<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sefer arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/sefer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/sefer/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Nov 2020 20:59:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>sefer arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/sefer/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Seferlerde Gece Faktörü</title>
		<link>https://hizmetten.com/seferlerde-gece-faktoru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2020 07:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[Gece]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[sefer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü, bütün seferlerine gece çıkıyordu. Gecede ayrı bir sır vardı. Zaten Kur&#8217;ân-ı Kerim de, dolaylı yollarla O&#8217;na hep gece yolculuğunu tavsiye etmiyor mu? Hz. Musa (aleyhisselâm) inananları, geceleyin alıp&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seferlerde-gece-faktoru/">Seferlerde Gece Faktörü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü, bütün seferlerine gece çıkıyordu. Gecede ayrı bir sır vardı. Zaten Kur&#8217;ân-ı Kerim de, dolaylı yollarla O&#8217;na hep gece yolculuğunu tavsiye etmiyor mu? Hz. Musa (aleyhisselâm) inananları, geceleyin alıp götürmüştü. Cenâb‑ı Hak, O&#8217;na: <strong>فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلاً إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ </strong><em>&#8220;Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız.&#8221;</em><sup>[1]</sup> buyurmuştu. Hz. Lut&#8217;a (aleyhisselâm) da aynı emir verilmiş ve:<strong> فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ </strong><em>&#8220;Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık!&#8221;</em> denmişti.<sup>[2]</sup></p>
<p>Nebiler Sultanı, Cibril&#8217;i çok geride bırakan o semavî seyahatini de gece yapmış ve miraca gece çıkmıştı. İşte, bu gök yolculuğunu anlatan âyet:</p>
<p dir="rtl" align="center"><strong>سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ اْلأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ</strong></p>
<p><em>&#8220;Kulu Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gece Mescid-i Haram&#8217;dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ&#8217;ya götüren Allah&#8217;ın şanı ne yücedir! Muhakkak O, Semî&#8217;dir, Basîr&#8217;dir.&#8221;</em><sup>[3]</sup></p>
<p>Hemen her peygamberin bir gece yolculuğu vardır. Zira menziller, geceleri katedilir. Rabb&#8217;e vâsıl olma geceleri olur. Cenâb-ı Hak birçok âyetinde gece üzerine yemin eder. Karanlığın bağrında yapılan aydınlık işler, geceleri gündüzlerden daha nurlu kılmıştır.</p>
<p>Hz. Hakkı:</p>
<p><em>&#8220;Ey dîde nedir uyku, gel uyan gecelerde<br />
Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde!&#8221;</em> der.</p>
<p>Mesafe alan, gece alır, alnı geceleri, seccade ile tanışan ve seccadesi gözyaşıyla ıslanan tali&#8217;li, geceleri âdeta mesafelerle yarışır. Evinin duvarları onun âhına âşina olan, geceleri merdiven merdiven yükselir ve mesafeler üstü âlemlere ulaşır. Alanlar, mesafeyi gece aldılar; gece yatanlar ise hep yolda kaldılar. Berzah azabından kurtulmayı düşünüyorsanız, gecelerinizi teheccütsüz bırakmayınız. Bırakmayınız; zira Allah Resûlü hiç bırakmamıştı.</p>
<p>Doktor İkbal diyor ki: &#8220;20 sene Londra&#8217;da, o sisli dünyada kaldım, bir gece olsun teheccüdü terk ettiğimi hatırlamıyorum.&#8221;</p>
<p>Evet, Kur&#8217;ân&#8217;ın ifadesiyle, hiçbir sesin olmadığı, söylediğiniz her sözün, vicdanınızda mâkes bulduğu gecelerin sessizliğini değerlendiren mesafe alır. Allah Resûlü, maddî-mânevî mesafeleri, geceleri yumak gibi sarıyor ve mesafe üstüne mesafe alıyordu. Evet O, seferlerini geceleri yapıyor, gündüzleri de dinleniyordu. Böylece birdenbire O&#8217;nu karşısında gören herkes şaşırıyor ve ne yapacağını bilemiyordu.<strong> فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ </strong>âyeti<sup>[4]</sup> bu ürperten görünüşten bir kesidi resmediyor.</p>
<p>Evet onlar, bir cemaatin sahasına, alanına, meydanına kondu mu, yani o ordusunu getirip bir yere kurdu mu, artık onların işleri bitikti. Onlar için çirkin ve üzücü bir sabah vardı. Ayrıca Allah Resûlü, hücumlarını da hep fecir vakti yapıyordu.<sup>[5]</sup> Fecir vakti, namazlarıyla, ezanlarıyla, o yer ahalisinin düşüncesini ortaya çıkarıyordu ve fecir vakti, bâd-ı tecellînin estiği zamanlardı. Yine Hz. Hakkı der:</p>
<p><em>&#8220;Seherlerde eser bâd-ı tecellî<br />
Uyan ey gözlerim vakt-i seherde!&#8221;</em></p>
<p>Bâd-ı tecellînin estiği, mü&#8217;minin metafizik gerilime geçtiği ve sabah namazına kalkmaya alışan bir mü&#8217;min için seher vakti çok önemlidir. Bu itibarla o, hep fecri kollardı. Düşman esneye esneye, yatağından kalktığı dakikalarda, birdenbire mü&#8217;mini, bütün gerilimiyle karşısında bulurdu. Resûlullah&#8217;ın yolu büyük ölçüde buydu. Hayber surlarının dibinde:</p>
<p><strong>اَللّٰهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ </strong><em>&#8220;Allahu Ekber, Hayber harab oldu.&#8221;</em><sup>[6]</sup> dediği zaman Hayber Kalesi sarsılıyordu, ama kimsenin, bu ordunun oraya kadar geldiğinden haberi yoktu. Tabiî O, bütün bu seferlerini yıldırım hareketiyle yapıyordu. O, fevkalâde seri ve askerî tabirle, &#8220;muttasıl&#8221; yürüyordu. Öyle bir yürüyordu ki hecîn deveyle dahi O&#8217;na yetişmek mümkün değildi.</p>
<p>Mustalikoğulları Seferi, bu seri seferlerden biriydi. Seferden dönüşte nifak çıkmıştı ki, bu nifağın yayılmasına meydan vermemenin yolunu, fetanet-i a&#8217;zam, muttasıl yürüyüşte buldu ve seri yürüyüş emri verdi. Hiç durmadan, öyle yüründü ki, münafıklar durup fitneyi büyütme fırsatı bulamadılar.<sup>[7]</sup> Übey İbn Selûl, içinden kurup duruyordu ama, içinde kurup durduğu şeyleri, oturup olgunlaştırma fırsatını bulamıyordu. Âdeta herkes koşa koşa yürüyordu. Gidiş de öyle oldu, geliş de.. ve öyle bir yoruldular ki dinlenme izni verilince de yatıp kaldılar. O gün güneş doğuncaya kadar uyumuşlardı. Ve belki de ilk defa sabah namazını kuşluk vaktinde kılıyorlardı.<sup>[8]</sup></p>
<p>Hicretin 5. senesine kadar hep böyle gelindi.. Allah Resûlü karşısında teker teker tutunamayacaklarını anlayan kavim ve kabileler, bir araya gelip yek vücut olmaya karar verdiler. Bu defa bütün güçleri bir merkezde toplayacak ve Medine&#8217;ye öyle hücum edeceklerdi.</p>
<p><span class="notice">[1] Duhân sûresi, 44/23.<br />
[2] Hûd sûresi, 11/81.<br />
[3] İsrâ sûresi, 17/1.<br />
[4] Sâffât sûresi, 37/177.<br />
[5] Müslim, salât 9; Tirmizî, siyer 48.<br />
[6] Buhârî, salât 12; ezan 6; Müslim, cihad 120.<br />
[7] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/252-256; İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 4/157-158.<br />
[8] Müslim, mesâcid 309-312; Ebû Dâvûd, salât 11.</span></p>
<div class="fastsocialshare_container fastsocialshare-align-center">
<div class="fastsocialshare-subcontainer">
<div class="fastsocialshare-share-fbl fastsocialshare-button">
<div class="fb-like fb_iframe_widget" data-href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sonsuz-nur/Seferlerde-Gece-Faktoru" data-layout="button" data-width="100" data-action="recommend" data-show-faces="false" data-share="false"><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/seferlerde-gece-faktoru/">Seferlerde Gece Faktörü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sefer</title>
		<link>https://hizmetten.com/sefer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2020 06:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[sefer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yolculuk yapma, bir yerden bir yere intikal etme mânâlarına geliyor sefer. Sofiye onu, kayıtlı yaşamaktan kurtulup kayıtsızlığa erme, bedenî ve cismanî alâkalardan sıyrılarak, kalb ufkunda Allah&#8217;a teveccüh etme şeklinde yorumlar.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefer/">Sefer</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yolculuk yapma, bir yerden bir yere intikal etme mânâlarına geliyor sefer. Sofiye onu, kayıtlı yaşamaktan kurtulup kayıtsızlığa erme, bedenî ve cismanî alâkalardan sıyrılarak, kalb ufkunda Allah&#8217;a teveccüh etme şeklinde yorumlar. Bu tarif çerçevesindeki seferi, seyr-i sülûk-i rûhânîdeki &#8220;seyr ilallah&#8221;, &#8220;seyr fillâh&#8221;, &#8220;seyr anillâh&#8221; ıstılahları ile kastedilen rûhânî yolculukla irtibatlandırmak da mümkündür.</p>
<p>Böyle bir teveccühün mebdei, tamamen irâdî ve iman, İslâm, ihsan köprülerinden geçerek ihlâs, riyâzet, zühd ve takvâ ekseninde bir seyahat; müntehâsı da, aşk, şevk, ilâhî cezbe ve incizab ehline &#8221; <span class="arabic">وَنَحْنُ أَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ </span>-Biz, ona şah damarından daha yakınız.&#8221; sözleriyle kendini bize anlatan Zât&#8217;ın, yoldakilere ait uzaklığı ortadan kaldırarak, ihsan tecellîsi dalga boyunda onlara husûsî bir iltifatıdır ve onlar, vicdanlarında bunu hep duyarlar. Yolun belli bir noktasından sonra, ruhlarında bu esintiyi duyanlar, mazhariyet ve zevklerini, &#8220;Ne mekân var anda, ne arz u semâ.&#8221; (Süleyman Çelebi) şeklinde mırıldanır ve sürekli o zaman-mekân üstü seyahatlerine devam ederler. Böyle bir yolculuk, sâlikin hazırlanma keyfiyetine, rûhî ve kalbî istidât ve kabiliyetine ve tabiî her şeyden evvel, Hazreti &#8220;Akrabü min külli karîb&#8221;in ona husûsî atâsına göre farklı şekillerde gerçekleşir ve derece derece zuhur eder:</p>
<p>İlk sefer; âfâkî ve enfüsî tefekkürle, kesrette vahdeti görmek, &#8220;nûr-u tevhid&#8221; içinde Hakk&#8217;ın husûsî teveccühü mânâsına &#8220;sırr-ı ehadiyyet&#8221;i kalben sezip, zevken duymak ve serâdan süreyyâya her şeyin üzerinde O&#8217;nun mührünü müşâhede ile, sürekli marifet yudumlayarak ilerlemek şeklinde tecellî eder ki bu bize, &#8220;seyr ilallah&#8221; çerçevesinde bir seyahati hatırlatmaktadır. Bu mertebedeki sâlik, her nesneden -tabiî, o nesnenin nefsine bakan yanları itibarıyla- alâkasını kesip, sürekli &#8220;ağyâr&#8221;dan &#8220;Yâr&#8221;e yönelme gayreti içinde bulunur.. ve gönlünün derinliklerinde bu pâyenin esintilerini duydukça ya da kalbinin zirvelerinde tâlihinin ufkunu temâşâ ettikçe daha bir yükselme iştiyakıyla şahlanır ve müşâhede-zevk &#8220;salih daire&#8221;si içinde sürekli köpürür durur. Onun bu mânâdaki halini, &#8220;Allah&#8217;a karşı gelmekten sakınan takvâ erlerine, şeytandan bir fit veya sinyal erişince hemen düşünüp toparlanırlar ve gözleri açılıverir de, basîretlerine sahip olurlar.&#8221; âyeti ile irtibatlandırmak mümkündür; sâlik, bu ufk-u âlâda her şeyi daha bir farklı görür, daha bir farklı duyar, daha bir farklı değerlendirir ve hep bir farklılık sergiler.</p>
<p>İkinci sefer; kalb ve kafadaki müteferrik bilgi ve sezgilerden sıyrılarak marifet ufkunda vahdete yürümek ve tevhid zevkini letâifiyle de ifade etmekle gerçekleşir ki, bunu da &#8220;seyr fillâh&#8221;ın mukabili sayabiliriz. Sâlikin esmâda Müsemmâ-yı Akdes&#8217;i duyması; duyup kendini sıfatların vesâyetinde hissetmesi ve acz u fakr yörüngesinde &#8220;el-fakru fahrî&#8221; deyip, bir &#8220;vâhid-i kıyâsî&#8221; mülâhazasıyla kendi ufkunda O&#8217;na yürümesi, O&#8217;nu duyup, O&#8217;nu bilip, O&#8217;nu söyleyip, zevken O&#8217;nun maiyyetine bağlanmasından ibarettir. Biz, bu mertebeye &#8220;seyr fillâh&#8221; dedik ama, bazıları ona, &#8220;seyr bi&#8217;l-Hak&#8221; demeyi daha uygun bulmuşlardır. İşte böyle bir şâhikaya ulaşan gönül eri, esmâ ufkunda sıfat adesesi ile sürekli bu ufkun verâsını ve verâların verâsını izlemeye, gözlemeye alır ve &#8220;lâtife-i Rabbâniye&#8221; ağını gererek, gece-gündüz hep esrar avlar. Tıpkı günebakan çiçekleri gibi, gönül gözleri belli bir ufukta, vicdanen bir alış-veriş içinde ve bulunduğu ufkun mehâbetiyle oturur kalkar ve tir tir titrer. Bu mertebedeki bir sâlikin umûmî ahvâlinden her zaman: &#8220;Onlar, Rablerine döneceklerinden emin ve kalbleri tir tir titreyerek verdiklerini verirler. İşte bunlardır hayra koşan ve yarışı kazananlar!&#8221; hakikatı nümâyândır.. ve o, gözlerini varlığa çevirince hep esmâyı görür; varlık ötesini mülâhazaya alınca da hayrete varır.</p>
<p>&#8220;Esmâyı müsemmâdan gayrı göremez ârif;<br />
Esrâra olur vâkıf derviş-i pîr-i geylan..&#8221; (M. Lütfü)</p>
<p>Üçüncü sefer; zâhir-bâtın farklılığını aşarak, cüz&#8217;iyyet planında &#8220;mertebe-i ehadiyyet&#8221;i ve külliyet dairesinde &#8220;mertebe-i vâhidiyyet&#8221;i iman, iz&#8217;an ve zevken duymak mazhariyetidir. Böyle şâhikalar üstü bir şâhikanın da &#8220;cem&#8221; ufkuna tekabül ettiği açıktır. İttihad ve hulûl değil, zevken ve hâlen sûretteki zıdlıkları aşarak, her şeyin apaçık tevhide bağlanması mânâsında bir cem. Evet, Mevlânâ&#8217;nın da ifade ettiği gibi, tevhid ve cem ittihad ve hulûl değil, sâlikin kendi ufkunda yok olmasıdır. Bu makam, aynı zamanda asliyet itibarıyla Hazreti Rûh-u Seyyidi&#8217;l-Enâm&#8217;a ait çok yüksek bir pâyedir.. ve zılliyet planında, bu mertebenin kahramanları için de, gönülde isneyniyetin silinip gitmesi ve &#8220;vücub imkân arası bir makam&#8221; diyebileceğimiz &#8220;Kâbe kavseyni ev ednâ&#8221; ufkuna ulaşılması söz konusudur ki, bütün vilâyet derecelerinin serhaddi sayılır. Evet, tefsirdeki tevcihlerden birine göre, buradaki &#8220;kurbet-i kusvâ&#8221;, &#8220;hakikat-ı Hazreti Muktedâ-i Ekmel&#8221;e ait bir pâye; gölgesi de, cüz&#8217;iyyet çerçevesinde sadrı-sînesi müsâit bütün müntehîlerin ulaşmaya çalıştıkları bir &#8220;ufk-u âlâ&#8221;dır.</p>
<p>Dördüncü sefer; dâvâ-yı Nübüvvet&#8217;in vârislerine has, Hak&#8217;tan halka yönelme şeklinde &#8220;cem&#8221; sonrası, &#8220;fark&#8221; televvünlü bir kutlu seyahat ve tamamen fazl-ı İlâhî çerçevesinde özel bir teveccühe mazhariyetin unvanıdır. Böyle bir yolculukta, sâlik, ayağını sağlamca vahdet ufkuna bastıktan sonra, fevkalâdeden mevhibeler adına duyup tattıklarını, görüp zevk ettiklerini başkalarına da duyurmak iştiyakıyla, urûcunu nüzûlle derinleştirerek, halk içinde Hakk&#8217;ın tercümanı olma pâyesine yürür. &#8220;Seyr anillah ve billah&#8221; sözleri ile ifade edilen böyle bir sefer, seferlerin en yücesidir ve şâhikalar şâhikasını ihraz etmenin de bir başka unvanıdır.</p>
<p>Bu mansıbın kahramanları bazen, zâhir halleri itibarıyla garîb görünürler. Ama, İlâhî maiyyete mazhariyetlerinin şuurunda olduklarından, ömürlerini hep <span class="arabic">طُوبَى لِلغُرَبَاءِ</span> &#8220;Gariplere müjdeler olsun.&#8221; &#8220;ünsbahş&#8221; atmosferinde geçirir.. sürekli ötelerin esintilerini duyar.. ve iki âlemi birden yaşarlar.</p>
<p>Sofiyeden bazıları, iptidâda sefer, intihâda ikâmet mülâhazasında bulunmuş; bazıları, her ikisinde de ikâmet kanaatini izhar etmiş; diğer bazıları da, her iki halde de &#8220;sefer&#8221; diyerek, baştan sona kadar her şeyi sefere bağlamışlardır.</p>
<p>Seferle alâkalı değişik yol ve sistemlerde, biraz da mizaç ve meşreplerin farklılığından kaynaklanan daha başka mülâhazalar da vardır ama, bunlar biraz da husûsî ıstılahlara girdiğinden, umûmî mânâdaki sefer mülâhazasının dışında kaldıklarını düşünerek biz şimdilik sadece Nakşîlerin, on bir tabire yükledikleri on bir esastan biri olan &#8220;sefer der vatan&#8221;a küçük bir işarette bulunup, diğer tabirlerin de birer cüz&#8217;î mânâsına işaretle yetineceğiz:</p>
<p>&#8220;Sefer der vatan&#8221;; hak yolcusunun fena huylardan, cismanî ve bedenî arzulardan sıyrılarak, melekî vasıflarla ittisaf etmesi mânâsına kullanılagelmiştir ki, Hazreti Muhâcir-i Ekber&#8217;in (sav) <span class="arabic">اَلْمُهَاجِرُ مَنْ هَاجَرَ مَا نَهَى اللهُ عَنْهُ </span>&#8220;Gerçek muhâcir, Allah&#8217;ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp hicret edendir.&#8221; beyanına mutabık düştüğü söylenebilir.</p>
<p>On bir esas ve on bir tabirden diğerleri de şunlardır:</p>
<p><strong>1)</strong> Hûş der dem; bu, sâlikin nefeslerini bilerek, duyarak alıp vermesidir ki, bu sayede o, her zaman âdetâ bir zâkir sayılır.</p>
<p><strong>2)</strong> Nazar ber kadem; bu da, hak yolcusunun, bütün dikkatini, ayağını basacağı yere teksif edip, her zaman gözünü ağyârdan koruması ve gönül gözlerine başka hayallerin girmesine yol vermemesini ifade eden bir tabirdir ki, sâlikin, Hazreti Hak&#8217;tan başka her şeye kapanması yerinde kullanılır.</p>
<p><strong>3)</strong> Halvet der encümen; zâhirde halk ile, bâtında Hak ile bulunma yerinde kullanılan bu tabir, Nakşîlerde halvete karşı bir tavır da ifade eder gibidir. Onlara göre, halvette gizli bir şöhret hissi söz konusudur. Halk içinde bulunmak ise, hem böyle gizli bir şöhrete kapalı bulunma, hem de insanlara yararlı olma açısından her zaman tercih edilegelen bir tavırdır.</p>
<p><strong>4)</strong> Yâd kerd; hatırlamak demek olan bu tabir, hak yolcusunun sürekli kendi iç âlemini gözden geçirip murakabe etmesi ve nefesini tutup, kalbinden Allah&#8217;ı zikretmesi yerinde kullanılır ki, buna kalbî zikir de diyebiliriz.</p>
<p><strong>5)</strong> Bâz keşt; zikrini bitiren sâlikin, &#8220;<span class="arabic"> فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ </span>fehvasınca, başka bir hayra geçme sadedinde, &#8220;Allahım, Sen benim biricik maksûdum ve rızan da yegâne matlûbumdur.&#8221; mânâsına gelen &#8220;<span class="arabic"> إِلَهِي أَنْتَ مَقْصُودِي وَرِضَاكَ مَطْلُوبِي </span>&#8221; cümlelerini tekrar etmenin işareti gibidir.</p>
<p><strong>6)</strong> Nigâh daşt; mâsivâyı (Allah&#8217;tan gayri her şey) hatırdan geçirmemeye çalışma yerinde kullanılan bu tabir, iç murakabeden daha öte bir mânâ ifade eder ve istidâtlara göre farklı farklıdır.</p>
<p><strong>7)</strong> Yâd daşt; sâlikin, her zaman Hakk&#8217;ın kendisini gözettiği şuurunda bulunması yerinde kullanılan bu tabir, &#8220;ihsanla&#8221; anlatılmak istenen şeyin aynıdır.</p>
<p><strong>8)</strong> Vukûf-u zamânî; bir müntehînin, yaşadığı zamanın her parçasında temkin ve teyakkuz içinde bulunması ve hep basiret üzere olması mânâsınadır ki, sona doğru önemli makamlardan biri kabul edilegelmiştir.</p>
<p><strong>9)</strong> Vukûf-u adedî; sâlikin durumuna göre, mürşidin ondan, belli sayıda belli kelimeleri zikretmesini istemesi yerinde kullanılagelmiş bir tabirdir.</p>
<p><strong>10)</strong> Vukûf-u kalbî; müntehînin bütün letâifiyle Allah&#8217;a yönelip, her zaman tam bir konsantrasyon içinde bulunmasından kinaye bir tabirdir ve zirvedekilere ait bir hâli işaretlemektedir.</p>
<p><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sefer/">Sefer</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
