dairesinin dışına düşerek hem kendilerini helâk etmiş, hem de başkalarını aldatmış olurlar.</p>
<p>Böyle kaygan bir zeminde gelip-gidenlerin hâllerini de isterseniz Mîzanü&#8217;l-İrfan Sahibinden dinleyelim:</p>
<p>&#8220;İnkişâf-ı Zât etse eğer zuhûr,<br />
Bazı sâlik burada bîkarar olur.<br />
Sâlike ayn-ı belâdır bu hâl,<br />
Mürşid olmak gerek ehl-i kemal..<br />
Yoksa o Mansûr gibi berdâr olur..<br />
Hâl-i sâlik orada düşvâr olur.<br />
Kim &#8220;Ene&#8217;l-Hak&#8221; derse Mansûr olmadan,<br />
Kâfir-i billah olur cân u ten<br />
Bu mezâlik bir belâdır hâsılı,<br />
Burada durmaz evliyânın ekmeli..&#8221;</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اَللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ الْمُتَّقِينَ الْوَرِعِينَ الزَّاهِدِينَ الْمُقَرَّبِينَ وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَآلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.</span></p>
<p><span class="source21"><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<hr />
<p>[1] el-Hakîm et-Tirmîzî, Nevâdiru&#8217;l-usûl 3/81; İbn Kesîr, Tefsîru&#8217;l-Kur&#8217;ân 2/580; İbn Hacer, Fethu&#8217;l-bârî 1/13</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tecelli/">Tecelli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
