<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tabiin arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/tabiin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/tabiin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Nov 2020 22:37:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Tabiin arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/tabiin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tâbiînin Müstesna Yeri</title>
		<link>https://hizmetten.com/tabiinin-mustesna-yeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2020 07:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, sahabeyi dile getirdiği pek çok âyette tâbiînden de bahseder; meselâ: وَالسَّابِقُونَ اْلأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَاْلأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tabiinin-mustesna-yeri/">Tâbiînin Müstesna Yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim, sahabeyi dile getirdiği pek çok âyette tâbiînden de bahseder; meselâ:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>وَالسَّابِقُونَ اْلأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَاْلأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ</strong></p>
<p><em>&#8220;Muhacirlerden ve ensardan ilkler, (en evvel İslâm&#8217;a girip, &#8216;Biz varız!&#8217; diyerek kendilerini ortaya atanlar) ve ihsan şuuruyla onlara tâbi olanlar var ya: Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah&#8217;tan razı oldu ve Allah onlara içlerinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan Cennet&#8217;ler hazırladı. İşte bu büyük bir kazançtır.&#8221;</em><sup>[1]</sup></p>
<p>Bu âyet-i kerimede, sahabe ile tâbiîn bir arada ele alınmakta ve haklarında Allah&#8217;ın onlardan, onların da Allah&#8217;tan razı oldukları hükmü verilmektedir. Allah&#8217;tan razı olmak demek, O&#8217;nun celâlinden cefâ, cemalinden safâ da gelse, her ikisini aynı telâkki edip, hüsnü kabulde bulunmak; yani Allah, verdiği her şeyi alsa veya dünyaları verse hiç tavır değiştirmemek; kazanma karşısında şımarmadan, kaybetme karşısında hiç mahzun olmadan dosdoğru kalabilmek ve başa gelen her musibeti lütuf gibi karşılamak demektir. Bu şekilde Allah&#8217;tan razı olanlardan Allah da razıdır; Allah&#8217;ın bir insandan razı olup olmadığının ölçüsü, o insanın Allah&#8217;tan razı olup olmadığıyla alâkalı olduğu söylenebilir. Arz etmeye çalıştığımız vechile kul Allah&#8217;tan razı ise ve O&#8217;nu ne ölçüde seviyorsa, bu demektir ki, Allah da o kuldan razı ve onu o ölçüde, hatta daha da fazla sevmektedir.</p>
<p>İşte, Muhammedî boya ile boyanan ve Hz. Muhammed&#8217;in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sohbetine erme şerefiyle insibağa ulaşan sahabe-i kiram, Allah&#8217;la münasebeti içinde nasıl bir derinliğe sahip; nasıl namaz kılıyor, &#8216;Allah&#8217; derken nasıl bir tavır alıyor, rengi-benzi nasıl atıyor, nasıl ürperiyor ve nasıl içten içe bir güveç gibi kaynayıp, değirmen taşları gibi ses çıkarıyordu; aynen onun gibi tâbiîn-i kiram da, sahabe ile atbaşı olma gayreti içinde ve o şerefli yerini alma inceliği, duyarlılığı ve derinliğiyle serfirazdı. Allah Resûlü&#8217;nün (sallallâhu aleyhi ve sellem):<strong> طُوبَى لِمَنْ رَآنِي وَآمَنَ بِي، وَطُوبَى لِمَنْ رَأَى مَنْ رَآنِي </strong><em>&#8220;Müjdeler olsun beni görüp, bana iman edene ve müjdeler olsun beni görenleri görene!&#8221;</em><sup>[2]</sup> şeklindeki mübarek sözleriyle ifade edildiği gibi tâbiîn-i kiram, sahabeye &#8216;ihsan&#8217; şuuruyla tâbi olmuştur.</p>
<p>Ne demektir ihsan ve ihsan şuuruyla tâbi olma?</p>
<p>Bir mânâsıyla, insanın herkesi kendisi gibi bilmesi ve kabul etmesi, başkalarının lezzet ve acılarını vicdanında duyup paylaşması, a&#8217;zamî derecede iyilik düşüncesi, yürek yufkalığı ve insanın hiçbir mü&#8217;mine karşı kalbinde gıll ü giş taşımaması demektir ihsan. Bu mânâda Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle buy­rulur:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلاَ تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلاَّ للَِّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ</strong></p>
<p><em>&#8220;O sahabeden, muhacirîn ve ensardan sonra gelenler şöyle derler: &#8216;Rabbimiz, bizi ve imanda bizi geçen, bizden önce gelip de iman etmiş bulunan kardeşlerimizi bağışla ve iman edenler için kalblerimizde en ufak bir gıll ü giş bırakma! Rabbimiz, muhakkak Sen, Raûfsun, acıyansın, Rahîmsin, kullarına, (bilhassa mü&#8217;min kullarına) karşı çok merhametlisin.&#8217; &#8220;</em><sup>[3]</sup></p>
<p>İhsanın bir diğer mânâsı ise:<strong> أَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ </strong>peygamber beyanında olduğu gibi, Allah&#8217;ı görüyorcasına O&#8217;na kullukta bulunmak, biz O&#8217;nu görmesek de, O&#8217;nun bizi devamlı görüp gözetlediğinin şuuru içinde ibadet etmektir.<sup>[4]</sup></p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de tâbiînin, sahabe-i kirama ihsan şuuruyla tâbi olduğunun ifade edilmesi, bir hayli mânidardır. Çünkü, mutlak fazilet, her zaman sahabe-i kirama ait olmakla birlikte, bazı hususî faziletlerde &#8220;mercûh râcihe tereccüh edebilir&#8221;; tâbiîn içinde, bazı hususî faziletlerde sahabeye yetişen, hatta bazı hususlarda sahabeden bazılarını geçenler bile vardır.</p>
<p>Şundan ki, Allah, tâbiîn döneminde insanları büyük fitnelerle sarsmış, silkeledikçe silkelemiş.. ve her yerde, her evde âdeta korkunç fitne ateşleri yakılmış, siyonist düşünce, bugün olduğu gibi, o dönemde de bütün ürperticiliğiyle her türlü oyununu, hilesini ortaya koymuştur. Bu dehşetli fitne ateşi karşısında her selîm vicdan sahibi: <strong>رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ </strong><em>&#8220;Rabbimiz, Sana tevekkül ettik, Sana yöneldik, Sana dayandık ve Sana&#8217;dır dönüş.&#8221;</em><sup>[5]</sup> inanç, anlayış ve şuuru içinde Allah&#8217;a teslim olmuştur. Hatta bu noktada, öyle bir teveccüh hâsıl olmuştur ki, gününü bin rekât namazla süsleyenler, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;i dört günde, hatta bir gecede iki rekât namazda hatmedenler, hayatlarında cemaati hiç kaçırmayanlar ve ömrünü secdede geçirenler, hep tâbiîn arasından çıkmıştır.</p>
<p>İkinci olarak, tâbiîn döneminde maddî cihad kılıcı bir ölçüde kınına konmuş ve mânevî cihad, &#8220;cihad-ı ekber&#8221; denilen nefisle cihad en büyük vazife hâline gelmiştir. Nefs-i emmareyle yaka-paça olup, nefs-i levvameye, oradan nefs‑i râdiye, mardiye, mutmainne, sâfiye mertebelerine ulaşma ve:<strong> رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ </strong><em>&#8220;Allah, onlardan râzı oldu onlar da Allah&#8217;dan râzı oldu.&#8221;</em><sup>[6]</sup> sırrına erme mücadelesi vermiştir tâbiîn. O kadar ki, Mesruk, Mekke-i Mükerreme&#8217;de kaldığı sürece, sağ veya sol yanını yere koyup yatmamış ve hep Kâbe karşısında secdede uyumuştur. Hastalandığı zaman kendisine: &#8220;Biraz dinlenmeyi düşünmez misin?&#8221; dediklerinde şu cevabı vermiştir: <strong>وَاللّٰهِ لَوْ أَتَانِي آتٍ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللّٰهَ لاَ يُعَذِّبُنِي لَاجْتَهَدْتُ فِي الْعِبَادَةِ </strong>&#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki; gâibden-semadan birisi gelse de bana &#8216;Allah sana kat&#8217;iyen azap etmeyecek!&#8217; dese, ben yine eskiden olduğu gibi aynı ciddiyet ve azimle ibadet etmeye devam ederim.&#8221;<sup>[7]</sup> Zaten, onun efendisi, bizim efendimiz, Kâinatın Efendisi de (sallallâhu aleyhi ve sellem) aynı şeyi söylememiş miydi?<strong> يَا عَائِشَةُ! أَفَلاَ أَكُونُ عَبْداً شَكُوراً </strong><em>&#8220;Ey Âişe, ben, şükreden bir kul olmayayım mı?&#8221;</em><sup>[8]</sup></p>
<p><span class="notice">[1] Tevbe sûresi, 9/100.<br />
[2] Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;s-sağîr, 2/104; Hâkim, el-Müstedrek 4/86.<br />
[3] Haşir sûresi, 59/10.<br />
[4] Buhârî, iman 37, tefsir (31) 2; Müslim, iman 5-7; Tirmizî, iman 4; Ebû Dâvûd, sünnet 16.<br />
[5] Mümtehine sûresi, 60/4.<br />
[6] Beyyine sûresi, 98/8.<br />
[7] İbn Cevzî, Sıfatü&#8217;s-safve, 3/25.<br />
[8] Buhârî, tefsir (48) 2; Müslim, munâfikîn 79-81; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/115.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tabiinin-mustesna-yeri/">Tâbiînin Müstesna Yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
