<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>salgın arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/salgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/salgin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:10:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>salgın arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/salgin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Salgın hastalıklar ve dualar &#124; Mustafa Yılmaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/salgin-hastaliklar-ve-dualar-mustafa-yilmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2020 10:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salgın Hastalıklar ve Dualar  Uzun zamandır bütün dünyanın yüz yüze kalmış bulunduğu Korona salgını türünden, kitlesel ölümlere sebebiyet veren hastalıkların aslında bütün bir insanlık geçmişinin ekşi yüzlü realitelerinden olduğunu tarih&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/salgin-hastaliklar-ve-dualar-mustafa-yilmaz/">Salgın hastalıklar ve dualar | Mustafa Yılmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Salgın Hastalıklar ve Dualar</h1>
<p><strong> </strong>Uzun zamandır bütün dünyanın yüz yüze kalmış bulunduğu Korona salgını türünden, kitlesel ölümlere sebebiyet veren hastalıkların aslında bütün bir insanlık geçmişinin ekşi yüzlü realitelerinden olduğunu tarih bize haber veriyor. Konunun detayları ilgili kaynaklarda mevcut olduğundan biz meselenin bu tarafında vakit kaybetmeyip bu yazı ile hedeflediğimiz istikamette hızlı adımlar atmak istiyoruz. Buna mecburuz zira bugün topyekün beşeriyeti tehdit eden virüs de –maalesef- çok süratli adımlarla ilerleme yolundadır.</p>
<p>Yalnız şu kadarını ifade edelim ki, bu kevni/beşeri realiteye Kur’an-ı Kerîm temas etmiştir. İmam Taberî gibi bazı müfessirlerin yorumlarına göre, Hazreti Musa (aleyhisselam)’a inanmamakta ısrar eden Firavun ve halkının üzerine gönderilen tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan gibi musibetler için kullanılan azap anlamdaki <em>ricz </em>kelimesi ile taun murad buyurulmaktadır.<sup>1</sup> Nitekim aynı kelime semavî musibetlerin anlatıldığı başka ayet-i kerimelerde de geçmektedir. <a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/ahd-i-atik">Eski Ahid</a>’in değişik bölümlerinde de İsrâiloğulları’nın isyankâr davranışlarının Allah’ın gazabını üzerlerine çektiği, bu sebeple veba ile cezalandırıldıkları ifade edilir. Hazreti Ali Efendimiz’in Taun’dan korunmak için yazmış olduğu kasidesinde <em>ricz </em>kelimesini kullanması ve yine ashab-ı kiramdan Amr ibn Âs hazretlerinin Şam’da çıkan bir vebadan bahsederken aynı kelimeyi telaffuz etmesi bu tefsiri destekler mahiyettedir. Ayrıca bu konuyla alakalı olarak daha sonraki dönemlerde yazılan eserlerde de aynı kelimenin sıklıkla geçmesi de bu yorumu güçlendirmektedir.</p>
<p>Geniş kitlelerin ağır bir imtihan olarak hemen her devirde yüzleşmek zorunda kaldıkları bu afetten <em>taun </em>ve <em>veba </em>isimleriyle –sayıları az da olsa bu iki kelime arasında anlam farkı gözetenler de vardır- bahseden kaynaklarımız bize asr-ı saadette, 627 yılında yaşanan Şîrûye taunundan ve yine Hazreti Ömer (radıyallahü anh) zamanında meydana gelen farklı birkaç taundan haber vermektedirler ki, bunların en çok bilineni Amvas taunudur ve 639 senesinde vuku’ bulmuştur.</p>
<p>Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam), ümmetine vebanın takdir-i ilahi olduğu hakikatini hatırlatmış ve salgın hastalık dönemlerinde mükafaatını Cenab-ı Allah’tan bekleyerek kendilerini karantinaya almalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.<sup>2</sup> Bu nebevî tavsiye veba olan yere gitmeme ve bulunduğu yerden çıkmama şeklinde iki yönlü olmuştur ki, tıbb-ı nebevî ve tıp tarihi açısından üzerinde durulmayı fazlasıyla haketmektedir. İmam Buharî ve İmam Müslim hazretlerinin sahihlerine almış oldukları rivayet şu şekildedir: <em>Bir yerde taun bulunduğunu işitirseniz oraya girmeyiniz. Sizin bulunduğunuz yerde vukua gelirse, vebadan kaçarak o yerden çıkmayınız. </em></p>
<p>Hazreti Ömer (radıyallahü anh) da vebanın yayıldığı Şam’a girmeden yoldan geri dönmüş, “<em>Allah’ın  kaderinden  mi  kaçıyorsun?”  </em>diyen  Ebû  Ubeyde  (radıyallahü   anh)’a,  <em>“Allah’ın </em><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/kader"><em>kader</em></a><em>inden yine O’nun kaderine sığınıyorum” </em>diye cevap vermiştir.<sup>3</sup> Sahabeden Abdurrahman ibn Avf (radıyallahü anh)’ın, Efendimiz’in az önce geçen hadis-i şerifinihatırlatarak Hazreti Ömer’i bu konudaki içtihadında rahatlattığını da siyer kaynaklarından öğreniyoruz.</p>
<p>Aradan asırlar geçmesine ve birbirini takip eden teknolojik gelişmelere rağmen <em>karantina, </em>eş zamanlı ve yaygın olarak insan sağlığını tehdit eden pandemik (salgın) hastalıklara karşı uygulanabilecek en önemli savunma stratejisi olarak önemini korumaktadır.</p>
<p>Her ne kadar tıp uzmanları, içinde bulundukları dönemin sağlamış olduğu imkanlar çerçevesinde bu salgın hastalıkların zararını minimize etmek için değişik arayışlar içine girmiş ve çözüm tekliflerinde bulunmuş olsalar da, fotoğrafın bütünü bize bu tür afetlerle karşılaşan beşerin her dönemde büyük bir şok ve acziyet yaşadığını ve adeta çaresizlik içinde kıvrandığını göstermektedir. Hâl-i hazırda bütün dünyayı esareti altına almış olan virüs karşısında insanlığın durumu da bu acz halinin apaçık bir resmi olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>İşte sebeplerin sukût ettiği, insanın kendisini büsbütün acz u fakr ve ızdırar içinde gördüğü böyle zor durumlarda onun imdadına dualar yetişmektedir. Dualar, özellikle çarelerin tükenmiş gibi göründüğü ya da gerçekten tükendiği durumlarda ayrı bir kıymet ve ehemmiyet kazanırlar. Duanın, Müsebbibü’l-Esbâb olan Cenab-ı Hakk’a sebepler üstü teveccühün ünvanı olması da onun bu yönüne dikkatleri çekmektedir. O Müsebbibü’l-Esbâb ki, Üstad Bedîüzzaman’ın ifadesiyle her şeye eli yetişir, ızdırar halindeki kulunun her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eyler.</p>
<p>Hadd-i zatında rahat zamanlarda dua etmemek de kabul edilebilecek bir şey değildir ama kişinin dara düştüğünde Rabbine yalvarıp yakarmaması, Kur’an’ın ifadesiyle apaçık bir kalp katılığı emaresidir: <em>“Senden önce de birtakım ümmetlere resuller gönderdik. Dinlemediler: Hakka dönüş yapsın, suçlarının affı için niyaz etsinler diye onları çetin bir yoksulluk, hastalık ve sıkıntılarla cezalandırdık. Bâri, kendilerine şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tevbe etseydiler! Fakat heyhât! Onların kalpleri kaskatı olmuş, şeytan da yapmakta oldukları mâsiyet ve günahları kendilerine süsleyip cazip göstermişti.”<sup>4</sup></em></p>
<h1>İstiğfar ve Tevbe</h1>
<p>Münferit sıkıntılar karşısında olduğu gibi umumi bela ve musibetler karşısında da insanoğlunun özellikle de müminlerin takınması gereken ilk tavır istiğfar tavrıdır. Tevbe ve istiğfarla Allah’a (celle celâlühû) yönelip kusur ve günahlardan arınma talep etmek, belaların def’ ü ref’ine vesile olduğu gibi aynı zamanda Hak rahmetinin tecellisine de vesile olmaktadır. Değişik ayet-i kerimeleriyle Kur’an-ı Azîmüşşan, Peygamberân-ı izam Efendilerimiz’in lisanıyla insanları toplu tevbe ve istiğfarlara davet etmektedir. Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselam) çağrısı şu şekildedir: “<em>Rabbinize istiğfarda bulunun ve O’ndan bağışlanma dileyin. Sonra O’na tevbede bulunun! O’na tevbe edin ki belirlenmiş bir ömür süresinin sonuna kadar sizi nimetleriyle yaşatsın ve faziletli bir hayat sürenlere, lütuf ve fazlından mükâfatlarını versin.”</em><sup>5</sup> Hazreti Nûh (aleyhisselam)’ın hitabesinde ise şu ifadeleri görürüz: <em>“Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Zira o çokça bağışlayan Gaffâr’dır. Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin. Size mal ve evlad ihsan buyursun, size bahçeler, ırmaklar, su kanalları nasip </em><em>etsin.”</em><sup>6</sup> Lût (aleyhisselam) da muhataplarına şöyle seslenmektedir: <em>“Ey halkım! Haydi Rabbinizden af dileyin, sonra O’na tevbe edin. O’na yönelin ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n’olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin.”</em><sup>7</sup></p>
<p><sup> </sup>Enfâl sûre-i celîlesinde ise Cenab-ı Allah kullarına şöyle bir müjde vermektedir: <em>“Eğer onlar istiğfar ederlerse Allah bu takdirde de onlara azap etmez.”<sup>8</sup></em></p>
<p>Hazreti Ömer (radıyallahü anh)’ın yağmur duasına çıkıldığında istiğfarda bulunmakla yetinmesi ve tâbiîn tabakasının büyüklerinden Hasen el-Basrî hazretlerinin kuraklık, borç yükü gibi çok farklı sıkıntılarla huzuruna gelen insanlara hep istiğfar tavsiyesinde bulunması gibi örnekler de sıkıntılardan sıyrılmada istiğfarın yerini göstermesi bakımından önemlidir. Risale- i Nur müellifinin umumi imtihanlar için söylemiş olduğu şu tespitler de fevkalade dikkate değerdir: <em>“Yağmursuzluk (gibi umumi belalar) bir musibettir ve ceza-yı amel bir azabdır. Buna karşı ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazînane yalvarmakla ve pek ciddî nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniyye dairesinde, bid&#8217;alar karışmadan, şeriatın tayin ettiği tarzda dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir.  </em><em>Hem böyle umumî musibetler, ekser nâsın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri, &#8211; kısm-ı a&#8217;zamı- tevbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def&#8217;olur.”</em><sup>9  </sup>Kelamullah olan Kur’an-ı Kerim, umumi musibetlerin insanların çoğunun hatasından kaynaklandığını,<em>“Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönme fırsatı vermek için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”<sup>10</sup>; “Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder.”<sup>11</sup> </em>gibi ayet-i kerimeleriyle bize hatırlatır.</p>
<p>Semavi afetlerle gönderilen ilahi azabın zikredildiği pek çok ayet-i celilenin fezlekesinde, -tıpkı az önce mealini okuduğumuz Rum Sûresinin 41. ayetinde olduğu gibi- “Leallehüm yerciûn/Umulur ki dönerler” ifadesi yer almaktadır ki, bundan da o belaların gönderilmesindeki murad-ı Sübhaninin temelde insanları hatalarından döndürmek olduğu net olarak anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere Kur’an-ı Kerim, Allah’ın kullarına zulmetmeyeceği gerçeğini defaatle bizlere hatırlatmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla hata, kusur ve günahlarımızla ya da öyle kabul ettiğimiz yanlarımızla yüzleşerek başta Kur’an-ı Hakîm ve Sünnet-i Seniyye’den, sonra Allah dostlarının dualarından istiğfar cümleleriyle –ki bu konuda kaynaklarımız bize çok zengin bir hazine sunmaktadır- Rabbimiz’e teveccüh edip gönülden kopup gelen tastamam bir nedamet, bir pişmanlık içinde  bağışlanma dile(n)mek, karşı karşıya bulunduğumuz umumi belalardan sıyrılma adına hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Bazı İslam alimleri ise, (salgın) hastalıklarla bir kısım ervah-ı habîse arasındaki -muhtemel- bağlantıları nazara alarak, bu açıdan da istiâze dualarının yani Yüce Rabbimiz’e sığındığımız duaların önemi üzerinde durmuşlardır. İhlas, Felâk ve Nâs sureleri (Muavvizat) o dualardandır. Yine Peygamber Efendimiz’in duaları içinde pek çok istiaze duaları bulunduğu gibi, İmam Cafer es-Sâdık hazretleri gibi Allah dostlarının da istiaze duaları vardır.</p>
<h1>Kuşatıcı/Câmi Dualar</h1>
<p>Duaların kuşatıcı olanları yani vecîz/özlü olup geniş manaları içinde barındıranları daha faziletli ve daha makbul sayılmıştır. <em>Fâtiha, Felâk ve Nâs </em>sure-i celileleri gibi dua sureleri, yine Fetih, İnşirah, Kureyş ve Nasr gibi dua anlamı taşıyan sureler ve <em>“Rabbenâ âtina fi’d-dünya haseneten ve fi’l-âhireti haseneten..”</em>, <em>“Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten&#8230;” </em>gibi dua ayetleri her hususta olduğu gibi salgın hastalık zamanlarında da –belki daha fazla- okunabilecek dualardır.</p>
<p>Yine Efendimiz’den rivayet edilen, <em>“Allahümme innî es’elüke’l-afve ve’l-âfiyete fi’d-dünya ve’l-âhireti..”</em>, <em>“Allahümme âfinî fî bedenî&#8230;” </em>gibi ihatalı dua cümleleri de böyledir. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in <em>Sabah Akşam Duaları </em>bu perspektiften bakıldığında da başlı başına bir hazinedir. Onları sabah okuyanlar akşama, akşam okuyanlar da sabaha kadar Yüce Allah’ın hıfz u sıyanet seraları içinde bulunurlar. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den bulup aldığımız gibi, böyle kuşatıcı duaları, ilhamlarını Kur’an ve Sünnet’ten alan ehlullahın duaları arasında da bulup değerlendirmek her zaman mümkündür.</p>
<h1>Hususi Dualar</h1>
<p>Muayyen (belirli) namazların vakitleri olduğu gibi hususi duaların da vakitleri vardır. Nasıl vakitleri girdiğinde o namazlar ikâme ediliyorsa, bu vakitler girdiğinde de hususi bir kısım dualarla Cenab-ı Allah’a teveccüh edilir. Mesela, güneşin gurubu akşam namazına, kuraklık zamanı yağmur duasına, zalimlerin mazlumlara musallat olduğu süreçler o konuda yapılacak hususi bazı dualara birer vakit olduğu gibi, salgın hastalıklar türünden umumi belaların gelmesi de yine onlarla alakalı özel bazı dualar için vakittirler. Vakitleri girdiği için taabbüdilik mülahazasıyla yani sırf Cenab-ı Allah’ın emrini yerine getirmek kasdı ve O’nun hoşnutluğunu kazanabilmek niyetiyle yapılan bu dualara vakitleri çıkıncaya yani o belalar yerlerini afiyet ve huzura bırakana kadar devam edilir.</p>
<h1>Peygamber Efendimiz’in Duaları</h1>
<p><em>Veba </em>kelimesi Peygamber Efendimiz’in, yolculuğa çıkan kimseye, gitmiş olduğu beldeye girerken okumasını tavsiye buyurduğu duaları içinde şu şekilde yer almaktadır:<br />
<img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14747" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/11/peygamber-dua-1.jpg" alt="" width="625" height="60" /></p>
<p><em>“Allahım! Bu beldenin bolluğuyla bizi rızıklandır. Veba türünden hastalıklarından bizi koru. Bizi bu beldenin halkına, bu beldenin salihlerini de bize sevdir. Allahım! Burayı bizim için bereketli eyle.”<sup>12</sup></em></p>
<p>Yine Resûl-i Ekrem (sallallahü aleyhi vesellem) Efendimiz dualarında <em>“kötü hastalıklar”</em>dan Cenab-ı Allah’a sığınmıştır.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14746" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/11/peygamber-dua2.jpg" alt="" width="648" height="90" /></p>
<p><em>“Allahım! Kalp katılığından, gafletten, fakirlikten, zillet ve meskenetten Sana sığınırım. Fakirlikten, küfür ve nankörlükten, fısktan, ihtilaf çıkarmaktan, süm’a ve riyadan, kulluğumu başkalarının duyup görmesine bağlamaktan da Sana sığınırım. Sağırlık, dilsizlik, delilik ve cüzzam gibi ağır hastalıklardan da yine sadece Sana iltica ediyorum Allahım!”</em><sup>13</sup></p>
<h1>Kunut Duası</h1>
<p>Burada önemine binaen ayrı bir fasıl açarak Peygamber Efendimiz’in (aleyhi elfü elfi salâtin ve selam) <em>Kunut Duası </em>üzerinde durmak gerekecektir ki, o da şudur:</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14748" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2020/11/kunut.jpg" alt="" width="676" height="131" /></p>
<p><em>“Allahım! Hidayete mazhar eylediklerinin içinde bizi de hidayetle serfiraz kıl. Afiyet bahşettiğin kullarının arasında bize de afiyet bahşeyle. Bizi de dost edindiklerinin arasına kat. Bize lütfettiğin nimetleri bereketli eyle. Olmasını takdir buyurduğun hadiselerin şerrinden bizi muhafaza buyur. Şüphesiz Sen hükmedersin ve kimse Senin hükmüne karşı gelemez. Senin dost edindiğin bahtiyar kullar asla zillete düşmez; düşmanlığına maruz kalanlar ise asla izzete eremez. Verdiğin hükümlere karşı hamd sadece Sana’dır. Rabbimiz! Senin şanın pek uludur ve Sen çok yücesin.”<sup>14</sup></em></p>
<p>Hazreti Hasan (radıyallahü anh) tarafından –tekil sigası ile- rivayet edilen bu duanın zalimlerin tasallutu, salgın hastalıklar, kasırga, yangın, sel ve benzeri büyük, umumi musibetler (nevâzil) zamanlarında okunması bütün mezheplerce Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam)’ın bir sünneti olarak kabul edilmiş ve böylesi endişe ve korku dönemlerinde ihmal edilmemesi üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Hadis alimlerine göre, bela ve musibet vakitlerinde kunut duası bütün farz namazlarda okunabilir. Bazı Fıkıh alimleri de içtihatlarını bu görüş üzerine bina etmişlerdir. Çoğunluğu teşkil eden müçtehidlere göre ise sabah ve akşam namazlarının, özellikle de sabah namazının farzında okunması rivayetlerle sabittir ve nevâzil (inen belalar) zamanında okunması müslümanlar için bir vecibedir. Bilindiği üzere cemaate imam olan kişi, namazın son rekatında rükûdan kalktıktan sonra ellerini açarak bu duayı –yukarıda olduğu şekliyle çoğul sigasıyla- okur ve sonra secdeye gider. Dua esnasında cemaatte bulunan mü’minler de “Âmin” derler.</p>
<p>Burada istidradi olarak (antrparantez) zikredilmesinde fayda mülahaza ettiğimiz ayrı bir husus da yine kaynaklarımızda yer alan ve umumi musibet zamanlarında müminlerin kılmaları tavsiye edilen iki rekatlık namazdır. Salgın hastalık tehlikesi ortadan kalkana kadar onun ref’ini/kaldırılmasını niyet ederek bu namazı kılmak da meşru görülmüştür. Aslında bu bir bakıma namaza sığınma anlamı taşımaktadır. Nitekim Habîb-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir problem kendisini endişelendirip üzdüğü zaman namaza sığınırdı.</p>
<p>Bu hususi duaların yanısıra Efendimiz’den rivayet edilen dualar (me’sûrât) içinde bütün hastalıklara karşı okunabilecek pek çok dualar mevcuttur. Özellikle ateşli hastalıklar için sünnet-i seniyyede tavsiye buyurulan dualar insan bünyesinde ateş hâsıl eden salgın hastalıklar için de önemlidir.</p>
<h1>Büyük Velî Zatların Duaları</h1>
<p>Tarih boyunca farklı dönemlerde salgın hastalıklarla karşı karşıya kalan müslümanlar ve hususiyle ilm ü irfan sahibi zatlar, Kur’an-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyeden dualarla Rabbilerinden sıhhat ve afiyet talep ettikleri gibi, kendi gönüllerine akıp gelen farklı bir kısım dualarla da Cenab-ı Allah’a yalvarıp yakarmışlardır. Onun içindir ki dikkatlice baktığımızda, Hazreti Ali Efendimiz’den İmam Şazili Hazretlerine, büyük veli Ebû Yezîd el-Bistami’den Hüccetullah İmam Gazali’ye, Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’den M. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye kadar, isimleri bilinen ya da bilinemeyen pek çok Allah dostunun, dualarında veba ve taundan Cenab-ı Hakk’a sığındıklarına, dahası bu konuya mahsus dualar, kasideler yazıp söylediklerine şahit oluruz. Şüphesiz bu dualar, bütün dünyanın ağır bir salgın hastalık tablosuyla karşı karşıya bulunduğu bugün bizim için de hayatî ölçüde önem taşımaktadırlar. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerîm ve Sünnet-i Sahîha’dan öğrenmiş olduğumuz duaların yanısıra işte bu hususi dualarla da Rabbimiz’e yalvarıp yakaracak ve O Merhameti Sonsuz’dan, başta mevcut yaygın virüs olmak üzere her türlü bela ve hastalıklara karşı selamet ve afiyet dileneceğiz. Niyazımız odur ki, bu dualar daha çok gönülden semalar ötesine yükseldikçe beklediğimiz ferecin gelmesi daha çabuk olur. Dualara olan itimadımız, Rabbimiz’e olan itimadımızdan kaynaklanmaktadır ve biz katiyen inanıyoruz ki, kudreti ve şefkati sonsuz olan “Hak, tecelli eyleyince her işi âsan eder ve halk eder esbâbını bir lahzada ihsan eder.”</p>
<p><strong>Hizmetten | Mustafa Yılmaz</strong></p>
<p><sup>1</sup> A’raf Sûresi, 7/133-134; Taberî, 6, 41<br />
<sup>2</sup> Buhârî, “Ṭıb”, 31; “Ḳader”, 15<br />
<sup>3</sup> Buhârî, “Ṭıb”, 30; Müslim, “Selâm”, 98-100<br />
<sup>4</sup> En’âm Sûresi, 6/43<br />
<sup>5</sup> Hûd Sûresi, 11/3<br />
<sup>6</sup> Hûd Sûresi, 11/10-12<br />
<sup>7</sup> Hûd Sûresi, 11/52<br />
<sup>8</sup> Enfâl Sûresi, 8/33<br />
<sup>9</sup> Emirdağ Lâhikası, sh. 29<br />
<sup>10</sup> Rûm Sûresi, 30/41<br />
<sup>11</sup> Şura Sûresi, 42/30<br />
<sup>12</sup> Taberani, Mu’cemu’l-evsat, 4755; Heysemi, Mecmau’z-zevaid, 17115<br />
<sup>13</sup> Ebû Dâvud, Salât 326<br />
<em><sup>14</sup></em> Ebû Dâvud, Vitr, 5; Tirmizî, Vıtr, 10; Nesaî, Kıyâmü&#8217;l-leyl, 51; İbn Mâce, İkâme, 117; Dârimî, Salât, 214.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/salgin-hastaliklar-ve-dualar-mustafa-yilmaz/">Salgın hastalıklar ve dualar | Mustafa Yılmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salgın Hastalıklara Karşı Nasıl Tavır Alınmalı? &#124; Prof. Dr. Ayhan Tekineş</title>
		<link>https://hizmetten.com/salgin-hastaliklara-karsi-nasil-tavir-alinmali-prof-dr-ayhan-tekines/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 15:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Ayhan tekineş]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaynak:Wiseinstute</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/salgin-hastaliklara-karsi-nasil-tavir-alinmali-prof-dr-ayhan-tekines/">Salgın Hastalıklara Karşı Nasıl Tavır Alınmalı? | Prof. Dr. Ayhan Tekineş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_43274"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/fWDRE05grkg?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><strong>Kaynak:Wiseinstute</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/salgin-hastaliklara-karsi-nasil-tavir-alinmali-prof-dr-ayhan-tekines/">Salgın Hastalıklara Karşı Nasıl Tavır Alınmalı? | Prof. Dr. Ayhan Tekineş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Bamteli yayınlandı &#124; Zulüm, Salgın ve Ramazan</title>
		<link>https://hizmetten.com/yeni-bamteli-yayinlandi-zulum-salgin-ve-ramazan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 19:56:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Bam Teli]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayı münasebetiyle özel bir sohbet yaptı.  Uzmanların tavsiyelerine riayet ederek tamamlanan çekimi sayfamızdan izleyebilirsiniz. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayı münasebetiyle yaptığı özel sohbette şunları&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yeni-bamteli-yayinlandi-zulum-salgin-ve-ramazan/">Yeni Bamteli yayınlandı | Zulüm, Salgın ve Ramazan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayı münasebetiyle özel bir sohbet yaptı.  Uzmanların tavsiyelerine riayet ederek tamamlanan çekimi sayfamızdan izleyebilirsiniz.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_74306"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/b1LjegNN09M?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Ramazan ayı münasebetiyle yaptığı özel sohbette şunları söyledi:</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Ramazan, her şeyden önce Kur’an-ı Kerim’in indiği ay olması itibarıyla kutlu zaman dilimidir.</span></em></strong></p>
<p>Ramazan-ı şerîf, bilindiği gibi, Kur’an-ı Kerim’in nâzil olduğu ay olması itibarıyla mübarektir. Denebilir ki, Efendimiz ile alakalı bir sözde ifade edildiği ve “O’nun vilâdeti, dünyaya teşrifleri, insanlığın yeniden dünyaya gelişi demektir.” dendiği gibi bir kutsiyet söz konusudur. Bu açıdan da Kur’an-ı Kerim ile -esas- insanların insan olması söz konusu ise, insanlığın Cenâb-ı Hakk’a yönelmesi Kur’an sayesinde oluyor ise, onun nazil olduğu ay Ramazan-ı Şerif, belki en kutlu bir zaman dilimi demektir. Belki onun her gecesi, ayrı bir Kadir gibidir; fakat Sâhib-i Şeriat tarafından bir gecesine tahsis edilmiş Kadir Gecesi.</p>
<p>Şimdi onun -bir yönüyle- arefesinde bulunuyoruz; işte iki-üç gün sonra… Belki gölgesi şu anda başımızın üzerinde, yavaş yavaş hissetmeye çalışıyoruz ama dehrin hadiseleri karşısında belki böyle gönülden sahipleneceğimiz şekilde değil. Belki o duyguyu şimdi tetiklemek lazım insanlarda. Adeta hiçbir virüs insanlığa musallat olmamış, hiçbir veba ve tâûn insanlığa musallat olmamış… Her şey yerli yerinde, aynı zamanda hadiseler süt-liman… Dolayısıyla biz böyle bir hava içinde Ramazan-ı Şerifi karşılıyoruz; inşaallah orucunu tutacağız, terâvihini kılacağız, sadaka-ı fıtrını vereceğiz… <span class="AR">إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ</span> <em>“… Pak söz O’na yükselir ve meşrû, sağlam, yerinde ve ıslaha yönelik aksiyon o sözü yükseltir.”</em> (Fâtır, 35/10) buyurulduğu gibi, o güzel işler, bir de amel-i sâlih ile esasen Cenâb-ı Hakk’a yükselecek, nezd-i Ulûhiyette yerini alacak, kıymetine göre takdir görecek. Öyle olacak… Hadiseleri nazar-ı itibara almayarak esasen…</p>
<p>Fakat muktezâ-ı beşeriyet… İzzet Molla’nın sözünü çok tekrar etmişimdir: <em>“Ben usanmam -gözümün nuru- cefâdan ama / Ne de olmasa cefâdan usanır, candır bu!..”</em> Şimdi bela başınızda sürekli böyle esiyor ve savuruyor sizi, her birinizi bir yere saçıyor. Dolayısıyla her gün bir yerde bir feryad yükseliyor; bir âhuzâr, bir inilti yükseliyor. Böyle bir tablo karşısında insanın, bütün bunları duymadan/hissetmeden Ramazan’ı kendine mahsus neşvesiyle duyması, onu her zaman yaşadığı o iştiyak ile yaşaması zor olabilir. Değişik vesileler ile zannediyorum ifade edilmiştir; “Ramazan ufku” esasen… Ramazan’da bizim çevremizi okumamız.. Ramazan’da kendimizi okumamız.. Ramazan’da eşya ve hadiselere bakmamız.. Ramazan’da önümüzü görmemiz.. Ramazan ile geriye bakmamız, geriyi bugün ile beraber mütalaa etmemiz, filan… Onu böyle bir bayram neşvesi içinde duyma… “Herhalde şimdi olmaz!” falan diyoruz; fakat işte dişini sıkıp bence bu kadar kritik durumlara rağmen, Ramazan’ı yine kendine has o derinliği ile duymak, çok önemlidir.</p>
<p>Belki aczimizi, fakrımızı, zaafımızı duyarak, aynı zamanda hatalarımızın/günahlarımızın yüzümüze çarpılması karşısında daha derinden Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ederek, bir arınma mülahazası ile, arınma fikri ile bunları duyabiliriz. Yani, hadiseler her ne kadar amansız olursa olsun, bir kısım şeyler ne kadar imansız olursa olsun, insan, dişini sıkınca ve o Ramazan mülahazasını yürekten -böyle- nazar-ı itibara alınca, herhalde o takılabileceği şeylere takılmadan aşar, Allah’ın izni-inayeti ile. Onu hakikaten “kutlu bir zaman dilimi” halinde duyabilir. Her akşam, yeniden, bir kere daha Kevser yudumluyor gibi, her sahurda bir yönüyle bir “ba’s-u ba’de’l-mevt”e ulaşmış gibi yeniden Zât-ı Ulûhiyet ile ayrı bir münasebete geçer, Allah’ın izni-inayeti ile. Duyar onu; olumsuz şeyleri duymayı da belki çok erteler, onları öteler bir yönüyle; esas, Ramazan’ı kendi hususiyetleri ile yaşamaya çalışır, Allah’ın izni-inayetiyle. Bu açılardan diyoruz: Kutlu zaman dilimi.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Ramazan, aynı zamanda kendimizi dinleme zamanıdır.</span></em></strong></p>
<p>Bir açıdan da Ramazan’a “kendimizi dinleme zamanı” diyoruz. O da hani ayrı bir tabir; çok defa belki kendi derinliğiyle onu da anlayamayabiliriz. Kendimizi dinleme, esasen bir yönüyle bir inzivaya çekilmiş gibi; işte aç durma, susuz durma, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etme… Bir de o mülahaza ile “kendimizi dinleme” çok önemli bir şey. İnsanın kendini dinlemesi, esasen, “Nesin sen?” sorusunun cevabını düşünmesi… Allah’ın kulu… Cenâb-ı Hakk’a karşı bir kısım mükellefiyetler ile muvazzafsın, bunları yerine getireceksin; gerçek kıymetin o sayede inkişaf edecek; kendini derinlemesine duyacaksın, kulluğunu derinlemesine hissedeceksin; o kulluğuna bağlı olarak Cenâb-ı Hakk’a karşı derin bir saygı hissi ile O’na teveccüh edeceksin… Bu şekilde kendini dinleme, bir inziva hayatı yaşama, bir halvet hayatı yaşama ve öteden gelen şeyleri dinleme adına da çok önemlidir.</p>
<p>Evet, kapıyı o istikamette aralarsa, insan, bütün çirkinliklere rağmen, çok farklı şeyler, insanı bayıltan, kendinden geçiren, âdetâ en derin bir musiki hissi ile çok derin şeyler duyabilir; Allah’ın izniyle, inayetiyle. Kendini dinlediği takdirde…</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Ramazan, zamanı bir başka duyuştur.</span></em></strong></p>
<p>Ramazan, aynı zamanda böyle bir dinleme faslıdır. Belki ötelerden gelen değişik dalga boyundaki şeyleri dinleme… Aynı zamanda Kur’an adesesiyle bakıp, Kur’an merceğiyle bakıp, Kur’an’ın iniş merceğiyle bakıp hâdiseleri çok farklı görme, kendini ona göre konumlandırma, Allah’ın izni-inayetiyle, ona göre değerlendirme… Konumuna göre kendisi için bazı şeyler takdir etme, biçme, kesme filan… Bir yerden başka bir yere kendini koyma, alıp-koyma… Bütün bunlar, Ramazan sayesinde olabilecek şeylerdendir.</p>
<p>Böyle derinlemesine bakınca, insan, zaman üstü oluyor belki. Zaman üstü olunca da zamanı çok farklı derinlikleriyle duyuyor, Allah’ın izni-inayetiyle. Lâhutî derinlikleriyle duyuyor.</p>
<p>İşte “dehr” dediğimiz şey… Dehr, hakikatte Zât-ı Ulûhiyete ait bir tecelli… Farklı ifade ediliyor da ben böyle deme lüzumunu duyuyorum: Zât-ı Ulûhiyete ait farklı bir tecelli. Onu öyle derinlemesine duyuyoruz; zamanı derinlemesine duyuyor, zamanın kıymetini anlıyoruz; zamanın insana kazandırdığı şeyleri duyuyor, ân-ı seyyâlesinin ebedî bir ömre bedel olduğunu, ebedî bir ömür değerinde olduğunu duyuyoruz Ramazan-ı şerifte. Ramazan, bütün bu vâridât ile geliyor, insanın başına kendi sağanaklarını boşaltıyor. İnşaallah yine öyle olur.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.” </span></em></strong></p>
<p>Günümüzde içinde bulunduğumuz bir kısım dâhiyeler, belâlar, musibetler… Hani başta birilerinin zulmüne maruz kalma, haksızlıklara maruz kalma… Bunları görmezden gelmek çok zordur. Ama elden geldiğince görmezden gelmeye çalışmalı; meseleyi Allah’a havale etmeli. Allah, âdil-i mutlaktır.</p>
<p>Böyle, “Falan size şunu yaptı, filan size bunu yaptı!” Kalkıp böyle herkese kendinize göre bir ceza vermeye kalkarsanız, yerinde olmaz o bir kere, siz o cezayı veremezsiniz. Bazen o ceza, o kadar büyüktür ki, siz onu vermeye kalktığınız zaman, daire-i Ulûhiyete müdahale etmiş olursunuz, saygısızlıkta bulunmuş olursunuz. Bir de insanî kıvamınız açısından, insanî ufkunuz açısından o cezayı veremezsiniz.</p>
<p>Herkes karakterinin gereğini sergiler. Karakteri kötülüklere açık bir insana, zorla iyilik yaptırtamazsınız; bir kere yaptırtsanız bile, bir başka zaman yine karşınıza kötülük duyguları ile çıkar; bir defasında belki insanca davranır, on defa karakterine göre hareket eder. Dolayısıyla, o türlü şeyler ile meşgul olduğunuz zaman, meşgul olacağınız şeyleri ihmal etmiş olursunuz. Bu türlü böyle dünyaya ait dertler olan şeyler ile çok meşgul olmamalı. Vardı, hani bir vecizede vardı: <em>“Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur!” </em>Bence dünyaya ait hiçbir meseleyi dert edinmemek lazım; nasıl olsa gelip-geçicidir bunlar. Onlara ehemmiyet verir, onları gözünüzde büyütürseniz, onların altında kalır ezilirsiniz.</p>
<p>Elden geldiğince o mevzuda temkinli olmalı ve görmezden gelmeli onları. Karakterlerinin gereğini yapıyor… <span class="AR">كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ</span> <em>“Her insan kendi seciye ve karakterine göre davranır.”</em> (İsrâ, 17/84)<span class="AR"> يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ</span> <em>“Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın! Siz doğru yolda olduktan sonra sapanlar size zarar veremez.”</em> (Mâide, 5/105) “Kendinize bakın!” diyor Kur’an-ı kerim. Kendi kusurlarınızı görmeye çalışın. Falan size zulmettiği zaman bile, “Acaba biz, Rabbimize karşı vazife ve sorumluluklarımızın hangisinde kusur yaptık ki, Cenâb-ı Hak, birilerini bize musallat etti!” Şu virüsü musallat eder Allah, zelzeleyi musallat eder, fay kırılmasını musallat eder, çekirgeyi musallat eder, güvercini musallat eder, eder eder, Allah celle celâluhu.</p>
<p>Ancak Allah’ın (celle celâluhu) “imhal”leri vardır; “ihmal”leri değil, “imhal”leri vardır. Mehil verir, Erhamü’r-Râhimîn’dir O (celle celâluhu), Rabbü’l-âlemîn’dir. Herkes böyle bir kusur işlediğinde onu hemen cezalandırırsa, yeryüzünde -yine Kur’an-ı Kerim’in değişik yerlerde farklı ifadelerle beyan buyurduğu gibi- yürüyen bir tane canlı kalmaz. Evet, çünkü herkes şöyle-böyle bir günah işler, bir zulümde bulunur. Dolayısıyla Allah onu cezalandırınca, o gider; şunu cezalandırınca, o gider; bunu cezalandırınca, o gider; hiç kimse kalmaz. Oysaki öyle değil. Allah’ın (celle celâluhu) imhalleri vardır ki insan kendine gelsin, aklını başına alsın, o kusurdan vazgeçsin, sevaba yönelsin, arınmaya koşsun, Allah (celle celâluhu) da onu bağışlasın, affetsin.<span class="AR"> اَللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنَّا، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ * اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا، يَا غَفَّارُ، يَا سَتَّارُ، اِغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا كُلَّهَا، وَاسْتُرْ عُيُوبَنَا كُلَّهَا</span> “Allahım, şüphesiz Sen affetmek şanından olan Afüvv, ikram u ihsan denince akla gelen yegâne Kerim’sin; affetmeyi çok seversin. Bizi affeyle, ey Erhamerrahimîn. Bizi yarlığa, merhamet buyur bize. Ey Gaffâr, ey Settâr, günahlarımızın tamamını mağfiret buyur; bütün ayıplarımızı setreyle.”</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">“Bu virüs de beni çok ağlattı; arkadaşlarıma her gün diyorum: Dünyanın değişik yerlerinde dua, teveccüh, münâcaat koroları oluşturun; Cenâb-ı Hakk’a toptan teveccüh edin!..”</span></em></strong></p>
<p>Hatta bu arada şunu da diyebilirim: Şimdi şu anda bir virüs… Bunun beni ne kadar ağlattığını, Allah bilir. Her gün belki arkadaşlarıma diyorum: Dünyanın değişik yerlerinde dua, teveccüh, münâcaat koroları oluşturun; Cenâb-ı Hakk’a toptan teveccüh edin!.. Üstadımızın buyurduğu gibi: <em>“Nasıl sadaka belayı ref’ eder; aynen öyle, ekseriyetin hâlisâne duası da ferec-i umumîyi cezbeder.”</em> “Cezb” tabirini kullanıyor, “cezbeder” diyor.</p>
<p>Dolayısıyla, değişik yerlerde -böyle- dua koroları oluşturmak suretiyle Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bulunarak, insanlığa musallat ettiği şu şeyi bir an evvel kaldırmasını O’ndan dilemek… Bu, hem bütün insanlık için bir moral olur… “Hakikaten böyle bir açık kapı varmış meğer!” derler. Hem başkalarına da bir yol-yöntem öğretmiş olursunuz. Bakın, şimdi Yahudi, Hıristiyan, Hıristiyanlığın değişik mezhepleri, Yahudilerin değişik mezhepleri filan, sizin arkadaşlarınız ile değişik yerlerde secdeye kapanıyorlar, dua ediyorlar; “Allah’ım! İnsanlığı bu dâhiyeden, bu beladan, bu mesâibden halâs eyle!” diyorlar. Cenâb-ı Hak size bir başka yol ile bir sevap kazandırıyor, bunu yapmak suretiyle sevap kazandırıyor.</p>
<p>Bu da böyle üç aylarda başladı; Recep, Şaban ve Ramazan işte geldi. Ramazan geldi-dayandı ama salgın/musibet devam ediyor. “Onun farklı versiyonları arkadan gelecek!” filan diyor bazıları. “Mutasyonlarla, değişikliklere uğrayarak, farklı bir formda yeniden karşınıza çıkacak, bu defa farklı şekilde sizi tırpanlayacak, hafizanallah, yere serecek!” diyorlar. Bütün bunlar karşısında o “Kuvve-i Kâhire”ye, “Kuvve-i Bâhire”ye, “İrâde-i Şâmile”ye, “İrâde-i Muhîte”ye teveccüh etmekten başka çareniz yok. Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edeceksiniz; “Allah’ım! Sav bunları!” falan diyeceksiniz.</p>
<p>Böyle mübarek aylarda, insanlık için, kendiniz için bu türlü tazarru ve niyazlarda bulunma mevzuu çok önemli bir şey. Allah, ona denk getirdi; hem Ramazan’ın sevabı, hem orucun sevabı, hem geceleri kalkıp ihya etmenin sevabı.. unutulmuş teheccüdleri kılmanın sevabı.. secdeyi derinlemesine duymanın, hadiste buyurulduğu üzere O’na (celle celâluhu) en yakın olma hâlini duymanın sevabı… Hakikaten başınızı yere koyduğunuzda, O’na en yakın olduğunuzu hissederek, “Allah’ım! Ne olur şunu lütfeyle, bunu lütfeyle!” deme mevzuu, Cenâb-ı Hakk’ın ayrı bir lütfu, ayrı bir ihsanı oluyor size.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Bela ve musibetleri asla başkalarına fatura etmemeliyiz; bilakis kendimizden bilip hemen istiğfar ve tevbeye yönelmeliyiz!..</span></em></strong></p>
<p>Bu arada, “Falanlar filanlara zulmetmişlerdi de, filanlar haksızlıkta bulunmuşlardı da, dolayısıyla onların bu zulümlerinden dolayı geldi!” gibi düşünce ve sözler ile bunları başkalarına fatura etmek suretiyle işin içinden sıyrılmaya çalışmamak lazım. Bu türlü bela ve musibetlerde -antrparantez arz ediyorum- elden geldiğince, insan, her şeyi kendinden bilmeli.</p>
<p>Niye bu bela ve musibetler geldi? “Benim yüzümden olabilir. Ben, Cenâb-ı Hakk’ın bana lütfettiği o imkanları tam, yerinde, rantabl olarak değerlendirmedim. Onun için Cenâb-ı Hak, beni bu türlü şeyler ile yeniden bir arınmaya sevk ediyor: ‘Aklını başına topla, bak, Ben varım!’ diyor.” demeli ve böyle düşünmeli!..</p>
<p>Yoksa böyle belalar ve musibetler geldiğinde, “Falanların yüzünden geldi, bak onlar da işte burada kıvranıyorlar!” falan demek, Allah’a karşı ayrı bir saygısızlıktır. Suçu başkalarında arama, yine kendini pâk, temiz, müzekkâ görme, doğru değildir. Tezkiye-i nefissiz, tezkiye-i nefiste bulunma mevzuu, çok ciddi bir yanlıştır. (Yani, tezkiyesiz nefs-i emmâresi bulunanın, nefsinin tezkiyesinden dem vurması, büyük bir hatadır.) Müzekkâ olmadığından, sen, kendini o temiz insan görmemelisin. Müzekkâ olma mevzuu da tabi ayrı bir husus; işte o büyüklere mahsus, bizi aşan bir konu.</p>
<p>Antrparantez dedim. Hani günümüzde, bugünlerde, içinde yaşadığımız günlerde bu türlü şeyler de, mülahazalar da çok önemli. Evet, böyle fikren, zihnen, kelâm-ı nefsiyle, insanlardan intikam alıyor gibi konuşma, falan… “Alın, çekin işte; Allah (celle celâluhu) nasıl hakkınızdan geliyor sizin!” filan deme… Belki Allah onların da, bizim de canımızı alır; onları da bizi de cezalandırır, eder… Öyle değil de esasen meseleyi kendimize bağlayarak “Bizim yüzümüzden oldu, Allahu a’lem. Cenâb-ı Hak, bizi de bağışlasın, başkalarını da bağışlasın!” demeli.</p>
<p>Efendim, bir-iki gün evvel bir zat vefat etti. Bir-iki gün ona çok ağlayarak dua ettim burada. Fakat değişik vesileler ile hep ifadesi şu olmuştu o hazretin: “Ben kendimi bildiğimden bu yana hep bunlar ile meşgul oldum, hep bunları meşgul ettim, bunları ben tanıttım; bunların hakkından gelmeye çalıştım!” falan. Şimdi “Ya Rabbi, Sana geliyor bu; namaz kılıyordu, oruç tutuyordu, bir sürü insana da dini-diyaneti anlatıyordu; ne olur, şu bize yaptığı şeylerden dolayı bunu cezalandırma; ne olur, bahtına düştüm Senin!” deyip durdum. Evet, Allah şahit… İnsan olmak başka bir meseledir; bu da “büyük olmak” değil, sadece “insan olmak”tır; bu, başka bir meseledir. O da “insana saygı” ile başlar, “insana saygı” ile devam eder, “insana saygı” ile biter. İnsan, “ahsen-i takvîm”e mazhardır; Cenâb-ı Hakk’ın acîb bir sanatı, şâyân-ı takdir bir sanatıdır. Ona ne kadar hürmet edilse değer, saygı duyulsa, değer. O (celle celâluhu), Habîr u Basîr, her şeyden haberdardır.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Ramazan, Kur’an ayıdır; bu mübarek zaman diliminde Allah’ın kelamına dikkatle yönelirseniz, mutlaka onun teveccühüyle mukabele görürsünüz.</span></em></strong></p>
<p>Hani değişik vesileler ile arz etmişimdir: Doktor İkbal diyor ki: “Hep Kur’an-ı Kerim’i kemâl-i hassasiyetle okurdum.” Hakikaten de öyle okuyordur. Mesela İngiltere’de -zannediyorum- on altı sene kadar kalmış, teheccüdü bir kere kaçırmamış. Oysaki teheccüd, Türkiye’de unutulmuş; “teheccüd” diye bir namaz var mı, yok mu? Kaçırmamış onu orada. Hep Kur’an-ı Kerim’i okuyor, kemâl-i hassasiyetle. “Babam diyordu ki bana: Oğlum, Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) inmiş Kur’an’ı, O’na inmiş bir Kur’an gibi değil, sana inmiş bir Kur’an gibi oku!” Öyle diyor. Şimdi işin esası, o; hep kendini muhatap olarak ele alma orada… Ama her şeyiyle kendini muhatap olarak alma… “Efendimiz’e ne demiş ise Cenâb-ı Hak, bana diyor bunu; fakat zılliyet planında, izafi planda bana diyor Allah (celle celâluhu) bunu!” Buna kimsenin itiraz etmeye hakkı da yoktur. Bu, öteden beri de öyle anlaşılmıştır.</p>
<p>Şimdi zannediyorum toplumumuzda bu ruh öldürüldü tamamen. Kur’an-ı Kerim, birilerinin küstahlık yapıp ağızlarından kaçırdıkları gibi “On dört asır evvel gökten indiği zannedilen Kur’an-ı Kerim.” olarak görülüyor. Efendim, bunların, ona öyle bakanların, o Kur’an-ı Kerim’in, o mucizevâri, muciz-beyân beyanı kendi derinlikleri ile duymaları mümkün değildir. Bir kere çok okuma, sürekli okuma, lâ-akall… Ee günümüzde -bilmiyorum- senede bir kere Kur’an-ı Kerim’i hatmeden var mı? Ramazan’da inşallah, hiç olmazsa bir kere Ramazan’da… Selef-i Sâlihîn -bildiğiniz gibi- Ramazan’ın dışında, on-on beş günde bir hatim yapıyorlar. Ramazan gelince, üç günde bir yapıyorlar. Ramazan’ın son on gününde, Kadir gecesine rastlar diye, her gün bir kere Kur’an-ı Kerim’i hatmediyorlar. Onu da yine rical oğlu rical (er oğlu erler)de, onların hayat tarzlarına, üsluplarına bakınca onlarda görebiliyorsunuz. Onlar, onu o şekilde yerine getiriyorlar. Bu, öldürülmüş bir ruh, bir manadır; bize dair öldürülmüş bir ruh, bir manadır.</p>
<p>Bu, telkin edilmeli esasen. Aynı zamanda bizi büyüleyen şeyler nelerdir, onları da vurgulamalı, arada vurgulamalı. Hani benim gibi bir ümmî bile Kur’an-ı Kerim’i okurken… Önümde Kur’an-ı Kerim, namaz kılarken bakıyorum ona… Bazen o, siyak-sibak itibarıyla öyle büyüleyici bir şey geliyor ki bana, orada, böyle namazın içinde, külahımı atasım geliyor.</p>
<p>Ee benim gibi bir insan, yarım-yamalak Müslüman o kadar hissediyorsa, demek ki böyle bütün gönlüyle ona teveccüh eden bir insan, <span class="AR">الم*ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ</span> <em>“Elif, lâm, mim. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere!..”</em> (Bakara, 2/1-2) ayetinden <span class="AR">مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ</span>‘ye kadar mushafın bütününü bir haritada, bir tabloda görüyor gibi bakıp onu Cenâb-ı Hakk’ın karşısında tekrar ediyor gibi… “Senin beyanın Allah’ım! Bunu ifade ediyorum ben: Kabul ettim, aynıyla bunu kabul ettim!” falan diyor gibi… Kendini öyle, o konumda hissetmesi neticesinde çok farklı şeyler duyar.</p>
<p>Bir de yürekten ona teveccüh edenler… Onun (Kur’an’ın) insana teveccühü vardır. Teveccüh, teveccüh doğurur. Teveccüh ederseniz, teveccühe vesile olur o teveccüh. Dolayısıyla, zannediyorum, bu türlü meseleler üzerinde derinlemesine durularak, esasen, Kur’an-ı Kerim’in, öyle sıradan birinin beyanı olmadığı çok iyi işlenmeli. Efendim, “On dört asır evvel gökten indiği zannedilen…” Hayır “zannedilen” değil!.. “Ben yalan olabilirim, ben hayal olabilirim; fakat onun Allah’tan geldiği kat’iyyen ve kâtıbeten…” Cenâb-ı Hakk’a verilmeyince, onu izah edemezsiniz esasen. Öyle büyülü şeyler vardır ki onda, bir taraftan bir düğümü çözdüğünüz zaman, esasen, “Bu, bana yetti!” falan dersiniz. Öyle bir derinliği vardır onun. Kitapların satırlarında bu olmaz esasen; bu, kalbin enginliğiyle, kalb mirsâdı ile bakılınca olur; heyecan mızrabı ile o tellere dokunulunca, insan ruhunda o ses duyulur; o mızrap ile o ses duyulabilir, Allah’ın izni-inayeti ile.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Yeni bir “Kur’an Çağı” yaşanabilir ama İlahi Beyan’ı hallaç edip onda derinleşecek ruh insanlarına ihtiyaç var!..</span></em></strong></p>
<p>Şimdi bunu sürekli seslendirmek suretiyle, esasen, yeniden bir “Kur’an Çağı” olabilir, Allah’ın izni-inayeti ile, Hazreti Pîr-i Mugân, Şem’-i Tâbân gibi, bir yönüyle, o Kur’an-ı Kerim’i o ölçüde hallaç ederek… -Üstad Necip Fazıl, “eşya ve hadiseleri hallaç etme” tabirini kullanırdı; “tekvinî emirleri hallaç etme” derdi.- Kur’an-ı Kerim’i bu şekilde hallaç etmek suretiyle… <span class="AR">آمَنْتُ بِاللهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ، وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى، وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ</span> “Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah Teâlâ’dan olduğuna iman ettim. İnandım: Öldükten sonra dirilmek haktır.” Bu hakikatlerin hepsi, Kur’an-ı Kerim’de var. Bunların hepsini üç tane hakikate ircâ edebilirsiniz. Nitekim etmişler; Gazzâlî de, Hazreti Pîr de ircâ ediyor aynı zamanda. Ama Kur’an-ı Kerim’i öyle duyma çok önemlidir.</p>
<p>Duyurma da Kur’an-ı Kerim’i duyanların vazifesidir. İnsan duymuş ise şayet, duyuracaktır onu. “Nasıl oluyor da insanlar -böyle- gâfilâne davranıyor; buna bakmıyorlar?” diyecektir; Sahabe-i Kiram gibi, Tâbiîn-i Izâm gibi düşünecektir: “O Kur’an’ı Kerim ama gözyaşları nerede? Kalbin heyecanı nerede? Kalbin titremesi nerede?!.”</p>
<p>Evet, insanlarda o duyguyu oluşturmak lazım. Ölü ruhların elinden alarak onu, hakikaten “Yahu bir kere daha duyayım!” diye namaza koşma ruhunu canlandırmak lazım. Kur’an’ı eline alma, öpme, başına koyma… Ondan sonra da saygı ile onun karşısında iki büklüm olma…</p>
<p>Bu, zannediyorum, günümüzde bu mevzuda uzman insanların yapabileceği bir iş… Uzman dediğim, kitapların satırlarında düktor (!), dû-cent (!), dû-cennet (!), profesör değil. Esasen ruh insanları, kalb insanları, his insanları, şuur insanları… Zannediyorum işte bu mevzuda çok ciddî tembihe ihtiyaç var, ısrarla tembihe ihtiyaç var.</p>
<p>Önceki senelerde Ramazan boyunca Kur’an-ı Kerim’i meali ile beraber okuyorduk; sabah-akşam okumak suretiyle bir cüz okunuyordu, hiç olmazsa ayda bir kere bir hatim oluyordu. Böyle işleye işleye, belki başkalarına on beş günde bir hatim yapma duygusu aşılanmış olurdu. Hiç olmazsa ayda bir, senede on iki defa Kur’an-ı Kerim’i hatmetme aşılanmış olurdu.</p>
<p>İmam-ı Ebu Yusuf hazretleri, “Nafile namazlarda Kur’an’a bakarak okumada mahzur yoktur.” diyor; onun özel fetvası, tercihi. Hani en azından Kur’an-ı Kerim’i öyle okuma… Hatta ondan evvel de bir mealine bakma, imkânı varsa; sonra namaz kılarken o ruhla okuma. Hani, mealini düşünerek okuma değil de en azından ondan anlayacağı şeyleri anlama mevzuu… Arkadaşlarımızın bazıları yapıyor, şu anda bunu yapıyorlar; yapmaya da devam etmek lazım.</p>
<p>Yabancılaştığımız bu meseleyi yeniden temel mevzuumuz haline, temel konumuz haline getirmek lazım. Kur’an ile yeniden, bir kere daha tanışmak lazım, bütünleşmek lazım. “Aradan bin dört yüz sene geçmiş!” Elin-âlemin öyle uzaktan ona bakmasına mukabil, hemen yeni, bize nazil olmuş gibi bakmak lazım. “Allah Allah! Yahu aynen, bugün bana iniyor gibi. Hislerimle o kadar örtüştüğünü görüyorum ki!..” filan diyecek şekilde yakından onu duyma ve hissetme mevzuu… Cenâb-ı Hak, cümleye nasip etsin.</p>
<p><strong><em>   <span class="arabaslik">Ramazan, itikâf ayıdır; çoğu insanın bir çeşit karantinada olduğu günümüzde bunu cebr-i lütfî bir halvet/uzlet fırsatı bilmeli ve evlerimizi halis niyetlerimizle bir nevi itikâf mahalli haline getirmeliyiz.</span></em></strong></p>
<p>Aslında itikâfın da kendine göre şartları var; mesela insanın mescitte olması lazım, fuzûliyâttan uzak durması lazım, dünyeviliğe karşı sırtını dönmesi lazım, tamamen uhrevîliğe müteveccih olması lazım.</p>
<p>Fakat bir de o manada olabilir, izafi olarak esasen. Cenâb-ı Hak bizi mecburî bir halvete itmiş. Efendim, “Çıkmayalım dışarıya, başkalarıyla görüşmeyelim, kendimize bir şey bulaştırmayalım!” filan deniyor. Aynı zamanda, hakikaten Allah ile olan münasebetimiz açısından, Kur’an ile olan münasebetimiz açısından, o zaviyeden kendimize bir şey bulaştırmamamız lazım.</p>
<p>Şimdi hep bela/musibet/virüs saçılıp dolaşıyor. Onlardan kaçarak -bir yönüyle- Cenâb-ı Hakk’ın himâyesine, inayetine, sıyanetine sığınma… “Allah’ım! Bizi koru, muhafaza buyur!” deme… Bir de Kıtmîr şöyle bir dua da ediyor; diyorum ki: “Allah’ım! Bize -mesela bu Kıtmîr’e, kardeşlerimize, dostlarımıza, taraftarlarımıza, muhiplerimize, sempatizanlarımıza- lütfeylediğin şeyleri -yani dine-imana hizmet gibi, değişik yerlerde eğitim müesseseleri açmak gibi, insanlığı uyarma gibi, ne kadar nimet lütfetmiş isen, bunların hepsini- nezd-i Ulûhiyetine emanet olarak al; Sen, Kendin koru; başkaları ona zarar vermesin!.. Nezd-i Ulûhiyetine emanet olarak al, koru bunu, ne olur Allah’ım!” Böyle demek geliyor içimden çok defa.</p>
<p>Evet, inşaallah öyle olur. Bir ölçüde öyleydi. Ama “Eğer biz hakikaten o konumun hakkını tam vermiş olsaydık, Cenâb-ı Hak, bazılarını musallat etmezdi!” demeli ki, esasen, kendimizi yeniden bir düzene koyalım. Yoksa hafizanallah sadece başkalarını suçlamak suretiyle gıybete gireriz, iftiraya gireriz, ayıplamaya gireriz.</p>
<p>Hadis-i Şerif’ten mülhem, <span class="AR">اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَلِمَنِ اغْتَبْنَا</span> diyebilir;<span class="AR"> اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لَنَا وَلِمَنْ عَيَّرْنَا</span> gibi ifadeler ekleyebilirsiniz. Bunların hepsini diyebilirsiniz: “Allah’ım, bizi ve kendilerine hata nisbet ettiklerimizi, ta’yîrde bulunduklarımızı (ayıpladıklarımızı) hepsini/herkesi mağfiret buyur Allah’ım!” Böyle demek suretiyle, bir engin vicdanla hareket etmiş olursunuz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yeni-bamteli-yayinlandi-zulum-salgin-ve-ramazan/">Yeni Bamteli yayınlandı | Zulüm, Salgın ve Ramazan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hocaefendi salgınla ilgili yakışıksız yorumlara tepki gösterdi</title>
		<link>https://hizmetten.com/8522-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2020 17:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8522</guid>

					<description><![CDATA[<p>M.Fethullah Gülen Hocaefendi virüs salgınıyla ilgili çeşitli mecralarda yapılan yakışıksız yorumlara son mesajında tepki gösterdi. &#8220;Çok günah işlediler,oh müstehak oldu&#8221; gibi yapılan konuşmaların en kötü insanlar için bile doğru olmadığını&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8522-2/">Hocaefendi salgınla ilgili yakışıksız yorumlara tepki gösterdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>M.Fethullah Gülen Hocaefendi virüs salgınıyla ilgili çeşitli mecralarda yapılan yakışıksız yorumlara son mesajında tepki gösterdi.</p>
<p>&#8220;Çok günah işlediler,oh müstehak oldu&#8221; gibi yapılan konuşmaların en kötü insanlar için bile doğru olmadığını belirten Hocaefendi, şık olmayan bu ifadelerden uzak durmak gerektiğini söyledi.</p>
<p>İşte Hocaefendi&#8217;nin o sözleri:</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_22317"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/5HhhH3TABZc?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><em>&#8220;Efendim falanlar çok günah işlediler de bundan tir tir titreyip korkuyorlar oh müstahak falan. Bu çok yakışık almayan bir iddia bir söz bir laf.Bu türlü yakışıksız şeylerden uzak durmak lazım.  Bize düşen şey en kötü insanlar için bile Allah&#8217;ım bunların kötülüklerinden vazgeçmeleri için sana havale ediyoruz.Bunları sana havale ediyoruz bize zulmettiler ağlattılar kıydılar en masum insanlara canavar dediler terörist dediler.Oh iyi oldu falan HAYIR öyle değil bence. Eğer bunlar bu tür şeyleri yapmada haksız iseler sana havale ediyoruz eğer hidayetlerini kalplerinin yumuşamasını murad etmiyorsan sana havale ediyoruz, evet bize düşen şey odur.Oh iyi oldu müstahak alın çekin daha büyüğü de gelecek başınıza öbür tarafta da işiniz yamandır filan gibi şeylerle esasen birilerini bölme parçalama darma dağınık etme , onların zalimane tecavüzlerine iştirak ederek aynı şeyleri yapma çok şık değil esasen o türlü şeylerden sakınmak lazım bakışımız bu olmalı.&#8221;M.Fethullah Gülen</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8522-2/">Hocaefendi salgınla ilgili yakışıksız yorumlara tepki gösterdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
