<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>safvet Senih arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/safvet-senih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/safvet-senih/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:58:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>safvet Senih arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/safvet-senih/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dertli, söyleğen olur &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/dertli-soylegen-olur-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2021 12:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20541</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki kelimeyi bir araya getirmeyen bir kişinin başına bir bela veya bir musibet gelsin, bakarsınız en kestirme şekilde, en etkileyici ifadelerle derdini anlatmaya, meramını ifade etmeye başlar… Dertlenme, insanı konuşkan &#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dertli-soylegen-olur-safvet-senih/">Dertli, söyleğen olur | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>İki kelimeyi bir araya getirmeyen bir kişinin başına bir bela veya bir musibet gelsin, bakarsınız en kestirme şekilde, en etkileyici ifadelerle derdini anlatmaya, meramını ifade etmeye başlar… Dertlenme, insanı konuşkan  yapar… İnsanlığın problemlerini çözme, güzellikleri yayma üzerine kendisini programlamış bir insan da artık dominanttır… Fedâkârlığı ve cefakârlığı ölçüsünde, bu keyfiyeti ziyadeleşir. Aksiyon gücü artar.</div>
<div></div>
<div>Ahmed Zamir 1996’ta tanıştığımız Hind Asıllı Atlanta’da yaşıyan bir genç… 1998’de yaşadıkları bölgeyi ziyaret etmiştim. Babası mühendis… Arkadaşları ile çocuklarını yani Ahmed’leri İslâmî bilgilerle yetiştirmek için bir İslâm Merkezi açmışlar. Gerçekten güzel bir yer… İçinde, mecsit, sınıflar, ve toplantı salonları var. “Ahmed  kardeşim, babangiller bak sizler için ne güzel imkânlar hazırlamış!. Bu imkânlarla İslâmî güzelliklerin pek çok kimse tarafından tanınmasına vesile olmuşsunuzdur!.” dedim. Şöyle bir yüzüme baktı. “Bizimkiler, sizler gibi değil…. Babamlar bu merkezi bizi korumak için yaptılar ama bizleri bile koruyamıyorlar. Eğer, başkalarına bir şeyler anlatmak üzere bizleri  yetiştirmiş olsalardı, bizleri de korumuş olurlardı!” dedi.</div>
<div></div>
<div>M. Fethullah Gülen Hocaefendi diyor ki: “Hakikî var olmanın yolu aksiyon ve düşünceden geçer. Kendini ve başkalarını değiştirebilecek mahiyetteki bir aksiyon ve düşünceden. (…)  Hayatın en önemli, en zarurî hadisesi aksiyondur. O uğurda pek çok şey kaybetme pahasına da olsa, sürekli aksiyon, sürekli düşünce ile bir kısım sorumluluklar altına girerek, bir kısım problemleri göğüsleyerek âdeta kendi kendimizi mahkûm edip hep hareket etme mecburiyetindeyiz… evet, eğer kendimiz olarak hareket etmezsek, başkalarının HAMLE  ve AKSİYON  DALGALARININ, DÜŞÜNCE   ve  PLÂN  GİRDAPLARININ tesirine girerek, onların hareket fasıllarını temsil etme zorunda kalırız.</div>
<div></div>
<div>“Hep hareketsiz kalma, çevremizde olup biten şeylere müdahale etmeme, etrafımızdaki oluşumlara karışmama, suyun içine düşmüş bir buz parçası gibi kendimize rağmen, kendi kendimizi erimeye salmak demektir. Özümüzün moleküllerini koruyamayacağımız böyle bir erime ise, kendimize ters ve özümüze de zıt her hangi bir oluşuma teslim olmak sayılır. Kendi olarak kalmayı plânlayanlar, bütün arzularıyla, istekleriyle, kalbleri ile, vicdanları ile, hareket ve düşünceleriyle onu istemelidirler; zira VAR  OLMAK  İÇİN, BÜTÜNÜ ile İnsan Özünün GERİLİMDE olması şarttır… evet önce var olmak, sonra da varlığı devam ettirmek, insandan, kol ister, kanat ister, kalb ister, kafa ister. Bizler yarınki varlığımız için şimdiden kalb ve kafalarımızı fedâ etmezsek, başkaları, hem de bize hiçbir yararı olmadığı bir zemin ve zamanda, gözümüzün içine baka baka onları bizden isteyebilir.</div>
<div></div>
<div>“Kendimiz olmak, kendimizin isteklerini, âlemin istek ve arzuları hâline getirmek; sonra da umum varlık içinde kendimize bir hareket mecrası (akış yolu) bulmak ve kâinattaki umum cereyanlar içinde kendi cereyan yolumuzda kendimiz olarak akmak; yani bir taraftan BÜTÜN  VARLIKLA  BÜTÜNLEŞİRKEN, diğer yandan da kendi ÖZ  ÇİZGİMİZİ  KORUMAK; işte İslâmî aksiyon ve düşüncenin en belirgin yanlarından biri!..  Kendi âlemi itibarıyla umûmî varlıkla irtibatlanamayan, kâinatla olan alâkalarını duymayan; ferdi ve cüz’î isteklerine bağlanıp âlem şümul gerçeklere karşı kapalı kalan kimse, kendini bütün varlıktan koparır, tecrid eder ve egoizmin öldürücü mahbesine  (hapisanesine) atar.  Bedene ait bütün iştihaların, cismaniyet etrafında gerçekleşen bütün kavgaların ve onlarda aranan içi boş, kuruntu buudlu bütün tesellilerinin, insanın varlıktan kopup kendi kendine kalmasından kalmasından kaynaklandığında şüphe yoktur. Hakiki aksiyon ve düşünce adamının dünyası ve o dünya içindeki mutluluğa âlem şümul televvünlüdür ve ebediyet çerçevesine hakkedilmiştir. Bu itibarla da onun başlangıcı ve sonu yok gibidir; olsa da tasavvurlarımızı  aşar. Bu açıdan da biz MESUT  İNSAN  derken hep böylelerini hatırlarız. Zaten sonu ve başlangıcı olan saadete de saadet demek mümkün değildir.</div>
<div></div>
<div>“Daha enfes bir yaklaşımla aksiyon; insanın, en samimi ve içten kararlarla bütün varlığı kucaklaması, onu tahlile alması ve onun içindeki koridorlardan sonsuza yürünmesi, sonra da Nâmütenâhî’den aldığı bir sır ve kuvvetle zekâ ve iradesinin bütün gücünü kullanarak, kendi âlemini, HİLKAT ile hedeflenen gerçek yörüngesine yerleştirmesidir.”</div>
<div>Bizim HİLKAT  (yaratılış) gayemiz, Cenab-ı Hakkı isim ve sıfatları ile tanımak, marifetullah ufkuna   ulaşmak, muhabbetullah ve ruhanî zevklerle tanışmak; bu tadılan haz ve lezzetleri bütün insanlığa taddırmaktır. Kâinatta herşey herbir zerre, hamd ve tesbihle âdeta kendinden geçercesine bu umumî âhenge dem tutmaktadır. İnsan da gerçek kulluk ve ibadetlerle kainatın bu umumî akışına uymuş ve kainatla bütünleşmiş olmaktadır. Cismanî yaşayışı terk edip kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselenler bu gerçeği hakka’l-yakîn hissederler.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dertli-soylegen-olur-safvet-senih/">Dertli, söyleğen olur | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Direkler konuşur mu? &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/direkler-konusur-mu-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jun 2021 16:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yâsin Suresinde “Bugün mühür vuracağın ağızlarına, elleri Bize söyler, ayakları şahitlik eder kendi yaptıklarına.” (36/65)  Bir başka ayette de “Benim aleyhime niçin şahitlik yaptınız itirazına, o organlar “Her şeyi konuşturan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/direkler-konusur-mu-safvet-senih/">Direkler konuşur mu? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Yâsin Suresinde “Bugün mühür vuracağın ağızlarına, elleri Bize söyler, ayakları şahitlik eder kendi yaptıklarına.” (36/65)  Bir başka ayette de “Benim aleyhime niçin şahitlik yaptınız itirazına, o organlar “Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu.”  (Fussilet  20/23)  diyecekler…</div>
<div></div>
<div>M. Fethullah  Gülen Hocaefendi bu hususta diyor ki: “Her şey maddeden ibaret değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımıyla, ‘Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir. Göz ise mâneviyatta kördür.’  İşte maddî gözün kör olduğu bu sahada BASİRETİNİ  devreye sokmayanlar, her şeyi maddeyle sınırlı olarak ele alınca hep dar bir çerçevede kalırlar. Müslümanlığı da bazı formalitelerden ve bir takım şekilleri yerine getirmeden ibaret görüyorlarsa, onların mânevî âlemlere ait SİNYALLERİ  duymaları mümkün değildir. Bunlar, dînî mükellefiyetleri hassasiyetle eda ediyor da olabilir. Mesela, namazlarını dikkatli kılabilirler. Belki bazen rüyalarında bazı şeyler de görebilirler. Ne var ki, onların mânevî ve metafizik âlemle ciddi münasebetleri yoktur. Dolayısıyla de ne hârici bir ses duyabilirler ne de ötelere ait bir sinyal alabilirler.</div>
<div></div>
<div>Bu açıdan, HİKMET  PINARLARINDAN  mâ-i zülâl içmek için önce mâneviyata açık olmak gerekir. İnsan öyle inanmalıdır ki, çok rahatlıkla, ‘Benim Rabbim öyle bir  İlahtır ki, bir insanın diline BEYAN  KABİLİYETİ  verdiği gibi şu direği de konuşturabilir. O’nun (c.c.)  âdet-i Sühbâniyesi odunu konuşturmamaktır, fakat ben, şu direğin bana seslenebileceğine inanırım. Başımı secdeye koyduğum zaman ötelerden gelen bir kısım esintilerin beni sarabileceğine inanırım. Çünkü,  yerin ve göklerin, canlı-cansız bütün mahlukatın Sahibi olan Rabbim murat buyurursa, her şeye her şeyi yaptırır.’ diyebilmelidir. İşte bu şekilde inanma çok önemlidir; ötelerin sesini duyabilmek ve mânevî âlemlerden sinyal alabilmek için her şeyden önce o âlemlere ve öyle bir alışverişin mümkün olduğuna inanmak  çok mühim bir referanstır.</div>
<div></div>
<div>“Bazı insanlar da vardır ki, onlar mâneviyata şöyle-böyle inanırlar ama bu inanmayı mâziye ve geçmişte yaşamış şahıslara bağlarlar. Mesela Abdülkadir Geylanî veya İmam Şâzilî Hazretleri gibi bazı büyük velilerin kerametlerini kabul ederler. Fakat kendi dönemlerinde de bazı hârikulade şeylerin olabileceğine asla ihtimal vermezler. Bir zamanlar açık olsa bile, kendi yaşadıkları dönemde mânevî âlemlerin kapılarının kapalı olduğunu zannederler. Dolayısıyla, hali hazırda da tecelli etmesi muhtemel olan bir hakikate inanmamak suretiyle, kendilerine gelebilecek ruhanî esintilerin önünü kesmiş olurlar.” (İkindi  Yağmurları / Kırık Testi-5)</div>
<div></div>
<div>1970 senesi olsa gerek… İzmir-Tepecik’te ilk talebe evinde kalıyoruz. Gece on iki civarı tam yatmaya hazırlanıyoruz. Hocaefendi, Koca Yusuf (Öztanzan), Saim Atlıhan ve yorgancı Muazzam Ağabey gibi dört-beş ağabeyle beraber geldiler. “Siz yatın biz sabaha kadar kitap okuyacağız” dediler. Sonra öğrendik ki, İşârâtü’l-İ’caz tefsirini dönerli olarak dörder beşer sayfa okurken, haşir bahsindeki şu ifadeyi Hocaefendi okurken, “Ey Habib-i Şefik ve ey Şefik-i Habib! Ey Saîd-i Mecid ve Mecid-i Said!  Rahmet-i İlahiyenin en lâtifi, en zarifi, en lezizi olan muhabbet ve şefkatine bakınız. (…)  Acaba göz önünde apaçık görünen rahmet-i İlâhiye, ebedi ayrılığın muhabbet ve şefkat aleyhine hücum etmesine müsaade eder mi?  Vallahî hayır!” deyince, birden duvardan “Offf!”  der gibi bir ses geliyor. Hocaefendi yedi kere aynı ifadeyi tekrar ediyor. Onlar bu sesi dört-beş sefer duyduklarını Hocaefendi ise her seferinde aynı iniltiyi duyduğunu söylüyor. Eğer o haftaki Kestanepazarındaki Cuma vaazı dinlenirse, “Materyalist kafalar inanmasa da duvarlar da imanî gerçekleri tasdik edip inler” dediği işitilecektir. Ben o vaazda idim, aynen böyle söyledi.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/direkler-konusur-mu-safvet-senih/">Direkler konuşur mu? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunus Aleyhisselam gibi &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/yunus-aleyhisselam-gibi-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2021 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüsrev Ağabey Barla  Lahikasındaki  mektubunda Birinci Lem’adaki “Yunus, karanlıklar içinde kaldığında, ‘Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.’ diye niyaz etti.” (Enbiyâ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yunus-aleyhisselam-gibi-safvet-senih/">Yunus Aleyhisselam gibi | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Hüsrev Ağabey Barla  Lahikasındaki  mektubunda Birinci Lem’adaki “Yunus, karanlıklar içinde kaldığında, ‘Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.’ diye niyaz etti.” (Enbiyâ Suresi, 87) ile ikinci Lem’a daki “Eyyûb’u da hatırla ki, Rabbine ‘Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etti.” (Enbiyâ Suresi, 83) ayetlerinin tefsiri ve Rumûzât-ı Semaniye hakkındaki takdirlerini arz ediyor: “(Bunlardan) aldığımız manevi feyzi, benim gibi yoksul bir talebenizin kâlp ve kaleminin haddi değil ki, tarif etsin. (&#8230;) Aziz Üstadımızı vasıta kılarak (Hâlık-ı Zülcelâl ) en büyük nimetlerini pek ziyade muhtaç olduğumuz bir vakitte veriyor, bizi teselli ediyor. Hem memnun ediyor, hem istikbalin nurlu yüzünü göstererek bizi nura koşturuyor. Bir taraftan kardeşlerimizi çoğaltıyor, muhabbetlerimizi teksir ediyor, maddî ve manevî kuvvetlerimizi takviye ediyor; diğer taraftan saadet hazinelerinin anahtarlarını ellerimize veriyor&#8230;”</div>
<div>Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin etrafında toplanıp tesânüt ve uhuvvet içinde iman ve Kur’an hizmetinde aşk ve şevk ile koşuşturan bu ilklerde gördüğümüz en mühim bir husus, okudukları ve yazdıkları hakikatler  hayatlarında tatbik etmektir.</div>
<div>1972 senesinin son günleri emekli Albay Hulûsî Bey hacca gitmek için hava alanına gelir. Fakat o anda, hava şartları yüzünden kapıların kapatıldığı bildirilir. Bütün ümitler kesilmiştir. Bu son hac kafilesinde bulunan hacı adaylar, büyük bir üzüntü içindedirler. Bütün mürâcaatlar neticesiz kalmıştır. Tam bu sırada Hulûsî Bey, Birinci Lem’ada bahsedilen Yunus Aleyhisselamın kıssasına dayanarak, o ümitsiz ve perişan haldeki yolcu kafilesine “Şimdi gelin, Hz. Yunus Aleuhisselamın münacat ve duasını hep bir ağızdan okuyup Cenab-ı Hakka halimizi arz edelim.” der. Bütün kâfile, bu ciddî, bu asil insanın etrafında toplanıp onun söylediklerini hep bir ağızdan tekrarlamaya başlarlar: “Lâ ilâhe illâ Ente Sübhânek. İnnî küntü mine’z-zâlimîn&#8230;” Bir saat sonra sis hafifler, bir saat sonra da hava açılır&#8230; Bir Alman uçağı gelir ve son kafilenin bütün yolcularını alarak hacca götürür.</div>
<div>Devam etmekte olan bu şiddetli ve fırtınalı süreçte sanki Balığın karnındaki Yunus Aleyhisselam gibi dua, Hizmet erlerinin uzun bir dönemi oldu. Aslında bu şiddetli ve hiddetli dönem, bir muhâsebe ve durum muhâkemesi süreci oldu. Zaman ayıramadığımız geçmiş günlerin bir keffareti olarak bir açıdan Hizmet erleri için çok önemli bir fırsata dönüştü. Zaten eğer Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Lâhika mektuplarındaki benzer hususlarla ilgili değerlendirmelerine dikkat edersek bu tip hikmet ve sırları da anlamış oluruz. Gerçi Asr-ı saadette Efendimizin (S.A.S.)  ve Sahabe Efendilerimizin hayatlarına bakarsak ve nûzül (iniş)  sebebi olarak bazı âyetlere dikkat edersek bu güzelliklere âşina olabiliriz.</div>
<div>Önceleri Yusuf Aleyhisselamın ve Yunus Aleyhisselamın kıssalarını okuduk, tefsirlere de baktık. Ama bu süreç bizlere bu kıssaları çok daha derin ibret ve dersler verdi. Dinleyerek, okuyarak anlamanın ötesinde yaşamanın ayrı bir enginliği oluyor.</div>
<div>Bazılarımızın “Yahu bizi çok iyi tanıyan insanların bilhassa İslâmî Cemaatlerin hâli bir haksızlık değil mi?  Nasıl böyle olabiliyor?”  diye soru ve itirazlarına karşı, “Ne biz, Hz. Yusuf Aleyhisselamız; ne de o İslamî cemaatler Hz. Yakub Aleyhisselamın oğulları…  Onlarda bile durum böyle olursa, bizler kim oluyoruz?”  diyebiliyoruz.</div>
<div>Peki netice?..</div>
<div>Aktif sabır neticesinde su akıp yolunu buluyor;  zamanla taşlar yerine oturuyor… Hz. Yakup da, Hz. Yusuf da kardeşleri de  memnun ve mesud oluyor…</div>
<div>Kehf Suresindeki Hz. Musa ve Hz. Hızır  kıssasında da kendimiz için derin ve engin hikmetler ve ibretleri şimdi daha parlak şekilde görebiliyoruz…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/yunus-aleyhisselam-gibi-safvet-senih/">Yunus Aleyhisselam gibi | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrak-ı perişandan &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/evrak-i-perisandan-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2021 12:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir arkadaşımız çok sıcak bir Afrika ülkesinde Ortaasya ülkelerinden gelen  bir öğretmenle karşılaşıyor. İsmini ve ülkesini soruyor.  “Narin”liyim, deyince, “O soğuk ülkeden bu bunaltıcı sıcakların olduğu yere niçin geldin, burada&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrak-i-perisandan-safvet-senih/">Evrak-ı perişandan | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bir arkadaşımız çok sıcak bir Afrika ülkesinde Ortaasya ülkelerinden gelen  bir öğretmenle karşılaşıyor. İsmini ve ülkesini soruyor.  “Narin”liyim, deyince, “O soğuk ülkeden bu bunaltıcı sıcakların olduğu yere niçin geldin, burada ne işin vardı?” diye soruyor. O da, “Bizim oraya Türkiye’den gelen fedâkâr öğretmenlerimizin ne işi var idi ise, ben de o iş için geldim. Ben coğrafyada  bile bu ülkenin ismini görmemiştim. Ama öğretmenlerim, rehberlerim çok sağlamdı. Onların yapacakları gibi yapmak istiyorum. Bindim uçağa ve geldim bu imrendiğim işin başına!..</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Haşir Risalesinin yazılması ile ilgili olarak diyor ki: “Kardeşim benim Maarif  Şûrasının (gençlere haşri inkâr ettirme planına dair) bir karar aldığından haberim yoktu. Cenab-ı Hak, onların kararına karşı Haşir Risalesinin yazılmasını bana ihsan etti. Yoksa ben kendi arzumla ve hevesimle yazmış değilim; ihtiyaca binaen yazıldı.”</div>
<div>Talim – Terbiyedekilerin eline Haşir Risalesi geçince, “Bu zâtın bizim yaptığımız her şeyden nasıl haberi oluyor? Böyle Risaleler olunca, biz bu millete, istediğimizi yaptıramayız” diyorlar. Bunu da Kâzım Karabekir Paşa, Üstad’a haberi veriyor…</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Gençlik Rehber Mahkemesi için İstanbul’da açılan davada 1952  ve 1953 senelerinde Ziya Arun ile Muhsin Alev Konevi Ağabeyler Üstad  Hazretlerinin yanında bulunan talebelerindendir. Hatta bir Nevruz günü Muhsin Alev Ağabey “Gel bu gün bütün canlıların ve hayvanatın bayramıdır; biz de iştirak edelim” diyerek kırlara çıkmış, kuşlara yem hatta köpeklere yiyecek vermişler.</div>
<div>Bu iki ağabeyimiz  Üstad’a İngiltere’den bir art niyetli bir oryantalistin gelip üniversitede,  Kur’an’ın yedi kat sema hakikatına karşılık, hâşâ öyle olmadığına dair bir hafta içinde BEŞ GÜN Edebiyat Fakültesi Salonunda Konferans vereceğini haber vermeleri üzerine Üstad Hazretlerinin İşaratü’l-İ’caz tefsirinden ve Lem’a’lar’da yedi kat sema ile ilgili bölümleri birleştirip bir broşür yapmalarını söylemesiyle hemen bunları çoğaltıp öbür gün konferanstan önce herkese dağıtmışlar, oryantalistin konuşacağı yere de bir nüsha koymuşlar. Adam alıp okuyunca tasını tarağını toplayıp hiçbir konuşma yapmadan çekip gitmiş… Bunlar Necmeddin Şahiner’in Son Şahitler kitaplarında anlatılıyor.</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Ahmet Feyzi Kul Ağabeyimiz, Denizli Hapsinde kalırken, Meyve Risalesinin yazılıp dışarıda teksir edilerek her tarafa yayılışını anlatırken diyor ki: “Halbuki dışarıda kuş uçurtulmuyordu. Hatta Üstad hapishanede olduğu halde Denizli’nin bazı camilerinde görülmesi üzerine silahlı görevliler, havada uçarak mı  gidiyor diye kuş avlamaya çalışır gibi elleri tetikte cezaevinin etrafında bekliyorlar!..”</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Gençliğin Nur Risalelerine ihtiyacına göre Zübeyir Gündüzalp Ağabey bütün samimiyetiyle şöyle diyor: “Eğer kağıt ve mürekkebi yok etseniz bile; derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapıp bu hakikatları yazmaya azimliyiz!”</div>
<div>Gerçekten bu Kur’anî hakikatler, en derin İslâmî incelikler herkesin anlayacağı şekilde sehl-i mümtenî tarzında akla, kalbe, hatta nefsei hevâya ve vehme tesir edecek temsillerle en güzel biçimde Risale-i Nurlar’da anlatılmıştır. O harika temsiller için Üstad Hazretleri AVAM  FELSEFESİ diyor, çocuklar da halk da anlayabilir.</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi, “Üstad Hazretleri ile Hulusî, Hafız Ali, Hasan Feyzi, Santral Sabri ve Sıddık Süleyman gibi Ağabeyler arasında doku uyumu var.” demişti. Kendisine, ömrünü vermek isteyen bunu samimî olarak Cenab-ı Haktan yalvaran sapa sağlam iken üç günde vefat eden bir  ağabeyimizden bahsedince de: “Herkesin  vermesi olmaz. Ancak arada doku uyumu olması gerekir” diye karşılık vermişti. Demek ki, merhum Abdullah  Süslü Ağabeyimizle arasında doku uyumu vardı.</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>Görebildiğime göre, bu güzel Hizmette her şartta ve zeminde, ter ü taze doğuşlar  vardır elbette. Hem de her mevsimde ve her renk. Açmakta Muhammedî güller yedi verenlere denk. Kardelenler gülümser, kışın tipi ve boranında bile…</div>
<div></div>
<div>* * *</div>
<div></div>
<div>1971’de meşhur 54 kişilik İzmir davasında, M. Fethullah Gülen Hocaefendi&#8217;nin peder-i muhteremi Sıkıyönetim Askeri mahkemede iftiracıları dinlemiş canı sıkkın vaziyette kaldığı eve geliyor. Kendisine “Hocam yüzünüz niye bu kadar asık?”  diye soruyorlar. Râmiz Hoca kendine has ifadesiyle  “Bu gün mahkemede, din-iman pazarı vardı. Yine bazı hâsid kişiler iftiralar attılar ve dinlerini sattılar. (…)” diyor.</div>
<div></div>
<div><i>Herkes bir hesap içinde</i></div>
<div><i>Hesap var hesap içinde </i></div>
<div><i>Öyle bir hesap var ki, bir de…</i></div>
<div><i>Bütün hesaplar üstünde </i></div>
<div><i>Hükm-ü kader diye</i></div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrak-i-perisandan-safvet-senih/">Evrak-ı perişandan | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğer istemeseydim&#8230; &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/eger-istemeseydim-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 12:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıddık Dursun, Hatıralarını anlatırken diyor ki: “Medine-i Münevvere’de 1990’da vefat eden ve Cennetü’l-Baki’ye defnedilen kahraman ve fedakâr MUSTAFA  ACET  Ağabeyle  MEHMED  FEYZİ  Ağabey, bir sohbette  Afyon Mahkemesinin en heyecanlı sahnelerini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/eger-istemeseydim-safvet-senih/">Eğer istemeseydim&#8230; | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Sıddık Dursun, Hatıralarını anlatırken diyor ki:</div>
<div></div>
<div>“Medine-i Münevvere’de 1990’da vefat eden ve Cennetü’l-Baki’ye defnedilen kahraman ve fedakâr MUSTAFA  ACET  Ağabeyle  MEHMED  FEYZİ  Ağabey, bir sohbette  Afyon Mahkemesinin en heyecanlı sahnelerini yaşarcasına anlattılar, bizleri de o günlere götürdüler:</div>
<div></div>
<div>“Savcı, İDAM  İDDİANAMESİ’ni okuyordu. Üstad ise çok hiddetli bir şekilde ayağa kalkarak savcıya karşı TÛH!..’ dedi. İki hâkim, bir Başkan ve savcı ne olduğunu anlayamadılar. Bu durum karşısında çok şaşırdılar. Sanki Mahkeme bir Harp Meydanını andırıyordu. Savcı, Mahkeme Başkanına dönerek: ‘Davacıyım, bu tükrüğü benim suratıma attı. Bu, Mahkemeye karşı yapılmış en büyük hakarettir. Derhal yargılansın!’ dedi. Üstad ise tebessüm ediyordu. Mahkeme Başkanı:  ‘Ne diyorsunuz?’ diye sorunca  Üstad, hiç umursamaz bir edâ ile: ‘Hiç!’ dedi. ‘Tükürük meselesi mi, yoksa demin okunan İDAM  meselesi mi daha mühim? Onun takdim ve tehirini siz tayin edin de ben de ona göre MÜDAFAAMI  yapayım’ dedi. Savcı  ve Hâkimler bir şaşkınlık geçirdiler ve Mahkemeye ara verip arka odaya çekildiler.</div>
<div></div>
<div>“Tekrar duruşma başlayınca, Savcı iddiasından vazgeçtiğini ve idam iddianamesinin müdafaasını yapmasını istedi. O sırada Üstad: ‘Benim namaz kılmam gerekiyor, NAMAZ  VAKTİ oldu!’ dedi. Başkan: ‘Said Efendi, burası mahkemedir. Mahkemede namaz kılınmaz!’ deyince, Üstad cübbesinin altından seccadesini çıkartarak yere serdi ve: ‘BİZİM  NAMAZIN HUKUKUNU MÜDAFAA  ETMEKTEN  BAŞKA  BİR  MESELEMİZ  YOKTUR’ dedi.  Sonra Üstad yüksek sesle: ‘EĞER  İSTEMESEYDİM,  BURAYA  DA  GELMEZDİM!’  dedi. Bu söz Mahkeme Heyetini heyecanlandırdı ve dördü birden ayağa kalktılar, ne demek istediğini anlamak için ‘Gelmez de ne yapardın?’ dediler. Üstad yine istihzalı bir ifadeyle: ‘Hiç!’ dedi. Sonra ‘Ben Selanik&#8217;te Hürriyet Meydanında hitap ederken İttihat Terakkinin bütün üyeleri (Celal Bayar, Fethi Okyar, İsmet İnönü) oradaydı. Kurulan Hükümette bana Bakanlık teklif ettiler, reddettim. Sizin Mustafa Kemal’iniz de bana Şeyh Sünusî yerine Şark Umumî Vaizliği, Diyanet Reisliği ve mebusluk teklif etti, reddettim. Eğer isteseydim, o hayat tarzını kabul ederdim ve buraya gelmezdim’ şeklinde devam etti.”</div>
<div></div>
<div>“Mehmet Feyzi Ağabey söze karışarak şöyle tamamladı: ‘Üstad bizlere döndü, ‘Bunlar da ihlaslı kimselerdi, bunların da namaz kılması gerekir.’ dedi. Fakat biz maalesef odun gibi orada çakılmış, yerlerimizde oturuyorduk. Ve ‘Allahü Ekber’ diyerek namaza durdu. Üstad, kükremiş bir aslandı. Biz de onun ayakları dibinde dolaşan kedi yavrularıydık. Bunu tevazu için söylemiyorum. Bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum. Değil Üstad’ın tırnağı olmak, tırnağı içindeki kirler dahi olamam!”</div>
<div></div>
<div>“Mehmed  Feyzi Ağabey otuz yıldır görüşmediği Mustafa Acet Ağabeyle görüşmüş olmaktan çok memnundu: ‘Maşaallah’ Mustafa Kardeş, o günkü ihlasını aynen koruyor. Barekallah!’ diyerek ona iltifat etti. Mustafa Ağabey de kendisini Mehmed Feyzi Ağabeyle görüştüğümden dolayı bana memnuniyetini bildirdi.”</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Kastamonu Lâhikasında Mehmed Feyzi Efendiye şöyle demektedir:</div>
<div>“Feyzi kardeşim! Sen Isparta vilayetindeki kahramanlara benzemek istiyorsan, tam onlar gibi olmalısın. Hapishanede (Eskişehir’de), Allah rahmet eylesin, mühim bir şeyh, mürşid ve câzibedar bir Nakşî evliyasından bir zât, dört  ay mütemadiyen Risale-i Nur’un elli-altmış talebeleri içinde celpkârâne sohbet ettiği halde, yalnız bir tek talebesini  muvakkaten kendine çekebildi. Diğerleri, o  câzibedar şeyhe  karşı müstağni kaldılar. Risale-i Nur’un yüksek, kıymettar iman  hizmeti onlara kâfi olarak kanaat veriyordu.</div>
<div></div>
<div>“O talebelerin gayet keskin  KALB  BASİRETİ  şöyle bir hakikati anlamış ki; Risale-i Nur ile hizmet imanı kurtarıyor; Tarikat ve şeyhlik ise, velâyet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamının imanını kurtarmak ise on mümini velâyet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman ebedî saadeti kazandırdığı için, bir mümine, küre-i arz kadar bâkî bir saltanatı temin eder. Velâyet ise, müminin Cennetini genişlettirir, parlattırır. Bir adamı sultan yapmak, on neferi paşa yapmaktan ne kadar yüksek ise, bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevaplı bir hizmettir.</div>
<div></div>
<div>“İşte bu dakik sırrı, senin Ispartalı kardeşlerinin bir kısmının akılları görmese de  umumunun keskin kalbleri görmüş ki, benim gibi bîçare bir adamın arkadaşlığını evliyalara, belki de eğer bulunsaydı müçtehitlere de tercih ederlerdi.</div>
<div></div>
<div>“Bu hakikate binaen, bu şehre bir kutub, bir gavs-ı âzam gelse, ‘Seni on günde velayet derecesine çıkaracağım’ dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına  gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.”</div>
<div></div>
<div>Farzlar üstü farz olan iman ve ona hizmet etmek her hizmetin  üstünde bir öneme sahiptir. Bu gerçeği hiç unutmamamız lâzımdır…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/eger-istemeseydim-safvet-senih/">Eğer istemeseydim&#8230; | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir ulu nazar &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-ulu-nazar-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2021 14:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhum Mustafa Sungur Ağabeyimiz diyor ki: “Isparta’da iken Üstadımıza bir kavun getirdiler. Çok güzel bir görüntüsünü ve hoş bir kokusu var. Üstad Hazretleri eline aldı, baktı baktı sonra kokladı öptü,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ulu-nazar-safvet-senih/">Bir ulu nazar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Merhum Mustafa Sungur Ağabeyimiz diyor ki: “Isparta’da iken Üstadımıza bir kavun getirdiler. Çok güzel bir görüntüsünü ve hoş bir kokusu var. Üstad Hazretleri eline aldı, baktı baktı sonra kokladı öptü, tekrar kokladı ve gözleri yaşardı. Sonra bizlere döndü, “Keçeliler, ben alacağımı aldım, gerisi size kaldı. Siz artık yiyebilirsiniz!..” dedi.</div>
<div>Meşhur Yunus Emre, “Benim bir karıncaya ulu bir nazarım vardır.” demiyor mu?  Her halde ulu bakış ve değerlendiriş Üstad’ın da yaptığı gibi olsa gerek.</div>
<div>* * *</div>
<div>İmam-Hatip Olukundan bir arkadaşım seneler önce  bir lisede öğretmen iken, “Okulda irticaî faaliyetlerde bulunuyor.” diye şikayet ediliyor. Hakim adresini soruyor: “Nur Baba Sokak, Cami Mahallesi, Rahmet Apartmanı” diyor. Hangi maddeden diye sorunca “163. Maddeden” diyor. Hâkim, seni mahkum etmek için adresin bile yeter, artar bile” diyor.</div>
<div>* * *</div>
<div>2008’de M. Fethullah  Gülen Hocaefendi, “Hicret edin hayat bulun” diyor. Osman Şimşek soruyor: “Hocam bu bir emir mi?” diye soruyor. Hocaefendi “Ben emekli bir imamım  nasıl emir vereyim. Ayrıca bu Efendimizin (S.A.S.) yolu. Bunun için celb çıkarmak mı lâzım” diyor.</div>
<div>* * *</div>
<div>Ali Rıza Ağabeyimiz,  hep şöyle derdi: “Çağırmazsanız gelmezler. Anlatmazsanız, bilmezler. İstemezseniz vermezler.”</div>
<div>* * *</div>
<div>Bir arkadaşımız anlattı: Bir doğu vilayetimize gitmiştik. Güzel bir yurt açılmasını istiyorduk. Halktan bazı insanları davet ettik. Eğitimin ve yurdun önemini anlattık. Ali Rıza Ağabey  “Ben 2,5 milyon lira vereceğim” dedi. Bir  beyefendi kalktı ve dedi ki: “Siz şimdi böyle bir şey  söyler gidersin, yük bizim omuzumuza, fakirlerin sırtına kalır.”  Ali Rıza Bey, beraber geldikleri birisine “Kardeşim git, arabadan çantamı getir” dedi. O da gitti getirdi. 2,5 milyon lirayı milletin gözü önünde saydı ve oraya bıraktı. Hiç parası kalmadı.  “Tamam mı?” dedi. “Tamam” dediler. O itiraz eden beyefendi, kalktı: “Ben şaka zannetmiştim!” dedi. Ağabeyimiz “Bizim hiç şakamız yok; biz ciddiyiz” dedi. Sonra o arzu edilen yurdu yaptılar. Hepsinden Allah razı olsun…</div>
<div>* * *</div>
<div>Meryem Suresinde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki, iman eden ve sâlih ameleler işleyenler için RAHMAN / ALLAH vûdd (sevgi) vaz edecek / eder.” (19/96)</div>
<div>Kudsî bir hadiste buyuruluyor ki, Cenab-ı Hak, Cebrail Aleyhisselama “Ben falanı / falanları seviyorum, sen de sev” buyurur. Cebrail de gökte durup semâ ehline seslenir: Allah falanı / falanları  seviyor, ben de seviyorum, siz de sevin.” (Buhari, Müslim)</div>
<div>Eğer cihanın her tarafına yayılan bu Hizmet mensuplarını, her ırktan ve dinden insan sevmiş ve sahip çıkmışsa, olanları işte bu Hadis-i Kudsî penceresinden bakmamız lâzımdır.</div>
<div>* * *</div>
<div>Şeytan tesvîl eder yani, günahları süsler, hipnoz edip gözleri de bağlayarak güzel gösterir. Bir devvar u gaddar yani zalim çark olarak nefis de şeytana çıraklık yapar. Şeytanın hortumu olan lümmeden şeytan planlarını nefse üfler. Nefis de kendi işi gibi sahip çıkar.</div>
<div>* * *</div>
<div>Her gün kovanını ayrı ayrı çiçeklere konup balla dolduran arılar gibi, her an havadan aldığımız yeni oksijenler gibi devamlı yeni ve taze şeylerin peşinde koşup formatları yenilememiz lâzım. Aynı şeyleri tekrar etmek bıkkınlık verir. Bizim “ her gün yeniden doğar gibi” hiç kimseyi “usandırmamız” lâzım. “Ya Rabbi imanımızı eskimiş bir elbise haline getirme…  ‘Lâ ilâhe illallah’  diyerek senin inayetinle yenilemek nasip et!..”  diye devamlı tekrarlamamız lâzım.</div>
<div>* * *</div>
<div>Dikkat edelim sözlerimiz birer kantar. İnsanlar onlarla bizleri tartar. İyi konuşanların şerefleri artar. Ama susanların vakarları zirveye çıkar… Yalan söyleyenler ise yerin dibine batar.”</div>
<div>* * *</div>
<div>Muhyiddin İbn-i Arabi, bir eczacı olup sonra bir çocuğun irşadı ile ehl-i tasavvuf olan amcasından bahsederken onun hiç saate bakmadan “seher nesimini hissettiğini ve “Şu anda Cennetten tatlı bir esinti salınıyor. Güneş doğuncaya kadar ben bu hoşluğu hissediyorum” dediğini söylüyor. Bunu bir sohbette söylemiştim. Bir arkadaşımız “Seherde OZON, her tarafı kaplıyor. Ama güneş doğunca yok oluyor. OZON, vücut için çok faydalı Kalbe çok iyi geliyor.” dedi.</div>
<div>* * *</div>
<div>Biz büyük kız 5-6 yaşlarında idi, bir akrabamız bize gelmişti. Sigara alışkanlığı var. Çocuk “Amca sen Müslüman değil misin?” diye soruyor o da “Elhamdülillah yavrum!” diyor. Çocuk ama ben dindar amcalardan hiçbirinin sigara içtiğini görmemiştim der.” diyor. Bu söz ona çok tesir ediyor.</div>
<div>* * *</div>
<div>Bir arkadaşımız anlatmıştı: “Uzun zaman Amerika’da kalmış, hekim bir profesörü Hocaefendinin ziyaretine getirmiştik. Namaz vakti idi, hepimiz abdestlerimizi alıp namaz kılınan büyük salona gittik. Namazdan sonra  geldiğimde baktım bizim profesör de namaz kılmak için abdest almış. Ben onun hiç namaz kıldığını görmemiştim. “Hayrola hocam!..” dedim. Dedi ki, şu çocuk (İbrahim Büyük Çelebi) baktı herkes namaza gitmiş, beni böyle oturup beklerken  görünce, “Sen Müslüman değil misin?” dedi. Ben de “Tabii Müslümanım” dedim. “Öyleyse herkes gibi sen de niye namaz kılmıyorsun?” diye sordu. Şimdi abdestimi aldım, ben de kılacağım” dedi.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-ulu-nazar-safvet-senih/">Bir ulu nazar | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 16:00:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu mektupta Hâfız Ali Ağabey 29. Mektub’un 3. Kısmının 9. Meselesinden bahsediyor. Bu 9. Meselede şöyle deniliyor:  “Ey kardeşler! Madem Cenab- Hak, kemâl-i rahmetiyle bizi Kur’an-ı Hakime hizmetkâr kabul ettiğini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/">Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bu mektupta Hâfız Ali Ağabey 29. Mektub’un 3. Kısmının 9. Meselesinden bahsediyor. Bu 9. Meselede şöyle deniliyor:  “Ey kardeşler! Madem Cenab- Hak, kemâl-i rahmetiyle bizi Kur’an-ı Hakime hizmetkâr kabul ettiğini gösterir bir tarzda bizi muvaffak ediyor. Biz de merhametine, inayet ve tevfikine dayanıp o nûrânî merkez etrafında kuşatıcı bir daire olmaya çalışmalıyız. (&#8230;) Evvelâ, her birimiz, evlâdı varsa, en az bir evladına, yoksa kabiliyetli başka bir çocuğa Kur’an’ı öğretmeliyiz. Kendi öğretmese de öğretmek için himâye ve teşvik vâsıtasıyla birisini yetiştirmeli. İkinci olarak: Kardeşlerimizde Arapça yazısı varsa çok güzel olmak şart değil, tayin ettiğimiz tarzda bir-iki cüz yazmaya gayret etmek. Arapça yazısı olmayanlar, onlara yani, o yazanlara ciddi yardım etmek lâzım gelir. Üçüncü olarak: Bize fikirleriyle, kalemleriyle yardım etsinler. Buldukları Kur’anî meziyetleri bize bildirsinler. Çünkü umum kardeşler namına bu mühim mesele ortaya konuluyor. Bir-iki şahsın haddi değil, bunu çevirebilsin.”</div>
<div>Hâfız  Ali Ağabeyimiz  Üstad’a diyor ki: “Ey Muhterem Üstadım, 29. mektubun 3. Kısmının 9. Meselesinde emir buyurulan Kur’an hizmetinden hissesine iki erkek ve bir kız çocuğu da düşmüş imiş&#8230; Aynı emri alıp gelirken düşünüyordum; acaba, akraba taallukatımda çocuklar var, hangisini seçeyim? Benim bu düşünceme mânen denilmiş ki, ‘Ha Ali! Kendi başına buyruk değilsin. Onu seçmek başka kapıya aittir.’ Üç gün sonra Yaşar ve Necati isminde iki çocuk, bana hem refik, hem ders arkadaşı geldi ve bir derece onlara kalfa olarak tayin edildim. Çocuklar harfleri tam bilmedikleri için bazan yazı ile, bazan kitaptan gösteriyorum. Bir ay sonra Kur’an okumaya başladılar.”</div>
<div></div>
<div>“Mübarek Üstadım, bu hususu çok düşünüyordum ki; lâakal bir-iki senede Kur&#8217;ân okumağa liyâkat kesbedilirken, me&#8217;mûlun hilâfında meydana gelen emr-i azîm kimseye verilmez, ancak ve ancak i&#8217;câz-ı Kur&#8217;ân&#8217;ın o büyük denizinin reşhasıdır ve iki cihan fahri, Nebiyy-i Âhirzaman Peygamberimiz  Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâmın himmet-i mâneviyeleriyle o i&#8217;câzın izhar ve intişarına me&#8217;mur edilen üstadımın duası gibi, çok büyük kuvvetlerle hâsıl olduğuna, ben değil bu hâle şâhid, karyemizin ekserisi îman edip, tasdik ediyorlar. Bütün köy ehl-i îmanı nâmına, bu emr-i hayra vesile olan üstadımıza, -lâ-yuad ve lâ-yuhsâ- teşekkürlerle &#8220;Cenâb-ı Hak sizlerden ebeden razı olsun&#8221; duasını âciz lisanımla daima söylüyorum.</div>
<div></div>
<div>“Üstadım, bir şey daha var ki, emr-i üstadânelerine intizardayım. O da şudur: Cenâb-ı Hak ihsan ederse, dairenizin şâkirdini Hafız Yaşar bu kışta bahara sebep olup, mütenevvi çiçekleri açmasına Nisan yağmuru misillû, vücudunuz o çiçekler arasında, bir gül-ü Muhammedî (A.S.M.) yetiştirmekte inşâallah vesile olacağınıza şübhe yoktur. Mübarek dairenin mübarek talebesine, mübarek Cum&#8217;a gecesinde hatminin duasiyle, hıfzının ibtida duasını ve fakir-i pür-kusurun afv duasını, bütün hâsse ve duygularımla, hürmetle el ve eteklerinizden öper ve kusurlarımın afvını niyaz ederim, efendim Hazretleri.</div>
<div></div>
<div>Mutlaka başta kendi çocuklarımıza ve başka çocuklara Kur’an öğretmeliyiz. Ama Kur’an’ın mânâsını ve ruhunu da seviyelerine göre anlatmak mecburiyetindeyiz. Tabii bunun fem-i Muhsin denilen Kur’an’ı düzgün ve güzel okuyanların öğretmesi gerekir…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/">Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed Küfrevi Hazretleri (K.S) &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/muhammed-kufrevi-hazretleri-k-s-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 May 2021 16:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19724</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstad’ın Hulûsi Bey’e hitap ettiği 153 numaraları Barla’da yazdığı  mektuptaki kişi Halil Naci, Albay Hulûsi Ağabeyimizin  oğludur. Halil Naci Ankara’da subay olarak bulunurken bir iftiraya uğramıştı. Üstad Sarıkamış’ta bulunan Hulûsi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muhammed-kufrevi-hazretleri-k-s-safvet-senih/">Muhammed Küfrevi Hazretleri (K.S) | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Üstad’ın Hulûsi Bey’e hitap ettiği 153 numaraları Barla’da yazdığı  mektuptaki kişi Halil Naci, Albay Hulûsi Ağabeyimizin  oğludur. Halil Naci Ankara’da subay olarak bulunurken bir iftiraya uğramıştı. Üstad Sarıkamış’ta bulunan Hulûsi Bey’e yazdığı bu mektupta, onun için üzüldüğünü ifade ederek “Cenab-ı Hak onu da kurtarsın, size de sabır ve tahammül ihsan eylesin. Âmin. Nurun eskiden beri hiç sarsılmayan muhlis bir kahramanı elbette dünyanın geçici, kıymetsiz, fâni vaziyetleri karşısında telaş etmez, mağlup olmaz inşallah.” diyor. Üstad bu mektubun ikinci bölümünde Hulûsi Bey’e “Silsile-i ilmiyede bana en son ve en mübarek dersi veren ve haddimden çok ziyade şefkatini gösteren Hz. Şeyh Muhammed el-Küfrevî’nin (K.S.) halifelerinden Alvarlı Hoca Muhammed Efendi’ye ve ihvanlarına çok selam ve arz-ı hürmet ederim.” diyor.</div>
<div></div>
<div>Hulûsi Ağabey  de önceleri Muhammed Küfrevî Hazretleri’ne bağlıydı. Bu ulu rehberin talebe ve halifelerinden Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’yle irtibatı vardı.</div>
<div></div>
<div>Nakşî  Şeyhi Muhammed Küfrevî Hazretleri 1775 yılında Siirt’in Küfre köyünde dünyaya geldi. Üstad Bediüzzaman’ın ilim yolunda son dersini aldığı bu zât yüz yirmi üç yaşlarında 1898’de vefat etmiştir. Sultan Abdülhamid, Bitlis’e İtalyan mimarlar göndererek onun için bir türbe yaptırmıştır.</div>
<div></div>
<div>Bediüzzaman Hazretleri o genç yaşında bir gün rüyasında Muhammed Küfrevî Hazretleri’ni gördü. Ona “Said! Gel beni ziyaret et, artık gideceğim!” dedi. Bunun üzerine gidip onu ziyaret etti. Fakat o uçup gitti. Rüyadan uyanınca saatine baktı, vakit gecenin yarısıydı. Sabah olunca bir de baktı Muhammed Küfrevî Hazretleri’nin evinden matem sesleri geliyor. Eve gidince o mübarek zâtın gece vefat ettiğini öğrendi. Rüyasının sâdık olduğunu da anlamış oldu.</div>
<div></div>
<div>Üstadın bu mektupta “Alvarlı Hoca Muhammed Efendi’ye ve ihvanlarına çok selâm ve arz-ı hürmet ederim” sözlerini Hulûsi Bey kendisine ulaştırınca Alvarlı Efe Hazretleri de Hulusi Bey’e bir mektup yazarak şöyle demiştir: “Allahü Teala’nın inâyeti ile ümmet-i Muhammed arasında  Hidayet şem’asının nurunu füruzan eden (parlayan)  kadri yüce bir zâtın huzur-u saadetine, kemter ismimi yazarak hatırlatmanız, hüsn-i himmetlerini celbedip selamlarını tebliğiniz, dünya ve içindeki şeylerin kıymetinden daha değerlidir. O kadri yüce zâtın himmetlerinin istirhamında, aciz bir bende ve günahkâr bir kemterim. O hususta himmetlerine havale. Esselâm ey hidayet nurunun semâsı, esselâm… Esselâm ey matla-ı saadet esselâm.”</div>
<div></div>
<div>Zannediyorum, kendi dergâhında yetişen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, bir başka yere gitme arzusunun karşısına şiddetli bir şekilde çıkarak onun da Üstad Hazretlerine doğru yönlendirilmesinde Alvarlı Efe Hazretleri’nin büyük rolü vardır. Bu mahrem hususu ancak bu kadar ifade edebiliyorum. Zaten Efe Hazretleri, kendisini ziyaret eden Seyyid Salih Özcan’a “Elimden gelse bu hizmete yardım etmek isterdim” demiştir.</div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri 28. Mektub’un Üçüncü Meselesinin 3. Noktasında diyor ki: İmam Rabbanî Hazretlerinin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe’ül ederek açtım. Acâibtendir ki, bütün Mektubat’ında yalnız iki yerde BEDİÜZZAMAN  lâfzı var. O  iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektuplarında ‘Mirza Bediüzzaman’a Mektup’  diye yazılı olarak gördüm. ‘Fe Sübhanallah’, dedim.  ‘Bu bana hitap ediyor.’  O  zaman Eski Said’in bir lâkabı BEDİÜZZAMAN idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî’den başka o lâkapla meşhur olmuş zâtlar bilmiyordum. Halbuki İmam’ın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hâli benim hâlime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.</div>
<div></div>
<div>“Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında ısrarla tavsiye ediyor: ‘Tevhid-i Kıble et.’  Yani, ‘Birini Üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma.</div>
<div></div>
<div>“Şu en  mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvâl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? Hayret ve şaşkınlıkta kaldım. Her birinde ayrı ayrı câzibedar hâsiyetler var; biriyle iktifa edemiyordum.</div>
<div></div>
<div>“O halde iken, Cenab-ı Hakkın rahmetiyle geldi ki: Bu muhtelif tarikatların ve yolların başı ve bu cedvellerin menbâı ve şu seyyârelerin güneşi Kur’an-ı Hakimdir. Hakikî TEVHÎD-İ  KIBLE  bunda olur. Öyle ise, en âlâ mürşid de ve en Mukaddes Üstad da O’dur. O’na yapıştım.</div>
<div></div>
<div>“Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o hakikî mürşidin âb-ı hayat hükmündeki feyzini  massadip (emip) alamıyor. Fakat, ehl-i kâlb ve hâl sahibinin derecelerine göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine O’nun feyziyle gösterebiliriz. Demek, Kur’an’dan gelen o Sözler ve o NUR’lar, yalnız aslî ilmî meseleler değil, belki kalbî, ruhî, hâlî îmanî meselelerdir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye (İlahî irfanlar, marifetullah bilgileri) hükmündedirler.”</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/muhammed-kufrevi-hazretleri-k-s-safvet-senih/">Muhammed Küfrevi Hazretleri (K.S) | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlimleri Ruhuma Yazardım &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/ilimleri-ruhuma-yazardim-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 May 2021 12:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19672</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barla Lahikasındaki 167. sırada bulunan  mektubun Re’fet Beye yazıldığını tahmin ediyorum. Çünkü “Bedreddin’i burada dinlemek arzu ediyordum; vakit müsaade etmedi, Ben mânen hayâlen dinliyorum. İnşallah evlatlık mertebesinden talebelik mertebesine gidiyor.”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilimleri-ruhuma-yazardim-safvet-senih/">İlimleri Ruhuma Yazardım | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Barla Lahikasındaki 167. sırada bulunan  mektubun Re’fet Beye yazıldığını tahmin ediyorum. Çünkü “Bedreddin’i burada dinlemek arzu ediyordum; vakit müsaade etmedi, Ben mânen hayâlen dinliyorum. İnşallah evlatlık mertebesinden talebelik mertebesine gidiyor.” ifadesi, 166. Mektupta alâkalı olduğunu gösteriyor. Çünkü orada Bedreddin şunları anlatıyor:</div>
<div></div>
<div>Bedreddin Uşaklıgil diyor ki: “Üvey babam Re’fet Barutçu gençliğinde vazifeli bir subayken, Yemen’e ve Mısır’a gitmiştir. İstanbul merkez komutanlığı da yapmıştır. Otuz dört yaşında, yüzbaşı iken emekli olmuştur. 1933’de Isparta’dan Barla’ya annemin babası Hacı İbrahim, üvey babam Re’fet Barutçu ve ben beraber gittik. Atla gitmiştik. Bedre ve İlema köyleri üzerinden Barla’ya varmıştık. Üstad ‘On iki tâne  evlâd-ı mâneviyem var, Bedreddin On üçüncü oldu’ diye bana iltifat ve alâka gösteriyordu. O zaman on üç yaşındaydım. Dedem ‘Yaşı da on üç’ deyince Üstad, tebessüm ederek ‘Beli, beli, (Evet, evet,) tevafuk etti!.’diye konuştu. Barla’da üç gün kadar kalmıştık…”</div>
<div>Üstad  Hazretlerinin  Barla’daki mescidine yapılan taarruza karşı ortaya koyduğu değerlendirme mühim: “Bu yeni hâdisenin mâhiyetini merak etmişsiniz. Oraya gelen iki uzun mektup, mâhiyetin gösteriyor. ‘Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasına mâni olan ve mescidleri tahribe çalışan kimseden daha zâlim kim vardır?’ (Bakara Sûresi,13) âyetine mâ sadak (doğrulayıcı) olarak bu hâdise,  bize karşı rahmet yönüyle bakıyor. Dinsizlere karşı olan yönü, azap ve kahır ile nazar ediyor. Her ne ise.. Cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem de lüzumsuz değildir.”</div>
<div></div>
<div>Mektubun üçüncü bölümünde Üstad kendisine hat ve şiir nimetlerinin verilmeyişini şöyle değerlendiriyor: “Hat bilseydim, hattıma (yazıma) itimad edip, meseleler ruhta kararlaşarak, nakşedilmeyecekti. Eskiden hangi ilme başladımsa, hattım olmadığı için ruhuma yazardım. Fevkalâde bir meleke ihsan edildi. Şiir ise gerçi kıymetli, şirin bir ifade vasıtasıdır. Fakat şiirde hayâl hükmettiği için hakikate karışır, hakikatlerin şeklini değiştirir. Hakikat olan Kur’an-ı Hakîmin hizmeti bize  istikbalde mukadder olduğundan, kader-i İlâhi bir inayet olarak bize şiir kapısını açmadı. ‘Biz ona (Hz. Muhammed’e) şiir talim etmedik’ (Yâsin Sûresi,69) sırrı buna bakar.”</div>
<div></div>
<div>Hat mevzuunda dayanışan bir heyet halinde Üstadlarının imdadına koşan ihlâs ve sadâkat timsali talebelerinin meydana getirdiği heyeti Üstad şöyle tasvir ve tabir ediyor: “Bir sene bu Risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir. Eğer anlamasa da, madem Risâle-i Nur Talebelerinin bir şahs-ı manevisi (cemaat olarak tüzel kişiliği) var; şüphesiz o şahs-ı mânevi bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevinin parmaklarıdır. Kendi nokta-i nazarımda lâyık olmadığım halde, haydi hüsn-ü zannınıza binâen bu fakire bir üstadlık ve tâbi olma noktasında bir âlim vaziyetini verdiğinizden bağlanmışsınız. Ben ümmi ve kalemsiz olduğum için sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır; hadiste gösterilen (Yani: “Mahşerde hakiki âlimlerin sarf ettikleri mürekkep şehidlerin kanıyla tartılır, o kıymette olur.” ve “Bidatların ve dalâletlerin istilası zamanında benim sünnetime sarılanlara yüz şehit sevabı vardır”  diye buyurulduğu üzere) ecir ve sevabı alırsınız.” (İhlas Risalesi)</div>
<div></div>
<div>Bir saatte ancak bir sayfayı yazabilen Üstad Hazretlerinin dünyayı aydınlatacak Nur Külliyatını ortaya koyabilmesi için yazıp çoğaltarak âleme neşredecek kâtiplere ihtiyacı vardı. Böylece bir cemaat ruhu da teşekkül ediyordu… Çok hızlı olarak yazı yazmaya muktedir olsaydı belki de kâtiplere ihtiyaç duymayacaktı ve böyle bir cemaat ruhu da, esbap dairesinde, meydana gelmeyecekti…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilimleri-ruhuma-yazardim-safvet-senih/">İlimleri Ruhuma Yazardım | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilgi çağı mı? Çatışma çağı mı? &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/bilgi-cagi-mi-catisma-cagi-mi-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 May 2021 16:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19548</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; 1928’lerde yazdığı bir Risalesinde Bediüzzaman  Hazretleri, Peygamberlerin mucizelerinin her birinin daha sonra gelişecek ilim ve fennin nirengi noktalarına işaret olduğuna ifade ediyor. Neticede her şeyin ilme dayandığını Bediüzzaman söylerken,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bilgi-cagi-mi-catisma-cagi-mi-safvet-senih/">Bilgi çağı mı? Çatışma çağı mı? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div>1928’lerde yazdığı bir Risalesinde Bediüzzaman  Hazretleri, Peygamberlerin mucizelerinin her birinin daha sonra gelişecek ilim ve fennin nirengi noktalarına işaret olduğuna ifade ediyor. Neticede her şeyin ilme dayandığını Bediüzzaman söylerken, Huntington da din ve kültür farklılıklarından dayalı çatışma ve savaşlar çıkacağını söylüyor. Muhtemelen Huntington, İkinci Dünya Savaşından sonra paranın ve gücün silah üretiminde olduğuna inanan ve bunun  için bu işe para yatıran anlayışın paralelinde görüş beyan etmiş olabilir. Hatta böyle olmasını da isteyebilir.</div>
<div>Geleceğin nasıl olacağını tartışan fütüristler, ellerindeki bilgilere göre tahminlerini söylüyorlar. Ama Kur’an’ın akliliğinden ve Allah’ın sonsuz ilminin tecellilerinden istinbat  eden Üstad’ın ve Hocaefendi&#8217;nin bakış açıları ve perspektifleri elbette daha geniş açılıdır, onun için de  öbürlerinden de daha isabetlidir.</div>
<div>M. Fethullah  Gülen Hocaefendi bu hususta şöyle diyor: “Gelecekte her şey âdeta İLİM  YÖRÜNGELİ  olacaktır. Bir dönemde ihmallerimizle kararttığımız ufuklar yeniden  aydınlanacaktır. Evet biz Hicri 4. – 5. asırda Kur’an’ın bilhassa fennî, kevnî ilimlere bakan yönünü büyük ölçüde ihmal ettik ve bizi ayakta tutabilecek çok önemli dinamiklere tamamen sırtımızı döndük. Ben şahsen İslâmın  ruhî hayatı diyebileceğimiz tasavvufun medreseden kovulduğunu hep esefle müşahede etmiş ve üzülmüşümdür. (…)  Bu büyük ihmal, mutlaka telafi edilecek ve yarınlar mutlaka ilim üzerine örgülenecek ve her şey güç ve kuvvetini ilimden alacaktır.</div>
<div>“İlim, hızla küreselleşen, -hadîsin ifadesiyle – tekârub-ü zaman ve tekârüb-ü mekâna, yani zaman ve mekandaki mesafelerin kısalmasına kayan bir dünyada çok önemli bir yer işgal edecektir. (…)  Yeni nesiller ta kreşlerden ele alınarak, orta okul, liselere, oradan da milletleri adına  kendilerini ispat edecekleri değişik branşlarda uzmanlaşmalara kadar hayatın her ünitesinde bir seferberlik ilan etme mecburiyetindeler. Gelecekte her şey gücünü ilimden alacağına göre, böyle bir geleceğin ilim üzerinde örgülenmesi ancak bu  şekilde bir gayretle mümkün olabilecektir.</div>
<div>“Hamiyetli, ülkesini ve milletini seven İŞ  ADAMLARIMIZIN  açtığı ve şimdilerde bütün dünyaya yayılan Okullar, Üniversiteye Hazırlık Kursları ve Üniversiteler, bu hedefe giden yolda henüz bir heceleme mahiyetindedir ki, bu da bu mübarek bir aydınlık ve aynı zamanda geleceğin fecr-i kâzibi, yani sadece bir yalancı şafağı demektir. Yalancı şafak, sâdık şâhiddir. Evet bundan sonra artık gerçek şafaklar tüllenecek ve –inşallah- bir muhtelif rüzgâr esmezse, milletçe hedeflenen bu yüce ufka mutlaka ulaşılacaktır.</div>
<div>“Biz, Allah’ın lütuf ve keremiyle şimdilerde başlayan ve bir ölçüde bütün dünyaya yayılma istidadı gösteren hoşgörü ve diyalog esintilerinin devamı için elimizden geleni yapmaya çalışacak ve inşaallah (kültürler arası çatışma iddiacılarını ve) tahmincilerini yalan çıkaracağız. Zira biz inanıyoruz ki, bu meltemler öldürücü silahları, mekanize birlikleri ve daha başka pek çok olumsuzlukları alt edecek güçtedir. (…)  Bu da insanlığa, ÇATIŞMA  değil, temelde aynı değerlere  oturan İlahî dinlerin, bu temeller etrafında bir araya gelmesine sebep olacak ve insanlık, kıyametten önce inşaallah YENİ  ve  KUTLU  BİR BAHAR  daha  yaşayacaktır.” (Bilgi Çapı ve Medeniyetler Çatışmasına Dair Prizma-3)</div>
<div>Güzel niyetler buna dair hayaller  ve bunlara dair gerçekleştirilebilir planlar çok önemlidir. Biz de inşaallah bu senaryolar üzerine bir filim hazırlanmasını arzu ediyoruz.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bilgi-cagi-mi-catisma-cagi-mi-safvet-senih/">Bilgi çağı mı? Çatışma çağı mı? | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
