<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>samanyoluhaber arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/samanyoluhaber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/samanyoluhaber/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:23:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>samanyoluhaber arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/samanyoluhaber/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeni Samanyoluhaber Uygulaması yayında</title>
		<link>https://hizmetten.com/9505-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2020 15:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[android]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<category><![CDATA[shaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun yıllardır hak ve hakikatin sesi olan Samanyolu Haber web sitesi, yeni cep telefonu uygulaması ile Google Play&#8217;de yerini aldı. Yeni uygulamayı indirerek kullanabilirsiniz. Uygulamayı indirmek için tıklayınız. NOT:Eski uygulamayı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/9505-2/">Yeni Samanyoluhaber Uygulaması yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır hak ve hakikatin sesi olan Samanyolu Haber web sitesi, yeni cep telefonu uygulaması ile Google Play&#8217;de yerini aldı.</p>
<p>Yeni uygulamayı indirerek kullanabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://play.google.com/store/apps/details?id=com.itepapp.shaber" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Uygulamayı indirmek için tıklayınız.</a></p>
<p><strong><em>NOT:Eski uygulamayı kullananların ayrıca bu uygulamayı yüklemesi gerekmektedir.</em></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/9505-2/">Yeni Samanyoluhaber Uygulaması yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uygun Bir Ortam &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/uygun-bir-ortam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 15:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7228</guid>

					<description><![CDATA[<p>M. Fethullah  Gülen Hocaefendi uygun bir ortam için şunları söylüyor: ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir.’  (Buhari, Edeb 96) Peygamber sözü. Öyleyse anne-baba için çocuklarına ARKADAŞ  BULMAK  çok mühimdir. Çocuğun, duygu ve düşüncesinin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uygun-bir-ortam/">Uygun Bir Ortam | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>M. Fethullah  Gülen Hocaefendi uygun bir ortam için şunları söylüyor:</div>
<div></div>
<div>‘Kişi sevdiğiyle beraberdir.’  (Buhari, Edeb 96) Peygamber sözü. Öyleyse anne-baba için çocuklarına ARKADAŞ  BULMAK  çok mühimdir. Çocuğun, duygu ve düşüncesinin şekillenmesinde arkadaş çevresi katiyen ihmal edilmemelidir. Eğer çocuk BOZUK BİR  MUHİT  edinmişse, onu bir an evvel oradan koparmalı ve itimat ettiğiniz başka bir yere göndermelisiniz. Hatta içinde doğup geliştiği mahallede etrafını kötü arkadaşlar sarmışsa, belli yollarla mutlaka onu, o arkadaşlara karşı izole etmeli, başa çıkamıyorsanız okuldan alıp başka bir beldeye göndermelisiniz. Ancak orada da ilk tanışacağı arkadaşlarının dindar, iffetli, namuslu olmalarını sağlamalısınız.</div>
<div></div>
<div>“Nerede olursa olsun çocuk, içine girdiği muhitte hemen dînî havayı görmeli, başkalarıyla daha çok yüksek düşünceler etrafında kaynaşmalı ve hemdem olmalıdır. Belki anne sinesine taş basacak, baba da kesesinin, cüzdanının ağzını açma mecburiyetinde kalacak ama, Allah’ın hem kendisine, hem de evlâdına azap edeceği günlerin endişesiyle oturup kalkacak, bu günü ve yarını adına, YILAN –ÇIYAN  anne-babası  olmamaya çalışacaktır. Bazen çocuk, ders çalışmak veya ödev yapmak için birinin evine gidecektir; bu durumda da yine gözünüz hep onun arkasında olacaktır.</div>
<div></div>
<div>“Evet çocuk arkadaşlarının evine gitmeli; ama o evlerin taşı, toprağı, duvarı Allah demeli, millet demeli; EZÂN-I  MUHAMMEDÎ  okunduğunda seccadeler  serilmeli, aile efradı saf bağlamalı ve cemaatle namaz eda edilmelidir. Evet işte böyle evlerdeki gençlerle arkadaşlık kurulması ve çocuğunuzun böyle bir eve gidip gelip ders çalışması engellenmemeli, hatta teşvik edilmelidir. Aksine onun gidip geldiği ev, nefsaniliğin şahlandırıldığı günahlara açık yamaçlar gibi ise siz çocuğunuzu kaybetmiş sayılırsınız.”</div>
<div></div>
<div>“Hocaanne Ve  Ailesi” isimli kitapta şöyle deniliyor: ‘Refia Hanım oğlunu abdestsiz emzirmiyor, onunla ilgilenirken Kur’an ve salavatı dilinden düşürmüyordu. Kur’an okunan, namaz kılınan, sahabe ve Osmanlı döneminden kahramanlık hikâyeleri anlatılan bir ortamda, babaannesi Munise Hanım’ın gözyaşları ile süslediği dualarla büyüyen hocaefendi’ye ilk kelimeleriyle beraber küçük ezberler de yaptırıyordu annesi. Pek çok çocuk gibi büyüklerinin yanında SECCADE  SERİP  NAMAZA o da   duruyordu. İki yaşından sonra sabah namazlarına da kaldırmaya başlamıştı annesi. Dört yaşından itibaren BEŞ  VAKİT  DÜZENLİ  NAMAZ kılan ve hiç aksatmayan Hocaefendi, bu dönemdeki namazlarını ‘Belki bir kısmını yanlış kılmışımdır’  diye düşünerek gençlik yıllarında kaza edecekti. Annesi, yine dört yaşında gece yarısı uykudan kaldırarak Kur’an okumayı öğretmişti ona. Okumayı öğrendikten bir ay sonra Kur’an’ı hatmetmişti. (Dede)  Şâmil Ağa, (hatim) duasını yapmak için büyük bir yemek verdi köy halkına. Hocaefendi bütün bu kalabalığın kendisi için toplandığının farkında bile değildi. Misafirlerden birinin ‘Senin bugün düğünün oluyor’  dediğinde çok utandığını söyleyecekti yıllar sonra. O günden hatırında kalan sadece bu sahne vardı.</div>
<div></div>
<div>“Hocaefendi küçük yaştan itibaren daima büyüklerle  beraber oturmayı ve onların anlattıklarını dinlemeyi âdet edinmişti. Evlerine sık sık hocalar, şeyler gelir, sohbet ederlerdi. Hocaefendi (o yaşta) onları dikkatle dinler, sanki kelime kelime hafızasına kaydederdi. Sohbet meclisi dağıldıktan sonra Munise Hanım ve Refia Hanım içerde neler anlatıldığını sorunca birebir naklederdi. Belki aynı üslubla, aynı duygularla ifade eder, içerideki havayı onlara yansıtırdı. Munise Hanım onu ağlayarak dinler, âdeta kendinden geçerdi. Hocaefendi, Râmiz Hoca’nın Cuma hutbelerini de gelip evde annesine ve baba annesine birebir aktarırdı. Bazen (ablası) Nurhayat Hanım müdahale eder ‘Hafız!  Bak gelip anlatma, sen anlatınca anam ağlıyor, anam (baba annem Munise Hanım) da ağlamaktan başka bir şey bilmiyor’ derdi. Munise Hanım ise, hem ağlar hem de anlatması için onu teşvik ederdi.</div>
<div></div>
<div>“Hocaefendi, küçük yaşlarından itibaren anne baba hakkına riayet ediyor, onlara saygısızlık etmemek için âzami gayret gösteriyordu. Özellikle annesinin sözünü dinliyor, ne söylerse mutlaka yapmaya çalışırdı. Mesela bir düğüne giderlerken onu da götürmüştü Refia Hanım. Kendi yanında bir sandalyeye oturtmuş, bütün çocukların koşturup oynadığı o ortamda geri dönene kadar ayağa bile kalkmamıştı. Başka bir zaman Refia Hanım, yaptığı bir şeye kızmış, ceza olsun diye bir yerde tek ayak üstünde durmasını söylemişti. Ancak iş telaşıyla yanından ayrılınca o halde unutmuştu. Aklına gelince yanına varıp baktığında evladının aynı yerde aynı şekilde durduğunu gördü. ‘Oğlum hadi ben unuttum, sen bari indirseydin ayağını.’  deyince Hocaefendi, bir ömür boyu terk etmeyeceği hassasiyetini şöyle ifade etmişti: ‘Sen söylemeden nasıl indiririm, hakkına girerim yoksa!’</div>
<div></div>
<div>“Ailesine, kardeşlerine, akraba çocuklarına çok bağlıydı Hocaefendi. Kimseyi incitmez, kavgalara tartışmalara karışmaz, oyunları uzaktan seyrederdi. İşe gönderilmediği zaman evde oturup kitap okumayı tercih ederdi. Dışarıdan çocukların kavgasına dair sesler geldiğinde (kendisi de bir çocuk olduğu halde), çıkar, herkesi sustururdu. Munise Hanım ‘Komutan çıktı, susturur şimdi bunları.’ derdi. Hocaefendinin yaşına göre olgun tavırları çevresindeki büyüklerde de bir saygı uyandırırdı.</div>
<div></div>
<div>“Aile içinde sahabe menkıbeleri, Ahmediye, Muhammediye tarzı kitaplar ve Hocaefendinin ‘klasik roman’ diye nitelendirdiği, Ebu Müslim Horasaniler gibi İslamın ilk dönemine ait kitaplar okunuyordu. Hocaefendi de (o yaşlarda) bunları okumuş fakat zaman içinde bunlar ona hafif gelmeye başlamıştı. 7-8 yaşlarında iken bir gün kardeşi Sıbğatullah Bey’i ‘Gel, sana bir şey öğreteceğim’  diyerek dama (evin üstüne) çağırdı. Hatıranın devamını Sıbğatullah Bey anlatıyor:  (…)</div>
<div></div>
<div>“Hocaefendi, ilkokula devam ederken (8-9 yaşlarında) bir taraftan da ailenin en büyük çocuğu olarak her türlü işe yardım ediyordu. Bazen annesine bile destek oluyor, etrafı toparlıyor, yatakları toplayıp kaldırıyor, odaları süpürüyor, bulaşıkları yıkıyordu. Ayrıca inekleri koyunları gütme işi de ona düşmüştü. Gün içinde bunca yorulmasına rağmen, o yaşında yine geceleri okuyarak geçirmek istiyordu. Fakat bir gün çok yorulmuştu. Muhtemelen uzun yaz günlerinden biriydi. Yatsı namazını kılmadan uzanmış, biraz dinlenip kalkmayı planlamıştı. Evladını çok seven, her halini dikkatle takip eden Refia Hanım, onun namaz kılmadan yattığını fark etmişti. Geceler çok kısa olduğu için kalkamama tehlikesi vardı. Hocaefendinin başucuna gelip ‘Namazını kıl öyle yat, ben de yorgunum seni kaldıramam belki’ dedi. Hocaefendi, ‘Ana çok yorgunum, kalkar kılarım’ diye cevap verince, Refia Hanım çok üzüldü. Fakat ne kızdı, ne bağırdı. Sadece ellerini kaldırıp şöyle dua etti: ‘Bu benim oğlumdur Allah&#8217;ım, namazını kılmadan yattı. Benim evimde Sana âsi, isyankar bir kulun vardır Allah’ım. Yatağa şimdi sıcak, girdi. İnşaallah sabah sopsoğuk bulurum yatakta.’  Hocaefendi ömür boyu unutmadı bu hadiseyi. Fakat ailesinde bu konudaki hassasiyet sadece annesiyle sınırlı değildi. Babası da namaz hususunda benzer bir hassasiyete sahipti. Hocaefendi bir sohbetinde bu konuyla alâkalı şunları söyleyecekti:</div>
<div></div>
<div>“Babam çok dindardı. Çok gözü yaşlı bir adamdı. Vaaz ederken ağlardı. Sahabenin, adı anılırken bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlardı. Kendi evladını dinlerken de öyle hıçkıra hıçkıra ağlardı. Annem de ona denk dindarlıktaydı. Ve annem delice severdi. Ya Rabbi ben ondan evvel ölürsem delirir bu kadın delirir. Çünkü o kadar bağlıydı. Benim için ölürdü ama öleceği ayrı bir şeyi vardı, Allah işe irtibatı. Bu evde beynamaz olmasın. Ben o gün sabaha kadar hep ürperdim. Validem, işin ilmini yapmadan, belki pedagojiyi, psikolojiyi tahsil etmeden, derinlemesine İslam’ın ruhaniyetine de vâkıf olmadan o günkü Türk toplumunun genel ahlâkından oldukça derin seviyeli nasibini almış birisiydi. Çünkü ailesi, yetiştiği muhit dine kilitli bir aile idi. Olması gerekenin de üstünde oldukça mazbut, bazı şeyleri o zaman bile fazla görülebilirdi. O babam o annemle el ele vermiş, evin bahçesinden dışarıya çıkarsam hazan vurmuş gül gibi solarım diye korkarlardı. Ben bunları unutamam. Böyle olmalı mı idi, bu tam dengeli sayılır mı, sayılmaz mı? Bu meselelerde onların bu meseleye karşı duyarlılığına bakacaksınız. Benim yetişmem mevzuunda istidadım yokmuş, kabiliyetim yokmuş ve irademi salmışım, böyle olmuşum başka mesele ama ben Allah’ın babama anneme ihsanını, o ihsanın anne ve babadan akıp bana gelmesini inkâr edemem. Babam 7-8 yaşında beni alıp yaz günlerinde kısa gecelerde yatsı namazına götürürdü. On buçukta namaza duracaksınız. On birde namaz bitecek. Sabah namazında da elimden tutup beni kaldırır, sabah namazına götürürdü. Ben çok defa dalar orda uyurmuşum. Cemaatten gelir, horultuya beni uyarırlarmış. Namazdan sonra da babam elimden tutar getirir eve ama hep götürürdü. Rabbim ona bir ihsanda bulunmuş. Şuur ihsanında bulunmuş. Ve ben bu iklimde yetişmişim. Yağmur gibi onun duyguları düşünceleri benim başıma yağmış.”</div>
<div><b> </b></div>
<div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/yazar/safvet-senih/uygun-bir-ortam/1346183/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><b>Kaynak : Safvet Senih | Samanyoluhaber</b></a></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/uygun-bir-ortam/">Uygun Bir Ortam | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeâire Hürmet Hissi</title>
		<link>https://hizmetten.com/seaire-hurmet-hissi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Dec 2019 18:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6362</guid>

					<description><![CDATA[<p>M. Fethullah Gülen Hocaefendi, İslamiyetin nişanları ve alâmeti olan şeâire hürmet hissi üzerine şöyle diyor: “Bize göre bir kısım mukaddes mefhumlar vardır. Bu mefhumların arkasında da çok mukaddes anlamlar vardır.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seaire-hurmet-hissi/">Şeâire Hürmet Hissi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>M. Fethullah Gülen Hocaefendi, İslamiyetin nişanları ve alâmeti olan şeâire hürmet hissi üzerine şöyle diyor:</div>
<div>“Bize göre bir kısım mukaddes mefhumlar vardır. Bu mefhumların arkasında da çok mukaddes anlamlar vardır. ALLAH (c.c.) mefhumu bizim için çok mukaddestir ve imanın bir rüknüdür. Allah’a (c.c.) inanmayan birinin İslâmî ve imanî hayatı yoktur. Bu yüce ve yüceliği nisbetinde  de olabildiğine mukaddes mefhumun belli bir yaştan –ki bu devrenin başlangıcı genelde 7-9 yaş olarak düşünülür- beyinlerde yerleşmesini, gönüllerde oturmasını ve çocuğun bütün hayal âlemini işgal etmesini temin etmekle mükellef bulunduğumuz katiyen unutulmamalıdır. Çocuğun,  Hz. Peygamberin (S.A.S.) hayaliyle yaşamasını temin etmek, o evde sürekli ondan bahisler açılmasına bağlıdır. Şayet bir evde sadece, televizyon – sinema artistlerinden bahsediyorsa ve çocuğun temâşa ufkunda her zaman televizyonlar, sinemalar bulunuyorsa onun hayaline hakim olan da bir kısım artistler olacaktır. Sorduğu anda size pek çok sporcu, müzisyen ve artist ismi sayabilecek; ama belki de dört sahabi ismi söyleyemeyecektir. Hafıza ve şuuraltı, bütün kapasitesiyle, çok faydası olmamakla beraber, ‘hayâlin fıskı’ na sebebiyet veren bu gereksiz şeylerle mâlemâl dolacaktır.</div>
<div>“Dinde mukaddes bilinen her şey, düşünce ve davranışlarımızda daima mukaddes olarak ifade edilmelidir. Mesela, Kâbe mukaddes bir mekândır. Siz de çocuğun yanında, Kâbe ile ilgili hislerinizi dile getirirken fevkalâde saygılı olmalısınız. Kâbe sınırlarından içeriye girdiğimiz veya Medine-i Münevvereye  yaklaştığımız zaman ayaklarımızı saygıyla yere basmalıyız. Meseleyi götürüp, Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) gezdiği yerlerde –İmam Mâlik gibi – ‘Burada ayakkabıyla veya merkeple gezilmez’ esasına bağlamalıyız. O büyük İmam, uzak yerden Mescid-i Nebevî’ye veya başka bir mescide hadis dersi kıraatine, tilavetine giderken veya Medine’nin sınırlarından içeriye girdiğinde,  bindiği merkepten aşağıya iner, orada böyle gezilmesi gerektiğini söylerdi. Elbette bunu gören  çocuk Ravza-yı Tâhire ve onun Sahibi Muhammed Aleyhisselama saygıyla dolup taşacaktır.</div>
<div>“Kur’an-ı Kerim için de durum aynıdır. ‘Her kim Allah’ın şeâirine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalblerin takvasındandır.”  (Hac Suresi, 22/32) buyurulmaktadır. Şeâire hürmet etmek kalbin takvasındandır. Kalbin takvası ise, kalbin Allah’ı (c.c.) tanıması, tanıdığı büyük Allah’a (c.c.) saygıyla yönelmesi, O’na sığınması, O’na itaat etmesi ve hakikat-ı ulûhiyeti tam olarak kavramasıyla mümkündür. Şeâire hürmet hayatidir; meselâ yine şeâirden C Mİ, çocuğun nazarında o kadar mukaddes görülüp kabul edilmelidir ki, o bütün Allah’a (c.c.) giden yolların camiden geçtiğini düşünmelidir. Müezzinin lâhûtî sesinin minarelerden, <b>ALLAHÜ  EKBER </b> şeklinde yükselmesi, çocuğun nazarında büyümeli ve<b> ALLAHÜ  EKBER </b> dendiği zaman o da kelimeleri tekrar etmeli ve EZAN  bitince ellerini kaldırarak; <b>‘Allahümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t-tâmmeti ve’s-salâti’l-kâimeti, âti seyyidenâ Muhammedi’l-vesîlete ve’l-fazilete ve’b’ashü makâmen mahmûdeni’llezi ve’ addehû inneke lâ tühlifü’l-mîâd;  Ey bu kâmil davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım!  Muhammed’e (S.A.S.) Hakka yaklaşma, cennete ve ötesine ulaşmayı lütfet ve O’nu kendisine vadettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır. Muhakkak  ki, Sen vaadini yerine getirensin.</b>’ (Buharî, Ezan, 8) diyerek boşalmalıdır.</div>
<div>“Hülasâ, eğer Allah’a inanıyor ve O’nu seviyorsak  ve içimizde takva ve şeâire tazim hissi varsa, bu hislerimizi çocuğun gönlüne boşaltacak ve ona Allah’ın büyüklüğünü gösterecek, sevdirecek ve O Mabud-u Mutlak’tan başka Mahbub, Maksud, Matlub olmadığını onun bütün benliğine işleyeceğiz. Taberranî’nin Ebu Ümâme’den naklettiği bir hadis-i şerifte Allah Rasulü (S.A.S.): ‘Allah’ı, Allah’ın kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin’  (Taberanî, Mucemü’l-Kebîr, 8/90)  buyurur. Allah (c.c.)  ancak iyi tanınmakla sevilir; zira insan bildiğini sever, bilmediğine de düşman olur. Dinsiz veya ateistler Allah’ı (c.c.) tanımadıkları için düşmandırlar; eğer tanıyabilselerdi seveceklerdi.</div>
<div>“Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.) ‘İnsanları  ve cinleri ancak, Bana kulluk etsinler diye yarattım.’  (Zâriyat Suresi, 51/56) ferman eder. İbn-i Abbas ve Mücahid (R.A.)  buradaki, ‘Bana kulluk etsinler’ diye kelimesini “Beni tanısınlar bilsinler’  (Kurtubî, el – Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an’, 17/55) olarak tefsir etmektedir. Demek ki bir insan Allah’ı biliyorsa, kullukta bulunuyor; bilemiyorsa, nankörlük ediyor. Öyleyse  evvelâ biz bildireceğiz; çocuk da bilecek ve o duyguyla dopdolu hale gelecek ki, Allah’a (c.c.) karşı saygılı olabilsin. Ancak her seviyenin ayrı bir tanıtma üslûbu olmalıdır ve Allah’ı (c.c.) tanıtma konusunda tanıtım, yaşa başa göre yapılmalıdır. Belli bir yaştaki çocuğa, önüne konan sofraların Allah tarafından geldiğini delilsiz, mücerret anlatma ona kâfi gelebilir. Başka bir yaşta insanların, hayvanların, ağaçların beklediği yağmurun, gökten O’nun inayetiyle geldiğini, başımızdan aşağı boşalan o yağmurun, Allah’ın mahz-ı rahmetinden taşıp geldiğini anlatmak gerekecektir. Daha ileri yaşlardaki birisine ise, Allah’ın denizlerde, ırmaklarda koyduğu buharlaşma kanununu, havada yağmurun damla damla dökülme kanununu ve bütün bunların asla tesadüfe verilemeyeceği, her şeyin Allah’ın inayetiyle olduğunu anlatmak gerekecektir. Daha seviyeli çocuklara ise, pozitif ilimlere ait argümanları kullanarak onun seviyesine göre Allah’ı tanıttırıp sevdireceksiniz.</div>
<div><b>“Bir hadislerinde Allah Rasulü (S.A.S.) şöyle buyururlar: ‘Allah’ın size nimetleri karşısında Allah’ı (c.c.) seviniz. Beni de Allah’ın (c.c.) elçisi olduğum için, Allah’tan (c.c.) ötürü seviniz. Ehl-i Beytini de beni sevdiğiniz için seviniz.’ (</b>Tirmizi, Menâkıb, 31)</div>
<div>“Usûlü bulunabildiği nisbette bu sevme ve sevdirmeişi zor olmasa gerek. Çocuklarımıza, bir takım lüzumsuz neşriyat yerine, Rasulü Ekrem’in (S.A.S.) siyerini okutabilsek ve onların eline, hiç olmazsa, Muhammed Yusuf Kandehlevî’nin ‘Hayâtü’s-Sahabe’si gibi her an müracaat edebilecekleri bir kitap versek, zannediyorum Rasulü Ekrem’i (S.A.S.) ve onun ashabını ve onların çocuklarını tanıma fırsatı bulacak ve bunlardan her birerleri onların gözünde  hayatlarının kahramanları olarak büyüyecek onlara uymaya, onlara benzemeye, Hz. Hamza gibi şecaatli, Hz. Ali gibi şah-ı merdan, Hz. Ebu Bekir gibi sadık, Hz. Farûk-ı Azam gibi kılıkırk  yaran âdil olmaya çalışacaklardır. Allah’ın (c.c.) binlerce rızâ ve rıdvanı bunların üzerine olsun!..</div>
<div>“Evet her zaman evimizin baş köşesinde Kur’an-ı Kerim, sonra Rasulü Ekrem’in (S.A.S.)  siyeri ve ashab-ı kiramın, hayatına ait meğazi kitaplarını bulundurmak ve çocuklarımızın gönüllerinin onlarla beslenmesini sağlamak, tarihi kahramanlarımızla onların gönüllerini, gözlerini açmak ve atalarını onlara sevdirmek çok önemlidir.</div>
<div><a href="http://www.samanyoluhaber.com/yazar/safvet-senih/se-ire-hurmet-hissi/1341536/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Safvet Senih | Samanyoluhaber</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/seaire-hurmet-hissi/">Şeâire Hürmet Hissi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağlayanı Olmayan Adam</title>
		<link>https://hizmetten.com/6194-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Dec 2019 14:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Bahattin Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6194</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Benim de anam olsaydı bana candan dua ederdi de iyileşirdim&#8230; Veya arkadaşlarımdan ikisi canından birileri için yaptığı yana yakıla duayı etseydi ben de iyileşirdim” diyen adam, Yalnız Adam.. ! Tanıdınız&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/6194-2/">Ağlayanı Olmayan Adam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>“Benim de anam olsaydı bana candan dua ederdi de iyileşirdim&#8230; Veya arkadaşlarımdan ikisi canından birileri için yaptığı yana yakıla duayı etseydi ben de iyileşirdim” diyen adam, Yalnız Adam.. ! Tanıdınız mı bu zatı?</div>
<div>Kalabalıklar içinde tek başına yalnızlıkları çokluk içinde yoklukları yaşayan adam.</div>
<div>Ağlayanı yok, derdine dermanı yok!</div>
<div></div>
<div>Ne diyorsunuz arkadaşlığına, yoldaşlığına?</div>
<div>Bu ifadelerin neresindeyiz?</div>
<div></div>
<div>Düşünüyorum da annem babam ya da eşim çocuklarım yanı başımda acılar içerisinde kıvransalardı, inlemeleri her taraftan duyulsaydı.. Neler yapmazdım ki? Gecenin bir yarısı da olsa ne çareler bulur, ne doktorlar arar, ne kapılar çalardım.. Hiçbir şey yokmuş gibi uyuyabilir miydim?</div>
<div></div>
<div>Ama birisi var ki.. Yanı başımda inim inim inliyor.</div>
<div>Kıvrım kıvrım kıvranıyor..</div>
<div>Büklüm büklüm sancılanıyor..</div>
<div>Bense duyarlılığımı yitirmiş, rahat uyuyabiliyor, gülebiliyor ve yiyip içebiliyorum..</div>
<div></div>
<div>Ne kadar insî cinnî şeytanlar varsa, hepsi hücumda..</div>
<div>Ne kadar şer cephesi varsa, hepsi atakta..</div>
<div>Ne kadar habis ruhlar varsa hepsi bela musibet okumakta,</div>
<div>Firavunun bütün sihirbazları, yılanlarını almış gelmiş.. Musa’ya (as.) karşı amansız saldırıda..</div>
<div>Kimisi de ateşlerden ateş yakmış, mancınıkları hazırlamış.. İbrahim’i (as.) Nemrud&#8217;un ateşine atmakta..</div>
<div>Ne kadar avaneleri varsa, ne kadar şebekeleri varsa, merasime davet etmekte adeta..</div>
<div></div>
<div>Aylardır birisi de var ki..Kalabalıklar içinde yalnızlık yaşıyor..</div>
<div>İsa (as) gibi yok mu? Allah&#8217;ın davasında bana yardımcı olacak?</div>
<div>Candan ciğerden dua edeni de mi yok?</div>
<div>Anne babasına ağladığı gibi yana yakıla ağlayanı da yok?</div>
<div>Eşi ve çocuğunun sancısıyla kıvranan gibi kıvrananı da yok&#8230;</div>
<div></div>
<div>Medet imdat ey kimsesizler kimsesi medet!..</div>
<div>Çokluklar içinde, kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşayan şu zata kimse ol! Medet!..</div>
<div>Ülfetimi, gafletimi ve duyarsızlığımı sana şikayet ediyorum medet!</div>
<div>Kulunu sahipsiz koyma, medet!</div>
<div>Canım sana kurban, canım hocam!</div>
<div>Anam babam sana kurban, dertleneni olmayan hocam!</div>
<div></div>
<div>Bir gün hocamız, yetmişli yıllarında üstadımızın yine zehirlendiğini bir talebesinin ağzından nakletmişti.. Ziyaretine gelen abimiz, üstadımızın o haline acımış, içi burkulmuş, keşke çoluk çocuğu olsaydı belki daha iyi bakarlardı, duyguları içinde komadaki aziz ruhun üstüne eğilir, ağlar ve şöyle mırıldanır. A be aziz üstadım! Evlenmeyi hiç düşünmedin mi?</div>
<div></div>
<div>Dava adamının bamteline, işte şimdi dokunulmuştu. O ölü insan adeta canlanmış ve derin derin gözlerine bakarak şöyle demişti:</div>
<div></div>
<div>”Hiç aklıma gelmedi, hiç düşünemedim kardeşim”</div>
<div></div>
<div>Hocamız da ağlayarak şunları eklemişti&#8230; Evet İslam&#8217;ın derdiyle dolu zat hiç boşluk hissetmedi ki, aklına evlilik gelsin..</div>
<div>Eşref Edip’e “Bana ızdırap veren sadece İslam&#8217;ın maruz kaldığı tehlikelerdir&#8221; dememiş miydi? Yine “Beni nefsini kurtarmayı düşünen bencil bir adam mı zannediyorlar? Ben milletin imanını kurtarmak yolunda, dünyamı da feda ettim, ahiretimi de&#8230;&#8221;</div>
<div></div>
<div>Bir baş yazıda üstad için “Seni Anlayamadık Yavru” başlığını atarken , “Korkarım beni de bir gün anlaşılmadan gömersiniz” demiştiniz efendim.. Bu kadar insan varken nasıl olur demiştim kendi kendime? Şimdi anlıyorum ki, sana hakiki anlamda dost ve iyi bir yol arkadaşı olamadık..</div>
<div></div>
<div>Bugün bizim de Rabbimizi gerçek manada tanımamız, Efendiler efendisi ve dava arkadaşlarını, sahabe efendilerimizi bilmemiz, başımızdaki zatın rehberliğiyle değil midir?</div>
<div>Onun rehberliği olmasaydı, bugün kim bilir nerelerde, hangi vadilerde, kimlerin arkasında at koşturuyor olmayacak mıydık?</div>
<div></div>
<div>Maddi manevi bütün varlığını, dünya ukba her türlü hakk ve hukukunu ve de hayatını bize ve ümmeti Muhammed’e feda eden bu zatın hayatına Sen Şahitsin ya Rabbi, biz de şahidiz!. Bi hakkın yoldaş, arkadaş olamadık.. Derdine ızdırabına ortak olamadık&#8230; Çoğu yerde derdiyle baş başa, yalnız bıraktık&#8230;</div>
<div></div>
<div>Ne olur sıhhat afiyetler ihsan buyur ya Rabbi!</div>
<div>Yalnızlığını varlığınla duyur ya Rabbi!</div>
<div>Sen onu yalnız bırakma!</div>
<div>Ey her şeye ve her halimize Nigehbân olan yüce Rabbimiz!</div>
<div></div>
<div>Ya Rabbi hocamın tüm hastalıklarına acil şifalar ver!</div>
<div>Ağlayanı olmayan şu zatın göz yaşlarını dindir, onu sevindir ya Rab!</div>
<div>Ya Rabbi onu üzenlerin şerrinden halas eyle!</div>
<div>Ey Kimsesizler kimsesi! Ona kimse ol! Yalnız koyma nolur!</div>
<div>Tüm sıkıntılarını gider ya Erhamerrahimin!</div>
<div></div>
<div><a href="http://m2.samanyoluhaber.com/yazarlar/bahattin-karatas/aglayani-olmayan-adam/1340878/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Bahattin Karataş | Samanyoluhaber</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/6194-2/">Ağlayanı Olmayan Adam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Silivri&#8217;de Bayram Sabahı</title>
		<link>https://hizmetten.com/silivride-bayram-sabahi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Dec 2019 09:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Turna]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<category><![CDATA[silivri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabah namazına uyandım. Her günden farklı bir gündü. Çocukluğum aklıma geldi. Bayramdan bayrama alınan özel kıyafetlerimizi dolaptan alır, giyer ve sokağa fırlardık. Büyüklerimizin elini öpüp harçlık alır ve topladığımız paralarla&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/silivride-bayram-sabahi/">Silivri&#8217;de Bayram Sabahı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Sabah namazına uyandım. Her günden farklı bir gündü. Çocukluğum aklıma geldi. Bayramdan bayrama alınan özel kıyafetlerimizi dolaptan alır, giyer ve sokağa fırlardık. Büyüklerimizin elini öpüp harçlık alır ve topladığımız paralarla bakkal amcadan istediklerimizi alırdık. Aldığımız çatapatlar, çikolatalar ve  gazozlar günü daha da bir özel kılardı bizim için&#8230; Ama şimdi büyümüştüm ve bayramlar eskisi gibi çocukça mutluluk vermiyor hatta daha da büyümüştüm bir önceki bayramı bile arar olmuştum.</div>
<div></div>
<div>Abdest alıp sabah namazını kıldık. Ve dolabımı açıp, sıradan ama diğerlerine göre en güzel olan kıyafetlerimi giydim. Bugün bayramdı ve diğer günlerden özel olmalıydı..</div>
<div></div>
<div>Ve ezan&#8230;</div>
<div></div>
<div>Her beş vakitte okunandan daha farklı bir ezandı bu.</div>
<div></div>
<div>Duygu ve özlem yüklüydü bir kere. Bayram namazına çağırıyordu hepimizi. Ciğerlerini bildiğim arkadaşlarımla omuz omuza saf durduk. Bayram mutluluk verirdi ama bütün arkadaşlarımın gözünde yaş vardı. Oldukça hüzünlü bir bayram namazıydı kıldığımız&#8230;</div>
<div>Fatih, beyaz bir gömlek giymişti kotunun üstüne. Üçüzlerin babası Remzi, her zamanki özel kazağını giymiş, köşede boynu bükük hutbeyi dinliyordu. Her gün muzipliğiyle şen şakrak olan Özkan’ın yüzü, yıllardır dolabında sakladığı ciddiyetiyle farklı bir çehredeydi.</div>
<div></div>
<div>Namaz kılındı, hutbe bitti ve dualar yapıldı. Bitkin ayaklarla ittirilircesine indiğimiz merdivenlerden, salonda hizaya geçmiş bir şekilde bayramlaşmaya başladık. Acemiydim, yeni dâhil olmuştum bu gruba ve çok farklı bir bayram yaşanıyordu. O yüzden acemice ben de yerimi aldım halkada. Halkanın en başındaki yanındakinden başlayarak sırayla bayramlaşıyordu. Bayramlaşırken sarılıyor, ağlıyor ve bir daha sarılıyorduk. Sıra bana gelince anladım ki bu duyguyu taşıyabilecek ne takatim vardı ne de gücüm&#8230;</div>
<div>Geleli iki hafta olmuştu ve her geçen gün sıkı sıkı tuttuğum, bastırdığım, zamanı değil dediğim, sonra dediğim duygularıma artık mani olamıyordum. Barajın önündeki setin kaldırılması gibi karmakarışık yoğun sevgi, özlem, nefret, acı dolu duyguları karıştırıp salıvermiştim her sarıldığım omuzda. Selami abide babamı, Fatih’te abimi ve İmran’da oğlumu görüp sarılmıştım.Sevdiklerim, canım ciğerim dediklerim, eşim, çocuklarım, babam, abim, dostlarım çok uzaklarda olsa da yanı başımdaydı sanki o an. Kırk ayrı omuzda, kırk farklı yakınımla ve kırk farklı duyguyla sarıldık birbirimize. Ben de sarıldım, sarıldım ve ağladım.</div>
<div>Salgın bir hastalık gibi gözyaşı da bulaşıcıydı burada. Omuza düşen gözyaşı, karşı tarafı da ağlatıyor ve duyguların birleşimiyle demir parmaklıkları eritip, özgür bırakıyorduk sanki ruhumuzu. Bayramlar mutluluk verirdi ama bizimkisi daha çok hüzün veriyordu. Tarifi olmayan bir tutsak bayramıydı yaşadığımız bu hapishane koğuşunda&#8230;</div>
<div></div>
<div>Kurban Bayramı 4 gündür diye söylenir ve yaşardık ama koğuşta yaşadığımız bayram bitmişti bile daha ilk gününde. Gözyaşları tükenmiş kimi köşesinde, gözler tek noktaya mıhlı, hareketsiz bir şekilde zihnen çıktığı yolculukta, kim bilir nerede, nasıl yaşıyordu bayramı. Kimisi ise yanındakine yaşanılası geçmiş veya özlemini duyduğu bayramını anlatıyordu ve kimi de bu anı hiç yaşamamış gibi yapıp içine bastırıyordu.  Gelecekte böyle bir bayram anısını hatırlamamak için hafızasından siliyordu sanki&#8230;</div>
<div></div>
<div>Bu bayram, bizim yaşadığımız ve hiç kimsenin de böyle bir bayram yaşamaması için dua ettiğimiz, hüzünlü ve yalnız bir bayramdı. Acı veriyordu, hüzün veriyordu  ve özlemin kara kökünü alarak çoğaltıp ciğerimize saplıyordu. En acısı da boynu bükük bir şekilde, üstünde bayramlığı ile gülümsemeyen somurtmuş bir şekilde bir köşede duran çocuklarımızın siluetiydi. Bu bizi derinden yaralıyordu.</div>
<div></div>
<div>Şair Süleymaniye’de bayram sabahını yaşarken, biz Silivri’de bayramın acısını yaşıyorduk. Bayramın acısını biz, mutluluğunu ise şair yaşıyordu. Ama şair bilmiyordu, acısını biz yaşadığımız için mutluluğunu onların yaşadığını. Ve biz özgür mahkûmlardık, sizin tutsak özgürlüğünüze inat&#8230;</div>
<div></div>
<div>Dedim ya şair Süleymaniye’de bayram sabahını yazmış şiirinde. Ben inanıyorum ki Silivri’deki bayram sabahını yaşasaydı şiirini değil destanını yazardı&#8230;</div>
<div></div>
<div>Silivri’de bayram bir gün yaşanır fakat o bir gün de dört güne bedeldir. Samimiyet kokar insanlar. Çilelidir, dertlidir, hüzün doludur. Biri düştü mü, diğerleri onu sırtında taşır. Her birinin hüzün kokan hikâyeleri vardır, kimsenin bilmediği. Anlatmazlar dertlerini, keder üstüne keder eklememek için. Sabah namazıyla başlar bayram günü. Açık görüş kıyafetleri giyilir ve koğuşun ortasında, melekleri kıskandıracak türden bir bayram namazı kılınır. Şair Süleymaniye’ de alamaz bu hazzı.</div>
<div></div>
<div>Şair bilmiyordu dedim ya Silivri’deki bayram sabahını. Ve toplanır alana 38 hüzünlü insan. Bayramın hatrına yüzlere takınır,  en  gerçekçi gülümsemeler bayram ya. Mutluluk saçmaya çalışırlar ama ne mümkün&#8230; 38 dertli, çileli, hüzünlü insandır. İlk sarılmada gözyaşlarını salıverirler ve gözyaşları sel olur, hüzün olur, umut olur, bayram olur diğerlerinin yüreğine. Uzun sürer bayramlaşma. Çünkü ayrılmaz sarılanlar. 38 omuzda ayrı gözyaşı dökülür.</div>
<div>Sonra&#8230;</div>
<div>Sonrası olmaz, zaman durur. İşlemez hale gelir saatler, günler. Yıllar yaşanır o bir günün içinde&#8230; Bütün duygular, yaşanmış anılar ve yaşanılacak zamanlar sığdırılmaya çalışılır bugüne. Her bir sarılma bir destandır, bir ömürdür. Kucakladığımız bir nevi dosttur, babadır, anadır, eştir, çocuktur&#8230; Dertler, kederler, hasretler, umutlar ve en içten hıçkırıklar aktarılır omuzdan omuza.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Dedim ya şairin suçu yok. Şair görmemişti Silivri’deki bayram sabahını. Bayramlaşma biter son sarılma ile ve asıl bayramlaşma başlar iç dünyalarında. Çekilirler köşelerine 38 güzel insan. Kapatırlar gözlerini başlarlar bayramlaşmaya o kadar uzaktakiler yanı başında beliriverir, en sevdikleri dostları, aileleri. Uzun uzun konuşur iç dünyasında sarılır, döker içinde söylemek isteyip de söyleyemediklerini.</div>
<div></div>
<div>Şair bunları da bilmez. Ama 38 adam yaşar bu destanı. Tel  örgülü gökyüzünde güneş farklı doğar Silivri’nin üstüne, bulutlar sabit  kalır seyredebilmek için bu anı. Sayıma gelen gardiyanlar kıskanırlar aslında gizli gizli. Silivri’de bayram sabahı gizli yaşanır. Canlı yayın araçları olmaz. Dış dünyaya kapalıdır Silivri. Yalnız Allah’a açıktır&#8230; Bu yüzden görmez şair bu sabahı ve şair bu yüzden Süleymaniye’deki sabahı yazar, herkesin bildiği. Ve&#8230; Ve herkes birbirine hediye olarak en güzel temennilerini sunar.</div>
<div>-Son bayramımız olur inşallah bu bayram tel örgüler içinde.</div>
<div>Aslında gizliden bilirler, buradaki gibi duygu yüklü bir bayramı başka yerde yaşayamayacaklarını. Çok da dertleri değildir bayram. Hepsinin idealleri vardır gelecek adına. Yapacak çok işleri ve sırtlayacak çok dertleri vardır. Dokunacakları yığınla yürekler de vardır daha&#8230;</div>
<div></div>
<div>Bayramlardan da vazgeçerler, her şeyden vazgeçtikleri gibi. Değil mi ki yardan, babadan, anadan, çocuktan vazgeçmiş 38 adam; bir bayramdan mı vazgeçemeyecek. Çok da bayram görmüş de değillerdir zaten. Pişmanlık görülmez mesela bu adamların simalarında. Çünkü çok iyi bilirler, her şeyi apaçık gören görmektedir Silivri’deki bayram sabahını.</div>
<div></div>
<div>Dedim ya şair görmemiştir bu sabahı ve bilmez yazamaz şiirini Silivri üzerine. Her koğuştan dualar yükselir basamak basamak gökyüzüne. Sessiz çığlıklar bıçak olur gökyüzünün bağrına. Gökyüzü ağlar, duvarlar ağlar, 38 adam ağlar. Günün adı bayramdır ya tebessüme zorlanan çehreler aslında gözyaşını içine doğru akıtır, derin derin boğazlarda bir yumru tıkanır, yutkunamaz, konuşamaz.</div>
<div>Sonra&#8230;</div>
<div>Sonrası olmaz bu bayramın. Korkarlar birbirlerine dokunmaya. İçlerine akıttıkları gözyaşı barajının patlayacağından korkarlar. Bakışlar sabittir bir noktada. Delici keskin bakışlar. Silivri’de kurban kesilmez. Bu bayram da ne koyun ne dana ne de İbrahim’in İsmail’i kurban edilir&#8230; Bu bayram kendilerini kurban ederler Allah’a.</div>
<div></div>
<div>Kurban 38 adamdır. Kan yerine gözyaşı akar bıçak vurulan yüreklerinden. Ve teslim olurlar kaderin sahibine. Bu bayramı okuyamazsınız o büyük şairin şiirinde&#8230;</div>
<div></div>
<div>Sonra akşam olur hüzün dolar hiç terk etmediği bu mekâna. Silivri’de bayram sabahı&#8230;  Kimsenin bilmediği ama herkese gönderilen duaların mekânıdır burası. Siz bilmezsiniz bu koğuşu, hayatınızda bir virgül bile değildir belki de ama bu koğuş sizi bilir. Yamalı duvarlar suçluluk duyarlar bu 38 adamın önünde set oldukları için. Demir parmaklıkların arasından süzülür salavatlar ve yol bulur gökyüzüne.</div>
<div></div>
<div>Bugün bayram&#8230; Bu 38 adamı hapsettikleri gibi tel örgüler içinde, bayramımıza da pranga vurmaya çalıştılar. Ey hâkim bey, tel örgülerle, duvarlarla hapsettiğiniz bu duygular özgürdür aslında&#8230; Hayallerimizi de tutuklayamazsınız ya&#8230; Duygular ayrılır bedenden ve kanatlanırlar uzak diyarlara. Belki hüzünlü, belki ağlamaklı, belki dertli bir bayramdır yaşadığımız. Ama yine de bayramdır Silivri’de yaşadığımız. Koğuş araması yapar gardiyanlar. Ama bayramımıza, rüyalarımıza, duygularımıza ulaşamazlar&#8230;</div>
<div></div>
<div><a href="http://m2.samanyoluhaber.com/yazarlar/ali-turna/silivride-bayram-sabahi/1340864/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Ali Turna | Samanyoluhaber</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/silivride-bayram-sabahi/">Silivri&#8217;de Bayram Sabahı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu vaziyet bana çok ağır geliyor!</title>
		<link>https://hizmetten.com/bu-vaziyet-bana-cok-agir-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ali Emir Pakkan]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6352</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu vaziyet bana çok ağır geliyor! 1950’de tek parti gitti. DP iktidar oldu. Dindarlar üzerindeki baskılar nispeten azaldı. 1954’te DP ikinci defa seçimi kazandı. 1955’te fiş komisyonu toplanmış Bediüzzaman’ı tartışıyordu.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-vaziyet-bana-cok-agir-geliyor/">Bu vaziyet bana çok ağır geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>Bu vaziyet bana çok ağır geliyor!</b></div>
<div></div>
<div>1950’de tek parti gitti. DP iktidar oldu. Dindarlar üzerindeki baskılar nispeten azaldı.</div>
<div></div>
<div>1954’te DP ikinci defa seçimi kazandı.</div>
<div></div>
<div>1955’te fiş komisyonu toplanmış Bediüzzaman’ı tartışıyordu. Ne beklersiniz? Said Nursi’nin peşinin bırakılmasını değil mi? Ama hayır, komisyon Bediüzzaman’ın A fişinde kalmasına karar verdi!</div>
<div></div>
<div>DP döneminde de Said Nursi ve talebeleri adım adım takip edilecekti.</div>
<div></div>
<div>Nitekim beraat kararlarına rağmen yeni davalar açıldı, Nur talebeleri tutuklandı, risaleler toplatıldı.</div>
<div></div>
<div>1955’te Samsun’da bir gazetede çıkan mektup dava konusu yapıldı. Said Nursi hastaydı, doktor raporuna rağmen duruşmaya çağrıldı. İstanbul’a kadar gelebildi.</div>
<div></div>
<div>1958’de Nazilli’de iki Nur talebesi risaleleri dağıttığı için gözaltına alındı. Said Nursi aleyhinde bir kampanya başlatıldı. ‘Padişah gibi yaşıyor’, ‘Siyasi bir gaye güdüyor’, ‘Tarikat kuruyor’ gibi kara propagandalar yapıldı.</div>
<div></div>
<div>26 Nisan 1958’de Ankara, İstanbul ve Isparta’daki Nur talebelerinden 10 kişi toplanarak Ankara Cezaevi’ne hapsedildi. Risale-i Nurlar toplatıldı.</div>
<div></div>
<div>1 Ocak 1960&#8230; Ankara. İçişleri Bakanı Namık Gedik başkanlığında tüm emniyet müdürlerinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Gündem Said Nursi’ydi. Gedik’e, Nur talebelerinin faaliyetleri ile ilgili raporlar sunuldu. Konuyla ilgili açıklama Milliyet’te şöyle yer alıyordu; “Said Nursi ile temas edenlerin sosyal mevkileri ve durumları gözden geçirilmiştir. Son zamanlarda faaliyetleri artan mürtecilerle ilgili hükümetin sert kararlar almasına karar verilmiştir.”</div>
<div></div>
<div>11 Ocak 1960’ta Said Nursi’ye seyahat yasağı geldi, radyodan okunan hükümet bildirisi ile Emirdağ’dan çıkmaması istendi. Bediüzzaman ve talebelerinin peşine polis takıldı. Nurcu olduğu tespit edilenlerin görev yerleri değiştirildi.</div>
<div></div>
<div>1959’un son günlerinde Emirdağ’dan otomobille Eskişehir’e giden Said Nursi’nin şehre girmesi polis tarafından engellendi.</div>
<div>En büyük gerginlik Ankara’nın kapısında yaşandı. Çiftlik kavşağına kadar gelen Bediüzzaman’ı polisler şehre sokmadı.</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman’ın yakın talebesi DP Emirdağ İlçe Başkanı ve bütün yönetim görevden alındı. Gerekçe “İrticai faaliyet”ti.</div>
<div></div>
<div>12 Ocak 1960’ta Said Nursi, artan baskılar üzerine Namık Gedik’e şöyle bir mektup yazacaktı:</div>
<div></div>
<div>‘Bütün muhalifler ve siyasiler her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerken Ankara’dan gelen bir emirle, ‘Şimdi evinden dahi çıkmayacaksın.’ denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir. Otuz senelik muhaliflerin yaptığı istibdat lehine bu vaziyet bana çok ağır geliyor…’</div>
<div></div>
<div>Yaşadıklarımıza ne kadar benziyor değil mi?</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Ali Emir Pakkan | Samanyoluhaber.com</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bu-vaziyet-bana-cok-agir-geliyor/">Bu vaziyet bana çok ağır geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstifhamları Daha Başlangıcında Giderme</title>
		<link>https://hizmetten.com/6188-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Dec 2019 11:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İstifhamları Daha Başlangıcında Giderme]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi şüphe ve tereddütleri giderme adına şöyle diyor: “Namaz ve daha ötesi dinî konularda çocuğun bir kısım soruları, istifhamları olabilir. Bilhassa içe dönük çocuklar bu türden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/6188-2/">İstifhamları Daha Başlangıcında Giderme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendi şüphe ve tereddütleri giderme adına şöyle diyor:</div>
<div></div>
<div>“Namaz ve daha ötesi dinî konularda çocuğun bir kısım soruları, istifhamları olabilir. Bilhassa içe dönük çocuklar bu türden dînî istifhamlarını, büyük ihtimalle anne ve babalarına açmayabilirler. Değişik vesile ve vasıtalar bularak, bu konuda çocuğun deşarj olması, içini dökmesi ve açılmasının sağlanması çok ehemmiyetlidir. Çocuk büyürken içindeki istifham da büyürse, zamanla her şüphe, her tereddüt, izah edilmedik her dinî mesele, mânâsı ve hikmeti anlaşılmadık inançla alâkalı her hangi bir husus, onun kalbini sokan bir yılana, bir akrebe dönüşür.</div>
<div></div>
<div>“Hatta bazen bu istifhamlar, onun iç dünyasında bir YARA  gibi o kadar hızlı büyür ki, bir gün o zavallıyı tamamen yere serer de farkına bile varamayız. Öyle ki, artık o  her gün camide sizinle beraber ‘Lâ ilâhe illallah’ der, teşbihini, takdisini, tahmidini, tehlilini yapıyor görünebilir ama o, aslında TEREDDÜTLERİNE   YENİK  DÜŞMÜŞ  ve  VESVESELERİNİN  AĞINDA  ERİMEKTEDİR…”</div>
<div></div>
<div></div>
<div>“Evet bütün bu tehlikeler için orta-lise-üniversite devrelerinde “muhtemel problemlerine” zamanında muâlecede bulunmamız ve o ciğer pârelerimizi hiçbir zaman akılları, kalbleri ve ruhları itibariyle boş bırakmamamız ve sürekli yaşlarına – başlarına göre beslememiz gerekmektedir… Unutmayalım: “Sağlam bir akîde, içe sindirilmiş bir kulluk telâkkisi ve tabiatımızın bir yanı haline gelmiş mükemmel bir ahlak, ancak bu ölçüdeki bir hassasiyetle gerçekleştirilebilir.</div>
<div></div>
<div>Bu hususta Risale Nurlarda Üstad, Pırlanta serisinde M. Fethullah Gülen Hocaefendi çok güzel cevaplar veriyor. Pırlanta Serisi üzerine H. Faruk Gürsoy arkadaşımız  şöyle diyor:</div>
<div></div>
<div>Yaratılış Gerçeği ve Ölüm Ötesi Hayat ile inancımızı yeniden Yenilenme Cehdi’ne sokmanın yanında, Sonsuz Nur’la rehberimizi tanımalı, İnancın Gölgesinde gölgelenmeli, Kalbin Zümrüt Tepelerinde dolaşmalı, bu esnada karşılaşılan Asrın Getirdiği  Tereddütler’den sıyrılmalı, Varlığın Metafizik Boyuntunda’ki hayat derecesine çıkabilmeli, bu mertebede Ruhumuzun Heykelini Dikerken, Ölçü Veya Yoldaki Işıklarla hedefimizi tayin edebilmeli, başta Fatiha Üzerine Mülahazalar olmak üzere, Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar’ın rehberliğinde, Kur’an’ın Altın İkliminde Beyan’larımızı tekrar tazelemeli, Prizma’dan geçirip  Kalbin Solukları olarak Çağ ve Nesli’mize sunabilme, Kendi Ruhumuzu Ararken Kader’e tam teslim olup, Çekirdekten Çınara doğru Fasıldan Fasıla koşabilmeli, Kırık Mızrap’ı  Kırık Testi ile birleştirip, İrşad Ekseni’nde  gayret edebilmeli ve Yaşatma İdeali’yle hizmet ederken, Namaz ve Oruç ibadetleriyle Allah’tan yardım isterken, sıkıntılar karşısında Yolun Kaderi deyip sabretmeliyiz.</div>
<div></div>
<div><b>Çocuğun Görebileceği  Bir  Ortamda  İbadet  ve  Dua Etme </b></div>
<div><b> </b></div>
<div>“Beş vakit namaz, imkân varsa evde cemaatle kılınmak veya çocuğun elinden tutulup camiye götürülmelidir. Bu son durum, daha ziyade annenin namaz kılamadığı dönemlerde çok yararlı olabilir… evet anne, belli dönemlerde namaz kılamayınca, çocuk ‘namaz kılınmasa, dua edilmese de olabiliyor’  fikrine kapılmasın diye bilhassa o günlerde mabede gitme, meselenin ciddiyeti adına iyi bir rehabilitasyon  sayılabilir. Tabii şöyle yaparak da bu boşluk kapatılabilir: “Kadın özel hallerinde dahi abdest alıp, seccadesine oturur; ellerini Mevla’ya açıp dua eder; o, namaz kılmış gibi sevap alırken çocuk nazarında da bu boşluk kapatılmış olur. Terbiye açısından bunun önemi büyüktür. Bir kere bu vesile ile çocuk, hiçbir zaman evde secde etmeyen baş, ağlamayan göz,  duaya kalkmayan el görmeyecektir. Bilakis o, her zaman evde hassasiyet, titizlik ve derin bir kulluk şuuru müşâhede edecektir.</div>
<div>“Gün gelecek, ezan okunduğu zaman çocuk, tıpkı çalan saat gibi, sizi ‘Baba namaz!’  diye uyaracak, siz işinizle meşgul olup da ‘Allahü ekber’ sesini duymuyorsanız, o bunu duyduğunda, ‘Namaz!’ diye size seslenecektir ki, belli bir dönemde ona hatırlattığınız her şeyi dönüp size hatırlatacaktır.</div>
<div></div>
<div>“Bundan başka günün bir saatinde Allah’a dua edeceğiniz ÖZEL  BİR  SAATİNİZ  olmalıdır. Önceden belirlemiş olduğunuz bir saatte Mevla’nın karşısında duygularınızı dile getirip dertlerinizi O’na açmalısınız ve Yüce Yaratıcı’nın HER  ZAMAN  SIĞINILACAK  BİR  KAPI  olduğunu fiilen göstermelisiniz. Bu dualarınızı açıktan, sesli olarak yapmanız yararlı olur. Rasulü Ekrem’den (S.A.S.)  rivayet edilen duaları, sahabe ondan duymuştu. Bunların bir çoğunu, Hz. Âişe (r. anhâ) nakletmektedir. Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz.  Hüseyin (r.anhüm) Efendilerimizden de bu konuda nakiller vardır. Öyleyse sizler de çevrenizdekilere dualarınızı duyurabilir ve onun öğreneceğini hedefleyerek dua edebilirsiniz. Eğer çocuğunuzun, duygulu olmasını, Allah (c.c.) anıldığı zaman titremesini arzu ediyorsanız başta sizin öyle olmanız icap eder.</div>
<div></div>
<div>“Hayatımda unutamadığım öyle tablolar vardır ki, akla gelince ürpermemek mümkün değil. Ninemin Rabbiyle irtibatını aksettiren tabloların, benim üzerimde büyük tesiri olmuştur. Kendisini kaybettiğimde henüz küçük bir çocuktum ama rahmetli pederim şöyle-böyle din-i mübîn-i İslam’la alâkalı bir şeyler söyleyiverince veya Kur’an okuyunca da hemen yerinde zangırlamaya başlardı. Öyle ki, bir kere onun yanında coşkunca ‘Allah!’ (c.c.) deyiverseniz hemen rengi kaçar, benzi solar, yirmi dört saat âdeta onun tesirini aksettirirdi. İşte benim ruh hâletim üzerinde onun bu durumunun büyük tesiri olmuştur. Evet bu ümmî, çok okumamış ve bildiği kadarıyla âmil olmuş (yaşayıp amel etmiş) ninemin o YÜREKTEN   DAVRANIŞLARI,  AĞLAYIŞLARI  VE  İÇTEN  İÇE  SIZLANIŞLARI, benim üzerimde çok büyük tesir bırakmıştır. Bir hayli büyük kimselerin dizleri dibinde oturdum. Onların coşkun ve heyecanlı sohbetlerini dinledim. Ama diyebilirim ki, ninemin o terbiye  edici davranışlarından aldığım dersi hiçbirisinden alamadım. Bana öyle geliyor ki, ben Müslümanlığımı, geneli itibarıyla ona, baba ve annemin içten hallerine borçluyum…</div>
<div></div>
<div>“Evet yuvada  anne-babanın vaziyetlerini iyi ayarlaması çok önemlidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, belli bir saatte, Mevla’nın karşısında içinizi döktüğünüzü, ‘Huzura geldim!..’ deyip inlediğinizi, coşup kendinizden geçtiğinizi, bilhassa çocukların yanında da Allah’a gönlünüzü açarak, açıktan açığa O’na dua ettiğinizi onların görüp duyması çok mühimdir. Onun, en büyük meselelerinizden biri olan âhiretiniz için çırpındığınızı görmesi, onu düşünüp ümitle ağladığınızı bilmesi hiçbir zaman onun hatırından çıkmayacaktır. Aslında biz Mevla’nın karşısında Mevla’yı görüyor gibi kulluk yapmak zorundayız. Rükû, sücûd, kıyam ve kavamemiz celsemiz hep O’na hatırlatıcı nitelikte olmalıdır. Allah’ın huzurundaki halimizi şöyle bir çerçevede resmedebiliriz: Sanki biz, Allah’la (c.c.) yüz yüze gelmişiz de, Yüce Yaratıcı: ‘Ey kulum, kalk, hayatının hesabını ver!’  diyor; biz de rahmetini umarak ve büyüklüğü karşısında kalkıp el pençe divan duruyoruz. Ululuğunu tam hissederek ve küçüklüğümüzü tam duyarak böyle bir kıyam, bizim için de çevremiz için de uyarıcıdır! (Zayıf  bir)  Hadiste Rasulü Ekrem (S.A.S.):  ‘Benim Allah (c.c.) ile bir ânım vardır ki, o ânımda ne melâike-i mukarrabîn ne de başkası bana yaklaşamaz’ (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/173-174) buyurmaktadır… Evet Mevlâ ile öyle bir saatimiz, apaydın bir ânımız olmalı ki, çocuk müşâhede ettiği o tabloları, mevsimi gelince, kendi ibadetine malzeme yapsın. Evet o ileride, fikrî, amelî inhiraf tehlikeleri ile, karşı karşıya kaldığında, bu tablolar birer can simidi gibi onun imdadına yetişecek ve elinden tutacaktır.</div>
<div></div>
<div>“Bu hususu yadırgamayınız; çünkü Yusuf Suresinde Kur’an –tabir câiz ise – bize böyle psikolojik bir done veriyor. Gerçi biz, kadın karşısında Yusuf Aleyhisselamın içinden bir şey geçtiğini bilmiyoruz; ama Kur’an-ı Kerim: ‘Ya, Rabbinin burhanını görmeseydi!..” (12/24)  buyuruyor.</div>
<div></div>
<div>“Her ne kadar doğruluğu tartışmalı da olsa, müfessirin-i izâmın nakillerine göre, Kur’an’da bahsedilen ‘burhan’ dan maksat, Hz. Yakup Aleyhisselamın mânevî bir şekilde (televizyon ekranındaki görüntü gibi)  temessülü ve taaccüble elini dudağına götürüp, ‘Yusuf!..’ diye seslenmesidir ki, o iffet âbidesini tam temkine çekiyor, o da ‘Allah’tan korkarım.’ (12/23)  deyiveriyor.</div>
<div></div>
<div>“İşte değişik KAYMA  ve SÜRÇMELERİ önleyebilecek buna benzer durumların yaşanabilmesi için, sizin o yaşlı gözleriniz ve o içten sızlanışlarını da çok önemlidir. Bunlar, çocuğun şuuraltında yer eden öyle ölümsüz tablolardır ki, o, irtikap edeceği her kötülük karşısında, hayâlinde, kendine açılan pencerede, eliniz dudağınızda onun karşısına dikilip: ‘Yavrum ne yapıyorsun?’ diyecek, böylece siz daima onun hayatında bir rehber ve davranışlarınız da ona uzanmış bir  inayet eli olacak, onun elinden tutup değişik tehlikelerden onu kurtaracaktır.”</div>
<div><b> </b></div>
<div>
<div><a href="http://m2.samanyoluhaber.com/yazarlar/safvet-senih/istifhamlari-daha-baslangicinda-giderme/1340806/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><b>Kaynak :Safvet Senih | Samanyoluhaber </b></a></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/6188-2/">İstifhamları Daha Başlangıcında Giderme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romanya&#8217;da savcılığa çağrılan Fatih Gürsoy serbest bırakıldı</title>
		<link>https://hizmetten.com/romanyada-bir-kisi-daha-turkiyenin-istegi-ile-savciliga-cagrildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Dec 2019 12:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[fatih gürsoy]]></category>
		<category><![CDATA[romanya]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6349</guid>

					<description><![CDATA[<p>http://video.writeclouds.com/2019/12/24/hIIb8Umb1G-f.mp4 Romanya’da hizmet veren Lumina okullarının yönetim kurulu başkanı Fatih Gürsoy, Ankara’nın gönderdiği iade talebi üzerine, savcılığa çağrıldı. Gürsoy&#8217;un ifadesi savcılık tarafından alındıktan sonra çıkartıldığı mahkemece serbest bırakıldı. Bu sabah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/romanyada-bir-kisi-daha-turkiyenin-istegi-ile-savciliga-cagrildi/">Romanya&#8217;da savcılığa çağrılan Fatih Gürsoy serbest bırakıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="width: 640px;" class="wp-video"><video class="wp-video-shortcode" id="video-6349-2" width="640" height="360" preload="metadata" controls="controls"><source type="video/mp4" src="http://video.writeclouds.com/2019/12/24/hIIb8Umb1G-f.mp4?_=2" /><a href="http://video.writeclouds.com/2019/12/24/hIIb8Umb1G-f.mp4">http://video.writeclouds.com/2019/12/24/hIIb8Umb1G-f.mp4</a></video></div>
<div>
<div>Romanya’da hizmet veren Lumina okullarının yönetim kurulu başkanı Fatih Gürsoy, Ankara’nın gönderdiği iade talebi üzerine, savcılığa çağrıldı. Gürsoy&#8217;un ifadesi savcılık tarafından alındıktan sonra çıkartıldığı mahkemece serbest bırakıldı.</div>
<div></div>
<div>Bu sabah kolluk güçlerince Bükreş’teki adresinden alınan Gürsoy, polis merkezindeki işlemlerin ardından savcılığa sevk edildi.</div>
</div>
<div></div>
<div>Savcı, Gürsoy’un ifadesini aldıktan sonra dosyayı Temyiz Mahkemesi’ne sevk etti. Bugün öğleden sonra ki duruşmanın ardindan güzel haber geldi.Ve Gürsoy serbest bırakıldı.</div>
<div></div>
<div>Geçen hafta, Lumina okullarında çalışan öğretmen Büşra Şen, benzer taleple hakim karşısına çıkmış, mahkeme Ankara’nın talebini reddetmişti.</div>
<div></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/romanyada-bir-kisi-daha-turkiyenin-istegi-ile-savciliga-cagrildi/">Romanya&#8217;da savcılığa çağrılan Fatih Gürsoy serbest bırakıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="http://video.writeclouds.com/2019/12/24/hIIb8Umb1G-f.mp4" length="4011527" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Bir Aşk Bestesi…</title>
		<link>https://hizmetten.com/6178-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Dec 2019 16:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[bir ask bestesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebedi ölüm vadilerinde yıllarca bir ümit ışığı aradı insanlık… Engin bir denizdeki yoğun karanlıklar içinde debelenip durdu. Hasret kaldı bir sese, bir nefese… Issız çöllerde hep serap kovaladı. Ve zulmetin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/6178-2/">Bir Aşk Bestesi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Ebedi ölüm vadilerinde yıllarca bir ümit ışığı aradı insanlık… Engin bir denizdeki yoğun karanlıklar içinde debelenip durdu. Hasret kaldı bir sese, bir nefese… Issız çöllerde hep serap kovaladı.</div>
<div>Ve zulmetin zirve yaptığı anda Hira’da tutuşturuldu sonsuzdan gelen bir aşk meşalesi…</div>
<div></div>
<div>Beşeriyet bu aşkla kirlerinden arınarak tertemiz hâle geldi. Beden hapishanesinden kurtularak kalp ve ruhun hayat derecesine yükseldi. Vahşi duyguları karınca incitmez melekler seviyesine çıkardı bu son aşk bestesi…</div>
<div></div>
<div>Derken, asırları aştı sevgi şem’ası… İnsanlığa beklediği huzur ve barışı getirdi yüzyıllarca…</div>
<div></div>
<div>Fırtınalı bir zamanda, Erek Dağı’ndaki mağaraya, Van kalesinin üstündeki kapkaranlık oyuğa, Barla’daki çınarın tepesine konulan tahta bir kulübeciğe sığındı… Çam Dağı’ndaki katran ağacının üstüne bina edilen kapısız, penceresiz, duvarsız evcikte yeniden harlandı, bir kere daha tutuştu… küllerinden arındı aşk közü, alevlendi sevgi koru…</div>
<div></div>
<div>Nur Adam’ın yüreğini yakan coşkun bir ateşe dönüştü bu aşk.. Gurbette, hücre hapsinde, yalnız ve münzevî olarak yaşadı&#8230; çok tazyik ve sıkıntı verildiği hâlde, bütün emsali tutuklulara muhalif olarak istirahati için bir tek defa hükûmete müracaat etmedi… ebedi hayatı yok eden ve dünyevi yaşamı dahi elem içinde eleme, azap içinde azaba çeviren mutlak anarşiye karşı gâlibâne mücadele etti… ölümü yüz bin adam hakkında ebedi idamdan terhis tezkeresine çevirdi samimi bir gönlü yakan bu aşk bestesi…</div>
<div></div>
<div>‘Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır.’ diyerek Şark tarafından bir nurun zuhurunu hep gözledi o vefalı aşk insanı…</div>
<div></div>
<div>Gezip gördüğü her yerde bu ümit kahramanını sordu. Fakat, aradığını bulamadı, bulduklarında da aradığının hususiyetlerini göremedi. Karşılaştığı insanlar, sahabenin aşkını, şevkini yeniden uyaracak bir düşünceye, heyecana; bir mum tutuşturacak kadar iradeye sahip değildiler. Onlarda arayıp sorduğu aşk insanının çarpıcı nazarları, ızdırap ve acıları; coşkunluk ve tebessümleri göze çarpmıyordu. Ateş denizinde mumdan gemiler yüzdürecek Aşık-ı Sadık’ı bulmak kolay değildi.</div>
<div></div>
<div>O gönlündeki heyecanla yanıp tutuştu.  Fakat çiçekler baharda gelirdi. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazırlamak için gayret etti o eşsiz insan kalbindeki bu aşk u şevkle…Ve anladı ki, bu hizmetleriyle o nurani zatlara zemin hazırlıyor…  (Risale-i Nur Külliyatı, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)</div>
<div></div>
<div>Zamanı gelince de devretti bu aşk nöbetini Edirne’deki cami penceresine ve ardından Kestanepazarı’ndaki tahta bir kulübeciğe…</div>
<div></div>
<div>Küçük bir yerdi bu kulübecik… Uzansa, insanın ayakları duvara değerdi. Banyosu, lavabosu yoktu. Dışarda bir su bidonu vardı sadece. Fakat bu küçük oda, gönülleri gerçek aşkla doyuracak şekilde hizmet verdi. Çok mütevazi ve sade bir hayatla gelecek nice hizmetlere işte bu Tahta Kulübe analık yaptı. Bir han gibi işledi orası&#8230;</div>
<div></div>
<div>Bu tahta kulu¨beyi dolduran aşk, mana ko¨ku¨yle gidip ta^ “Daru¨’l-Erkam”a dayanıyordu. Asr-ı saadetteki safveti, keyfiyeti, ruhu ve manayı ha^l-i ha^zıra aksettiriyordu. I·manın, ızdırabın, u¨midin ve as¸kın birles¸tigˆi iklimde etrafına mahzun bir dirilis¸ sadası yayıyordu.</div>
<div></div>
<div>Bu küçük tahta kulübede fidanlara can oldu aşk…   Gönül “aşk” ile öyle bir şahlandı ki ondan başka bütün mülahazalar, silinip gitti!.. Semaya ser çekmiş ulu ağaçlar, kökleri zeminin derinliklerine inmiş yüce çınarlar yetişti. Karın, dolunun şiddetinden; tipinin ve boranın yakıp kavuruculuğundan etkilenmeyecek fidanlar yeşerdi… Gecesi sabah aydınlığında, gündüzü Cennet gibi rengârenk bahçeler oluştu yavaş yavaş her tarafta.  Duyguda, düşüncede, anlayışta, inançta ve hizmette daima coşkun aşk sahibi güller, fidanlar boy attı.</div>
<div></div>
<div>Musab b. Umeyrler, Asımlar, Hubeybler, Sa’dlar, Hamzalar, Aliler… nice er oğlu erler yetişti bu kulübenin aşk bahçesinden.</div>
<div>Hep geçmişin şanlı hikayeleri içinde gösterdiğimiz yiğitler aramızdaydı artık. İnsanlık için büyük hizmetler yapacak olan güzide insanlar kitapların sayfalarına hapsolmaktan kurtulmuştu. Cenâb-ı Hakk’ı her an görüyor gibi bir tavır ortaya koyan ve onun tarafından görülüyor olmanın mehâbetini üzerlerinde taşıyan Hacı Kemal Erimezler, Yusuf Pekmezciler, Mehmet Özyurtlar, Bahattin Karataşlar, M. Ali Şengüller… insanların yanındaydı, sohbetindeydi…gönlünde ve gezisindeydi.</div>
<div></div>
<div>Tavırlarda inanmış bir insan görüntüsünün olması, başkalarını da imrendiriyordu artık. “Acaba bir yalan peşinde miyim?” dedirtmiyordu İslâm’a sıcak bakanlara.</div>
<div></div>
<div>Arkadan gelen nesiller önlerinde gönülden inanmış, inancını hal ve tavırlarına içirmiş, böyle ciddî insanlar görünce, onlar da ciddiyetle yetişiyordu.</div>
<div></div>
<div>Model insan, o¨rnek adam aradıgˆımızda sadece Saadet Asrı’na, I·sla^m Tarihi’nin bazı altın kesitlerine kos¸makta bulduğumuz kahramanlar artık sokağımızdaydı.. mahallemizde, şehrimizde ve ülkemizin her yanındaydı…</div>
<div></div>
<div>Diğergamlık, feda^karlık, hasbi^lik, co¨mertlik, iffet, s¸efkat, merhamet&#8230; denildigˆinde bu yüce faziletleri yaşayan insanları göstermek ic¸in sadece gec¸mis¸in şanlı sayfalarına gitmeye gerek yoktu. Tahta Kulübe’nin çayını yudumlamış samimi insanlara bakmak yeterliydi… Canlanmıştı onlar yeniden. Ete, kemiğe bürünmüş, hayat bulmuştu bir kere daha…</div>
<div></div>
<div>Bu nasıl bir aşktı ki örnekleri kendinden nice güzel sadakat erenleri ortaya çıkarmıştı.</div>
<div></div>
<div>Japon İmparatoru Meiji’nin 1889 yılında Sultan Abdülhamid Han’dan istediği elçiler hayatın göbeğindeydi artık. Meiji, “İslâm Dini hakkında detaylı bilgileri Japonca veya Fransızca olarak” anlatacak elçiler göndermesini talep etmişti. Sultan Abdülhamid Hân, Japonya’ya hicret edip orada Müslümanlığı bizzat yaşayışıyla gösterecek insanları gönderme arzusundaydı. Fakat ne acıdır ki, o dönemde kaht-ı rical yani adam yokluğu devri yaşanıyordu. Etrafta dine hizmet için dünyanın dört bir tarafına gönderilecek insanlar pek yoktu. Olana da zaten memleketin büyük ihtiyacı vardı. Onun için Japonya’ya ancak birtakım hediyeler gönderildi. İslâm dini hakkında istenen bilgiler için ise süre istendi. Adam yokluğu devri bütün kahrediciliğiyle acı acı yaşanıyordu.</div>
<div></div>
<div>Ülkemizin de dünyanın da yoluna ümit bağladığı gökteki yıldızların izdüşümü aşka pervane gönüller fetret döneminden sonra yeniden diriliyordu… Allah’ın lütfuyla, Tahta Kulübe’nin coşkun aşkı, altın bir nesli filiz ve fideleriyle yeşertmeye başlamıştı artık…</div>
<div></div>
<div>‘Nerdesin, yıllarca hasretini çektiğimiz kahraman?</div>
<div>Nerdesin, hayâllerimizin güvercini, rüyâlarımızın üveyki?</div>
<div>Nerdesin &#8216;ba&#8217;su ba&#8217;del-mevt&#8217;imizin müjdecisi?</div>
<div>Izdırab dolu günlerimizde, uykusuz geçen gecelerimizde hep yolunu bekleyip durduk. Ufkumuzda beliren her karaltıya, &#8216;bu O&#8217;dur&#8217; deyip, &#8216;seniye-i vedâ&#8217; türküleriyle yollara döküldük. Guruplara kadar beklediğimiz nice günler vardır ki; kolumuz, kanadımız kırık evlerimize dönerken, zambaktan hülyalarımızla teselli olup durduk.’ deyip yıllarca hasreti çekilen kara sevdalılar yaşamın her karesine canlılık veriyordu.</div>
<div></div>
<div>Boşuna yorulma… iğneyle kuyu kazma! Gelmeyecek Mesih soluklular, Heraklit pazulular… diyerek ümit kıranların kuruntuları kursaklarında kalmıştı.</div>
<div></div>
<div>Kaf dağından ağır bir yükün altına girerken, ne yaptığının şuuru içinde ve kararlı olan yiğitler,</div>
<div></div>
<div>Bir karasevdalı gibi girdiği bu yolda, &#8216;girdik reh-i sevdâya bize onur, bize gurur lâzım değil&#8217; diyen adanmışlar gönüllerine koydukları aşkla, riyânın, şöhretin, mansıbın ümitlere zift sürmek istediği kara günlerde yeniden insanlık için nefes olmuşlardı.</div>
<div></div>
<div>Bu aşk, gülüyle, fidanıyla dünyanın dört bir yanını tutmuştu artık. Tahta Kulübe’den dünyaya barış ve huzur taşıyan bu sevdalıları yok edeceklerini zannedenler yanılıyorlardı.</div>
<div></div>
<div>Bir zamanlar kendilerine bu aşkı kazandıran gönül insanını sevenler, onun fikirlerine değer verenler; hareketi, hamleyi, gayreti durdurmadan, Allah&#8217;ın izni ve inâyetiyle alternatif yollar, yöntemler oluşturarak yola devam ediyorlar.</div>
<div></div>
<div>Aşka pervane bu gönülleri, kime benzetirsek benzetelim, onların yaydıkları nurlar sayesinde kupkuru çöller Cennet bağlarına döndü… pek çok kömür ruh, elmasa dönüştü.. taştan-topraktan tabiatlar, altın ve gümüş olma pâyesine yükseldi.. ve haklı olarak şimdilerde herkes onlardan söz ediyor; onların vadettikleri sevgi, kardeşlik ve hoşgörünün gerçekleşeceği günleri bekliyor. Bugün sadece, karanlık ile ışığı birbirine karıştıranlar, hayatlarını beden hapsinde geçirenler onların aleyhinde atıp-tutuyor… yalan, iftira, tezvir ocakları yeniden körükleniyor.  Ama bütün bu çırpınışlar nâfile…</div>
<div></div>
<div>Sonsuzdan gelen bu aşk sarmış her yanı; sarmış gönülden taşan bu sevgi bütün cihanı. Artık dem aydın ruhların demi, devran da onların devranı.</div>
<div></div>
<div>Bir gülü, bir çiçeği soldurmakla, bir tahta kulübeyi yıkmakla bahara engel olacaklarını zannedenler aldanıyorlar.</div>
<div></div>
<div>Yüzlerine kapansa da hep dost bildikleri kapılar,</div>
<div>Ülkelerinde besteledikleri aşk şarkıları yarım kalsa da,</div>
<div>Çizdikleri resimleri solsa da,</div>
<div>Döktükleri gözyaşları sel olup akıp gitse de,</div>
<div></div>
<div>Onlar aşklarından bir şey kaybetmedi…kaybetmiyorlar… Sadece ülkelerinin kaybettiği değerlere üzülüyorlar…</div>
<div></div>
<div>Zira, bu  şık-ı sâdıklar, ne naz biliyor ne de kuruntu tanıyorlar.</div>
<div>Onlar, iradelerinin hakkını vererek Hakk’a kulluğun en ince âdâbına riayet edip gösterişsiz, âlâyişsiz tam bir sebat ve ikdam kahramanı olduklarını ortaya koyuyorlar.</div>
<div></div>
<div>Onlar, Hira’da yakılmış olan bu aşk meşalesini söndürmeden hedefine ulaştırmaya azmetmişler. ‘Siz bitirmeye azmederseniz Allah sizi çoğaltmakta, sizi ikmal etmekte, itmam etmekte ve bu işi bitirmede size yardımcı olacaktır.’ diye gürül gürül sesleniyor onlara o Tahta Kulübe’nin samimi ve mütevazi aşkını taptaze, dupduru gönlünde taşıyan kutlu insan.</div>
<div></div>
<div>‘Eğer tutulup kaldırılmayı düşünüyorsanız, dağınıklığınızın giderilmesi ve toparlanmayı düşünüyorsanız bu işe sahip çıkın. İslam’ın dağınık şemnini bir araya getirin ki Allah da sizi dağınıklıktan kurtarsın, derlenip toparlanmanıza yardımcı olsun ve tutsun sizi tutup kaldırdığınız hakla beraber kaldırsın. Hakkı koyacağı yere koysun. Hak sahiplerini, ihkak-ı hak yapanları hakkı kaldırıp koyduğu yere koysun.’</div>
<div></div>
<div><a href="http://m2.samanyoluhaber.com/yazarlar/fikret-kaplan/bir-ask-bestesi/1340881/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Fikret Kaplan | Samanyoluhaber</strong></a></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/6178-2/">Bir Aşk Bestesi…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuz ayda 20 bine yakın kişi Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya iltica etti</title>
		<link>https://hizmetten.com/dokuz-ayda-20-bine-yakin-kisi-turkiyeden-avrupaya-iltica-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Dec 2019 12:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İltica]]></category>
		<category><![CDATA[samanyoluhaber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılın ilk 9 ayında 19 bin 205 Türk vatandaşı Avrupa ülkelerine iltica ederken, bunların 8 bin 360’ı Almanya’yı tercih etti. Bu da yüzde 44’e karşılık geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Avrupa&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dokuz-ayda-20-bine-yakin-kisi-turkiyeden-avrupaya-iltica-etti/">Dokuz ayda 20 bine yakın kişi Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya iltica etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="div-gpt-ad-1461053602023-2" data-google-query-id="CMj9p9XFxOYCFRWC3god8y0CNA">
<div id="google_ads_iframe_/31736561/m_shaber_300x250_0__container__">Yılın ilk 9 ayında 19 bin 205 Türk vatandaşı Avrupa ülkelerine iltica ederken, bunların 8 bin 360’ı Almanya’yı tercih etti. Bu da yüzde 44’e karşılık geliyor. Yılın üçüncü çeyreğinde Avrupa Birliği (AB) ülkelerine en çok iltica yapan ülke vatandaşları sıralamasında Türkiye 5&#8217;inci sırada yer aldı.</div>
</div>
<div class="news-text">
<div></div>
<div>Euronews&#8217;in haberine göre Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) 2019 yılı üçüncü çeyreğine ilişkin ilk kez yapılan iltica istatistiklerini açıkladı. Buna göre Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında AB ülkelerine 166 bin 400 başvuru yapıldı. Bu yılın ikinci çeyreğine göre yüzde 12 artış demek.</div>
<div></div>
<div><b>Türk vatandaşları 5&#8217;inci sırada</b></div>
<div></div>
<div>Vatandaşlığa göre bakıldığında en fazla iltica eden Suriye vatandaşları oldu.</div>
<div></div>
<div>AB ülkelerine yapılan başvuruların yüzde 13’ü Suriyelilerden geldi. Diğer ülkelerin payı ise şöyle: Afganistan yüzde 4, Venezuela yüzde 6, Irak yüzde 4 ve Türkiye yüzde 4.</div>
<div></div>
<div>En fazla iltica başvurusu listesinde Türk vatandaşları 5&#8217;inci sırada. Bu 3 aylık dönemde 7 bin 605 Türk vatandaşı AB ülkelerinde iltica başvurusunda bulundu. AB üyesi olmayan Norveç ve İsviçre de dahil edildiğinde bu sayı 8 bin 200’e çıkıyor.</div>
<div></div>
<div><b>Almanya’dan sonra en çok iltica Yunanistan ve Fransa’ya</b></div>
<div></div>
<div>Türk vatandaşları 2019’un ilk dokuz ayında ise AB ülkelerine toplam 18 bin 20 iltica başvurusu yaptı. Norveç ve İsviçre de eklendiğinde bu sayı 19 bin 205. Bu başvuruların 8 bin 360’ı Almanya’ya (yüzde 44), 2 bin 900’ü Yunanistan (yüzde 15,1), 2 bin 320’si (yüzde 12,1) Fransa’ya gerçekleşti.</div>
<div></div>
<div><a href="http://m2.samanyoluhaber.com/dokuz-ayda-20-bine-yakin-kisi-turkiyeden-avrupaya-iltica-etti-haberi-1341166.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Samanyoluhaber</strong></a></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dokuz-ayda-20-bine-yakin-kisi-turkiyeden-avrupaya-iltica-etti/">Dokuz ayda 20 bine yakın kişi Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya iltica etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
