<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şeytan arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/seytan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/seytan/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:25:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>şeytan arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/seytan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeytan sürekli arkalarında&#8230; &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytan-surekli-arkalarinda-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 04:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şeytan, sizin mü’mince atmosferinizden rahatsızlık duyar. Ebu Hureyre hazretlerinin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Ezan okunmaya başlayınca şeytan kaçmaya durur ve kaçarken de&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-surekli-arkalarinda-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Şeytan sürekli arkalarında&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şeytan, sizin mü’mince atmosferinizden rahatsızlık duyar. Ebu Hureyre hazretlerinin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Ezan okunmaya başlayınca şeytan kaçmaya durur ve kaçarken de ezanın sesini duymamak için yellenmeye benzer bir ses çıkarır. Ezan bitince tekrar döner. Kâmet okunurken tekrar kaçar; kâmetten sonra gelir ve namazda kişiyle nefsi arasına girer; ‘Şunu da hatırla, şunu da hatırla!’ diyerek ona hatırlayamadığı şeyleri hatırlatır; hatta insan o hale gelir ki namazda kaç rekât kıldığını hatırlayamaz olur.” Evet, ezan okunurken, kemerbeste-i ubudiyet içinde ‘elhamdulillah’ dediğinizde, Cenâb-ı Hak karşısında asâ gibi büküldüğünüzde, başınızı secdeye koyduğunuzda şeytan oradan kaçar. Şeytanı Zevkten Bayıltan Hareketler!..</p>
<p>*Nefis, insan bünyesinde şeytanın santralidir. Şeytan sinyaller gönderir, nefis de bunları çözer. Sonra bunları insana telkin eder. Şahıs, o olumsuz şeyleri kendisinin söylediğini zanneder; oysaki onlar ilhâmât-ı şeytandır. Üstad Hazretleri buyuruyor ki: “İblisin en mühim bir desisesi, kendini, kendine tabi olanlara inkâr ettirmektir.” Bu ikinci bir gaflettir: Birincisi, şeytanın dürtüleriyle mırıldanma, bu muzaaf bir cehalet; ikincisi de “Bunu ben yaptım, şeytan yok, nefis yok!” deme, bu da muk’ap bir cehalet.</p>
<p>*Kur’an-ı Kerim’in şeytanın dürtüleri konusunda vahiy kelimesini kullanmasının hikmetlerinden biri de o işe muhatap olan insanların, içlerine üflenen ve kafalarına pompalanan şeyleri ihtar ve ilham edilmiş gibi düşünmelerindendir: “Nasıl da aklıma geldi? Mesela ‘karmatî’ dedim, ‘haşhaşî’ dedim, ‘kan emici sülük’ dedim; turnayı gözünden vurdum.” Gâfil, bilemiyor ki esas birisi onu gözünden vuruyor; farkında değil. Şeytan arkasında sürekli, “Oh ne güzel tekrar ediyor bu; her dediğimi mırıldandıkça sürurdan bayılıyorum!” diyor.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-surekli-arkalarinda-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Şeytan sürekli arkalarında&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan ve çağdaş takipçileri</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Nov 2021 07:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şeytan, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak düşmüş, işi azgınlık ve azdırma; varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali&#8217;sizdir. Şeytânettir onun her işi ve şer peşinde koşar sürekli; koşar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/">Şeytan ve çağdaş takipçileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Şeytan, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak düşmüş, işi azgınlık ve azdırma; varlığını fitne, fesat, nifak ve şikak ekseninde sürdüren lanetlik bir tali&#8217;sizdir. Şeytânettir onun her işi ve şer peşinde koşar sürekli; koşar ve insanlarda kötülük duygularını tetikleyerek, onları iyilikten, güzellikten ve faziletten uzaklaştırarak âdeta kendine benzetip aveneleri hâline getirir. Dinî emirlere başkaldırma, Allah ve Peygamber&#8217;in dediklerini tersine çevirme, menhiyât yollarına su serpip insanları bohemleştirme onun en çok üzerinde durduğu hususlardandır. O her zaman ve her yerde kanun ve kural tanımamazlığı yeğler atmosferine girenlere.. böylelerinin hırslarını şahlandırır, cismanî ve bedenî arzularını kamçılar, onlara sürekli çalma-çırpma yollarını gösterir, zevk u safâ ile başlarını döndürür ve pek çoğunu kendi gibi iblisleştirir.</p>
<p>Belli hikmet ve maslahatlar için insanın varlık atlasına yerleştirilmiş bulunan bir kısım insanî hisleri olumsuzluk istikametinde kullanmada onun eşi-menendi yoktur.. o, kirli atmosferine girme bahtsızlığına maruz kalanlara güzellikleri çirkin, çirkinlikleri de güzel göstermede fevkalâde mâhirdir. Avladığı tali&#8217;sizleri iğfal ve propagandalarıyla öylesine beden ve cismaniyetin kulları-köleleri hâline getirir ki, artık böylesi zavallıların bir daha da hakiki insan olma ufkuna yönelmeleri âdeta imkânsızlaşır&#8230;</p>
<p>İnsanoğlu bu muzır mahlûku ilk defa Hazreti Âdem&#8217;e secde hâdisesinde Allah&#8217;a başkaldırmasıyla tanısa da, bu bahtsızın sergüzeştisi, -Allahu a&#8217;lem- iç problemleri ve düşünce çelişkilerine bağlı olarak çok daha eskilere dayanmaktadır. O, tabiatındaki potansiyel kıskançlık hissi, aldatma cibilliyeti, benlik duygusu, isyan ruhu ve şöhret zaafıyla -bütün bunlarda iradesi bir şart-ı âdî- günümüzdeki takipçileri gibi isyan ahlâkıyla sürekli köpürüp duran, fesada kilitlenmiş, bayağılardan bayağı bir varlıktır. Onun iç dünyasını ve mahiyetini teşkil eden esas unsurlarında sürekli kötülük duyguları kaynayıp durduğu için yörüngesine giren ins ve cinden herkese de aynı şeyleri mırıldanır. Hususiyle de bir kısım karakter problemi olanları kendine benzetmeye çalışır ve böylelerine mütemâdiyen şeytanî mülâhazalar üfler.. onların dem ve damarlarında dolaşır.. ve bu bahtsızlara hep negatif şeyler fısıldar. Bu zavallılar, iç dünyalarında şekillenen söz, beyan ya da yazıya dökülen düşünce şeklindeki olumsuzlukları kendi fikirleriymiş gibi sanırlar ama bütün bu menfîliklerin arkasında şeytanî dürtülerin olduğu açıktır. Bu itibarla da, insanlara karşı ve hususiyle de ehl-i imana karşı kin ve nefret taşıyan, onları baştan çıkarmaya çalışan, yer yer bir kısım zayıfların hayvanî hislerini tetikleyerek bunları bohemliğe sürükleyen, kendi gibi düşünmeyenlere saldıran, yerinde kargaşa çıkarıp genel havayı geren ve değişik kesimleri karşı karşıya getiren, her zaman nifak ve şikak peşinde koşan, Kur&#8217;ân ifadesiyle, mü&#8217;minlerle bulunduklarında onlardan görünen, radikal küfür babalarının yanlarına döndüklerinde de gerçek düşüncelerini ortaya koyan bu tür fitne örgütleri ve şeytan aveneleri de mecazen şeytan kabul edilegelmiştir ki, Kur&#8217;ân&#8217;ın <span class="arabic">شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ</span> (En&#8217;âm sûresi, 6/112) ayetinde deşifre ettiği insî şeytanlar da işte bunlardır.</p>
<p>Hazreti Âdem&#8217;e secde emrine &#8220;hayır&#8221; diyerek isyan bayrağı açan, hatta daha da ileri giderek Hakk&#8217;a karşı diyalektik ve cedele girişen şeytan ne ise, günümüzün modern Mefisto&#8217;ları da onun izinde hemen her zaman sürekli iyiye-güzele başkaldırmakta, Allah&#8217;ı, Peygamber&#8217;i unutturmaya çalışmakta ve şeytanî mülâhazaların gelişip güçlenmesine zemin hazırlamaktadırlar. Goethe&#8217;nin de Faust kitabında ifade ettiği gibi, dünden bugüne şeytan ve insan mücadelesi, küfür ve iman retleşmesi hiç dinmemiştir ve dinmeyecektir de&#8230; Bu mücadele çerçevesinde bazen zemin küfür ve ilhada müsait hâle getirilmiş ve mülhidler bütün bütün küstahlaştırılmış, bazen mü&#8217;min gönüller kaba kuvvetle sindirilmiş, bazen bir kısım şımarık ruhlar kendilerinden başka kimseye hakk-ı hayat tanımama despotizmasına girmiş, bazen de günümüzde pek çok emsaliyle ürperdiğimiz türden ne zulümler ne zulümler işlenmiş ve işlettirilmiştir!.. Düşünmemişlerdir bu tiranlar kendilerinden daha güçlü bir &#8220;Kudret-i Kahire&#8221;nin mevcudiyetini.. düşünmemişlerdir zâlimin zulmü varsa mazlumun da Allah&#8217;ı olduğunu, bugün insanlara cevr u cefâda bulunanların yarın sürüm sürüm hâle gelip inleyeceklerini. Bundan daha acısı da, hayatlarını zâlim ve müstebitlerin güdümünde sürdüren tali&#8217;sizler, olup bitenlerden hiç mi hiç bir şey anlamamışlardır; anlamamış ve hep başlarındaki tiranların emellerine hizmet etmişlerdir. Fark edememişlerdir ne duruma düştüklerini ve ne bayağı işlere itildiklerini. Böyleleri için ne hoş söyler Namık Kemal: &#8220;Muîni zâlimin dünyada erbâb-ı denâettir / Köpektir zevk alan sayyâd-ı bîinsâfa hizmetten.&#8221; İşin doğrusu, böylelerinin sonu da her zaman çok acı olmuştur ve olmaktadır. Atalarımız, &#8220;Şeytanın dostluğu darağacına kadardır!&#8221; derler. Bunların akıbeti de işte hep böyle noktalanmıştır. Bunlar dünyada hiç gülmedikleri gibi geleceklerinden de asla emin olamamışlardır; olamazlardı da, zira insî-cinnî şeytanlar onların ruhlarını çarpmıştı.. evet, onlar bir kere daha Mefisto&#8217;nun o sinsi oyununa gelmişlerdi.. aldanmışlardı dost görünen düşmanlara ve kendilerinden sandıkları yabancılaşmış ruhlara.</p>
<p>Şimdilerde bu gariplerden garip dünyaya musallat olan mülhidler, münkirler, bohemler, şehvet simsarları, hak ve adalet bilmez tiranlar; tali&#8217;siz yığınlara şeytanların yapmadıklarını, yapamadıklarını yapmaktadırlar. Öyle ki, düşünceleri olabildiğine kirli, ağızları bozuk, içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu şer şebekeleri, kendileri gibi düşünmeyenlere sürekli saldırmakta, herkese bir çeşit kara çalmakta, istediklerini göklere çıkarırken istemediklerini de rahatlıkla yerin dibine batırmaktadırlar. Âkif merhum, lanetle anılan bu müstağriblerden bazıları hakkında ağır bir üslupla da olsa şunları söyler: &#8220;Üdebâmız ana-avrat sövüyor birbirine / Türlü adlarla çıkan nâmütenâhi gazete / Ayrılık tohumları saçıyor bol bol memlekete…&#8221; Evet bu, evvelki gün öyle olmuştu.. dün de öyleydi.. şimdi de öyle&#8230;</p>
<p>Allah, bizleri, &#8220;Şeytanın arkasına takılıp gitmeyin; o sizin için apaçık bir düşmandır ve sizi hep hayâsızlık ve çirkin işler yapmaya teşvik etmektedir.&#8221;(Bakara sûresi, 2/168-169) diyerek ondan uzak durmaya çağırmış.. &#8220;(O lanetlik küstah, Allah&#8217;ın kendisini kovmasına karşılık) Ben de Senin kullarından bir kısmını kendime râm ederek her zaman onları saptıracak ve çeşit çeşit kuruntularla avutacağım.&#8221; (Nisâ sûresi, 4/118-119) beyanıyla bu mel&#8217;ûnun hıncını hatırlatarak bizi teyakkuza sevk etmiş.. &#8220;Sen beni lânetlediğin için ben de Senin kullarının yolunu keserek sürekli onları gözlemeye koyulacağım; onlara pusular kuracak, sonra da kâh önlerinden, kâh arkalarından, kâh sağlarından, kâh sollarından gelerek onları ifsat edeceğim.&#8221; (A&#8217;râf sûresi, 7/16-17) fermanıyla, ortaya konan şeytanî kine ve nefrete karşı da temkinli ve sağduyulu olmaya davet etmiştir. Keşke bütün bunları anlayabilseydik!..</p>
<p class="notice"><b>Sızıntı, Haziran 2008, Cilt 30, Sayı 353</b></p>
<p class="p1"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ve-cagdas-takipcileri/">Şeytan ve çağdaş takipçileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan ve günümüzdeki takipçileri</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytan-ve-gunumuzdeki-takipcileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2021 06:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Allah’a karşı şeytanın tuğyanını anlatan, “Andolsun ki Senin kullarından belirli bir pay edineceğim; elbette onları saptıracak ve kuruntularla oyalayacağım. Şüphesiz ki onlara emredeceğim ve hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ve-gunumuzdeki-takipcileri/">Şeytan ve günümüzdeki takipçileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Allah’a karşı şeytanın tuğyanını anlatan, “Andolsun ki Senin kullarından belirli bir pay edineceğim; elbette onları saptıracak ve kuruntularla oyalayacağım. Şüphesiz ki onlara emredeceğim ve hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim ve onlar da Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (Nisâ Sûresi, 4/118-120) mealindeki âyet-i kerimelerde verilen mesajları izah eder misiniz?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Şeytanın, Zât-ı Ulûhiyet karşısındaki isyanları, Kur’ân-ı Kerim’de farklı âyet-i kerimelerde beyan buyrulmuştur. Mesela Hicr Sûresi’nde, onun hazımsızlık ve kıskançlığının mahsulü olan küstahça ifadeleri,<span class="arabic"> رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ </span><em>“Rabbim! Beni azdırmana karşılık, ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım. Ancak ihlâslı kulların müstesna.”</em> (Hicr Sûresi, 15/39-40) beyanıyla ortaya konulur. Sâd Sûresi’nde,<span class="arabic"> فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ </span><em>“İzzetine yemin olsun ki ihlâslı kulların hariç, ben de onların hepsini baştan çıkaracağım.”</em> (Sâd Sûresi, 38/82-83) sözleriyle ifade edilmiştir. Aynı şekilde Â’raf Sûresi’nde yer alan şu âyet-i kerimelerde de onun kin ve nefret dolu hezeyanlarına yer verilmiştir:<span class="arabic"> فَبِمَۤا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَۤائِلِهِمْ </span><em>“Sen beni lânetlediğin için ben de Senin kullarının yolunu keserek sürekli onları gözlemeye koyulacağım; onlara pusular kuracak, sonra da kâh önlerinden, kâh arkalarından, kâh sağlarından, kâh sollarından gelerek onları ifsat edeceğim.”</em> (A’râf Sûresi, 7/16-17)</p>
<p>Bunların her biri, başka değil, birer gözü dönmüşlüğün ifadesidir. Şeytan, kıskançlık ve hasedin esiri olduğundan, aynı zamanda kendini kin ve nefretin pençesine saldığından bu öldürücü duygular onu bütün bütün kör etmiş ve neticede ağzından bu hezeyanlar dökülmüştür. Dolayısıyla o, bir yönüyle hakikati bildiği hâlde, tesirinde olduğu olumsuz duyguların gereğini seslendirmiş, ona göre konuşmuş ve ona göre bir tavır almıştır.</p>
<h3>Azgın güruhların arkasındaki azgın</h3>
<p>Aslında şeytanın Allah’a karşı küstahça dile getirdiği bu ifadeler, onun daha önceki dönemlerde de içinde ciddî bir probleminin bulunduğunu gösterir. Bu problem, bir paye, bir makam veya bir takdir beklentisi olabilir. Çünkü bazı muhakkikler, onun yeryüzünde secde etmediği yerin kalmadığını ifade etmişlerdir. Allah adına yaptığı yeminlerden de anlaşılacağı üzere o, Allah’ı da bilmektedir. Fakat onun bilgisi amelsiz bir bilgi olduğundan, bunun kendisine bir faydası olmamıştır. Netice itibarıyla kıskançlığa girmiş, Hazreti Âdem’i (aleyhisselâm) çekememiş ve hasedine yenik düşmüştür.</p>
<p>Şeytan, hususiyle insanoğlundaki başarıları ve onun Allah yolunda sergilediği çok kıymetli performansı gördükçe, hezeyanlarla köpürmüş ve insanoğlunun en amansız düşmanlarından birisi olmuştur. Bu yönüyle bütün azgın güruhların azgınlıklarının arkasında esasen onun tesiri vardır. Zira ahsen-i takvime -yani en güzel şekil, suret, mânâ ve muhtevaya- mazhar yaratılan insan, aslî fıtratı itibarıyla demagojiye, diyalektiğe, başkalarını karalamaya, haset etmeye vs. açık değildir. Dolayısıyla bu tür demagojilere giren insanlar ister kendi nöronlarını, akıllarını kullandıklarını zannetsinler, ister ağızlarından çıkan menfiliklerin kendi kortekslerinin ürünü olduğunu düşünsünler, isterse bir kısım menfilikleri kendilerinin realize ettiklerini vehmetsinler, hakikatte bütün bunlar şeytanın dürtüsüyle gerçekleşmektedir.</p>
<p>Âyet-i kerimelerde şeytanın insanoğluna duyduğu kin ve öfkesinden dolayı onu sırat-ı müstakimden saptırma adına başvuracağı yollar anlatılmaktadır. Hâlbuki Cenâb-ı Hak,<span class="arabic"> وَأَنَّ هٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ </span><em>“İşte Benim dosdoğru yolum. Ona tâbi olun. Sakın, sizi Allah’ın yolundan ayıracak başka yollara uymayın. Yoksa farklı yollara düşer, değişik sapkınlıklara girersiniz.”</em> (En’âm Sûresi, 6/153) buyurmak suretiyle mü’minlerin sırat-ı müstakimden ayrılmamalarını emretmektedir. Çünkü bu dosdoğru yoldan ayrılan insan öyle farklı yollara sapar ki heva ve hevesinin esiri olur, bazan şu “izm” bazan bu “izm” der, yalancı ışıkların insanlığa saadet ve refah getireceğini zanneder, neticede “izm”ler arkasında ömrünü tüketir durur. Oysaki insan tabiatına ve onun ihtiyaçlarına en uygun, topluma huzur getirecek olan yol, insanı yaratan, mutlak ilim ve sonsuz merhamet sahibi Zât’ın ortaya koyduğu yoldur. İşte bunu çok iyi bilen ve profesyonel bir müfsit olan şeytan, biraz da zamanın ve devrin şartlarına ve aldatmak için peşinden koştuğu insanların karakterlerine göre farklı farklı enstrümanlar kullanmak suretiyle insanları hep bu doğru yoldan saptırmaya çalışmıştır/çalışmaktadır.</p>
<h3>Doyma bilmez kin</h3>
<p>İşte bunu nasıl gerçekleştireceğini ifade etme sadedinde şeytan sorudaki âyet-i kerimede ilk olarak,<span class="arabic"> لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَفْرُوضًا </span><em>“Kasem olsun ki Sen’in kullarından kendi hesabıma bir hisse ayıracağım.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/118) demiştir. Fiilin başında tekit “lam”ı, sonunda da şeddeli “nûn”un bulunması şeytanın bu konudaki kararlılığını göstermektedir. Yani şeytan, onların bir kısmını kendime bende yapacak, vesayetim altına alacak ve tesirimi her zaman onlar üzerinde göstereceğim, demiştir. Günümüzde pek çok çeşidiyle bunun misallerini görmek mümkündür.</p>
<p>Arkasından şeytan yine tekitli bir ifadeyle,<span class="arabic"> وَلَأُضِلَّنَّهُمْ </span><em>“İnsanları mutlaka baştan çıkaracak, doğru yoldan saptıracağım.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/119) Yani, duygu ve düşünceleri itibarıyla endazesiz hâle gelinceye kadar onların yakasını bırakmayacağım. Onları şirazeden çıkarma adına elimden ne geliyorsa yapacağım. Kimisini bohemliğe itecek, kimisini şöhret budalası hâline getirecek, kimisini ikbal hırsıyla başını döndürecek, kimisini hırsla yandıracak, kimisini haset bataklığına sürükleyecek, kimisini de kendinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan bir despota dönüştürecek, onu zulümden zulüme koşturacağım. Bunların her biri insanı dalâlete sürükleyen ayrı bir sapıklıktır. Bu açıdan biz, sapmama, doğru yoldan ayrılmama adına beş vakit namazda günde en azından kırk defa Allah’a dua ediyor, <em>“(Allah’ım), bizi sırat-ı müstakime hidayet eyle! Nimet ve lütfuna nail ettiklerinin yoluna ilet. Bizi, gazabına uğramış, sapıp gitmiş insanların yoluna itme!”</em> (Fâtiha Sûresi, 1/6-7) diyoruz.</p>
<h3>Şeytan ve içi boşaltılmış din</h3>
<p>Şeytanın, kin ve nefretle köpürdüğü anda yaptığı tehditlerden bir diğeri de,<span class="arabic"> وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ </span>lafzıyla ifade edilmiştir ki bunun da anlamı, <em>“Mutlaka onları değişik ümniyelere salacağım.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/119) demektir. Ümniye, bir hakikate dayanmayan, realize edilmesi mümkün olmayan kuruntu ve vehimlere denir. Cahiliye insanlarının, bir kısım hâdiselerden yola çıkarak kendilerine göre tefeül veya teşe’ümde bulunmaları, bir kısım şeylere uğur bağlamalarına mukabil bazı şeyleri de uğursuz saymaları bu tür kuruntulardandır. Aynı şekilde onların tapındıkları putlar da ümniyelerinin ürünüdür. Onlar, Kâbe’nin içini bile putlarla dolduruyor, Arabistan’ın değişik yerlerine latlar, menatlar, uzzalar, isaflar, naileler koyuyor, onlara kurbanlar kesiyor ve onlara tapınıyorlardı. Günümüzde bazılarının, hırsızlığı, çalıp çırpmayı, yalanı, iftirayı meşru gösteren, içini boşalttıkları din anlayışlarıyla bir yere varacaklarını zannetmeleri de yine farklı bir kuruntunun mahsulüdür.</p>
<p>Âyetin devamında şeytan,<span class="arabic"> وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْأَنْعَامِ </span><em>“Elbette onlara emredeceğim (emrimin tesiriyle) hayvanların kulaklarını kesecekler.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/119) demiştir. Nitekim cahiliye insanları, bazı hayvanların kulaklarına damga vuruyordu da onları yemeyi kendilerine haram sayıyorlardı.</p>
<h3>En büyük tağyir: Yaratılış gayesinden sapma</h3>
<p>Şeytan,<span class="arabic"> وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللهِ </span><em>“Kasem olsun ki yine onlara emredeceğim ve onlar da Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/119) diyerek küstahlığına devam ediyor. Allah’ın bütün varlıkları için yaratmış olduğu bir fıtrat vardır. Bunda değişikliğe gitmek de şeytanın oyunlarından bir diğeridir. Öte yandan ahsen-i takvime mazhar yaratılan insan, Yüce Allah’ın vaz’ ettiği disiplinler içinde hareket ettiğinde fıtrata uygun hareket etmiş olacak; aksine başka yol ve yöntemlerin arkasına düşüp hareket ettiği zaman da kendisini dağınıklığa salmış, fıtrat yolundan çıkmış olacaktır.</p>
<p>Bunların yanında âyet-i kerimeye modern yorum açısından bakıldığında estetik ameliyatlara işaret edildiği de çıkarılabilir. İnsanların, bir kısım âzâlarının şeklini beğenmeyip kafalarına göre onları değiştirmeye kalkışmaları fıtrata müdahalenin bir başka şeklidir ki bunlar şeytanın dürtüsüyle meydana gelen hâdiselerdir. Fakat doğum esnasında uzmanların yanlış mualecesiyle çocuğun vücudunda meydana gelen veya bir kaza ve musibet neticesinde vücutta meydana gelen deformasyonların tedavi edilerek düzeltilmesi ise fıtrata müdahale sayılmamaktadır. Bilâkis bunlar, Allah’ın yarattığı fıtrata irca kabul edilmektedir.</p>
<p>Esasen halkullahı tağyir (Allah’ın yarattığını değiştirme) meselesi umumî bir ifade olup bunun geniş bir alanda yansımaları söz konusudur. Allah (celle celâluhu),<span class="arabic"> وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ </span><em>“Ben, insanları ve cinleri yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.”</em> (Zâriyât Sûresi, 51/56) âyet-i kerimesiyle insanların ne için yaratıldığını beyan buyurmuştur. Demek ki insanın mahiyetinin esas gereği Allah’a kulluktur. Allah, insanı, başka bir şey için değil, kendisine kulluk yapması için yaratmıştır. Öyleyse Allah’a kulluk yapmayan insanlar, tebdil-i hilkate gidiyorlar demektir. Aynen bunun gibi meselâ aklın, mantığın ve muhakemenin enfüsî ve âfâkî âlemde tefekkür, tedebbür ve tezekkürde bulunmak, tekvînî emirleri hallaç etmek gibi kendilerine göre bir kısım gayeleri vardır. Tekvinî emirleri didik didik ederek onlardan bir kısım mânâlar çıkaran, çıkardıkları bu mânâları teşriî emirlerle telif eden ve rubûbiyete ait sırları doğru okuduktan sonra oradan tevhid-i ulûhiyet ve ubûdiyete yönelen insanlar aklı ve mantığı yaratılış istikametinde kullanıyorlar demektir. Beşinci asra kadar İslâm rönesansının yaşandığı dönemde İslâm kâşifleri insanlığın yararına olacak pek çok önemli keşiflerde bulundukları gibi, günümüzde pek çok Batılı araştırmacı da Allah’ın kendilerine vermiş olduğu mantık ve muhakemeyi çok iyi değerlendirmek suretiyle aynı şeyi yapmaktadırlar.</p>
<p>Aynı yaklaşım, diğer organlar için de geçerlidir. Meselâ gözün yaratılışının bir gayesi vardır. O da gözün bakması gereken şeylere bakması, baktığı şeyleri doğru görmeye, onların arka planına inmeye, onlardan bir kısım mânâlar çıkarmaya çalışmasıdır. Recaizade Ekrem’in ifade ettiği üzere kâinat baştan sona âdeta muhteşem bir kitaptır. Onun hangi harfi kaldırılsa mânâsı Allah çıkar. Hazreti Pîr de kendisinden asırlarca önce dile getirilen, <em>“Kâinat satırlarını derinden derine teemmül et. Çünkü onlar Mele-i Âlâ’dan sana indirilmiş Allah’ın mesajlarıdır.”</em> (İbn Kayyim, Medâricü’s-sâlikîn 3/356) vecizesini dikkate sunmuştur. Dolayısıyla önemli olan ağaçtaki bir yaprakta, salınan bir fidanda Allah’ın kudretini, meşietini, ilmini ve iradesini müşahede edebilmektir. Hususiyle insan öyle bir abidedir ki o, eli-ayağı, dili-dudağı, gözü-kulağıyla okunması gereken mücelletler ölçüsünde bir kitaptır. İşte insanın bu kitabı doğru okumaya çalışması, gözünü, mantığını ve muhakemesini yaratılış istikametinde kullanması demektir.</p>
<p>Aynı şekilde insanın, kulağıyla gıybet, iftira, yalan ve laubali şeyleri dinlemesi onun “mâ hulika lehinde” (yaratılış istikametinde) kullanmadığını gösterir. Bu da bir nevi israf sayıldığından, onu insana bahşeden Zât, ahirette bunun hesabını soracaktır. Keza Allah insanoğluna diğer canlılara verdiğinden çok daha üst seviyede bir dil nimeti bahşetmiştir. İnsan bunun sayesinde en ince detayına kadar maksadını ifade edebilmektedir. Elbette böyle büyük bir nimetin de bir yaratılış hedefi vardır. Dilin maskaralığa girmemesi, kendini lehviyata salmaması, yalan konuşmaması; aksine hakka tercüman olması, beyanı gerekli olan hakikatleri anlatması, güzelliklerin dellâlı olması da onun yaratılış gayesidir.</p>
<p>Fakat şeytan, yukarıdaki küstahça ifadelerinden de anlaşılacağı üzere insana bahşedilen donanımların hayır ve güzellik yolunda kullanılmasına mâni olmaya çalışır. Meselâ insana, aklını başkalarını kandırması istikametinde kullanmasını telkin edecek ve makyavelistçe bir yaklaşımla hedefine ulaşabilmesi adına her yolu ona meşru gösterecektir. Dahası şeytan, camiye giden insanlara dahi her şeyi mübah gören ibahacı bir yaklaşımı güzel göstermeye çalışacak, helâl-haram demeden onları dünya nimetlerinden istifade etmeye sevk edecek, böylece mescit yolunda olan insanları bile Allah yolundan uzaklaştırmaya gayret edecektir. İşte insan, kendisine lütfedilen donanımları doğru yolda kullanmadığı takdirde şeytanın dürtülerine uyarak fıtrata müdahale etmiş ve hiç farkına varmadan şeytanın vesayetine girmiş olur. Bundandır ki, Kur’ân-ı Kerim,<span class="arabic"> وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا </span><em>“Her kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse (kendisini onun vesvese ve dürtülerine salarsa) kendisini apaçık hüsrana salmış demektir.”</em> (Nisâ Sûresi, 4/119) ifadeleriyle yürekleri hoplatacak bir üslûpla uyarıda bulunur.</p>
<p>Bu itibarla insan, Allah’ın Kur’ân’da emrettiklerinin dışında kalan her hareketin arkasında şeytanın bir parmağının olabileceğini göz önünde bulundurmalı, sürekli şeytandan Allah’a sığınmalıdır. Cenâb-ı Hakk’a hâlisane teveccüh etmenin ve O’ndan yardım istemenin yanı sıra aynı zamanda sürekli şeytanı kaçıracak, onu kendinden uzaklaştıracak tavır ve davranışlar içinde olmalıdır. Meselâ hadis-i şeriflerde insan secdeye kapandığında şeytanın bağırıp kaçacağı ifade ediliyor. (Bkz.: Müslim, îmân 133) Dolayısıyla şeytanın her türlü hile ve oyunlarından salim kalmak isteyen hak yolcusu, hayatını Allah’a kulluk yolunda geçirmeli, ilâ-i kelimetullah mülâhazasıyla ölesiye koşturmalı, kendi üzerine bir çarpı çekerek hep O’nu nazara vermelidir. Bütün bunlar, şeytanın insana ilişmesine karşı oluşturulacak surlardır. Allah yolunda yürürken nefislerini, indî mülâhazalarını, şahsî çıkarlarını işin içine katan ve kalbî hayatları itibarıyla da ölü olan insanlar ise hem gönül surlarını yıkarlar hem de -hafizanallah- gönüllerini şeytana kaptırmış olurlar.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ve-gunumuzdeki-takipcileri/">Şeytan ve günümüzdeki takipçileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan’da Şeytanların Bağlanması</title>
		<link>https://hizmetten.com/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2021 06:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): إذَا دَخَلَ شَهْرُ رَمَضَانَ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ جَهَنَّمَ وَسُلْسِلَتْ الشَّيَاطِينُ “Ramazan-ı Şerif girdiğinde sema (bir rivayette Cennet[1]) kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincirlere vurulur.”[2] buyuruyor.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi/">Ramazan’da Şeytanların Bağlanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><span class="highlight">Soru: </span>Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):</em> <span class="arabic">إذَا دَخَلَ شَهْرُ رَمَضَانَ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ جَهَنَّمَ وَسُلْسِلَتْ الشَّيَاطِينُ</span><em> “Ramazan-ı Şerif girdiğinde sema (bir rivayette Cennet<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>) kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincirlere vurulur.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> buyuruyor. Oysaki serbestçe gezinen şeytanların taşlanmasının işareti olan şihapları ve yıldız kaymalarını Ramazan-ı Şerif’te de müşahede etmekteyiz. Bu durumu nasıl izah edebiliriz?</em></p>
<p><span class="highlight"><em>Cevap: </em></span>Şeytanlar da insanlar gibi birtakım sınıflara ayrılmıştır. Kendi âlemleri itibarıyla bunların bir kısmı devlet idare eder, bir kısmı kâhinlik yapar. Kâhinlik yapanlar gök kapılarına kadar yükselir ve oradan kâhinlere haber getirmeye çalışırlar. Şihabların kendisini bombardıman ettiği işte bu tür şeytanlardır. İnsanlara musallat olan ve onları yoldan saptıranlara gelince bunlara mutemerrid şeytanlar mânâsına “merede-i şeyâtîn” denir. Ramazan-ı Şerif’te bağlananlar işte bu merede-i şeyâtîndir. Onların vazifeleri, insanların hevesât ve arzularını harekete geçirmekten ibarettir. İnsanlar, hevesât-ı nefsaniyelerini tatmin etmedikleri, nefislerini alıkoydukları zaman “Niçin kendinizi bağlıyorsunuz?” derler. İşte Cenâb-ı Hak, şeytanların bu kısmını bağlar. Dolayısıyla mü’minler iradelerine daha rahat sahip çıkarlar. Havanın sıcağına, soğuğuna, açlığa, susuzluğa.. kısacası orucun hâsıl edebileceği her türlü zorluğa katlanır, sabrederler.</p>
<p>Bir diğer mesele de şudur: Şeytanın insana en fazla musallat olduğu ân, onun, Allah’a en çok yaklaştığı ândır. Bu sebeple namaza durduğunuz zaman gözünüzün önüne dünyevî işlerinizin plân ve programları gelir. En zor meselelerinizi namazda halledersiniz. İşte bu durum açıkça şeytanın işidir. Oruç ise öyle bir ibadettir ki Allah, onun hakkında, <em>“Oruç Benim içindir, mükâfat</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> Ben veririm.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> buyurmuştur. Böyle saf, duru ve berrak, mü’minin Allah’la münasebetini gösteren bir ibadeti karıştırmak, şeytanın sevinerek yapacağı bir şeydir. Allah korusun, şayet merede-i şeyâtîn Ramazan’da bağlanmasa, namazda kalbimizde cirit atan o şeytanlar orucu o denli bulandıracak ve bozacaklardı ki belki de oruç tutan insanları birbiriyle yaka-paça görecektiniz.</p>
<p><em><strong><span class="highlight">Soru:</span> Ramazan’ın anlatıldığı makalelerin hemen hepsinde onun nazlı bir misafir gibi geldiğine vurguda bulunuluyor. Ramazan’ın nazlı oluşu ne demektir?</strong></em></p>
<p><span class="highlight"><em>Cevap: </em></span>Nazlanma, kendini ifade etme yöntemlerinden biridir. Çocukların anne babalarına, seven insanların birbirlerine nazlanmaları gibi. Nazlanan ile naz yapılan arasında bir sevgi varsa naz yapmanın ve bu naza katlanmanın da bir anlamı vardır. Nazlanan, kendisini bu şekilde ifade eder, nazı çeken de hissettiği sevgiden dolayı şikâyette bulunmaz. Hatta bu durum, aralarındaki muhabbet, ilgi ve alâkanın artmasına vesile olur. İşte Ramazan ayı da mü’minin nazarında âdeta nazlı bir misafir gibidir. Onu elinden kaçırmamak, gönlünü tam olarak yapabilmek için elinden geleni yapar.</p>
<p>Ramazan-ı Şerif, mü’min kulu Allah’a yaklaştıran bir gufran ayıdır. Ahirete bakan yönünü, âlem-i misaldeki, berzahtaki keyfiyetini tam mânâsıyla bilemiyoruz. Onun da Allah’a karşı kendini mânen ifade ettiği bir dili vardır. Mü’minlerin, kendisini nasıl değerlendirdiğini kendi dilince Allah’a arz etmektedir. Allah katında mü’minlerin lehinde şehadet edecek, şefaatçi olacaktır. Bu açıdan bir mü’min, Ramazan ayını –tabiri caizse– ne kadar memnun ederse o kadar kazançlıdır. Bunun için de Ramazan’ın, gönlü edilecek nazlı bir misafir olarak düşünülmesi, onu değerlendirme adına önemli bir mülâhazadır.</p>
<p>Aslında sadece Ramazan’a değil, Cenâb-ı Hakk’ın hakkımızda takdir buyurup farz kıldığı her şeye saygı gösterirken bunların hepsini bir yönüyle bir misafir gibi görmeliyiz. Tıpkı sabah ve ikindi namazlarında nöbet değişimi yapan meleklerin –eğer namazlarınızı kıldıysanız– Allah katında sizin lehinizde şehadette bulundukları gibi ibadetler de kendi lisanlarınca mü’minin lehinde veya aleyhinde şehadette bulunurlar. Bu açıdan mü’min, ibadetlerin hepsini nazlı birer misafir gibi kabul etmeli, onları hakkıyla eda etmeye çalışmak suretiyle gönüllerini yapmalıdır.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1] </sup></a>Buhârî, savm 5; Dârimî, savm 53.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2] </sup></a>Buhârî, savm 5; Müslim, sıyâm 1.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/oruc/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3] </sup></a>Buhârî, tevhid 35; Müslim, sıyâm 160.</p>
<p><strong>Kaynak: Gufranla Tüllenen İbadet: Oruç / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ramazanda-seytanlarin-baglanmasi/">Ramazan’da Şeytanların Bağlanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan mıdır?</title>
		<link>https://hizmetten.com/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 07:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Mürşid]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16061</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru:“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” deniliyor. Zamanın mürşidine tâbi olunursa ahirete imanla gidileceği telkin ediliyor ve zamanın mürşidi olarak belli kişilerden bahsediliyor. Dolayısıyla onlara tâbi olmayanlar bir nevi mânevî baskıya tâbi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir/">Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan mıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span>“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” deniliyor. Zamanın mürşidine tâbi olunursa ahirete imanla gidileceği telkin ediliyor ve zamanın mürşidi olarak belli kişilerden bahsediliyor. Dolayısıyla onlara tâbi olmayanlar bir nevi mânevî baskıya tâbi tutuluyor. Bu konuda bilgi verir misiniz?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> Mürşidi olmayanın mürşidinin şeytan olacağı meselesi bir mânâda doğrudur fakat bu objektif olmadığı gibi halk arasındaki yaygın anlayışla değerlendirilirse doğru da değildir. Cüneyd-i Bağdâdî veya Bayezid-i Bistâmî Hazretleri’ne isnat edilen söz şu şekildedir: <span class="arabic">مَنْ لاَ شَيْخَ لَهُ فَشَيْخُهُ الشَّيْطاَنُ</span> “Şeyhi ve mürşidi olmayan kimsenin şeyhi ve mürşidi şeytandır.”</p>
<p>Biz bu büyük zatların böyle bir söz söyleyip söylemediğini tam bilemiyoruz. Çünkü korunmuş olan tek kitap Kur’an’dır; onun dışında Sünnet’e bile uydurma sözler karıştırılmaya çalışıldıktan sonra o büyük zevata söylemedikleri bir kısım sözlerin isnat edilmiş olması her zaman için mümkündür. Geçmiş bir yana, günümüzde bile büyük zâtlara yeni yeni sözler isnat ediliyor. Bu sözlerin onlara ait olup olmadığını sorgulayanlara ise, “Siz, söyleyene değil, o sözlerin doğru olup olmadığına bakın.” deniliyor.</p>
<p>Mevlâna Celâleddin Rumî Hazretlerine de bu şekilde isnat edilen pek çok söz vardır. Hatta kitaplarının içine daha sonraki devirlerde yaşamış bir kısım Bâtınîler tarafından bazı şeyler sokulmuştur. Mesela, Mevlâna’nın sözü diye tekrar edilen ve herkesin dilinde dolaşan, “Kim olursan ol, gel!” sözü aslen Efdal-i Kâşî adlı birine aittir. Aslında, Efendimiz’e de (sallallâhu aleyhi ve sellem) güzel görünümlü bu tür sözler atfedilmiştir. İsterse ehl-i keşif bu sözü Efendimiz’e isnat etmiş olsun; ehl-i tahkik bunu kabul etmez. Allah Resûlü’nün sözlerinin içine bile eklemeler yapılmaya çalışılmışsa, bu büyük zatlara nispet edilen sözlerin içine söylemedikleri şeylerin katılmadığını söylemek zordur. Dolayısıyla bu sözü değerlendirirken bunun da hesaba katılması lâzımdır.</p>
<p>İşte “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” sözünün de bunlardan biri olma ihtimali vardır. Bu söz, Allah Resûlü’ne ait olmayınca –ister Cüneyd-i Bağdâdî, isterse Bayezid-i Bistâmî Hazretleri’ne ait olsun– üzerinde değerlendirmede bulunma hakkımız vardır. Bu sözün bir manada doğru olduğunu ifade ettik. Şöyle ki, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir yönüyle hepimizin mürşididir. O, mürşid-i âzam ve mürşid-i ekmeldir. Binaenaleyh beşerin, Hazreti Muhammed’siz (sallallâhu aleyhi ve sellem) salâhı ve hidâyeti asla ve kat’a düşünülemez. Hazreti Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselâm) önceki devirlerde kendi peygamberlerine uymayanlar şeytana uydukları gibi o Zat-ı Mübeccel’e (aleyhissalâtü vesselâm) uymayanlar da şeytana uymuşlardır. Bu mevzuda Kur’an’ın kat’i nasları, hadis-i şeriflerin sarih beyanları vardır.</p>
<p>Bu sözün doğru olabileceğini gösteren başka bir enfüsî mânâ da şudur: Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra dinin hakikatini ve ruhunu nakleden müçtehit ve mücedditler gelmiştir. Peygamberler, belli devreler içinde zamanı hâkimiyetleri altına almışlardır. Bunu ifade eden bir hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Geçmiş milletlere nispetle sizin vaktiniz ikindi namazı ile güneşin batması arasındaki vakittir. Sizinle Yahudi ve Hıristiyanlar arasında şöyle bir temsil söz konusudur: Bir zat, bir kısım işçiler tutar ve bunlara: ‘Benim için sabahtan öğleye kadar çalışana bir kırat yevmiye var.’ der, ve Yahudiler çalışır. ‘Öğleden ikindiye kadar çalışana da bir kırat var.’ der, bu zaman zarfında da Hıristiyanlar çalışır. “İkindiden akşama kadar iki kırat yevmiye var” der ve bu süre de size aittir. Bu taksimata eski ümmetler razı olmaz ve ‘Biz daha çok çalışıp daha az ücret aldık.’ derler. Bunun üzerine Allah onlara, ‘Sizin ücretinizden bir şey kesmek suretiyle size zulmettim mi?’ diye sorar. ‘Hayır’ cevabını alınca da, ‘Bu benim lütfumdur, dilediğime veririm.’ buyurur.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> İşte Ümmet-i Muhammed böylece az bir vakitte çok ücrete nâil olmuştur.</p>
<p>Bu hadisten anlıyoruz ki, Ehl-i Kitap’tan bazıları işi öğleye kadar getirmiş ama sonra kitaplarını tahrif ederek içine kendilerinden bazı şeyler katmışlar ve kendilerine çizilen çizgiden dışarı çıkmış, mükellefiyetlerini yerine getirmemişler. Öğleden ikindiye kadar olan dar zaman diliminde ise başkaları gelmiş. Onlar da bir miktar bu işi taşımış ve sonra tahribe başvurmuşlardır. Nihayet onlar da ikindi vakti olunca bir kenara çekilmişler. Ümmet-i Muhammed olarak bu ümmet de ikindiden sonraki durumu ifade etmektedir; yani onlar da ikindiden sonra akşama, yani güneş batıp kıyamet kopuncaya kadar bu işi devam ettireceklerdir. Burada şu iki husus anlatılmaktadır:</p>
<p>Birincisi, Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra kıyamet kopacağı âna kadar başka bir peygamberin zuhur etmeyeceği.</p>
<p>İkincisi de ümmet-i Muhammed’in kıyamet zuhur edeceği âna kadar devam edeceğidir. Bu ise, <span class="arabic">اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ</span> “Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’an’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biziz.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> hakikatinin bir ifadesidir. Biz bu iki hakikate de inanıyor ve yeryüzünde “Allah, Allah!” diyen olduğu müddetçe kıyametin kopmayacağını, yine Allah Resûlü’nün inci-mercan sözleri içinde görüyoruz.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>En büyük mürşid olan Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kadar peygamberler ümmetlerini irşad ettikleri gibi O’ndan sonra da belli devirlerde kâmil mürşidler zuhur etmiştir. Zamanın Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait olan devresinde Ömer Bin Abdülaziz, İmam Şafiî, İbn Dakîk el-Îd, Kadı Şüreyh, İmam Gazzâlî gibi büyük zevata ait zaman parçaları vardır. Bunlar bir asır, bir buçuk asır hükümlerini geçiren mânâ sultanlarıydı. Bunların, tahminleri aşkın tesirleri olmuştur. Öyle ki İmam Şafiî’nin, bir asrın bütün fikrî hayatı üzerinde tesiri olmuştur. Hâlbuki kendisi yarım asır kadar yaşamıştır. O, elindeki aynayla Kur’an’a bakmış, ondan ahkâm istinbat etmiş, kendi devrinde bulunanlara ışık tutmuş, kırk senelik ilim ve irfan hayatıyla yüz seneyi avucunun içine almış ve bu süreye hükmetmiştir. Biz, onun gibi kimselere müçtehit ve müceddit diyoruz.</p>
<p>Her asırda bir müceddit geleceği, Allah Resûlü tarafından bildirilmiştir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> İmam Gazzâlî, İmam Rabbânî gibi zatlar belli devreler içinde o hareketi devam ettirip şeriatın ruhunu temsil etmeye çalışmışlardır. Günümüzde de kendi bulundukları yöreleri aydınlatan, irşad eden insanlar vardır. Mevdudî, on beş yaşından yetmiş küsur yaşına kadar hayatı kütüphanelerde geçmiş bir insandır. Yazdığı kitaplar üst üste yığılınca kendi boyunu aşar. Yaşadığı dönemde bir kısım içtimaî oluşumların mimarı olmuştur ve İslâm adına bir aksiyon insanı olarak zihinlere kazınmıştır. Bazıları onu bazı düşüncelerinde eleştirseler bile hasenatı o kadar çoktur ki, seyyiat denen şey onun yanında görünmez olur. Kaldı ki temel anlayışımıza göre biz kendi günahlarımıza bakıyor, başkalarının günahlarının deryada damla olduğunu düşünüyor ve kimseyi ayıplama yoluna gitmiyoruz. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri de bu ahlâkı ders vermiş, kendi seyyiatını gözünün önüne koyduğun zaman neredeyse şeytanın günahlarını bile görmemek lâzım geldiğini ifade etmiştir. Bu duygunun kaynağı Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadisinde ifadesini şu şekilde bulmaktadır: “Senin en can alıcı hasmın, şahsî çerçeven ve mahiyetin içindeki nefsindir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Binaanaleyh insan, içindeki bu düşmana bakmalı, başka şeylerle meşgul olmamalıdır. Zannediyorum böyle yapmakla o iki önemli hasleti haiz olur: Kendi kusurlarını görme ve başkalarının kusurlarına göz yumma. Zira kendi kusurlarını görmeyen hep başkalarının kusurlarıyla meşgul olur. En büyük fazilet, kusur dendiği zaman insanın kendisini hatırlaması, Cehennem dendiği zaman ellerini dizine vurup “Ah! Ben oraya girersem ne olur hâlim!” demesi, eğer yeryüzünde şeytanlık birinin başına konacaksa, bunun kendi başı olabileceği endişesini taşımasıdır.</p>
<p>Dünyanın değişik yerlerinde İslâmî canlanmalara hareket veren insanlar her dönemde var olmuştur. Bu insanlar hakkında menfi söz söylemek kesinlikle uygun değildir. Hele vefatlarından sonra bunlar hakkında konuşmak büyük vebaldir. Sadece kendi fikir önderine takılıp başkalarını yok saymak bir mü’minin yapacağı iş değildir ve olmamalıdır da.</p>
<p>Tecdit hareketi dünyada devamlı olacak ve her yüz senede bir müceddit gelecektir. Selef arasında bile bir-iki tanesinin dışında hiçbir mücedditte ittifak edilmemiştir. Aslında herkesin, bağlandığı zatı büyük görmesi, onun feyzinden istifade edebilmesi adına önemlidir. Aksine onda bir kısım kusurlar gördüğü müddetçe füyûzâtından istifade edemez. Ne var ki birini büyük görmek, başkalarını kusurlu ve sapkın görmeye sebebiyet vermemelidir. Bu konuda yapılacak şey, onun bazı noktalarda başkalarından üstün olduğu mülâhazasıyla ona bağlı bulunduğunu ifade etmek ve daha faziletli ve üstün biri bulunduğunda ona gidebilmeye kapıyı açık bırakmaktır.</p>
<p>Yeryüzünde bu mânâda daima her yana ışık salan mürşidler olmuştur. Enfüsî mânâda bu zatlardan birinin rehberliği altında hareket etmeyen bir insanın, zayıf ihtimal dahi olsa, şaşırması, dalâlete düşmesi, yanlış hareket etmesi ihtimal dâhilindedir. Hususiyle asrımızda olduğu gibi, çok korkunç siyasi cereyanların, yalanların, baştan çıkarmaların içtimaî hayatı zir u zeber edecek hüviyette canlandığı bir zamanda insanın bütün hâdiseleri görüp, onların neticelerini sezip ona göre kendisini ayarlaması oldukça zordur. Bunun için, tasavvufî ifadesiyle, nazar ve kademi cem edebilen, seneler ve asırlar ötesini görebilecek olan engin nazarlara ihtiyaç vardır. Bu büyük kimseler, hayatımızı düzenli yaşayabilmemiz adına bizim için Kur’an ve Sünnet’ten düsturlar istinbat ederler; biz bunların vesayeti altına girmek ve burada seyrimizi tamamlamak suretiyle kendimizi teminat altına almış oluruz. Bu arada: “Ben de Kitap ve Sünnet’ten istifade ederim.” diye kendi başına yürüyen ve bu büyük füyûzât daireleri dışında kalan kimseler arasında bazen Hakk’a vâsıl olanlar da olmuştur. Evet, hiçbir tarikat, mürşid veya mücedditle alâkası olmadığı hâlde doğrudan doğruya tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarına uygun hareket etmek suretiyle hakikate ulaşanlar da vardır. Fakat bütün meseleleri sebep-sonucuyla göremeyen bir nazarın yanılabilmesi ihtimaline binaen o türlü kimselerde çok yanılmalar olabilir. Onun için yanılmaya karşı, nazarla kademi birleştiren birilerini bulmak, insan için çok önemlidir.</p>
<p>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) devrinde, en birinci mesele olarak, nesle eğilme ve milletin maarifine müteveccih olma, hayatın ders verici bir mektep hâline getirilip objektif olması, her hâdiseden dersler çıkarılması gibi hususlar ele alınıyordu. Gün geldi büyük çoğunluğu itibarıyla buna sırt dönüldü. Fakat daha sonra bazı kimseler yavaş yavaş bu büyük ve ince meseleyi kavrayıp tekrar ona yöneldiler. Gün geçtikçe bunların sayıları arttı ve bu anlayışla dine hizmete teveccühler olmaya başladı. “Acaba bu anlayışta olan kimseler meseleyi büyük dirayet ve zekâlarıyla mı kavramışlardı?” sorusuna verilecek cevap olumlu olmayacaktır. Zira bu, bir itaat ve teslimiyet mevzuudur ve böyle kabul edilmelidir. İnsanlar bazılarını dinlemiş, onlara bağlanmış ve onların prensipleri altında hareket etmişler ve isabet ettiklerini gördükçe kanaat ve yakinleri biraz daha artmıştır; mesele bundan ibarettir. Bu açıdan da kimsenin kimseye karşı gurura girmeye hakkı yoktur. Kıtmir, mürşid meselesini böyle anlamada fayda mülâhaza ediyorum.</p>
<p>Bazı kimseler kendilerine göre bir mürşid ihdas ederler ve o mürşide uymayı hidâyet, uymamayı da dalâlet görebilirler. Onların bu düşüncesinin dalâlet olma ihtimali de vardır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) devrinden günümüze kadar her devirde yetişen mürşidler kendi devirlerinin irfan ve ilim hayatıyla, dünya görüşüyle içli-dışlı olmuş, içtimaîye vukuflarıyla belli bir misyon eda etmişlerdir. Kendi devrini bilmeyen bir insanın, muhataplarını eski devirlere çağırıp oralardan bir şeyler anlatmaya çalışması, onun kendi çapında bir mürşid olduğunu gösterir. Böyle bir mürşid, -bir kısım saf kimselerin dışında- hiç kimseye kendi devrine göre ve devri çapında nüfuz edemez. Bunu söylerken de onların füyûzattan nasipleri olmadığını ifade etmek istemiyorum. O kimse şahsen büyük bir insan da olabilir, semalarda pervaz etmeye liyakati bulunabilir, Hazreti Hızır’la sabah-akşam görüşebilir; fakat âyât-ı tekviniye, şeriat-ı fıtriye, fıkıh ve hadis gibi ilimlere vâkıf olmadıktan sonra bir insanın kendi devri çapında objektif bir mürşid olması mümkün değildir; Allah (celle celâluhu) onu ekstra meziyet ve faziletlerle donatmış olsa bile.</p>
<p>Bizler, hakiki ve büyük mürşidlerin olmadığı bir devirde yetiştik. Bir sam yeli esti, bütününü kuruttu. Bu mevzuda bütün bağlar bozuldu, surlar yıkıldı, sular kurudu. Ve sonra o eski devirlerden geriye bir kısım mürşidler kaldı; ama bunlar kendi çaplarında belli kimselere bazı şeyleri anlatabilecek seviyede olsalar da umumi mânâda mücedditliğin gerektirdiği kıvam ve mânâda değillerdi.</p>
<p>Kâmil mürşidlerden olduğuna inandığım bazı zatları görme imkânım oldu. Ne var ki bunların Allah’la münasebetlerinin derinliğini bilecek yaşta değildim. Fakat bir attar dükkânına girildiği zaman oranın havasının burunlara bıraktığı etki gibi, bu büyük zatların huzurunda öyle bir tesir vardı. Ben rüşde erdikten sonra ciddi bir mürşid görmemiş, ehlullahın huzurunda oturmamış olmama rağmen çocukluğumda devam ettiğim zevatta bunları gördüğümü itiraf edebilirim. O devirden günümüze kalan; hizmetiyle, Kur’an’a ve imana sahip çıkmasıyla bilinen zatlar vardır. Bir büyük insanın Allah’a ne kadar yakın olduğunu bilemem ama huzurlarının vakar, ciddiyet ve mehâbet gamzettiği bazı kimseler tanımıştım. Benim çocukluk ve gençliğimde, çevrelerindeki kimselere Ehl-i Sünnet fikirlerini aşılayan, onları her türlü taşkınlıktan men eden, her şeyi irşad ve tebliğ önceliğiyle ele alan kimseler mevcuttu, ihtimal böyle kimseler şu anda da mevcuttur ve kendi çaplarına göre hizmet de ediyorlardır. Bunların Ümmet-i Muhammed’e (aleyhisselâm) büyük hayırları ve faydaları olmuştur/olmaktadır.</p>
<p>Ben, kendi yetiştiğim devrede merhum Alvar İmamı’nı gördüm. Çocukluğum onun tekke ve zaviyesine yakınlık içinde geçti. O zamanlar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde daha başka hizmet eden zâtlar da vardı. Bunlardan Sivaslı Yılancızâde’yi görmüştüm. Etrafında Sünnî bir halka vardı. İstanbul’da Hacı Sami Efendi Hazretleri vardı. Onun etrafında da Sünnî bir cemaat halkası mevcuttu. Kılı kırk yararcasına yaşayan Ehl-i Sünnet bir cemaat. Bunlardan biri de Mehmed Zâhid Efendi Hazretleriydi ve etrafında yer alan entelektüel bir cemaate dinî ruh ve şuur veriyordu ki, o da Gümüşhanevî Hazretlerinden bu yana devam edegelen bir hizmet zincirini devam ettiriyordu. Mahmud Efendi Hazretleri de ilim talebeleriyle meşgul oluyordu. Bu zatları tanıdım ve bunların huzurlarının Ehl-i Sünnet anlayışını aksettirdiğini söyleyebilirim. Fakat bilemediğim kimseler hakkında benden tavsiye almak istediğinizde sizin dalâletinize sebep olabilecek bir işarette bulunmaktan da Allah’a sığınırım. Ben, kimse hakkında da suizanda bulunmam. Bilmediğim bir konuda beni doyurabilecek, içimde derin bir kanaat hâsıl edebilecek materyale sahip bulunmadığım zaman müspet veya menfi bir şey söylememeyi tercih ederim.</p>
<p>Burada ifade etmeden geçemeyeceğim bir husus daha var ki, o da bir kısım harikulâde hâllere göz dikip bağlanmanın, öteden beri avam halkın şiarı olduğudur. Dünden bugüne şekerleme ile yol almak isteyen kimseler, kalblerinden geçen sırlara nigehbân olan birilerini hep büyük insan zannetmişlerdir. Kalbden geçen şeylerin başkası tarafından seslendirildiğine pek çok şahit vardır. Fakat Allah’a kul, Resûlullah’a ümmet olan bir insan ve İslâm’ı ikâme etme yolunda sahabî ruh ve şuurunu ihya istikametinde hareket eden bir topluluk bu türlü şeyler karşısında rükû etmeyecek, secdeye gitmeyecektir. O, yılandan çıyandan kaçar gibi bunlardan kaçacak, aklı ve mantığıyla beraber kalbini de ikna ederek Allah’la münasebetinde, o türlü şatahat ve pervasızca yapılan ve söylenen şeylerin insan için zararlı olabileceği endişesini taşıyacaktır. Böyle bir insan hiçbir zaman kul olduğunu unutmayacak, gelen harika nevinden şeylerle nazlanmayacaktır. O, Mevlâna gibi “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben Sana hizmette iki büklüm oldum. Kullar âzad olunca şâd olur; ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> diyecektir.</p>
<p>Bizler, her zaman Allah’a kul ve Resûl-i Ekrem’e bende olma duygu ve düşüncesiyle oturup kalkmalıyız. Bunun dışında kulluk sınırlarını zorlayıcı, pervasızca ve çoğu şatahat ifade eden, Allah’a karşı suiedep kokan tehlikeli şeylerden de uzak durmalıyız. Ben, sahabî yolunda olan bir topluluğun bu türlü şatahata meyletmeyeceği kanaatini taşıyorum. Eğer Allah, onların eliyle de harikulâde şeyler yaratırsa, “Rabbim ne kusurum vardı ki, böyle elâleme rezil ve rüsvay olacak hâle geldim!” demeli ve kat’iyen bunu sahiplenmemelidirler. İşte kâmilde ve büyükte olması gerekli olan anlayış ve düşünce bu olmalıdır.</p>
<p>Kâmil insanlardan birine mütemâdi zulüm yapılıyor. Etrafındaki kimseler, “Keşke bu zulüm yapan insan hemen derbeder olsa!” diyorlar. Bu zat onlara şunu ifade ediyor: “Ya Rabbi! Bunlara şimdilik bir ceza verme. Çünkü bana yaptığı zulümden ötürü halk bunu benden bilir. Meseleyi çok büyük görür ve gösterirler.” İşte mü’minde olması gereken anlayış da budur.</p>
<p>Eğer bir mü’minin başına harikulâde türünden bir şeyler gelirse o, bunu kendi şahsına, kalbine ve ruhuna değil, intisap ettiği Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kur’an’a bağlamalıdır. Vâkıa, bu sahabî ruh ve şuuruna ters bir istikamette yol almak isteyenlerin sayısı da pek çoktur. Bence onlar, mürşidlerin kendilerine İslâm ilim ve irfanı adına, Ehl-i Sünnet nokta-i nazarıyla kendi devirlerindeki içtimaî yapıyı bilme adına vereceği malumata bağlı olmalı ve onu öyle büyük görmelidirler. Sadakatlerini o istikamette göstermeli ve fakat ona sahabîlerin ve geçmiş büyüklerin üstünde mevki ve pâye vermek suretiyle o zavallı insana zulmetmemelidirler.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Buhârî, mevâkîtü’s-salât 17, enbiyâ 50, fezâilü’l-Kur’an 17, tevhid 31, 47; Tirmizî, edeb 82; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/121, 124, 129.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Hicr sûresi, 15/9.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>  Müslim, îmân 234; Tirmizî, fiten 35.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>  Bkz. Ebû Dâvûd, melâhim 1; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/324.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>  el-Beyhakî, ez-Zühd 1/157; ed-Deylemî, el-Firdevs bi me’sûri’l-hitâb 3/408.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>  Mevlâna, Mesnevî 5/227.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mursidi-olmayanin-mursidi-seytan-midir/">Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytan mıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytanın Oyuncağı Olmamak İçin</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytanin-oyuncagi-olmamak-icin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2021 07:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Aklen, fikren şeytanın oyuncağı hâline gelmiş, herkes hakkında suizan eden bir kişi için kalbî duruluğa ulaşmanın yolları nelerdir? Cevap: Başkaları hakkında suizan etme, aklını şeytana kaptırmış ve kalbinde şeytanın taht kurmasına imkân hazırlamış bir insanın içine düşeceği&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-oyuncagi-olmamak-icin/">Şeytanın Oyuncağı Olmamak İçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soru: Aklen, fikren şeytanın oyuncağı hâline gelmiş, herkes hakkında suizan eden bir kişi için kalbî duruluğa ulaşmanın yolları nelerdir?</p>
<p>Cevap: Başkaları hakkında suizan etme, aklını şeytana kaptırmış ve kalbinde şeytanın taht kurmasına imkân hazırlamış bir insanın içine düşeceği kusurlardan sadece bir tanesidir. İnsan, şeytanın vesveselerine kapılıp ona esir olursa sadece suizan bataklığına değil haset, kıskançlık, öfke, nefret, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan, aldatma vs. bataklıklarına da düşmüş olur.</p>
<p>Bu soru, daha umumi mânâda şöyle de sorulabilir: Bir insan nefsini ve aklını şeytana kaptırır, zimamı onun eline verir, onun esiri olur ve şeytan her türlü fenalığı ona yaptırırsa, bu badireden nasıl kurtulur?</p>
<p>Şimdi sorunun cevabına geçelim: Aslında herkesin aklı ve kalbi şeytandan gelen bu türlü esintilere maruzdur. İnsanın kalbinde şeytanın oklarını atacağı bir yer vardır ki şeytan, orada hep hâkimiyetini sürdürmeye çalışır. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifadesiyle, “Şeytan, insanın damarları içinde kan gibi cereyan eder.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Kanın cereyan ettiği yerlerde döner dolaşır. Kalbe gelir, ukde-i hayatiyeyi kurcalar. Beynin fakültelerine gider, orada mânen tahribat yapar. Ruha kasvet verir ve karamsarlık hâsıl eder. Ondan gelen esintiler daima insanı boğucu olur. Bu duruma maruz kalan insan, hayırlardan mahrum kalır ve şerlere dalar. Böyle bir insan için tek çare, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tavsiyeleri içinde yüce ahlâkî özellikleri kazanarak Allah’a (celle celâluhu) yönelmektir.</p>
<p>Nitekim bazı hak dostları, yukarıdaki hadisi zikrettikten sonra şöyle demişlerdir: “Açlık ve susuzlukla onun gezdiği yeri daraltın, sıkıştırın!” Bu şu mânâya gelir: Az yiyin, az için, hayrete varın, böylece şeytanın sizin içinizde gezmesini önlemiş olursunuz. İstediği her zaman istediği her şeyi yiyen ve içen kimsenin, şehevât-ı nefsâniyesine düşkün olması gayet normaldir. Böyle bir insanın kafasına şeytan zimam (gem) takar ve ihtimal o kimse bir daha da o zimamdan başını kurtaramaz.</p>
<p>Binaenaleyh insan evvelâ perhizle kendisine hâkim olduğunu göstermeli ve iradesinin hakkını vermelidir.</p>
<p>Sâniyen, şeytana zimamı kaptırmış böylesi kimselerin fikrî ve ruhî bir operasyona tâbi tutulmaları gerekir ki, bu da âfâkî ve enfüsî (dışta ve içte) tefekkürle olur. Böyle bir insan, kendisini araştırmaya vermeli, kâinat kitabında Allah’la alâkalı ne varsa onları okumaya çalışmalıdır. Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın o husustaki beyanına dikkat kesilmeli ve onu anlamaya gayret etmelidir. O, her gördüğü âyetle, Allah’ın varlığı mevzuunda, sanki bir peteğe bir damla bal damlatıyor gibi içindeki irfan peteğine bal damlatır ve bu insan, onun tadını dimağında hissettiği müddetçe -Allah’ın tevfik ve inayetiyle- şeytandan uzaklaşır. Çünkü o, her lahza bir kitap mütalâa etmektedir.</p>
<p>Meseleyi bir misalle açıklayalım. En katı kalbli insanlardan birini alıp onunla hacca gidin. Hacda çeşitli mübarek yerler ve bu yerlerin her birinin kendilerine göre özelliği vardır. Mesela onu alıp öğle vakti Ravza-i Tâhire’ye götürün. O, kendisini İnsanlığın Hatibi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzurunda hissetsin. Bu arada siz de ona Fahr-i Kâinat Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlatın. İkindi vakti geldiğinde onu alıp Bakî-i Garkad’a götürün. Ona, “Bu sessiz inleyiş içinde binlerce sahabînin iniltisi var. Onu dinlemeye çalış!” deyin ve sahabenin hayatından örnek sahneleri anlatın. Bu sırada o kimsenin dolduğunu ve mânevî bir lezzet aldığını hissedeceksiniz. Akşamüstü elinden tutup Uhud’a götürün ve ona şunları söyleyin: “Burada yatan kimseler, İslâm dinini omuzlarında yükselttiler. Bu uğurda canlarını, mallarını ve her şeylerini verdiler. Bunlar o arslanlardır ki, Allah, ‘Ben onlardan razıyım.’ demiştir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Yatsıdan sonra onu bu defa Kuba mescidine götürün ve şunları anlatın: Bu mescit, ilk Cuma namazının kılındığı mescittir. Bu mescidin arkasını verdiği tepeden Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), doğan bir güneş gibi Mekke’den Medine’ye doğduğu an çocuklar Allah Resûlü’nü şu dizelerle karşılamıştı:</p>
<p>طَلَعَ البَدْرُ عَلَيْنَا مِنَ ثَنِيَّاتِ الوَدَاع<br />
وَجَبَ الشُّكْرُ عَلَيْنَا مَا دَعَا لِلهِ دَاع</p>
<p>“Seniyye-i Veda’dan üzerimize bir ay doğdu. Allah’a ibadet eden olduğu müddetçe de bize şükür vacip oldu.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Bunları dinleyen bir insan, bir kez daha dolup taşacaktır. Şimdi bu insan, yirmi dört saat böyle şarj olabileceği yerlerde dolaştırılır, daima dolması temin edilir ve sürekli orijinal şeylerle karşı karşıya getirilirse, sabahtan akşama kadar zevk içinde yaşayacak, bulutlar gibi dolacak, damla damla dökülecek, yer yer içinden hıçkıracak, kalbini dövecek ve ellerini dizlerine vuracaktır. Böyle bir insanın günaha girme duygusu da sönecektir.</p>
<p>Eğer kendimizi bir kalbî operasyona tâbi tutmak istiyorsak, kâinat kitabını karşımıza alacak ve onu sayfa sayfa okumaya çalışacağız. Bir gün yıldırımı, şimşeği ve yağmuru tahlil edecek ve tahlil ettiğimiz bu sayfa o gün için bize yetecek ve bizi doyuracaktır. Bir gün, bulutların üstüne çıkacak, yıldızlarla münasebete geçecek, onlar arasındaki nizam ve âhengi yakalamaya çalışacak ve bununla kalbimizi doyuracağız. Bir gün, şakır şakır akan ırmakların başına gidecek, başka bir gün öten kuşları ve bülbülleri dinleyecek onlarla doyup tatmin olacağız. Bir gün fikren ceninin safahatını takip edecek, bir gün bir rüşeyme göz ve kulak kesilerek onu takibe koyulacak, bir gün nevbaharda gezerek, baharda yeşilliklere selâm durarak ve çeşitli hâdiseler karşısında onları okumak suretiyle dolup taşacak ve böylece üzerimizde bir bulut mahiyetinde bulunan gafleti bertaraf etmiş olacağız. Yoksa şeytanın, bu şekilde fikrî ve ruhî ameliyeye kendisini tâbi tutmayan kimsenin burnuna bir kanca takması gayet normaldir. Ve böyle bir kimsenin “Ben mescitteyim” demesi de bir şey ifade etmeyecektir.</p>
<p>Evet, fikrî ve rûhî bir operasyon gerekiyor. Bu durumun, Allah’ın varlığına ve birliğine dair içimizde bir inşirah ve canlılık meydana getirdiği aynı zamanda Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dair meseleleri de tahlil edeceğiz ve o da yine bizi doyuracak ve biz, her hâlükârda ter ü taze Müslümanlıkla karşı karşıya kalacağız. Meselâ bir gün Efendimiz’in muhteşem inkılâbını okuyacak; sağlam bir müşâhede ile yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda hem bir din tesis edilsin, hem dönmeyen ve döneklik bilmeyen bir cemiyet meydana getirilsin, hem dünyanın en muhteşem iki-üç imparatorluğu dize getirilsin, hem bunların yerine en muhteşem medeniyetler kurulsun, hem içine girildiği milletlerin kaderlerine hâkim olunsun, hem kurulan umranlar sekiz asır devam etsin hem de üç halife zamanında fethedilen yerler, daha sonra Osmanlı ve Selçuklu’nun fethettiği yerlerin bilmem kaç katı olsun.. bütün bunlar çok önemli hâdiselerdir. Başka bir gün, Efendimiz’in erkân-ı harp olduğu hususu ele alınsın.. bir avuç insanla cihanın en büyük ordularına karşı iman adına savaşırken mağlup olmayan Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ordularının O’ndan otuz sene sonra İstanbul’un kapılarına dayanması mütalaa edilsin. Bu öyle muhteşem bir hâdisedir ki, Gibb, Renan ve Toynbee gibi kimseleri şaşkınlığa sevk etmiştir. Bunlar da Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvveti namına bizi doyuracaktır.</p>
<p>Yine bir başka gün, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir ekranın başında oturmuş gibi kıyamete kadar cereyan eden hâdiseleri birer birer haber verdiğini duyunca bir kez daha şahlanacağız. Meselâ, Allah Resûlü, hilâfetin otuz sene süreceğini,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> bir insan tipi çizerek gelecekte bu zümrenin yeryüzünü işgal edeceğini,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Fırat’ın insanlık için bir gaile olacağını,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Hicaz’da bir ateşin zuhur edeceğini,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> ilmin ve fennin gelişeceğini<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> ve bunun gibi daha pek çok hâdiseyi haber vermiştir. Şimdi biz, bütün bunların bir bir gerçekleştiğini görünce “Fesadaka Resûlullah” (Allah Resûlü ne doğru söylemiş!) diyecek, ülfet ve gaflet perdesini yırtarak hayretle gerilime geçeceğiz.</p>
<p>Her gün İslâm peteğinden bir şeyler koparıp, o petekten birkaç kaşık bal alınca, o gün ağzımız onunla tatlanacak, Muhammedîliği onunla yaşayacak, Hakikat-ı Ahmediye semasına onunla yükseleceğiz. Ertesi gün ve daha ertesi gün başka şeyler yaşayacak ve böylece şeytanın oyuncağı haline gelmekten fersah fersah uzaklaşmış olacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Buhârî, i’tikâf 11, 12, bed’ü’l-halk 11, edeb 121, ahkâm 21; Müslim, selâm 23, 24.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a>  Bkz. Tevbe sûresi, 9/100; Fetih sûresi, 48/18; Mücadele sûresi, 58/22.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 3/197; 5/23; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 8/129.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a>  Tirmizî, fiten 48; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/220-221.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a>  Ebû Dâvûd, melâhim 9-10; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/40, 44.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a>  Buhârî, fiten 24; Müslim, fiten 30-32</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a>  Bkz. Buhârî, fiten 24; Müslim, fiten 42.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/seytanin-oyuncagi-olmamak-i-cin#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a>  Bkz. Dârimî, mukaddime 27; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ, 6/100.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-oyuncagi-olmamak-icin/">Şeytanın Oyuncağı Olmamak İçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan, ezeli düşmanı tanıyalım &#124; Halil Şimşek</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytan-ezeli-dusmani-taniyalim-halil-simsek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2020 11:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[halil simsek]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<category><![CDATA[tanıma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şeytan, ezeli düşman&#8230; Çok yaman, amansız ve imansız. Ezeli hasım. İslamda şeytan denilince anlaşılan mana şudur: Allah’ın “Adem&#8217;e secde emrine„ karşı gelip, isyan ettiği için ilahi rahmetten kovulan ve insanların&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ezeli-dusmani-taniyalim-halil-simsek/">Şeytan, ezeli düşmanı tanıyalım | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Şeytan, ezeli düşman&#8230; Çok yaman, amansız ve imansız. Ezeli hasım.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslamda şeytan denilince anlaşılan mana şudur: Allah’ın “Adem&#8217;e secde emrine„ karşı gelip, isyan ettiği için ilahi rahmetten kovulan ve insanların amansız düşmanı, cin taifesinin inkarcı kesiminden gizli bir varlıktır. (el-Kehf, 18/50)</p>
<p style="font-weight: 400;">Şeytan, gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, asi, insanları saptırmaya çalışan cinlere de şeytan denir. (A&#8217;raf 7/ 11-18)</p>
<p style="font-weight: 400;">Haset, öfke gibi insana mahsus olan her kötü huy ve davranış da şeytan diye adlandırılmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şeytanın özelliklerini tanırsak onunla daha kolay mücadele edebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şeytanın gizli olması, gözle görülmemesi de imtihanın bir gereğidir. Aksi takdirde şeytanı gören herkes Müslüman olurdu. İmtihan sırrı bozulurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>İblis şeytan farkı</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim ayetleri bir bütün olarak incelendiğinde, <strong>İblis</strong> çok ibadet etme neticesinde melekler arasına giren cinlerden biridir. Fakat Âdem’in (as) yaratılışından sonra Allah’ın emrine karşı gelmesi ve Âdem’e (as) secde etmemesi nedeniyle ilahî huzurdan kovulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Şeytan</strong> ise insanlardan yahut cinlerden veyahut hayvanlardan olan her isyancı ve aksi varlığa denir. İblis’e şeytan denmesinin sebebi; isyan etmesi ve Allah’ın emrine karşı çıkmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İblis, itaatsizlik nedeniyle Allah’ın dergâhından kovulan özel bir şeytanın ismidir. Şeytan ise cin, insan ve hatta hayvanlardan olan şeytanları kapsayan asi ve baş kaldıran varlık anlamında genel bir kavramdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân-ı Kerîm’de 18’i çoğul olmak üzere 88 yerde şeytan, 11 yerde iblîs kelimesi geçmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Şeytanın bazı özellikleri şunlardır:</strong></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;">Şeytan ateşten yaratılmıştır.</li>
<li style="font-weight: 400;">Gurur ve kibiri nedeniyle Yüce Allah&#8217;a isyan etmiştir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Cennetten kovulmuş ve Allah tarafından lanetlenmiştir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Kıyamete kadar yaşayacaktır.</li>
<li style="font-weight: 400;">İnsanlara vesveselerle korku verir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Fakirlik korkusu verir.</li>
<li style="font-weight: 400;">İsrafa yönlendirir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Yalancı ve sinsidir. Gücü sadece çağırmaya yeter.</li>
<li style="font-weight: 400;">İnsanların şükretmelerini engellemek ister ve isyana yöneltir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytanın Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de geçen isimlerinden biri de İblis&#8217;tir.</li>
<li style="font-weight: 400;">Hem kendi cinsinden hem de insanlar ve cinlerden yardımcıları vardır.</li>
<li style="font-weight: 400;">İnsanları ve cinleri Allah&#8217;a isyan etmeleri için kışkırtır.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytan, insanları birbirine düşürerek, aralarında düşmanlık sokmak ister.</li>
<li style="font-weight: 400;">Kıyamete kadar insanları Allah&#8217;a karşı isyan ettirmek için çalışacaktır.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Görüldüğü üzere Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerde şeytan hiç iyi bir şekilde bahsedilmemiştir. Şeytanı ve şeytanın davetine uyanları ahirette büyük bir azap beklemektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Şeytana karşı alınacak tedbirler nelerdir?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Şeytandan korunma yollarını bilmek ayrı, yapılan tavsiyelere uymak da ayrıdır. Tavsiyeler uygulanmazsa şeytana yenik düşeriz. Elimizdeki ilaç ne kadar güçlü olursa olsun, o ilacı kullanmayınca faydası olmaz.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şeytanı bize tanıtan Allah, ne gibi dualarla ondan korunacağımızı da bize öğretir:</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;">Şeytan bazen sağdan yaklaşır. İnsanı iyilik yapmaktan alıkoymaya çalışır. Mesela bir insan sadaka vermeye niyetlendiğinde onu engellemeye çalışır, “aslında şu kadar kendi ihtiyaçların varken niye veriyorsun ki” der. İnsanın hayrını istiyormuş gibi yapıp, onun hayrına engel olur. Yine aynı şekilde, büyük hizmetler yapabilecek bir insanı kendi halinde bir hayata ikna eder, başkalarının ondan istifadesine engel olur.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytanın en önemli silahlarından birisi de insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder, o kusur kusur olmaktan çıkar. Fakat kendini kusurlu ve günahkar görmeyen kişi istiğfar etmez.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytanın aldatmalarına karşılık sürekli Allah&#8217;a tövbe ve istiğfar etmeliyiz.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytanın ve adamlarının bulunabileceği mekanlardan uzak durmalıyız.</li>
<li style="font-weight: 400;">Kalbe vesvese geldiğinde, kötü düşünceler beynimizi sardığında, eûzu-besmele çekmeliyiz.</li>
<li style="font-weight: 400;">Abdestli bulunmaya, namazlarımıza devam edip imanımızı kuvvetli tutmaya çalışalım.</li>
<li style="font-weight: 400;">Şeytanın en çok etki ettiği kıskançlık, öfke, kin gibi duygularımızı kontrol altına almaya veya yönlerini değiştirmeye çalışalım.</li>
<li style="font-weight: 400;">Cemaat içinde bulunup, yalnız kalmayalım. Peygamber Efendimiz bu konuda bize şunu bildirir: “Dikkat edin! Cemaat halinde olun. Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden ise uzak durur.” (Tirmizi, Fiten, 7)</li>
<li style="font-weight: 400;">İnsan tek başına kaldığında şeytan bu fırsatı değerlendirir. Mesela, evde tek başına kalan genç, arkadaşlarıyla birlikte iken bakamadığı müstehcen yayınlara kolaylıkla ulaşabilir veya aslında girmemesi gereken yerlere internetten girebilir. Demek ki, yalnız kalmak insanı şeytanın saldırılarına açık hale getiriyor. Cemaat halinde olunca insanlar birbirlerini korumada yardımcı oluyorlar.</li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Âmene’r-rasûlü, Ayete‘l kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs surelerini okuyarak, haram olan dinletilerden uzak kalarak şeytanı uzaklaştırırız.</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Midemize girenlere dikkat</strong></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Haram ile beslenen, haramî yani terörist olur denilmiştir. Haram yiyen kişilere şeytanın musallat olup, ibadetlerden uzaklaştırıp saptırması daha kolay olur.</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><strong>İstiaze</strong><strong>, Allah&#8217;a sığınma</strong></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Şeytana lanet etmek yerine istiazede bulunmak gerekir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fâtır suresi altıncı ayete göre, şeytan insanın apaçık düşmanıdır. Rahmân ve Rahîm Allah ise insanın yaratıcısı, rızık vericisi, efendisi ve bütün işlerini düzenleyenidir. Kişinin, düşmanından dostuna sığınması yaratılışının ve aklın gereğidir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sığınma, istiaze, “Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm”, yani; “Kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” cümlesini söy­lemeye verilen isimdir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Felak Suresi, Nas suresi sabah akşam üçer defa okunmalıdır.</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Harama bakmamak.</strong></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">Gözümüze hakim olmak şeytana yem olmamak için önemli bir korunma sebebidir.</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Cenab-ı Hak, Resul’üne şu duayı ders vermiştir. Hz. Peygamber (asm)&#8217;in duası:</strong></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Rabbi eûzü bike min hemezâti&#8217;ş- şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.&#8221;</strong> (Mü’minûn, 97-98)</p>
<p style="font-weight: 400;">Meali: <em>&#8220;Ya Rabbi! Şeytanların vesveselerinden, onların yanıma sokulmalarından Sana sığınırım</em>.&#8221;</p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><strong> Namahrem olanlarla baş başa kalmamak</strong></li>
</ul>
<p style="font-weight: 400;">İslam, yabancı kadına şehvetle bakmayı yasakladığı gibi, onun­­la başbaşa kalmayı da yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöy­­le buyurur: “Sizden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü bunu yaparsa üçüncüleri şeytan olur.” (Buharî, Nikâh,  111, 112)</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8211; Harama bakmak, hadiste “göz zinası” olarak adlandırılmıştır. Özellikle sosyal medya kullanımında dikkatli olunmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Kör şeytan„ deyip, şeytana sövmek doğru mu?</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İ<strong>şimiz rast gitmediğinde, herhangi bir aksi durumla karşılaşınca söylenen “kör şeytan” deyimi Peygamber Efendimiz (sav) tarafından uygun görülmemiştir.</strong><br />
Bir hadis-i şerifte, toplumumda çok sık rastladığımız bu konuya işaret edilmektedir:</p>
<p style="font-weight: 400;">Ebu&#8217;l-Müleyh, bir adamdan naklen demiştir ki: <strong>“Ben Rasûlullah (s.a.v)’in terkisinde idim. Hayvanın ayağı kaydı. Ben, “Kör şeytan/ burnu sürtülesice!” demiş bulundum. Bana: “Böyle söyleme, zira böyle söylersen o büyür, hatta ev kadar olur ve “kendi gücümle onu yere attım!” der. Fakat sen: “Bismillah!” de, zira böyle söylersen o küçülür ve sinek kadar olur.” buyurdu.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">(Ebu Davud, Edeb, 85, (4982)<br />
Şeytana lanet etmenin bir anlamı yoktur. Zaten biz ona lanet edince şeytan der ki: “Ben zaten lanetliyim.„ Fakat eûzü besmele çektiğimizde “İşte benim belimi kırdın„ der. Bu sebeple şeytana kızarak ona kötü sözler söyleyip, lanet etmek onun kötülüğüne engel olmaz. Ama eûzü besmele çekip Allah’a sığındığımızda küçülür ve kaçacak yer arar. Tıpkı, ezan okunurken kaçtığı gibi..</p>
<p style="font-weight: 400;">Muhlas yani ihlasa erdirilmiş kulların üzerinde şeytanın bir etkisinin olmayacağını Rabbimiz bildiriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri ihlasa erdirilmiş, muhlas kullarından eylesin. Şeytanın ve onun taraftarlarının her türlü fitne ve fesadından korusun.</p>
<p style="font-weight: 400;">“<em>Allahümmec’alnâ min ibâdike’l muḫlisîn el muḫlasîn</em>”</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah’ım bizi ihlası kazanan ve ihlasa erdirilen kullarından eyle. Amin.</p>
<p><strong>Hizmetten | Hail Şimşek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytan-ezeli-dusmani-taniyalim-halil-simsek/">Şeytan, ezeli düşmanı tanıyalım | Halil Şimşek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytanın Oyunları</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytanin-oyunlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 06:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: İnsanları saptırma adına şeytanın kullandığı başlıca argümanlar nelerdir? Cevap: Şeytanın önemli oyunlarından biri, insanı tepetaklak Cehennem’e götürebilecek büyük şeyleri, küçük göstermesidir. Hz. Pir, küçük gibi görünen şeylerin insan açısından büyük tehlike&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-oyunlari/">Şeytanın Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> İnsanları saptırma adına şeytanın kullandığı başlıca argümanlar nelerdir?</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Şeytanın önemli oyunlarından biri, insanı tepetaklak Cehennem’e götürebilecek büyük şeyleri, küçük göstermesidir. Hz. Pir, küçük gibi görünen şeylerin insan açısından büyük tehlike arz edebileceğini kendine has üslubuyla şöyle ifade eder: <em>“Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma!”</em> (Bediüzzaman, <em>Lem’alar</em>, 169-170) Bunları çoğaltabilirsiniz. Mesela bir başkasını hafife alma, dil ucuyla birisini kınama, bir yüz ekşiliğiyle muhatabın densizliğini vurgulama gibi tavırlar bazıları açısından küçük gibi görünebilir. Fakat Allah katında bu tür tavır ve davranışlar hiç de küçük değildir.</p>
<p>Esasında en tehlikeli şeyler, bu gibi küçük görünen amellerdir. Bazen bir akrep, kobradan daha tehlikeli olur. Zira gelişiyle, ıslığıyla, hışırtısıyla kendisini hissettiren bir düşman büyük bile olsa, ona karşı tedbir almak ve onun tehlikesini bertaraf etmek kolaydır. Fakat akrep sinsi bir şekilde gelir, bazen yorganın arasına, bazen yastığın altına saklanıp hiç ummadığınız bir zamanda sizi sokar. Dolayısıyla onun tehlikesini savmanız çok zordur. İşte günah ve hatalara da bu gözle bakmak gerekir. Onlar arasında asıl korkulması gerekenler, sinsice gelenler veya basite alınanlardır.</p>
<p>Bir Müslüman için en önemli şey, küçüğüne büyüğüne bakmadan, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı her türlü hata ve günahtan uzak durmak, bunlardan sıyanet buyurması adına sürekli Allah’a dua etmektir. Yine Hz. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla ifade edecek olursak, bazı küçük şeyler vardır ki çok büyük şeyleri yutar. Kalb de bunlardan birisidir. Zira o, kâinatları içine alacak genişlikte olmasına rağmen, bazen küçük gibi görünen şeyler yüzünden kararabilir. Nitekim Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) işlenen her bir günahın kalbde siyah bir nokta bırakacağını ve bu noktaların zamanla çoğalarak kalbi kaplayacağını ifade buyurmuştur. (Tirmizî, <em>tefsîru’l-Kur’ân</em> 83)</p>
<p>Şeytan, şahısların durumuna ve karakterine göre onları günaha sevk edebilme adına her türlü argümanı kullanır. Fakat onun birinci derecede kullandığı ve her zaman başvurduğu bir kısım şeyler vardır. Bunlar genel itibarıyla insanların zayıf ve mukavemetsiz olduğu; sabredip direnmekte zorlandığı hususlardır. <em>Hücümat-ı Sitte</em>’de şeytanın hücum adına kullandığı başlıca vesilelere yer verilir. Daha başka vesileleri de bunlara irca etmek veya eklemek mümkündür. Biz burada birkaçı üzerinde duracağız.</p>
<p>Bunlardan birisi olan şöhretperestlik, şeytanın insanı günaha sürükleme adına en çok kullandığı vesilelerden birisidir. İnsanın sürekli lehinde konuşulup yazılmasını istemesi, bir yere gittiğinde kendisi için ayağa kalkılmasından hoşlanması, kalkılmadığında gönül koyması, sürekli alkış ve takdir peşinde koşması, her başarısını popülizme bağlaması gibi tavırlar, şöhretperestlik hissinin birer tezahürüdür. Hâlbuki İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir meclise girdiğinde ayağa kalkılmasını şiddetle men ediyordu. <em>“Acemlerin büyüklerine ayağa kalktığı gibi kalkmayın!”</em> (Ebû Dâvûd, <em>edeb</em> 165) buyuruyordu.</p>
<p>Aslında Allah Resûlü  bir yeri teşrif ettiğinde değil diriler, mezardaki ölüler bile ayağa kalkmıyorsa vefasızlık yapıyorlar demektir. Bizim O Zat’a karşı saygı anlayışımız budur, bu ayrı bir konu. İşin öbür yanına gelince Efendimiz, bu tavrıyla hem engin tevazuunu ortaya koyuyor hem de önemli bir dinî disiplin vaz ediyordu. Alkışlanmaktan, bahsedilmekten, ayağa kalkılmasından hoşlanan bir kişi, asıl hoşlanılması gerekli olan şeyleri kaybediyor; ahiretteki hakkını burada kullanıyor demektir.</p>
<p>Aynı şekilde rahat tutkusu da diyebileceğimiz tenperverlik, şeytanın sıkça kullandığı vesilelerden birisi olup, insanı helakete sürükleyen faktörlerden bir diğeridir. Yiyip içip, yan gelip kulağı üzerine yatma, yazlıklarda kışlıklarda keyif çatma, hep rahatının, bedenî isteklerinin peşinde koşma, şeytan açısından değerlendirilecek çok önemli birer fırsattır. Oysaki insan bunlar için yaratılmamıştır. Elbette o, yeme, içme gibi mubah dairedeki bir kısım lezzetlerden istifade edecektir. Fakat mü’minin hep arkasından koşacağı gaye-i hayali, Allah’a kullukta bulunma, insanları tevhide, hak ve hakikate çağırma olmalıdır.</p>
<p>Şeytan, insanların zaaflarını keşfetmede çok profesyoneldir. Herkese, hususi durumuna göre yaklaşır. Mesela birisinin bohemliğe açık bir yanı varsa, şeytan ne yapar eder onu günahın içine çekmeye çalışır. Mesela tutar, onu, nefes alma ve tenezzühte bulunma gibi gerekçelerle kandırarak zift akan yerlerde dolaştırır; yüzmenin sünnet olduğunu kulağına fısıldayarak plaj plaj gezdirir. Derken onu, gözünün içinden veya kalbinden öyle vurur ki, hiç farkına varmadan bohemliğin içine salıverir.</p>
<p>Aynı şekilde bakar ki bir başkasının paraya karşı fazla tamahı var. Haramlara sürükleme, gayrimeşru işlere sevk etme adına onun da bu zaafını kullanır. Boynuna taktığı yular ile onu istediği yere çeker. Böyle birisi şeytanın güdümünde hareket ettiğinin hiç farkına varmasa, kendi iradesiyle karar verdiğini düşünse ve hatta bazen meşru alanda dolaştığını zannetse de çoktan şeytanın oyuncağı hâline gelmiş bir zavallıdır.</p>
<p>Şeytanın çokça suiistimal ettiği argümanlardan bir diğeri de haset ve kıskançlık hissidir. Haset, “Falanda olmasın, bende olsun.” düşüncesidir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi, hasedin de amelleri yiyip bitireceğini ifade buyurmak suretiyle (Ebû Dâvûd, <em>edeb</em> 44; İbn Mâce, <em>zühd</em> 22) onun mü’min açısından nasıl kaybettirici bir duygu olduğuna dikkat çekmiştir. Hasan Basri Hazretleri de, “Ben hasetçiden daha çok mazluma benzeyen bir zalim görmedim.” (İbn Abdi Rabbih, <em>el-Ikdü’l-ferîd</em> 2/158; el-Kurtubî, <em>el-Câmi’ li ahkâmi’l-Kur’ân</em> 5/251) demiştir. Eğer bir kişi, başkalarının başarılarından rahatsızlık duyuyorsa, şeytanın oyunlarına açık bir yanı var demektir. Kendi işinde profesyonel olan şeytan, böyle bir zaafı kaçırmaz. İnsandaki kıskançlık temayülünü öyle bir değerlendirir ki, neticede onun mahvına sebep olur.</p>
<p>Meşru yolda kullanıldığı takdirde mahzursuz olan gıpta ve rekabet dahi şeytan açısından önemli birer argüman olabilir. Zira bunlar hasetle sınır komşusudur; hatta bir nevi onun ikizi gibidir. Sadece bir fasıl ondan sonra doğmuştur. Meşru rekabetin manası şudur: “Bu kardeşlerim yaptıkları güzel işlerle doludizgin Cennet’e doğru koşuyorlar. Onlara zarar vermeden biz de onlar gibi koşalım, hayırda onlardan geriye kalmayalım. Burada onlarla beraberdik; ahirette de onlardan ayrılmayalım.” Kur’ân-ı Kerim, <span class="arabic">فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ</span> <em>“Hayırlı işlere koşun, hayırda yarışın.”</em> (Bakara sûresi, 2/148; Mâide sûresi, 5/48) ve <span class="arabic">وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ</span> <em>“Öyleyse yarışanlar, bunu için yarışsınlar.” </em>(Mutaffifîn sûresi, 83/26) gibi âyetleriyle mü’minleri hususiyle hayır işlerinde yarışmaya çağırır.</p>
<p>Fakat şeytan çoğu zaman bu duyguyu da suiistimal etmek ister. İnsanın içindeki kıskançlık hissini harekete geçirerek gıptayı hasede çevirir. Bu sefer kişi, “O niye koşuyor? Onun yerine koşan asıl ben olmalıyım.” demeye ve hatta haset ettiği insanların önüne geçmeye, onlara zarar vermeye başlar. İçindeki rekabet duygusunu başkalarına attığı çelmelerle tatmin etmeye çalışır. Çoğu zaman iş burada da kalmaz ve aidiyet mülâhazasına, cemaat enaniyetine dönüşür ki bunun tahribatı geniş alanlı olduğu için çok daha tehlikelidir. Zira böyle bir insan, sırf kendi meşrebinden, kendi mezhebinden olmayan insanlara karşı tavır almaya başlar.</p>
<p>İslâm tarihinde Hazreti Ali döneminde başlayıp asırlarca devam eden değişik hercümerçlere sebebiyet veren, işte bu haset duygusudur, hazımsızlıktır, aidiyet mülâhazasıdır. Haricîler, Şiiler, Zübeyrîler, Emeviler, Abbasiler gibi onlarca grup teşekkül etmiştir. Belirli şahıs ve fikirler etrafında bir araya gelen insanlar başkalarına karşı cephe almış ve kanlı savaşlara sebebiyet vermişlerdir. “Yönetimde onun yerine ben olayım.” düşüncesiyle hareket eden bir kısım gruplar, pek çoklarına kan kusturmuşlardır. Çoğu zaman Müslümanlar kendi içlerinde birbirlerini yemeye durduklarından ötürü Allah da kâfir ve zalimleri onların başına musallat etmiştir. Zira zalim Allah’ın kılıcıdır. Allah, istihkakı olanları, onu kullanarak cezalandırır; sonra döner onu da cezalandırır.</p>
<p>Bütün bu negatif duygulardan kurtulmanın ve şeytanın oyunları karşısında nakavt olmamanın yolu ise güçlü imandır, Allah’a teslimiyettir ve kıvamın sağlam olmasıdır. Şayet imanı tam sindirebilmişseniz, Allah’ın izni ve inayetiyle hazmedilmesi en zor şeyleri bile hazmedebilirsiniz. Hz. Üstad gibi, <em>“Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.”</em> (Bediüzzaman, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, s. 54) der bütün insanlığı kucaklarsınız. Kötülüğe kilitlenen insanlar karşısında bile sadece ıslah diler, her yerde barış ve huzurun hâkim olması adına gayret eder ve katiyen başkaları hakkında negatif düşüncelere girmezsiniz.</p>
<p><time datetime="2020-02-16">16 Şubat 2020</time>. Kategori <a href="https://fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/kirik-testi-serisi/kirik-testi">Kırık Testi (Kitaplaşmamış)</a> M.Fethullah Gülen</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-oyunlari/">Şeytanın Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeytan’ın çerezi:Yalan haber</title>
		<link>https://hizmetten.com/seytanin-cereziyalan-haber/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Oct 2019 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[çerez]]></category>
		<category><![CDATA[Reşit Haylamaz]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4838</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatını yalan üzere inşa edenlerin ipi pazara çıktığında, şüphesiz o yalanın kitabı da yazılacak!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-cereziyalan-haber/">Şeytan’ın çerezi:Yalan haber</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><strong>Şeytan çerez çitliyor!</strong></em></h1>
<p>Dine hizmet adına çok önemli adımlar atıldığı müsellem olmakla birlikte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) sonrası yıllar, aynı zamanda sıkıntılı süreçlerin de yaşandığı hazin bir zaman dilimidir.</p>
<div class="z27XZzvS"></div>
<p>Peygamberlik iddia ederek bayrağını bir yere dikip etrafında adam toplamaya çalışan hokkabazlıklara bakılacak olursa, fitnenin zuhûru daha öncesine dayanmakta.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) hilafet günleri, keyiflerine göre bir din peşinde koşan, işlerine geldiğinde ön safta ama keyiflerinin istemediği konularda ayak direten muannitlerle mücadele halinde geçmiş.</p>
<p>Fitne selini seylaplara dönüştürebilmek için önünde set gibi duran mehîb Hazreti Ömer’i şehîd etmiş, ümmet arasında kapanmaz bir yara açmışlar.</p>
<p>O’nu şehîd eden de ettiren de belli!</p>
<p>Düne kadar birbirini yemeye azmetmiş iki büyük güç, yeni gelişmekte olan dupduru yapıyı ortak hedef haline getirmiş, yarın gelebileceği noktaları düşünerek daha Medîne’deyken ademe mahkum etme yarışına girmiş.</p>
<p>Acem-Bizans el ele, oyun içinde oyun…</p>
<p>Kandan beslenen senaristin, gönüllü figüran bulması zor olmamış!</p>
<p>Veya başka bir ifadeyle, içeride tuzaklanan hücrelere âb-ı hayat sunulmuş.</p>
<p>Dolayısıyla, İbn-i Seb’e gibilerin ekmeğine yağ sürülmüş, aradıkları fırsatlar “lütuf” olarak önlerinde hazır edilmiş!</p>
<p>Cep telefonu yok, sosyal medya yok; ama “uygun adım” hareket eden koskoca bir coğrafya var!</p>
<p>Kaynıyor ve kaynatılıyor!</p>
<p>Başka türlü nasıl olacak ki?</p>
<p>Açıkça,”organize” bir hareket.</p>
<p>Sözler süslü ve görüntü de takva kisveli.</p>
<p>Onun için, görüntüye aldanan bir hayli saf insan var.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Dünyalarına gıll u gış misafir olmamış, herkesi kendileri gibi saf ve duru görüyorlar.</p>
<p>Bu kadar hain olabilecekleri, o günün tahayyüllerini aşkın!</p>
<p>“Aldanırız, ama aldatmayız” çizgisindeler.</p>
<p>Niyetler duru, samimiyette de şüphe yok! Ancak oyun büyük ve ne duruluk ne de samimiyet, içine çekildiğiniz tuzaktan sizi kurtarmaya yetmiyor!</p>
<p>İç unsurlar mesaide ve uyarılma noktaları iyi keşfedilmiş; kaşıyan kaşıyana!</p>
<p>Gelen haberin doğruluğunu test etme lüzumu duymadan harekete geçen isimler, farkına varmadan kitleleri sokağa döken dinamiklere dönüşüyor!</p>
<p>Şartlar önceden hazırlanmış ve bunların her birisinde zamanlama da manidar!</p>
<p>Mesela, Sahâbe’nin çoğunun hacda olduğu bir günü seçmiş ve Hazreti Osmân’ı şehîd etmişler. Niyetlerini anladığı için Mısır’dan çıkışlarına izin vermeyen valiyi, “hacca gidiyoruz” diye kandırmış, ama yolda “yön” değiştirip Medine’de kan dökmüşler!</p>
<p>Hedef haline getirdikleri isimler hakkında ne inci mercanlar dizilmiş?</p>
<p>Kur’ân ve Sünnet’i basamak yapmış, kirli emellerine alet etmişler!</p>
<p>Sakim düşüncelerine taban bulabilmek için mabedi kirletmiş, dini paspas gibi kullanmayı âdiyattan görmüşler!</p>
<p>Kimlere ne mektuplar gidip gelmiş, hem de etkin ve güvenilir isimlerle…</p>
<p>Kısaca, psikolojik savaşın her türlüsü var!</p>
<p>Bu arada yaşanan onlarca acı olay; yıkılan yuvalar, sönen hayatlar…</p>
<p>Öyle kendinizi kaptırmayın; bugünlerden değil, o günlerden bahsediyorum.</p>
<p>Elimde bir kitap var; “Sahabe Müdafaası” diye tercüme edebileceğimiz eseri Mustafa Murâd, Ezher Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırlamış.</p>
<p>Bahsini ettiğimiz dönemi mercek altına alarak kimin hakkında hangi merciin, ne türlü haberler uydurduğunu çalışmış ve bunları, kimlerin hangi maksatla pazara çıkardığını incelemiş.</p>
<p>O dönemde rol alan bir çok ekolden bahsediyor; haset, kin ve nefretleriyle köpürüp duranları o gün de Şeytan, keyif çattığı köşesinden taaccüble seyre dalmış gibi!</p>
<h3><em>Aradan bunca zaman geçmiş, hâlâ hasar tespiti peşindeyiz.</em></h3>
<p>Şöyle bir muhtevaya bakınca, bunca vahim hâdiseyi doğuran en önemli unsurun, “yalan haber” olduğu dikkatlerden kaçmıyor.</p>
<p>Şeytan çerez çitliyor!</p>
<p>Zaman zaman belli başlı örnekleri sizlerle buradan paylaşmayı düşünüyorum.</p>
<p>Ancak, kuyumcu hassasiyetiyle bir bakışa, ince işçiliğe duyulan ihtiyaç da açık.</p>
<p>Önümüze o kadar süslü servisler yapıldı ki kaşıktan önce aklımıza ihtiyat geliyor; hüzn-ü zan, adem-i itimat!</p>
<p>Geçmişi bilmenin hikmeti bu; aynı delikten bir daha ısırılmamak için kayma notlarının aydınlanması bir zaruret.</p>
<h3><em><strong>Gün gelecek, bugünlerin de fotoğrafı çekilecek.</strong></em></h3>
<p>Hayatını yalan üzere inşa edenlerin ipi pazara çıktığında, şüphesiz o yalanın kitabı da yazılacak!</p>
<p>Matruşka misal, oyun içinde oyunların aktörleri de bu karede yer alacak, bal görünümlü zehri fark etmeyip zâhire aldananlar ve kendi ikbali için sessizliğin koyunda can verenler de!</p>
<p>O günün parlayan yıldızlarını şimdiden görmek mümkün; karanlıkta çıkış arayanlara, üzerinde değirmen taşları döndürüldüğü halde duruşunu hiç değiştirmeyen ve hadiseler nasıl cereyan ederse etsin, güzergâhında değişiklik yaşamayanlar yön verecek…</p>
<p>Bugünü bir nebze de olsa anlayabilmek için o günlerden size bazı örnekler aktaracağım; ancak, bunun için bir hafta beklemeniz gerekecek!</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/seytanin-cerezi-yalan-haber/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak:TR724 | REŞİT HAYLAMAZ</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seytanin-cereziyalan-haber/">Şeytan’ın çerezi:Yalan haber</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
