<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seyid Nurfethi Erkal arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/seyid-nurfethi-erkal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/seyid-nurfethi-erkal/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:25:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Seyid Nurfethi Erkal arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/seyid-nurfethi-erkal/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Üç şehzade: Din, Felsefe ve Bilim &#124; Seyid Nurfethi Erkal</title>
		<link>https://hizmetten.com/uc-sehzade-din-felsefe-ve-bilim-seyid-nurfethi-erkal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2020 13:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe ve Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Seyid Nurfethi Erkal]]></category>
		<category><![CDATA[Üç şehzade: Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6923</guid>

					<description><![CDATA[<p>“En yüce şeylerden elde edilen en ufacık bilgi, aşağı şeylerden elde edilebilecek en emin bilgiden daha arzuya şayandır.” (Thomas Aquinas) Din, felsefe ve bilim, aynı dilbere tutkun üç şehzade. İsmi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-sehzade-din-felsefe-ve-bilim-seyid-nurfethi-erkal/">Üç şehzade: Din, Felsefe ve Bilim | Seyid Nurfethi Erkal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“En yüce şeylerden elde edilen en ufacık bilgi, aşağı şeylerden elde edilebilecek en emin bilgiden daha arzuya şayandır.” (Thomas Aquinas)</p>
<p>Din, felsefe ve bilim, aynı dilbere tutkun üç şehzade. İsmi ‘Hakikat’, vuslatı hayal bir sultan için neleri göze almadı ki şehzadeler…</p>
<p>Yola birbirlerini kardeşlikten reddederek koyulan şehzadelerin ellerindeki tek adres bilgi sarayıdır. Silahlarını kuşanan her şehzade kendisini sarayın kapısında buluverir. Fakat binbir odalı sarayda taht nereye kurulmuş, peçeli sultan kim bilir hangi tahta oturmuştur?</p>
<p>Tek bilinen o ki ‘Hakikat Sultan’ı elde eden, hükmü de hak edecektir. Peki, bunu öğreneli şehzadeler hangisinin peşindedir; sultanın mı, yoksa tahtın mı? Bu sorunun cevabı kimselerde yok, şehzadelerde bile. Ama bir cevap varsa sevdanın yetmediği, mutlaka izdivaç gerektiğidir.</p>
<p>En genç padişah adayı, en ateşin olanıdır. “Nasıl”lar zincirine takılan küçük şehzade için her halka tecessüsünü tutuşturan bir avuç barut olur. Sultanını bulacağı umuduyla girdiği sarayda, bin anahtarı tecrübe ile açtığı her kapı, bin bir kapılı diğer bir salona açılır. Asıl sorun ise çalışkan kardeşin çilingirlik mahareti arttıkça başlar. “Kilitleri niçin açmaktadır?” önce umursamaz bu soruyu, sonra tamamen unutur, daha sonra… “Kilitler mutlaka açılmalı! Bütün kapılar kilit bulunsun, odalarsa kapılar konsun diye mevcuttur.” Bu anahtar bu kilidi açmıyorsa, başka bir anahtar bir gün mutlaka açacaktır.</p>
<p>Şehzade müteselsil dizilen odalarda yalnız kilitleri görmektedir artık. Kilitlere kilitlenen şehzadenin odalardaki deliksiz kapıları, asansörleri görmesi de pek mümkün değildir. Üst katların varlığı dahi unutulmuş, tavana bakmak değil göz atmak bile yasaklanmıştır, zira hurafedir.</p>
<p>Kapısız ve kilitsiz odalara rast geldiğinde, anahtarları duvarlara dener genç şehzade; oyalanmaktan vazgeçince çıkardığı hüküm: “Anahtar girmeyen düzlem, kapı değildir.” olur. “Ortada kapı yoksa oda da yoktur. Girilemeyen odaların varlığından ise söz dahi edilemez.” Bu noktadan sonra açılmayan kapıların duvar; üzerine yürünse yol verecek duvarlarınsa kapı olduğunu anlamak imkânsızdır.</p>
<p>Sultan mı? Şehzademiz için bir anahtar deliği, yalnız hayalinden bahis olunan bin sultana tercih edilir olmuştur.</p>
<p>Ortanca şehzade kendini en zeki sananıdır ve dahi en gerekli. Büyük abisinden kopya çekmekle işe başlayan ortanca kardeş, bir süre küçük kardeşe hocalık da yapar. Öncelikle sarayın kapısında durup dış görünüşüne göre iç teşrifatın tahminine koyulur. Bazen böyle güzel bir sarayın bundan daha güzel bir sahibi olmalı der; bazen de bu kadar fuzuli masrafa ne gerek vardı diye gevezelik eder. “Ne de olsa bir gün yıkılacak.”</p>
<p>Gözü önündeki sarayın varlığını inkâra kadar giden şehzadeyi bu fantezisinden alıkoyan yine kendi zekâsına duyduğu hayranlık olur. Hayallerinden vazgeçemeyecektir, zira sarayı yok farz etse, kendisini de inkârı gerekecektir. Zira tefekkürü, tasavvuru ve tahayyülü ile inşa ettiği imar ona göre çok daha muhteşemdir. Hatta aslında bu sarayı kendi hayaliyle inşa etmiştir ve saray ancak kendisinin onu isimlendirmesi ile anlam kazanabilmektedir!</p>
<p>Bir süre pencerelere bakar, odada bulunan tabloları tasvire dalar; başka bir zaman ‘dördüncü katın yedi numaralı odasında bulunan masanın içindeki dolma kalemin ne renk yazdığı’ ile meşgul olur. En vahimi, şehzademiz zamanla bu cevaplarına kendisi de mutlak doğrular olarak sarılır. Ta ki kendi şüphesinden şüpheye düşene kadar… Bütün bu serüvenden sıkıldığında, talebesi küçük kardeşin yolundan birinci katı ziyarete karar verir ve onun çilingirliğe dair ‘teknik’leri ile düşünmeye dalar. Artık kendi güçlerini de hadım eder ve yolculuğunun ilk durağında kalakalır, yani kapıda. Artık eski hayallerinden de utanır olmuştur; zira hayaller kapıya kadardır.</p>
<p>Sultan mı? O da kim?</p>
<p>Büyük abi, en ağırbaşlı ve en mütevazı olanıdır; yerinde sebat eder. Davetsiz misafir olmak istemez. Zamanla katlara dair bilgiler ona yollanır ve tabii ki davetiyeler… Girilebilecek her odanın planı elindedir. Küçük görünen hiçbir ayrıntıyı atlamaz. Ve en önemlisi, kapıyı çalmayı akıl eder, daha doğrusu öğrenir. Bilir ki üst katlara çıkmak için zile basmak yeterli değildir ama üst katlara çıkabilenler ancak zile edebince basıp, eşikte edebince bekleyenlerdir.</p>
<p>Kapıda hizmetçiler karşılar: “Hangi merdivenden çıkmak istersiniz?” diye sorarlar şehzadeye. “Benim için yapılandan.” diye cevap verir. Her kat ve odayı gezen şehzade, binanın nasıl yapılıp neler barındırdığına pek aldırmaz, her taşa saray hassasiyeti ile bakar. Sarayın her köşesinde saltanata dair bilgi ve ilgisi artan şehzade, sergilenen maharete o derece âşık olur ki her an tasarruf altındaki mülkü bazen saltanat ile de iltibas eder.</p>
<p>Sultan’ın gezdirmesi ile gezinen şehzade, zamanla varlık sebebinin bu arayış olduğunu ve kendisinin de bu saltanata ait olduğunu fark eder. İltibas kalkmış, şehzademiz bir olan Sultan’ın huzurunda hakikatini bulmanın hayreti ile kendinden geçmiştir. Şehzadenin gözünde ne saray kalmıştır ne de kendisi dâhil saraydakiler. Varsa yoksa Sultan.</p>
<p>Varsın küçük kardeş oyuncakları, ortancası laf kalabalığı ile avunsun, büyük şehzade acıyarak dahi bakamaz onlara.</p>
<p>Herkes kavuştuğu ile mesuttur, eğer mühim olan mesut olmaksa…</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/uc-sehzade-din-felsefe-ve-bilim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak:Tr724 | Seyid Nurfethi Erkal</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-sehzade-din-felsefe-ve-bilim-seyid-nurfethi-erkal/">Üç şehzade: Din, Felsefe ve Bilim | Seyid Nurfethi Erkal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahirzamancılar kim?</title>
		<link>https://hizmetten.com/ahirzamancilar-kim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 09:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ahirzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Ahirzamancılar kim]]></category>
		<category><![CDATA[buhari]]></category>
		<category><![CDATA[Seyid Nurfethi Erkal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen üstü kapalı bazen üstü açık, yer yer sarkastik ifadelerle dile getirilen tenkitlerden birisi cemaat çapında ahirzamancılık yapıldığı ve nasihlerin içinde bulundukları eskatolojik ekstazi haletinin tesiriyle muhataplarını bir tür eskatolojik&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ahirzamancilar-kim/">Ahirzamancılar kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen üstü kapalı bazen üstü açık, yer yer sarkastik ifadelerle dile getirilen tenkitlerden birisi cemaat çapında ahirzamancılık yapıldığı ve nasihlerin içinde bulundukları eskatolojik ekstazi haletinin tesiriyle muhataplarını bir tür eskatolojik anksiyete içine sürüklediğidir. Ahirzamancılık hastalığı akılları sosyal rasyonaliteden uzaklaştırdığından bu tür anlatımları tamamıyla terk etmek gerektiği de savunulmaktadır. Peki neden ahirzaman vurgusu yapmaktayız ve ahirzamancılık yapanlar kimlerdir?</p>
<p>Malum olduğu üzere Buhari ve Müslim’in ittifakla sahihlerinde ilk hadis olarak yer verdikleri Cibril Hadisi; dinimizi İslam, İman ve ihsan buudlarıyla birden ders vermesiyle meşhurdur. Ancak bu câmi hadiste Hz. Cebrail (aleyhisselam)’in üç sualine Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) itikad, ibadet ve hulus esaslarını beyan eden cevaplarla mukabelede bulunulmasıyla bu nurani muhavere sonlanmamış ve Hz. Cebrail (aleyhisselam), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize “<b>Kıyametten haber ver</b>?” şeklinde dördüncü bir sual daha yönlendirmiştir.</p>
<p>Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz “Bu meselede sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir.” buyurarak, mülk ve melekutta en ileri ilim sahibi her iki Zat’ın da bu gaybi meseleye dair indallah mahfuz olan bilgilerinin katiyet seviyesinde olmadığına ve ümmetinden zann-ı galip sahibi zatların da bu sınırda durmaları gerektiğine nebevi bir irşatta bulunmuşlardır.</p>
<p>Hz. Cibril (aleyhisselam) bu cevapla yetinmemiş ve “<b>O halde bana alâmetlerinden haber ver.</b>” diyerek Allah Resulüne bir soru daha yöneltmiştir.</p>
<p>Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Câriyenin kendi sahibini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.” buyurarak; akla kapı açıp, ihtiyarı elden almayacak iki zahir alameti bildirmekle cevap vermişlerdir.</p>
<p>Şüphesiz “Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi ancak Allah katındadır…” (Lokman, 31/34)</p>
<p>“<b>O Cibrîl’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti</b>.” beyanıyla sonlanan bu câmi hadisten öğreneceğimiz pek çok meseleden birisi de ahirzamana dair bilginin sorulmasının ve cevaplanmasının nebevi hatta rabbani bir sünnet olduğudur. Bu rabbani sahnede soran Hz. Cibril (aleyhisselam) vasıtasıyla Cenâb-ı Hak (celle celaluhu), cevap veren ise Allah’ın Resulüdür (sallallahu aleyhi ve sellem). İman, İslam ve ihsana dair dinin öğrenilmesi elzem hakikatleriyle beraber kıyametin vakti ve alametlerine dair sual ve cevabın aynı vakada ümmete ders verilmesi, meselenin öğrenilmesi ve öğretilmesinin hayatiyeti hususunda başka izaha ihtiyaç bırakmayacak netlikte bir delildir. Şüphesiz bu kutsi muhaverede kıyametin alametlerinin sorulması ve bildirilmesi, <b>alametlerinin aranmasına teşvik hatta emir olarak anlaşılmalıdır.</b></p>
<p>“Ben ve kıyamet günü şu iki parmak gibi yaratıldık.” (Müslim, Fiten 135) diyen ve “Ben ikindi sonrası peygamberiyim.” (İbn-i Kesir, 12/6549) buyuran ahirzaman Nebisi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kıyameti bekleyiniz, intizar ediniz.” (Buhari, İlim 2) emriyle ümmetini bu konuda metafizik gerilime geçirmiş ve<b> “Ümmetimin ömrü 1.500 seneyi pek geçmeyecek.” </b>(el-Havi li’l-Fetavi, Suyuti, 2/248) olduğuna dair işaretleriyle takribi de olsa ümmetine bu konuya dair ciddi ipuçları bırakmıştır.</p>
<p>Yine Rabbin Son Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem);</p>
<p>“Ey insanlar! Allah, Âdem zürriyetini yarattığından beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır! Allah’ın gönderdiği her Nebi, ümmetini Deccal’den sakındırmıştır! Ben Nebilerin sonuncusuyum, siz de son ümmetsiniz. Şüphe yok ki o (Deccal) sizin içinizde çıkacaktır.” (İbni Mace, 4077)</p>
<p>“Ben sizi onun şerrinden sakındırıyorum. Nebilerin hepsi kavmini Deccal’in şerrinden korkutup sakındırmıştır. Yemin olsun Nuh da kendi kavmini Deccal’den sakındırmıştır…” (Buhari, 2850)</p>
<p>“Allah’ın gönderdiği hiçbir Nebi yoktur ki, ümmetini Deccal hakkında uyarmış olmasın! Nuh da ondan sonraki Nebiler de kavimlerini uyarmıştır…” (Buhari, 7277)</p>
<p>beyanlarıyla ahirzaman ve fitneleri hakkında uyarmanın ve alametlerini aramanın bu vakte ulaşmadan çok önce tarih boyu nebilerin dillerinden düşürmedikleri bir nasihat olduğunu haber vermiştir. <b>Şüphesiz Allah’ın Elçileri (aleyhümüsselam) abes işle iştigal etmekten berîdir</b>.</p>
<p>Tarih boyu nebiler insanlığı kıyamet ve ahirzaman fitnelerine dair uyarmış; Allah Resulü de hayattayken ashabına bu konuda şiddetle ve defaatle tenbihatta bulunarak, alametlerini ders vermiştir.</p>
<p>Nevvas bin Seman (radiyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre:</p>
<p>“Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem), bir sabah vakti Deccalı anlattı. Onu o derece alçalttı ve (fitnesini) o derece yükseltti (büyüklüğünü nazara verdi) ki, <b>onu hurmalıklar içinde zannettik.”</b> (Müslim, Fiten: 110)</p>
<p>Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabından sonra İslam alimleri de bu konuda ümmeti uyarmayı üstlerine bir vazife bilmiş ve O’nun maden-i hayat, mülhem-i hakikat beyanları içinde küçük ve büyük alametleriyle haber verdiği ahirzaman fitnelerine dair çok sayıda, ciddi eserler kaleme almışlardır. Hadis literatüründe kemmiyet ve keyfiyeten tuttuğu yerin büyüklüğü sebebiyle hadis kitaplarında “Fiten ve Melahim, eşratü’s-sa’a” adıyla müstakil bir bölüm teşkil etmesi de ehemmiyetine ayrı bir delildir.</p>
<p>Gerek Cenâb-ı Hak (celle celaluhu), Hz. Cebrail (aleyhisselam) ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gerekse de ashabı ve kendisinden önceki nebiler ve sonraki alimlerin insanlığı bu konuda şiddetle ve defaatle uyarması ve imtihan sırrını kaldırmayacak ölçüde alametlerini çok hem pek çok zikretmesi, meselemizin öğrenilmesi ve öğretilmesine yönelik hassasiyeti ortaya koyarken; mevzubahs olan ahirzamanın tam da merkezinde yer alan ve istihdam sırrıyla manen, ilmen ve amelen tavzif edilen nurani Zevatın konudan hiç habersizmişçesine meseleye bigane ve muhataplarının gafletine seyirci kalması elbette düşünülemez.</p>
<p>Buhari (6981) ve Müslim’de (2938/113) yer alan iki hadisle haber verildiği üzere ahirzamanda birisi çıkacak ve Deccal’a Deccalsin diyecektir. Bu sebeple ahirzamanın dehşetli şahıslarının teşhisi ve ümmeti onlar hakkında uyarma hatta tenfir etme istikametinde yapılan 5. Şua’nın telifi ve neşri ve benzeri ikaz faaliyetleri ahirzamandaki (hususen onlarla mücadele eden hidayet kadrosunun başındaki Zatların) irşad misyonunun ayrılmaz ve pek mühim bir parçasıdır.</p>
<p>Bu irşad ve ikazın, vazifelerinin hassasiyetini anlama istikametinde kendi cemaatlerine ve gafletten uyanmaları için safderun geniş halk kitlelerine bakan yönleri olduğu gibi; “Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmediklerinden.” (5. Şua) bu müthiş şahısların nefislerine de baktığı ve onların elindeki gaflet veya şeytani mazeretlerini (Hicr, 39) almak gibi bir hikmeti dahi bulunduğu söylenebilir.</p>
<p>Biz şahidiz ki; onlar bu vazifeleri bi hakkın yaptılar, yapıyorlar ve Rabbimizin rahmetinden ümit ediyoruz inşallah kıyamete dek yapacaklar. Rabbim bizim şaşan akıllarımıza, sersem nefislerimize, dağınık ruhlarımıza bu sözlere kulak verip uymak ile istikamet nasip eylesin. Amin.</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/ahirzamancilar-kim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak:Tr724 | SEYİD NURFETHİ ERKAL</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ahirzamancilar-kim/">Ahirzamancılar kim?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samimi müminler neden aldandı?</title>
		<link>https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Nov 2019 11:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Aldanmak]]></category>
		<category><![CDATA[Seyid Nurfethi Erkal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5335</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önceki yazılarda temas ettiğimiz manevi mücahedenin “müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı” olan cephesi gibi “ehl-i imana” bakan diğer bir cephesi daha olduğu anlaşılmaktadır. Çaycı Emin abi naklediyor; “Üstad’la bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/">Samimi müminler neden aldandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önceki yazılarda temas ettiğimiz manevi mücahedenin “müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı” olan cephesi gibi “ehl-i imana” bakan diğer bir cephesi daha olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Çaycı Emin abi naklediyor;</p>
<p>“Üstad’la bir gün beraber ikindi namazını kıldık. Namazdan sonra tesbihatta iken: “<b>Kambur, ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın?</b>” diye birisine hitap ediyordu.</p>
<p>Ben yine birçok zamanlar olduğu gibi, hayretler içindeydim. Odasında benimle kendisinden başka kimse yoktu. Benim merakımı görünce, meseleyi şu şekilde izah etti:</p>
<p>“Onuncu Söz, haşir ve âhiret hakkındadır. Ben o eseri bir vakitler Barla’da yazıyordum (1926). Baktım o günlerde bir İslâm düşmanı, ıslahı gayr-i-kabil… Arefeye birkaç gün vardı. Ben beddua ettim. Benim bedduama karşılık bütün Hicaz velileri ve Hicaz’daki Kutb-u A’zam ise, onun ıslahı için dua ediyorlardı. Benim <b>bedduam ferdî kaldığı için iade edildi.</b> Aradan uzun seneler geçti. Baktım, bu sene (1938) bana nihayet hak verdiler. Ben halbuki bunun ıslahının gayr-i kabil olduğunu biliyordum. Onlar nihayet bu sene beddua etmeye başladılar. Benim <b>konuştuğum Kutb-u A’zam’dır</b>; Mekke-i Mükerreme’dedir. Bütün Hicaz’la birlikte beddua etmeye başladı. Bana hak verdi. Ben de ona hitap ettim.” (Son Şahitler II, s. 99)</p>
<p>Bu hatıranın hakikatini Üstadımız Hazretleri Risale-i Nur’da şöyle izah etmektedir.</p>
<p>“Bir zaman, ben bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile duâ ettim. Bedduâma karşı, müthiş bir kuvvet-i mâneviye çıktı. Hem duâmı geri çeviriyordu hem beni men etti. Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, <b>hilâf-ı hak icraatında bir kuvve-i mâneviyenin teshilâtıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor</b>. Yalnız cebirle değil, belki velâyet kuvvetinden gelen bir arzuyla imtizaç ettiği için, ehl-i îmânın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telâkki etmiyorlar.”  (Mektubat, s. 343)</p>
<p>Bu ifadelerle birlikte ister istemez meşhur el İbriz eserinde Abdulaziz ed-Debbağ Hazretleri’nin (k.s.) “ahirzamanda alemin fesada girmesinin sebebini rical-ul gaybdan müteşekkil kırklar meclisine meczup velilerin hâkim olmasıyla” izahı aklımıza gelmekte. Yine Hazret’in; “Ahir zamanda Mehdi zahir alemde Deccal ile mücadele ederken bâtın da ise manen bu meczup velilere karşı mücahede edeceğinden” haber vermesi kulağımızda çınlamakta.</p>
<p>Peki ehl-i velayet nasıl ehl-i hak olmayanlara manen taraftar olabilir. Bu müşkil meseleyi halletmek için Üstad Hazretleri bizlere Cibali Baba kıssasını hatırlatmaktadır.</p>
<p>“Fesübhânallah, dedim. “Tarik-i haktan başka velâyet bulunabilir mi? Hususan <b>müthiş bir cereyan-ı dalâlete ehl-i hakikat taraftar çıkar mı</b>?” dedim. Sonra, bir mübarek Arefe gününde, müstahsen bir âdet-i İslâmiyeye binaen Sûre-i İhlâsı yüzer defa tekrar ederek okuyup, onun bereketiyle, “Mühim bir suale cevap” namında yazılan mesele ile beraber şöyle bir hakikat dahi rahmet-i İlâhiye ile kalb-i âcizâneme gelmiş.</p>
<p>Hakikat şudur ki: Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhur ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, <b>bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl görünürken, meczupturlar</b>. Ve bir kısmı dahi, Bazen sahvede ve daire-i akılda görünür. Bazen aklın ve muhakemenin haricinde bir hale girer. Şu kısımdan bir sınıfı, ehl-i iltibastır, tefrik etmiyor. Sekir halinde gördüğü bir meseleyi hâlet-i sahvede tatbik eder, hata eder ve hata ettiğini bilmez. Meczupların bir kısmı ise, indallah mahfuzdur, dalâlete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller; <b>bid’at ve dalâlet fırkalarında bulunabilirler</b>. <b>Hattâ kâfirler içinde bulunabileceği </b>ihtimal verilmiş.<b> </b></p>
<p>İşte, muvakkat veya daimî meczup olduklarından, mânen mübarek mecnun hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef değiller. Ve mükellef olmadıkları için muahaze olunmuyorlar. Kendi velâyet-i meczubâneleri bâki kalmakla beraber, <b>ehl-i dalâlete ve ehl-i bid’aya taraftar çıkarlar</b>, mesleklerine bir derece revaç verip, bir kısım ehl-i imanı ve ehl-i hakkı, o mesleğe girmeye meş’ûmâne bir sebebiyet verirler.” (Mektubat)</p>
<p>İşte bu cihetle Üstadımız Hazretleri’nin “bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevi-i dalalet karşısında <b>tek başıyla</b> galibane mukabele ettiği” ve “Risale-i Nur kendi kendine <b>tek başıyla</b> bir ordu kadar kuvvetli” olduğuna dair ifadelerinden maksadın mana aleminde de neredeyse yalnız kalması olduğu ve meselenin manevi yönünü teşkil eden “en mühim bir mücahede olan <b>ehl-i dalalete karşı manen mücahede</b> etmeği” birinci sırada zikretmesinin hikmeti ve hususen sabah ve akşam namazlarından sonra “üç tabaka (dost, kardeş, talebe) Üstadımızı (ve bugün şahs-ı maneviyi temsil eden Hocamızı) <b>mânevî dua ve kazançlarında dahil etmesinin şart</b>” olduğunu vurgulamasının ehemmiyeti anlaşılmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.tr724.com/samimi-muminler-neden-aldandi-1/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak:Seyid Nurfethi Erkal | TR724</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/samimi-muminler-neden-aldandi/">Samimi müminler neden aldandı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
