<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sefkat arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/sefkat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/sefkat/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Nov 2025 18:58:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>sefkat arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/sefkat/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Şefkat ve Merhamet</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat-ve-merhamet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 14:33:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=45681</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ  “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat-ve-merhamet/">Cuma Hutbesi | Şefkat ve Merhamet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”</strong> <strong><em>(Tevbe Sûresi, 9/128)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، اِرْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder. (Öyleyse) siz yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin.”  </strong><strong><em>(Tirmizî, birr 16; Ebû Dâvûd, edeb 58)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, şefkat ve merhamet hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Şefkat;</strong> Cenâb-ı Hakk’ın <strong>birer sanatı</strong> olmaları itibarıyla, herkese ve her şeye karşı alâka duyma, sevgi besleme, başkalarının dertlerine ortak olma, kederlerini paylaşma, karşılıksız yardımlarına koşma, mazlumların mağdurların maruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne gibi onlarla ilgilenme <strong>manalarına gelmektedir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Merhamet ise </strong>yumuşak kalplilik, acımak, bağışlamak, cezasını affetmek ve çok şefkatli olmak anlamına gelir. <strong>Şefkat ve merhamet </strong><strong>birbirinin yerine kullanıldığı gibi çok defa beraber zikredilir.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Şefkatin</strong> <strong>tam ve olgun hâli ise</strong> <strong>ancak,</strong> insanları <strong>ebedî azaptan</strong> kurtarıp <strong>sonsuz bir mutluluğa</strong> kavuşturmak için gereken bütün himmet ve gayreti ortaya koymakla gerçekleşir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Anne ve babaların, çocuklarının bütün ihtiyaçlarını görmeleri, <strong>gönüllerindeki şefkattendir. </strong>Fakat <strong>o şefkatin tamamiyeti</strong>, evlatlarının sonsuz saadet diyarına ve bitmeyen bir mutluluğa varana kadar, sırât-ı müstakîm üzere bulunmaları istikametinde, <strong>gayret ortaya koymalarına bağlıdır.</strong> Çocuğunu âhirete <strong>hazırlamayan </strong>bir anne baba, onu ne kadar severse sevsin, onun dünyevî ihtiyaçlarını karşılamak için ne denli gayret gösterirse göstersin, asıl vazifesini <strong>yapmamış</strong>, kalbindeki şefkat hissini boşa harcamış, hatta kötüye kullanmış demektir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Allah (celle celâluhu) kullarına çok şefkatli ve merhametlidir, <strong>Rahmân, Rahîm, Raûf</strong> gibi pek çok ismi bu mânâyı ifade eder. Hutbemizin başında okuduğumuz Âyette Efendimiz için, Cenab-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından olan <strong>“Raûf”</strong> (çok şefkatli) ve <strong>“Rahîm”</strong> (çok merhametli) sıfatları kullanılıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz, bu iki ismin ruh ve manasını kendisinde barındırıyor ve onlara dayanarak vazifesini yapıyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:   <strong>إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الْأَمْرِ كُلِّهِ</strong> <strong>“Şüphesiz Allah, refîktir (merhametli ve şefkatlidir); her işte mülayemeti, rahmet ve şefkatle muameleyi sever.”</strong>  Ve yine beyan Sultanı<strong>, “Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermeyen bizden değildir.”</strong> buyurur  ve onu <strong>âdeta bir mü’min şiarı ve özelliği sayar.</strong> <strong><em>(Tirmizi,15; Ebu Davut,58)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bir gün ashâbına, susamış bir adamın kendi susuzluğunu giderdikten sonra empati yapıp susuz kalmış bir köpeğin susuzluğunu giderme çabasından bahseder ve <strong>“Adamın bu hareketinden Allah hoşnut oldu ve onu bağışladı.” </strong>der. Bunun üzerine sahabe, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?” diye sorunca <strong>“Her canlı sebebiyle sevap vardır!”</strong> buyurur. <strong><em>(Buhârî, Şürb, 9)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamberâne bir şefkati hissedebilmek, Şefkat Peygamber’inin nazarıyla kainâta, insanlara ve ahirete bakmaya bağlıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bir insanın imandan nasibi, şefkati ile doğru orantılıdır!..</strong> Yaşatmak için yaşayan insanların en önemli vasıfları <strong>şefkattir.</strong>. Taşa, toprağa, ağaca, hayvanata ve <strong>en üst seviyede</strong> <strong>de </strong><strong>insana şefkattir. </strong>İmana ve Kur’an’a hizmet mesleğinin esaslarından bir de şefkattir. <strong>“Acz”, “fakr”, “şevk” ve “şükür”</strong>den <strong>sonra, “tefekkür”  </strong>ve<strong> “şefkat” </strong>gelir. Mesleğimizdeki bu şefkat mülahazası bir <strong>karıncaya bile ayak basmamayı</strong> gerektirir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Şefkat hisleriyle dopdolu olmayan, başkaları için yaşayamaz, yaşamayı yaşatmaya feda edemez. Şefkat öyle sırlı bir anahtardır ki onun açamayacağı kapı yoktur. Yine şefkatte öyle bir güç vardır ki, onunla en katı kalbler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında <strong>“pes”</strong> eder.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kendisine şefkatle yaklaşılan bir insan, söylenenleri o anda kabullenmese bile, sonradan mutlaka düşünecek, işittiği hakikatlere karşı zamanla iyice yumuşayacak ve meselelerin aslını öğrenmeye karşı içinde bir iştiyak duyacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Maalesef yitirdiğimiz çok önemli değerlerden birisi de şefkat ve merhamet duygusudur.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Böyle bir dönemde hiç olmazsa; aklı başında, insanlığa karşı içinde sevgi taşıyan, saygı duyan, bir huzur dünyası arkasından koşup duran insanların, aradaki köprülerin bütün bütün yıkılmaması için<strong> sabırlı</strong>, <strong>temkinli ve şefkatli</strong> davranmaları gerekmektedir. Toplum çapında öyle yırtıklar meydana geldi ki, bunların da şefkatten başka bir şeyle yamanabilmesi mümkün değildir. <strong>Bugün insanlık belki de havadan, sudan, ekmekten daha ziyade şefkate muhtaçtır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yerinde kullanılan <strong>merhamet</strong>, hayat veren bir su ise, onun su-i istimâl edilmesi <strong>bir zehirdir. </strong>Oksijen ve hidrojen, belli ölçülerde bir araya gelince <strong>su olurlar.</strong> Ölçü bozulduğu ve ayrı ayrı kaldıkları anda ise, <strong>yanıcı ve yakıcı</strong> olurlar. Bunun gibi, <strong>merhametin de</strong> hem dozu hem de kime karşı yapılacağı çok mühimdir. “<strong>Canavara karşı merhamet göstermek iştahını açar, sonra döner dişinin kirasını ister.”</strong> Azgına <strong>merhamet</strong>, onu iyice saldırgan yapar ve başkalarına tecavüze teşvik eder. Yılan gibi zehirlemekten lezzet alana <strong>merhamet</strong> edilmez. Ona <strong>merhamet</strong>, dünyanın idaresini kobralara bırakmak demektir…</p>
<p style="font-weight: 400;">Eli kanlı, yüzü kanlı; gönlü kanlı, gözü kanlı; hâsılı hem deli hem de kanlıya <strong>merhamet</strong>, bütün mağdurlara, bütün mazlumlara karşı en korkunç bir <strong>merhametsizliktir</strong>. Böyle bir tutum ise, kurda acıyıp da kuzuların hukukuna önem vermeme gibi bir şeye benzer ki; kurtları güldürse bile, bütün gökyüzünü ağlatır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçmişten günümüze “<strong>Acırsanız acınacak hale gelirsiniz”</strong> diyerek, yaralatılan her şeye <strong>zulmedenler,</strong> hep kaybetmiş, kendilerine yazık etmişlerdir. Buna mukabil şefkat ve merhamet kahramanları ise hep kazanmışlardır. <strong> Müjdeler olsun, gönülden iman ederek, birbirine sabır ve şefkat dersi verip, sabır ve şefkat örneği olanlara.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/11/Cuma-Hutbesi-Sefkat-ve-Merhamet.docx">Cuma Hutbesi | Şefkat ve Merhamet</a>   WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/11/Cuma-Hutbesi-Sefkat-ve-Merhamet.pdf">Cuma Hutbesi | Şefkat ve Merhamet</a>    PDF</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat-ve-merhamet/">Cuma Hutbesi | Şefkat ve Merhamet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Dinimizde Mahlukata Şefkatin Yeri ve Önemi</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dinimizde-mahlukata-sefkatin-yeri-ve-onemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2025 09:12:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=43481</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, mahlukata şefkat hakkındadır.                                        &#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dinimizde-mahlukata-sefkatin-yeri-ve-onemi/">Cuma Hutbesi | Dinimizde Mahlukata Şefkatin Yeri ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>mahlukata şefkat</strong> hakkındadır.</p>
<p><strong>                                                               وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمينَ</strong></p>
<p><em>Başka değil, Biz seni <strong>bütün âlemlere</strong> ancak rahmet olarak gönderdik.</em> <strong><em>(Enbiya; 107)</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>اَلرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، اِرْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ </strong></p>
<p><em>“Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder. (Öyleyse) siz yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin.”</em> <strong><em>(Tirmizî, </em></strong>birr<strong><em> 16; Ebû Dâvûd, </em></strong>edeb<strong><em> 58)</em></strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Şefkat;</strong> Cenâb-ı Hakk’ın <strong>birer sanatı</strong> olmaları itibarıyla, <strong>herkese ve her şeye karşı alâka duyma,</strong> başkalarının dertlerine ortak olma, yardımlarına koşma, karşılıksız sevgi besleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme gibi manalara gelmektedir. <strong>Şefkat</strong>, ilâhî ahlâkın farklı bir tecellîsi, göktekilerin sesi-soluğu ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin ayrı bir unvanıdır.</p>
<p>İnsanların geçici dünya hayatıyla alâkalı bazı sıkıntılarını giderme, <strong>şefkat</strong><strong>in sadece bir yanını </strong>teşkil etmektedir. <strong>Şefkatin tam ve olgun hâli </strong>ise, insanları <strong>ebedî azaptan kurtarıp</strong> sonsuz bir mutluluğa kavuşturmaktır.</p>
<p><strong>İslam</strong> <strong>Müminlere,</strong> bütün varlığa saygı duymayı, onların hayat hakkına ilişmemeyi öğretmektedir. Çünkü <strong>her Müslüman,</strong> “Yedi kat gök, yeryüzü ve <strong>bunlarda bulunan varlıkların</strong> Allah&#8217;ı tesbih ettiği” <strong>inancını taşır.</strong> <strong><em>(İsrâ 17/44) </em></strong></p>
<p>Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) alemlere rahmet olarak gönderildiği için <strong>bütün varlığa merhametle ve şefkatle muamele etmiştir.</strong> Bu Onun (s.a.s),  hem yüksek ahlakının ve karakterinin doğal bir neticesi hem de gönderiliş gayesidir.</p>
<p>Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: <strong>إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الْأَمْرِ كُلِّهِ</strong>  “Şüphesiz Allah, refîktir (merhametli ve şefkatlidir); her işte mülayemeti, rahmet ve şefkatle muameleyi sever.”, <strong>“</strong><strong><em>siz yeryüzündekilere merhamet edin ki </em></strong><em>ehl-i sema da size merhamet etsin.”</em> Buna göre bir insan, ne kadar şefkatli ve merhametli ise, Allah nezdindeki yeri ve konumu da buna göre olacak ve Allah tarafından da aynısıyla muamele görecektir.</p>
<p>Ve yine beyan Sultanı<strong>, “Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermeyen bizden değildir.”</strong> buyurur&#8230; buyurur ve onu <strong>âdeta bir mü’min şiarı sayar.</strong> <strong><em>(Tirmizi,15; Ebu Davut,58)</em></strong></p>
<p><strong>O</strong> <strong>(s.a.s</strong>),  ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlar, İnleyen ananın ızdırabını vicdanında duyardı. İşte Hz. Enes’in rivayet ettiği bir hadis ve O’nun dillere destan şefkati:<em> “Ben namaza duruyor ve onu uzun uzun kılmak istiyorum. </em>Sonra bir çocuğun ağlamasını duyuyorum.<em> Annesinin ona duyacağı heyecanı bildiğim için hemen namazı hızlı kılıp bitiriyorum.” Der. </em><strong><em>(Buhari, Ezan, 65; Müslim, Salat,192.)</em></strong></p>
<p><strong>Efendimiz (s.a.s</strong>); canlılara yapılan her türlü iyiliğin ve kötülüğün bir karşılığının olacağını haber verir ve meseleyi insanların insafına bırakmazdı. Bir gün ashâbına, susamış bir adamın kendi susuzluğunu giderdikten sonra empati yapıp susuz kalmış bir köpeğin susuzluğunu giderme çabasından bahseder ve “Adamın bu hareketinden Allah hoşnut oldu ve onu bağışladı.” der. Bunun üzerine sahabe, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?” diye sorunca <strong>“Her canlı sebebiyle sevap vardır!”</strong> buyurdu. <strong><em>(Buhârî, Şürb, 9)</em></strong></p>
<p>Yine bir başka zaman Allah Resûlü,  şöyle diyerek ilaveler de bulunur, <strong>“Susamış her ciğer sahibi canlıya su vermende sevap vardır</strong>!” <strong><em>(İbn-i Mâce, Edeb 8)</em></strong>  “Müslüman bir kişi bir ağaç diker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse, bu yenen şey kıyamet gününe kadar o Müslüman için sadaka olur.” buyurur ve ağaç dikmeyi teşvik ederken onlardan istifade eden hayvanlardan dolayı alınacak uhrevi karşılığa dikkat çeker. <strong><em>(Müslim, Müsakât 2)</em></strong></p>
<p>Allah Resûlü (s.a.s) yağmur duasına çıktığında kuraklıktan etkilenen hayvanları da unutmaz; <strong>“Allah’ım! Kullarını ve hayvanlarını sula. Rahmetini neşret ve ölü beldeni ihyâ et!”</strong>  diyerek, hayvanları da dualarına dahil ederdi. <strong><em>(Ebû Dâvud, İstiska 2)</em></strong></p>
<p><strong>Efendimiz (s.a.s</strong>); hayvanları aç ve susuz bırakarak işkence etmeyi yasaklamıştır. Değil işkence yapmak <strong>O (s.a.s),</strong> hayvanlara hakaret edilmesini bile hoş karşılamazdı. Bir yolculuk sırasında bir devenin, sahibi tarafından lânetlendiğini duyar. Hemen devenin üzerindeki yükün indirilmesini emreder ve ceza olarak sahibini ona binmekten meneder. <strong><em>(Ebû Dâvud, Cihâd 50)</em></strong></p>
<p>Bir yolculuk esnasında bazı kimseler içinde iki yavru bulunan bir kuş yuvası görür ve yavruları alırlar. Anne kuş aşağı yukarı uçmaya ve çırpınmaya başlar. Durumu fark eden Allah Resûlü, “Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti? Çabuk yavrusunu geri verin!” buyurur. <strong><em>(Ebû Dâvûd, Cihâd, 112)</em></strong></p>
<p>Efendimiz ordusuyla bir seferdeyken, yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek görür. Hz. Cuayl İbn-i Sürâka’yı yanına çağırır ve onu, yavrularını emziren köpeğin başında nöbet tutması için görevlendirir. Orduyu, annenin ve yavrularının ürkütülmemesi hususunda uyarır. <strong><em>(Vâkıdî, Meğâzî 2/244)</em></strong></p>
<p>Allah Resûlü (s.a.s), Veda haccına giderken yaralı halde uyuyan bir ceylan görür. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir’i, on binlerce hacıdan oluşan kervan geçinceye kadar nöbet tutması için bırakır ve kimsenin yaralı ceylanı rahatsız etmesine izin vermemesini ister. <strong><em>(Nesâî, Menâsik 78)</em></strong></p>
<p><strong>Değerli Müminler!</strong></p>
<p><strong>Şefkat, insanı dikey olarak Allah’a yükselten nuranî bir rampadır ve yolumuzun esaslarındandır. “Acz”, “fakr”, “şevk” ve “şükür” den sonra, “tefekkür”  ve “şefkat” gelir</strong>. Bunlar, imana ve Kur’an’a hizmet mesleğinin altı rüknüdür.<strong> Biz bir karıncaya basmaktan bile Allah’a sığınırız!..</strong> Yaşadığımız zaman diliminde insanlığa hizmet yolunda <strong>Rehberimiz;</strong> “Hayatım boyunca bilerek bir tek karıncaya basmadım, bir arının odamda ölmesi karşısında yarım saat ağladığımı biliyorum” der.</p>
<p><strong>Yaşatmak için yaşayan insanların en önemli vasıflarından biri de şefkattir..</strong> <strong>taşa, toprağa, ağaca, haşerata, hayvanata ve en üst seviyede de insana şefkattir.</strong> İnsanın imanı mahlûkata şefkatiyle doğru orantılıdır. Hatta ekosistem mülahazasıyla belki cansız varlıklara karşı bile bir hiss-i şefkatle, re’fetle, kucaklayıcılıkla yaklaşmak gerekir. Bir ağacı, otu, karıncayı o şefkatle   sevmeli, insanî değerlere saygı ve mahlûkata şefkat ibremizi de yükseltmeliyiz.</p>
<p>Geçmişten günümüze zulmü kendilerine şiar edinip; “acırsanız acınacak hale gelirsiniz” diyen <strong>zalimler hem kendilerine hem de mahlukata yazık etmişlerdir. </strong>Böylelerine mukabil hep şefkat ve merhamet kahramanları kazanmıştır.</p>
<p>Ne mutlu, <strong>“Yaratılanı severim yaratandan ötürü.”</strong> Diyerek,  <strong>herkesi ve her şeyi şefkatle</strong> kucaklayanlara. Müjdeler olsun, birbirine sabır ve şefkat dersi vererek, sabır ve şefkat örneği olanlara.</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Cuma-Hutbesi-Dinimizde-Mahlukata-Sefkatin-Yeri-ve-Onemi.docx">Cuma Hutbesi | Dinimizde Mahlukata Şefkatin Yeri ve Önemi</a> WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/04/Cuma-Hutbesi-Dinimizde-Mahlukata-Sefkatin-Yeri-ve-Onemi.pdf">Cuma Hutbesi | Dinimizde Mahlukata Şefkatin Yeri ve Önemi</a>  PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-dinimizde-mahlukata-sefkatin-yeri-ve-onemi/">Cuma Hutbesi | Dinimizde Mahlukata Şefkatin Yeri ve Önemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Şefkat</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2022 19:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[AKADEMİ DUISBURG]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28099</guid>

					<description><![CDATA[<p>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG Konu ile ilgili ayet ve hadis: لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ  (Tevbe Sûresi, 9/128) الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat/">CUMA HUTBESİ | Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HAZIRLAYAN: AKADEMİ DUISBURG</strong></p>
<p>Konu ile ilgili ayet ve hadis: <strong>لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ </strong> (Tevbe Sûresi, 9/128)</p>
<p><strong>الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ </strong></p>
<p>(Tirmizî, <em>birr</em> 16; Ebû Dâvûd, <em>edeb</em> 58)</p>
<p><strong>Aziz ve muhterem kardeşlerim;</strong> bugün şefkat ve merhamet üzerinde duracağız.</p>
<p>Şefkat; Cenâb-ı Hakk’ın birer sanatı olmaları itibarıyla herkese ve her şeye karşı alâka duyma, başkalarının dertlerine ortak olma, kederlerini paylaşma, yardımlarına koşma, karşılıksız, sâfi ve ivazsız sevgi besleme, mazlumların, mağdurların maruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme gibi manalara gelmektedir.</p>
<p>Evet, insanların geçici dünya hayatıyla alâkalı bazı sıkıntılarını giderme, burada huzur içinde yaşamalarını sağlama, onlara alâka duyma, sevgi ve muhabbet besleme, acıma ve yardım etme gibi hususlar şefkatin sadece bir yanını teşkil etmektedir. Şefkatin tam ve olgun hâli ise ancak insanları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir mutluluğa kavuşturmak için gereken bütün himmet ve gayreti ortaya koymakla gerçekleşir.</p>
<p>Mesela, anne–babaların, çocuklarının bütün ihtiyaçlarını görmeleri, onlarla ağlayıp onlarla beraber gülmeleri gönüllerindeki şefkatin semereleridir. Fakat, o şefkatin tamamiyeti bu geçici hayatta çocuklarının mutluluk, rahat ve huzur içinde olmalarını düşünüp onu gerçekleştirmek için çalıştıkları gibi onların sonsuz saadet diyarına sağ salim varana kadar sırât-ı müstakîm üzere bulunmaları ve sonrasında da bitmeyen bir mutluluğa nâil olmaları istikametinde cehd ü gayret ortaya koymalarına bağlıdır. Masum çocuğunun âhiretini düşünmeyen, onu sadece fâni dünyanın muvakkat eğlenceleriyle oyalayan ve neticede yavrusunu ebedî bir azaba iten valideynin şefkatli kimseler oldukları söylenemez. Çocuğunu âhirete hazırlamayan bir anne ya da baba, onu ne kadar severse sevsin, onun dünyevî ihtiyaçlarını karşılamak için ne denli gayret gösterirse göstersin, yine de asıl vazifesini ve kalbindeki şefkat hissini boşa harcamış, hatta kötüye kullanmış demektir.</p>
<p>Bir insanın imandan nasibi, şefkati ile doğru orantılıdır! Yaşatmak için yaşayan insanların en önemli vasıfları <strong>şefkattir.</strong> Taşa, toprağa, ağaca, haşerata, hayvanata ve en üst seviyede <strong>de</strong> insana şefkattir.</p>
<p>Allah (celle celâluhu) kullarına çok şefkatlidir, pek merhametlidir.  Rahmân, Rahîm, Raûf gibi pek çok ismi bu mânâyı ifade eder. Kur’ân-ı Kerim, şu âyetiyle Efendimiz’in de (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hususta “Allah ahlâkı”na sahip olduğunu bildirir: <strong>لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ </strong> “ <em>Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.</em>” (Tevbe Sûresi, 9/128) Âyette, Efendimiz (SAV) için aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın esmâ-i hüsnâsından olan “Raûf” (çok şefkatli) ve “Rahîm” (çok merhametli) sıfatları kullanılıyor. Demek ki Peygamber Efendimiz (SAV), bu iki ismin ruh ve manasını kendisinde barındırıyor ve onlara dayanarak vazifesini yapıyordu.</p>
<p>Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) <strong>şu sözleriyle</strong>, başkalarına karşı şefkat ve merhametle muamele eden kimselerin Allah tarafından da aynısıyla muamele göreceklerini beyan etmiştir: الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ، ارْحَمُوا مَنْ فِي الأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ  <strong><em>“Birbirlerine rahmet duygularıyla muamele edenlere Rahman da merhamet eder.</em></strong><em> <strong>(Öyleyse) siz yeryüzündekilere merhamet edin ki ehl-i sema da size merhamet etsin.”</strong></em><strong> </strong>(Tirmizî, <em>birr</em> 16; Ebû Dâvûd, <em>edeb</em> 58) Buna göre bir insan ne kadar merhametli ne kadar şefkatli ise ve ne kadar acıma hisleriyle başkalarının üzerine eğiliyorsa Allah nezdindeki yeri ve konumu da buna göre olacaktır.</p>
<p>Eğer bir mü’min gerçek bir şefkat kahramanı hâline geldiyse insanların uhrevî kayıp yaşamalarına, cehennemde yanmalarına tahammül edemez. Bu sebepledir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabahlara kadar ağlıyor ve Hz. İsa gibi إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ  “<em>Eğer onları cezalandırırsan şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, Aziz u Hakim (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin.</em>” (Mâide Sûresi, 5/118) sözlerini tekrar ediyordu. Öyle ki Cenâb-ı Hak, Hz. Cibril’i gönderiyor ve ümmeti mevzuunda O’nu mahcup etmeyeceğini bildiriyordu. (Müslim, <em>iman</em> 346)</p>
<p>Peygamberâne bir şefkati hissedebilmek Şefkat Peygamberi’nin nazarıyla kainâta, insanlara ve ahirete bakmaya, beşerin hidayete ermesi yolunda gerekirse Cennet’ten bile vazgeçmenin ne demek olduğunu bilmeye bağlıdır.</p>
<p>Bediüzzaman’a, <em>“Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur.”</em> (Bediüzzaman, <em>Tarihçe-i Hayat</em>, s. 616) sözlerini söyleten de böyle bir şefkat hissidir. Aslında büyük zatların hangisinin nabzına elinizi atsanız kalbine kulağınızı verseniz benzer şeyleri duyarsınız.</p>
<p>Yine Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:   إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الْأَمْرِ كُلِّهِ</p>
<p><em>“Şüphesiz Allah, refîktir (merhametli ve şefkatlidir); her işte mülayemeti, rahmet ve şefkatle muameleyi sever.”</em></p>
<p>Toplum çapında öyle yırtıklar meydana geldi ki bunların da şefkatten başka bir şeyle yamanabilmesi mümkün görünmüyor. Maalesef yitirdiğimiz çok önemli değerlerdendir merhamet ve şefkat duygusu. Hâlbuki o, özellikle günümüz insanlarının muhtaç olduğu çok önemli bir insani haslettir. Bugün insanlık belki havadan, sudan, ekmekten daha ziyade şefkate muhtaçtır.</p>
<p>Aslında bizim mesleğimizin esası şefkattir. “Acz”, “fakr”, “şevk” ve “şükür”den sonra, “tefekkür”  ve “şefkat” gelir. Bunlar, adeta imanın altı rüknü gibi imana ve Kur’an’a hizmet mesleğinin altı rüknüdür. Şefkat de bu altı rükünden bir rükündür.</p>
<p>Mesleğimizdeki bu şefkat mülahazası bir karıncaya bile ayak basmamayı gerektirir. Şayet bir karıncanın ayağı kırılmışsa, mümkünse bir kırıkçıya götürmek, onun ayağını bağlatmak, onu yeniden hayata döndürmek ve yaşayabildiği sürece sekmeden yaşamasını sağlamak bu mesleğin esaslarındandır.</p>
<p>Şefkat hisleriyle dopdolu olmayan, başkaları için yaşayamaz; yaşamayı yaşatmaya feda edemez. Şefkat öyle sırlı bir anahtardır ki onun açamayacağı kapı yoktur. Yine şefkatte öyle bir güç vardır ki onunla en katı kalpler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında “pes” eder.</p>
<p>Kendisine şefkatle yaklaşılan bir insan, söylenenleri o anda kabullenmese bile sonradan mutlaka düşünecek, işittiği hakikatlere karşı zamanla iyice yumuşayacak ve meselelerin aslını öğrenmeye karşı içinde bir iştiyak duyacaktır.</p>
<p>Böyle bir dönemde hiç olmazsa aklı başında, milletini seven, millet-i İslamiye’ye ve insanlığa saygı duyan, bir huzur dünyası arkasından koşup duran insanların; aradaki köprülerin bütün bütün <strong>yıkılmaması</strong> <strong>için sabırlı</strong>, temkinli ve şefkatli davranmaları gerekmektedir</p>
<p>Geleceği inşa edecek mimarlara düşen vazife; bu enginliği çok iyi değerlendirmek suretiyle insanları evrensel insanî değerler etrafında bir araya getirebilmektir.</p>
<p>Geçmişten günümüze kadar hep kendilerine yazık etmiştir, acırsanız acınacak hale gelirsiniz diyerek yaralatılan her şeye <strong>zulmedenler</strong>, netice itibari ile hep kazanmıştır şefkat ve merhamet kahramanı <strong>olanlar.</strong></p>
<p>Müjdeler olsun, gönülden iman edip, birbirine sabır ve şefkat dersi vererek, sabır ve şefkat örneği olanlara.</p>
<p><strong>Hutbeyi PDF formatında görüntülemek ve indirmek için tıklayınız</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/12/CUMA-HUTBESI-SEFKAT.pdf">CUMA HUTBESİ SEFKAT</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-sefkat/">CUMA HUTBESİ | Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buz Dağlarını Eriten Şefkat &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/buz-daglarini-eriten-sefkat-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 23:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Granit kayalıkların huşunetli sakinleri kurdukları menfaat şebekesi yıkılmasın diye hak olanı yıkma adına Dar-ün Nedve’de plan üzerine plan yapmışlar, Müslümanlara her türlü işkence etmişlerdi. Zulmün zirve yaptığı günlerde Efendimiz (sav)&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buz-daglarini-eriten-sefkat-ismet-macit/">Buz Dağlarını Eriten Şefkat | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Granit kayalıkların huşunetli sakinleri kurdukları menfaat şebekesi yıkılmasın diye hak olanı yıkma adına Dar-ün Nedve’de plan üzerine plan yapmışlar, Müslümanlara her türlü işkence etmişlerdi. Zulmün zirve yaptığı günlerde Efendimiz (sav) Medine’ye hicret etmiş ve dinin yeni merkezi Medine olmuştu.</p>
<p>O (sav) azim ve kararlılıkla davasını anlatmış Mekke’de doğan din Medine’de dal budak salmış ve İslam güneşi o coğrafyada birçok gönle girmiş ve karanlık dehlizleri aydınlatmıştı.</p>
<p>Daha hicret esnasında inen şu ayetle Mekke’ye tekrar döneceği müjdesi verilmişti: <strong><em>Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”</em></strong>  (Kasas-85)</p>
<p>Bu müjde hicretten sekiz yıl sonra tahakkuk edecek ve arkasına baka baka ayrıldıkları beldeye bu sefer sevinç gözyaşları ile tekrar kavuşacaklardı.</p>
<p>Esasen Mekke fethedilmeden zaten gönüller fethedilmiş Efendimiz (sav) savaşmadan kan dökmeden Emin Belde’ye girmişti. Müşrikler tedirgin halde bekliyorlardı zira zulmün her türlüsünü Müslümanlara reva görmüşlerdi.</p>
<p>Efendimiz ne yapacaktı? Başına işkembeler koyup alaya alan, işkence yıllarında vahşice davranan, boykotlar uygulayıp yokluğa mahkum edilen, doğduğu yeri terk etmek durumunda bırakan, ordular teşkil edip hicret beldesine saldıran, yetinmeyip her türlü şer ittifakları kurup İslam’ı yok etmeyi arzulayan… zihniyetin temsilcilerine ne yapacaklardı..</p>
<p>Biz Efendimizin (sav) siyerini okuduğumuzda O’nun yıllarca <strong><em>‘intikam planları’</em></strong> değil <strong><em>‘sulh ve af’</em></strong> planları yaptığının farkına varıyoruz. O’nun (sav) gönül ilhamlarına ve o azim şefkatine Mekke fethinde müşrikler bir kere daha şahit olmuşlardı. O (sav) şefkat güneşi buzdan dağları eritmiş ve akarsulara dönüştürüp imansızlık çöllerine salmıştır.</p>
<p>Mekke fethinde Ebu Süfyan ki Efendimizle (sav) mücadeleye girişen müşriklerin lideri ve Uhud ve Hendek’te komutanları idi. Mekke’nin ulusu bu muhalif insan, ilerleyen yaşına rağmen merhamet nuruna fazla direnmemiş ve kabını doldurmak üzere Allah Rasülü’nün (sav) huzuruna gelmişti.</p>
<p>Hz. Ömer onu görünce geçmişi hatırlatarak biraz sert davranınca Ebu Süfyan şunları söylemişti:<br />
<strong><em>“Senin baban sert ve kaba sözlü idi, sen de sert ve kaba sözlüsün!<br />
Ey Hattab in oğlu! Ben sana gelmedim! Ben amcamın oğluna geldim. Onunla konuşuyorum!<br />
Beni bırak da ben amcamın oğlu ile konuşayım!”</em></strong> dedi.<br />
Sonra da, Peygamberimiz Aleyhisselama:<br />
<strong><em>“Babam, anam sana feda olsun! Usluluk ve yumuşak huylulukta, şereflilikte, akrabalık hakkını gözetirken de&#8230; senden daha üstünü yoktur!<br />
Vallahi, sanırım ki, Allah&#8217;tan başka ilah olmasa gerek!<br />
Çünkü, Allah ile birlikte başka ilah bulunmuş olsaydı, elbette, beni zararlardan korur, yararlardan yararlandırırdı.”</em></strong></p>
<p>Ebu Süfyan’ın eşi Hind binti Utbe ise, Mekke’nin soylu kadınlarından idi. Mekke yönetiminde söz sahibiydi ve neredeyse ömrünün tamamınında Efendimiz (sav) ile mücadele etmişti.</p>
<p>Babası Utbe, amcası Şeybe ve evlatlığı Hanzala’nın öldürülmesinden sonra intikam yenimi etmiş ve Hz. Hamza’yı Hz Vahşi’ye şehit ettirmiş ve cenazesine dahi işkence etmişti.</p>
<p>Ebu Süfyan’ın eşi, küfür döneminde Efendimiz (sav) ile mücadelede en ön safta olan Hind Mekke’nin Fethi’nden sonra müslüman oldu. Biat esnasında sorduğu bir soruya Efendimiz (sav) gülümsedi, yanına çağırdı ve;</p>
<p><strong><em>“…demek, sen Hind binti Utbe&#8217;sin hâ?!</em></strong><em>”</em> buyurdu.<br />
Hind ise:<br />
<strong><em>“Evet! Allah&#8217;a şükürler olsun ki O (cc) kendisi için seçip beğendiği dinini üstün kılmıştır. Ey Muhammed! Muhakkak ki bana rahmetin dokunacaktır! Ben şimdi Allah&#8217;a inanmış bir kadınım!”</em></strong> dedi ve yüzünden peçesini açtı.</p>
<p>Çöle düşen hıçkırıklı bir melodi gibi şöyle devam etti:</p>
<p><strong><em>“Evet ben Hind binti Utbe&#8217;yim! Allah geçmişleri bağışlar. Sen de benim geçmişlerimi bağışla ki, Allah da seni bağışlasın!”</em></strong> dedi.</p>
<p>Efendimiz (sav) Hind&#8217;e: <strong><em>&#8220;Hoşgeldin!&#8221;</em></strong> diyerek iltifat etti. Ve hiçbir kusurunu yüzüne vurmadı.</p>
<p>Hind ise: <strong><em>“Vallahi yâ Rasûlallah! Dün, yeryüzünde senin çadırındakiler kadar zillete ve hakarete uğramasını özlediğim bir çadır halkı yoktu! Bugün, sabaha çıkınca, senin çadırındakiler kadar izzet ve şerefe, ermesini özlediğim bir çadır halkı yoktur!”</em></strong> dedi</p>
<p>Dünün azılı müşrik kadını bir güneşi gören aysberg gibi eriyor ve Rabbe kavuşmanın sevinci, mümine olmanın inşirahı ile huzurdan ayrılıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buz-daglarini-eriten-sefkat-ismet-macit/">Buz Dağlarını Eriten Şefkat | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Keşke sesimi herkese duyursam“ &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/keske-sesimi-herkese-duyursam-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2022 05:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Keşke sesimi herkese duyursam]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[mizan]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24778</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Şefkat Peygamberi Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olduğu, Kur’ân-ı Kerim’in değişik âyetlerinde ifade edilmektedir: Enbiyâ sûresindeki وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ “Başka değil, Biz seni bütün âlemlere ancak rahmet olarak&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/keske-sesimi-herkese-duyursam-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Keşke sesimi herkese duyursam“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>*Şefkat Peygamberi Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olduğu, Kur’ân-ı Kerim’in değişik âyetlerinde ifade edilmektedir: Enbiyâ sûresindeki وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ “Başka değil, Biz seni bütün âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” âyet-i kerimesi bu hakikati açıkça seslendirir.</p>
<p>*Mahbûb-u Âlem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, insanları ebedî hüsrandan kurtarma davasına o kadar gönülden bağlanmıştı ki, Kur’ân-ı Kerim, O’nun bu konudaki ızdıraplarını, “Neredeyse sen, onlar bu söze (Kur’an’a) inanmıyorlar diye üzüntünden kendini helâk edeceksin!” (Kehf, 18/6) ifadesiyle dile getirmektedir. Benzer ayet-i kerimelerde de, Cenâb-ı Allah, Rasûl-ü Ekrem’ine “Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin!” (Şuara, 26/3), “Kur’ân’ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik.” (Tâ Hâ, 20/2) şeklinde hitap etmektedir.</p>
<p>*Aslında, bu ilahî hitaplar da Allah Rasûlü’nün, ister ümmet-i davetin isterse de ümmet-i icabetin genel tavır ve durumları karşısındaki duyarlılığını, insanlığın kurtuluşu hakkındaki hassasiyetini, O’ndaki ölesiye yaşatma arzusunu ve kurtarma cehdini nazara vermektedir. Bu itibarla, mezkûr ayet-i kerimeleri Peygamber Efendimiz’in heyecanlarını ta’dil eden ve onu îkaz için inen birer ilahî kelam şeklinde anlamak eksik, hatta yanlış olur. Evet, beyanlarda ta’dil ve tembih söz konusu olduğu kadar, ciddi bir tebcil, takdir ve iltifat da vardır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/keske-sesimi-herkese-duyursam-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Keşke sesimi herkese duyursam“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!&#8230;&#8221; &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2022 05:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<category><![CDATA[“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!...'' | M.Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24753</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Ciğerini heva-i nefsine ısırtmış insanlar öyle çaresiz bir hummaya tutulmuşlardır ki, o marazın dermanı yoktur!.. *Bütün yalanları, iftiraları, saygısız lafları söylettiren ve bütün merhametsiz, şefkatsiz, insafsız fiillere sebebiyet veren, heva-i&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!&#8230;&#8221; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>*Ciğerini heva-i nefsine ısırtmış insanlar öyle çaresiz bir hummaya tutulmuşlardır ki, o marazın dermanı yoktur!..</p>
<p>*Bütün yalanları, iftiraları, saygısız lafları söylettiren ve bütün merhametsiz, şefkatsiz, insafsız fiillere sebebiyet veren, heva-i nefistir. Muzaffer el-Kirmanşahî der ki: “Hevâ yılanı akıttı gönlüme zehirini / Ne tabib var derdime ne bir nefesi kuvvetli / Sadece delicesine sevdiğim o Yar var ki / Ondadır efsunum, Ondadır kalbimin merhemi.” Evet, ciğerini heva-i nefsine ısırtmış insanlar öyle çaresiz bir hummaya tutulmuşlardır ki, o hummanın dermanı yoktur.</p>
<p>*Hep “saray.. saray.. saray..” veya “para.. para.. para..” diyenler, kalbini hevâ-i nefse ısırtmış kimselerdir. Onlar kendilerine şöyle ya da böyle muhalefet edenlere değişik ad ve unvanlar takmak suretiyle konuyu değiştirerek kendi mesâvîlerini kapamak isteyen densizlerdir. Bağışlayın, o vandallar, mesâvîlerini setretmeye matuf hiç olmayacak şeyler söylerler. Böylece isyan deryasına yelken açan ve filosuyla, gemisiyle, sarayıyla, servetiyle, kaçırdığı paralarıyla, dolarlarıyla, riyalleriyle, altınlarıyla, gümüşleriyle mesut yaşayacağını zanneden hevaperesler katiyen huzur yudumlayamazlar. Kafalarını saran, nöronlarına gelip oturan istikbal ve akıbet endişesi onları öyle kıvrandırır ki gafletle kendilerini eğlenceye verirler.</p>
<p>*Hadis olarak rivayet edilir: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle diriltilir ve haşredilirsiniz.” Nasıl, hangi duygu ve hangi anlayışla yaşıyorsanız, o hal üzere ölür, öyle dirilir ve o muameleyi görürsünüz.</p>
<p>*Sultan İkinci Ahmed, alev alev peygamber aşkıyla yanarak şunları söyler: “İftirakınla Efendim bende takat kalmadı!” Efendim kim? Mutlak zikir kemâline masruftur, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Yahpâre oldu bu dil, aşkta muhabbet kalmadı / Şol kadar ağlattı ben bîçarei hükm-i kaza / Giryeden hiç Hazreti Yakub’a nevbet kalmadı.”</p>
<p>*Sultan Ahmed Camii yapılırken, Efendiler Efendisi’nin (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) kadem-i pâkini sorguç gibi tacına takan Sultan Ahmed cennetmekan aleyhir-rahmetü ve’l-gufran hazretleri de eteklerine taş doldurup işçi ve ırgatlarla beraber taş taşımaktaydı. Amele gibi çalışırken şöyle diyordu: “Allahım, Ahmed kulunun günahlarını mağfiret eyle; bu hizmetini de kabul buyur!” Ceddiniz buydu sizin. Onlar, cihana hükmettikleri dönemde neyin mahkûmu, neyin bendesi, neyin kulu olduklarının da farkındaydılar.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nasil-yasarsaniz-oyle-olursunuz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!&#8230;&#8221; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şefkat</title>
		<link>https://hizmetten.com/sefkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2021 07:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde topyekün dünya ve hususiyle de bizim coğrafyamızdaki milletler, şimdiye kadar olanlardan çok farklı ve öncekilerle kıyas edilemeyecek ölçüde tehlikeli bir dönemeçten geçmekte. Öyle ki, her an bütün dengelerin alt-üst&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkat/">Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Günümüzde topyekün dünya ve hususiyle de bizim coğrafyamızdaki milletler, şimdiye kadar olanlardan çok farklı ve öncekilerle kıyas edilemeyecek ölçüde tehlikeli bir dönemeçten geçmekte. Öyle ki, her an bütün dengelerin alt-üst olması, milletlerarası muvazenenin bozulması ve bir kısım herc ü merçlerin yaşanması kaçınılmaz gibi görünüyor. Değişik toplumlar ve bu toplumlar içinde farklı görüşteki, farklı düşüncedeki grupların hemen hepsi sürekli kinle, nefretle, öfkeyle oturup kalkıyor; akla-hayale gelmedik ifnâ ve itlâf projeleri arkasında koşuyor. Her millet ve o milletin içindeki farklı kesimlerin herbiri, &#8216;öteki&#8217; dediği şahıs ve grupların, kuş gribine maruz kanatlılar gibi yakaladığı yerde hakkından gelmek istiyor; mütemâdiyen intikam hissiyle homurdanıp duruyor; yeni yeni düşmanlık senaryoları üretiyor ve hep öldüren bir kin ve nefret duygusuyla yatıp kalkıyor.</p>
<p>Bu atmosferde neş&#8217;et eden insanın sevgiden haberi yok, sevmeyi silip atmış sözlüğünden ve hafızasının hiç renk atmayan en canlı mazmunu &#8216;antipati&#8217;.. o bu hâliyle hiç mi hiç nefrete doymuyor, kinden usanmıyor ve öfkesini aşamıyor; öfkesini aşmak bir yana bu tür şeytanî duyguların tesirinde sürekli haksızlıktan haksızlığa koşuyor; bâtılı hak göstermeye çalışıyor ve o eski tiranların bir ömür boyu işledikleri mesâvîyi rahatlıkla bir-iki aya veya bir-iki seneye sığıştırmasını biliyor. Bu zaviyeden o, melekeleri itibarıyla meflûç, muhakemesi açısından mâlûl ve her şeyiyle öyle bir derbeder ki, ne sıhhatli düşünebiliyor, ne normal bir insan gibi davranabiliyor ne de tutarlı bir fikri var. Bazen cinnete denk tehevvürlere girerek etrafını yakıp yıkıyor; bazen de hiç dinmeyen o gayz ve öfkesiyle kendisini yiyip bitiriyor.</p>
<p>Şimdilerde dünyanın pek çok yerinde fertler de böyle, toplumlar da böyle ve idarî mekanizmayı elinde bulunduran zimamdarlar da böyle. Çoklarının huzura, güvene savaş ilân etmiş gibi bir hâlleri var; hem kendi huzurlarını dinamitliyor hem de umumî emniyeti sarsıyorlar. Hele bir de şiddete ve cebre başvurmaları var ki, onları gören, &#8216;istiklal mücadelesi&#8217; veriyorlar sanır. Böylece, üzerlerinde binlerce mazlumun ahı, intizarı birer lânetlik gibi yaşıyor, sonra da birer mel&#8217;un gibi bir bir devrilip gidiyorlar.</p>
<p>Gerçek bu!.. ve biz ne o köpürüp duran nefreti, öfkeyi dindirebiliyor ne de değişik türden saldırganlıklara &#8216;dur&#8217; diyebiliyoruz. Yok bunları yapacak güç ve imkânımız, dört bir yanımızı saran fitne ateşlerini söndürecek iktidarımız. Ne var ki, elimizde sadece henüz insanlığını bütün bütün yitirmemiş kimselere rahatlıkla verebileceğimiz bir iksirimiz var: &#8216;Şefkat&#8217;. Onunla önümüzdeki handikapları aşmaya çalışacak ve onun sıcak kanatları altında yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p>Şefkat şimdiye kadar onu gönülden temsil edip doğru seslendirenler sayesinde bilmem kaç defa şeytanî fitneleri önledi ve insanlığı ölüm çukurlarına yuvarlanmaktan kurtardı!.. ve kaç defa Cehennem çukurları gibi görünen uçurumları firdevsî bahçelere çevirdi!.. Evet, herkese ve her şeye karşı duyulan karşılıksız sevgi ve alâka; mazlumların, mağdurların mâruz kaldıkları sıkıntıları göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onların üzerine titreme de diyebileceğimiz &#8216;şefkat&#8217;, ilâhî ahlâkın farklı bir tecellîsi, göktekilerin sesi-soluğu ve bütün annelerin sımsıcak nefesinin ayrı bir unvanıdır. Sinesinde bu hissi taşıma bahtiyarlığına ermiş biri, herhangi bir karşılık beklemeden sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat elini uzatır; gücü yettiğince devrilenleri tutar kaldırır; üşüyenleri ısıtır; yalnızların, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere kimse olur. Körler onunla körlüklerini aşar, sağırlar onunla duymaları gerekli olan en önemli şeyi duyar ve ihtimal hep zulüm ile gürleyip duranlar bile onun sükutî beyanlarıyla dillerini yutar, muvakkaten dahi olsa kendilerini sorgulamaya dururlar. Onun bu sihirli derinliğine işaret sadedinde Beyan Sultanı, &#8216;Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermeyen bizden değildir&#8217; buyurur.. buyurur ve onu âdeta bir mü&#8217;min şiârı sayar.</p>
<p>Şefkatte öyle bir güç vardır ki, onunla en katı kalbler yumuşar, en mütemerrit ruhlar dize gelir ve en korkunç düşmanlıklar bile onun karşısında &#8216;pes&#8217; eder. Kini-nefreti çözecek bir iksir varsa o şefkat; şiddeti, hiddeti, düşmanlığı ters yüz edecek bir silâh varsa o da yine şefkattir. Şefkat eden insan, ötelerin dilini kullanan ruhanîlere eş bir gönül insanı ve cehennemler gibi köpüren öfkeleri söndürmede de mânevî bir itfaiyecidir. O, şefkat lisanıyla konuşurken zulüm ve adâvetin dili tutulur; yakıp yıkmaya kilitlenmiş ruhların da eli-kolu bağlanır.. ve yolsuzlar yola gelir. Onunla yumuşayıp yola gelmeyenlerin de hakkından Allah gelir&#8230;</p>
<p>Şefkat, insanı enginleştiren bir histir ve insan ancak şefkat sayesinde başkalarının sevinç, neş&#8217;e ve huzurunu duyup anlayabilir.. anlar ve onların mâruz kaldıkları olumsuzluklar karşısında sorumluluklarını tam hisseder. Şefkatin hâkim olduğu bir atmosferde sosyal münasebetler daha bir hızlı gelişir ve içtimaî dayanışma âdeta kendi kendine teessüs eder. Böyle bir toplumda herkes birbirini sevgiyle kucaklar. Fertler ve gruplar, aralarında gönül kazanma yarışı yaşarcasına birer rikkat ve samimiyet insanı hâline gelir. Böylece gönül bağları daha bir güçlenir ve işte o zaman başkaları için yaşamadaki o engin zevk de duyulmaya başlar.</p>
<p>İsterseniz konuyu biraz daha açalım; eğer şefkat, uzak-yakın çevremizde görüp duyup hissettiğimiz muhakkak acıları göğüsleme, giderme ve muhtemel sıkıntıların önünü keserek bunların yerine sevinç, sürur ve neş&#8217;e ikame etmenin unvanı ise, o bizim için fevkalâde önemlidir. Bir kere sinesi bu yüksek duyguyla çarpan biri, her zaman merhamet hissiyle oturur kalkar.. herkese ve her şeye yumuşaklardan yumuşak bir nazarla bakar.. mağduru-mazlumu, annenin evlâdını, kuşun yavrusunu bağrına bastığı gibi bağrına basar.. himaye ve sıyânete muhtaç kimseler etrafında her an kuşlar ve kuşçuklar gibi kanat çırpar durur.. icabında yemez yedirir ve canını tehlikeye atar, onları korur.. hatta gerektiğinde o uğurda seve seve kendini bile feda edebilir.</p>
<p>Aslında, varlık şöyle derinden bir mütalâaya alınsa ve onun sinesine kulak verilse, her yanda şefkatin tüllendiği görülecek ve her taraftan şefkat nağmelerinin yükseldiği duyulacaktır. Kâinat ve eşyânın temel atkıları şefkat, ona nihâî güzelliğini kazandıran da şefkattir: ağaçlar mücessem birer rahmet, meyvelerse tecessüd etmiş birer şefkattir.. insan bir âyine-i rahmâniyet, iman nuranî bir şefkattir.. dünya bir vesile-i saadet, ukbâ bütün ihtişamıyla bir meşher-i şefkattir. Hâsılı, her şeyin mebdei de müntehâsı da rahmettir, şefkattir&#8230;</p>
<p>Eğer her zaman o yüksek uçan enbiya, evliya ve asfiya gibi tarihî şahsiyetlerin canlara can nuranî menkıbeleri doğru okunabilse, onların o aydınlardan aydın hayatlarında hep şefkatin köpürüp durduğu görülecektir.. evet, onlar her zaman şefkatle soluklanmış, şefkatle oturup kalkmış ve birer şefkat kahramanı olarak yaşamışlardır. Bu böyledir; zîrâ şefkat, insanı dikey (amûdî) olarak Allah&#8217;a yükselten nuranî bir rampa ise, gönlü şefkatle çarpanlar da sonsuza yükselmede sıraya girmiş, o baş döndüren irtifaın üveyikleridir. Böyleleri, tevfik burakına binmiş öyle gök yolcularıdır ki, bugüne kadar onlardan hiçbirinin yolda kaldığı görülmediği gibi, sinesi kinle, nefretle, merhametsizlikle çarpanlardan da hiç mi hiç hedefe ulaşan olmamıştır. Bir parça zahmete katlanıp, susamış bir köpeğin susuzluğunu gideren ahlâksız bir kadının Cennet&#8217;e; aksine, evindeki kediyi aç bırakıp onun ölümüne sebebiyet veren bir tali&#8217;sizin de Cehennem&#8217;e gittiğini Hazreti Sâdık u Masdûk beyan ediyor.. evet, Cennet bir şefkat otağı, Cehennem de bir gayz u nefret zindanıdır. Burada ortaya konan her güzellik Cennet&#8217;te farklı derinlikleriyle sahiplerini beklediği gibi, her çirkinlik de Cehennem&#8217;de ürperten buutlarıyla bahtsız müstehaklarını gözlemektedir.</p>
<p>Şefkat de, gayz u nefret de bu dünyaya ait birer realite olsalar da, varlığın özü, usaresi şefkattir. Eğer kâinatın mâyesi böyle bir şefkat olmasaydı ne insan ne de başka bir şey vücuda gelemez, gelenler varlıklarını sürdüremezdi; ezilmeleri ezilmeler, devrilmeleri devrilmeler takip eder ve bütün varlık bir kaos sarmalına dönüşürdü. Her yandan yalnızlık feryatları duyulur, her taraf vahşetle inler ve dünya âdeta umumî bir mâtemhane hâlini alırdı. Eğer bugün biz varsak ve varlığımızı sürdürebiliyorsak bu O&#8217;nun şefkatinden; eğer birbirimizi seviyor ve başkaları tarafından seviliyorsak bu da O&#8217;nun rahmetindendir.</p>
<p>Her şeyden evvel insanî duyguları tetikleyip gönüllerimizi heyecanla şahlandıran şefkat olduğu gibi, duygu ve düşünce dünyamızda iyilik etme, ihsanda bulunma, başkalarını kucaklama hislerini harekete geçiren de yine şefkattir. Şefkatle gürleyen bir sine, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin gölgesinde hep bir enginlik sergiler, hep incelerden ince davranır ve hep içten hareket eder. Her zaman sevgi yolunda yürür; yol boyu hayır ve ihsan duygularıyla köpürür durur.. Allah da onun sinesini açtıkça açar, ihsan hissini kat kat lütuflarla mükâfatlandırır ve merhametinin genişliğine göre ona özel teveccühlerde bulunur. Ümit ederim, Allah&#8217;ın, gönüllerimizde şefkat hissini uyaracağı ve bizi içinde bulunduğumuz kabalıklardan kurtaracağı günler çok uzak değildir&#8230;</p>
<p class="attenion">Sızıntı, Ocak 2006, Cilt 27, Sayı 324</p>
<p class="p1"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkat/">Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</title>
		<link>https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2020 07:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü&#8217;nün rahmet ve şefkati de O&#8217;nun fetanetinin bir buudunu teşkil eder. O&#8217;nun şefkat ve rahmetinde, aynı zamanda muhteşem bir kavrayışın ayrı bir derinliği gizlidir. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/">Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü&#8217;nün rahmet ve şefkati de O&#8217;nun fetanetinin bir buudunu teşkil eder. O&#8217;nun şefkat ve rahmetinde, aynı zamanda muhteşem bir kavrayışın ayrı bir derinliği gizlidir. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin yeryüzündeki biricik temsilcisi olarak, bu iki mübarek sıfatın tesirini bir iksir gibi kullanmış ve bütün gönüllerde taht kurmuştur. Zaten, şefkat, re&#8217;fet, yumuşaklık, yürekten ve samimî olmak kadar insanı kitlelere kabul ettiren ikinci bir vesile yoktur. İşte, Allah Resûlü iç inceliği, kabiliyet-i fevkalâdesi ve fetanetiyle, rahmet ve şefkati fetanetinin ayrı bir buudu olarak çok iyi değerlendirmiştir ki, bu da O&#8217;nun peygamberliğinin ayrı bir delili sayılır.</p>
<p>Allah (celle celâluhu), O&#8217;nu bütün âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Evet O, pırıl pırıl Hak rahmetini aksettirmektedir. Sanki O, çöl ortasında bir su menbaı, bir kevser havuzudur da, kabını eline alıp gelen herkes o havuzun başına varmış, hem kabını doldurmuş hem de kana kana içmiştir. İşte O, rahmet buuduyla böyle herkese açık bir kevser kaynağı gibidir.. isteyen her fert O&#8217;ndan istifade edebilir.</p>
<p>Şu kadar var ki, O, muhteşem fetanetiyle, mahiyetindeki bu rahmeti, o rahmete muhtaç ruhlara, âdeta Cennet&#8217;e götüren bir nurlu tuzak yapmıştır. Kim o tuzağın büyüleyici atmosferine girerse kendini zirvelerde bulur. İşte &#8220;rahmet&#8221;, Allah Resûlü&#8217;nün elinde böyle sihirli bir anahtardır. O, paslanmış küflenmiş ve açılamaz zannedilen bütün kilitleri bu anahtarla açmış ve her sinede bir iman meşalesi yakmıştır.</p>
<p>Evet, bütün insanlar arasında, bu altın anahtar, altın ruhlu ve madeni som altın Hz. Muhammed Mustafa&#8217;ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) teslim edilmiştir. Zira, beşer içinde o anahtarı almaya en lâyık O&#8217;dur. Evet, Allah, her zaman emaneti ehline verir. İnsanlara emanet olarak verdiği kalbin anahtarını da, o işe en ehil olan İki Cihan Serveri&#8217;ne vermiştir.</p>
<p>Evet, Allah (celle celâluhu), O&#8217;nu âlemlere rahmet olarak göndermiş, O da bu rahmeti fevkalâde muvazene içinde en iyi şekilde değerlendirmiştir. Rahmette muvazene de çok önemlidir.</p>
<p><strong><em>Rahmette İfrat ve Tefrit</em></strong></p>
<p>Her meselenin bir ifrat ve tefriti olduğu gibi, rahmeti kullanmanın da ifrat ve tefriti vardır. Rahmetin suiistimale uğramasının en tipik misalini, hümanist geçinen bazı grupların düşünce ve davranışlarında görmek mümkündür. Onlar, bir yanda dengesiz bir sevgi ve hümanizmden söz etmekle, diğer yandan da hiçbiri, bir mü&#8217;min ve mütedeyyine karşı samimî bir alâka duymamakla, bu hususta en canlı örnek teşkil ederler. Evet, ellerinden gelse Müslüman ve dindar insanları bir kaşık suda boğmak isterler. Onların sevgileri sadece kendilerine ve kendileri gibi düşünenleredir. Aslında bu sevgi de, bizim anladığımız mânâda hasbî değil, menfaat üzerine kurulmuştur. Hâlbuki İki Cihan Serveri&#8217;nin rahmeti bütünüyle istikamet içinde cereyan etmiş ve sadece insanlığı değil bütün varlığı kuşatmıştı ve kuşatmaktadır da&#8230;</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün temsil ettiği rahmetten, mü&#8217;minler istifade eder. Çünkü O, mü&#8217;minlere karşı &#8220;Raûf&#8221; ve &#8220;Rahim&#8221;dir.<sup>[1]</sup> İçtendir, yumuşak yüreklidir ve çok merhametlidir. O&#8217;nun temsil ettiği rahmetten mü&#8217;minlerin yanında, kâfir ve münafıklar da istifade eder. Hatta bu rahmetten Cibril&#8217;in dahi kendisine has bir istifadesi vardır.<sup>[2]</sup> Bu rahmetin enginliğini şununla ölçün ki, şeytanın dahi bu rahmete bakıp ümitlendiği olmuştur.<sup>[3]</sup></p>
<p>O&#8217;nun temsil ettiği rahmet, belli insanlara ve belli gruplara inhisar etmez. O, bazılarının yaptığı gibi rahmeti istismar vesilesi olarak da kullanmaz.</p>
<p><strong><em>Hümanizm Aldatmacası</em></strong></p>
<p>Günümüzdeki bir kısım cereyanların, insanı aldatmak için onu paravan olarak kullandıkları bir gerçektir. Rica ederim; bunun insanı sokmak için onun yanına sokulan yılanın, çıyanın yakınlığından farkı nedir? Allah Resûlü&#8217;nün temsil ettiği sevgi kat&#8217;iyen bu türlü sevgi anlayışıyla karıştırılmamalıdır. Evet, İslâm&#8217;ın sevgi anlayışı da, bütün meselelerde olduğu gibi kendine mahsus, dünya-ukbâ buudlu ve dengelidir.</p>
<p>Hz. Muhammed Aleyhisselâm, bir mesaj olarak bütün insanlığı ve bütün varlığı içine alan bir sevgiyle insanları kucaklamıştır. Ancak, yukarıda da arz ettiğimiz gibi, O&#8217;nun bu engin şefkati ve derin rahmeti, bu meseleleri istismar edenlerin sevgi ve şefkat anlayışlarında olduğu gibi sadece bir düşünce olarak ve kitap sayfalarında kalmamış; aksine en kısa zamanda pratiğe dökülmüş ve bütün derinlikleriyle temsil edilmiştir. Zaten, Efendimiz&#8217;in tatbike sunulmayan hiçbir düşüncesi yoktur. O, bütünüyle bir aksiyon ve hamle insanıdır.</p>
<p>Allah Resûlü, bütün varlığı ihata eden o engin rahmet anlayışını en içten, en samimî şekilde ve varlığın sinesinden yükselen bir mânâ olarak ortaya koyduğundan, söylenenler hep tatbik görmüştür. Meselâ O, hayvanlara karşı şefkatli davranmayı şöyle ibretli ve müşahhas misallerle anlatır. Allah Resûlü&#8217;nün anlattığı bu iki örnek unutulacak gibi değildir:</p>
<p><em>&#8220;Allah (celle celâluhu) bir köpek yüzünden, ahlâksız bir kadını affedip Cennet&#8217;ine aldı. Köpek bir kuyunun başında, susuzluktan dili sarkmış bir vaziyette soluyup duruyordu. Tam o esnada oradan geçmekte olan bu kadın, köpeğin hâlini görünce dayanamadı. Hemen belinden kemerini çıkarıp ayakkabısına bağladı, bununla kuyudan su çıkarıp köpeğe içirdi, böylece köpek ölümden kurtuldu. İşte bu kadının bir köpeğe karşı bu davranışı onun affına vesile oldu ve Allah (celle celâluhu), onu Cennet&#8217;ine koydu.&#8221;</em><sup>[4]</sup></p>
<p>Aksi kutupta ikinci örneği de Allah Resûlü şöyle anlatıyor:</p>
<p><em>&#8220;Bir kadın bir kedi yüzünden Cehennem&#8217;e girdi. Ne o kediye yedirdi, içirdi ne de salıverdi. Ve kedi açlıktan öldü. O kadın da bu yüzden Cehennem&#8217;e girdi.&#8221;</em><sup>[5]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, bu engin rahmet mesajının tebliği vazifesiyle gelmiştir. O, <em>&#8220;Menhelü&#8217;l-azbi&#8217;l-mevrûd&#8221;</em>dur. Yani bir tatlı su kaynağıdır; kim O&#8217;na idrak kovasını daldırsa O&#8217;nda rahmet bulur. O&#8217;nun elinden âb-ı hayat içen ise, mânen ölümsüzlüğe erer.</p>
<p>Keşke, cebrî-lütfî bu kevser havuzunun başında bulunanlar O&#8217;nun kadrini bilselerdi!</p>
<p>Söylediğimiz sözleri mücerret bırakmamak için birkaç müşahhas misal arz etmek istiyorum. Ancak, ondan evvel, burada şu hususa da dikkatinizi çekmeden edemeyeceğim:</p>
<p><strong><em>O, Her Şeyde Zirvedir</em></strong></p>
<p>İnsanların arasında bazı mesleklerde ileriye gidenler, ileriye gittikleri mesleklerinin hilâfına, başka sahalarda o oranda, göze çarpacak kadar geridirler.</p>
<p>Meselâ, bir erkân-ı harp, bir muharip, her ne kadar askerlik mesleğinde muvaffak ve başarılı bir erkân-ı harp olsa da, bazen başka sahalarda bir çoban kadar anlayışlı, duyarlı ve şefkatli olamayabilir. Hatta bazen böyle birinin tabiatı öldürme ile bütünleştiğinden dolayı, bu insan hiç şefkatli de olmayabilir. Zira öldüre öldüre, hisleri belli bir ölçüde körelmiştir ve artık o, herhangi bir insanı öldürmekten duyduğu teessürü duymayabilir.</p>
<p>Bir siyasî, siyasette çok muvaffaktır. Ancak o oranda doğruluktan taviz verebilir ve insanların hukukuna saygıda kusur edebilir. Yani, siyasî sahada başarısı nisbetinde, doğrulukta, mürüvvette her zaman bir gerileme söz konusu olabilir. Bu, bir yerde sivrilip zirveleşirken, diğer yerde dibe doğru inmek demektir.</p>
<p>Yine kendisini pozitivizm akımına kaptırmış ve her şeyi deneye, tecrübeye dayandırma peşinde koşup duran bir insan görürsünüz ki, kalbî ve ruhî hayatında sıfırı aşamamıştır. Hatta bazen, akıl plânında Everest Tepesi gibi yükselirken, kalbî hayatında Lut Gölü gibi çukurlaşanlar da vardır.</p>
<p>Her şeyi maddeye irca etmeye çalışan, aklı gözüne inmiş nice insanlar vardır ki, vahyin mantığı karşısında aptallardan aptal ve mânâya karşı âdeta kördürler.</p>
<p>Bu kısa izahtan da anlaşıldığı gibi bazı kimseler, belli sahalarda muvaffak olmalarına karşılık, ondan daha hayatî ve mühim sahalarda hiç mi hiç başarılı olamamışlardır. Yani, insanlarda bulunan birbirine zıt vasıflar, âdeta bir diğerinin aleyhine işlemektedir. Biri gelişip inkişaf ederken, öbürü dumura uğramakta ve güdük kalmaktadır.</p>
<p>Hâlbuki, Allah Resûlü&#8217;nde bu durum hiç de öyle değildir. O bir muharip olmanın yanı başında, engin bir şefkat insanıdır.. bir siyasîdir.. ve bir o kadar da mürüvvet sahibi ve sımsıcaktır.. müşâhedeye, tecrübeye ehemmiyet verirken, ruhî ve kalbî hayatın da ta zirvelerindedir.</p>
<p>Uhud muharebesinde bunun en çarpıcı misallerini bulmak mümkündür. Düşünün ki, orada Allah Resûlü&#8217;nün canı kadar sevdiği amcası ve sütkardeşi Hz. Hamza şehit edilmiş.. şehit edilmenin de ötesinde vücudu paramparça ve lime limedir.<sup>[6]</sup> Yine orada, halasının oğlu Abdullah b. Cahş kütükte doğranan et gibi doğranmıştır.<sup>[7]</sup> Hatta bu arada kendi mübarek başı yarılmış, dişleri kırılmış, vücudu kan revan içinde kalmıştır.<sup>[8]</sup> Düşmanlarının gayz ve öfkeyle üzerine çullandığı ve bütün gayretleriyle O&#8217;nu öldürmek istedikleri bu hengâmede, o yüceler yücesi insan, kanı yere akarsa Allah onları mahveder endişesiyle tir tir titremekte ve:</p>
<p><strong>اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَاِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ</strong><em> &#8220;Allahım, kavmimi bağışla; çünkü onlar (beni) bilmiyorlar!&#8221; </em>demektedir.<sup>[9]</sup></p>
<p>Bu ne müthiş bir şefkat anlayışıdır ki, O&#8217;nu öldürmek isteyenlere O, dua dua yalvarmakta, tel&#8217;in ve bedduaya kapalı kalmaktadır.</p>
<p>Mekke&#8217;nin fethine kadar, düşmanlarının O&#8217;na yapmadığı tek kötülük kalmamış gibidir. Düşünün bir kere; size karşı boykotaj yapacak, sizi evinizden, yuvanızdan edecek, bir çöl ortasına bırakacak, sonra da zehir zemberek bir ahidnâmeyi Kâbe&#8217;nin duvarına asacak ve diyecekler ki: &#8220;Kovduğumuz bu insanlarla çarşı-pazarda alışveriş etmek, onlardan kız alıp vermek yasaktır&#8230;&#8221; Ve sizi bu ağır şartlar altında üç sene o çölde tutacaklar.. yakınlarınız bile yardım edemeyecek ve siz orada ağaç-ot yiyerek hayatınızı sürdürmeye çalışacaksınız.. çocuklar, yaşlılar açlıktan ölecekler.. hiç mi hiç insanlık ve mürüvvet görmeyeceksiniz.. bunlar yetmiyormuş gibi, sonra öz vatanınızdan çıkarılacak ve başka yerlere sürüleceksiniz.. hatta orada da rahat bırakılmayıp çeşitli hile ve desiselerle her gün ayrı bir tehdit altında bulundurulacaksınız.. sonra Bedir&#8217;de, Uhud&#8217;da, Hendek&#8217;te defaatle onlarla yaka-paça olacak ve hep iz&#8217;âc edileceksiniz.. hatta, Kâbe&#8217;yi ziyaret gibi en tabiî haklarınızdan mahrum bırakılacaksınız.. bundan da öte, aleyhinizde zâhiren en ağır şartları kabul ederek geriye döneceksiniz ve ardından Cenâb-ı Hak lütufta bulunacak, büyük bir ordunun başında Mekke&#8217;yi fethedip oraya hâkim olacaksınız…</p>
<p>Acaba onlara karşı muameleniz nasıl olurdu? <em>&#8220;Gidin, hepiniz hürsünüz, bugün size kınama yoktur!&#8221;</em><sup>[10]</sup> diyebilir miydiniz?</p>
<p>Ben, kendi hesabıma, eğer O&#8217;ndan bu dersi almış olmasaydım, kat&#8217;i­yen onlara bu şekilde davranamazdım. Tahmin ediyorum ki, hemen hepiniz benimle bu düşünceyi paylaşıyorsunuzdur. Ama O, sırtında zırhı, başında miğferi, elinde kılıcı, terkisinde okları, atını mahmuzlamış Kâbe&#8217;ye girerken aynı zamanda bir şefkat kahramanıydı. Mekkelilere sordu: <em>&#8220;Benden nasıl bir muamele bekliyorsunuz?&#8221;</em> Hepsi birden cevap verdi: <em>&#8220;Sen Kerîmoğlu Kerîmsin? Senden ancak kerem beklenir!&#8221;</em></p>
<p>O da, Hz. Yusuf&#8217;un kardeşlerine dediği<sup>[11]</sup> gibi dedi: <em>&#8220;Bu­gün size kınama yoktur. Allah sizi bağışlasın, O Erhamür­râ­hi­mîn&#8217;dir.&#8221;</em><sup>[12]</sup></p>
<p>O, hayatında, tedbirde hiç kusur etmemişti. O&#8217;nun kadar tedbirle tevekkülü yan yana ve sımsıkı telif eden ikinci bir insan yoktur.</p>
<p>Bedir&#8217;e çıkarken ashabını denedi. Her biri bir atom bombası gibiydi.. ve tek başlarına bir orduya güç yetirecek gerilimi taşıyorlardı. Sa&#8217;d b. Muaz: <em>&#8220;Sen atını Berk-i Gımâd&#8217;a kadar sür yâ Resûlallah! Bizden tek kişi dahi geride kalmayacaktır.&#8221;</em> derken işte bu gerilimin örneğini veriyordu. Hele bu zatın devamla şöyle demesi ne kadar mânidardır: <em>&#8220;Canımız işte burada, istediğin canı al yâ Resûlallah! Malımız işte burada, isteğin kadarını al ve istediğin yere ver yâ Resûlallah!&#8221;</em><sup>[13]</sup></p>
<p>Asker hazırdı. Hepsi de âdeta birer Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;dı. Ama bununla beraber, Allah Resûlü tedbirde kusur etmiyor, bir muharebe için gerekli olan bütün ön hazırlıkları eksiksiz yerine getiriyordu. Bu fiilî duadan sonra da ellerini açıyor ve kalbinin ta derinliklerinden yükselen bir yakarışla Cenâb‑ı Hakk&#8217;a dua ve niyaza başlıyordu. Hem de öyle kendinden geçercesine dua edip yalvarıyordu ki, üzerindeki ridâsı yere düşüyordu da bundan haberi bile olmuyordu. Bu manzarayı seyreden Hz. Ebû Bekir, dayanamayarak yanına sokuluyor, ridâyı üzerine koyuyor ve: <em>&#8220;Yeter ey Allah&#8217;ın Resûlü. Allah Seni kat&#8217;iyen mahzun etmeyecektir, bu kadar yalvarış ve yakarış yeter.&#8221;</em> diyordu.<sup>[14]</sup></p>
<p>Evet, bir taraftan bu denli tedbir, diğer taraftan da bu seviyede Rabb&#8217;e tevekkül, ancak bu zirve insana müyesser olan apayrı bir hususiyetti&#8230;</p>
<p><strong><em>Evrensel Rahmet</em></strong></p>
<p>Sözün başında da ifade ettiğim gibi, Allah Resûlü, mü&#8217;min, kâfir ve münafık, herkesin kendisinden istifade ettiği rahmet timsali bir insandı. Mü&#8217;min O&#8217;ndan istifade eder; çünkü O, <em>&#8220;Ben mü&#8217;minlere, kendilerinden daha yakınım..&#8221;</em> buyurmaktadır.<sup>[15]</sup> Gerçi müfessirler<strong> اَلنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ </strong>âyetine<sup>[16]</sup> istinad ederek: <em>&#8220;Allah Resûlü, mü&#8217;minlere kendi canlarından daha azizdir.&#8221;</em> derler. Fakat, aslında her iki mânâ da birbirine yakındır. Biz O&#8217;nu kendi canımızdan daha çok severiz; Allah Resûlü de kendisine bu denli muhabbet besleyenleri aynı ölçüde sever; çünkü O, en büyük mürüvvet insanıdır.</p>
<p>Bu bir muhakeme ve mantık sevgisidir. Bu sevginin hissî yanı olsa da daha çok mârifet buudlu ve mantık derinliklidir. Şayet kurcalanıp işlettirilebilse insanda öyle bir kökleşir ki; insan, Mecnun&#8217;un Leyla&#8217;sını aradığı gibi her yerde Resûlullah&#8217;ı arar durur. Arar durur da her adını anışta burnunun kemikleri sızlar ve O&#8217;nsuz geçen hayatı kendisi için bir hicran kabul eder.. ve O&#8217;nun için bir ney gibi inler gezer.</p>
<p>Evet, Allah Resûlü bize kendi nefislerimizden daha yakındır. Nasıl olmasın ki, biz nefislerimizden çok kere kötülük görürüz. Hâlbuki O&#8217;ndan hep kerem, iyilik, merhamet, şefkat ve mürüvvet gördük. O, Allah&#8217;ın rahmetinin temsilcisidir. Öyleyse elbette bize bizden daha yakındır.</p>
<p>O<em>: &#8220;Ben mü&#8217;minlere kendilerinden daha yakınım.&#8221;</em> İster­seniz şu âyeti okuyun: <strong>اَلنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ </strong>diyor ve sonra da sözüne şöyle devam ediyor: <em>&#8220;Kim bir mal bırakırsa o akrabalarınadır. Fakat kim de bir borç bırakır ve öyle giderse o banadır.&#8221;</em><sup>[17]</sup></p>
<p>Bu hadisin arkasında şöyle bir hâdise var:</p>
<p>Bir gün bir cenaze getirildi. Namazı kılınacaktı. Allah Resû­lü sordu: <em>&#8220;Bunun borcu var mı?&#8221;</em> Orada bulunanlar: <em>&#8220;Evet, yâ Resûlallah, çok borcu var!&#8221;</em> dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü: <em>&#8220;Siz arkadaşınızın namazını kılın, ben borçlunun namazını kılamam.&#8221;</em> buyurdular. Ancak bu durum kendisine de çok ağır gelmişti. Daha sonra Allah Resûlü bir kısım imkânlara ulaşınca, ölen mü&#8217;minler hakkında: <em>&#8220;Onun mevlâsı benim, alacaklılar bana gelsin.&#8221;</em> derdi.<sup>[18]</sup></p>
<p>Dünya ve ahirette Allah Resûlü, mü&#8217;minlere kendilerinden daha yakın olma keyfiyetiyle bir rahmettir. O&#8217;nun bu rahmet yönü ebedlere kadar da devam edecektir.</p>
<p>O, münafıklar için de bir rahmettir. Münafıklar, bu engin rahmet sayesinde dünyada azap görmediler. Camiye geldiler, Müslümanların içinde dolaştılar ve Müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade ettiler. Allah Resûlü onlar hakkında perdeyi yırtmadı. Onların çoğunun iç yüzünü biliyordu. Hatta bunları Hz. Huzeyfe&#8217;ye (radıyallâhu anh) söylemişti de.<sup>[19]</sup> Rivayete nazaran, bundan dolayı da Hz. Ömer, Huzeyfe&#8217;yi takip eder, onun kılmadığı cenaze namazını o da kılmazdı.<sup>[20]</sup></p>
<p>Bununla beraber İslâm onları fâş etmedi. Onlar hep mü&#8217;min­ler arasında bulundular ve mutlak küfürleri en azından şüpheye, tereddüte dönüştü. Böylece, dünya zevkleri de bütün bütün acılaşmadı. Zira yok olup gideceğine inanan bir insanın dünyadan lezzet alması mümkün değildir. Ama, <em>&#8220;Belki ahiret vardır.&#8221;</em> diyecek kadar, küfürleri şüpheye bürününce, ihtimal, hayat o zaman bütün bütün acılaşmaz. İşte bu yönüyle Allah Resûlü, münafıklara da bir ölçüde rahmet olmuştur.</p>
<p>Kâfir de Allah Resûlü&#8217;nün rahmetinden istifade etmiştir. Zira, Cenâb‑ı Hak, daha önceki millet ve kavimleri küfür ve isyanları sebebiyle toptan helâk etmiş olmasına karşılık, Allah Resûlü&#8217;nün bi&#8217;setinden sonra toptan helâk etmeyi kaldırdı, dolayısıyla da insanlar, böyle bir azap çeşidinden kurtulmuş oldular. Bu da kâfirler için dünya adına büyük bir rahmettir.</p>
<p>Bu mevzuda Cenâb-ı Hak, Habibine hitaben şöyle buyurmaktadır: <strong>وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ </strong><em>&#8220;Sen onların içlerinde bulunduğun hâlde, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerken de Allah onlara azap edecek değildir.&#8221;</em><sup>[21]</sup></p>
<p>Evet, Efendimiz&#8217;in hürmetine Cenâb-ı Hak toptan helâk etmeyi kaldırmıştır. Hz. Mesih: <em>&#8220;Eğer azap edersen, onlar Senin kulların.&#8221;</em><sup>[22]</sup> derken, Efendimiz&#8217;in Allah indindeki kadrine, kıymetine bakın ki, Cenâb-ı Hak O&#8217;na: <em>&#8220;Sen onlar arasında bulunduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir.&#8221;</em> buyurmaktadır.</p>
<p>Yani, Sen onların sinesinde yaşadığın sürece Allah onlara azap etmeyecektir. Sen yeryüzünde anıldığın ve dillerde yâd edildiğin sürece.. yani insanlar Senin yoluna baş koyduğu müddetçe Allah onların altını üstüne getirmeyecektir.</p>
<p>Kâfirin Allah Resûlü&#8217;nün rahmetinden istifade yönlerinden biri de Allah Resûlü&#8217;nün<strong> إِنِّي لَمْ أُبْعَثْ لَعَّاناً وَإنَّمَا بُعِثْتُ رَحْمَةً </strong>buyurmasıdır.</p>
<p><em>&#8220;Ben rahmet olarak gönderildim, lânet isteyici olarak değil.&#8221;</em><sup>[23]</sup> Ben herkes için Allah&#8217;tan bir rahmet olarak geldim. İnsanların başına belâ ve musibet yağdırılsın diye beddua edip lânet isteyen bir insan olarak gönderilmedim. Onun içindir ki Allah Resûlü, en büyük İslâm düşmanlarının dahi hep hidayetini istemiş ve onun için çırpınıp durmuştur.</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün getirdiği nurdan, Cibril dahi istifade etmiştir. Bir gün Efendimiz, Cibril&#8217;e sorar: <em>&#8220;Senin için de Kur&#8217;ân bir rahmet midir?&#8221;</em> Cibril cevap verir: &#8220;Evet yâ Resûlallah! Çünkü ben de akıbetimden emin değildim. Ne zaman ki <strong>مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ </strong><em>&#8216;Göklerde ona itaat edilir, vahiyler ona emanet edilir.&#8217; (Tekvir sûresi, 81/21)  </em>âyeti nazil oldu, ben de emniyete erdim.&#8221;<sup>[24]</sup></p>
<p>Ve yine bir başka hadislerinde Allah Resûlü şöyle buyurur:<strong> أَنَا مُحَمَّدٌ وَأَحْمَدُ وَالْمُقَفِّى وَالْحَاشِرُ وَنَبِيُّ التَّوْبَةِ وَنَبِيُّ الرَّحْمَةِ </strong><em>&#8220;Ben Muhammed&#8217;im, Ben Ahmed&#8217;im, Ben Mukaffî –son peygamberim– Ben Hâşir&#8217;im. (Benden sonra haşir gelecek, araya başka bir peygamber girmeyecektir. Allah insanları benim önümde haşredecektir.) Ben tevbe ve rahmet peygamberiyim.&#8221;</em><sup>[25]</sup></p>
<p>Tevbe kapısı kıyamete kadar açıktır. Zira Allah Resûlü bir tevbe peygamberidir ve hükmü de kıyamete kadar sürecektir.</p>
<p>O, yerinde ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlar. İnleyen ananın ızdırabını vicdanında duyar. İşte Hz. Enes&#8217;in rivayet ettiği bir hadis ve O&#8217;nun dillere destan şefkati:</p>
<p><em>&#8220;Ben namaza duruyor ve onu uzun kılmak istiyorum. Sonra bir çocuk ağlaması duyuyorum. Annesinin ona duyacağı heyecanı bildiğim için hemen namazı hızlı kılıp bitiriyorum.&#8221;</em><sup>[26]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, namazlarını oldukça uzun kılardı. Bilhassa nafile namazları, sahabinin bile tâkatini aşacak mahiyette idi. İşte O, böyle bir namaz kılma niyetiyle namaza duruyor, sonra da namaz esnasında bir çocuk ağlaması duyunca, hemen namazı hızlandırıyordu. Çünkü o günlerde kadınlar da Allah Resûlü&#8217;nün arkasında namaz kılmak için cemaate iştirak ediyorlardı. Efendimiz, ağlayan çocuğun annesi mescitte olabilir mülâhazasıyla namazı hızlandırıyor ve böylece kadını rahatlatıyordu.</p>
<p>İşte O, hemen her meselede böyle bir şefkat âbidesiydi. Bir çocuğun ağlaması O&#8217;nu dilgîr eder ve ağlatırdı. Ne var ki O, bu engin şefkatine rağmen dengeliydi. Meselâ, O&#8217;nun bu baş döndüren şefkati, hiçbir zaman dinî hadleri tatbikine mâni olamamış ve cezanın şekli ne olursa olsun onu mutlaka tatbik etmişti&#8230;</p>
<p>Mukarrin&#8217;in evlâtlarından biri hizmetçisini dövmüştü. Hizmetçi kadın, ağlayarak Allah Resûlü&#8217;nün yanına geldi. Efendimiz, bu hizmetçinin sahiplerini çağırdı: <em>&#8220;Onu haksız yere dövdünüz, azat edin.&#8221;</em> dedi. Ashab: &#8220;Yâ Resûlallah, başka hizmetçileri yok.&#8221; dediler. Bunun üzerine: <em>&#8220;Onlara hizmet etmeye devam etsin. Ancak ona ihtiyaçları kalmadığında salıversinler gitsin!&#8221;</em> buyurdu.<sup>[27]</sup> Evet, bu haksız tokatın karşılığı ahirete kalacak olursa, oranın tokatları çok daha şiddetli olacaktır. Binaenaleyh; tokatın bedeli hürriyet olmalı ki, ötedeki Cehennem azabının diyeti olsun&#8230;</p>
<p><strong><em>Çocuklar</em></strong></p>
<p>Hele, O&#8217;nun kendi çocuklarına karşı şefkati bütün bütün farklıydı. Çok defa, oğlu İbrahim&#8217;in süt emdiği ailenin yanına gelir, onu kucağına alır ve uzun müddet severdi.<sup>[28]</sup></p>
<p>Akra&#8217; b. Hâbis, Allah Resûlü&#8217;nün, Hz. Hasan&#8217;ı kucağına alıp sevdiğini görünce: &#8220;Benim on çocuğum var; daha hiçbirini öpmüş değilim.&#8221; dedi. Allah Resûlü şöyle cevap verdi: <em>&#8220;Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.&#8221;</em><sup>[29]</sup></p>
<p>Diğer bir rivayette ise verdiği cevap şöyledir: <em>&#8220;Allah senin kalbinden merhamet duygusunu almışsa, ben sana ne yapabilirim ki?&#8221;</em><sup>[30]</sup></p>
<p>Bir başka hadis:<strong> اِرْحَمُوا مَنْ فِي اْلأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ </strong><em>&#8220;Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.&#8221;</em><sup>[31]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, akrabalarına karşı olduğu gibi yakın-uzak dostlarına karşı da muhabbet ve rahmet hissiyle dopdoluydu.</p>
<p>Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor:</p>
<p>Sa&#8217;d b. Ubâde hastalanmıştı. Allah Resûlü, bu vefalı dostunu ziyarete gitti, yanında bazı sahabiler de vardı. Sa&#8217;d b. Ubâde&#8217;nin hazin hâli öylesine rikkatine dokundu ki hıçkırıklarını tutamadı ve ağladı. Onun ağlaması, orada bulunanları da ağlattı. Bu ağlamanın başka türlü değerlendirilmemesi için de şöyle buyurdu:<strong> إِنَّ اللّٰهَ لاَ يُعَذِّبُ بِدَمْعِ الْعَينِ وَلاَ بِحُزْنِ الْقَلْبِ وَلَكِنْ يُعَذِّبُ بِهَذَا</strong><em> &#8220;Allah asla gözyaşından ve kalb üzüntüsünden dolayı azap etmez. Ancak şundan azap eder.&#8221; </em>dedi ve dilini gösterdi.<sup>[32]</sup></p>
<p>Evet, Allah gözyaşından dolayı azap etmez; aksine bazı gözyaşları sebebiyle azabı kaldırır da. Allah Resûlü bir başka hadislerinde şöyle buyurmaktadır: <strong>عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ</strong><em> &#8220;İki göz vardır ki, Cehennem ateşi onlara dokunmaz. Allah korkusundan ağlayan (insanın) gözü, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.&#8221;</em><sup>[33]</sup></p>
<p>Bu gözlerden biri &#8220;ruhban&#8221;a diğeri de &#8220;fürsân&#8221;a aittir. Geceleri bir rahip gibi kendini ibadete veren ve gözyaşı döken; gündüzleri de birer aslan kesilip küfürle yaka-paça olan insanların gözleri, yani hakikî mü&#8217;minin gözleri&#8230; Zaten sahabi de bize anlatılırken öyle anlatılmaktadır: Onlar geceleri birer rahip gibi ibadetle meşguldürler; gündüzleri de her biri birer aslan kesilir ve dört bir yanı velveleye verirler.<sup>[34]</sup></p>
<p>Osman b. Maz&#8217;ûn vefat edince Allah Resûlü ona da koşarak gitti. O, Allah Resûlü&#8217;nün kendisine kardeş yaptığı şanlı bir sahabiydi. Cenazesinin üzerine o kadar ağladı, o kadar gözyaşı döktü ki, sanki cenaze Allah Resûlü&#8217;nün gözyaşıyla yıkanmış gibi oldu.<sup>[35]</sup> Tam o esnada biri, Osman b. Maz&#8217;ûn&#8217;u kastederek: &#8220;Kuş oldu, Cennet&#8217;e uçtu.&#8221; gibi bir ifade kullandı. Allah Resûlü hemen kaşlarını çattı ve: <em>&#8220;Ben Allah&#8217;ın Resûlü&#8217;yüm, ne muamele göreceğimi bilmiyorum, sen onun Cennet&#8217;e gittiğini nereden biliyorsun!&#8221;</em> dedi.<sup>[36]</sup></p>
<p>Evet, O, denge insanıydı. Şefkati, ağlaması, asla bir yanlışı düzeltmesine mâni olmuyordu. Hıçkırıklarıyla, kardeşim deyip bağrına bastığı insanı sararken ve gözyaşlarıyla yuyup yıkarken, söylenen mübalağalı bir söz, O&#8217;nun uygunsuz bulduğu bu söz sahibini ikazına mâni olmuyordu. Vefa başkaydı, hak başka; Uhud şehitlerini her hafta ziyaret ediyordu ama, <em>&#8220;Uçup Cennet&#8217;e gittiniz.&#8221;</em> demiyordu. Biz <em>&#8220;Onlar da Cennet&#8217;e gitmeyecekse&#8230;&#8221;</em> desek bile, bu böyle..</p>
<p>Yetimleri himaye edenlere verdiği pâye, O&#8217;nun nasıl bir şefkat âbidesi olduğunu ispata yetmez mi? Bakın ne buyuruyor:<strong> أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا </strong><em>&#8220;Ben ve yetimi gözeten Cennet&#8217;te şöyleyiz.&#8221;</em> diyor, sonra iki parmağını yan yana getiriyor ve yetimi görüp gözetene ne kadar yakın olduğuna işaret buyuruyor.<sup>[37]</sup></p>
<p>Sanki Allah Resûlü, yetimi görüp gözeten ve onu himaye edenle benim arama Cennet&#8217;te kimse giremez, diyordu.</p>
<p><strong><em>Hayvanlara da Şefkat</em></strong></p>
<p>O&#8217;nun şefkati hayvanları da içine alıyordu. Yukarıda bir kadının bir kedi yüzünden nasıl Cehennem&#8217;e girdiğini; yine ahlâksız bir kadının bir köpeğe su içirmesiyle nasıl Cennet&#8217;e <em>&#8220;Buyur!&#8221;</em> edildiğini arz etmiştim. Bir başka hâdiseyi de nakledip bu hususu da noktalayalım:</p>
<p>Bir muharebeden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde, sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp pervaz etmeye başladı. Allah Resûlü bu duruma muttali olunca fevkalâde celâllendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu.<sup>[38]</sup></p>
<p>Evet, O&#8217;nun rahmeti hayvanları da kuşatıyordu. Zaten Allah, geçmiş peygamberlerden birini karınca yuvası yüzünden itap etmemiş miydi? Bu peygamber farkına vararak veya varmayarak karıncaları yakmış.. arkadan da Allah&#8217;tan azar işitmiştir.<sup>[39]</sup> Şimdi bu ve emsali vak&#8217;aları bize nakleden Allah Resûlü&#8217;nün başka şekilde davranması mümkün mü?</p>
<p>Sonra, O&#8217;nun ümmetinden öyleleri yetişecektir ki, adları &#8220;Karınca çiğnemez efendi&#8221; olacaktır. Çünkü onlar ayaklarına zil takacak ve yolda böyle yürüyeceklerdir. Ta haşereler zilin sesiyle uzaklaşsın ve ayak altında kalıp ezilmesinler&#8230;</p>
<p>Aman Allahım! Bu ne derin, bu ne cihanşümul bir şefkat ve merhamet örneğidir. Evet, O&#8217;nun rahmet dairesinden karıncalar dahi istisna edilmemiştir. Karıncayı bile ezmeyen bu insanlar acaba başkalarına zulmedebilirler mi? Hayır, bilerek ve kasıtla onların haksızlık yapmaları mümkün değildir!..</p>
<p>İbn Abbas anlatıyor: &#8220;Allah Resûlü&#8217;yle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Resûlü bu şahsa: <strong>اَتُرِيدُ أَنْ تُمِيتَهُ مَوْتَاتٍ </strong><em>&#8220;Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?&#8221;</em><sup>[40]</sup> buyurdu. Bu; bir bakıma o şahsa itaptı.</p>
<p>Abdullah b. Mesud ve Ya&#8217;lâ b. Mürre (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: &#8220;Allah Resûlü, yanında birkaç sahabiyle zayıf mı zayıf bir deve gördü. Deve, Allah Resûlü&#8217;nü görünce sicim gibi gözyaşı dökmeye başladı. İki Cihan Serveri hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı, sonra devenin sahibini çağırtarak, deveye iyi bakması hususunda onu gayet sert ikaz etti.&#8221;<sup>[41]</sup></p>
<p>Günümüzdeki hümanistlerin iddia ettikleri sevgi ve şefkatin çok ötesinde merhametle dopdolu olan Allah Resûlü, bu cihanşümul rahmetini de her türlü ifrat ve tefritten korumasını bilmiş ve o her şeye yeten fetaneti sayesinde hiç mi hiç ifrat ve tefrite düşmemiştir.</p>
<p>Evet, O, hiçbir zaman hoşgörü adı altında, kötülüklere müsamaha ile bakmamış, kötülük ve günah seraları kurmamıştır. O, bir caniye ve bir canavar ruhluya, şefkat adına gösterilecek müsamahanın, binlerce masum insanın hukukuna tecavüz olduğunu çok iyi bilmekteydi. Üzülerek ifade etmeliyim ki, günümüzde işlenen bu türlü haksızlıklar her devirden çoktur. Anarşiste, ecdat ve mazi düşmanlarına gösterilen müsamahanın memleketi ne hâle getirdiğini yakın tarihimiz itibarıyla acı acı gördük ve hâlâ da kısmen görmekteyiz. Sevgi, şefkat, dengeli kullanılamazsa, fert için de cemiyet için de önü alınamayacak neticeler doğabilir. Hâlbuki Allah Resûlü için, menfî mânâda böyle tek bir hâdise dahi göstermek mümkün değildir.</p>
<p>Evet O, kendisini telef edecek kadar insanları seviyordu. Yer yer Kur&#8217;ân‑ı Kerim&#8217;in O&#8217;nu tadil etmesi bunun delilidir. Kur&#8217;ân: <em>&#8220;Onlar Kur&#8217;ân&#8217;a inanmıyorlar diye, nerede ise kendini bitirip tüketeceksin.&#8221; (Kehf sûresi, 18/6) </em>diyordu. Zaten nübüvvet atmosferi benliğini sarmaya başlayınca, O kendini bir mağaraya hapsetmemiş miydi? Vahiy de ilk defa O&#8217;na orada geldi. Demek ki O, insanları seviyordu ve bu yola baş koymuştu.</p>
<p>Esasen Allah Resûlü&#8217;nün cihad anlayışı da O&#8217;nun bu rahmet yanından kaynaklanıyordu. Evet, insanlar cihad sebebiyle belki dünya namına bazı zararlar göreceklerdir; fakat ebedî hayatları adına kazanacakları o kadar çok şey olacaktır ki, onların bu zararlarını hiçe indirecektir! Allah Resûlü, taşıdığı kılıcının ucuyla Cennet&#8217;e giden yolları açıyordu. Bu da O&#8217;nun âlemlere rahmet oluşunun ayrı bir buudu&#8230;</p>
<p><span class="notice">[1] Tevbe sûresi, 9/128.<br />
[2] Kadı Iyâz, eş-Şifa, 1/17.<br />
[3] Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 3/168.<br />
[4] Buhârî, enbiyâ 54; Müslim, selâm 153-155.<br />
[5] Buhârî, müsâkât 9; Müslim, selâm 151-152.<br />
[6] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 4/44-45.<br />
[7] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 4/47.<br />
[8] Buhârî, megâzî 24; Müslim, cihad 101-104.<br />
[9] Buhârî, enbiyâ 54; Müslim, cihad 104-105; Kurtubî, el-Câmi&#8217; li ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, 4/199-200.<br />
[10] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 5/74; Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/118.<br />
[11] Yusuf sûresi, 12/92.<br />
[12] Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/118.<br />
[13] İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 3/264.<br />
[14] Müslim, cihad 58; Tirmizî, tefsir (8) 3.<br />
[15] Buhârî, kefalet 5; istikraz 11; Müslim, cuma 43; ferâiz 14-16.<br />
[16] Ahzâb sûresi, 33/6.<br />
[17] Buhârî, istikraz 11; Müslim, ferâiz 14-16.<br />
[18] Buhârî, kefalet 5; istikraz 11; Müslim, cuma 43; ferâiz 14-16.<br />
[19] İbn Esîr, Üsdü&#8217;l-ğâbe, 1/468.<br />
[20] İbn Esîr, Üsdü&#8217;l-ğâbe, 1/468.<br />
[21] Enfâl sûresi, 8/33.<br />
[22] Mâide sûresi, 5/118.<br />
[23] Müslim, birr 87.<br />
[24] Kadı Iyâz, eş-Şifa, 1/17.<br />
[25] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/395; Müslim, fedâil 126.<br />
[26] Buhârî, ezan 65; Müslim, salât 192.<br />
[27] Müslim, eymân 31-33; Ebû Dâvûd, edeb 123.<br />
[28] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 62-63; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/112.<br />
[29] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 65.<br />
[30] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 64.<br />
[31] Tirmizî, birr 16; Ebû Dâvûd, edeb 58.<br />
[32] Buhârî, cenâiz 45; Müslim, cenâiz 12.<br />
[33] Tirmizî, fedâilü&#8217;l-cihad 12.<br />
[34] Taberî, Câmiu&#8217;l-beyan, 15/26; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 10/89; Deylemî, Müsned, 2/400.<br />
[35] Zehebî, Siyeru a&#8217;lâmi&#8217;n-nübelâ, 5/481.<br />
[36] Buhârî, cenâiz 3; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/237, 6/436; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 5/139; 9/37.<br />
[37] Buhârî, talak 25; edeb 24; Müslim, zühd 42.<br />
[38] Ebû Dâvûd, edeb 163; cihad 112; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/404.<br />
[39] Buhârî, cihad 153; Müslim, selâm 148-150.<br />
[40] Abdürrezzak, el-Musannef, 4/493; Hâkim, el-Müstedrek, 4/257, 260; Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/280.<br />
[41] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/173; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-evsat, 9/81.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/">Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şefkat  &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/sefkat-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2020 10:00:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11729</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çatlak çatlak zemine, «saçlarını çözerek yaşın yaşın ağlayan bulut»ta ve aç kalmışlara karnındaki hazineleri imdat olarak fışkırtan ve sinesinde katmer katmer sergileyen toprak anada, celallenip ordusu ile seferberliğe hazırlanırken bende&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkat-safvet-senih/">Şefkat  | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çatlak çatlak zemine, «saçlarını çözerek yaşın yaşın ağlayan bulut»ta ve aç kalmışlara karnındaki hazineleri imdat olarak fışkırtan ve sinesinde katmer katmer sergileyen toprak anada, celallenip ordusu ile seferberliğe hazırlanırken bende korsanların halka yaptıkları işkence ve eziyetleri duyunca rikkati celadetine galip gelip kolu kanadı kırılmış gibi sakalını gözyaşları ile ıslatan koca Fatih’in iç dünyasından yansıyan hislerinde ve Kırım halkının kılıçtan geçirilişi karşısında kalbi çatlayıp ölen bir koca padişahın kana bulanmış derununda şefkati müşahede etmeye çalışalım&#8230;</p>
<p>Bir neslin feryadı karşısında pür rahmi şefkat ağlayan asrın şefkat şahikasının tabirleri içine girmeden şefkati kametine uygun ifadeye güç mü yeter? Evet, şefkat, nara çamur içiren; Hindistan cevizine, meyveden yavruları için süt hazırlatan; canavarı aç durdurup, bulduğu rızkı yavrusuna yedirten, tavuğu civcivleri için aslana saldırtıp ruhunu feda ettiren ilahi tecelli.. Ah, ona ne kadar da muhtacız! Bütün değer ölçülerini kaybetmiş bir nesil karşısında. Vicdan azabı, beyin sancısı çekmekten dolayı atom zerratı gibi paramparça olmaya hazır şefkatli kalplere ne kadar muhtacız!</p>
<p>Arıları beysiz, karıncaları lidersiz, insanları Peygambersiz bırakmayan Rahman ve Rahim, neslimizi ve topyekûn insanlığı elbette şefkatinden mahrum bırakmayacaktır. Çünkü nereye baksak, onun şefkat tecellileri gözlerimizi okşamakta, bütün hislerimizi çepeçevre sarmakta. Semaya ziya sürmesi çekip zemine gıda sofrası sermemiş mi? Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini doldurup bize tablacılık eden ağaçlar, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz yemekler, içinde pişirilen Kudret mutfağının kazanları bostanlar, Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olarak bizlere Sahibimiz namına en latif, en temiz, ab-ı hayat gibi bir gıdayı takdim eden inek, deve, koyun gibi mübarek hayvanlar, şefkatin göz önünde canlı timsalleri değil mi? Her nevi mahlûku etrafımızda toplayıp bütün ihtiyaçlarımıza fevkalade bir ihtimam, itina ve intizamla koşturmak bir şefkatin tezahürü değil mi?</p>
<p>Evet, güneş ve ayı, element ve madenleri, nebatat ve hayvanları büyük bir nakşın atkı ipleri gibi kullanıp etrafımızda şefkatten motifler meydana getiren merhametli elleri, göz gezdirdiğimiz her yerde temaşa etmiyor muyuz? Bizden başka milyonları aşan muhtelif ayrı ayrı nebatat ve hayvanat taifelerinden hiç birisini unutmayarak, şaşırmayarak vakti vaktine tam bir intizamla terbiye ve idare eden, İlahi şefkat ve merhametten başka ne olabilir?</p>
<p>En zayıf, en aptal hayvanları (meyve kurtları ve balıkları) en nazik en aciz mahlûkları (yavru ve çocukları) besleyen, ondan başka bir şey midir? Durdukları yerde ağaçların ayağına gıdalarını gönderen, ellerini avuçlarını antika sanatlarla, süslü yaprak, çiçek, sümbül, püskül, meyve ve salkımada dolduran şefkat değil de nedir?</p>
<p>Erzak mahzeni bir vagon gibi gaipten gelen baharı kıymetli, sanatı, mallarla doldurup önümüze dökmekte bir şefkat parıltısı sezemiyor muyuz?</p>
<p>Şu bahardaki gayet kıymetli şahane yemekler, göz alıcı ambalaj katları, kapçıkları, yaldızlı nişanları, süslü elbiseleri ve bunlardan kurulan muhteşem ziyafetler ne ifade ediyor? Şu sergilerdeki misilsiz mücevherler gibi açılıp saçılmış çiçeklere, masum masum gülümseyen güllere, goncalara dikkat edip de, şu ince sanatlarla deruni hisleri doyuran mest eden tecellileri derinden derine tetkik ve gönül inceliği ile istişmam etsek iliklerimize kadar acaba neyin kokusunu alacağız?</p>
<p>Formaları’nı takarak nişanlarını asmış bir ordu karargâhına benzeyen, süngücükler gibi dikenlerini takan ve sürmeli formalarını, yaldızlı nişanlarını asan bütün nebatlara göz atalım da, bizi mahlûkat içinde seçip hepsine kumandan ve müfettiş tayin ederek herşeyi emrimize, arzularımıza amade kılan şefkatin önünde gözlerimiz dolu dolu eğilelim. Şu sayamayacak kadar çokların karşısında zaten başka ne yapabiliriz ki?</p>
<p>Her mevsimde değişen tabloları, yenilenen perdeleri bir bir dile getirmeye imkân var mıdır? Bir bakarsın —bazı kuru kadavralar ayakta kalsa da— bütün canlı bünye ve binalar harab olup, türap olduktan sonra arkadan bir perde açılır da, sanki çöller birden şehir olur! O kadar mükemmel ve muntazam olarak levhalar değişir ki, milyonlarca mahir sihirbazın böyle bir sanat göstermesine imkân yoktur! Ey gözlerim ovalanmana lüzum yok; hayal değil, bir şefkat resmigeçidi seyrediyorsun!</p>
<p>İşte bak bir perde: Cennet hurileri tarzında bütün ağaçlar sündüs misal elbiselerini giymişler, Çiçek ve meyvelerin yaldızlamaları ile süslenerek latif elleri olan dalları ile çeşit çeşit, en tatlı ve fevkalade sanatlı meyveleri bize takdim ediyorlar. Zehirli bir sineğin eliyle şifalı, en tatlı bal yediriliyor.En güzel ve yumuşak bir elbise giydiriliyor. Büyük gıda ve kaynakları, küçük bir çekirdek içinde bizim için saklanıyor. Bütün bunlar parlak bir şefkat tecellisi değil mi?</p>
<p>Vücuttaki 60 trilyon hücreden her birinin ve küçük küçük gözden ırak, görüşten gizli, mikroskobik canlıların en ehemmiyetsiz istekleri en gizli arzuları sonsuz bir dikkat ve fevkalade bir titizlikle yerine getiriliyor. Acaba böyle bir şefkat bizim gönül dolusu teveccühlerimize sırt çevirir mi? Asla!&#8230;</p>
<p>Evet, gün oldu devran oldu, bu gök sema ve mavera bize acıdı da, neslimiz için bir buhurdan gibi tüten gönüllerden, buharlaşan gözyaşlarından meydana gelen bulutlar rahmet damlaları halinde yere döküldü. Yer, sinesini çak u şak edip beklediğimiz rüşeymleri fışkırtmaya başladı. Gönülleri şefkat dolu, melek-sima, gül endam fidanlar, artık kendilerini iyice hissettirir oldu. Bizlere müjde ve selam şef kat kahramanlarına, selam muhabbet fedailerine.</p>
<p><strong>Safvet Senih</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefkat-safvet-senih/">Şefkat  | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
