<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şükür arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/sukur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/sukur/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:59:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Şükür arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/sukur/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şükür &#124; Mehmet Ali Şengül</title>
		<link>https://hizmetten.com/sukur-mehmet-ali-sengul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2021 16:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[MehmetAliŞengül]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18959</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Aşağıdaki satırlar kıymetli hocamızın, COVID-19 tedavisi için hastaneye yatmadan önce yazdığı ve gönderdiği yazısıdır. Kendisi şu an uyutulmakta ve oksijen tedavisi uygulamaktadır. / Samanyoluhaber notu)   İnsan, canlıların en şereflisi,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur-mehmet-ali-sengul/">Şükür | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><i>(Aşağıdaki satırlar kıymetli hocamızın, COVID-19 tedavisi için hastaneye yatmadan önce yazdığı ve gönderdiği yazısıdır. Kendisi şu an uyutulmakta ve oksijen tedavisi uygulamaktadır. / Samanyoluhaber notu)</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>İnsan, canlıların en şereflisi, en güzeli olduğu halde aynı zamanda en acizi, en zayıfıdır.</div>
<div></div>
<div>Bir taraftan kâinatlara hükmetme gayreti yanında, bazen sınırı aşarak Rabbü’l-âlemin olan Allah’ı (haşa) inkâra kalkışır. Halbuki; insan bir sineğe, bir mikroba mağlup olacak kadar zavallıdır.</div>
<div></div>
<div>Bir taraftan kâinat hazinelerini tartacak, tanıyacak kabiliyete sahipken, diğer tarafta bir kirazı, bir üzüm tanesini yapamayacak kadar acizdir.</div>
<div></div>
<div>Zaten bu aczine binaen en ziyade muhtaç olan kendisi olduğu için kâinat onun emrine verilmiştir.</div>
<div></div>
<div>Güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, semekler (balıklar) ve sistemler, nebatat, hayvanat, taş ve topraklar, her şey ama her şey âdeta insan için yaratılmış ve insanın emrine verilmiş, hep beraber insana hizmet ediyorlar.</div>
<div></div>
<div>Bütün bunları emrimize veren Allah’ın (celle celâluhû), bizden istediği en mühim şey şükürdür. Onun için Cenâb-ı Hak şükre davet eder. “Hâlâ şükretmez mi onlar?” (Yâsîn sûresi, 36/35) “Ne kadar da az şükrediyorsunuz?” (A’râf sûresi, 7/10; Mü’min sûresi, 23/78) “Ey insan, nedir seni o Kerim Rabbin hakkında aldatan?” (İnfitâr sûresi, 82/6) gibi ilâhî mesajlarla şükre davet etmektedir. Şükürsüzlüğü, nimetleri yalanlama ve inkâr suretinde gösteriyor. “Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız?” fermanıyla Rahman Sûresi’nin pek çok yerinde nimetlerini sayarak hatırlatıyor ve teşekküre davet ediyor.</div>
<div></div>
<div>Ne garip varlıklarız ki, bir insan çay içirse, karnımızı doyursa, küçük bir şey hediye etse teşekkür ediyor ve içimizde o insana karşı bir sevgi ve muhabbet duyarken, kâinatlar dolusu nimetler denizinde bizi yüzdüren Allah (celle celâluhû), olmazsa yaşama hakkını kaybedeceğimiz hayatın temel dinamikleri olan su, hava, toprak ve hararet (güneş) gibi, artı hakir bir sudan eşsiz güzellikte yaratan, bütün hayat levazımatını bizim için hazırlayan, onlardan istifade edecek uzuvları, duyguları, latifeleri ücretsiz veren Allah’a teşekkür etmemekle nankörlük ediyoruz.</div>
<div></div>
<div>Yeryüzünü bir rızık sofrası gibi önümüze seren Cenâb-ı Hak o sofradaki nimetlerini tattırmak, tanıttırmak için bir et parçası olan dilimize tatma duygusu vermiş, tanıtmak için, göz vermiş teşhir buyurduğu, taklidi mümkün olmayan garip ve acip sanatlarını göstermek için.</div>
<div></div>
<div>Nimetler kendi cinsinden şükür isterler, mesela; gençlik bir nimettir. İffetini koruyarak, hak yolunda imanla Kur’ân hizmetinde takvayı esas alıp, ihlâs ve samimîyetle, vefa ve sadakatle, insanlığın saadetine sarf etse, ahirette ebedî gençlik olarak karşısına çıkacaktır.</div>
<div></div>
<div>Bir elma yese şükretse, hamdetse Elhamdülillah’tan kendisine bir cennet meyvesi ikram edilecektir.</div>
<div></div>
<div>Bir insan Allah’ın ikramı olan, sayılması mümkün olmayacak kadar bol bulunan (kavun, karpuz, üzüm kiraz, elma, portakal v.s.) nimetleri severek yesin ama onları tadı ayrı, rengi ayrı konserve edilmiş ve bizim için yaratılmış Allah’ın sonsuz ikramlarına karşı nankör olsun, doğrusu bunu akıl, irade ve şuurla donatılmış insana yakıştırmak mümkün değildir.</div>
<div></div>
<div>“Şükrün mikyası: kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı; hırstır ve israftır, hürmetsizliktir. Haram-helâl demeyip rast gele yemektir.”</div>
<div></div>
<div>Şükürsüz nimetlerin lezzetlerin zevaliyle neticesi elemdir, pişmanlıktır.</div>
<div></div>
<div>Hakikîlerinin cennette olduğuna inandığımız nimetleri tattırmak ve tanıtmak için ikram edilen dünyadaki numunelerine teşekkür ise zail olsa bile saadettir, daimî lezzettir.</div>
<div></div>
<div>Şu ilâhî ikaz kulaklarımıza küpe olmalı, bizi iyi bir düşündürmelidir.</div>
<div>“Eğer şükrederseniz, ben nimetlerimi daha da artırırım, ama nankörlük ederseniz haberiniz olsun ki azabım pek şiddetlidir!” (İbrahim sûresi, 14/7) buyurulmuyor mu?</div>
<div></div>
<div>Şimdi düşünelim, ömrümüzün on yılı çocuklukta, yarısı uykuda, bir kısmı elem, keder, musibet ve sıkıntılar içinde geçiyor, bir kısmı da ömrümüz varsa ihtiyarlıkta. Geriye kalan beş on senelik dünya hayatı için Allah ve Resûlünden gaflet içinde, bir gün mutlaka yakamıza yapışacak ölümü hatırlamadan, hesabı, cehennemi hatırlamadan dört ayaklıların dahi yapmadığı bir hayata razı olmak gerçekten insana uygun düşmüyor.</div>
<div></div>
<div>Meşru dairedeki lezzetler, harama girmeye fırsat vermeyecek kadar yeterlidir, tatmin edicidir. Allah hiçbir şeyden mahrum bırakmamıştır. Kur’ân: “Yiyin, için, israf etmeyin. Muhakkak Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf sûresi, 7/31) ferman ediyor.</div>
<div>Ömrünü, gençliğini, duygularını, uzuvlarını israf edenleri soframızdaki yemekleri, ekmekleri çöpe atarak israf edenleri, aklını, şuurunu şerde kullanıp yeryüzünü fesada verenleri Allah sevmediğini buyuruyor&#8230;</div>
<div></div>
<div>“Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir.” (Nisâ sûresi, 4/147)</div>
<div></div>
<div>Felç olan bir Hak dostuna konuşması için rica etmiştim. Dedi ki; “Benim, şükrünü eda edemeyip kıymetini bilemediğim vücudumun yarısını Allah aldı. Şimdi yarım vücudumun hesabını nasıl vereceğimi düşünüyorum. Sağlam vücudu olanlara diyorum ki; sağlığınızın kıymetini bilin, elinizden alınmadan, fırsat varken hesaba çekilmeden burada hesabınızı iyi yapın. Çünkü, dünyada kimseyi durdurmuyorlar, sevkiyat var. Pasaport ve vizeni sağlam yaptığın, emir ve yasaklara uygun hareket ettiğin ölçüde ötede rahat edeceksin…”</div>
<div></div>
<div><b><strong>Kaynak:Mehmet Ali Şengül | Samanyoluhaber</strong> </b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur-mehmet-ali-sengul/">Şükür | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şükür</title>
		<link>https://hizmetten.com/sukur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 06:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görülen herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnûniyet ve minnettarlık mânâlarına gelen şükür; ıstılahta, insana bahşedilen duygu, düşünce, âzâ ve cevârihi yaratılış gâyeleri istikametinde kullanmaya denir ki; kalble, lisânla îfâ edilebileceği&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur/">Şükür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görülen herhangi bir iyiliğe karşı gösterilen memnûniyet ve minnettarlık mânâlarına gelen şükür; ıstılahta, insana bahşedilen duygu, düşünce, âzâ ve cevârihi yaratılış gâyeleri istikametinde kullanmaya denir ki; kalble, lisânla îfâ edilebileceği gibi bütün uzuvlarla da yerine getirilebilir.</p>
<p>Lisânla şükür; vehmî bütün güç, kuvvet ve ihsan kaynaklarını nefyederek her türlü lütuf ve nimetlerin Allah&#8217;tan geldiğini kabul ve itirafla gerçekleşir. Evet, bütün iyilikleri, güzellikleri kısmet eden ve mebde&#8217;den müntehâya sebeplerini hazırlayan O olduğu gibi, vakt-i münasibinde gönderen de yine O&#8217;dur. Takdir ve taksim eden, vakti gelince yaratıp semâvî sofralar halinde önümüze seren O olduğu için neticede minnet ve şükran da O&#8217;nun hakkıdır. O&#8217;nu görmezlikten gelerek sebeplere takılmak, hatta onlara serfürû edip minnettarlıkta bulunmak; hazırlanıp ayağımızın ucuna kadar getirilen bu sofranın, hazırlanışını ve hazırlayanını nazara almadan, getirip önümüze koyan tablacıyı bahşişlere boğmaya benzer ki: <span class="arabic">يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيَاة ِالدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ اْلآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ </span>&#8220;Onlar, dünya hayatının sadece kendilerine bakan dış yüzünü bilirler, ahirete bakan yönünden ise bütün bütün gafildirler.&#8221;[1] Evet bunlar, sırf sebeplere bakıp ilim ve mârifet itibarıyla daha ilerisini göremeyen cahiller, nâkıslar ve nankörlerdir.</p>
<p>Kalble şükür; zâhir ve bâtın bütün nimetleri ve bu nimetlerden yararlanmayı Allah&#8217;tan bilip hayatın bu anlayışa göre yönlendirilmesi, şekillendirilmesidir.. ve aynı zamanda lisân ve cevârihle yapılan şükrün de esasını teşkil eder ki: <span class="arabic">وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً</span> &#8220;O, gizli-açık nimetlerini bol bol size ihsan etmiştir.&#8221;[2] beyânı onun keyfiyet buudlarına; <span class="arabic">وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللهِ لاَ تُحْصُوهَا </span>&#8220;Allah&#8217;ın nimetlerini saymaya kalksanız da saymakla bitiremezsiniz.&#8221;[3] fermân-ı sübhânîsi de kemmî sonsuzluğuna işaret etmektedir.</p>
<p>Cevârih ile şükre gelince, o, her uzuv ve her lâtîfeyi yaratılış gâyesi istikametinde kullanmak ve onlara mahsus kulluk vazifelerini yerine getirmekten ibaret sayılmıştır.</p>
<p>Ayrıca, lisânın şükrünü evrâd ü ezkâr, kalbin şükrünü yakîn ve istikamet, cevârihin şükrünü de ibadet ü tâat şeklinde yorumlayanlar olmuştur. Onun böyle bütün bir iman ve ibadete taallukundan ötürüdür ki, büyükler ona imanın yarısı nazarıyla bakmış, kendi şümûlü içinde sabırla müşterek mütâlaa etmişlerdir.</p>
<p>Allah, kelâmında pek çok defa şükrü emretmiş ve onu, [4]<span class="arabic">لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ </span>ve [5]<span class="arabic">وَسَيَجْزِي اللهُ الشَّاكِرِينَ</span> gibi âyetleriyle emrin ve halkın gâyesi göstermiş; göstermiş ve: <span class="arabic">لَئِنْ شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ </span>&#8220;Eğer şükrederseniz ben de nimetimi artırırım; şayet nankörlük yaparsanız, biliniz ki azabım çok şiddetlidir.&#8221;[6] fermanıyla şükredenlere mükâfat vaadinde, küfrân-ı nimette bulunanları da cezalandıracağı tehdidinde bulunmuştur. Bundan başka O, kendisine &#8220;Şekûr&#8221; demiş[7] ve bütün nimetlerin asıl kaynağına ulaşma yolunu da şükre bağlamıştır; bağlamış ve bu mevzuun doludizgin şehsuvarlarından Hz. İbrahim&#8217;i: <span class="arabic">شَاكِرًا لِأَنْعُمِهِ </span>&#8220;O&#8217;nun nimetlerine karşı şükürle gerilmiş&#8221;[8] sözüyle; Hz. Nuh&#8217;u da: <span class="arabic">إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا</span> &#8220;Şüphesiz, o, şükürle oturup kalkan sadık bir bende idi.&#8221;[9] beyânıyla tebcil ve takdir etmiştir. Şükür önemli bir amel ve kıymetli bir sermaye olmasına rağmen, <span class="arabic">وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ </span>&#8220;Kullarımdan şükredenler pek azdır.&#8221;[10] fehvâsınca, hakîki mânâda âmili fazla olmayan bir ameldir. Gerçi, <span class="arabic">أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا</span> &#8220;Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı!&#8221;[11] duygusuyla kıvrım kıvrım kıvrananlar ve bütün ömürlerini şükür kuşağında geçirenler de vardır ama, yine de bunların sayıları oldukça azdır.</p>
<p>Evet, İnsanlığın İftihar Tablosu Şükür Kahramanı, değeri çok yüksek, âmili çok az bu önemli amelin en önde geleniydi. O, oturur-kalkar şükreder ve yanına gelenlere de şükür tavsiyesinde bulunurdu.</p>
<p><span class="arabic">اَللَّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ</span> &#8220;Allahım! Seni anmam, Sana şükredebilmem ve Sana ibadetlerin en güzeliyle yönelebilmem için bana yardım et.&#8221;[12] O&#8217;nun sabah akşam dilinden düşürmediği nurlu sözlerdendi..</p>
<p>Evet, eğer şükür, nimete mazhar olanın onu verene karşı iki büklüm olması, sevgi ve alâka ile O&#8217;na yönelmesi, bütün mazhariyetlerini itiraf etmesi ise, yukarıdaki peygamber sözü bu hususların en kestirmeden ifadesi sayılır.</p>
<p>Kimi aşa-ekmeğe, evlâd ü ıyâle ve barınacağı mekâna; kimi bunlarla beraber varlığa, sıhhate ve afiyete; kimi bir adım daha ileri atarak imana, irfana, rûhânî zevklere ve itminâna; kimi de hamd ve minnet şuuruna şükreder. Bu sonuncusuyla insan, acz, fakr ve yetersizliklerini birer sermaye olarak kullanabilir de teşekkür devr-i dâimleri (salih daireleri) içine girerse, gerçek şâkirînden olur. Bir hadiste ifade buyrulduğu gibi, Dâvud aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk&#8217;a: &#8220;Yâ Rab! Senin şükrünü nasıl edâ edebilirim ki, Sana şükür etmem dahi üzerimde şükrü gerektiren ayrı bir nimettir!&#8221; deyince, Cenâb-ı Hak: &#8220;İşte şimdi tam şükrettin.&#8221;[13] buyururlar ki, zannediyorum <span class="arabic">مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ </span>&#8220;Ey her dilde meşkûr olan Allahım, Sana hakkıyla şükredemedik.&#8221; sözüyle anlatılmak istenen de budur.</p>
<p>Hakîkî şükür, nimetin tam bilinmesiyle gerçekleşir; zira nimetin kaynağı ve onu verenin takdir edilmesi, büyük ölçüde nimetin bilinmesine bağlıdır. Nimetin bilinmesinden kabûlüne, ondan da Cenâb-ı Hakk&#8217;a yönelmeye uzanan çizgide iman ve İslâm&#8217;ın hazırlayıcılığı, Kur&#8217;ân&#8217;ın belirleyiciliği üzerinde her zaman durulabilir. Evet, Allah&#8217;ın üzerimizde olan lütufları imanın ışığı altında ve İslâm&#8217;ın emirlerini yaşarken daha bir belirginleşir, netleşir, duyulur-hissedilir hâle gelir ve Allah tarafından aczimize, fakrımıza merhameten ve ihtiyaçlarımıza binâen, hem de karşılıksız olarak verildiği görülür ki; bu da, o ihsan ve lütufları bahşeden Zât&#8217;a karşı bizde senâ hislerini coşturur; coşturur ve</p>
<p><span class="arabic">وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ </span>&#8220;Şimdi gel Rabbinin nimetini anlat da anlat!&#8221;[14] gerçeğine uyanarak, emrolunduğumuz minnet ve şükran vazifesini rûhumuzun derinliklerinden fışkıran bir heyecanla yerine getiririz.</p>
<p>Aslında her insanda, nimete ve nimet verene karşı perestiş hissi vardır. Ama bu hissin uyarılacağı, uyarılıp yönlendirileceği âna kadar, tıpkı deryâda yaşayan mâhîler gibi, başından aşağıya yağan nimetleri ne duyar ne de hisseder. Dahası, çok defa onları çevresindeki basit sebeplere bile verebilir. Eğer biz, etrafımızdaki nimetleri görmemeye körlük, sağırlık ve duygusuzluk diyeceksek, mazhar olduğumuz bunca şeyi kör, sağır ve duygusuz sebeplere havâle etmenin de inhiraf olduğunda şüphe yoktur. <span class="arabic">مَنْ لَمْ يَشْكُرِ الْقَلِيلَ لَمْ يَشْكُرِ الْكَثِيرَ</span> &#8220;Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez.&#8221;;[15] veya: <span class="arabic">َنْ لَمْ يَشْكُرِ النَّاسَ لَمْ يَشْكُرِ اللهَ </span>&#8220;İnsanlara karşı şükran ve minnet hissi taşımayan Allah&#8217;a da şükretmez.&#8221;[16] sözleri, birinci şıkka bakar ve mutlak şükrün önemini hatırlatır.</p>
<p><span class="arabic">وَاشْكُرُوا لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ </span>&#8220;Sadece Bana şükredin ve zinhâr nankörlükte bulunmayın.&#8221;;[17] veya <span class="arabic">وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُ</span> &#8220;Yalnız O&#8217;na kullukta bulunun ve O&#8217;na şükredin.&#8221;[18] gibi âyetler de ikinci şıkkı nazara verir ve hakîkî tevhidi ihtar eder.</p>
<p>Ayrıca şükrün esasını teşkil eden hususlar itibarıyla onu şu üç bölüm içinde mütâlaa etmek mümkündür:</p>
<p><strong>1.</strong> Herkes tarafından nimet olduğu kabul edilen, avam-havâs, müslim-gayr-i müslim herkesin sevip arzu ettiği nesnelere karşı şükür ki açıktır, üzerinde fazla durmaya değmez.</p>
<p><strong>2.</strong> Zâhiren bir kısım sevimsiz şeylere karşı şükür ki, dış yüzü itibarıyla ağır, îfâsı zor ve ancak hadiselerin perde arkasına muttali olanlara Allah&#8217;ın lütfudur ve rızâ televvünlüdür.</p>
<p><strong>3.</strong> Hayatlarını mahbûbiyet yörüngesinde sürdürenlerin şükrüdür ki, nimetlere hep nimeti veren açısından bakar, O&#8217;nun büyüklüğüyle lütufları, ihsanları duyar ve ömürlerini şuhûdun engin hazları içinde geçirirler.. kullukları ayrı bir zevk zemzemesi, gönül hayatları ayrı bir aşk u şevk tûfânı ve Hak&#8217;la münasebetleri de ayrı bir temkin disipliniyle, şuhûdun engin hazları içinde.</p>
<p>Böyleleri, sürekli mevcudu bağlama ve mefkudu avlama peşindedirler. Elde ettikleri mukaddes ve akdes feyizlerle her an daha bir renklenip, derinleşip yollarına devam ederken, nazar ağları da her an ayrı ayrı vâridlere serilir, avlar, dolar ve taşar&#8230;</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اَللَّهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ عِبَادِكَ الْمُخْلَصِينَ الْمَحْبُوبِينَ الْمُقَرَّبِينَ وَصَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِ الْمُخْلَصِينَ الْمَحْبُوبِينَ الْمُقَرَّبِينَ</span></p>
<hr />
<p>[1] Rûm sûresi, 30/7<br />
[2] Lokman sûresi, 31/20<br />
[3] İbrahim sûresi, 14/34<br />
[4] &#8220;Umulur ki şükredersiniz&#8221; (Bakara sûresi, 2/52, 56, 185; Âl-i İmran sûresi, 3/123; Mâide sûresi, 5/6, 89; Enfâl sûresi, 8/26; Nahl sûresi, 16/14, 78; Hac sûresi, 22/36; Kasas sûresi, 28/73; Rûm sûresi, 30/46; Fâtır sûresi, 35/12; Câsiye sûresi, 45/12)<br />
[5] &#8220;Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.&#8221; (Âl-i İmran sûresi, 3/144)<br />
[6] İbrahim sûresi, 14/7<br />
[7] Bkz. Fâtır sûresi, 35/30, 34; Şûrâ sûresi, 42/23; Tegâbün sûresi, 64/17<br />
[8] Nahl sûresi, 16/121<br />
[9] İsrâ sûresi, 17/3<br />
[10] Sebe sûresi, 34/13<br />
[11] Buhârî, teheccüd 6; Müslim, münâfıkîn 79-81; Tirmizî, salât 187<br />
[12] Nesâî, sehv 60<br />
[13] İbn Ebi&#8217;d-Dünya, Kitabü&#8217;ş-şükr s.7; İbn Ebî Âsım, Kitabü&#8217;z-zühd 1/72; el-Beyhakî, Şuabü&#8217;l-îmân 4/100-101; el-Kurtubî, el-Câmi&#8217; li Ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân 1/398, 9/343; İbn Kesîr, Tefsiru&#8217;l-Kur&#8217;âni&#8217;l-azîm 2/541, 3/530.<br />
[14] Duhâ sûresi, 93/11<br />
[15] Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/278, 375<br />
[16] Ebû Dâvûd, edeb 11; Tirmizî, birr 35; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/258, 295, 388, 3/32, 74<br />
[17] Bakara sûresi, 2/152<br />
[18] Ankebût sûresi, 29/17</p>
<p><span class="source21"><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sukur/">Şükür</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
