<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Taceddin Kayaoğlu arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/taceddin-kayaoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/taceddin-kayaoglu/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:16:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Taceddin Kayaoğlu arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/taceddin-kayaoglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ne müşrik ne münafık, tam onların altına muvafık &#124; Taceddin Kayaoğlu</title>
		<link>https://hizmetten.com/ne-musrik-ne-munafik-tam-onlarin-altina-muvafik-taceddin-kayaoglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2020 18:51:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çıplak Arama]]></category>
		<category><![CDATA[Taceddin Kayaoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15880</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hoş renklere boyadılar iğrenç amaçlarını” William Shakespeare Tarih, zalimlerin zulmü, mazlumların da âh u efgânıyla doludur. Ne zulmün coğrafyası tektir, ne de mazlum ve mağduriyetin adresi… Görünen o ki; güçsüzün&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ne-musrik-ne-munafik-tam-onlarin-altina-muvafik-taceddin-kayaoglu/">Ne müşrik ne münafık, tam onların altına muvafık | Taceddin Kayaoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Hoş renklere boyadılar iğrenç amaçlarını”</em></p>
<p>William Shakespeare</p>
<p>Tarih, zalimlerin zulmü, mazlumların da âh u efgânıyla doludur. Ne zulmün coğrafyası tektir, ne de mazlum ve mağduriyetin adresi… Görünen o ki; güçsüzün güçlüden, haklının haksızdan hakkını alacağı güne kadar bu durum belirli şekil ve keyfiyette devam edecektir.</p>
<p>İçinde yaşadığımız coğrafya da çok zulümler gördü, çokça mazlûmiyetler, mağdûriyetler ve mahkûmiyetlere şahitlik etti. Ne zalimimiz eksik oldu, ne de mazlumumuz. Kendisini devletin gerçek sahibi ve taraftarlarını da yine devletin gerçek/aslî vatandaşı gören <strong>zulüm şebekesi derin yapılar</strong>; bazen <strong>Türkçülük</strong> maskesi altında <strong>Kürtler</strong>e, bazen de <strong>Sünnîlik</strong> maskesi altında <strong>Alevîler</strong>e zulmetti. Bir taraftan <strong>ırkçı/milliyetçi</strong> urbasına bürünerek <strong>Ermeni</strong> ve <strong>Rum</strong> vatandaşların mallarının talan edilmesini sağlarken, diğer taraftan bazılarının katledilmelerine, bazılarının da taş ocaklarında çalıştırılmalarına cevaz verdi. Ama en etkili tarafgirliklerini ve başarılarını ise ülkeyi <strong>sağcı</strong> ve <strong>solcu</strong> iki bloka bölerek sağcı görünüp solcuları, solcu görünüp sağcıları birbirlerine kırdırdı. Özellikle 1980 öncesi genç nesli böyle yok ettiler.  Zaman içerisinde, zalimliğin ve zulmün isimleri değişti ve fakat yapılan şenâat ve denâetler hep aynı kaldı; bazen adı “<strong>Özel Harp Dairesi</strong>”, bazen, “<strong>Psikolojik Harp Dairesi</strong>”, bazen  de “<strong>Ergenekon</strong>” oldu. Meselâ; “<strong>Encümen-i Dâniş</strong>” diye bir yapı vardı eskiden. Bir ara medyada biraz yer almıştı, ondan sonra bulutların arkasına çekilip göze görünmez oldu… Şimdilerde ise bu derin yapı(lar), iktidarda bulunan “<strong>siyasal İslâmcı</strong>” bir parti ile beraber ortaklaşa aynı zulmü irtikap ediyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En uzak dönemlerden en yakın zamana kadar, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Sünnî, Alevî, Ermeni, Rum… demeden, çizdikleri çizginin dışına çıkan bütün şahıs ve yapıları hizaya getiren, yerine göre “<strong>fâil-i meçhûller</strong>”iyle yok eden yapı(lar), en nihayetinde yanına alarak vitrine koyduğu “<strong>siyasal İslâmcılar</strong>”la şimdilerde Hizmet hareketini yok etmek, kendi ifadeleriyle “<strong>kökünden kazımak</strong>”la meşguller. Başta Hizmet hareketini yok etme adına derin yapılarla anlaşma yapan, sonrasında onların maşası haline gelen ve 17/25’te suçüstü yakalanan iktidar ise; hazırladığı 15 Temmuz darbe tiyatrosuyla -aradan beş yıl geçmesine rağmen- hâlâ Harekete mensup insanları toplayıp toplayıp cezaevlerine göndermekte, dış misyonları ve istihbarat müessesesini kullanarak yurtiçi ve yurtdışından insan kaçırmakta, 90 yaşına merdiven dayamış hasta ve kendi ihtiyaçlarını dahi göremeyen mazlumları hapishanelere götürmekten hayâ etmemekte, çocuk ve kadın binlerce insanın hapishanelerde ömür geçirmesinden zevk almaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Medya ve tarikat yapılarını çok iyi organize ederek halkı da yanına alan bu <strong>iktidar</strong>ın, <strong>hırsızlık</strong>, <strong>yolsuzluk</strong>, <strong>rüşvet</strong>, <strong>adam kayırma</strong>, <strong>milletin malına çökme</strong>, millî varlıkları birilerine peşkeş çekme, askeriye ve polisliği bitirme.. gibi rutin işlerinin yanında kendisi açısından en önemli ve en hayâtî hedefi; cemaati yok etmekten ibarettir. İktidar, bu tür meşʻûm hedeflerini gerçekleştirirken, halka yönelik yapmış olduğu algı oyunlarında da şüphesiz başarılı olmuştur; Bu konuda <strong>Joseph</strong> <strong>Goebbels</strong>’i adım adım takip etmiş, <strong>Marks</strong>’ın “<strong>Din afyondur</strong>” sözünü ise ihmal etmemiş ve “<strong>din</strong>” soslu beyânâtları ile halkın güçlü bir tarafgîr olmalarını sağlamıştır (Marks’ın bu sözü ile ilgili benim şerhim mahfuzdur).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşin enteresan yanı; kendilerini “<strong>siyasal İslamcı</strong>” olarak ilan etmiş bu iktidar, Türkiye’nin din temelli en büyük ve köklü cemaatini yok etmek istemektedir. Bunun için de hiçbir ölçü tanımamaktadır. Dün zulmün rengi “<strong>laiklik</strong>” idi, bugün ise “<strong>siyasal İslâm</strong>”. Evet, kendilerine, “<strong>Müslümanım</strong>” diyerek, belirli mahfillerde, ama mutlaka halkın göreceği şekilde Kur&#8217;ân okuyarak, namaz kılarak <strong>İbn Selûl</strong>’leri bile geride bırakan bu gürûhun yaptıkları zulüm, tarihte nadiren görülen hallerdendir. “<strong>Müslümanlık</strong>” maskesiyle meydanlarda dolaşan bu yönetici kadro; devlet yönetiminde fevkalâde bir beceriksizlik göstermiş, tarihin yüz karası, başka millet ve devletlerin de maskarası olmuştur. Şeytanın bile aklına gelmeyecek şeytanlıklar yapan bu şeytânîlerin yaptıklarına bakınca, şeytanın durumu ile ilgili ancak birkaç kelimelik iki cümle kurabiliyorum; Birincisi; “<strong>…ve Şeytan, hayrette!..</strong>”, ikincisi ise; “<strong>…ve Şeytan, insana uydu!..</strong>”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dili, dini, ırkı ve mezhebi ne olursa olsun, bir insanın yapmaktan ve konuşmaktan hayâ edeceği bir meseleyi, bu sefîh grup bir iftihar vesilesi olarak anlatacak kadar alçalmışlardır. Bu cümlelerin açılımını destekleyecek yüzlerce misâl arzetmek mümkündür. Meselâ; tarihte nâdirâttan görülecek şekilde, kadına bu denli dokunulmamış, zulmedilmemiş, taciz ve tecavüze uğratılmamıştır. Sayısal olarak bile en az 17.000 masum, engelli, hamile veya yeni doğum yapmış kadın hapishanelere çocukları ile birlikte tıkılmamıştır.  Buna bağlı olarak yine bin’in üzerinde çocuk hiçbir şeyden haberleri olmadan cezaevlerinde büyümektedir. Bunu ne Batı’nın <strong>Haçlılar</strong>ı, ne de Doğu’nun <strong>Moğollar</strong>ı yapmıştır. Bu son cümleden kastım; onlar, kendilerine düşman bildikleri “<strong>başka</strong>” millet ve devletlerle savaş halinde iken bu cürümleri irtikap ederken, bu iktidar “<strong>kendi halkı</strong>”ndan bir kısmını “<strong>düşman</strong>” ve “<strong>öteki</strong>” belleyerek bunu yapmaktadır… İrtikap ettikleri bu meşʻûm faaliyetleri ile Firavunları bile hayrette bırakan bu “<strong>Firavun familyası</strong>”nda “<strong>hayâ</strong>” diye bir mefhum bulunmamaktadır. <strong>Efendimiz</strong> (<em>sav</em>) buyuruyorlar ya; “<strong><em>İlk peygamberlerden itibâren halkın hatırında kalan bir söz vardır: «Hayâ etmedikten sonra istediğini yap!”</em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong><em>[1]</em></strong></a>  Bu mübarek sözün mücessem halini tastamam bu şer şebekesinde görmek mümkündür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ellerine geçirdikleri iktidar gücüyle, kendilerinden olmayan herkesi ötekileştiren, onların ırz ve namuslarını kendilerine helâl, mallarını ise ganîmet olarak algılayan bu sefîh zihniyet, ne <strong>Allah’ın Kitâbı</strong>ndaki şu beyânı kaale almışlar; <strong>“</strong><strong>Zulüm (ve haksızlık) edenlere de sakın meyletmeyin / güvenip dayanmayın! Sonra size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur, sonra size yardım da edilmez.</strong><strong>”</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a><strong>, ne de </strong><strong>Hz. Peygamber</strong><strong> (<em>sav</em>)’in şu mübarek beyanlarını;</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li>“Mü&#8217;minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. <strong>Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır</strong>.”</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>“Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, <strong>canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur</strong>.”</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>“<strong>Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.</strong>”</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Din cüppesi</strong> giymekten başka bir çarelerinin olmadığını gören derin yapılara gelince, onlar, Türk halkı üzerinde etkili olabilmesinin tek yolunun “<strong>dindar görünmek</strong>” olduğuna inanınca; “<strong>Kemalizm</strong>” ve “<strong>laiklik</strong>” gömleklerinin üzerine (“üzerine” kelimesini bilinçli olarak kullanıyorum. Zîrâ mevcut gömleklerini çıkarmadılar, sadece gömlek üzerine gömlek giydiler) nihayet “<strong>İslâmcı</strong>” cüppesi giymeye razı olmuşlardır. Halkı yanlarına çekebilmenin tek yolu bu olduğundan, bu role en uygun kişi ve kadroyu da iktidara getirmeyi ihmal etmemişlerdir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>֍ ֍ ֍</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Hukuk okumuş olması bir yana, aynı zamanda bir kadın ve “<strong>anne</strong>” olan (bu arada “anne” kelimesini özellikle tırnak içine aldım, sebebi; “<strong>her kadın doğum yapabilir, ancak her doğum yapan anne olamaz</strong>” düşünceme olan inancımdır.) AKP milletvekili Avukat <strong>Özlem Albayrak</strong>, HDP Milletvekili ve İnsan Hakları Savunucusu <strong>Ömer Faruk Gergerlioğlu</strong>’nun gündeme taşıdığı “<strong>Çıplak arama</strong>” mevzuunda öyle bir beyanatta bulundu ki, sanırım bu beyânât, tarihte eşine çok az rastlanır bir talihsizlik örneğidir. Bu talihsizin ifadeleri aynen şöyle:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Türkiye’de çıplak arama yok. Üstelik mütedeyyin kadınlardan bahsediliyor. Böyle bir şeye müsaade edebilir miyiz? Gergerlioğlu, Meclis’i terörize ediyor.</strong>” “<strong>Çıplak arama</strong>” hususunda çok ciddî mağduriyetler yaşayan kadınların anlattıklarını duymak bile normal bir insanın kimyasını bozarken, bu iktidarın milletvekili “<strong>kadın</strong>”ın söylediklerine bir bakar mısınız?!. Yaşlı, genç, üniversite öğrencisi demeden, hatta hasta hallerine özgü çamaşırlarına bile erkeklerin önünde bakan bu edepsizlerin yaptıkları tarihe iğrenç bir not olarak düşmüştür. Bu çirkef işi icra edenlerin ötede cehennemin hangi gayyâsına düşeceklerini ise Allah bilir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu utanmazlık ve aymazlık yetmiyormuş gibi, bir de <strong>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı</strong>, sosyal medyada cezaevlerinde “<strong>çıplak arama</strong>” yapıldığını iddia edenlere “FETÖ” soruşturması başlatıyor. “<strong>Çıplak arama var mı?</strong>” diye soruşturma açılması gerekirken, bunu söyleyenler, yazanlar ve soranlar hakkında “FETÖ” soruşturması açıyorlar. Aymazlığın ve hayâsızlığın bu kadarlığına pes!.. <strong>Meclis</strong>’te yapmış olduğu basın toplantısında, “<strong>Başörtüsü, başörtüsü diye geldiler, şimdi milletin külotuna kadar açıyorlar!</strong>” diyen <strong>Gergerlioğlu</strong> ise, malum şahsın bu ifadelerine karşılık atmış olduğu bir twitinde; “<strong>Türkiye’den haberi yok mu desem, kafasını kuma gömmüş mü desem, 3 kuruşluk iktidar için hemcinslerine yapılan cinsel tacizlere işkencelere göz yumuyor mu desem?.. Allah iktidar hırsından kurtarsın diyeyim bari. Çünkü bunların sebebi hep bu!</strong>” Daha ne desin vicdan sahibi bu adam?!.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir hukuk profesörü ve aynı zamanda küçük bir partinin kurucusu olan başka bir talihsiz de 21.12.2020 tarihli twitinde şöyle diyor; “<strong>Hayatımda gitmediğim hapishane ve ziyaret etmediğim yer çok azdır. Ben hiçbir zaman anlatılanları ne yaşadım ve ne de gördüm. Onun için görmediğim ve yaşamadığım şeye, sözüne inandığım birisinden duymadan inanmıyorum.</strong>” 19 Aralık tarihli twitinde ise şöyle diyor; “<strong>Duydum fakat herkese ve her şeye özellikle fasıklara inanmıyorum&#8230;</strong>” Hakikate karşı körleşmiş bu muannid türleri görünce gerçekten insanın kendi insanlığından utanası geliyor. Allah, hidâyet nasip etsin, ne diyelim?!.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Çıplak arama</strong>” iddialarını gündeme getiren HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında konuşan <strong>İçişleri Bakanı Süleyman Soylu</strong>; “<strong>Gergerlioğlu bir “FETÖ”cü</strong> <strong>teröristtir. Üzerinde sadece milletvekili kılıfı var. “FETÖ”</strong> <strong>sözleriyle bunu ifade etmektedir. Zihni bulanmış, aklı gitmiş. “FETÖ” teröristi olan… Açık söylüyorum. Ben buradan yargıya da çağrıda bulunuyorum. Hakikaten bu adam teröristtir, suç duyurusunda bulunduk defalarca. Gereği yerine getirilsin</strong>” diyor. Halbuki, bu devran döndüğünde; kimin terörist, kimin vatanperver, kimin hangi suçtan ulusal veya uluslararası yargı önüne çıkacağı görülecektir. Bekleyip göreceğiz. Hani AKP Milletvekili <strong>Şamil Tayyar</strong> itiraf ediyordu ya; “<strong>Ben 15 Temmuz’un gerçek manasında aydınlanmadığını düşünüyorum. Aydınlanırsa bugün kahraman dediklerimizin darbenin içinde olduklarını öğreneceğiz. Belki de bugün hain diye bildiklerimiz bazı isimlerin tam tersi olduğunu göreceksiniz.</strong>” “<strong>15 Temmuz itirafları</strong>” cinsinden kaydedilecek o kadar ifade var ki, şimdilik bu kadarıyla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer taraftan, <strong>Gergerlioğlu’nun Meclis’e vermiş olduğu “çıplak arama” önergesi AKP ve ortağı MHP tarafından reddediliyor… </strong>Bu konuyu tarihe ibretlik bir hâdise olarak not  düşerken, ibretlik mi ibretlik bir not daha kaydedelim; Sayın Gergerlioğlu’na, mağdur insanların hakkını savunduğu için <strong>halkı kin ve nefrete tahrik “suçun”</strong>dan fezleke göndermişler. İnsanlık öğrenmeleri gereken adamdan “<strong>terörist</strong>” çıkarma düşüncesinin bir başka ifadesi… Sanırım, “<strong>İnsanlık öğrenilmesi gereken adama düşman olma suçu</strong>” gibi bir kanun maddesi olsaydı, dışarıda bir tane iktidar mensubu insan kalmayıp hepsi cezaevlerine doldurulurdu…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cezaevlerindeki bu insanlık ve çağ dışı muamelelere sadece kadınlar değil, aynı zamanda erkeklerin de maruz kaldıklarını verdikleri beyânâtlardan ve sosyal medyada yer alan ifadelerinden anlıyoruz. Zulüm arşa dayanmış, ama bu iktidar ve âvânelerinin öyle bir gündemi yok… Kendileri ve yandaşları zevk ü safâda ve îyş ü işretteler… Halk çöplerden ekmek topluyormuş, kuru bir soğana muhtaçlarmış, borçlarından dolayı kendilerini yakıp intihar ediyorlarmış.. haberleri bile yoktur. Çünkü onlar artık halktan ve hayattan koptular. Sadece kendilerinin inşa ettikleri dünyalarında yaşamaktadırlar. Bir twitte, bugünleri ifade eden şu güzel cümleler ne kadar ibret-âmizdir: “<strong>Üniversite mezunları sokakta kâğıt topluyor, ilkokul mezunları profesörlere ders veriyor, sahte diplomalılar 4 maaş alıyor, diplomasız biri ülke yönetiyor, master/doktora yapmışlar pazarda limon satıyor. Allah daha ne bela versin memlekete?!.</strong>” Tarihte helak olan kavimlerin yapıp ettiklerine ne kadar da benziyorlar, değil mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>֍ ֍ ֍</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadına ve çocuğa bu denli ilişilmesi bir acziyetin, onulmaz bir kin ve nefretin sonucu olsa gerek. “<strong>Müslümanlık</strong>” kimliğini sürekli ön planda tutarak algılarla insanların zihnini çelen bu iktidarın yaptıklarını Mekkeli “<strong>müşrikler</strong>” yapmamışlardır. “<strong>Yapmamışlardır</strong>” diyorum. Zîrâ, bakınız <strong>Efendimiz </strong>(<em>sav</em>)’in kızı <strong>Zeynep</strong> vâlidemiz, <strong>Medîne</strong>’ye doğru hicret ederken arkasından yetişen Mekkeli müşrikler, binmiş olduğu deveyi yaralayarak yere düşürmüşler, üzerindeki hevdecinde<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> bulunan <strong>Hz. Zeynep</strong> ve kızı <strong>Ümâme </strong>de bu sırada yere düşerek yaralanmışlardı. O sırada hamile olan Hz. Zeynep düşmenin etkisiyle ciddî kan kaybı yaşamış ve neredeyse ölümle yüzyüze gelmişti. O sırada olaylardan haberdar olan <strong>Mekke’nin Reîsi Ebû Süfyan</strong> süratle olay mahalline gelmiş, duruma müdahale etmiş ve <strong>Hz. Zeynep</strong>’i <strong>Medîne</strong>’ye götürmekle görevli <strong>Kinâne</strong>’ye şunları söylemiştir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>-Bunlar yapılmayacak bir şey yapmışlar. Ama sen de onlar kadar yanlış yapmışsın. Güpegündüz herkese meydan okurcasına onu Mekke’den çıkarmaya çalışmışsın. Bedir’de bizim başımıza gelenleri bilmiyor musun? Bunlar gitmenize izin verirlerse bütün Araplar, Mekkelilerin zayıf düştüğünü, her şeye sessiz kaldığını düşünürler. Asıl mesele bu. Yoksa kimsenin Zeynep ile alıp veremediği yok. O’nun Mekke’den ayrılması kimseyi rahatsız etmez. Onları rahatsız eden şey ayrılış şekli ve zamanı. Şimdi Zeynep’i alıp evine geri götür. Baksana yaralanmış, bu halde yolculuk yapamaz. O dinlenip iyileşsin, etraf da sakinleşsin, insanların öfkeleri yatışsın. Sonra bir gece onu alır, sessizce babasına götürürsün. Ömrüme yemin ederim ki; onu babasının yanına gitmekten alıkoymak bize herhangi bir fayda vermez. Onu alıkoymakla intikamımızı almış olmayız.</strong>”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Bu ifadelerden çıkarılacak o kadar ibretlik dersler var ki… <strong>Düşmanın bile merdi makbul</strong>…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başka bir ibretlik misâl de <strong>Hz. Ali</strong> (<em>kv</em>)’nin döneminden arz edelim. Hz. Ali’nin hilafeti döneminde, <strong>Muâviye</strong> ile yaptığı <strong>Sıffîn Savaşı</strong>’nda ordusuna yazdığı tavsiyelerini görünce, İslâm öncesi şirk döneminde bile insanların bir seviyesinin olduğu görülebilmektedir. <strong>Hz. Ali</strong> (<em>kv</em>), <strong><em>Sıffîn</em></strong>’de “düşman”la karşılaşmadan önce ordusuna şu tavsiyeleri yazar:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Onlar savaşa başlamadan, siz savaşa başlamayın. Çünkü Allah’a hamd olsun siz hüccet üzeresiniz (doğru yoldasınız). Onlar başlayıncaya kadar beklemeniz, sizin için onların aleyhine başka bir delildir. Allah’ın izniyle düşman bozguna uğradığı zaman kaçanları öldürmeyin, kendilerini koruyamayanlara zarar vermeyin, yaralıları katletmeyin,</strong> <strong>liderlerinize veya şahsınıza sövseler bile <u>kadınlara</u> eziyet etmeyin. Çünkü onların (savaşı yönlendirme açısından) akılları, nefisleri ve güçleri zayıftır. <u>Gerçekten biz müşrik kadınlardan bile el çekmekle emrolunduk.</u> <u>Cahiliye döneminde bile bir kimse taş ya da sopa ile bir kadına saldırsa, bu hareket kendisi için ve sonra da torunları için yüz karası sayılırdı.</u></strong>”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tarihî ibret vesikasının her bir cümlesini, özellikle kadınlarla ilgili kısımları defalarca okuyası geliyor insanın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Makam-mansıp, şan-şöhret, para-pul.. adına dünya ve âhiretlerini mahveden bu iktidar ve âvânelerinin bahanesi ne olursa olsun, bir gün güvendikleri dağlara kar yağdığında ya da yaslandıkları çürük duvar yıkıldığında söyleyecekleri söz <strong>Ziya Paşa</strong>’ya ait şu beyit olsa gerektir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Zâlimlere bir gün dedirtir Kudret-i Mevlâ,</strong></p>
<p><strong>Tallâhi lekad âserekâllâhu aleynâ</strong>”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne hazindir ki, <strong>A</strong>llah’tan Korkmaz, <strong>K</strong>uldan utanmaz, <strong>P</strong>araya perestiş etmiş bir kısım müptezellerle beraber yıllarca aynı coğrafyada yaşamışız. Bunlar, Hakk ve hakikat sevdalılarına “<strong>terörist</strong>”, kendilerine de “<strong>Müslüman</strong>” diyorlar. Bilmiyorlar ki; Müslüman; “<strong>İslâma teslim olmuş</strong>” demektir. Ağızlarıyla İslâm’a, davranışlarıyla şeytana teslim olmuşlara ise; “<strong>İslâm’ın Müslümanı</strong>” değil, “<strong>şeytanın Müslümanı</strong>” denir, farkında değiller…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet, <strong>Necip Fazıl</strong>, “<strong>Çile</strong>” adlı şiirinin bir mısraında; “<strong>Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor?</strong>” der. Evet, gerçekten, dünyanın anlaması, anlatması ve yaşanılan hâdiselerin bir başkasına inandırılması imkânsıza yakın zor bir zamanında yaşıyoruz. Bütün değerlerin içinin boşaltıldığı, hak ve hakikat adına her şeyin hâk ile yeksân olduğu ve görüntü ile gerçeğin birbirinin tam zıddı bir algılar dünyasında hayat sürdürmeye çalışıyoruz, maalesef. Bu da “<strong>talihsizmiş gibi görünüp, talihliler tahtına oturmuşların</strong>” kaderi olsa gerek…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabbim, zalimlerin karşısında dimdik durup hakkı/doğruyu söyleyenlerle<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>, haksız yere mazlûmiyet, mağduriyet, mahkûmiyet, mehcûriyet ve gaybûbet yaşayanların yardımcısı olsun, akla hayâle gelmez yalan ve iftiralarla saltanatlarını devam ettirmek isteyen zalimlerin de en kısa zamanda haklarından gelsin!..</p>
<p><strong>Hizmetten | Tacettin Kayaoğlu</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Hud, 11/113.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <strong>Hevdec</strong>: Devenin sırtına konan, kadınlara mahsus, üstü kubbeli bir çeşit sepet, mahfe.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> İbn Hişâm, Sîre; Abdullah Kara-Hilal Kara, <strong>Peygamberimizin (<em>sav</em>) Kızları ve Torunları</strong>, İstanbul 2019, s. 59-60.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Seyyid Razî, <strong>Nehcü’l-Belâğa İmam Ali (as)’nin Hutbeleri, Mektupları Hikmetli Sözleri</strong>, (Müt. Kadri Çelik), İstanbul 2012, s. 402. Mektubun kaynakları; Taberî, <strong>et-Târîh</strong>, c. 6, (37. yıl olayları), s. 3225; Nasr bin Mezâhim, <strong>Kitâb-ı Sıffîn</strong>, s. 203; Kuleynî, Furû-u Kâfî, c. 5, s. 38; Mesʻûdî, Mürûcu’z-Zeheb, c. 2, s. 731; Aʻsem Kûfî, <strong>el-Fütûh</strong>, c. 3, s. 44; Feyz, <strong>el-Vâfî</strong>, c. 9, s. 18; Şeyh Mufid, <strong>el-Cemel</strong>, s. 169; Yaʻkûbî, <strong>et-Târîh</strong>, c. 3, s. 518; İbn Kuteybe, <strong>Uyûn-ı Ahbâr</strong>, c. 1, s. 123; Şeyh Mufid, <strong>el-İrşâd</strong>, s. 121, 127.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Ziya Paşa, Yûsuf Sûresi, 91. âyetten hareketle yukarıdaki beyti söyler. İkinci mısra, Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından Yusuf (<em>as</em>)’a pişmanlıklarını ifade eden itiraflarıdır. Âyetin maʻnâsı; “<strong>Allah’a yemîn olsun ki, gerçekten Allah seni bize tercih etti.</strong>” şeklindedir. Devamında ise kardeşler şöyle söylerler; “<strong>biz, başka değil, ancak çok büyük bir yanlışın içindeydik.</strong>”</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Sahîh hadîs kaynaklarında geçen şöyle bir rivâyet vardır: Ebû Saîd el-Hudrî, (<em>r.a.</em>), “Rasûlullah <em>sallallâhu aleyhi ve sellem</em> şöyle buyurdu : ‘<strong>Cihadın en üstünü zâlim sultana karşı doğruyu söylemektir.</strong>’” [(Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmîzî, Fiten 13; Nesâî, Beyʻat 37; İbn Mâce, Fiten 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 19, 61; IV, 314, 315; V, 251, 256; Beyhakî, <em>es-Sünenu&#8217;l-kübrâ</em>, X, 91; Beğavî, <em>Şerhu&#8217;s-sünne</em>, X, 65-66)].</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ne-musrik-ne-munafik-tam-onlarin-altina-muvafik-taceddin-kayaoglu/">Ne müşrik ne münafık, tam onların altına muvafık | Taceddin Kayaoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yezid’in Kerbelâsı’ndan Süfyanın Kör Belâsına &#124; Taceddin Kayaoğlu</title>
		<link>https://hizmetten.com/yezidin-kerbelasindan-sufyanin-kor-belasina-taceddin-kayaoglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2020 10:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[Süfyan]]></category>
		<category><![CDATA[Taceddin Kayaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nân içün medheyleme nâdânı, nâdânlık budur, Hayber-i nefsin helâk et, Şâh-ı Merdânlık budur. Diyarbakırlı Kâzım Paşa Yezid’in Kerbelâsı’ndan Süfyanın Kör Belâsına ÇIKARİZM İnsanlık tarihine genel olarak bakıldığında “insan nesnesi”nin pek&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yezidin-kerbelasindan-sufyanin-kor-belasina-taceddin-kayaoglu/">Yezid’in Kerbelâsı’ndan Süfyanın Kör Belâsına | Taceddin Kayaoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><em>Nân içün medheyleme nâdânı, nâdânlık budur,<br />
</em></strong><strong><em>Hayber-i nefsin helâk et, Şâh-ı Merdânlık budur.<br />
</em></strong><strong><em>Diyarbakırlı Kâzım Paşa</em></strong></p>
<p><strong>Yezid’in Kerbelâsı’ndan Süfyanın Kör Belâsına ÇIKARİZM</strong></p>
<p>İnsanlık tarihine genel olarak bakıldığında “<strong>insan nesnesi</strong>”nin pek değişken bir tavır sergilemediği görülecektir. Bu hususu <strong>Kur</strong><strong>&#8216;ân</strong> âyetlerinden takip edecek olursak, insanların çoğunun; kâfir, fâsık, müşrik, yalancı, gâfil, inkârcı, iman etmeyen, akletmeyen, Kur&#8217;ân’dan yüz çeviren, haktan hoşlanmayan, şükretmeyen, nankör, rızkı Allah’ın verdiğini bilmeyenler… olduğu net bir şekilde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>Hz. Âdem</strong>’den bugüne kadar insanların kahir ekseriyeti hep çıkarlarından yana olmuş, günübirlik olanı, ebedî olana tercih etmiştir; “<strong>Hayır hayır! Siz, peşin gelir olarak (gördüğünüz dünyanın) peşindesiniz ve onu tercih ediyorsunuz. Âhiret’i ise bir kenara koyuyorsunuz.</strong>”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>  Yine Kur&#8217;ân; “<strong>De ki; ‘Rabbim, rızkı kime dilerse ona bol verir, kimi dilerse ona da kısar ve ölçülü verir. Ne var ki, insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.</strong>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> diyerek; hem nimet-i hakîkînin kim olduğunu ortaya koymuş hem de insanların genel psikolojisini çok sarih bir şekilde beyan buyurmuştur. Denebilir ki; insanların kula kulluk etmekten kendilerini alamamaları, dolayısıyla bir pul haline gelmelerindeki temel etken işte bu gerçek nimet vericinin kim olduğunu unutmalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>İnananların önemli bir kısmı sırf Allah’ın rızasını talep etmek için ibadet etmekle birlikte, büyük çoğunluğun Cennet ve Cehennem gerçeğinden dolayı kulluğa yeltendiğinde şüphe yoktur. <strong>Âkif</strong>,</p>
<p>“<strong>Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce,</strong></p>
<p><strong>Vaad etmeseydi Allah cenneti, O’na bile etmezlerdi secde</strong>”</p>
<p>derken, tam da buna işaret etmektedir. Efendimiz bir hadîslerinde; “<strong>Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde takvayı elden bırakıp bırakmadığına </strong>(<em>menfaat anındaki tavrına</em>)<strong> bakıp öyle değerlendirin</strong>”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> buyurmaktadır. Diğer bir rivâyette de meâlen; “<strong>Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.</strong>”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> beyanları, bizlere yol gösterici mahiyette işaret taşlarıdır.</p>
<p><strong>*</strong></p>
<p>Güve’nin ağacı yiyip içeriden çökerttiği gibi <strong>menfaatçilik</strong>/<strong>çıkarcılık</strong> da insanı yavaş yavaş, ama mutlaka içini boşaltarak bitirir. <strong>Menfaatçilik; münafığın (menfaatçinin/çıkarcının) yüzlerinden sadece biridir.</strong> Menfaatçinin gir(e)meyeceği şekil ya da renk yoktur. Bukalemun gibidir. Bulunduğu ortama rahat uyum sağlar. Giremediği grubun/yapının <strong>düşmanı</strong>, girebildiğinin <strong>goygoycu</strong>sudur. Sen onu kendinden zannedersin, ama asla senden değildir. Aslında o, kendinden başka hiç kimsedendir. Başka bir yerde çıkarı/avı olduğunu gördüğünde seni aniden terk eder ve gördüğü yemden yemlenmek için başka bir yere atlar. Daha açık ifadeyle birinin sırtından iner bir başkasının sırtına biner. Taşımanın değil, taşınmanın <strong>aklîlik</strong>, <strong>zekilik</strong>, ve <strong>kurnazlık </strong>olduğuna, öyle olması gerektiğine  inanır.</p>
<p>Üç-beş kuruşa peylenmek en önemli hususiyetlerindendir; hiçbir <strong>ahlakî</strong> ve <strong>vicdânî </strong>rahatsızlık duymadan bütün dost ve arkadaşlarını satabilir. Doyumsuzdur. İstemede ve elde etmek için her türlü yola baş vurmada sınır tanımaz. Menfaatlerini bütün değerlerinin üstünde tutan bu mahluklar, <strong>tanrıları</strong>ndan istemeye başladıklarında da öyle “<strong>üç-beş köşkle üç-beş hûri</strong>” olan sekiz cennetten birine kanaat getirmezler, hem cennetin aʻlâsını, hem de o cennetin en aʻlâ makamını isterler.</p>
<p>Sen ne kadar “<strong>ukbâ</strong>” buudlu düşünsen de menfaatçinin düşündüğü tek şey “<strong>ukbâ</strong>” adı altında “<strong>urba</strong>”sıdır. Ölçüsü, tartısı “<strong>ukbâ</strong>” değil, “<strong>urba</strong>”dır.</p>
<p><strong>Sen bir aşkın Kerbelâsısındır, o bir menfaatin körbelâsı.</strong> Sen, sevginle, aşk u şevkinle sermest olmaya çalışırken, o, menfaati için seni ve herkesi derdest etmek/ettirmek istiyor olabilir. Bu sebeple; insan, belâ-yı aşkın kerbelâsı, menfaatçi ahlâksızın ise körbelâsı olmalı ve çıkarından başka bir şey düşünmeyenleri -havada kanat vurup pervaz etseler bile- en kısa zamanda hayatından çıkarmaya bakmalıdır.</p>
<p>“<strong>Menfaatçilik</strong>” ya da “<strong>çıkarcılık</strong>” zehrinin panzehri “<strong>Beklentisizlik</strong>”tir. O kadar ki, kişi okuduğu <strong>Kur&#8217;ân</strong>’a, yaptığı hayır ve hasenata karşı insanlardan bir “<strong>Allah razı olsun!</strong>” beklentisine bile girmemelidir. Evet, bütün bunları Allah rızası için yapmalı, ama kimseden “<strong>Allah razı olsun!</strong>” demelerini beklememelidir. Aslında, böyle bir beklenti çok masum bir şeymiş gibi gözükebilir. Ancak, nice insanın dünya ve âhiretini mahveden husus vardır ki hepsi böyle “<strong>masum</strong>” ve küçücük beklentilerden meydana gelmiştir. Dolayısıyla, belki sonu şerre çıkacak “<strong>isteme</strong>” ve “<strong>beklenti</strong>”lerin önü, en baştan <strong>hiçbir beklentiye girmemek</strong> üzere kesilirse, yani o kapı en başından itibaren kapatılırsa saf ve sağlam kalmak daha kolay olacaktır.</p>
<p>*</p>
<p>Çıkarcılık konusuna toplumsal açıdan bakacak olursak; <strong>Çıkarcı bir toplum ahlâksız ve hasta bir toplumdur</strong>, diyebiliriz. Bu tür toplumlarda genel olarak insanların ellerinde tespih, dillerinde zikir ve Kur&#8217;ân vardır. Namazlarını kılar, oruçlarını tutar, çocuklarını <strong>Kur&#8217;ân Kursları</strong>na gönderirler.. Bir kısmı <strong>Tarikat</strong>, bir kısmı <strong>Cemaat</strong>, bir kısmı da <strong>Diyânet </strong>ehlidir.</p>
<p>Çıkarcılık; bir konuda başlayıp, hayatın bütün safahatına yayılan amansız bir virüstür. Bir kez bünyeye girmeye görsün; yıkmadığı bina, tahrip etmediği değer bırakmaz. Her devirde, her insan ve toplumda kendini gösterebilir.</p>
<p><strong>Hz. Hüseyin</strong> dönemindeki İslâm toplumunda da bugünkü hastalıklara benzer hastalıklar vardı; Müslüman toplumun bir kısmı menfaatlerine mağlup idi. Sisteme midelerinden bağlanmışlardı. <strong>Hüseyin</strong>’i haklı görseler bile midelerini <strong>Yezid</strong> doyurduğu için âhiretlerini hebâ etme pahasına onun yanında yer alıyorlardı. Hz. Hüseyin’in ise kendisine biçmiş olduğu bir misyon vardı ve O, bu misyonun hakkını vermekten başka bir şey düşünmüyordu. Ayrıca, “<strong>Hz. Hüseyin’in gerek hurucuna karşı çıkanlara söyledikleri, gerekse yol boyunca yaptığı konuşmalardan anlıyoruz ki O, bu isyan sonucunda bir zafer ve galibiyet elde etmeyi ummuyordu. Zaten böylesi bir galibiyet için ne gücü, ne de parası vardı. Oysa bu ikisi, insanları etrafında toplamak ve mücadele etmek için şarttı. Hz. Hüseyin, bu sebeple gâlip gelemeyeceğini ve öldürüleceğini bile bile yola çıktı. Peki, bu doğru mudur? O, kaybedeceği bir savaşa neden girdi? <u>Hz. Hüseyin döneminde İslâm toplumu âdetâ hastaydı. Az bir para ve mal uğuruna devletin her türlü rezilliğine katlanıyorlardı</u>. <u>Devletin ve toplumun kötü gidişatına “dur” diyebilecek bir harekette de bulunmuyorlardı</u>. <u>Böylesi bir hareketi hep başkasından bekliyorlardı</u>. <u>Kendileri bu uğurda hiçbir şey yapmıyorlardı</u>. <u>Bu hususta yapılan uyarılara da aldırış etmiyorlardı</u>. <u>Evet, belki Hz. Hüseyin’i kalben seviyorlardı; Onun toplumu düzelteceğine güveniyorlardı</u>. <u>Ancak iş kendilerinden de fedakârlığa gelince, sevgilerini unutuveriyorlardı; her ne kadar kalpleri yine Hz. Hüseyin ile olsa bile</u>. <u>Kendilerine mal ve para veren devletin yanında yer alıyorlardı</u>. <u>Bu gidişattaki bir toplumu, olması gereken, şerefli konuma getirmek imkânsız gibiydi</u>. <u>Bu toplum ancak, kendisini haksızlığı durdurabilmek için kurban edecek bir kişinin infial uyandıracak intihârî hareketiyle mümkün olabilirdi</u>. <u>Hz. Hüseyin’in gayesi de işte bunu temin etmekti</u>.</strong>”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Görüldüğü üzere <strong>ne tarih değişmiştir, ne düzen. Bir Allah kulu yoktur, aksini gören.</strong> Ortada bir gerçek var ki, o da; <strong>Yezid</strong>, kendisine biat etmeyen <strong>Hz. Hüseyin</strong> ve ailesini şehit ederek <u>Emevî idaresinin</u> sultanı olmayı tercih etti, âhiretini mahvederek dünyayı kazandı; Hz. Hüseyin ise Hakkın hatırını âlî tutmak için haksızlığa boyun eğmedi, hem <u>dünyadaki bütün müslümanların efendisi</u> oldu hem de âhireti kazandı…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Kıyâmet Sûresi, 75/20,21.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Sebe Sûresi, 34/36.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <em>Kenzü’l-Ummâl</em>, Hadis No: 8435.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> <em>Kenzü’l-Ummâl</em>, Hadis No: 8436.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Hz. Hüseyin’in, Yezid’e isyan sebeplerinden olarak, “özellikle Şîî sempatisiyle kaleme alındığı hissedilen bazı eserlerde Hz. Hüseyin’in, Emevî devleti tarafından işlenilen haksızlıkların ortadan kaldırılması ve toplumun bu kötü gidişat karşısında sesini yükseltebilmesi için kendini feda etmek istediği”ne dair bkz. Şemsüddin, <em>Sevretü’l-Hüseyin</em>, s. 205’ten naklen, Ünal Kılıç, <em>Tartışmaların Odağındaki Halife Yezid</em>, İstanbul 2013, s. 202-203.</p>
<p>[1] Hz. Hüseyin’in, Yezid’e isyan sebeplerinden olarak, “özellikle Şîî sempatisiyle kaleme alındığı hissedilen bazı eserlerde Hz. Hüseyin’in, Emevî devleti tarafından işlenilen haksızlıkların ortadan kaldırılması ve toplumun bu kötü gidişat karşısında sesini yükseltebilmesi için kendini feda etmek istediği”ne dair bkz. Şemsüddin, <em>Sevretü’l-Hüseyin</em>, s. 205’ten naklen, Ünal Kılıç, <em>Tartışmaların Odağındaki Halife Yezid</em>, İstanbul 2013, s. 202-203.</p>
<p><strong>Hizmetten | Taceddin Kayaoğlu</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yezidin-kerbelasindan-sufyanin-kor-belasina-taceddin-kayaoglu/">Yezid’in Kerbelâsı’ndan Süfyanın Kör Belâsına | Taceddin Kayaoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ehl-i Beyt&#8217;e Muhabbet Programı bu akşam 21.30&#8217;da CANLI</title>
		<link>https://hizmetten.com/ehl-i-beyte-muhabbet-programi-bu-aksam-21-30da-canli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2020 08:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Sancı]]></category>
		<category><![CDATA[Taceddin Kayaoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13393</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yine bir Muharrem ayı.. Muharrem ayı gelince 14 asırdır bitmeyen acılar yeniden depreşiyor. Ehl-i Beyt&#8217;e yapılanlar akla geliyor..O günler de  yapılan zulümler bu gün de benzerleriyle devam ediyor&#8230; Hizmetten.com YouTube&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehl-i-beyte-muhabbet-programi-bu-aksam-21-30da-canli/">Ehl-i Beyt&#8217;e Muhabbet Programı bu akşam 21.30&#8217;da CANLI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yine bir Muharrem ayı..</p>
<p>Muharrem ayı gelince 14 asırdır bitmeyen acılar yeniden depreşiyor. Ehl-i Beyt&#8217;e yapılanlar akla geliyor..O günler de  yapılan zulümler bu gün de benzerleriyle devam ediyor&#8230;</p>
<p><strong><a href="https://www.youtube.com/channel/UCVgCN_DrSYXlLo4kbCYcmuQ" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Hizmetten.com YouTube kanalımızda</a></strong>, İlahiyatçı Hüseyin Yağmur moderatörlüğünde, İlahiyatçı Kadir Sancı  ve Tarihçi Taceddin Kayaoğlu pek çok yönüyle  bu akşam 21.30&#8217;da (Avrupa Saati) <strong>CANLI yayında</strong> Ehl-i Beyt&#8217;i anlatacak.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_63537"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/xYz6TjS7OrM?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>O gün Peygamber soyunu yok etme gayretiyle ve iktidar hırsıyla gözü dönmüş Emevi siyasetçilerinin yaptıkları zulümler..</p>
<p>Bu gün ülkesine, dinine ve topyekun insanlığa hizmetten başka bir gayesi olmayan en masum insanlara, onları aratmayan entrikacı, zorba, gözü dönmüş siyasetçilerin yaptıkları zulümler..</p>
<p>Ehl-i Beyt&#8217;e muhabbet..</p>
<p>Ehl-i Beyt&#8217;in günümüzdeki temsilcileri..</p>
<p>Bediuzzaman Hazretleri ve Pırlanta Eserlerdeki konuya yaklaşımlar..</p>
<p>Evrensel diyalog açısından ehl-i beyt  ve aleviliğe bakış&#8230;</p>
<p>28 Ağustos Cuma (Bu akşam) saat 21,30&#8217;da  CANLI yayınlanacak programımızı kaçırmayın.</p>
<p><strong>YAYIN SAATİ</strong></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />21.30 Avrupa Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />22.30 Türkiye Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />15.30 Newyork Saati</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4fa.png" alt="📺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />YouTube Kanalımız:<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4fa.png" alt="📺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br />
<a href="http://www.youtube.com/c/Hizmetten" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>http://www.youtube.com/c/Hizmetten</strong></a></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-13403" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-495x700.jpg" alt="" width="495" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-495x700.jpg 495w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-848x1200.jpg 848w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-768x1086.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-1086x1536.jpg 1086w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR-1448x2048.jpg 1448w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/08/HUSEYIN-YAGMUR.jpg 1587w" sizes="(max-width: 495px) 100vw, 495px" /></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ehl-i-beyte-muhabbet-programi-bu-aksam-21-30da-canli/">Ehl-i Beyt&#8217;e Muhabbet Programı bu akşam 21.30&#8217;da CANLI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
