<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sükûtun Çığlıkları arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/sukutun-cigliklari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/sukutun-cigliklari/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Oct 2021 20:21:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Sükûtun Çığlıkları arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/sukutun-cigliklari/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Bakış Açısı</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-bakis-acisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2021 06:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Bakış Açısı]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Sükûtun Çığlıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22708</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8216;Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat, Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.&#8217; (R. M. Ekrem) Kendine ve çevresine bakmasını bilenler için her zaman dalga dalga gelip gözlere akan, damla damla&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-bakis-acisi/">Bir Bakış Açısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8216;Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat,<br />
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.&#8217; (R. M. Ekrem)</p></blockquote>
<p>Kendine ve çevresine bakmasını bilenler için her zaman dalga dalga gelip gözlere akan, damla damla gönüllere süzülen varlığın ruhundaki o büyüleyen güzellikler, özündeki âhenk, mânâsındaki şiiriyet; kalbleri sevgiye, aşka, alâkaya uyaran öyle bir güce sahiptir ki, bu ledünnî hazzı duyabilenlerin artık dünyada zevk edecekleri hiçbir şey kalmamıştır dense mübalâğa edilmiş olmaz. Onlara, görüp okudukları her şey kâse kâse muhabbet sunar.. coşturur insanî duygularını ve ruhlarında sönmeyen bir heyecan uyarır.</p>
<p>Farklı bir edâya bürünür böyle bir bakış ve duyuş karşısında bütün kâinat ve içindekiler.. dili çözülür eşyâ ve hâdiselerin.. canlı-cansız her şeyin üzerine bir kısım füsunlu ışıklar yağıyor gibi olur.. mekân âdeta kendi buudlarını aşar ve bir başkalaşır; zaman daha bir derinleşerek uhrevî bir güzelliğe ulaşır. Her şey böyle nefislerden nefis bir edâ ile kendini ifade etmeye durunca, Vareden&#8217;e karşı içimizdeki sevgi, aşk ve alâka da debisini artırarak bize vuslat neşîdeleri mırıldanmaya başlar.</p>
<p>Hislerimizin heyecanla köpürdüğü, duyuş ve sezişlerimizin değiştiği, idrak ufkumuzun derinleşip farklılaştığı bu türlü durumlarda çok defa gündelik alâkalardan sıyrılır; bütün bu olup bitenlerin perde arkasına yönelir ve öteleşmenin ruhlarımıza kazandırdığı genişlikle şu her zaman görüp temâşâ ettiğimiz kâinatları, bağrında yaratıldığımız tabiatı, Sevgili&#8217;nin kaleminden dökülmüş harfler, kelimeler, şiirler gibi duyar ve mırıldanır; O&#8217;nun neyinden dökülen nağmeler gibi dinler ve heyecanlanır; O&#8217;nun tığından çıkmış dantelâlar gibi temâşâ eder, hayret ve takdirlerle karşılar; sonra da karşılaştığımız bütün bu şeyleri öper öper başımıza kor, koklar koklar yüzümüze-gözümüze sürer ve bu vuslat koridorunda vuslat demlerine denk unutulmayacak dakikalar yaşarız. Duyarız O&#8217;na karşı aşk u alâkanın her şey olduğunu ve bütün cismânî, bedenî hazlara fâik bulunduğunu.</p>
<p>Hele bazı zamanlarda ahvâl ve şartlar gönülleri öylesine yumuşatır, derinleştirir ve semavîleştirir ki, ihtimal böylelerine o esnada &#8216;Cennet&#8217;e giriniz&#8217; diye teklif edilse, iç içe yaşadıkları bu aşk u vuslat atmosferinde kalmayı tercih edecek ve kendilerine yapılan teklife hemen &#8216;evet&#8217; demeyeceklerdir. Her şeyden evvel onlar burada, gönüllerinin genişliği ölçüsünde bir cennet yaşadıklarından her gün duyup zevk ettikleri bu cennet rüyasından uyanmak istemeyeceklerdir. Sâniyen bu vefalı gönüller, bizzat mahbub, maksud ve matlub olan Zât&#8217;a müteveccih yaşadıklarından, Firdevs bile olsa başka bir şeye yönelmeyi ufukları ve mazhariyetleri itibarıyla saygısızlık addedeceklerdir. Zaten, öteki Cennet de, olsa olsa burada mü&#8217;min vicdanlarda nüve hâlinde duyulan cennetlerin bir inkişafı olabilir. Onu da icmâlin rahmet buudlu tafsîli sayar ve &#8216;henüz meyve derme mevsimi değil&#8217; der, her şeyi iman ve ümitlerine emanet ederler.</p>
<p>Aslında hemen hepimizin ruhunun aradığı, belki de çok defa bilmeyerek arkasından koştuğu bir şey varsa, o da, çevremizden aldığımız/alacağımız uyarılarla Hakk&#8217;a karşı duyacağımız aşk u alâkadır. Dünyanın, ruhlarımızda hayranlık uyaran güzellikleri; canlı-cansız her varlığın birbiriyle olan içten ve sıcak münasebetleri; bütün sevmeler, sevilmeler, ümitler, tatlı hülyalar, arzular ve iştiyaklar O&#8217;nunla olan o sırlı alâkanın bir yansımasından ibarettir. Tadıp duyduğumuz dünya nimetleri, yaşadığımız değişik haz &#8216;ân&#8217;ları gönüllerimizde O&#8217;nun teveccühünün birer tecellisidir.</p>
<p>Yaşamayı sevimli ve câzip kılan O&#8217;dur; biz, O&#8217;nun içimize attığı muhabbet kıvılcımıyla severiz hayatı. Bu itibarla da bize, mûnis, yumuşak ve sıcak görünen her şeyde evvelâ O&#8217;nu sever, O&#8217;na karşı alâkamızı bir kere daha yeniler, sonra da kendi zevklerimizi, şevklerimizi yorumlamaya çalışırız. O&#8217;nunla başlarız her şeye; O&#8217;nunla devam ettiririz devam ettirilecek her işimizi: Kendimize karşı duyduğumuz her alâkada O&#8217;nun aşk ve muhabbetiyle heyecanlanır; müşahede ettiğimiz her şeyde görüp duyduğumuz değişik işaret ve emarelerle ürperir; ağzımızı açıp bir şeyler mırıldanırken O&#8217;nun dilimize armağan ettiği kelimelerle O&#8217;nu duyar ve eğer gidip kör bir inada saplanmamışsak, her zaman O&#8217;ndan neler ve neler dinleriz. Sonsuzun güzelliklerine bürünmüş ne gül-endam şeylerle karşılaşır; ne çehreleri O&#8217;nun ziyasıyla süslü varlıklarla tanışır; ne zevkine doyulmayan temâşâlara erer ve ne sır koylarında dolaşırız.</p>
<p>İşte böyle birine her nasılsa o zamana kadar ihmalinin körlüğüne emanet gibi görülen bütün kapalı kapılar ardına kadar açılır, o âna kadar duyulup hissedilmedik pek çok şey bir sürpriz edâsıyla ortaya çıkar; birdenbire varlığın buudları değişir ve insan âdeta yerini, konumunu bir kere daha keşfeder ve bir kere daha talihinin gülen yüzüyle karşı karşıya gelmiş olur. Bundan sonra onun nazarında esen rüzgârdan yağan yağmura, çağlayan ırmaklardan dalga dalga homurdanan denizlere, gökyüzünü süsleyen yıldızlardan yerdeki güllere, çiçeklere kadar her şey Sevgili&#8217;den birer mesaj hâlini alır ve gözlerde, gönüllerde o rengârenk güzellikleriyle tüllenmeye durur.</p>
<p>O, her şeyiyle güzeldir; O&#8217;na ait olan ve O&#8217;ndan gelenler de güzeldir. Hem öyle güzeldir ki, hüşyar bir gönül, görüp temâşâ ettiği her şey üzerinde O&#8217;ndan bir kısım imâ ve işaretler aldıkça damarlarında kanı çekilir gibi olur ve O&#8217;nunla bir anlık vuslat adına canını feda etmeyi dahi az bulur.</p>
<p>Elbette ki bu konuda herkesin duyup zevk etme ufku farklı farklıdır. Çevrelerine basiretleriyle bakabilen ve ihsasları itibarıyla derinleşip mârifet ve ruhanî hazların zirvesine ulaşan hassas ruhlar, sathîler sathîliklerinde emekleye dursunlar, kim bilir ne engin hayâller içinde yüzer durur ve talihlerinin sonsuza açık ufuklarında ne sırça saraylar kurarlar.</p>
<p>Ben her şeyi ancak kendi idrak ufkumun darlığı içinde duyup hissedebildim; hissedebildiklerimin de kim bilir kaçta kaçıyla şu anda karşınızdayım!. Kalbî ve ruhî hayat kahramanlarının her şeyi daha farklı zevk edip değerlendirdiklerini/değerlendireceklerini düşünüyorum. Her zaman yer-gök farklılığı kadar farklı istidatların bulunabileceğine ve bunların, varlığı değişik temâşâ rasathanelerinden rasat edebileceklerine inandım. Onları takdir ederken kendi zevk ufkumu sorgulamayı da ihmal etmedim. İmrendim o evirip-çevirip insan olmanın bütün avantajlarından istifade etmesini bilen vicdan kahramanlarına ve onların ekstra mazhariyetlerine&#8230;</p>
<p>Onlar nerede dururlarsa dursunlar, ben nerede bulunursam bulunayım, yine de kendimce hayatımın en tatlı rüyalarını, varlık ve hâdiseleri öbür yüzleri itibarıyla okumaya çalıştığım demlerde gördüm; gördüm ve o küçük ölçülerim, ayarsız kriterlerimle ne elde ettiysem onu insan olarak yaratılmış olmama Allah&#8217;ın en büyük armağanı saydım.</p>
<p>Bazıları görüp duyduğu şeylerle yetinir ve vardığı nokta her neresi ise orayı mârifet ve ruhanî hazların serhaddi sanır; oysaki o, istidadı müsaitse, bir hamle daha yapıp himmetini bir kez daha şahlandırıverse daha değişik bir çerçeveden kim bilir ne farklı sesler, sözler duyacak, ne göz kamaştıran renklerle karşılaşacak, ne büyüleyici güzelliklerin temâşâsıyla kendinden geçecek ve &#8216;Meğer serhat orası değilmiş de burasıymış.&#8217; diyecektir. Onunla da iktifa etmeyip bir kere daha gerilse ve görüp müşahede ettiği şeylerde derinleşiverse, içine akan farklı mânâlar karşısında &#8216;Hayır hayır, her şey şu anda ulaştığım noktada mündemiçmiş.&#8217; diye mırıldanacak ve orasını her şeyi doğru görüp doğru okumanın son sınırı sayacaktır.</p>
<p>Allah&#8217;ın kelimâtı da, cümleleri de, o kelimât ve cümlelerden meydana gelen tekvinî ve teşriî kitapları da sonsuzdur, çok buudludur ve ihata edilemeyecek ölçüde bir muhtevaya sahiptir. Bu sonsuzluk, bu çokluk ve bu zenginlik istidatlara, gayretlere emanettir. &#8216;Herkesin istidadına vâbestedir âsâr-ı feyzi&#8217; ve herkesin teveccühü kadardır ruhundaki inkişafı&#8230;</p>
<p><span class="info"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-bakis-acisi/">Bir Bakış Açısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belki bir gün biz de dirileceğiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/belki-bir-gun-biz-de-dirilecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2021 06:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[dirilmek]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Sükûtun Çığlıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllar var ki bu mağmum coğrafyada hemen her zaman bir diriliş esintisi ve fevkalâdeden bir sur sesi bekleyip durduk. Allah daha fazla bekletmesin; fakat biz, yitirdiğimiz değerleri elde edeceğimiz güne&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/belki-bir-gun-biz-de-dirilecegiz/">Belki bir gün biz de dirileceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Yıllar var ki bu mağmum coğrafyada hemen her zaman bir diriliş esintisi ve fevkalâdeden bir sur sesi bekleyip durduk. Allah daha fazla bekletmesin; fakat biz, yitirdiğimiz değerleri elde edeceğimiz güne kadar hep böyle aktif bir bekleyiş içinde bulunmaya kararlıyız. Ama acaba, böyle önemli bir beklenti adına, mevcut donanımımız, metafizik gerilimimiz, Hak karşısındaki duruşumuz yeterli mi?! Değilse, böyle pasif bir duruşa beklenti denmeyeceği açıktır; o hâlde, eğer beklediğimiz &#8220;ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt&#8221; duyguda, düşüncede, kalbî ve ruhî hayatta kendimiz olma şeklinde bir diriliş unvanı ise –ki öyle olduğunda şüphe yok– beklentilerimizle beraber durumumuzu bir kere daha gözden geçirmemiz icap edecektir. Zîrâ, hâlihazırdaki tavır ve davranışlarımızla beklentilerimiz arasında illiyet kanununa göre bir tenasübün bulunması, olmazsa olmaz esaslardandır. Aslında bu büyük beklenti, cahillere, mefkûresizlere, dava düşüncesinden mahrum olanlara ve hikmet fakirlerine göre bir iş değildir; o, ilm ü irfan erbabına ve hakikate adanmış ruhlara göre bir gaye-i hayaldir.. eğer bir gün mâkus tâli&#8217;imiz değişecekse, şart-ı âdî plânında &#8220;Allah&#8217;ın izniyle&#8221; işte bu kahramanların eliyle değişecektir. Şimdiye kadar hep öyle oldu, –Allah bilir– bundan sonra da yine öyle olacaktır; öyle olacaktır ve haricî-dahilî düşmanlar saldırılarına devam edecek, dostlar beklenen vefayı göstermeyecek, tahribatları tahribatlar takip edecek, ruh ve mânâ köklerimiz sürekli hırpalanacak, gönüller sevgiye hasret gidecek, her yanda ölüm iniltileri duyulacak.. ve tabiî bunca olumsuzlukların yanında her yana hayat üfleyen diriliş süvarileri de hiçbir zaman eksik olmayacaktır.</p>
<p>Tarihin değişik dönemlerinde bizim coğrafyamızda çok farklı kırılmalar, dökülmeler yaşandı.. defaatle insanımıza zehir içirildi ve onun gözlerine kezzap döküldü.. millî ve dinî değerleri elinden alınarak ona gurbetlerin en acısı yaşatıldı.. güneşi çalındı, ayı söndürüldü ve iç içe küsûflara maruz bırakıldı.. onun, bir yandan düşman cefasıyla kıvranırken diğer yandan da dost vefasızlığıyla inlemesi hiç mi hiç eksik olmadı; yıkılıp giden şer gürûhunu arkadan yenileri takip etti ve her zaman gelenler gidenleri arattı. Öyle ki, ne müstebit tiranların baskıları sona erdi ne de din düşmanlarının kin ve nefreti; sona ermedi ve bu dünyayı onun hakkında Cehennem&#8217;e çevirdiler.</p>
<p>Bugün de hiçbir şey değişmeden aynı tagallüpler, tahakkümler, tasallutlar devam etmekte; insanımızın ümit ışıkları söndürülmeye çalışılmakta, hak ve adalet çiğnenmektedir. Fert, devlet/devletler ve toplumlar olarak inandığını yaşamak isteyenlere fırsat verilmemekte; hattâ onlara engizisyon uygulanmaktadır. Tabiî bütün bunlara rağmen göz doldurucu bir keyfiyette olmasa da, gelecek adına vaad ettiği değişik buudlardaki ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevtleri işaretleyen ümit meşaleleri de par par yanmakta ve her şeyi sevgiye ve saygıya göre yorumlayan günümüzün o aydınlık ruhları onca gayz, nefret ve tecavüzlere takılmadan ve hız kesmeden yüksek insanî değerlerimizi ihya istikametindeki yolculuklarını devam ettirmektedirler. Aslında, Allah hiçbir zaman, baskıcı zalim ve tiranlara karşı kapısının sadık kullarını –inayetini üzerlerinden eksik etmesin!– yalnız bırakmamıştır.</p>
<p>Gerçi yer yer bâtıl düşünce çevreyi gürültüye boğmuş, sürekli esmiş savurmuş, etrafta panik hâsıl etmeye çalışmış, hakkın sesini-soluğunu kesmek için yapmadık şey bırakmamıştır ama toplumdaki sinmeler de hep gelip geçici olmuş ve arkasından hakikatin sesi daha bir tiz perdeden duyulmaya başlamıştır. Allah, bazı dönemlerde zalimlere mehil üstüne mehil verse de, çok defa &#8220;gayretullah&#8221;a dokunma durumlarında onları derdest edip cezalandırmış, mazlumları tutup kaldırmış ve onlara derlenip toparlanma yollarını göstererek böylelerini ilmî, içtimaî, aklî, kalbî ve ruhî diriliş yollarına uyarmıştır.</p>
<p>İşte, Allah&#8217;ın tutup desteklediği/destekleyeceği bu kimseler, bugün olmasa da çok yakın bir gelecekte sevgiden ve merhametten oluşturdukları değişik enstrümanlarla ruhlarında sürekli köpürüp duran o derin şefkat hislerini mutlaka seslendirecek; bulundukları her yerde birer sıyanet meleği gibi, karşılaştıkları mazlumları, mağdurları kucaklayacak; bütün zalimlere, tiran bozması müstebitlere ve o acımasız gaddarlara <i>&#8220;Bugün sizi kınayıp serzenişte bulunacak değilim (değiliz). Allah ettiklerinizi bağışlasın; O merhametlilerin en merhametlisidir.&#8221;</i> ( Yûsuf sûresi, 12/92) diyecek ve o zamana kadar hep kan düşünmüş, kan konuşmuş, kan dökmüş ve kan içmiş en kanlı delilere dahi sinelerini şefkatle açmadan geri kalmayacaklardır.</p>
<p>Evet, bir gün mutlaka, böyle engin bir rahmet tecellîsini temsil edecek olan o mefkûre insanları, o iman ve aksiyon kahramanları ve o Allah&#8217;la münasebetlerinde temkin ve teyakkuz erleri, tecessüm etmiş birer inayet şeklinde dört bir yanda belirecek ve bize kâse kâse diriliş şerbetleri sunacaklardır.</p>
<p>Şimdi, eğer Allah, böyle bir dirilişi bu tür seviye insanlarıyla gerçekleştirecekse, ilk defa sebepler plânında onları ba&#8217;s edecek, sonra da mukadder görünen o umumî ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevtle hepimizi ihya edecektir. Gayesiz ve hedefsiz mü&#8217;minlerin, his ve heyecan yorgunu kimselerin kendileri tam diri olmadıkları gibi, diriliş adına başkalarına bir şey ifade etmeleri de söz konusu değildir; bir kere Allah, Kendisine yürekten yönelen kimseleri ihya edeceği ve bu kimseleri başkalarının dirilişine vesile kılacağı vaadini onların peygamberâne azim ve kararlılığına bağlamıştır. Bunlar, sarsılmayacak bir imana sahip, durdukları yerde hep sağlam duran, sağdan soldan gelen tazyiklere asla aldırmayan, belâ ve musibetler karşısında hiçbir zaman sarsılmayan; aksine çevrelerindekilere karşı her zaman moral kaynağı olan, hizmet ve vazife anında ta ilerilerin ilerisinde bulunan, ücret ve mükâfat takdirlerinde ise gerilerin gerisine çekilerek sessizlik murâkabesine dalan öyle samimiyet âbideleridir ki, Allah özel bir teveccühte bulunacaksa işte bunlara bulunur ve birilerine hayat nefhedecekse onların soluklarıyla eder.</p>
<p>Zaten, kendilerini insanlığın ihyasına adamış bu ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt kahramanları, Allah&#8217;ın onlara ihsan ettiği kabiliyet ve kapasitelerini, mefkûrelerini ikame etme istikametinde son santimine kadar kullanmada kararlı, hep en yüksek fedakârlık hisleriyle kanatlı, üzerlerine aldıkları emaneti görüp gözetmede olabildiğine emin, her zaman derin bir teslimiyet duygusuyla Hakk&#8217;ın takdir ve teveccühlerini aktif bir sabır içinde beklemektedirler ki, gerçekten Hakk&#8217;a adanmış bir ruhun yapması gerekli olan da işte bunlardır. Böyleleri, derlenip toparlanmak, doğrulup ayakları üzerinde durmak adına ifa etmeleri gereken her şeyi yapsalar da, sonucun bir &#8220;vakt-i merhûn&#8221;u olduğu realitesine binaen yıllar ve yıllar boyu beklemesini de bilir ve asla paniğe kapılmazlar.</p>
<p>Evet, bazen bütün sorumluluklar yerine getirilmiş olmasına rağmen doğrulup kendini ifade etme ve bir diriliş eri olduğunu ortaya koyma hemen gerçekleşmeyebilir. Bu bazen, diriliş bekleyen kimsenin henüz tam kıvamına ulaşamayışından, ulaşıp bütün enerjisini kendi ruhunun âbidesini ikameye teksif edemeyişinden kaynaklanır; bazen de üzerine lâzım olmayan şeylerle meşgul olup dağınıklığa düştüğünden konunun vetireye farklı düşmesine sebebiyet vermiş olabilir.</p>
<p>Aslında dirilip kendimiz olmamız bir ilâhî atiyye ise –ki öyledir- henüz o atiyyeyi taşıyacak güce ulaşamadan verildiği takdirde, kadri bilinemeyeceği için gelmesiyle gitmesi bir olacak ve telafisi çok daha güç yeni bir kısım mahrumiyetlerin yaşanmasına sebebiyet verecektir.</p>
<p>Ayrıca, eğer Cenâb-ı Hak, maddî-mânevî lütuflarını, insanların iradelerinin hakkını vermelerine bağlamışsa –ki biz öyle olduğuna inanıyoruz- onlar imkânları dâhilinde olan her şeyi değerlendirecekleri âna kadar muhtemelen ilâhî teveccüh de gecikmiş olacaktır.</p>
<p>Bu konuda diğer bazı hususlar da şunlardır: Bazen bu yolun yolcuları, kendi güç, kuvvet ve kabiliyetlerini her şey sayıp onlara güvenme gafletine düşeceklerinden veya düşme durumunda bulunduklarından, Cenâb-ı Hak onları şirkten sıyanet etme adına her isteyip dilediklerini hemen vermez ve &#8220;cebrî lütfî&#8221; bir tevcihle onların yüzlerini tevhide çevirir. Bazen de, her şey yerli yerinde olmasına rağmen diriliş erlerinde tam bir teveccüh olmayabilir; işte böyle bir durumda Cenâb-ı Hak, onları değişik baskı, saldırı ve tazyiklere maruz bırakarak, ızdırar ruh hâletiyle Kendine yönelmeleri ve bir muztar içtenliğiyle O&#8217;na içlerini dökmeleri için belli bir süre onların diriliş gayretlerine aynıyla cevap vermez. Bazen de, bu diriliş erleri, şöyle-böyle belli bir kısım dünyevî beklentiler içine girip gönüllerini makam, mansıp, pâye, ikbâl düşüncelerinden arındırıp tam bir hasbîlik ortaya koyamayabilirler; bu açıdan da böyleleri bütün bütün ağyâr mülâhazasından sıyrılıp hâlisâne bir teveccühle O&#8217;na yönelecekleri âna kadar diriliş nefhasını da elde edemeyebilirler.</p>
<p>Bütün bu hususların yanında, bu yoldaki hasların hamlardan ayrılması, zalim ve gaddarların da toplumun her kesimi tarafından bilinip tanınması çok önemlidir ve böyle bir ilâhî imhalle her zaman yanılabilen ve yanıltılabilen yığınların bazılarında ehl-i ilhada taraftarlık hissiyle –bu biraz da her şeyin ayân beyan ortaya çıkmamasından kaynaklanır– ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt kahramanlarına karşı tavır almalar olabilir; bu itibarla ak-kara birbirinden ayrılacağı, âlim-âmî herkesin nerede durduğu/duracağı belli olacağı âna kadar herkese bir teemmül fırsatı verilir; dolayısıyla netice de biraz gecikmiş olur.</p>
<p>Sebep ne olursa olsun bize, kurallarına göre ve hikmet dairesinde vazifemizi yapıp ötesini Allah&#8217;a havale etmek düşer. Her diriliş eri bilmelidir ki, o, Allah ve Resûlü&#8217;nün çağrısına icabet ettiği takdirde Cenâb-ı Hak da ona diriliş yollarını gösterecek ve onun dökülüp yollarda kalmasına asla meydan vermeyecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/belki-bir-gun-biz-de-dirilecegiz/">Belki bir gün biz de dirileceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</title>
		<link>https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2021 06:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Sükûtun Çığlıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mü&#8217;min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/">Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Mü&#8217;min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah tarafından görülüyor olma mülâhazasına bağlar ve her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde bulunur. Bu engin ve derin duyuş ve duruşuyla o, halk karşısında da Hak karşısında da hep nazik, terbiyeli, hatırnaz ve incedir. Öyle ki, hayatıyla tehdit edilse, değişik baskılara maruz kalsa ve iftiraya uğrasa da, meşru müdafaanın dışında herhangi bir kabalığa asla tenezzül etmez. Evet, o, Allah&#8217;a kul olmanın benliğinde hâsıl ettiği zarafet ve derinlikle bütün tavır ve davranışlarında fevkalâde kibar, olabildiğine temkinli, dediklerinin-ettiklerinin farkında, her konuda ciddî mi ciddî, aynı zamanda rahat, mülâyim ve herkese sinesi açık müstesna bir insandır.</p>
<p>O, bir yandan, imanın iç dünyasında oluşturduğu genişlik ve zenginlikle karşılaştığı hemen herkesi kucaklar, onlara kâse kâse sevgi sunar ve şefkatle bağrına basar; Allah&#8217;a yakın olmanın bütün güzelliklerini rast geldiği herkese gösterir ve elinden geldiğince onların ruhlarına duyurmaya çalışır; diğer yandan da, Hak&#8217;la karşılaşacağı günün hülyalarıyla yer yer sevinir, kendinden geçer, zaman zaman da derin bir mehâbet hissiyle ürperir ve böyle bir müthiş buluşma heyecanıyla râşeler yaşamaya durur: Görmez çevresindeki kin, nefret sisini-dumanını.. duymaz haset ve iftira fırtınalarının ruhuna çarpıp kırılan esinti ve dalgalarını.. ve bütün bu olumsuzlukların hâsıl ettiği/edeceği stresleri, hafakanları. Zira o artık öyle bir huzurdadır ki, durduğu o muallâ yer itibarıyla silinir gider düşünce ve tasavvur dünyasındaki bütün münasebetsizlikler ve pırıl pırıl bir hâl alır kalb, ruh ve his dünyası. Aslında, her gün birkaç defa nâsezâ-nâbecâ ve yakışıksız şeylerden arınan birinin başka türlü olması da düşünülemez. İç dünyası ötelerden gelen mevhibelerle dopdolu, tavırları her zaman böyle bir zenginlik ve derinliğe ayarlı, yürüdüğü yol belli, hedefi hiçbir şeyle becayiş edilemeyecek ölçüde müteâl, inancı tastamam, nazarında büyükler hep büyük, küçükler şefkatle koklanan birer gül ve değerler cetvelinde de her şey yerli yerinde ise, yok demektir bu incelerden ince ruh yapısında en küçük bir yırtık ve sökük&#8230;</p>
<p>Zaten o, mefkûresini ifade etmeyen her türlü plan ve projeden, netice itibarıyla Allah&#8217;a götürmeyen dağınık düşüncelerden, lağv u lehv sayılan davranışlardan ve boş lakırdı, boş mülâhazalardan uzak mı uzak; sükûtu fikir, konuşması zikir, zâhir ve bâtın hâsseleriyle hep O&#8217;na kilitli, melekler kadar teveccühü derin ve arı-duru, her zaman yüksek uçmaya hazır ve gerilimi baş döndürücü, fakat aynı zamanda kendi plan ve projelerini gaye ölçüsünde öne çıkarmayacak kadar da yöneldiği Yüce Dergah&#8217;a saygılı, gözleri hep ufuk ötesinde, himmeti dağları delecek kadar yüce, hayatının gerçek deseni kabul ettiği inançlarını yedi cihana duyurma gayretiyle tam bir metafizik gerilim içinde, yaptığı ve yapacağı işlerin gerektirdiği nezaketin de farkında kusursuz bir basiret insanıdır.</p>
<p>Yetirir o dapdaracık ömrünü hem dünyayı imar etmeye hem de ukbâyı peylemeye; boşuna zayi etmez kendine ilk bahşedilen mevhibelerin en küçüğünü ve meşgul olmaz dünya ve öteler adına bir şey vaad etmeyen &#8220;mâlâyâniyât&#8221;la.. rahatlıkla bağışlayabilir kendine lütfedilenlerin bütününü Hak rızası yolunda.. bağışlar ve bir pulunun boşa gitmemesi konusunda da olabildiğine titiz davranır. Çalışıp kazanırken hak ölçülerine ve haram-helâl mülâhazalarına fevkalâde dikkat ettiği gibi, edip eylediği işlerin birer çağlayana dönüşüp ötede Cennet ırmaklarını oluşturması için de her zaman rıza hedefli, &#8220;i&#8217;lâ-yı kelimetullah&#8221; yörüngeli hareket eder, dikkatli ve hesaplı davranır; damlasını deryalara çevirme yollarını araştırır, zerre ile güneşleri peylemeye çalışır ve bir ömür boyu gelip geçici şeyleri ebedîleştirmek için çırpınır durur.</p>
<p>Herkesi ve her şeyi O&#8217;ndan dolayı sever, her zaman sevgi soluklar ve çevresinde sevgiden bir atmosfer oluşturur. Koşar ağlamaları dindirir, âh u vâhları keser, ızdıraplara panzehirler çalar ve gülmeye çevirir feryad u figanları.. hamd ü senâlara döndürür çaresiz sinelerden yükselen iniltileri.. rıdvan meltemleri hâline getirir etrafta esip duran alevden fırtınaları. Âlemin inlememesi için hep inler durur ve başkalarının ağlamaması için de gözyaşlarını ceyhun eder. O kendine, başkaları için bir şey ifade etme durumuna göre değer verir ve onun nazarında &#8220;ben&#8221; değil her zaman &#8220;biz&#8221; söz konusudur. Hodgâm değil diğergâmdır; beden insanı değil bir ruh ve mânâ eridir. Çiğnetmez kalbini cismine ve ruhunu da bedenine. Peygamberâne bir iffet ve ismet peşindedir. Meşru dairenin zevk ve lezzetlerini yeterli bulma mevzuunda öyle bir disiplin kahramanıdır ki, nefis ve cismaniyetle mücadelede iradesinin hakkını vererek -Allah&#8217;ın izniyle- bir hamlede her engeli aşar ve gider ta ruhunun ufkuna ulaşır.</p>
<p>Böyle biri, iyilikleri ve güzellikleri temsilde, fenalıkları ve çirkinlikleri aşmakta öylesine ciddî, öylesine azimli ve öylesine kararlıdır ki, ihtimal bu tavrıyla o çok defa meleklerle atbaşı hâle gelmekte ve bir kere daha onlara &#8220;Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ&#8221;<a title="_ref1" href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sukutun-cigliklari/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin#_1" name="_ref1"><sup>[1]</sup></a> dedirtmektedir. Zira o, ilk mevhibe olarak Hakk&#8217;ın lütfettiği şeylerin hiçbirini yaratılış gayesine (mâ hulika leh) aykırı kullanmamış ve her zaman emanette emin bir emanetçi gibi davranmıştır; Allah da onu maiyyetiyle şereflendirmiştir.</p>
<p>Evet, her fert için vücud bir emanet, onun yüksek insanî değerlerle donanımı ayrı bir emanet; Cennet arzusu ve oraya girebilme istidadı, yöntemi, daha ötesinde Hak cemâlini müşâhede edebilme kabiliyeti apayrı birer emanettir.. ve bunların hepsi de Yaratan&#8217;ın belirlediği çizgide kullanılmaları gayesine bağlı olarak insana bahşedilmişlerdir. Bu itibarla, günahlar, hatalar, beden ve cismaniyetin güdümünde yaşama gibi bayağılıklar, bu ilk mevhibelere karşı öyle saygısızca şeyler, öyle hıyanet ve cinayetlerdir ki, bunların her biri şeytanları sevindirse de &#8220;mele-i a&#8217;lâ&#8221;nın sakinlerini utandıracaktır.</p>
<p>Onun içindir ki, gönülden O&#8217;na inanmış her mü&#8217;min, O&#8217;nun bu ilk armağanlarını, daha sonraki lütuflarına erme adına önemli birer vesile bilir ve değerlendirir.. ve bunlarla gerçek kimliği olan Hakk&#8217;a kulluğu, O&#8217;nun yakınlığını ve O&#8217;nun hoşnutluğunu elde etmeye çalışır. Aksine, tam inanamadığından dolayı ilk mevhibeleri görmeyen ve onları iman, mârifet ve muhabbet yolunda değerlendiremeyenler ikinci ve sermedî lütuflardan da mahrum kalırlar.</p>
<p>Aslında böyleleri, bütün bütün ahiret hayatlarını ihmal ettikleri gibi, dünyada da hiçbir zaman tam mutlu olamazlar; inkâr kaynaklı bir sürü problem altında hep inim inimdirler ve kat&#8217;iyen streslerden, hafakanlardan kurtulamazlar. Depresyonlar yaşar, cinnet nöbetleri geçirir, paranoyalarla kendi huzurlarını dinamitler ve öteki âlemlerin aydınlık bir koridoru sayılan bu güzel dünyayı kendileri hakkında Cehennem&#8217;e çevirirler.. evet bunlar, diğer insanları sevemez, hatta farklı mülâhazalarla kendilerinden başka herkesten nefret eder, nefret ettiklerinden nefret görür; her zaman hırsla kıvranır durur, umduklarını elde edememenin inkisarıyla inler; ölüm korkusuyla tir tir titrer; daha çok yaşama arzusuyla nelere nelere katlanır; çok defa bu karmakarışık hislerle sıhhatlerini bozar ve zihnî teşevvüşlere girerler. Akı kara, karayı ak, iyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye başlarlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri düşman ve hain görür, sürekli hıyanet kâbuslarıyla yatar-kalkar ve vicdanlarındaki Cehennem zakkumundan dolayı daha Cehennem&#8217;e gitmeden Cehennem ızdıraplarıyla kıvranır dururlar.</p>
<p>Hakikî mü&#8217;mine gelince o, Allah&#8217;ın kendisine lütfettiği her şeyi yedi, yetmiş ve yedi yüz veren başaklara çevirir.. bunları O&#8217;na yükselmenin merdivenleri hâline getirir, Hak hoşnutluğuna (rıza ufku) ulaşmada birer rampa gibi kullanır.. ve yürür Cennet mirasçılarıyla beraber inşirahla tüllenen akıbetine doğru&#8230;</p>
<p class="notice"><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sukutun-cigliklari/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin#_ref1" name="_1">[1]</a> Meleklerin, <i>&#8220;Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin.&#8221;</i> (Bakara sûresi, 2/32) mealindeki sözlerine işaret edilmektedir.</p>
<p><strong>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/">Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
