<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selam arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/selam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/selam/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 13:58:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Selam arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/selam/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Önce Selam Sonra Kelam</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-once-selam-sonra-kelam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 13:58:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#kelam]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48287</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا Şayet size selam verilirse, siz de ondan daha güzel bir tarzda&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-once-selam-sonra-kelam/">Cuma Hutbesi | Önce Selam Sonra Kelam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b><span dir="RTL" lang="AR-SA"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></span></b></div>
<div></div>
<div></div>
<div style="text-align: center;"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">وَإِذَا حُيِّيتُمْ بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا</span></b></div>
<div></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">Şayet size selam verilirse, siz de ondan daha güzel bir tarzda selamı alın, en azından verilen selâmın misli ile karşılık verin. Şüphesiz ki Allah, her şeyin hesabını hakkıyla arar.  <strong><em>(Nisa, 4/86)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>يَا أَيُّهَا النَّاسُ ‏ ‏أَفْشُوا السَّلَامَ وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ وَصِلُوا الْأَرْحَامَ وَصَلُّوا بِاللَّيْلِ وَالنَّاسُ نِيَامٌ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلَامٍ </strong><strong>‏</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:  “<strong>Ey İnsanlar! Selamı aranızda yaygın hale getirin, </strong>sofranız herkese açık olsun, <strong>çokça ikram edin, </strong>sıla-ı rahimde de kusur etmeyin, bir de, insanların uykuya daldıkları anlarda, gecelerin karanlığını namazla delin, böylece <strong>selametle Cennet’e girersiniz!”</strong>  <strong><em>(İbn-i Mâce, Et’ime, 1; Dârimî, Salât, 156)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, </strong><strong>Selam </strong><strong>hakkındadır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Selâm</strong> kelimesi,<strong> Esmâ-ı Hüsnâ&#8217;dan </strong>olup, ayıp ve kusurdan, korku ve endişeden emin olma, emniyet ve sulh içinde bulunma manalarına gelir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Selam Duadır:</strong> Bir mü’minin diğerine <strong>“es-Selâmü aleyküm”</strong> demesi <strong>“Allah’ın selâmı senin üzerine olsun</strong>; <strong>Allah seni her türlü kazâ ve beladan korusun; selametle yaşayıp emniyet ve güven içinde Cennet’e dahil olasın”</strong> şeklindeki niyet ve mülahazalarla dua etmesidir. Diğerinin de, <strong>“Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berakâtüh”</strong> diyerek <strong>“Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi seninle de beraber olsun; benim için istediklerinin kat kat fazlasını Allah sana da lütuf buyursun”</strong> türünden nezih duygularla mukabelede bulunması demektir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Selâm&#8221;,</strong> aynı zamanda <strong>Cennetin en güzel kelâmlarından biridir</strong>. Cennet&#8217;teki en güzel söz, mü&#8217;minlerin Rahîm Rab&#8217;lerinden işitecekleri <strong>&#8220;selâm</strong>&#8221; sözüdür.  Yasin suresindeki <strong>سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحيمٍ</strong>  “Rabb-i Rahim’den sözle olan bir selâm yine onlara&#8230;” ayeti bunu ifade etmektedir. <strong><em>(Yâsin,58)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’an-ı Kerim, <strong>Cennet ehlinin</strong> karşılanışını, meleklerin onlara <strong>“Selâmun aleyküm, Selam olsun sizlere, ne mutlu size!”</strong> <strong><em>(Zümer;73) </em></strong>deyişlerini anlatmış ve adeta her selam sözü <strong>meleklerin,  ehl-i imanı, </strong>selam yurdunda karşılamalarını hatırlatır olmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir başka ayeti kerimede Cenâb-ı Allah; <strong>“Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, sahiplerinden izin isteyip onlara selam vermeden girmeyin.”</strong> <strong><em>(Nûr, 27) </em></strong>Diyerek müminleri ikaz etmiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hutbemizin başında okuduğumuz ayeti kerimede ve daha başka âyetler de emredildiği gibi, Müslümanların daima insancıl ve nezaketli davranış göstermeleri gerekir.  <strong>Selam veren kimseye, daha candan, daha güzel,</strong> <strong>daha başka kelimeler ilave ederek, en azından onunki kadar güzel karşılık verilmelidir</strong>.</p>
<p style="font-weight: 400;">İmran b. Husayn, selam kelimelerini çoğaltmanın fazileti ile ilgili, Efendimizin huzurunda şahit olduğu şu hadiseyi anlatır: Bir adam Peygamber Efendimize gelip:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8211; <strong>&#8220;Esselâmü aleyküm&#8221;</strong> dedi. Peygamberimiz de aynı şekilde mukabelede bulundu ve selâm veren oturdu.  Efendimiz: <strong>&#8220;On sevâb kazandı</strong>&#8221; buyurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonra bir başkası gelip: <strong>-&#8220;Esselâmü aleyküm ve rahmetullah&#8221;</strong> dedi. Peygamber (s.a.s) aynı şekilde cevap verince oturdu. Efendimiz: <strong>&#8220;Yirmi sevâb kazandı&#8221;,</strong> buyurdu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonra bir adam daha gelerek: <strong>-&#8220;Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü&#8221;</strong>dedi. Efendimiz (s.a.s) de yine aynı şekilde cevap verince selâm veren oturdu. Efendimiz: <strong>&#8220;Otuz sevâb kazandı&#8221;</strong>, buyurdu. <strong><em>(Ebu Davud,Edeb,143.Tirmizi, Isti´zan, 2)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rasûl-ü Ekrem (s.a.s) Efendimiz, pek çok hadislerinde selamın önemi ve yaygınlaştırılmasının gereği üzerinde durmuştur. <strong>“İman etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe, olgun bir imana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız!…”</strong> buyurmuştur. <strong><em>(Müslim, Îman, 93)</em></strong><strong>  </strong>Peygamber Efendimiz <strong>“Efşû’s-Selâm”</strong> diyerek, dilimizde de kullandığımız <strong>“fâş”</strong> kelimesinin farklı bir kipiyle selamı yaygınlaştırmamızı, <strong>uğradığımız her yerde emniyet telkin etmemizi, tanısak da tanımasak da karşılaştığımız herkese selam vermemizi ve selamı hiç terk etmediğimiz bir adet haline getirmemizi emretmiştir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Halk arasında kullanılan, <strong>“Emniyete ve güvenliğe geldiniz, burada rahat edebilirsiniz; size teminat veriyoruz”</strong> manasına gelen <strong>“merhaba” </strong>veya “günaydın”, tünaydın” ya da bugün onların yerine kullanılmaya başlanan <strong>“iyi günler” ve “iyi geceler”</strong> gibi sözler de gönül almaya vesile olabilir; onlarla selamlaşmak, muhatabı görmezlikten gelerek hiç kâle almıyormuşçasına sessizce çekip gitmekten daha iyidir.<strong> Farklı dili konuşan ve farklı kültürü yasayan insanlarla karşılaştığımızda, onlarla anladıkları dilden selamlaşma insani ve İslami bir sorumluluktur, buna özellikle dikkat etmek hepimizin vazifesidir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Fakat, selamlama için kullandığımız bu kelimelerden hiçbiri <strong>“Es-Selâmu aleyküm!”</strong> demek kadar derin manalar taşımaz ve selamın yerini dolduramaz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Selamla ilgili bazı hatırlatmalar:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Efendimiz; yalnızca dışarıda değil, herkesin kendi evinde de selam alıp vermesi gerektiğini belirtmiş; yanında büyüttüğü Hazreti Enes’e, “Ailenin yanına girdiğinde selam ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun!” buyurmuştur.<strong> &#8220;(</strong><strong><em>Tirmizî, İstizân 20)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“</strong><strong>Evlerinize girdiğiniz zaman, Allah katından kutlu, feyizli ve bereketli bir iyi dilek temennisi olarak birbirinize selam verin.”</strong><strong><em> (Nûr; 61)</em></strong> ayetine göre de kendi evimize geldiğimizde, kendimize ve evdekilere selâm vermemiz gerekiyor. Akşam yatıp, sabahleyin kalkıldığında da evde bulunan herkese karşılıklı selâm verilip alınabilir. Bir aile ve toplum fertlerinin, birbirlerine bundan daha iyi dilekte bulunmaları düşünülemez.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Peygamber Efendimizin (s.a.s) selâm ile ilgili hüküm ve talimatı şöyledir: </strong>&#8220;Küçükler büyüklere, binekli atlı veya arabalı olanlar yayalara, yürüyenler, oturanlara; arkadan gelenler yetişince öndekilere, iki grup karşılaştığı zaman, az olanlar çok olanlara önce selam verirler.&#8221; <strong><em>(Buhârî, İsti&#8217;zân, 4-7; Müslim, Selâm, I).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Meclislere girişlerde selâm verilir. Mecliste olanlardan biri selâma cevap verirse diğerlerinden bu vazife kalkar. <strong><em>(Ebu Dâvud, Edeb, 141).</em></strong>  Aksi halde hepsi mes&#8217;ul duruma düşmüş olurlar. <strong>Zira selâm verme sünnet, mukabelede bulunmak ise farzdır. &#8220;Şüphesiz ki, Allah katında insanların en iyisi, önce selâm verendir.&#8221; </strong><strong><em>(Ebû Davûd, Edeb, 133) </em></strong>hadîsinden ise, selâm vermede acele etmenin daha sevap olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Selâm;</strong> iâdesi mümkün olmayan hallerde verilmemelidir. Bu durumlar: Kur&#8217;ân okuyan, hutbe dinleyen, namaz kılan, yemek yiyen, selâm alamayacak derecede rahatsız olanlar ve hevesine râm olmuş şekilde yaşayanlar ki Efendimiz (s.a.s): <strong>&#8220;İçki içene </strong>(içerken) <strong>selâm vermeyin…&#8221; </strong>buyurmuşlardır. <strong><em>(Buhari, Kitabu’l-İsti&#8217;zân)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İslâmî âdâba göre bir gruptan ayrılırken ayrılan kişi tarafından da selâm verilmesi gerekmektedir <strong><em>(Ebu Dâvud, Edeb, 139)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Gerek âyetlerden ve gerekse hadîslerden anlaşıldığına göre <strong>Selam;</strong> <strong>insanların kalplerindeki kin ve nefreti eritecek, </strong>aradaki soğuklukları giderecek ve gönüllerde bir sıcaklık hasıl edecek en önemli unsurlardan biri olarak sayılmıştır.  Öyleyse, <strong>Kur’an’ın öğrettiği o derin muhtevalı beyanla insanları selamlamaya önem verelim…</strong>. Kim bilir, belki çarşıda, pazarda önümüze gelen herkese emniyet ve güven vaat ettiğimiz zaman, bizim için de öbür âlemlerde bir kısım emniyet kapıları açılıyordur. Bizim bir selamımıza mukabil yüzlerce melek<strong> “Selam sizin de üzerinize olsun” diyor ve bize dua ediyorlardır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri, selam yurdunda selamla karşılanan kullarından eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/Cuma-Hutbesi-Once-Selam-Sonra-Kelam.docx">Cuma Hutbesi | Önce Selam Sonra Kelam</a>   <strong>WORD</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/04/Cuma-Hutbesi-Once-Selam-Sonra-Kelam.pdf">Cuma Hutbesi | Önce Selam Sonra Kelam</a>    <strong>PDF</strong></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-once-selam-sonra-kelam/">Cuma Hutbesi | Önce Selam Sonra Kelam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salavat ve Selamın Hikmeti &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/salavat-ve-selamin-hikmeti-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2021 10:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<category><![CDATA[salavat]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19039</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstad  Bediüzzaman Said  Nursi   Hazretleri yazdığı bir Mektupta anlattığı üzere kendisine  Peygamberimize (S.A.V.) çokca getirilen salavat ve selâmın hikmet ve sırrı soruluyor. Üstad “Resûl-i Ekrem Aleyhisselâm, nihâyet derecede rahmete mazhar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/salavat-ve-selamin-hikmeti-safvet-senih/">Salavat ve Selamın Hikmeti | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Üstad  Bediüzzaman Said  Nursi   Hazretleri yazdığı bir Mektupta anlattığı üzere kendisine  Peygamberimize (S.A.V.) çokca getirilen salavat ve selâmın hikmet ve sırrı soruluyor. Üstad “Resûl-i Ekrem Aleyhisselâm, nihâyet derecede rahmete mazhar olduğu halde, nihayetsiz salâvâta ihtiyaç göstermiştir. Çünkü, Resûl-i Ekrem Aleyhisselam bütün ümmetin dertleriyle alâkadar ve saadetleriyle nasipdardır. Nihayetsiz istikbalde, ahirette ebedî hayatta, nihayetsiz durumlara maruz kalacak ümmetin bütün saadetleriyle alâkadarlığının ihtiyacındandır ki, nihayetsiz salavâta ihtiyaç göstermiştir.’ diyor.</div>
<div></div>
<div>Biz salâtü selam getirmekle, Efendimizin (S.A.V.) şefaat dairesinin genişlemesine  yardımcı oluyoruz. Çünkü salât, rahmet demektir. Bizim salât okumalarımız Onun hakkındaki merhamet tecellisini hem artırıyor, hem şefaat dairesini genişletiyor.</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri bu hususta Mesnev-î Nuriye’de şöyle diyor:</div>
<div></div>
<div>“Efendimizin (S.A.V.) makam-ı Mahmud’u, İlâhi ve Rabbanî bir sofra hükmündedir. Evet, tevzi edilip dağıtılan lütuflar, feyizler, nimetler o sofradan akıyor. Resûl-ü Ekreme (S.A.V.) okunan salâvat-ı şerife o sofraya edilen dâvete icabettir. Aynı şekilde, salavât getiren kimse, Peygamber Efendimizin Zâtını (S.A.V.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki, tekrar ve tekrar salâvat getirmeye şevkini arttırsın.” (Hubab)</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Miracı; halktan Hakka gitmesi itibariyle velayettir; Haktan halka beş vakit namaz gibi emirler getirmesi itibariyle Risâlettir (Peygamberliktir).</div>
<div></div>
<div>Hz. Muhammed Aleyhisselam Allah’ın hem kulu hem Resûlûdür. Kulluğu itibariyle salât (rahmet) ister. Resûl olması itibariyle de selâm ister. Evet kulluk, cihetiyle halktan Hakka gider, Cenab-ı Hakkın sevgisine ve rahmetine mazhar olur. Bunu ‘salât’ ifade ediyor. Peygamberlik ise Hak’tan halka bir elçilik olduğu için, selâmet, teslim, memuriyetinin kabulunü ve vazifesini yapabilmek için muvaffakıyeti ister. Bunu da ‘selâm’ lâfzı ifâde ediyor. Biz salâtü selâm getirmekle ‘Yâ Rabbi, yanımızda Elçiniz ve Dergâhınızda Elçimiz olan Seyyidimize, Reisimize merhamet et ki, o merhamet bize de sirayet etsin.’ demiş oluyoruz.</div>
<div></div>
<div>İkinci meselede tabiat ile ilgili sorulan soruya Üstad şöyle cevap veriyor: “Tabiat namı verdikleri şey Allah’ın büyük fıtrî şeriatıdır ki, mevcudatta zuhur eden ilâhî fiillerin tanzim ve nizamını gösteren Allahın âdetlerinin (kanunlarının) toplamından ibarettir. Mâlumdur ki, kânunlar, itibari işlerdir, ilmi vücudları var, haricî vücudları  (ilmin dışında, gerçek maddi varlıkları) yok. Gaflet ve dalâletin sevkiyle Ezelî Kâtip ve Nakkaşı, tanımadıklarından, kitabı ve yazıyı kâtip; ve nakşı nakkaş; kanununu kudret; misdarı (cetvel), masdar (Kaynak.. Bir şeyin kaynağına masdar; kaynağından çıkmasına yarayan alete misdar denilir. Mesela bir çeşmenin suyunun bulunduğu yer masdar, musluğu ise misdardır); nizamı nazzam; sanatı sanatkâr zannetmişler.”</div>
<div></div>
<div>Acaba, insanlığın bütün en seçkin en faziletli olanlarını arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı Âzam’a yönelerek el kaldırarak dua eden şu insanlığın şerefi ve zaman ve mekânın bir tanesi ve hakkıyla kâinatın iftihar tablosu (Muhammed Aleyhisselam) ne istiyor? Bak dinle: Ebedî saadet istiyor, bekâ (sonsuzluk) istiyor, Allah’a kavuşma istiyor, Cennet istiyor. Mevcudâtın aynalarında hükümlerini ve cemallerini gösteren bütün İlahî kudsî isimlerle beraber istiyor. Hatta eğer rahmet, inayet, hikmet, adâlet gibi hesapsız o isteğin (gerçekleşmesinin) gerektirici sebepleri olmasa idi, şu Zât’ın (S.A.S.) tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu Cennetin binasına sebebiyet verecekti. Evet nasıl ki, Onun peygamberliği şu imtihan  dünyasının açılmasına sebebiyet verdi, öyle de, O’nun kulluğu da öteki dünyanın açılmasına sebeptir. Acaba İmam-ı Gazalî gibi araştırmacı ilim sâhipleri “Şu varlık âleminde, mevcut olandan daha mükemmeli, daha üstünü olması mümkün değildir” dediren şu görünen üstün nizam ve intizam, şu rahmet içinde kusursuz sanat güzelliği ve benzersiz bütün varlıkları kuşatan  mükemmel idare; hiç böyle bir çirkinliği, böyle bir merhametsizliği, böyle bir intizamsızlığı kabul eder mi ki: En küçük, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip îfâ etsin; en ehemmiyetli, en lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın? Hâşâ ve kellâ!. Yüz bin defa hâşâ! Böyle bir cemâl, böyle bir çirkinliği kabul etmez, çirkin olmaz.</div>
<div></div>
<div>Yahu ey hayâlî arkadaşım! Şimdilik kâfidir, geri gitmeliyiz. Yoksa yüz sene şu zamanda, şu yarımada da kalsak; yine o Zat’ın (S.A.S.) hârikulâde icraatını, fevkalâde olan vazifelerini, yüzden birisine tamamen kavrayıp temâşasına doyamayız.</div>
<div>Şimdi gel! Üstünde döneceğimiz her asra birer birer bakacağız&#8230; Bak nasıl her asır, o hidayet güneşinden aldıkları feyiz ile çiçek açmışlar! Ebu Hanîfe, Şâfiî, Bâyezîd-i Bistâmî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbânî gibi milyonlarca nurlu meyveler veriyor. Gördüklerimizin tafsilatını başka vakte bırakıp o mucizeler gösteren hidayet rehberine, bir kısım kesin mucizelerine işaret eden, bir salavât getirmeliyiz:</div>
<div></div>
<div>“Rahmanü’r-Rahîm olan Cenab-ı Hakkın (C.C.) Kur’an-ı Kerimi üzerine indirdiği Muhammed Aleyhisselama, ümmetinin yaptığı iyilikler adedince milyonlarca salât ve milyonlarca selam olsun. Peygamberliğini Tevrat, İncil ve Zebur’un müjdelediği; nübüvvetini, peygamberliğinden önce meydana gelen hârika hâllerin, sesi işitilip kendileri görünmeyen hâtif denilen cinlerin, insanlık âleminin evliyalarının ve kâhinlerinin müjdelediği; bir işaretiyle Ay parçalanan Muhammed Aleyhisselama ümmetinin nefesleri adedince milyonlarca salât ve selâm olsun. Davetine ağaçların koşup geldiği, duası ile yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların gölge yaptığı, sunduğu bir ölçek yiyecek ile yüzlerce insanın doyduğu parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, Onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylanı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin (pişmiş etini) deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Mirac’ın ve ‘Göz ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı.’ âyetinin mazharı olan Efendimiz, Şefaatçımız Muhammed Aleyhisselama, inişinden bu yana Kur’an’ı okuyan herbir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin hava dalgalarının aynalarında Rahman olan Cenab-ı Hakkın izniyle temessül eden, sümbüllenip çoğalan bütün kelimelerinin bütün harflerinin adedince, milyonlarca salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan herbiri hürmetine bizi mağfiret et, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.”</div>
<div></div>
<div>“Şuaât-ı Marifet-i Nebî” nâmındaki Türkçe bir Risalede ve On Dokuzuncu Mektup’ta ve şu Söz’de özetle işaret ettiğimiz Muhammed Aleyhisselamın Peygamberliğinin delillerini beyan etmişim. Hem onda Kur’an-ı Hakîm’in mucizelik vecihleri veciz ve öz halinde zikredilmiştir. Yine “Lemaat” nâmında Türkçe bir Risalede ve Yirmi Beşinci Söz’de Kur’an’ın kırk vecihle mucize olduğunu kısaca beyan ve kırk mucizelik vechine işaret etmişim. O kırk vecihte, yalnız nazımda (âyetlerin, cümlelerin ve kelimelerin dizilişinde) olan belâğatı (güzel, düzgün, kusursuz ve yerinde olan ebedî sanatı), “İşârâtü’l-İ’câz” nâmındaki Arabça bir tefsirde kırk sayfa içinde yazmışım. Eğer ihtiyacın varsa şu üç kitaba müracaat edebilirsin.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/salavat-ve-selamin-hikmeti-safvet-senih/">Salavat ve Selamın Hikmeti | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selâm ruhu</title>
		<link>https://hizmetten.com/selam-ruhu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 07:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Selam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: “Selâmla gidilen beldelerde kalıcı olunduğu ama kılıçla girilen yerlerde uzun süre durulsa bile müessir bir iz bırakılamadığı” ifade edildi. Selâmla gitmekten maksat nedir? Selâm ruhu nasıl anlaşılmalıdır? Cevap: Öncelikle bilinmesi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/selam-ruhu/">Selâm ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: “Selâmla gidilen beldelerde kalıcı olunduğu ama kılıçla girilen yerlerde uzun süre durulsa bile müessir bir iz bırakılamadığı” ifade edildi. Selâmla gitmekten maksat nedir? Selâm ruhu nasıl anlaşılmalıdır?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Öncelikle bilinmesi gerekir ki, İslâm’da aslolan barıştır, savaş arızî ve istisnâî bir durumdur. Dinimizde savaşa izin verilmesi, din, akıl, mal, can, nesil gibi mutlaka korunması gereken değerlerin müdafaası içindir. Zaten kötülük ve şirretliğe kilitlenmiş insanlar gelip kapınıza dayandıklarında, tehdit edip üzerinize yürüdüklerinde onları güllerle çiçeklerle karşılama gibi bir lüksünüz olamaz. Bu tür saldırılara maruz kalındığında yapılması gereken, Çanakkale’de olduğu gibi topyekûn milletçe seferber olmak ve mücadele meydanında ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaktır. Ayrıca, dünyanın neresinde olursa olsun ve kime karşı yapılırsa yapılsın ortaya konan zulmü durdurmak, haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek, düşünce ve ifade hürriyetini engellemek isteyenlere fırsat vermemek de, savaşın meşru sebeplerindendir.</p>
<h3>Hedef caydırıcılık olmalı</h3>
<p>Kur’ân-ı Kerim, sulh ve sükûnun temini için öncelikle caydırıcılık esası üzerinde durur. Konuyla alâkalı âyet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır:</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآَخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ</span><br />
“(Ey inananlar!) Onlara karşı, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi korkutup yıldırmak üzere, gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın.” (Enfâl Sûresi, 8/60)</p>
</blockquote>
<p>Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerim bize, muhtemel tehlikelere karşı her türlü tedbiri alıp caydırıcı bir güç hâline gelmeyi, düşmanın içine korku salıp daha baştan savaşı önlemeyi emretmektedir.</p>
<p>İslâm tarihi boyunca inanan gönüller, savaşı meşru kılacak şartlar oluştuğunda bazı dönemler itibarıyla kılıç kullanma mecburiyetinde kalmışlardır. Fakat büyük çoğunluğu itibarıyla bu hak, mütecaviz güç ve kuvvetleri sindirmek, dünyadaki genel ahenk ve huzuru bozan tiranları hizaya getirmek, belli yerlerdeki herc ü mercin önüne geçmek ve yeryüzünde hakkaniyet ve adaleti ikame etmek maksadını gerçekleştirme istikametinde kullanılmıştır. Bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir: İslâm tarihi boyunca bu hassasiyetlere tam olarak riayet edilmiş midir? Genel tabloya bakıldığında çok rahatlıkla diyebiliriz ki, Müslümanlar bu mevzuda istikametlerini muhafaza etmişlerdir. Fakat belli fasıllarda, belli dönemlerde içtihat hatasına düşenlerin olduğu da bir vâkıadır. Farklı bir ifadeyle ihkak-ı hak etme adına yola çıkılmış olsa da, bazı dönemler mutlak adalet yerine izafî adalet tercih edilerek hakkaniyet, kılı kırk yararcasına korunamamış olabilir. Mesela maddî kılıca müracaata gerek olmadan, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’nın elmas kılıç gibi düsturlarıyla problemlerin halledilebileceği yerlerde bu esasa tam olarak riayet edilememiş olabilir. İşte tarihin değişik dönemlerinde bazı coğrafyalarda daimî kalamayışımızın sebeplerinden biri kanaatimce bu tür içtihat hatalarıdır.</p>
<h3>Selâm: İnsanî ve evrensel bir değer</h3>
<p>Günümüze gelince, bugün şartlar geçmişe göre daha farklıdır. Umum yeryüzünde belli ölçüde demokratik bir kültür oluşmuş, ilim ve beyanın önemi daha bir artmıştır. Medenîlere galebenin ancak ikna ile mümkün olduğu böyle bir ortamda hak ve hakikati müdafaa ve onu gönüllere duyurmada Kur’ân ve Sünnet’in elmas düsturlarının ayrı bir ehemmiyet ve tesiri vardır. Dolayısıyla, inanan gönüllerin ruhlarının derinliklerinde yoğurup şekillendirdikleri fedakârlık, adanmışlık, başkaları için yaşama gibi evrensel ve insanî değerleri ilim, beyan ve sanat vasıtalarıyla dile getirmeleri çok önemlidir. İşte Selâm filmi, böyle bir düşünceyle ortaya çıkmış, adanmış ruhların dünyaya açılmalarını anlatmak maksadıyla yapılmış. Film yayınlanmadan önce, bazı bölümlerini bana da göstermiş ve filmle ilgili mülâhazalarımı almak istemişlerdi. Her ne kadar filmden, senaryodan ve yapımdan anlamasam da, kendi dar mantığımla icmâlen bazı yönlerini değerlendirmeye çalışmıştım. Umumiyet itibarıyla takdir ettiğim yanları oldu. Zira bu filmde, Anadolu insanının kendisine çok yakışan, numara ve drobu kendisine tam uyan düşünce, anlayış, feragat ve hasbiliği vardı; onun sadece dünyanın bir yerine değil Afrika’dan Uzak Doğu’ya oradan Balkanlara kadar pek çok coğrafyaya açılması anlatılıyordu. Evet, öğretmenlerimizin farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı anlayış ve farklı kültürlerde yetişmiş insanlarla ilgilenmeleri, onlar için ızdırap duymaları, yaşatmak için yaşamaları ve onları sevgiyle, insanî değerlerle yumuşatıp belli bir kıvama getirmeleri çok önemliydi ve işte Selâm filminde bu gösterilmeye çalışıldı.</p>
<p>Bildiğiniz üzere insan fıtratında yabancıya karşı tepki verme ve reaksiyon gösterme hissi vardır. Hele daha önce başkaları tarafından asimile edilmiş, ezilmiş ve sürgünlere tabi tutulmuş kişilerin dışarıdan gelmiş insanları kabullenmeleri çok daha zordur. İşte bu olumsuz faktörlere rağmen Türkiye’den kalkıp farklı ülkelere giden eğitim gönüllülerinin, o insanların gönüllerine girmeleri, farklı toplum ve kültürler arasında sevgi, diyalog ve barış köprüleri kurmaları takdir edilmesi gereken bir davranıştır.</p>
<h3>Ayakları öpülesi öğretmenler</h3>
<p>Kur’ân ve Sünnet’in elmas düsturlarını kendilerine rehber edinen, içine girdiğinde herkesin oturabileceği şekilde bir gönül enginliğine sahip bulunan Anadolu insanı, yepyeni bir dünya ve sevgi adına dünyanın dört bir yanında âdeta mesaj olmuş inlemiştir.</p>
<p>Hatırlayacağınız üzere, filmin bir sahnesinde tarihî bir köprü üzerinde kavga edip nehre düşen iki çocuğu kurtarmak için, onların peşi sıra kendisi de nehre atlayan ve neticede o iki çocuğu kurtarmak için kendisini feda eden bir öğretmen anlatılmaktaydı. Fedakâr öğretmenin bu tavrı karşısında, daha önce kavga eden öğrenciler, birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar. Bu sahneyi seyrederken, -belki pek çoğunuz gibi- gözyaşlarımı tutamadım. Afrika’da, Afganistan’da canlandırılan sahneler de bundan farklı değildi. Tabiî en önemlisi filmde canlandırılan bu sahnelerin gerçek hayatta yaşanan birer vak’a olmasıydı. Bundan dolayıdır ki, filmde rol alan oyuncular, çekim için gittikleri yerlerde realitenin ifadesi bu tabloyu görünce, öğretmenlerin fedakârlıkları karşısında âdeta büyülendiklerini ifade ettiler.</p>
<p>Bu fedakâr öğretmenler, kimi zaman, gittikleri yerlerde savaşın ortasında kalmış, bulundukları şehir kuşatma altına alınmış olmasına rağmen orayı terk etmemiş, engin bir vefa hissiyle öğrencilerine sahip çıkmışlardır. Öğretmenlerin ölümü göze alarak eğitimlerine devam etmeleri, gönül kapılarının kendilerine açılması için de bir vesile olmuştur.</p>
<p>Mefkûre muhaciri bu yiğitler, Çanakkale’ye gidiyor gibi, dünyanın değişik yerlerine seyahatler tertip ettiler. Kimi zaman evlerinde duvaklı gelinleri bırakıp gittiler. Kimi zaman parmaklarında nişan yüzüğüyle yollara döküldüler. Kimi zaman da gözü yaşlı anne-babalarının ellerini öptü, onları Allah’a emanet edip öyle yola koyuldular. İşte bütün bu fedakârlıklar karşısında bence onların alnı değil ayakları bile öpülür.</p>
<p>Yürüdükleri yolun derinlemesine felsefesini bilmeyen o insanlara “yürü” denildiğinde hiç diriğ etmeden yüreklerindeki teslimiyet duygusuna sarılarak yürümüşlerdi. Allah onları sevk ediyor ve onlar da mübarek bir insiyak içinde gidiyorlardı. Ben, gidenler arasından şikâyet edip de geriye dönene rastlamadım. Böyle bir şey vuku bulduysa bile ben bilmiyorum. Ülkemizin en prestijli üniversitelerinden mezun olmuş, diplomasını eline almış, çiçeği burnunda binlerce genç, anne-babasının ve çevresindeki insanların beklentilerine rağmen sadece “ülkem, ülküm, mefkurem..” deyip, “Cânân dileyen dağdağa-i câna düşer mi, Cân isteyen endişe-i cânâna düşer mi; Girdik reh-i sevdaya cünûnuz… Bize namus lâzım değil, ey dil ki bu iş şâne düşer mi!..” anlayışıyla seve seve yollara dökülmüşlerdi.</p>
<h3>Selâmı gönüllere yazdılar</h3>
<p>Kitaplara, dergilere, değişik televizyon programlarına yansıdığı üzere bu arkadaşlar gittikleri yerlere hep selâmla gitmiş, yazı tahtalarına yazdıkları gibi gönüllere de selâm yazmışlar. Bunun esenlik demek olduğunu öğretmişler. Kendilerine laf atanlara dahi “Selâm size, esenlik içinde kalın.” deyip geçmişler.</p>
<p>İşte siz gittiğiniz yerlere böyle giderseniz, orada kalıcı olursunuz. Selâm mesajınız da, vicdanlarda yer bulur, gönüllerde yankılanır durur. Cenâb-ı Hak, atılan bu adımları boşa çıkarmaz. Çünkü kudsî bir hadis-i şerifte de beyan buyrulduğu gibi, siz O’na doğru bir karış giderseniz, O bir adım gelir; siz bir adım giderseniz, O yürüyerek gelir; siz yürüyerek giderseniz O koşarak gelir ve sizin gören gözünüz, işiten kulağınız ve konuşan diliniz olur. (Bkz.: Buhârî, tevhîd 15, 50; Müslim, tevbe 1) Cenâb-ı Hakk’ın bu engin lütfu olunca, siz niye müessir olmayasınız ki!</p>
<p>Hâsılı, maddî kılıcın kınına girdiği günümüzde selâm bizim tek sermayemizdir. Selâm; dövene elsiz, sövene dilsiz ve kalb kırana karşı da gönülsüz olmayı gerektirir. Bu açıdan yürüdüğümüz yolda, kınamalara aldırmamalı, her zaman durduğumuz yerde dimdik durmalı, “Bu dünya dayanma dünyası, darılma dünyası değil”, deyip hep müspet hareket peşinde koşmalı ve sadece kendi yapacağımız işlere kilitlenmeliyiz.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/selam-ruhu/">Selâm ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
