<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şafak arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/safak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/safak/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Nov 2021 21:30:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Şafak arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/safak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şafak Söküyor &#124; AHMET SELİM</title>
		<link>https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2021 08:09:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Cennet]]></category>
		<category><![CDATA[Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarına kalacak yalnız amelin, Yoksa cennet değil mi son emelin? Her şeyi burada yiyip tüketme, Değersiz mal mülkü, boşver, yük etme. &#160; Eğriyi doğruyu kim gösteriyor? Etrafa bakma sen, Kur&#8217;an&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/">Şafak Söküyor | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarına kalacak yalnız amelin,</p>
<p>Yoksa cennet değil mi son emelin?</p>
<p>Her şeyi burada yiyip tüketme,</p>
<p>Değersiz mal mülkü, boşver, yük etme.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğriyi doğruyu kim gösteriyor?</p>
<p>Etrafa bakma sen, Kur&#8217;an ne diyor?</p>
<p>Kulağın üstüne yatan aldanır,</p>
<p>Mahşerde gerçeği görüp utanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gemi su alıyor, kaptan tutuştu,</p>
<p>Ölüler çürüdü, diri kokuştu.</p>
<p>Umudu taze tut, şafak söküyor,</p>
<p>Zulüm sona geldi yaprak döküyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her nefes ölümü teğet geçerken,</p>
<p>Ölümden korkuyor su, çay içerken.</p>
<p>Cukkayı topladı, sermaye bitti.</p>
<p>Dünyalık uğruna ahiret gitti&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aldığı ahlardan hızla eriyor,</p>
<p>Son çare toplumu gün gün geriyor.</p>
<p>Binlerce gönülde dua ve dilek,</p>
<p>Bir haber geliyor, postacı melek&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yepyeni baharlar zaman kolluyor,</p>
<p>Sabır diye gökler yıldız yolluyor.</p>
<p>Allah var, çile ne cennet yolunda?</p>
<p>Cemali görmek var, sabrın sonunda&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hasret yağar gece, yastık ıslanır,</p>
<p>Vuslat bekleyenler, aşkı kıskanır.</p>
<p>Çile çeke çeke nefis uslanır,</p>
<p>Asıl bayram mahşer günü kutlanır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safak-sokuyor-ahmet-selim/">Şafak Söküyor | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şafaklar Üst Üsteydi</title>
		<link>https://hizmetten.com/safaklar-ust-usteydi-d/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Nov 2021 07:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Şafak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın karanlıklara yenik düştüğü bir dönemde ufkumuz hep renklerle tülleniyordu ve peşi peşineydi fecir şölenleri. Doludizgindi ışık süvarileri ellerinde pâr pâr meş&#8217;aleler, dirilişe çağırıyorlardı insanları uğradıkları her yörede.. diriliyordu semtlerine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safaklar-ust-usteydi-d/">Şafaklar Üst Üsteydi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın karanlıklara yenik düştüğü bir dönemde ufkumuz hep renklerle tülleniyordu ve peşi peşineydi fecir şölenleri. Doludizgindi ışık süvarileri ellerinde pâr pâr meş&#8217;aleler, dirilişe çağırıyorlardı insanları uğradıkları her yörede.. diriliyordu semtlerine uğrayanlar İsa Mesih nefesi duymuş gibi.. ve yeşeriyordu geçtikleri yerler Hızır uğramışçasına. Bir gözleri dünyada, bir gözleri ukbâda; halkın içinde Hakk&#8217;a müteveccihti bu büyülü çehreler.. akılları, kalbleri el eleydi şu dünya mâcerasında; kâh burada, kâh ötede o sihirli seyahatleriyle her gün ayrı bir şehrâyin yaşıyorlardı âdeta&#8230;</p>
<p>Gökler bu dünya ile iç içe ve dudak dudağaydı.. şehirlerimiz, köylerimiz semâların tabakaları gibiydi. Kıt&#8217;adan kıt&#8217;aya geçme yakınlığı gibi tahayyül ediyorduk âsuman katmanları arasında seyahati ve çocuklar gibi en tatlı hülyalarla geçiyordu gecelerimiz-gündüzlerimiz. Her şafak ve tulû ile var olduğumuzu bir kere daha duyuyor, bir kere daha yeniden diriliyorduk. Düşünce ufkumuzda hep cennet meltemleri esiyor ve üzerimizde ruhânîlerin kanat sesleri duyuluyor gibi oluyordu. Bütün bir geçmişi bu günle, bu günü de yakın-uzak gelecekle iç içe yaşıyor, muasırlarımızın zaman darlığından değişik bunalımlarla kıvrandıkları aynı anda biz, cennetin ferah-fezâ yamaçlarında dolaşıyor gibi hep huzur ve neş&#8217;e solukluyorduk.</p>
<p>Her zaman sonsuzdan ışıklarla pâr pâr bu dünyada, uhrevî derinlikleriyle baş döndüren köylerimiz-kentlerimiz ve gelin odasına benzeyen pırıl pırıl yuvalarımız vardı. Bu dünyada, gül dikenle barışık, kedi güvercinle yan yana, bülbül saksağanla arkadaş ve her şey ebediyet türküsü meşk ediyor gibi bir derinlikle salınıyordu. Görüp duyduğumuz hemen her şeyle sûr sesi almış gibi bir kere daha derlenip toparlanıyor, daha bir hızlı O&#8217;na yürümeye duruyor ve yürüdüğümüz yolların gidip tâ semâlara dayandığını duyar gibi oluyorduk. Bilhassa kalbî ve ruhî hayat yörüngesinde yürüme bahtiyarlığına ermiş aydınlık ruhlar için bu dünyada yaşamak âdeta bir imtiyazdı.</p>
<p>Her fecirde sonsuza çağrı ezan sesleriyle yeni bir &#8216;ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt&#8217; yaşıyor ve duygularımız taptaze, gönüllerimiz olabildiğine hüşyâr, ruhlarımız da meleklerle atbaşı, dini, gökten ilk indiği günün taravetiyle duyuyor, birkaç adım ötede Sonsuz Nur&#8217;un tebessümlerini görür gibi oluyor ve saygıyla olduğumuz yerde kalakalıyorduk. Hep ötelerin derinliğiyle düşünüyor, yaşamayı meleklerin temkiniyle değerlendiriyor ve her zaman Hakk&#8217;a âşina gönüller gibi oturup kalkıyorduk.</p>
<p>Bizim o günkü bu sihirli dünyamız âdeta zeminin hayat kaynağı, göklerin de kalbi mesâbesindeydi; bu kalb her zaman ritmik atışlarıyla &#8216;Hû&#8217; deyip duruyor ve canlı-cansız aksesuarıyla her an bize cennet güzelliklerini hatırlatan akla-hayale gelmedik sürprizler sunuyordu. Pırıl pırıldı her taraf; bakıp bakıp çevremize, duyuyorduk varlık ve eşyânın çehresinde öbür âlemin göz kamaştıran ihtişamını&#8230;</p>
<p>Gecelerimiz hep bir &#8216;seher&#8217; nûraniyetiyle geçiyor, gündüzlerimiz ise firdevs yamaçları gibi apaydındı; apaydındı üstümüze abanmış atmosfer ve onun çevrelediği tabiat, apaydındı bahar-yaz-sonbahar-kış ve bütün hilkat. Bizler bu renkli iklimde, dua ve niyazlarımızla her zaman iradelerimizi aşan isteklerde bulunuyor ve oturup-kalkıp sürekli O&#8217;nu hoşnut edecek şeyler mırıldanıyorduk. Duygularımız canlı, gönüllerimiz mızrabını yemiş bamteli gibi tir tir, her zaman O&#8217;na farklı telden ne besteler ne besteler sunuyorduk. Yer yer yüreklerimizden kopup gelen ve sinelerimizden yükselen âh u enînler Yakub&#8217;un (as) içli feryatları gibi bir çığlık olup yükseliyor; esen rüzgârlar da Yusuf&#8217;un (as) gömleğinden kokular sürünüp esiyordu. Her bucakta tertemiz duygularla örgülenen şeker-şerbet sözler, &#8216;kelime-i tayyibe&#8217; gibi salih amellerin eşliğinde, kendi ufku itibarıyla âdeta &#8216;çiy noktası&#8217;na yükseliyor, sonra da daha değişik bir Hak inayetine dönüşerek sağanak sağanak başımızdan aşağıya boşalıyordu. O günler mü&#8217;minlere vaad edilen günlerdi ve o yerler Kâbe&#8217;den, Tûr-i Sînâ&#8217;dan kopup gelen yerlerdi, bizler de yeryüzü mirasçıları talihlilerdik&#8230;</p>
<p>Bir gün geldi, düşmanların amansız saldırıları dostların vefasızlığıyla birleşince, biz de durduğumuz yerde duramaz olduk. Üst üste sarsıntılar yaşadık, sonra da birdenbire devriliverdik. Kim bilir belki de, maruz kaldığımız o hıyânetlere uğramasaydık, bu dünya kıyamete kadar o kendine has güzellikleriyle hep tüllenip duracaktı..?</p>
<p>Ne acıdır ki, bir uğursuz dönemde, bu aydınlık dünyanın bütün ışık kaynakları tahrip edildi.. meş&#8217;ale tutan eller kırıldı.. hak söyleyen ağızlara fermuar vuruldu.. ve gelip hayat kaynaklarımızın başına bir kısım gulyabanîler oturdu. Ve artık güneş kendi rengiyle doğmaz olmuştu; ay, çehresindeki lekelerin gölgesinde bir garip gibiydi; zemin de, ifritlerin cirit attığı bir vahşet alanı hâlini almıştı. Olan olmuştu ve gayrı ne bildiğimiz türden güller açıyor, ne çiçekler çevreye kokular saçıyor ne de bülbüller ötüyordu. Huzur ve neş&#8217;e ile etraflarına tebessümler yağdıran insanların yerinde de kine, nefrete, düşmanlığa yenik düşmüş kara ruhlu karakuralar ve gayzla homurdanan mağmumlar vardı. Bütün kalb ve ruh insanları o aydınlık çağla beraber sanki gidip kayıplara karışmıştı. Bomboştu köy-kent, ova-oba boş olduğu kadar dimağlarımız ruhtan, mânâdan ve kendi değerlerimize saygıdan&#8230;</p>
<p>Yığınlar bir illüzyona maruz kalmış gibi ayakta uyuyor; zimamı elinde tutanlar her gün ayrı bir fantezi peşinde.. kendi değerlerinden kaçan kaçana ve toplum çapında âdeta bir bozgun yaşanıyordu. Ne soy ağacına saygı kalmıştı ne de onun meyvelerine itibar; ağacın köküne baltalar inip kalkıyor ve bin senelik mirasımız ecdada inat çöplüğe atılıyordu. Münafıklık en mergup bir metâ halini almış ve her taraf nifakla inliyordu. Aldatma maharet sayılıyor; takiyye, profesyonel takiyyecilerin elinde Müslümanları karalama adına altın çağını yaşıyordu. Mülhidler her zamankinden daha kurnaz, daha hızlı, buna karşılık pek çoğu itibarıyla mü&#8217;minler ise ibadet yorgunu, hizmet bezgini, ücret bağımlısı ve tabiî sabır, azim, fedakârlık ve kararlılık bekleyen konular da fevkalâde zuhurlara emanet edilmişti. Aslında, harikulâde tecellîlere inanan insan ne kadar kalmıştı onu da Allah bilir!</p>
<p>Yakın tarihimiz itibarıyla bu ölçüde dağınıklığa maruz kalmış bir toplum olarak derlenip toparlanmamız mümkün müydü? Bir daha kendimiz olarak kendi ayaklarımız üzerinde durabilecek miydik? Zahirî esbaba bakılınca olumlu bir şey söylemek oldukça zordu; ne var ki inanan gönüller için sebepler her şey demek de değildi. Hak, inayetiyle tecellî buyurunca ne olmazdı ki! Bugüne kadar insanoğlu kaç defa kara-buza yenik düştüğü aynı anda sürpriz baharlarla karşılaşmış; kaç defa en korkunç yangınların bağrında &#8216;berd ü selâm&#8217;a şahit olmuştu. İnsanoğlu yöneleceği kapıya sadâkatle yöneldiği, içini O&#8217;na açıp derdini O&#8217;na şerh ettiği her defasında içinde bulunduğu ölüm çukurlarını yükselme rampaları hâline getirmiş ve bir hamlede, bir nefhada ulaşılmaz gibi görülen zirvelere ulaşıvermişti. Neden bir kere daha olmayacaktı ki!..</p>
<p>Evet, şimdiye dek samimiyetle O&#8217;na yönelenlerden hiç kimse geriye boş dönmemişti ve O&#8217;na karşı müstağni duranlardan da asla kurtulan olmamıştı. İşte bütün bu mülâhazalarla bizler şu anda, yüzümüz kara, ama gönüllerimiz tir tir, ümidimizi O&#8217;nun rahmetinin enginliğine bağlayarak, yetersizliğimizi-tutarsızlığımızı ve tabiî çaresizliğimizi O&#8217;na açarak bizi yepyeni semavî bir takvimle farklı bir diriliş faslına ulaştırmasını diliyor, arzu ve emellerimizi de inayetine emanet ediyoruz.</p>
<p><span class="info">Sızıntı, Ağustos 2004, Cilt 26, Sayı 307</span></p>
<p class="p1"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/safaklar-ust-usteydi-d/">Şafaklar Üst Üsteydi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beklenen Şafak</title>
		<link>https://hizmetten.com/beklenen-safak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2020 07:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Şafak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15504</guid>

					<description><![CDATA[<p>Işığa hamile kapkaranlık bir dünya.. ve Nebi&#8217;nin zuhuruna az bir zaman kala müjde ve muştu dolu akisler var ufukta.. vicdanlarda tesiri o kadar fazla ki, birçok Mekkeli gelecek son Nebi&#8217;yi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/beklenen-safak/">Beklenen Şafak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="dropcap">I</span>şığa hamile kapkaranlık bir dünya.. ve Nebi&#8217;nin zuhuruna az bir zaman kala müjde ve muştu dolu akisler var ufukta.. vicdanlarda tesiri o kadar fazla ki, birçok Mekkeli gelecek son Nebi&#8217;yi anlatmakta.. tavsiyeler ve tavsiyeler: Zuhur eder etmez hemen koşun O&#8217;na! Ve bütünleşin O&#8217;nun ruhuyla.!<sup>[1]</sup></p>
<p>Bütün bir beşeriyet canı dudağında ve herkesin umudu gelecek son kurtarıcıda. Ana-babalar bu kurtarıcının kendi nesillerinden olmasını istiyor.. ve birçoğu yeni doğan çocuğuna <em>&#8220;Muhammed&#8221;</em> ismini veriyor&#8230;<sup>[2]</sup></p>
<p>Fakat O, Hz. İbrahim&#8217;den İsmail&#8217;e intikalle gelen ve Abdülmuttalip&#8217;ten Abdullah&#8217;a geçen bir altın silsileden gelecekti; ve gönüller de bu kanaldan gelecek nuru bekliyordu. Hâdiseler O&#8217;nun geleceğini haber veriyor; karanlığın koyulaşması, sökün edecek şafağın yaklaştığını söylüyordu. O günkü insanlık, hayatı hayat yapacak olan gaye ve idealden mahrumdu. İnsanların bütün yaptıkları işler, <em>&#8220;ıssız çöllerde serap kovalamak gibiydi. Susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında herhangi bir şey bulamaz.&#8221;</em><sup>[3]</sup></p>
<p>Duygu, düşünce ve davranışlar da bundan pek farklı değildi. <em>&#8220;Engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibi ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut.. birbiri üstüne karanlıklar.. insan elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez.&#8221;</em><sup>[4]</sup></p>
<p>Bu devrin adı &#8220;Cahiliye&#8221;dir. Ancak ilmin zıddı olan bir cehalet değil, iman ve inancın karşılığı olan küfrün müradifi cahiliyet&#8230;</p>
<p>O devre ait çirkinlikleri kapkara bir tablo hâlinde arz edip geçici de olsa ruhlarınıza karanlık bir perde germek istemem. Bâtılı şöyle-böyle tasvir, zihinleri idlâl eder. Ve bence buna sebebiyet de bir cürümdür. Fakat yine de, o devri anlatabilmek için az da olsa, o günün örf ve âdetlerinden bazılarına ve sadece bir işaret çerçevesinde temasta yarar görüyoruz; ta ki Allah Resûlü&#8217;nün, nasıl bütün kâinata bir rahmet olarak gönderildiği ve bu rahmetin gönderilişinin nasıl bir ilâhî lütuf olduğu daha iyi idrak edilmiş olsun!..</p>
<p>O&#8217;nun gelişi herkes için Cenâb-ı Hakk&#8217;ın en büyük lütfu ve en engin ihsanıdır. Bunun böyle olduğunu bizzat Rabbimiz anlatmaktadır:</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic"><strong>لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ</strong></span></p>
<p><em>&#8220;İçlerinden, kendilerine Allah&#8217;ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden, münkerden) onları temizleyen ve onlara Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü&#8217;minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.&#8221;</em><sup>[5]</sup></p>
<p>Allah&#8217;ın (celle celâluhu) lütuf, ihsan ve keremine bakın ki, insanlara kendi içlerinden, özlerinden, onlarla aynı duygu ve aynı düşünceyi paylaşan; hakka giden yolda onların rehber ve pişdârı olan; imama ihtiyaçları olduğunda önlerine geçebilen; hatibe ihtiyaçları olduğunda minbere çıkabilen; emîre ihtiyaçları olduğunda tuğra basıp sikke kesen; kumandaya ihtiyaç duyduklarında, onları en mükemmel erkân-ı harplerden daha mükemmel idare eden bir nebi, bir elçi gönderdi.</p>
<p>Hıristiyanlıkta yanlış bir akide vardır. Onlar Hz. İsa&#8217;nın, insanlığın ilk günahını affettirmek için Cenâb-ı Hak tarafından feda edildiği inancını taşırlar. Yani onlara göre Rab, fedakârlıkta bulunmuş ve insanları affetmek için -hâşâ- kendi oğlu olan Mesih&#8217;i feda etmiştir. Dolayısıyla da Hz. İsa -onların yanlış itikatlarına göre- çarmıha gerilmiş ve Hz. Âdem&#8217;le başlayan, daha sonra da her insanın, daha doğarken, beraberinde getirdiği bu ilk günah böylece affedilmiştir. Bu, bir itikat olarak yanlış ve bazı tevillere açık yanları itibarıyla da dalâlettir. Ancak bu yanlış telakkinin anlattığı doğru bir telmih vardır, o da şudur:</p>
<p>Cenâb-ı Hak, insanların günahını bağışlamak; onları sapıklıkta, dalâlette, tuğyanda, azgınlıkta kendi başlarına bırakmamak için, en sevgili kulunu, Hz. Muhammed&#8217;i (sallallâhu aleyhi ve sellem), hem de maruz kalacağı şeyleri bildiği hâlde peygamber olarak göndermiştir. Ta ki şaşırıp yollarda kalmasınlar, kalıp da zayi olmasınlar.. insanlık semasına çıkıp kâmil birer insan olsunlar.. içlerinde derinleşip her an ruhlarında Allah&#8217;ı (celle celâluhu) duysunlar.. ve İbrahim Hakkı&#8217;nın ifadesiyle, Rabbilerini vicdanlarında kenzen bilsinler:</p>
<blockquote><p>Sığmam dedi Hak arz u semaya<br />
Kenzen bilindi dil madeninden.</p></blockquote>
<p>Gönül öyle bir hazineler menbaıdır ki, dünyalara sığmayan Hak, her an en kıymetli bir cevher gibi orada kendini hissettirir. Kitaplar, zihinler, düşünceler, felsefeler, beyanlar, sema, arz ve bütün mükevvenât Allah&#8217;ı (celle celâluhu) ihata edemez.. ve bunların hiçbirinin, O&#8217;nu ifadeye gücü yetmez. Ancak kalbdir ki, kısmen de olsa O&#8217;nu ifadeye tercüman olabilir. Evet, kalb öyle bir dildir ki, şimdiye kadar kulaklar, o dilin beyanı kadar parlak bir beyan duymamışlardır. Öyle ise insan, kalbinde yol almaya, aradığını orada aramaya ve Rabb&#8217;e erip O&#8217;nda fâni olmaya çalışmalıdır. Zaten Allah, Hz. Muhammed Aleyhisselâm&#8217;ı onun için bizim aramıza göndermiştir.</p>
<p>Evet, O, insanlığa Allah&#8217;ın (celle celâluhu) âyetlerini okumak, fasıl fasıl mucizelerini gözler önüne sermek ve insana kendi mahiyetini öğretmek için gelmiştir. Evet O&#8217;nun sayesinde beşeriyet tabiat kirlerinden arınarak tertemiz hâle gelecek, bedene ait süfliyattan kurtularak kalb ve ruhun hayat derecesine yükselecekti.. ve yükseldi de. Evet, O, insanlara Kitap ve hikmeti talim edecek; insanlık da, Kitap ve hikmetin ışıktan dünyasında kendini bularak, ukbâlara uyanacak ve ebedîleşme yoluna girecekti; neticede öyle de oldu.</p>
<p>Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bunlardan bazıları da mü&#8217;minlerin bayramı sayılır. Her hafta, cuma günü yaşanan bu bayram sevincini daha büyük çapta Kurban ve Ramazan Bayramlarında da yaşarız. Kurban Bayramı, Hz. İbrahim&#8217;in belli bir buudda fedakârlık yaptığı, Müslümanların da bütün samimiyetleriyle günahlarının affına yol aradıkları.. ve bu gayeye matuf, bazılarının Beytullah&#8217;a yüz sürüp, Arafat&#8217;ta vakfeye durdukları ve Muhammedî bir ruhla yalvarıp yakardıkları bir gündür. Ramazan ise, bir ay oruçla Rabb&#8217;e yaklaşma sevincini, yaşama sevincini paylaşmanın ifadesi zengin, dolgun ve bereketli bir bayramdır. Fakat bir bayram daha vardır ki, o, bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılır; o da Allah Resûlü&#8217;nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği gündür.. vilâdet-i Ahmediye&#8217;dir. Yani Cenâb-ı Hakk&#8217;ın, tıpkı bir güneş mahiyetinde yarattığı o Nur&#8217;u bir kandil gibi insanlık semasına astığı gündür. Evet, o Nur sayesinde bütün cahiliye karanlıkları yırtılmış ve âlem nura gark olmuştur. Bu da Cenâb-ı Hakk&#8217;ın cin ve ins&#8217;e en büyük bir lütfu ve büyük bir ihsanıdır.</p>
<div class="important-blue">[1] Örnek olarak bkz.: İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 1/161-162; Taberî, Tarihu&#8217;l-ümem ve&#8217;l-mülûk, 1/529.<br />
[2] İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 1/169.<br />
[3] Nur sûresi, 24/39.<br />
[4] Nur sûresi, 24/40.<br />
[5] Âl-i İmrân sûresi, 3/164.</div>
<div><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/beklenen-safak/">Beklenen Şafak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
