<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selim Koç arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/selim-koc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/selim-koc/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Selim Koç arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/selim-koc/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ashâbın Korkuyla İmtihanı ve Nebevî Duruş</title>
		<link>https://hizmetten.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 11:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu.com]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13189</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fert ve cemiyetlerin dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan birisi, insandaki korku hissidir. Zira zalimler, münafıklar ve art niyetliler, insanın tercih, duruş, karar, eylem ve söylemleri üzerinde çok etkili olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus-2/">Ashâbın Korkuyla İmtihanı ve Nebevî Duruş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fert ve cemiyetlerin dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan birisi, insandaki korku hissidir. Zira zalimler, münafıklar ve art niyetliler, insanın tercih, duruş, karar, eylem ve söylemleri üzerinde çok etkili olan bu duyguyu daima suiistimal eder; onları hak ve hakikatten uzaklaştırmaya çalışırlar. Böylece korkakları gemleyip susturma hatta kendi emelleri istikametinde koşturma fırsatını elde ederler. Yaptıkları konuşmalarla, sahaya sürdükleri kimselerin dedikodularıyla, yazılı ve görsel medya üzerinden yürüttükleri propagandalarla, oluşturdukları baskı ortamı ve akla değil de algılara hitap eden operasyonlarla halkın ve bilhassa toplumu yönlendirme konumunda bulunan alim, akademisyen, din adamı, gazeteci ve meşhur kimselerin bu damarından çok istifade ederler. Onların konumunu ve toplum nezdindeki itibarlarını, insanları korkudan etkisiz ve sessiz hale getirmek için kullanırlar.</p>
<p>Dünden bugüne bizim dünyamızda da zalimler ve Süfyanlar, iktidarlarını hayatta tutmak için korku damarına başvurmuşlardır. Ve bununla Müslümanların gücünü ve cesaretini kırmaya, birlik ve beraberliğini parçalamaya çalışmışlardır. Asr-ı Saadet’te bunun en belirgin örneklerinden birisi, Mekkelilerin reisi Ebû Süfyan’ın bir strateji olarak zaman zaman bu yönteme başvurması; Efendimiz ve ashabının mücadele cesaret ve azmini kırmak için onların içine korku salmaya ve yaymaya çalışmasıdır.</p>
<p><strong>Ebu Süfyan, Uhud’da Meydan Okuyor </strong></p>
<p>Müşrik ordusu, Uhud’da şehitlerin kollarını, kulaklarını, burunlarını kesmiş, gözlerini oymuş ve vücutlarını param parça etmişlerdi. Ordu komutanı Ebu Süfyan, cepheden ayrılırken bunu yapan vahşileri gördüğünü ama onlara engel olmadığını hatta buna da üzülmediğini söylemişti. O, bu vahşetle “hepinizin sonu böyle olacak” mesajını vermeye çalışmış ve arkasında görenleri korkudan dehşete düşürecek tablolar bırakmıştı. Bir de bununla yetinmemiş, “Var mısınız, önümüzdeki sene Bedir’de buluşalım!” diyerek, yaralı haldeki Müslümanların morallerini menfi etkileyebilecek ve derlenip toparlanma isteklerini kıracak bir meydan okuyuşta bulunmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü ise hiç vakit kaybetmeden onun bu adımını boşa çıkaracak hamlesini yapmış ve “Evet! Orası, sizinle bizim aramızda kararlaştırılmış yer ve zaman olsun, inşallah!”<span id="easy-footnote-1-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-1-4605" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buyurmuş; en zor durumda oldukları bir anda bile onlarla tekrar karşılaşmaktan korkmadığını Ebu Süfyan ve kasaplarına haykırmıştı. Böylece onun bu meydan okuyuşuyla hedeflediği “Müslümanların içine korku salma ve üstünlük elde etme” stratejisini etkisiz hale getirmiş ve yeniden toparlamaya çalıştığı askerlerine büyük bir moral vermişti.</p>
<p><strong>Allah Resûlü, Cesaretini Ortaya Koyuyor! </strong></p>
<p>Ancak Ebu Süfyan’ın bu meydan okuyuşunun arkasında başka bir plan da olabilirdi. Mekke’ye geri dönüyor görüntüsü verip ani bir dönüşle savunmasız durumda olan Medine’ye baskın yapabilirdi. Bu ihtimali göz ardı etmeyen Efendimiz, Hz. Ali’yi görevlendirdi. Kendisine, “Müşrik ordusunu takibe çık. Ne yaptıklarını ve ne planladıklarını iyice anlamaya çalış. Dikkat et! Develerine binip atlarını yanlarına almışlarsa onların niyeti Mekke’dir. Yok atlarını binip develerini yanlarına almışlarsa Medine’ye saldırmayı düşünüyorlar demektir. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki böyle bir şey düşünüyorlarsa mutlaka üzerlerine yürüyecek ve işlerini bitireceğim.” Düşmanı takibe çıkan Hz. Ali, çok geçmeden onların develerine binip atları yedeklerine aldıkları yani Mekke’ye doğru yola çıktıkları haberini getirmişti.<span id="easy-footnote-2-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-2-4605" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Fakat Allah Resûlü bu korkusuzluğu, cesareti ve kararlılığıyla yaralı ashâbını motive etmiş; Uhud’da alınan yaraya ve meydandaki manzaraya rağmen zalimlerle mücadeleye hazır olduğu mesajını vermişti. Bu mesajın bir muhatabı da savaş sürerken Müslümanların hareket güzergahlarına kuyu kazarak tuzak kuran münafıklardı.</p>
<p><strong>“Allah bize yeter!”</strong></p>
<p>Ebu Süfyan’ın “Müslümanlara öyle bir darbe vurduk ki artık bunlar bir daha kalkamaz!” diye düşündüğü anda ve yerde Efendimiz (aleyhissalat vesselam) yeni bir hamleye hazırlanıyordu. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud’da seslendirdiği “..Üzerlerine yürüyecek ve yaptıkları bu vahşetin hesabını soracağım!” düşüncesini, hiç vakit kaybetmeden karara bağlamış ve ertesi gün sabah namazından sonra düşmanı takip için yola çıkmıştı. Hamrâu’l-Esed’e kadar gelmiş ve burada Uhud ashâbına konaklama emri vermişti. Bu zaman zarfında da düşmanın ne planladığını ve nasıl hareket ettiğini adım adım takip ettirmiş ve gelecek yeni bir habere göre orduyu her an savaşa hazır tutmuştu. Derken Abdikaysoğullarına ait bir kervan, Ebu Süfyan’dan Hamrâul’-Esed’e bir mesaj ulaştırmıştı.</p>
<p>Ebu Süfyan, onlarla dönüş yolunda karşılaşmış ve Ukaz panayırında develerine kuru üzüm yükleyeceğini vaat ederek bu mesajı ulaştırmaya ikna etmişti. Gelen habere göre Müşrik ordusu, geri dönüp Müslümanları tamamen imha etme kararı almıştı. Bu korkunç planı haber alan Efendimiz ve yaralı ashabı, hep birlikte “Hasbunallahu ve ni’me’l-Vekîl” yani “Allah bize yeter ve O, ne güzel vekildir!” diyerek Allah’a iman, güven ve teslimiyetlerini seslendirmişlerdi.<span id="easy-footnote-3-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-3-4605" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Kur’ân, müminlerin içine korku salmayı hedefleyen haber karşısında onların bu duruşu takdir ve arkadan gelenlere misal ve miras olsun diye şöyle beyan etmişti:</p>
<p>“Onlar, öyle kimselerdir ki halk, kendilerine: ‘Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun’ dediklerinde, bu tehdit, onların imanlarını artırmış ve ‘Hasbunallah ve ni’me’l-vekîl’ yani ‘Allah bize yeter ve O, ne güzel vekildir’ demişlerdir.”<span id="easy-footnote-4-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-4-4605" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân, bir sonraki ayette bu takdirin yanında tarihi bir gerçeğe daha dikkat çekmiş ve Müslümanlara şu bilgiyi de vermişti: “İşte o şeytan, sizi ancak kendi dostlarından korkutur, mümin iseniz onlardan korkmayın, benden korkun.” Bununla Kur’ân, Kureyş liderinin ve haberi getirenlerin şeytanlık yaptığını belirtiyor ve içlerine salınmak istenen korkuya kapılmamaları gerektiğini ders veriyordu. Aksi takdirde can derdine düşer; davaya destekten ellerini çekerlerdi.</p>
<p><strong>Ebu Süfyan, Bedir’e Çıkmaktan Korkuyor!  </strong></p>
<p>Aradan bir yıl geçmiş buluşma vakti yaklaşmıştı. Fakat Uhud’dan ayrılırken Bedir’de buluşup vuruşalım diyen Ebu Süfyan’ı korku basmıştı. Kendisine, “Muhammed’e verdiğin söze sadık kalmayacak mısın?” diye sorulunca “Hayır!” diyemediği için mecburen topladığı orduyla göstermelik olarak Merru’z-Zehran’a kadar gelmişti.<span id="easy-footnote-5-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-5-4605" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Ancak yüreğindeki ölüm ve kaybetme korkusunu bir türlü atamamıştı. Uhud’da aldığı zahiri zaferle bir müddet daha devam etmek istiyordu. Gireceği muhtemel bir savaşı kaybederek şöhretine ve konumuna zarar vermek istemiyordu. Bunun için bir başka plan yaptı. “Ey Kureyşliler! Bildiğiniz gibi bu yıl kıtlık var.  Bu dönemde savaşa çıkmak uygun olmaz. Savaşa bolluk mevsiminde çıkılır. Ta ki yolda giderken hayvanlarınız rahatlıkla otlayabilsin siz de onların sütünden içebilesiniz. Onun için ben geri dönüyorum siz de geri dönün!” diyerek Mekkelilerin de makul bulabileceği bir mazeret öne sürdü. Ardından da onlarla birlikte Mekke’ye geri döndü. Ancak Ebu Süfyan geri dönmekle yetinmedi. Bu, planın sadece Mekkelilere bakan tarafıydı. Burada az-çok makul sayılabilecek bir gerekçeyle cepheye çıkmaktan kurtulmuştu. Fakat bir de işin Medine tarafı vardı. Bunun içinde planı hazırdı. Nuaym İbn-i Mes’ud’u çağırdı ve Müslümanların bir ordu teşkil edip Bedir’e çıkmalarını engelleyebilirse kendisine on deve vereceğini vaat etti. Bunun için ona yol-yöntem de öğretti: “Git onlara de ki: ‘Mekkeliler, çok kalabalık bir ordu toplayıp yola çıktılar. Sakın siz o ordunun karşısına çıkmayın. Zaten çıksanız da karşı koyamaz kaybedersiniz.”</p>
<p>Aklınca, Müslümanları korkutacak ve cepheye çıkmalarına mâni olacaktı. Sonra da Korkakların şahı Ebu Süfyan bunu kullanacak ve “Bakın, Müslümanlar bizimle karşılaşmaktan korktu ve sözleştiğimiz yere gelemediler!” diye Araplar arasında yaygara koparacaktı. Nuaym İbn-i Mes’ud, vakit kaybetmeden gelmiş ve Medine’de Müslümanların arasında bu haberi yayarak insanların içine korku salmaya başlamıştı. Ebu Süfyan’ın büyük bir orduyla hareket ettiğini, karşı koymanın mümkün olmadığını ve şayet bir savaş olursa Müslümanların kesinlikle kaybedeceğini ve akıbetlerinin Uhud’dan daha kötü olacağını etkili bir dille anlatıyordu. Nitekim Nuaym, belli kimseler üzerinde de tesirli olmaya başlamıştı. Bu arada münafıklar ve Yahudiler de boş durmuyor, “Muhammed ve ashabı böyle bir ordunun elinden asla kurtulamaz!” diyerek hem Nuaym’ın propagandasına destek oluyor hem de Müslümanların cesaretini kırıyordu.<span id="easy-footnote-6-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-6-4605" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Çok geçmeden oluşturulmaya çalışılan bu korku atmosferinden haberdar olan Efendimiz, ashabını topladı ve “Varlığımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki benimle hiç kimse gelmese bile ben tek başıma Bedir’e çıkacağım.”<span id="easy-footnote-7-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-7-4605" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> buyurdu. Bu çıkış, cesaret ve kararlılık, Allah’ın da inayetiyle Müslümanların içine salınmaya çalışılan korkuyu bertaraf etmeye yetti ve basiretlerini daha da keskinleştirdi. Daha gün gelip çatmadan bin beş yüz kişiyle Bedir’in yolunu tuttular.  Böylece her şeyi hesaba kattığını zanneden Ebu Süfyan, hiç hesaba katmadığı Allah Resûlü’nün yüksek cesareti karşısında yine kaybetmişti. Efendimiz’in çıkışını haber almasına rağmen korkudan kendi davetine iştirak edememişti.</p>
<p><strong>Herkesin Geri Çekildiği Yerde O İlerliyordu   </strong></p>
<p>Ebu Süfyan, yıllarca Müslümanların içine korku salmaya çalışmış ve her fırsatta Medine’ye saldırmıştı. Devran dönmüş ve Allah Resûlü, Mekke’nin yolunu tutmuştu. Ebu Süfyan’dan farklı olarak korku değil “Kâbe’ye, Ebu Süfyan’ın evine sığınan güvendedir!” buyurarak emniyet vadetmişti. Fetihten on beş gün sonra da Huneyn cephesinin yolunu birlikte tutmuşlardı. Fakat orduya yeni dahil olmuş ve ganimet duygusuyla en önde giden iki bin Mekkeli, Huneyn vadisine girdiklerinde düşman ordusunun ani ok saldırıları karşısında büyük korku ve panik yaşamış ve geriye çekilmişlerdi. Bu sırada arkadan gelen ve ne olduğunu bir anda anlayamayan Muhacir ve Ensar da geriye çekilmeye başlamıştı. Bu manzaraya şahit olan Allah Resûlü, yerinde sebat etmekle kalmamış büyük bir cesaretle, “Ben, Peygamberim! Bunda yalan yok! Ben, Abdulmuttalib’in oğluyum…” diye yüksek sesle nida ederek atını hep ileri doğru mahmuzlamıştı. O’nun bu cesareti ve ileriye hamlesi, askerlerini yeniden etrafına toplamış ve yeni bir hücum başlamıştı.<span id="easy-footnote-8-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-8-4605" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Korkmak ve geri çekilmek bir tarafa O, bu kargaşa anında bile ordusunu derleyip toparlama adına yeni stratejiler üretmişti. Bir taraftan atını düşman üzerine sürerken diğer taraftan Hz. Abbas’a: “Ey Abbas! Semure ashabına seslen!” diye emretmişti. Hz. Abbas, “Ey ashab-ı Semure! Nerdesiniz?” diye seslenince Hudeybiye’de “Ölürüz ama bu yoldan geri dönmeyiz!” diyerek Efendimiz’e verdikleri sözü hatırlayan ashab-ı semure, “Buyur Ya Rasûlallah, Buyur Ya Rasûlallah” nidalarıyla hemen etrafında toplanmıştı. Ardından Ensar-ı kirama seslenilmiş ve onlarla beraber diğer sahabiler de çok hızlı bir manevrayla Allah Rasûlü’nün yanında yerlerini almışlardı.<span id="easy-footnote-9-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-9-4605" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Bırakın geri çekilip kaçmayı, harp kızıştığı zaman herkes O’na sığınıyor ve ondan cesaret alıyordu.<span id="easy-footnote-10-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-10-4605" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Cenâb-ı Hak, “..sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan ve canlardan eksiltmekle imtihana tabi tutulacağız…”<span id="easy-footnote-11-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus/#easy-footnote-bottom-11-4605" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> buyurarak korkuyu, en birinci imtihan vesilesi olarak zikretmektedir. İnsanı, nefis ve duygularıyla çok iyi tanıyan şeytan, onu bu duygusundan yakalayıp felç ederek hak ve hakikat adına hareket edemez hale getirmeye çalışır. Bunun için bazen mal bazen can bazen evlad u ıyal bazen de bir ömür boyu peşinden koşup durduğu şeylerin elinden alınacağı vesvesesiyle onu içerden fetheder. Bunu yaparken de artık uşağı haline gelmiş zalim yöneticileri, bu yönde kullanır ve dışarıdan da bu korkuyu besler. İnsanı hak cepheden uzaklaştırır ve değişik dertlere düşürür. Nitekim Mekkelilerde akıl hocaları şeytanın bu yöntemini kullanarak sonuç almaya çalışmışlardır. Fakat Allah ile irtibatı, ahirete imanı ve Peygamber yoluna güveni tam olan samimi müminler, bütün korku duvarlarını aşmış ve kendilerini adadıkları davaya büyük sadakatle yollarına devam etmişlerdir. İmanlarından ve Rehber-i Ekmel Efendimiz’den aldıkları cesaret, hakkı ikame heyecanları ve aralarında hep canlı tuttukları uhuvvet ise bu yolda en büyük azıkları olmuştur. “Eksiltilenleri” ise sabırla karşılayıp ahiret hayatları adına sermayeye dönüştürmüşlerdir.</p>
<p><strong>Kaynak: Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, es-Sîre, III/42</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, es-Sîre, III/42-43; Vakıdî’nin rivayetinde Peygamberimizin düşmanı takip için Sa’d İbn-i Ebi Vakkas’ı görevlendirdiği belirtilmektedir. Bkz., Vâkıdî, el-Meğâzî, I/255</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, es-Sîre, III/50; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, IV/59</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmran Sûresi, 3/173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişam, Ebu Süfyan’ın ordusuyla Asfan’a kadar geldiğini de belirtmektedir. Bkz, es-Sîre, III/127</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, el-Meğâzî, I/326</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, el-Meğâzî, I/278</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Vâkıdî, el-Meğâzî, II/314</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Cihad 28</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Cihad 28; Buharî, Meğâzî 54</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4605" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 2/155</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/ashabin-korkuyla-imtihani-ve-nebevi-durus-2/">Ashâbın Korkuyla İmtihanı ve Nebevî Duruş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nebevî Bir Metot: Kişiye Özel Eğitim</title>
		<link>https://hizmetten.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2020 14:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[nebevi]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu.com]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11636</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların karakteri, ruhî ve zihnî kabiliyetleri birbirinden farklıdır. Bu açıdan her insan, müstakil bir âlemdir. Dolayısıyla toplu eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yanında kişisel donanım farklılıklarının gözetilmesi ve her insanın şahsi hususiyetlerine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/">Nebevî Bir Metot: Kişiye Özel Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların karakteri, ruhî ve zihnî kabiliyetleri birbirinden farklıdır. Bu açıdan her insan, müstakil bir âlemdir. Dolayısıyla toplu eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yanında kişisel donanım farklılıklarının gözetilmesi ve her insanın şahsi hususiyetlerine göre de birebir ele alınması gerekir. Allah Resûlü de insanların karakter ve kabiliyetlerindeki bu farklılığa üç ayrı benzetmeyle işaret etmiş ve eğitimde, kişiye özel hal ve hususiyetlerin dikkate alınması gerektiğini nazara vermiştir:</p>
<ol>
<li><strong>İnsanlar, Madenler Gibidir! </strong></li>
</ol>
<p>Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), insanları madenlere benzetir: “İnsanlar, tıpkı altın ve gümüş gibi madenlerdir.  Onların Cahiliye’de nitelikli olanları İslam’a girdikten sonra da dini kavradıkları ölçüde daha nitelikli olurlar…”<span id="easy-footnote-1-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-1-5490" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Dolayısıyla her insan sahip kılındığı istidat ve kabiliyetleriyle elmas, altın, gümüş, demir… gibi bir madendir ve her madenin erime noktası farklı olduğu için hepsi ancak kendi özel potasında eritilip işlenebilir. Madenlerin işlenmesi ve insanlığın istifadesine sunulması, ciddi bir emek ve süreç ister. Bunu da ancak o madeni tam olarak tanıyan, özelliklerini ve değerini bilen kimseler yapabilir. Aksi takdirde sarrafını bulamamış nice madenler, zayi olup gidecektir. Bundan dolayı aile ve eğitimciler, her biri ayrı bir maden olan çocukların kabiliyetlerini keşfetmeli; ona göre bir eğitime tabi tutmalı ve onları, donanımına uygun alanlara göre yetiştirmeli/yönlendirmelidir. Zira her kabiliyet, kendi alanında istihdam edildiğinde daha verimli olacaktır.</p>
<p>2. <strong>İnsanlar, Develer Gibidir!</strong></p>
<p>Allah Resûlü, insanların kabiliyet farklılıklarına dikkat çektiği bir başka beyanında şöyle buyurur: “İnsanlar, develer gibidir. Bazen yüz tanesi bir arada bulunur da binecek bir tane bile bulamayabilirsiniz?”<span id="easy-footnote-2-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-2-5490" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Öncelikle Allah Resûlü, konuyu, içinde yaşadığı toplumun çok iyi anlayabileceği bir örnekle anlatmıştır. Zira muhatapları biliyordu ki her deve binek devesi olmaya uygun değildir. İlk bakışta hepsi aynı gibi gözükse de aralarında kabiliyet farklılıkları vardır. Hayvanlar da eğitilip yönlendirilirken hatta onlardan istifade edilirken bu farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Tıpkı atlar gibi. Evet at, attır ama her at yarış atı olamaz. Onun için cins atlar özellikle aranır ve belki de binlerce at arasından birkaç tanesi seçilir. Buna göre her deveyi binek devesi yapmaya çalışmak, onların kabiliyet farklılıklarını görmezden gelmektir. Eğitim sonrası yüz deveden bir tanesinin binek devesi olması, diğerlerine verilen eğitimin boşa gittiği anlamına gelmez zira onlar da ehilleştirilmekle yük taşıma vs. gibi farklı noktalarda istihdama hazır hale getirilmiş olur.</p>
<p>3. <strong>İnsanlar, Topraklar Gibidir!</strong></p>
<p>Allah Resûlü hem kabiliyetlerin hem de her insanın eğitim ve öğretimden alacağı hissenin farklılığını başka bir hadislerinde şöyle belirtir:<em> </em>“Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, sağanak halinde bir araziye yağan yağmura benzer. Arazinin bir kısmı yumuşaktır, suyu emer; bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısmı sert ve kuraktır; suyu (yüzeyinde) tutar. Bu sudan insanlar yararlanır hem kendileri içerler hem de hayvanlarını sular ve ziraat yaparlar. Diğer bir toprak çeşidi de vardır ki, ona da yağmur yağar ama o ne suyu tutar ne de ot bitirir. Allah’ın dinini inceden inceye kavrayan, Allah’ın benimle gönderdiklerinden faydalanan, onları öğrenen ve başkalarına öğreten kimse ile bunu önemsemeyen ve Allah’ın benimle gönderilen hidayetini kabul etmeyen kimsenin misali işte böyledir.”<span id="easy-footnote-3-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-3-5490" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span>Allah Resûlü bu misalde de toprağın sahip olduğu farklı özellikler üzerinden, insanların eğitim ve öğretimden istifadelerinin de kabiliyetlerine göre değişeceğini çok veciz bir şekilde ifade etmiştir. İdeal bir eğitim anlayışında bu farklılıkların hem gözetilmesi hem de bu farklılara göre yeni metotların geliştirilmesi şarttır.</p>
<p><strong>Kişiye Özel Eğitim Metodu  </strong></p>
<p>Kişiye özel eğitimi birebir eğitim olarak isimlendirmek de mümkündür. Bu açıdan baktığımızda Allah Resûlü, toplu ders, hitap ve sohbetlerinin yanında her insanla teke tek yakından da ilgilenirdi.<strong> </strong>Öncelikle risaletin ilk yıllarındaki ferdi davet dönemi, aslında böyle bir eğitim-öğretim sürecini ve tecrübesini beraberinde getirmişti. Zira Mekke’deki şartlardan dolayı toplu halde ashabıyla buluşamayan Efendimiz, onlarla birebir ilgilenmişti. İlerleyen yıllarda üst düzey görevler üstlenen başta raşit halifeler olmak üzere ilklerin çoğu bu süreçte yetişmişti. Hatta O, birebir yetiştirdiği kimselere, insan zimmetlemiş ve geliştirdiği bu sistematikle kişiye özel eğitime yaygınlaştırmıştır. Böylece hem en zor şartlarda eğitim aksatılmamış hem de Allah Resûlü, gelecekte İslam toplumuna rehberlik yapacak, İslam’ı insanlığa ulaştıracak ilk muallim kadrosunu da oluşturmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü’nün takip ettiği bu eğitim anlayışının bir yansımasıdır ki, ilgilendiği şahısların soru, sorun ve isteklerine, onların ihtiyaç, kabiliyet, psikolojik yapı ve sosyal durumlarına göre farklı cevaplar vermiş ve farklı tavsiyelerde bulunmuştur:</p>
<p><strong>En Faziletli Amel Hangisidir?</strong></p>
<p>Bu soruyu Allah Resûlü’ne bir çok sahabî merak edip sormuş ve O, çoğu zaman şahısların durumuna göre farklı cevaplar vermiştir. Mesela Abdullah İbn-i Mes’ud’a, “Vaktinde kılınan namaz!”,<span id="easy-footnote-4-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-4-5490" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Ebu Zerr’e,  “Allah’a iman ve Allah yolunda cihad!”,<span id="easy-footnote-5-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-5-5490" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Hz. Ebû Ümâme’ye “Sen oruç tut. Zira onun dengi bir ibadet yoktur!”,<span id="easy-footnote-6-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-6-5490" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Hz. Amr İbn-i Abese’ye “Hacc-ı mebrûr ve umre!”<span id="easy-footnote-7-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-7-5490" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Hz. Ebu Mûsa el-Eş’arî’ye “Herkesin, senin dilinden ve elinden emniyet ve güvende olması!”<span id="easy-footnote-8-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-8-5490" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Muaz İbn-i Cebel’e “Dilin, Allah’ı zikirle yaş iken ölebilmendir!”<span id="easy-footnote-9-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-9-5490" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> karşılığını vermiştir.</p>
<p>Dolayısıyla kişiden kişiye şart ve ihtiyaçlar değişebilir. Eğitimde müspet anlamda bir sonuç alınması için bunun gözetilmesi gerekir. Zira bazen belli bir amel, birisi hakkında daha faziletli olabilir. Mesela, zengin bir cimri için infak ve sadaka vermek, oruç ya da cihaddan daha faydalı ve faziletli bir amel sayılabilir. Çünkü infak, onu cimrilikten kurtarır ve iyileştirir. Yine şehvetine tam hâkim olamayan bir kimse için oruç tutmak, onu tedavi etmede sadaka ve umreden daha etkili olabilir ve nefsine ağır da gelse onun için en faziletli bir amele dönüşebilir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bunun içindir ki Efendimiz, bu kişiye özel eğitim anlayışıyla hareket ederek adeta herkese hususi reçete yazmış ve ümmetine bu yolu uygulamalı olarak talim buyurmuştur.</p>
<p><strong>Bana Öğüt Verir Misiniz? </strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün, şahıs merkezli eğitim anlayışının bir yansımasını da kendisinden öğüt isteyenlere verdiği farklı nasihatlerde görmekteyiz. Burada da O, yeri geldiğinde şahısların durumuna, yaşına, seviyesine ve vazifesine göre farklı tavsiyelerde bulunmuştur:</p>
<p>Bir gün Efendimiz’i ziyarete gelen birisi, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana öğüt verir misiniz?” demişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, ona “Öfkene kapılma!” buyurdu. Adam üst üste talebini tekrar etti. Fakat Efendimiz her seferinde ısrarla “Öfkene kapılma!”<span id="easy-footnote-10-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-10-5490" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> tavsiyesinde bulundu. Zira onun öfke duygusuyla imtihanı daha ağırdı ki Allah Resûlü ona bunu tavsiye ediyordu.</p>
<p>Başka bir gün Hz. Ebu Zerr gelmiş ve Allah Resûlü’nden öğüt istemişti. Efendimiz, ona “Sana, takvayı tavsiye ederim. Zira takva her işin başıdır.” buyurmuştu. Hz. Ebu Zerr, daha fazla tavsiye isteyince Efendimiz, “Kur’ân okumaya ve Allah’ı çokça zikretmeye bak. Çünkü Kur’ân, yeryüzünde senin için bir nur, ötelerde de azıktır.” tavsiyesinde bulunmuştu.<span id="easy-footnote-11-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-11-5490" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü’nden öğüt isteyenlerden birisi de Hz. Muaz İbn-i Cebel’di. Yemen’e doğru yolculuğa çıkacağı sırada nasihat isteyince ona, “Ey Muaz! Nerede olursan ol Allah’tan kork. Yanlışlıkla bir kötülük işlediğinde arkasından hemen bir iyilik yap ki onu silsin, temizlesin ve insanlara karşı güzel ahlak ile davran…” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-12-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-12-5490" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, kadınlardan da özel öğüt isteyenlere kabiliyet, ihtiyaç ve konumlarına göre nasihatlerde bulunuyordu. Mesela Hz. Enes’in annesi Ümmü Süleym, öğüt isteyince kendisine şu üç tavsiyede bulunmuştu: “Günahlardan hicret et, uzak dur. Zira bu hicretin en faziletlisidir. Farzlara da dikkat et zira bu cihadın en faziletlisidir. Bir de zikri çoğalt, zira sen Allah’a çok zikirden daha sevimli bir şeyle varamazsın!”<span id="easy-footnote-13-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-13-5490" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p><strong>Sana Bazı Kurallar Öğreteyim!</strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün kişiye özel eğitim ve öğretim anlayışının bir örneği de bazı sahabileri yolculukları boyunca yakınında tutup bineğine bindirmesi ve seyahat boyunca ona bir şeyler anlatıp öğretmesidir ki bunu yaparken de yine onların şahsi durumlarını nazara almıştır:</p>
<p>Bir gün terkisinde bulunan Abdullah İbn-i Abbas’a, “Yavrucuğum! Sana bazı kaideler öğreteceğim.” buyurmuş ve şunları söylemişti: ‘Sen, Allah’ın emirlerini gözet ki o da seni gözetip korusun. Allah’ın rızasını her işte önde tut ki Allah’ı her işinde yardımcı olarak yanında bulasın. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplansa ve sana fayda temin etmeye çalışsa ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı verebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalkışsa ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kader kalemi yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir.’”<span id="easy-footnote-14-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-14-5490" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<p>Bir başka zaman bire bir ilgilenmek için bineğine aldığı Hz. Muaz’a, yolda giderken “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?” sorusunu yöneltmiş ve peşinden şu cevabı vermişti: “Allah’ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, onların Allah’a ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır.” Bir müddet sessizce ilerledikten sonra Efendimiz, ona “Bunu yaptıkları zaman kulların, Allah üzerindeki hakları nelerdir?” diye ikinci bir soru yöneltmiş ve ardından şu cevabı vermişti: “Bunu yaptıkları zaman Allah’ın onlara azap etmemesidir.”</p>
<p><strong>Şahsa Özel Dua ve Yasaklar</strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün kişiye özel eğitim anlayışının yansımalarından birisi de ashabından bazılarına yaptığı duayı bir başkasına yapmaması ya da birinden kabul ettiği bir hayrı bir diğerinden kabul etmemesidir. Zira onların, ihtiyaç, kabiliyet ve maddi-manevî durumlarını çok yakından bilen Allah Resûlü, her birine kendi özel şartlarına göre muamele etmiş ve yönlendirmiştir.</p>
<p>Mesela kendisini ziyarete gelen Enes İbn-i Malik’in annesi, oğlunun çok mal sahibi olması için Allah Resûlü’nden dua talep edince, “İyi bir mal, iyi bir insan için ne güzeldir!”<span id="easy-footnote-15-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-15-5490" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurarak ellerini açıp ona “Allahım! …Onun malını ve evladını çoğalt.” diye dua etmişti. Ancak Sa’lebe İbn-i Hatîb’in aynı istikamette talebine ise, “Şükrünü eda ettiğin az mal, şükrüne güç getiremeyeceğin çok maldan daha hayırlıdır.” karşılığını vermekle yetinmişti.<span id="easy-footnote-16-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-16-5490" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Bütün malını bağışlamak için getiren Hz. Ebu Bekir’den bu hayrını kabul ettiği halde<span id="easy-footnote-17-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-17-5490" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> aynı şekilde davranmak isteyen Ka’b İbn-i Mâlik’e ise “…Malından bir kısmını alıkoy, bu senin için daha hayırlıdır.”<span id="easy-footnote-18-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-18-5490" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> buyurmuştu. Yine Ebu Lübâbe, Allah yolunda bütün malını bağışlamak isteyince, “Malının üçte birini sadaka olarak dağıtman senin için kâfidir.”<span id="easy-footnote-19-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-19-5490" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> demiş ve onu bu isteğinden men etmişti. Yine Hz. Ebu Bekir çizgisinde hareket ederek malının hepsini infak etmek isteyen Sa’d İbn-i Ebî Vakkas’ın da bu isteğini onaylamamış ve ona “…Varislerini zengin bırakman, onları muhtaç ve insanlara el açar bir vaziyette bırakmandan daha isabetlidir.”<span id="easy-footnote-20-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/#easy-footnote-bottom-20-5490" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Görüldüğü üzere Allah Resûlü’nün eğitim ve rehberlik sisteminde takip ettiği strateji ve metodolojilerden biri de kişiye özel eğitimdir. Ashabını fert fert çok iyi tanıyan Efendimiz, onları yetiştirme adına kabiliyetlerini ve ihtiyaçlarını nazara alarak onlara hitap etmiş, ilgilenmiş, görevler vermiş, gerekli telkin ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bunun için herhangi bir konuda kendisine soru soran sahabînin iman, ibadet ve ahlaki alandaki gelişimine katkı sağlayacak cevaplar vermiştir. O, cevap ve öğütlerinde muhatap olduğu insanın kabiliyet, yaş, özür, görev, sorumluluk vs. gibi durumlarını dikkate almıştır. Dolayısıyla eğitimde başarılı olmanın en önemli dinamiklerinden bir tanesi de kişinin şahsi durumunu ve seviyesini gözetmek; kabiliyet ve ihtiyaçlarına odaklanmaktır. Bu sünnet, eğitim hayatına imkân verdiği ölçüde taşınmalı ve yaşatılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 49 (2638); Buharî, Menâkıb 1 (3493, 3496)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Rikâk 35 (6498)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, İlim 20; Müslim, Fedâil 15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Mevâkît 5, Cihad 1, Edeb 1, Tevhid 48; Müslim, İman 137-139</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Itk 2; Müslim, İman 136</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nesâî, (2222)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müsned, (17027)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, İman 5 (11); Müslim, (42)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hıbban, Sahih, (818); Heysemî, Zevâid, 10/77; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/326</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Edeb 76; Tirmizî, Birr 73</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hıbban, Sahîh, II/78; Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, II/298</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Münzirî, et-Terğîb, II/331</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizi, Birr 59</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Fedâilu’s-Sahabe 142</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz, İbnu’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tirmizî, Menâkıb 40; İbn Mâce, Mukaddime 11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Zekat 18; Eymân 24</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Davud, Eymân 31; Muvatta, Nuzûr 16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5490" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Cenâiz 37; Vesâya 2; Nefâkât 1; Müslim, Vesâya 5, 8</li>
</ol>
<p><strong><a href="https://www.peygamberyolu.com" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak: Peygamberyolu.com</a> | Dr. Selim Koç</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nebevi-bir-metot-kisiye-ozel-egitim/">Nebevî Bir Metot: Kişiye Özel Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hicret, Diyalog ve Asimilasyon</title>
		<link>https://hizmetten.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Nov 2019 11:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Selim Koç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5523</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün, dünyanın değişik yerlerine hicret edenler, tabiatıyla farklı dinlere ve ideolojilere mensup kimselerle çeşitli münasebetler içinde olacak; arkadaşlık, dostluk, komşuluk, ticarî ortaklık ve belki evliliklerle akrabalık ilişkileri de kuracaktır. Bunlar,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon/">Hicret, Diyalog ve Asimilasyon</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, dünyanın değişik yerlerine hicret edenler, tabiatıyla farklı dinlere ve ideolojilere mensup kimselerle çeşitli münasebetler içinde olacak; arkadaşlık, dostluk, komşuluk, ticarî ortaklık ve belki evliliklerle akrabalık ilişkileri de kuracaktır. Bunlar, artık o ülkede yaşamanın beraberinde getirdiği kaçınılmaz, sosyal bir sonuçtur. Bu durum sadece bugüne has da değildir. Allah Resûlü, Medine’ye hicret ettiğinde Müslümanlar orada azınlıktı. Nüfusun büyük bir çoğunluğu Yahudi ve putperestti. Efendimiz ve ashabı onlarla insanî münasebetler kuruyor; onlarla konuşuyor, görüşüyor, alışveriş yapıyor, komşuluk ilişkileri geliştiriyor, yeri geldiğinde borç bile alıyor ve bunda bir mahzur da görmüyordu. Onların farklı inanç ve yaşantılarından korkmuyor bilakis birlikte yaşayabilecekleri mesajını veriyor hatta bunu “Medine Vesikası” ile hukuki bir metne bile dönüştürüyordu.</p>
<p>Dolayısıyla hicret yurdunda problem, farklı inanç ve kültürler değildir. Esas mesele Müslümanların milli ve manevî değerlerini, dinlerini bilmemeleri, öğrenmemeleri ya da bildiklerini yaşamamalarıdır. Mü’minler, Medine’ye hicret ettiklerinde sadece yaşadıkları mekân değişmişti. Daha hür ve özgür bir ortama kavuşmuşlardı. İnanç ve hayatlarında, duygu ve düşüncelerinde, hak ve adalet anlayışlarında bir değişiklik olmamıştı. Zaman içinde inen ibadet, ahlak ve muamelata dair ahkamı da öğreniyor, büyük bir heyecanla yaşıyor ve çevreleriyle de paylaşıyorlardı. Azınlık olma psikolojisine kapılıp kendi inançlarını açıkça yaşamaktan çekinmedikleri gibi başkalarının farklı inanç ve değerlerine karşı da bir rahatsızlık duymamış bilakis onları kendi konumlarında kabul ederek ilişkilerini sürdürmüşlerdi.</p>
<p>Bu çerçevede Allah Resûlü, Medine’ye hicret ettikten sonra Yahudilerle görüştüğünde onlara, kendilerine gönderilen Peygamberlere ve indirilen kitaplara iman ettiğini özellikle belirtti. Zira Kur’ân’ın bu konudaki beyanları açıktı: “Sana indirilene ve Senden önce indirilene iman ederler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.”<span id="easy-footnote-1-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon-3/#easy-footnote-bottom-1-4743" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span>Hatta getirdiği dinin bid’at bir din olmadığını,Kendisinden önce gönderilen kitapları tasdik edici ve koruyucu olarak geldiğini ve bunun için bütün peygamberlerle aynı çizgide vazifelendirildiğini belirterek onları destek olmaya çağırdı.<span id="easy-footnote-2-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> Yine namazlarında onların da kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya doğru yöneldi ve kıble birlikteliği üzerinden de İslâm’ın getirdiği değerleri ruhlarına duyurmaya çalıştı.</p>
<p>Allah Resûlü’nün, hicretin daha ilk gününde Kuba’da görüştüğü isimlerin başında, Yahudilerin en büyük ve saygın alimi Abdullah İbn-i Selâm da vardı. Bu bilgin zat, Efendimiz’i bir miktar dinlemiş ve “Vallahi bu yüzde yalan olamaz!” diyerek Müslüman olmuştu. Onun İslam’a girmesiyle birlikte yanında bulunan Sa’lebe İbn-i Sa’ye, Esed/Üseyd İbn-i Sa’ye ve Esed İbn-i Ubeyd ve bazı Yahudiler de Müslüman olmuşlardı. Bazıları da “O’na bizim şerlilerimiz iman etti. Zira onlar hayırlı olsalardı atalarının dinini bırakmazlardı.” diyerek onların bu tercihlerini kınadı. Bunun üzerine kıyamete kadar Müslümanlara, ehl-i kitaba bakışta temel bir kriter veren şu ayet nazil oldu: “Onların (Ehl-i kitabın) hepsi bir değildir. İçlerinde bir topluluk vardır ki, onlar gece vakitlerinde secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okurlar.”<span id="easy-footnote-3-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> Hatta Abdullah İbn-i Selâm Müslüman olduktan sonra, kendisini seven ve sayan bütün Yahudileri toplamış ve onları da Efendimiz ile buluşturmuştu. Fakat onlar iman etmeye yanaşmamışlardı.</p>
<p>Bunun yanında Efendimiz, çeşitli vesilelerle, Yahudilerin eğitim ve öğretim müesseseleri olan Beytu’l-Midras adlı merkezlerine gider, alimleriyle beraber oturur, İslam’ı anlatır, sorularına cevap verir, istediklerinde müşküllerini de çözerdi.<span id="easy-footnote-4-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> Hatta Hz. Ebu Bekir de zaman zaman buraya uğrar ve Yahudi alimleriyle belli meseleleri güzel bir üslupla tartışırdı. Bir defasında tatsız bir olay yaşanmış ve durum Efendimiz’e haber verilince şu ayet nazil olmuştu: “..Şüphesiz sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan sizi inciten birçok söz işiteceksiniz. Ama sabreder ve sakınırsanız bilin ki  bu, size yakışan en değerli, en isabetli davranışlardandır.”<span id="easy-footnote-5-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> Bu ayetle Allah, müminlere, Ehl-i kitaptan gelecek sözlü saldırılara, tahriklere, suçlamalara ve aleyhte yaptıkları propagandalara kapılıp asla şiddete başvurmamalarını, bilakis sabırlı olmalarını, ne olursa olsun üsluplarını bozmamalarını, İslam’a zarar verebilecek söz, fiil ve davranışlardan da özellikle sakınmaları gerektiğini ders vermiştir.</p>
<p>Üstelik bu ziyaretler tek taraflı da değildi. Bazen Yahudiler de Efendimiz’i ziyaret eder kendisine sorular sorar ve cevap isterlerdi. Hatta bazen Yahudi kadınlar da Efendimiz’in evine gelir hanımlarını ziyaret ederlerdi. Mesela, bir gün Yahudi bir kadın gelmiş ve Hz. Âişe validemizi ziyaret etmişti. Tam o sırada Allah Resûlü de eve gelmişti. Derken Yahudi kadın Hz. Âişe’ye, “Sizler, kabirde fitneye maruz kalacak mısınız?” diye sormuş, Hz. Âişe soruyu Efendimiz’e iletince ürperen Efendimiz, “Şüphesiz onlar fitneye maruz kalacak.” buyurmuştu. Aradan birkaç gün geçince Hz. Âişe’ye konuyu tekrar açmış ve “Biliyor musun? Bana ‘Kabirlerde azaba duçar olacaksınız!’ diye vahyolundu.” demiş ve o günden sonra dualarında artık kabir azabından da Allah’a sığınmaya başlamıştı.<span id="easy-footnote-6-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon-3/#easy-footnote-bottom-6-4743" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü sadece Yahudilerle değil Hıristiyanlar ve putperestlerle de Medine görüşüyor ve hatta gelen heyetleri özellikle Mescid-i Nebevî’de ağırlıyordu. Mesela Hıristiyan Necran heyeti ve putperest Tâif heyeti gibi. Onlarla da buluşuyor, sorularına cevap veriyor, İslam’ı anlatıyor ve bu süre zarfında dinlerini mescidin içinde yaşamalarına müsaade ediyordu. İslam adına bir meseleyi izah etmekten çekinmediği gibi onların sorularından da çekinmiyor hatta kendi aralarındaki sorunlara da çözüm buluyordu.</p>
<p>Dolayısıyla muhacirler, en dar daireden en geniş daireye kadar hak ve hakikati, insanî ve İslâmî değerleri yaşamaktan ve anlatmaktan çekinmemeli; geliştirecekleri ferdî, ailevî ve içtimâî projelerle, topluma katkı sunarak açılmaya çalışmalıdırlar. Aksi takdirde farklı sebeplerle kendi değerlerini yaşamaktan, seslendirmekten ve bu konularda diyaloğa ve müzakereye girmekten kaçınanlar zamanla asimile olur; kimlikleri ve kültürlerini kaybederler.</p>
<p><strong>Açılım, Helal-Haram Dairesi Korunarak Yapılmalı</strong></p>
<p>Hicretin ilk yıllarında Medine, nüfus ve nüfuz olarak Yahudi ve putperestlerin hâkim olduğu bir şehirdi. Müslümanlar, daha önce müşrik bir toplumla iç içe yaşamışlardı. Fakat şimdi yeni yurtlarında farklı bir dini grupla karşılaşmışlardı. Birlikte yaşadıkları bu şehirde bilhassa yeme ve içme gibi meselelerde helal-haram sınırlarını koruyup gözetmek kolay değildi. Mesela ehl-i kitap bir aileye misafir olduklarında ya da ictimai hayatta çeşitli vesilelerle onlarla aynı sofra paylaşıldığında ne yapacaklardı? Cenâb-ı Hakk, indirdiği “Bugün size bütün temiz nimetler helal kılındı. Ehl-i kitabın kestikleri ve diğer yiyecekleri size helaldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helaldir…”<span id="easy-footnote-7-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> ayetiyle bu konu, hükme ve çözüme bağlanmıştı. Dolayısıyla ehl-i kitabın hazırladığı ve İslam’ın da haram kılmadığı yiyecek ve içeceklerden istifade etmelerinde bir mahzur bulunmuyordu.</p>
<p>Nitekim Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) zaman zaman komşuları tarafından yemeğe davet ediliyordu. O da bu davetleri, tebliğ ve temsiline bir vesile olarak değerlendiriyordu. Mesela Efendimiz’in Fârisî bir komşusu vardı.  Çok lezzetli et çorbası yapardı. Bir gün yine çorba pişirmiş ve O’nu da davet etmişti. Peygamberimiz, yanında bulunan Hz. Âişe validemizi de göstererek “O da gelirse olur.” buyurmuştu. Farisî, “Hayır!” deyince Efendimiz, “O gelmezse ben de gelmem.” karşılığını vermişti. Fakat Fârisî, yemeğin azlığından olsa gerek onun da gelmesine “Evet!” dememişti. Ancak üçüncü teklifinde Hz. Âişe’yi de yanına almasını kabul etmişti. Bunun üzerine Efendimiz, eşiyle birlikte Fârisî komşularının yemek davetine icabet etmişti.<span id="easy-footnote-8-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span></p>
<p>Ashab-ı kiram, sadece yiyecek değil kullanacakları kapları bile Allah Resûlüne sormuşlardı. Ebu Sa’lebe, Efendimiz’e gelmiş ve, “Ya Resûlallah! Biz ehl-i kitap olan bir kavmin yurdundayız ve onların yemek kaplarından yiyoruz… Bu konuda bize helal olan şeyleri bildirir misin?” diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Eğer onların kaplarından başka bir kap bulabiliyorsanız, o kaplardan yiyin. Fakat başka kap bulamıyorsanız onların kaplarını yıkayarak kullanabilirsiniz.”<span id="easy-footnote-9-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> buyurdu.</p>
<p>Yine sosyal hayatta önemli kurumlardan bir tanesi evlilik müessesesiydi. Peki ehl-i kitaptan bir kimseyle evlenip yuva kurulabilecekler miydi? Cenâb-ı Hak bu konuda: “…Namuslu, zinaya girmemiş ve gizli dostlar edinmemiş insanlar halinde yaşamanız şartıyla, müminlerden ve ehl-i kitaptan hür ve iffetli kadınlarla, mehirlerini verip nikahlanmanız size helaldir…”<span id="easy-footnote-10-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> buyurarak ehl-i kitapla akrabalık bağları da kurabileceklerini bildirmişti.<span id="easy-footnote-11-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span></p>
<p>Dolayısıyla hicret yurdunda kendini koruma maksadına matuf bile olsa, hicret edilen toplumdan bütün bütün ayrılıp/sıyrılıp “gettolar” halinde yaşamak hicretin hedefleriyle bağdaşmaz. Böyle bir uygulama o toplum içinde hayatı zorlaştıracağı gibi hicreti de çekilmez hale getirebilir. Kaldı ki bu şekilde kendi içine kapanma, o toplumu da Muhacirler hakkında endişe ve korkulara sevk eder. Zaten böyle bir davranış da Kur’ân’ın bildirdiği, “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp kaynaşmanız, birbirinize sahip çıkmanız için de milletlere, sülâlere ayırdık…”<span id="easy-footnote-12-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> ilkesiyle bağdaşmaz. Onun için Allah Resûlü bir taraftan ashabını ilmen, ahlâken ve manen beslerken öbür taraftan geliştirdiği sosyal projelerle topluma açılmanın adımlarını da Kendinden emin bir şekilde bir şekilde atıyordu. O’nun bu kararlı adımlarını ve gayretlerini gören Muhacir ve Ensar da Allah ve Resûlü’ne şevkle destek oluyorlardı.</p>
<p>Hasılı, helal ve haram ölçülerine riayet ederek topluma katkı sunmaya çalışanlar asimile olmaz, bilakis onlar toplumun bir zenginliği olarak görülür ve kabul edilirler. Kendi içine kapanan Muhacirler ise kapalı toplumlar halinde yeni nesillerini muhafaza edemez ve onlara geleceğe ait bir misyon da yükleyemez. Böylece zaman içerisinde taklit hastalığına ya da içinde yaşadığı modern topluma benzeme modasına kapılarak asimile olmaya mahkûm olurlar.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>– Muhacirler, dinlerini öğrenmek, öğretmek ve yaşamaktan çekinmemeli, inancından dolayı mahcubiyet duymamalıdır. Bu hususta Hz. Ömer’in “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” sözü asimilasyonun temel sebebini ifade eden önemli bir ikazdır.</p>
<p>-Ashab-ı kiram, Yahudileri çok iyi tanıyorlardı. Zira daha Mekke’de inen sûrelerde onların inançları, tarihi, kültürü ve karakterleri hakkında Müslümanlara geniş malumat verilmişti. Hicretten sonra onlarla diyalog kurarken sadece o gün karşılaştıkları topluma bakmıyor ve onları bir bütün olarak tanıyorlardı. Hicretten sonra muhatap toplumlar, iyice tanınmadan onlarla isabetli ve verimli bir diyalog kurmak mümkün olmayacaktır.</p>
<p>– Allah Resûlü, hicret yurdunda korkmadan, çekinmeden, izzetini tevazuuyla dengeleyerek İslam’ı yaşamış ve çevresine de tebliğ etmiştir. O’nun inancındaki ve yaşayışındaki samimiyet, istikamet ve şeffafiyet, beraberinde O’na karşı güven ve itimadı da getirmiştir. Onun sade, doğru, ihlaslı ve herkese açık yaşantısı hakkaniyetine de parlak bir ayna olmuştur.</p>
<p>– Muhacirlerin inançlarını yaşaması değil bilakis yaşamamaları, içinde bulundukları toplumun fertlerini tedirgin eder. Haklarında, “Hem şöyle şöyle inandığını söylüyor hem de öyle davranmıyor, yaşamıyorlar.” denilmesine sebebiyet vererek, insanları haklarında korku ve tereddüde sevk ederler. İnançlarıyla tutarlı davranışlar sergilemeyen topluluklara daima şüpheyle bakılacağı unutulmamalıdır.</p>
<p>– İnançları ve değerleri, üzerlerinde iğreti ve emanet bir elbise gibi duran kimselerin, içinde yaşadıkları kültürden etkilenip değişip başkalaşmamaları düşünülemez.</p>
<p>– İslam tarihi boyunca Muhacirlerin hicret yurdunda dinî, ahlaki ve kültürel kimliklerini koruyabilmeleri büyük ölçüde helal ve haram hassasiyetlerini korumalarıyla mümkün olmuştur. Yeme-içme, giyim-kuşam, hukuk-ticaret, nikah-aile gibi her alanı kapsayan helal ve haram anlayışı, aynı zamanda Muhacirlerin, her sahada topluma katacakları bir çok değerin de sahibi olduklarının bir delilidir.</p>
<p>– Helal-haram hassasiyetiyle inanç, amel ve İslâmî hayat noktasında asimile olmaktan korunan Muhacirler, aynı zamanda İslâm’ı hakkıyla temsil ettiklerinden, beraber yaşadıkları topluma insani değerlerin yaşatılmasında güzel örnek de olurlar.</p>
<p>– Allah Resûlü’nün: “…Allah’ın emir ve nehiylerine uy ki O da seni korusun…”<span id="easy-footnote-13-4743" class="easy-footnote-margin-adjust"></span> nurlu beyanında ifade buyurduğu gibi, helal ve haram sınırlarını koruyup gözetenleri Allah da asimile olup yabancılamaktan koruyacaktır.</p>
<p>– Efendimiz, risaletin ilk günlerinde Müslüman olan Hz. Ebû Zerr el-Gıfârî’yi, hem Mekke’deki ağır şartlardan kurtarmak hem de irşad ve tebliğde bulunması için memleketine gönderirken verdiği, “Her nerede olursan ol Allah’tan kork!…” ölçüsü, günümüz muhacirlerinin de hayat felsefesi olmalıdır.</p>
<p><strong><a href="https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon-3/#.XdqqXuj0nIU" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Kaynak: Peygamberyolu.com | Selim Koç</a></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hicret-diyalog-ve-asimilasyon/">Hicret, Diyalog ve Asimilasyon</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
