<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SafvetSenih arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/safvetsenih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/safvetsenih/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:00:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>SafvetSenih arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/safvetsenih/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harf seçiminden doğan  &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/harf-seciminden-dogan-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2021 10:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20852</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’ın  harf seçimindeki mûsikî güzelliğini şöyle anlatıyor: “Sonra o kederin peşinden üzerinize bir güven duygusu indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hâli verdi. Bir kısmınız ise&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/harf-seciminden-dogan-safvet-senih/">Harf seçiminden doğan  | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’ın  harf seçimindeki mûsikî güzelliğini şöyle anlatıyor:</div>
<div></div>
<div>“Sonra o kederin peşinden üzerinize bir güven duygusu indirdi. Sizden bir kısmını bürüyen tatlı bir uyku hâli verdi. Bir kısmınız ise can derdine düşmüş, Allah hakkında Câhiliye devrindekine benzer gerçek dışı şeyler düşünüyorlar. Bu işin kararlaştırılmasında bizim yetkimiz mi var? Ne gezer! Diye söyleniyorlardı. De ki: Bütün yetki ve karar Allah’ındır. Onlar aslında içlerinde, sana karşı açığa vuramadıkları bir şeyler saklıyor ve kendi aralarında: ‘Bu emir ve komuta işinde bir payımız olsaydı, şimdi burada olmaz, öldürülmezdik” De ki, Siz evlerinizde dahi olsaydınız haklarında ölüm takdir edilenler, mutlaka düşüp ölecekleri yerlere doğru çıkacaklardı. Allah, sizin içinizde olanı sınamak ve kalblerinizi her türlü vesveseden ve kirden arındırıp pırıl pırıl yapmak içindir ki, bunu başınıza getirdi. Allah sinelerin özünü dahi bilir.” (Âl-i İmran, 154)</div>
<div></div>
<div>“Sümme enzele aleyküm min ba’dil- ğammi emeneten nüâsen yağşâ tâifeten minküm&#8230;” diye lâtif ve yumuşak bir havada başlayan âyet ayni âhenkle devam etmektedir. Aslında su gibi selâsetle akıp giden telaffuzu zorlaştıracak ağır, sert ve zor söylenir bütün harfler âyetin içinde geçmektedir, ama akıcılığı bozulmamış bilakis hoş bir âhenk bir çeşni, bir parlaklık, muhtelif tellerden uyum içinde sedâ veren güzel bir nağme ortaya çıkmıştır. Burada dikkat edilirse, harflerin çok ince bir dikkatle seçildikleri ve bilhassa yumuşak olup kolay telaffuz edilenlerin çok tekrar edildikleri görülmektedir. Meselâ “Ye” ve “Elif” en hafif ve birbirine kalboldukları için iki kardeş gibi her birisi 21 kere tekrarlanmışlardır.</div>
<div></div>
<div>“Mim” ile “Nun” (tenvin de nun sayılır) birbirinin kardeşi ve birbirinin yerine geçtiği için her birisi 33 defa zikredilmiştir.</div>
<div>“Lâm” ve “Elif” ikisi beraber “Lâmelif” şeklinde yazılır. “Elif” harfinin “Lâmelif” te hissesi yarımdır. Onun için “Elif”in 21 defa zikredilmesine karşılık “Lâm” 42 defa zikredilmişti. “Hı” harfi, peltek “Se” harfi, ve “Dat” harfi, ağır harflerden oldukları için ve bazı münasebetlerden dolayı sadece birer defa zikredilmişlerdir.</div>
<div></div>
<div>“Sad”, “Sin” ve “Şın” harfleri, mahreç, sıfat ve ses bakımından birbirleriyle kardeş oldukları için üçer defa zikredilmişlerdir.</div>
<div>“Tı”, “Zı” peltek “Zel” ve “Ze” harfleri mahreç, sıfat ve ses yönünden kardeş oldukları için herbirisi ikişer defa zikredilmişlerdir.</div>
<div>“Ayn” ve “Gayn”  harfleri kardeş oldukları halde “Ayn” daha hafif olduğundan 6 defa, “Gayn” ağır olduğu için yarısı olarak 3 defa zikredilmiştir.</div>
<div></div>
<div>“Vav” harfi, “He” ve “Hemze” harflerinden daha hafif “Ye” ve “Elif” harflerinden daha ağır olduğu için 17 defa zikredilmiş yani ağır “Hemze” den dört derece yukarı hafif “Elif” ten dört derece aşağı düşmüştür. İşte bu hârika seçim bir tesadüf olamayacağı gibi insan aklı ile de ayarlanması mümkün değildir. Ayrıca psikolojik yönden birçok meseleye işaret edişi ve yüksek ifadesi yanında bu durum da çok hârikadır.</div>
<div></div>
<div>Bu hususta Yirmi Beşinci  Söz’e müracaat edilmelidir.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/harf-seciminden-dogan-safvet-senih/">Harf seçiminden doğan  | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;da Alliterasyon &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuranda-alliterasyon-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2021 12:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20760</guid>

					<description><![CDATA[<p>“De ki, kalplere vesvese veren, insanî ve cinnî sinsi şeytanın şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlahına sığınırım.” (Nâs Suresi) Alliterasyon, sessiz harflerin tekrarlanmasından doğan ses âhengiyle meydana gelen bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-alliterasyon-safvet-senih/">Kur&#8217;an&#8217;da Alliterasyon | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>“De ki, kalplere vesvese veren, insanî ve cinnî sinsi şeytanın şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlahına sığınırım.” (Nâs Suresi)</div>
<div></div>
<div>Alliterasyon, sessiz harflerin tekrarlanmasından doğan ses âhengiyle meydana gelen bir edebî sanattır. Meselâ “S harfi ile yapılmış bir alliterasyon :</div>
<div><i>Dest-i bûsî arzusiyle ölürsem dostlar</i></div>
<div><i>Dest-i eylen toprağım, sunun ânında yâre su&#8230;</i></div>
<div>(Su Kasidesi, Fuzûlî)</div>
<div></div>
<div>Nâs Sûresi’nde ise sanat zirveye ulaşmıştır:</div>
<div></div>
<div>Çünkü alliterasyon sanatını da aşılarak bu sanat güzelliği yanında, mânâ ile de tam bir âhenk ve uyum sağlanmıştır. Çünkü bu suredeki âyetler şeytanın vesvese ve fısıltısından Allah’a sığınmayı ifade etmektedir. “S” harfleriyle meydana getirilen alliterasyon da surenin havasını fısıltı ve vesvese atmosferine çevirmektedir. Buradaki fevkalâde üstünlük, edebî sanatın, mânâya kuvvet verecek biçimde ayarlanmasından ileri gelmektedir&#8230;</div>
<div></div>
<div>Şimdi ise “T” ve “B” seslerinden bir örnek daha</div>
<div></div>
<div><i>“Ebu Leheb’in elleri kurusun, yok olsun. Malı ve kazandığı, kendisinden hiçbir şey savmaz. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da. Odun taşıyıcı olarak boynunda, hurma lifinden bir iple bağlanacaktır.” (Tebbet Suresi)</i></div>
<div></div>
<div>Odun yüklerinin bağlanmasından ve boynun lifle çekilmesinden çıkan sese dikkat. Evet “Tebbet yedâ Ebî Lehebin ve tebbe&#8230;” odun demeti bağlamaya benzer, kaba, sert bir sesin çıktığını duyuyoruz&#8230;</div>
<div></div>
<div>Kur’an’ın âyetlerinin kelimelerinde mânâ ile ilgili uyum içinde sesler duyarız:</div>
<div></div>
<div><i>“Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı artık onlar taş gibi, hatta ondan da katı! Çünkü öyle taş var ki, içinden ırmaklar fışkırır, öylesi var ki, çatlar da bağrından su kaynar ve öylesi var ki, Allah’a olan tazimi sebebiyle yukarıdan düşüp parçalanır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara Suresi, 74) </i>Burada “Yeşşakkaku” taşların çatlayıp içlerinden suların akışını nağmesiyle duyuruyor. Bütün tonlarında takırtısı ve faşıltısı duyuruluyor.</div>
<div><i> </i></div>
<div><i>“Allah kimi, saptırmak isterse, onun göğsünü sanki o kişi gökte yükseliyormuşcasına dar ve tıkanık yapar.” (En’am Suresi, 125)</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>İnançsızlığın verdiği sıkıntıyı, zorla yukarıya çıkıp bunalmak mânâsını ifade eden “Dayyıkan, haracen, ke ennemâ yessa’adü” kelimeleriyle anlatan Kur’an “yessa’adü” kelimesindeki şeddeli “Ayn” harfi ile, havasız kalan insanın refleks bir hareketle ağız açışını da karakteristik özelliği ile beraber hissettirmiştir. Öbür taraftan fennî yönden yukarılara çıkıldıkça oksijenin azaldığına da işaret etmiştir.</div>
<div><i> </i></div>
<div><i>“Şimdi sen, sana ne emredilmişse, onu açıkça söyle onlara” (Hicr Suresi, 94) </i></div>
<div><i> </i></div>
<div>“Fasda’ bimâ tûmer” de Fe harfinin Sad’a tutturuluşu Dal harfinin Ayn harfine vurulup çatlatılışı mânâ âhengiyle muazzam bir belâğat ifade etmektedir.</div>
<div></div>
<div>Onun içindir ki, bir bedevî Arap bu âyeti işitince, secdeye kapanmıştır. “Müslüman mı oldun?” sorusuna “Yok, ben bu âyetin belağatına secde  ediyorum.” demiştir. Sudâ’ zaten baş ağrısı demektir. Başlarını ağrıtırcasına tekrar tekrar tebliğini yap! Manası da vardır. Gizli yapılan teklifi açıkça yap, gerçeği başlarına vur! Manası da mevcuttur.</div>
<div><i> </i></div>
<div><i>Musa, şu sağ elinde tuttuğun şey de ne? O asâmdır, dedi, ona dayanırım, onunla daha birçok ihtiyacımı gideririm.” (Tâ Hâ Suresi, 17-18) </i></div>
<div>Yaprak silkme mânâsına seçilen “Ehüşşü” fiili, silkme mânâsıyla beraber yaprak hışırtılarını da nağmesiyle çok güzel olarak vermektedir.</div>
<div><i> </i></div>
<div><i>“Bırak onu ya Musa, buyurdu. Hemen bıraktı. Bir de ne görsün: Hızla kıvrılıp sürünen, kocamanbir yılan oldu!” (Tâ Hâ Suresi, 19-20) </i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Bir çok alternatif kelime varken “Hayyetün” ve “Tes’â” kelimelerinin burada seçilmiş olması enterasandır. Çünkü bir yılanın, bir yayın kıvrılıp büküldükten sonra ileri fırlayışı gibi tıslayarak ilerleyişini (hareketin karakteristik yönleri ile) gözümüzün önüne sermektedir.</div>
<div></div>
<div>Kur’an  harfleri de özenle  seçilmiştir:</div>
<div></div>
<div><i>“Biz gerçekten sana verdik kevser. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver. Doğrusu seni kötüleyendir ebter!” (Kevser Sûresi)</i></div>
<div>Bu surede “Kevser” ve “Venhar” ve “Ebter” kelimelerin kâfiyesinden doğan bir şiir güzelliği mevcut.</div>
<div>Mânâ olarak da dolu dolu&#8230; Kevser, çok hayır demektir. Kıyamet ve cennetteki kevser havuzları&#8230; Ümmeti&#8230; Ehli beyti&#8230; Ümmetin âlimleri&#8230; İstanbul’un fethine kadar&#8230;</div>
<div>Namaz kılmak, kurban kesmek hükümleri&#8230;</div>
<div>Hz. Muhammed’e (sas) düşmanlık yapanların ebter olacakları&#8230;</div>
<div></div>
<div>Bu kısa sürede yazılış veya okunuş bakımından birbirine benzeyen harflerin seçilmiş olması&#8230; Meselâ Rı var Ze yok. Sin var Şın yok. Sad var Dat yok. Tı var Zı yok. Ayn var Gayn yok. Kef var Kaf yok. Nun var Mim yok. He var Hı yok. Ha var Cim yok. Dikkat edilirse, telaffuzu kolay olanlar seçilmiştir. Hem bu seçme zarif, muntazam ve manidardır.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuranda-alliterasyon-safvet-senih/">Kur&#8217;an&#8217;da Alliterasyon | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Laikrahe &#8211; Laik Cumhuriyet &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/laikrahe-laik-cumhuriyet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2021 14:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Âyete’l-Kürsî’den (2/255)  sonra  Bakara Suresinin 256. âyetinde şöyle buyuruluyor: “Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, Hak bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/laikrahe-laik-cumhuriyet/">Laikrahe &#8211; Laik Cumhuriyet | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Âyete’l-Kürsî’den (2/255)  sonra  Bakara Suresinin 256. âyetinde şöyle buyuruluyor:</div>
<div>“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, Hak bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan  en sağlam tutamağa yapışmıştır. Allah herşeyi işitir bilir. Allah, iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan kurtarıp  aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tâğutlar olup onları nurdan / aydınlıktan karanlıklara götürürler.”  (2/226-227)</div>
<div></div>
<div>Müstetbeâtü’t-terâkib (terkiplerden, dolayısıyla çıkan yan mânalar) açısından, “Lâ ikrâhe”  “zorlama yoktur”  meâlindeki ifadenin “Lâ ik” bölümü sanki Lâikliği ifade eden bu âyetlere ses ve nağme teyidi gibi görünüyor.</div>
<div></div>
<div>Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Şualar’ın On  Birinci Meselesinin Hâşiyesinin Bir Lâhikası’nda riyazî açıdan şöyle bir tefsir getiriyor: “… Ehl-i Küfrün 1293 harbiyle İslamın nurunu söndürmeye çalışması tarihine ve Birinci Dünya Savaşından istifade ile 1338’te bilfiil Nur’dan zulümata atmak için yapılan dehşetli MUÂHEDELER  tarihine tam tamına tevâfuku ve içinde tekrar tekrar nur ve zulümat karşılaştırılması ve bu mânevî mücâhede Kur’an’ın nurundan gelen bir nur, ehl-i imana bir dayanma noktası olacağını işarî mânâ ile haber veriyor, diye kalbime ihtâr edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki, mânâsının münâsebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki; hiç TEVÂFUK emâresi olmasa da yine bu âyetler, her asra baktığı gibi işârî mânâ ile bizimle de konuşuyor diye kalbime geldi.</div>
<div></div>
<div>“Evel, evvelâ:  Başta ‘Lâ ik-râhe fi’d-dîn kad tebeyyene’r-rüşd’ (Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, hak belli olmuştur.)  cümlesi, cifri ve ebcedi makamı ile 1350 tarihine parmak  basar ve işârî mânâ ile der: Gerçi o tarihte dini, dünyadan ayırmakla dinde zorlamaya dînî mücâhedeye ve din için silahla cihada muârız / karşı olan vicdan hürriyeti, hükümetlerde bir kanun-u esasî (anayasa) ve siyasî bir düstur oluyor. Hükümet LÂİK CUMHURİYET’e döner. Fakat ona mukabil Mânevî bir dini cihad, iman-ı tahkiki kılıcıyla olacak. Çünkü dindeki rüşd ve irşad, hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhar edip tebyin ve tebeyyün eden bir Nur, Kur’an’dan çıkacak diye haber verip bir mucizelik parıltısı gösterir.</div>
<div></div>
<div>“Hem, tâ, ‘HÂLİDÛN’  (ebedi  kalacaklar) (2/257)  kelimesine kadar Risale-i Nurdaki bütün mukayese ve muvâzenelerin aslı, menba olarak aynen o muvâzeneler gibi mükerreren nur ve zulümat ve İMÂN  ve KARANLIKLARI  karşılaştırmasıyla gizli bir emâredir ki, o tarihte bulunan mânevî cihadı mübârezesinde büyük bir kahraman, nur nâmında Risale-i Nur’dur ki, dinde  bulunan yüzer tılsımları keşfeden onun mânevî ELMAS  KILICI, maddî kılıçlara ihtiyaç bırakmıyor.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/laikrahe-laik-cumhuriyet/">Laikrahe &#8211; Laik Cumhuriyet | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Onları sinek niçin rahatsız etmezdi? &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/onlari-sinek-nicin-rahatsiz-etmezdi-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2021 12:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nur’un ihlas öncüsü ve birinci talebesi Hulusî Yahyagil Ağabeyimiz, Peygamber Efendimizin (S.A.S.) ve Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin üzerlerine sinek konmamasının sebeperini izah ederken diyor ki: “Aslında sinekler, insanlara aczlerini tam hissetmeleri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/onlari-sinek-nicin-rahatsiz-etmezdi-safvet-senih/">Onları sinek niçin rahatsız etmezdi? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Nur’un ihlas öncüsü ve birinci talebesi Hulusî Yahyagil Ağabeyimiz, Peygamber Efendimizin (S.A.S.) ve Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin üzerlerine sinek konmamasının sebeperini izah ederken diyor ki: “Aslında sinekler, insanlara aczlerini tam hissetmeleri ve ikaza ihtiyaçlarının olması sebebiyle konarlar ve rahatsız ederler. Onların böyle bir durumları olmadığı için, üzerlerine konmazlar. Ayrıca sinekler, nura konmazlar… Tamamen kudsiyet kesbedip şeffafiyet ve nuraniyet kazanmış olan bu zâtlara konmaları mümkün olmaz.” meâlinde sözler söylüyor.</div>
<div></div>
<div>Belâ, musibet ve hastalıklar hakkında da Hulusi Ağabeyimiz şöyle diyor:</div>
<div></div>
<div>“Asıl belâ, belayı verenden gâfil olmaktır.</div>
<div></div>
<div>“Bu dünya, imtihan diyarıdır. Cenab-ı Hak, hastalık vasıtasıyla kulunu kendine yaklaştırır. Mükâfatın büyüğü, musibetin büyüklüğü dercesindedir.</div>
<div></div>
<div>“Bu âlem, ibtila ve imtihan âlemidir, hizmet âlemidir. Müminlerin nazarlarını fâniden, bâkıye çevirmek için müminler, İLLET, KILLET ve ZİLLET’e mübtelâ ve maruz bırakılırlar.</div>
<div></div>
<div>“Kâbız (Sıkan, daraltan, keder veren) ismine mazhar olmak, imtihan ve terakki içindir. Buna sabır ve tevekkül lâzımdır. Evliyalar Kâbız isminde daha ziyade terakki ediyorlar.</div>
<div></div>
<div>“Musibete karşı okunacak âyet ‘Lâ ilâhe illâ Ente Sübhâneke, innî küntü mine’z-zâlimîn.’  Bu âyet-i kerimenin akşamla yatsı arasında 33’er defa okunması, musibetin kalkmasına vesile olur. Tecrübe etmişimdir.</div>
<div></div>
<div>“Emrindekilerden hoşuna gitmeyen bir şey görünce, hiddet yerine istiğfara çalış.</div>
<div></div>
<div>“Sıkıntılı, üzücü hâdiseler, kusurlarımızın gereğidir. Ne zaman uyanılır. Allah’a nedâmetle, istiğfarla dönülürse, nihayetsiz rahmet ve kerem sahibi olan Allah, kurtuluş sebeplerini yaratır. Zâlimleri kahredip  perişan eder. Zemin hazırlamadan tohum saçılmadığı gibi, rahmet-i İlahiyeye nedamet ve istiğfarla zemin hazır edilmezse, elbette lütfu da tehir eder. Erhamürrahimin’den niyaz ediyoruz ki, müstehak olduğumuz zamana kadar zâlimlere mehil verdirmesin, âcil selamet müyesser buyursun. Âmin!”</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Yirmi Sekizinci Lem’a’da, “Ey insanlar! İşte  size bir misâl veriliyor, ona iyi kulak verin: Sizin Allah’tan başka yalvardığınız bütün sahte tanrılar güç birliği yapsalar bir SİNEĞİ  yaratmazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi kurtarıp geri alamazlar. İsteyen de, kendinden istenilen de, kaçan da kovalayan da ne kadar güçsüz!” (Hacc Suresi, 22/73) âyetinin  izahında diyor ki: “Bir zaman Musa Aleyhisselam sineklerin insanlara verdikleri sıkıntıdan dolayı şikayetçi olunca, kendisine  ilhâmen şöyle cevap verilmiş: ‘Ey, Musa! Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Halbuki bu sinekler, çok defa sual  ediyorlar ki: -Ya Rabbi, bu koca kafalı insan, Seni yalnız bir dil ile zikrediyor. Bazan da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri yaratsaydın, binler dil ile Sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı.’ İşte böyle yaratılış hikmetini müdafaa eden sinekler, hem son derece temizliğe düşkündürler; hem de her vakit abdest alır gibi yüzünü gözünü, kanatlarını temizlerler.</div>
<div></div>
<div>“Nefsimle mücadele ettiğim bir zamanda, nefsim kendinde gördüğü İlâhî nimeti kendi malı zannederek gurura, iftihara, övünmeye başladı. Ben ona dedim ki: ‘Bu mülk senin değil, emanettir. O vakit, nefis gurur ve iftiharı bıraktı, fakat tembelliğe başladı; ‘Benim malım olmayana ne bakayım? Zâyi olsun, bana ne?’  dedi. O sırada birden gördüm; bir sinek, elime kondu, Allah’ın emâneti olan gözünü,  yüzünü, kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Bir asker neferinin, devlete ait silahını, elbisesini güzelce temizlediği gibi, sinek de temizliyordu. Nefsime dedim: ‘Bak!’ Baktı, tam ders aldı. Sinek ise mağrur ve tembel nefsime hoca ve muallim oldu.”</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Hizmetimiz için: “Allah’a ulaşma için takip ettiğimiz âcizlik yolundaki metodumuz: Mutlak âcizlik, mutlak muhtaçlık, mutlak şükür ve mutlak şevktir.” diyor.</div>
<div></div>
<div>Eğer bu prensiplerimize karşı bir hatamız olmuşsa, Sahabe Efendilerimizin “A’cebetküm kesretüküm” (Huneyn gününde, sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu,  size fayda etmemişti. Tövbe Suresi, 9/25)  hitabına maruz kaldıkları gibi acz ve fakrımızı unutmuşsak, Cenab-ı Hak, yine bizim faydamız için bizleri belâ ve musibetlerle ikaz eder.</div>
<div></div>
<div>Cenab-ı Hak, çoğu zaman küçük şeylerle büyük işler yaptırır. Nemrud’u bir sinekle, gebertir. Karınca ile, kendisini en büyük Rab zanneden Firavunun sarayını harap eder, en büyük bir cebbarı gözle görülmeyen bir mikrop ile kabre sokar…</div>
<div></div>
<div>Bizim Cenab-ı Erhamürrâhimîn’in sonsuz rahmet ve kudretine dayanmaktan başka çaremiz olmadığını bilmeliyiz ve sadece ona güvenip dayanarak zorda kalanların dilleriyle dua etmeliyiz… O, sonsuz şefkati ile, üzerimize hikmetiyle musallat ettiği muvakkat belâ ve musibetleri def ve ref eyleyerek bizleri inşaallah selâmete çıkarır…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<div></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/onlari-sinek-nicin-rahatsiz-etmezdi-safvet-senih/">Onları sinek niçin rahatsız etmezdi? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muntazam saray ve içindekiler &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/muntazam-saray-ve-icindekiler-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 10:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19926</guid>

					<description><![CDATA[<p>On Birinci Söz’ün fihristesinde Üstad Hazretleri, konunun serlevhası âyetleri ki; “Güneşe ve onun aydınlığına.. onu (Güneşi) izlediği zaman Ay’a..  Dünyayı açığa çıkaran gündüze.. onu bürüyüp saran geceye..  göğe ve onu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muntazam-saray-ve-icindekiler-safvet-senih/">Muntazam saray ve içindekiler | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>On Birinci Söz’ün fihristesinde Üstad Hazretleri, konunun serlevhası âyetleri ki; “Güneşe ve onun aydınlığına.. onu (Güneşi) izlediği zaman Ay’a..  Dünyayı açığa çıkaran gündüze.. onu bürüyüp saran geceye..  göğe ve onu Bina edene..  yere ve onu Yayıp Döşeyene..  her bir nefse ve onu düzenleyene..  ona hem kötülüğü, hem de ondan sakınma yolunu ilham edene yemin olsun ki: nefsini maddî ve mânevî kirlerden arındıran felâha erer. Onu günahlarla örten ise ziyane uğrar.” (Şems Suresi, 91/1-10)  “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp, yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.”   (Zâriyat Suresi, 51/56)  yerleştirdikten sonra diyor ki: “Bu âyetlerin yüksek ve geniş bir hakikatını Şems Suresi mucizâne işaret ettiğini ve kainatı muntazam bir saray suretinde gösterdiğini, ulvî ve vüsatli bir temsil ile tefsir etmekle beraber, insanın mahiyetindeki kulluk vazifelerini ve insanî cihaz ve donanımları ve İlâhî Rubûbiyetin türlü türlü tecellilerine  karşı insanın yapması gereken kulluk ve ibadetlerinin mukabelelerini o kadar güzel bir suretle isbat ediyor ki, Şems Suresinin mucizâne olan işaretini harika bir surette ve en büyük bir dairede en azametli bir RUBÛBİYETİ,  en mükemmel bir UBÛDiYET  ile karşılaştırıyor.”</div>
<div></div>
<div>Şems Suresinin 11. âyetinden itibaren son 15. âyetine kadar, Salih Aleyhisselam ile Semud kavmi arasında geçenler anlatılıyor. Şöyle ki: Cenab-ı Hak yoldan çıkmış Semud kavmine Peygamber Salih Aleyhisselamı göndermişti. Ona “Peygamber isen, bir mucize göster?” dedikleri vakit kayanın içinden mucize olarak bir deve çıktı: “Bu, Allah’ın dişi devesi, sizin için bir alâmettir. Bırakın onu Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir fenalık yapmayın. Yoksa elem  verici bir azaba uğrarsınız.” (A’raf Suresi, 7/73)  Sonra “Su içme hakkı, bir gün onun, belli bir gün de sizindir.” (Şuara  Suresi, 26/155)  dedi. Sudan istifade hususunda nöbet ve sıra usulü ile deveye bir gün ayrılmıştı. Ayrıca Allah’ın arzında yayılması ve otlaması üzere bırakılması ve kötülükle dokunulmaması tembihlenmişti. Dokunulduğu takdirde acı bir azabın musallat olacağı da bildirilmişti. Semud kavmi bu ikazlara inanmamıştı. Kayaları kesip biçen bu azgın kavim, peygamberleri Salih Aleyhisselam ve onu gönderen Cenab-ı Hakkı inkâr etmişlerdi. Bunların içinde de en azgınları olan Kudar bin Salif, avenesi ile deveyi öldürmek için saldırırlarken, Semud kavminin diğer insanları bu durumu gördükleri halde engellemedikleri ve seyirci kaldıkları için, bu imkân ve azgınlığa ortak olmuş oldular… Halbuki Hz. Salih Aleyhisselam  hâlâ onları ikâz etmeye çalışıyor ve “Ne yapıyorsunuz? O Allah’ın mucize devesi, sakın ona dokunmayın!..”  diyordu. O azgınlar alârm verircesine söylenen bu Peygamber telâşına da önem vermediler, deveyi, önce ayaklarını biçip devirdiler ve sonra da öldürdüler. “Cenab-ı Hak da onları işte bu inkâr ve günahları sebebiyle onları yere vurup sürte sürte ezdi, hışmını üzerlerine bası bası verip azaba mahkûm etti. “(91/14)  “Onları korkunç bir gürültü yakalayıverdi.”  (15/73, 83)  “Onları bir sarsıntı tutuverdi.”  (7/78, 91, 155)  “Alçaltıcı azabın yıldırımı onları yakalayıverdi.” (14/17)  Yani hepsini kırdı geçirdi.”  Hepsini eşit yapıp düzleyiverdi.” (91/14) Yani o en mükemmel rehberlerine iman etmeyen ve mucize olarak ortaya konan varlığı en azgınları yok ederken ses çıkarmayarak zâlim günahkârlara katılmış sayılan o topluluğu toptan cezalandırdı.</div>
<div></div>
<div>“Semud kavmine de kardeşleri Sâlihi elçi olarak gönderdik. (…)  Semud halkı o deveyi tepeleyince, Salih onlara ‘Yurdunuzda üç günlük bir ömrünüz kaldı. Sonra helâk olacaksınız. İşte aksi olmayan kesin söz!’ dedi. Azap emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf olarak Salih’i ve beraberindeki müminleri azaptan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz ki, senin Rabbin Kavî ve Aziz’dir. Zulmedenleri ise, o korkunç ses tutuverdi de diyarlarında çöke kaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular silindiler.” (Hûd  Suresi,  11/61-68)</div>
<div></div>
<div>Bu hususta Muhyiddin İbn-i Arabî, Fusûs’ül- Hikem isimli eserinde şöyle diyor: “Üç günün ilkinde Semud kavminin yüzleri SARARMIŞ, ikinci gün KIZARMIŞ, üçüncü günde ise KARARMIŞ’tır.”</div>
<div></div>
<div>Âyetlerin günümüze bakan yönlerinden bizim de ibret almamız ve ders çıkarmamız gerekir. Yoksa hâşâ bunlar geçmişin geçmişte kalmış kıssalarından ibaret değildir. Kur’an hep canlıdır, hep taze mucizedir.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/muntazam-saray-ve-icindekiler-safvet-senih/">Muntazam saray ve içindekiler | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gıybet ve iftiranın en alçakçası &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/giybet-ve-iftiranin-en-alcakcasi-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 14:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19866</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barla Lahikasının 144.  Mektubu,  Üstad Hazretleri  gıybet ve iftiranın fenalığını anlatmak için yazmıştır. “Gıybetin en fena ve en çirkini ve en zâlimâne kısmı, kazf-ı muhsanât (masum insanlara iftira atmak)  nevidir.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/giybet-ve-iftiranin-en-alcakcasi-safvet-senih/">Gıybet ve iftiranın en alçakçası | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<div>Barla Lahikasının 144.  Mektubu,  Üstad Hazretleri  gıybet ve iftiranın fenalığını anlatmak için yazmıştır.</div>
<div>“Gıybetin en fena ve en çirkini ve en zâlimâne kısmı, kazf-ı muhsanât (masum insanlara iftira atmak)  nevidir. Yani gözüyle görmüş dört şâhidi göstermeyen bir insanın, bir erkek veya kadın hakkında zinâ isnad etmesidir ki, en kötü bir büyük günahtır ve en zâlimâne bir cinayettir; ehl-i imanın ictimâî hayatını zehirler.</div>
<div></div>
<div>Bir hıyânettir, mesud bir ailenin hayatını mahveden bir gadirdir. Evet, Nûr Sûresi, bu hakikatı o kadar şiddetli göstermiş ki vicdan sâhibini titretiyor ve tüylerini ürperttiriyor. ‘Onu işittiğinizde; &#8211; Bunu söylemek bize yakışmaz. Haşa bu büyük bir iftiradır’ demeniz gerekmez miydi?”  (Nur Suresi: 16. Ayet) şiddetle ferman ediyor ve diyor ki: “Gözüyle görmüş dört şahidi gösteremeyenin şahitliği reddedilir. Ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyiniz. Çünkü yalancıdırlar. Acaba böyle bir iftiraya cesaret eden hangi adam vardır ki, gözüyle görmüş dört şahidi gösterebilir.</div>
<div></div>
<div>Kur’an-ı Hakim, bu şartı koşmakla, böyle şeylerde, ağzınızı açmayınız, bu kapıyı kapayınız, demektedir. ‘Onlar çirkin söz ve davranışların yayılmasından hoşlanırlar’ (Nur Suresi: 19.) ayetin tehdidiyle, ‘Öyleleri münafık gibi, ehl-i imanın içtimaî  hayatlarını böyle şâyialar (haber yaymalar) ile ifsad ediyorlar’ diye ifade ediyor. Bilhassa böyle gıybet, namuslu ve haysiyetli kimseler hakkında yapılmışsa ve bilhassa ehl-i ilim hakkında olsa ve bilhassa akıldan hariç bir tarzda olsa, mesela, namuslu bir zat, kendi gayet yakışıklı her cihetle mükemmel ve ailesine tam itimadı olduğu halde; hiçbir cihetle ona mukabil gelmeyen ve onun hizmetkarı hükmünde ve ona nisbeten çirkince bir insan ve dünyada onların bir araya gelmesini hiçbir fıtrat ve vicdanın kabul etmeyeceği bir şekilde o biçare ailesini o şekilde gıybet etmek, bu nevi gıybetin en kötüsüdür.</div>
<div></div>
<div>Böyle en çirkin bir gıybetin sebebi, olsa olsa insanın elinde olmayan bir muhabbet vasıtasıyla yine kadınların kıskançlığından ve habbeyi kubbe görüp ve kendisinin iffetli olduğunu  göstermekle, başkasını itham etmek nevinden bu nevi şayialar meydan alıyor. Böyle şayialar yaymaktan tevbe etsinler; yoksa Allah’ın kahrının gelmesi ihtimali kuvvetlidir. Öyle iftira edenler, kendilerinin de böyle iftiralara maruz kalacaklarını kendi yaptıklarının cezası olacağının ihtimalini düşünsünler.”</div>
<div></div>
<div>Hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, bir insana, her duyduğu şeyi anlatması günah olarak ona yeter. Bir de bunu herkese yayıyorsa elbette günahı artar, ayrıca iftira ediyorsa iyice katmerlenir. Eğer bunu İman ve Kur’an Hizmeti yapan bir cemaate karşı yapıyorsa düşünmek gerekir ki, bu nasıl bir cinayet ve hıyanettir!..</div>
<div></div>
<div>Bizim bütün bunlara karşı, ittihadımızı, tesanüdümüzü birlik- beraberlik ve bütünlüğü sağlamak nelere dikkat etmemiz gerekir?</div>
<div>Her şeyden önce, Kitap ve Sünnete dayalı hazırlanmış, Risale-i Nur Külliyatı ve Pırlanta Serisi gibi beslenme kaynaklarından faydalanıp donanımızı her zaman güçlü hâle getirmemiz ve hücumlara karşı çok dayanıklı olmamız gerekir.</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri “müfritane irtibat”tan bahseder. Her şeyin İfrat ve Müfriti kötüdür ama aramızda irtibatın ifrat derecede müfritane olması gerekir. Bilhassa fırtınalar zamanında birbirimize tutunarak ayakta kalmayı temin etmek gerekir. Amerika’daki kızıl karıncalardan bahseden bir akademisyen: Şiddetli yağmurlar yağıp seller gelince bu karıncalar hemen toplanıp top haline gelerek sıkıca birbirlerine sarılarak selin üstünde gittikleri zaman vardıkları yerde yeni kolonilerini kurarlar ve varlıklarını böylece devam ettirirler.” demişti.</div>
<div></div>
<div>Biz bir siyasi cemiyet değiliz; bir spor klubü veya bir cami derneği değiliz. Bir ticari şirket hiç değiliz; biz KIYAMETE  AYARLI  BİR  KUR’AN  CEMİYETİYİZ.</div>
<div></div>
<div>Onun için bizler, İHLAS  ve  ADANMIŞLIK ruhuna sahip ve donanımlı, beklentisiz hizmetkârlar olmak zorundayız.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/giybet-ve-iftiranin-en-alcakcasi-safvet-senih/">Gıybet ve iftiranın en alçakçası | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafız Halid Ağabey&#8217;in tespitleri &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/hafiz-halid-agabeyin-tespitleri-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 14:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barla Lâhikasında 117. Mektup Hâfız Hâlid’e aittir. Hafız Halid Tekin Barlalıdır. Isparta’nın Sütçüler kasabasında ve Eğirdir’in İlâma köyünde ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Öğretmenliği bıraktıktan sonra Barla’nın Pazar Camiine imam olmuştur. Risale-i&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hafiz-halid-agabeyin-tespitleri-safvet-senih/">Hafız Halid Ağabey&#8217;in tespitleri | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Barla Lâhikasında 117. Mektup Hâfız Hâlid’e aittir. Hafız Halid Tekin Barlalıdır. Isparta’nın Sütçüler kasabasında ve Eğirdir’in İlâma köyünde ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Öğretmenliği bıraktıktan sonra Barla’nın Pazar Camiine imam olmuştur. Risale-i Nur’un ilk talebe ve kâtiplerinden olan Hafız Hâlid medrese tahsili görmüş ve bu tahsilini kendi gayretleriyle inkişaf ettirmiştir&#8230; Bu mektubunda Üstad hakkındaki hissiyatını ifade etmiştir.</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Mektubat Risalesinin 4. Mektubunda, Hulûsî Beye diyor ki: “Birincisi: Bir parça mahrem bir sırdır; fakat senden sır saklanmaz. Şöyle ki: Ehl-i hakikatın bir kısmı nasıl ki, Vedûd ismine mazhardır ve âzamî bir mertebede o ismin tecellileriyle, mevcudatın pencereleriyle Cenab-ı Hakka bakıyorlar. Öyle de: Şu hiç ender hiç olan kardeşinize, yalnız Kur’an hizmetinde istihdam edildiği sırada ve o nihayetsiz hazinenin dellâlı olduğu bir vakitte Rahîm isminin ve Hakîm isminin mazhariyetine medar bir vaziyet verilmiş. Bütün Sözler (Risaleler) o mazhariyetin tecellileridir.”</div>
<div></div>
<div>8. Şua’da şöyle deniliyor: “İkincisi: Risale-i Nur, İsm-i Âzam cilvesiyle ve Rahîm ve Hakîm isimlerinin tecellisiyle zuhur ettiğinden, imtiyazlı hassası ‘Allahü Ekber’den iktibasen Celâl ve Kibriya; ‘Bismillahirrahmanirrahîm’den istifazaten (feyiz alarak) Merhamet ve Şefkat ‘Ve hüvel-Aziz’ül-Hakîm’den istifadeten Hikmet ve İntizam üzerine gidiyor. Onun ruhu ve hayatı onlardır. Diğer meşreplerdeki aşk yerine, Risale-i Nur’un meşrebinde müştakane şefkattir ve re’fetkârâne muhabbettir. Nasıl ki, Hz. Ali (R.A.) sarîh (açık) bir surette Risale-i Nur’un yazılış tarihini ve mükemmeli yakalama zamanını ve meşhur ismini, ‘Tükâdü Sirâcün-Nur’ fıkrasıyla haber vermiş; öyle de ‘Bi Nûri Celalin Bâzihın’ izzet, azamet, celâl ve kibriyadır. ‘Şerantahın’ Süryânîce Raûf ve ‘Berkûtin’ Rahîm demektir. Demek Hz. Ali (R.A.) Risale-i Nuru tarif ederek ‘Hayatını ve Nurunu, kibriya, azamet, refet ve rahîmiyetten alıyor.’ diye seçkin hususiyetlerini beyan ediyor.”</div>
<div></div>
<div>Hafız Halid ise bu mektubunda başka bir hususa dikkati çekerek diyor ki: “Üstadım kendisi, Nur ism-i celîline mazhardır. Bu ism-i şerîf, kendileri hakkında bir İsm-i Azamdır. Kendi köyünün ismi Nurs; vâlidesinin ismi Nuriye; Kâdirî üstadının ismi Nureddin; Nakşî üstadının ismi Seyyid Nur Muhammed; Kur’an üstadlarından Hâfız Nuri; Kur’an hizmetinde hususî imamı Osman  Zinnûreyn; fikrini ve kalbini tenvir eden Nur ayetidir. Müşkül meselelerini izaha vâsıta olan Nur temsilleri gayet kıymetlidir. Risalelerinin hepsine Risale-i Nur ismini vermesi, Nur ismi onun hakkında İsm-i Âzam olduğunu teyid etmektedir.”</div>
<div></div>
<div>Bu mektupta, Risale-i Nur’un, bir marifet Kameri (Ay’ı) olup bir hakikat güneşi olan Kur’an’ın nurundan feyiz aldığını; Üstadın da Kur’an hakkında bir Kamer (Ay)  hükmünde olup Peygamberlik semâsının güneşi olan Hz. Muhammed Aleyhisselam’dan nurunu aldığını ve bu nurun Risale-i Nur şeklinde tezahür ettiğini  ifade ediyor.</div>
<div></div>
<div>Yine bu mektupta Üstadın bir özelliği şöyle anlatılıyor: “Üstadım, başkalarında nâdiren bulunan mümtaz hasletlerinden, zâhirî tavrının pek üstünde bir vaziyet gösteriyor. Zâhir hâle bakılsa, ilmihali bilmiyor gibi görünüyor, birden bakarsın bir derya kesiliyor. Söyleyecekleri mevzuunda kendisine izin verildiği kadarını, Resul-i Ekrem Aleyhisselamdan istifade derecesi nisbetinde söyler.”</div>
<div>Bir önceki mektupta da Mustafa Hulûsî şöyle bir tesbitte bulunuyordu: “Risaleleri okurken, çok arkadaşlar, çok hayrette kalırlardı. ‘Bu koca Bedî’ bu inciye benzer sözleri, bu kelimeleri nereden buluyor?!.’ diye birbirimize çok defa diyorduk. Lisanına baksan, birşey istifade edilmez gibi görünüyor. Halbuki, söyledikleri hep hikmettir. Nazarımıza dehşet veriyor, nur serpiyor, diye tekrar tekrar iştiyakla okuyorduk. Bunun üzerine ‘Risale-i Nur, okuyanlar için, bir iksîr-i a’zamdır.’ diye hükmettik.”</div>
<div></div>
<div>Hâfız Halid Üstadın kâmil mânadaki tam tevâzuunu da şöyle ifad ediyor: “İşte bu tevâzu hasletinin gereği olarak bizim gibi talebelerinden bazı ilmî meselelerde muhâlefet eden olursa, onların sözlerini araştırır, içlerinde eğer hak varsa, kemâl-i tevâzu ile ve lezzetle kabul ederek ‘Mâşâallah’ der. ‘Siz benden daha iyi bildiniz. Allah râzı olsun.’ der.”</div>
<div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/hafiz-halid-agabeyin-tespitleri-safvet-senih/">Hafız Halid Ağabey&#8217;in tespitleri | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaralı asrın insanlarının ilaçları &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/yarali-asrin-insanlarinin-ilaclari-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2021 12:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18556</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabeyimizin mektubu:  Aziz, şefkatli, muhterem üstadım! Bulunduğumuz asır, mânevi seferberlik (harb) zamanı olduğundan, vücûdumdaki yaralara baktıkça, yaralar gitgide daha fazlalaşmakta iken.. bir gün işittim ki, &#8220;sağdan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarali-asrin-insanlarinin-ilaclari-safvet-senih/">Yaralı asrın insanlarının ilaçları | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabeyimizin mektubu: </b></div>
<div>Aziz, şefkatli, muhterem üstadım!</div>
<div>Bulunduğumuz asır, mânevi seferberlik (harb) zamanı olduğundan, vücûdumdaki yaralara baktıkça, yaralar gitgide daha fazlalaşmakta iken.. bir gün işittim ki, &#8220;sağdan sola geçiniz&#8221; diye ilân ediyorlar. Ve otuz iki harfin bir kaç adedini gâib edip ilân edince öyle bir yara daha açıldı ki; evvelki yaraları unutturdu. Nasıl ki nass-ı Kur&#8217;ân&#8217;da:</div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20210324/5903612.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div>Ashâb-ı Kehf Efendilerimiz beş veya sekiz delikanlı -asrımızdaki tahammül edilmeyen fenalık gibi- o asırda fenalıktan, fitneden kaçarak mağaraya iltica ettiler. Sebebi ise; din-i Hak üzere bulunan ehl-i îmanı, zamanlarının padişahı olan Dakyanus, putperestliğe dâvet edip.. kabûl edenleri putlara kurban kestirip, kabûl etmeyenleri katl-i âm ettiği sırada, Ashab-ı Kehf Efendilerimiz mağaraya çekildiler.</div>
<div></div>
<div>Bana rü&#8217;yamda üç şahıs gösterildi. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bediüzzamanı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak, cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi.. hemen uyandım. Peder ve validem ehl-i kalb olduğundan, rü&#8217;yâyı anlattım. Pederim; &#8220;Bu zât Barla&#8217;ya henüz yeni geldi. Bir-iki sene kadar oldu. Git, mürâcaat et&#8221; dedi. Ben dedim: &#8220;Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük mânevî bir doktorun yanına bu yaralar ile nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım? &#8220;Bana &#8220;git&#8221; denildi. Hitab iki oldu. Hemen, sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki  dakika titredim. Sonra, fesübhânallâh dedim. Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczâlara tahammül edemeyecekler. O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabûl edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti. Avdetten bir-iki ay sonra, hemen askere gittim. Terhis oluncaya kadar; (yirmi ay mukaddem) bu yaralar içinde, her saat ve her dakika, &#8220;Elmevtü hakkun&#8221; kaziyyesini düşünüp, &#8220;Acaba benim hâlim ne olur?&#8221; derdim. Memlekete avdetimde, ağabeyim Mustafa&#8217;yı (rahmeten vâsiaten) görünce ruhum biraz genişledi. Acaba, bu nereden ileri geliyor, dedim. Bir-iki gün sonra, mübarek Ramazan-ı Şerif gecesi üçüncü hitap olarak, yine rü&#8217;yamda, memleketimizin kenarında, üstadım Bediüzzaman, elinde bir asâ, çoban olup dellâllığı ilân ediyor. Ve diyor; &#8220;Ben Kur&#8217;ân&#8217;ın dellâlıyım&#8221; diye yüksek sesle bağırıyor, ilân ediyor. Ben heyecanımdan hemen uyandım&#8230;</div>
<div></div>
<div>Demek bakınız ey kardeşlerim ve bütün mü&#8217;minler! Üstadım Hazretleri değil memleketimize, bütün üç yüz elli milyon Müslümana her saat, her dakika her an bağırıyor. Benim gibi zâhir kulağıyla dinlemeyiniz, kalb kulağıyla dinleyelim ki, her an bağırıp çağırdığını işitelim. Mâdem bu elmas ve cevherler, bu sergiler asrımıza verilmiş; bütün asrımızda kazancımızı versek, yine o elmasların fiyatını veremeyeceğiz. Bahar mevsimi geçmeden bütün cevherlerden alalım. O cevherler ise, Risale-i Nur Külliyâtıdır.</div>
<div></div>
<div>“Ben âciz de Yirmi Dördüncü Sözün Dördüncü ve Beşinci Dalını okumağa ve yazmağa başladım. Ve yaralarımın birer birer kuruduğunu  hissedince, Mektubat ve Sözler&#8217;i bütün kuvvetimle yazmağa karar verdim. Benim gibi yaralı kardeşlerime, bütün Müslümanlara, bütün kuvvetimle bağırıyorum: &#8220;Eyvah! Bu asrımızda, bu yaralar ile nasıl istirahat edebiliriz, yoksa!.. Bu asrın mânevî doktoru ve ilâçları ise, Kur&#8217;ân&#8217;dan tereşşuh eden Risale-i Nur ve Mektubatü&#8217;n-Nur&#8217;dur. Onlara sıkı sarılalım.&#8221;</div>
<div></div>
<div>Kuleönlü Büyük Ruhlu Küçük Ali Ağabeyi, 1970’li yılların başında ziyaret etmiştim. Allah rahmet etsin…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/yarali-asrin-insanlarinin-ilaclari-safvet-senih/">Yaralı asrın insanlarının ilaçları | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her yüz senede bir&#8230; &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/her-yuz-senede-bir-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2021 16:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barla  Lâhikasındaki 126. Mektup Şamlı Hâfız Tevfik’e aittir. Bu mektupta Müceddidlik ile ilgili “Her yüz senede Cenab-ı Hak bir din Müceddidi gönderiyor, hadis-i şerîfine mazhar olan, onu tasdik eden ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-yuz-senede-bir-safvet-senih/">Her yüz senede bir&#8230; | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Barla  Lâhikasındaki 126. Mektup Şamlı Hâfız Tevfik’e aittir. Bu mektupta Müceddidlik ile ilgili “Her yüz senede Cenab-ı Hak bir din Müceddidi gönderiyor, hadis-i şerîfine mazhar olan, onu tasdik eden ve tam izhar eden,  âriflerin kutbu, vâsılların gavsı Muhammed Aleyhisselâmın vârisi, meşhur Mevlana Hâlid (K.S.)..” ifadelerini Mevlana Hâlid Bağdadî’nin  tarihce-i hayatında gördüğünü söylüyor. Meseleyi inceleyince şu neticelere ulaşıyor:</div>
<div>Mevlânâ Hâlid’in doğumu Hicri 1193..</div>
<div>Bediüzzaman’ın doğumu ise Hicri 1293.. Mevlâna Halid’den yüz sene sonra.</div>
<div> Mevlâna Hâlid Hicri 1224 tarihinde Hindin başşehri Cihanâbad’a girdi. Abdullah Dehlevî Hazretlerinden aldıkları mânevi feyizler ile Nakşi tarikatını silsilesine girip Mücedditliğe başladı..</div>
<div>Bediüzzaman ise yüz sene sonra Osmanlı Başşehri İstanbul’da mânevi mücâhedesine başladı.</div>
<div>Mevlânâ Hâlid 1238’de siyasetçiler yüzünden vatanını terk ederek, Şam’a hicret etti.</div>
<div>Bediüzzaman Hazretleri de yüz sene sonra 1338’de Ankara’ya gidip siyasilerle uyuşamayıp Van’a gitti.</div>
<div>Mevlâna Halid yirmi yaşına girmeden bütün âlimler üstünde görünmüş ve ders okutmaya başlamış..</div>
<div>Bediüzzaman Hazretleri de 14 yaşında icâzet almış ve icazet almaya yakın talebeleri okutmuştur.</div>
<div>Mevlana Hâlid Hazretleri Hz. Osman neslindendi.</div>
<div>Bediüzzaman da seyyid ve şerif olarak Hz. Ali neslindendir.</div>
<div>Bütün bunlar Mevlâna Halid Hazretlerinden sonra Bediüzzaman Hazretlerinin de müceddit olduğuna bu tevafukları ile işaret ediyor. Zaten yaptıkları ve yazdıkları ile kendisinin durumunu her yönden ifşâ etmektedir.</div>
<div>Mektubun devamında, Şamlı Hâfız Tevfik ders verici bir olayı Bediüzzaman Hazretlerinden naklediyor: “Ben Üstadımdan işittim ki: “Hz. Mevlânâ Hâlid, Hindistan’dan Nakşibendî Tarikatını getirdiği vakit, Bağdat dairesi, Abdülkâdir Geylanînin, ölümünden sonra, hayatta olduğu gibi tasarrufu altında idi. Onun için Mevlâna Hâlidin mânen tasarrufu başlangıçta kabul göremedi. Şâh-ı Nakşibend ile İmam-ı Rabbâni’nin ruhaniyetleri Bağdat’a gelip Şâh-ı Geylânînin ziyaretine giderek ricâ etmişler ki: ‘Mevlânâ Hâlid, senin evladındır, kabul et! Şâh-ı Geylânî, onların iltimasları için, Mevlâna Hâlid’i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlâna Hâlid birden parlamış. Bu olay ehl-i keşifce vâki olmuş ve müşâhede edilmiş. O ruhânî hâdiseyi, o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşâhede etmiş, bazısı da rüya ile görmüşler.”</div>
<div>Buradan bizim alacağımız derse gelince; iman ve Kur’an hizmeti yapmak isteyenler mutlaka bulundukları yerin geçmiş büyüklerinin ruhaniyetlerine Fatiha ve İhlaslar okuyup bağışlamalıdırlar. Bir nevi onların iznini alarak hareket etmelidirler. İstanbul’da olanlarımız, Ebu Eyyüb-i Ensârî’yi, Ankara’dakiler Hacı Bayram Veliyi,  Konya’dakiler de Mevlâna Hazretlerini mutlaka böylece ziyaret etmelidirler.</div>
<div>Tecdid hareketlerine gelince; her dönemin müceddidi o zamanın ihtiyacına göre bir tecdidde bulunmuştur. Ömer ibn-i Abdülâziz, kendisi dönemin devlet sistemindeki bir bozulmanın üzerine gelmiş ve yaptığı tecdid ile gününe göre meseleyi aslî şekline oturtmuştur. İmam-ı Gazalî çeşitli milletlerin çeşitli inanç ve anlayışlarla büyüyen İslâm Âleminin içine girmesiyle cebriye, mutezile, mürcie, müşebbine gibi bozuk kelâmi anlayışlara karşı, İhya-i Ulûmiddin (Dini ilimleri ihya) gayretiyle Kur’anî ve Sünnet çizgisine getirecek bir tecdidde bulunmuştur. Hz. Ömer soyundan geldiği için Fârûki lâkabını alan İmam-ı Rabbanî Hazretleri de döneminde tasavvuf ve tarikatlardaki bazı durumlara göre bir tecdidde  bulunmuş ve Mektubât isimli eseriyle vazifesini ifâ etmiştir ama günümüzde yani bir-iki asırdır bütün dünyada toptan bütün semavî hakikatlere karşı bir inkâr-ı ulûhiyet anlayışı çıkmış, bütün ilim ve fen dallarına sirayet etmiştir. Bilhassa evrim teorisiyle, dini inançlara karşı ilim mahfilleri, üniversiteler, tamamen dinin dışında bir dünya görüşüne göre şekillenmişlerdir. İşte her şeyin toptan inkâr edilip ilim ve fennin dışına itilip atıldığı bir dönemde her şeyî aklî mantıkî bir temele oturtarak, günümüz insanına anlatacak ve bunu yine Kur’an’ın ölçülerine göre yapacak bir tecdid hareketine ihtiyaç vardı. Onun için Bediüzzaman Hazretleri hem aklı hem kalbi iknâ edecek bir üslubla, İslami esasları yepyeni ve taptaze şekilde sunmuş ve bu işin hakkiyle sâhibi olduğunu göstermiştir.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-yuz-senede-bir-safvet-senih/">Her yüz senede bir&#8230; | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altın ile yazılacak yazılar &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/altin-ile-yazilacak-yazilar-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2021 14:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[SafvetSenih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hâfız Mustafa, Üstad  Hazretlerine gönderdiği Barla Lâhikasındaki  bu mektubunda Risâleler ile ilgili değerlendirmesinde “Bundan bir sene evvel, Sözler ve Mektubat’ı istinsah (yazıp çoğaltma) esnasında, bazı nükteler, kendi kalbi hastalıklarıma uygun&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/altin-ile-yazilacak-yazilar-safvet-senih/">Altın ile yazılacak yazılar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Hâfız Mustafa, Üstad  Hazretlerine gönderdiği Barla Lâhikasındaki  bu mektubunda Risâleler ile ilgili değerlendirmesinde “Bundan bir sene evvel, Sözler ve Mektubat’ı istinsah (yazıp çoğaltma) esnasında, bazı nükteler, kendi kalbi hastalıklarıma uygun bir ilaç olarak geldiğinde ‘Evet, bu nükteyi altın yazı ile yazmalı’ diye söylerdim.”diyor.</div>
<div></div>
<div>Nitekim Üstad Hazretleri de 19. Mektup Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinde bir parça için:  “Bu Parça Altın Ve Elmas İle Yazılsa Liyâkatı Var” diye bir başlık atıp, özel bir süsleme içinde şunları yazmıştır: “Evet daha önce bahsi geçmiş: (Efendimizin) avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi.! ‘(Ey Muhammed) attığın zaman da sen atmadım’ (Enfâl Sûresi.17) âyetinin sırriyle, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları hezimete sevketmesi; ‘Ay yarılıp ikiye ayrıldı’ (Kamer,1) âyeti ile, aynı avucunun parmağıyle, kameri iki parça etmesi.. ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi.. ve aynı el hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika ilahî bir Kudret Mucizesi olduğunu gösterir. Gûya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikir hâne-i Sûbhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine görse, zikir ve tesbih ederler. Ve düşmanlara karşı, küçücük bir cephane-i Rabbânidir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı, küçücük bir eczane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri (ay’ı) parçalayıp kâb-ı kayseyn (iki kavis, iki yay) şeklini verir ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı Kevser akıtan on musluklu bir rahmet çeşmesi hükmüne girer. Acaba böyle bir Zâtın bir tek eli, böyle acib mucizelere mazhar ve medâr olsa, o Zâtın, Kâinatın Yaradanı yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsına ne kadar sâdık bulunduğu ve o el ile bîat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, apaçık, şekilde anlaşılmaz mı?”</div>
<div></div>
<div>Hâfız Mustafa, Risaleleri, çelikten yapılmış bir saraya benzetmiştir: “Kışın en şiddetli tehlikeleri ânında ve fırtınalı zamanında, yırtıcı hayvanların en azgın ve kuvvetli zamanlarında, geniş sahrada,  çamurlu bir yolda giden bir yolcunun imdatsız, kimsesiz, o tehlikeler içinde, düşe kalka, yüzde doksan dokuz fırtınalar ve o yırtıcı canavarların elinde parçalanacağı ve telef olacağı hengâmda, kendini kurtarmak isteyen o yolcunun gözüne tesâdüf eden, sahranın ortasındaki çelikten daha güzel, polattan daha kuvvetli yapılmış bir  saraya rast gelmesi, o yolcuya o kadar memnun ve mesrur eder ki, hattâ o saraya daha çabuk yetişip, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmasından halâs olmak için koşarak, acelesinden ayaklarının bile yere temas etmesini istemeyen bu yolcu, kendisinin saraya girmesine vesîle olanlara, değil bütün malını vermek, belki canını fedâ eder. İşte asrımızda  Sözler ve Mektuplar, o yolcunun saraya rast gelmesiyle bütün tehlikelerden kurtulduğu gibi, insan ve cin canavarlarının tehlikelerinden kurtulmak için Sözler’in her biri o kaleden daha sağlam bir sığınak olduğuna yüz bin kanaatim vardır. Elhamdülillah, o sarayın anahtar vazifesini Lem’alar’ın feyziyle bulabildim. O tehlikelerden bîçare zayıf ruhumu kurtarmak için içeriye girdim. Gördüm ki, Cennet, sekiz tabaka olup, hiç birbirine mâni olmadığı ve benzemediği gibi, birine girdiğimde onun letâfeti evvelki girdiğimin lezzetini tazelendirdiği gibi, Risâleler aynen öyledir.”</div>
<div></div>
<div>Risale-i Nurlar, Kur’an hakikatları olarak Kur’an akliliğinde ve Kur’an makuliyetinde ilim ve akıl çağındaki insanlara, bin senedir sağından, solundan darbe almış olan insanlık kalesini tamir etme özelliğinde eserler olduğu için, dikkatle okunması, hazmedilmesi gerekir…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/altin-ile-yazilacak-yazilar-safvet-senih/">Altın ile yazılacak yazılar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
