<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>saadet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/saadet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/saadet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:08:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>saadet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/saadet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>En Büyük Saadet</title>
		<link>https://hizmetten.com/en-buyuk-saadet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yavuz Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jul 2023 20:05:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32640</guid>

					<description><![CDATA[<p>En son ki yazımızda “en yüksek mertebe” deyip Allah bilgisi manasına gelen &#8216;Marifetullah&#8216;tan bahsetmiş, Rabbimizi bize tarif eden üç büyük tanıtıcı üzerinde durmuştuk. Evet kâinat kitabı satır satır, Kur’an kitabı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-buyuk-saadet/">En Büyük Saadet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En son ki yazımızda “en yüksek mertebe” deyip Allah bilgisi manasına gelen &#8216;<strong>Marifetullah</strong>&#8216;tan bahsetmiş, Rabbimizi bize tarif eden üç büyük tanıtıcı üzerinde durmuştuk.</p>
<p>Evet kâinat kitabı satır satır, Kur’an kitabı hece hece ve Efendimiz (s.a.s) nefes nefes bizlere Cenab-ı Hakk’ı anlatmış, anlatmaya da devam etmektedirler. Onların seslerine soluklarına kulak verebilen müminler, inandıkları Rab’lerini çok daha farklı ve derinden idrak edebileceklerdir.</p>
<p>En güzel isimlere sahip olan, her ismi güzel olan Yüce Allah, esmasıyla malum, sıfatlarıyla muhat, Zatıyla bir mevcud-u mechuldür. O’nu anlatanlar, O’nun isimlerini ve sıfatlarını öğretmek suretiyle tanıtım yapmaktadırlar. Cenab-ı Hakk’ı tanıyıp bilmek isteyen insan, bu isim ve sıfatları öğrenerek bu talebini yerine getirmeye çalışır.</p>
<p>Bir de bu İlahi isimleri öğrenmenin ötesine geçip onları hayatımızda temsil etmek vardır ki gerçek manada irfana, marifete mazhariyet ancak böyle mümkündür.</p>
<p>Meramımızı bir örnekle açmaya çalışalım. Cenab-ı Hak, Kerim’dir. O (c.c), bizim ihtiyaçlarımızı yerine getirir. Bazen de ihtiyacımız olup olmadığına bakmadan bizlere lütuf ve keremde bulunur, nimetlerini yağdırır. İşte bizim de O’nun gibi olmaya çalışmamız, yapabildiğimiz kadarıyla cömert ve kerim olmaya gayret etmemiz, Rabbimizi daha iyi tanımamıza vesile olacaktır.</p>
<p>İnsan tarafından uygulanabilir olan bütün esmayı burada örnek verebiliriz. “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın” tavsiyesi, bu yönüyle aslında büyük bir irfanı barındırmaktadır.</p>
<p>Peki, bu idrak neyi netice verecek? Böyle bir performansı ortaya koymanın sonucu ne olacak? Çok az kişinin ancak başarabildiği bu yorucu eforu sarf eden ne kazanacak?</p>
<p>İşin doğrusu bu idrakin neticesini, bu eforun kazanımını tam bilebilseydik, işi gücü bırakıp onun peşine düşecek, “Daha yok mu? Arttırılamaz mı?” diye ömürlerimizi bu en hayırlı işle meşgul olmak suretiyle imar edecektik.</p>
<p>Zira irfanın, marifetin neticesi, kazanımı “<strong>muhabbetullah</strong>” denilen Allah sevgisidir. Cenab-ı Hak tarafından sevilmek ve O’nu sevmektir. Paha biçilemeyen bir değerdir.</p>
<p>Hz. Bediüzzaman bu hususu şöyle ifade etmektedir: “<em>Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır.</em>”</p>
<p>“<em>Bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette <strong>marifetullah </strong>ve<strong> muhabbetullah</strong>tadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.”</em> (20. Mektup, Mukaddime)</p>
<p>Hep peşinde koşulan, her yerde aranılan mutluluk ve saadetin en parlak ve en tatlısı, Cenab-ı Hakk’ı tanıyıp bilmektedir. İnsan, yüce Allah hakkında irfanını arttırdıkça, yüce Allah da kulunun bu gayretini muhabbetullah ile ödüllendirir. Kulunu sever, kulunun gönlüne Kendi sevgisini koyar. Âdet-i Sübhânî’si hep böyle olagelmiştir.</p>
<p>Allah tarafından sevilen ve O’nu seven kul ise tatmayanın asla bilemeyeceği ruhani lezzetlere, varidata mazhar olur. Tarifsiz ve bitip tükenme bilmeyen sevinçler, saadetler yaşar. Bu sevinç ve saadetler, o kulu, zahirde ve batında hep Cenab-ı Hakk’ın hoşnutluğuna yönlendirir. O artık, Mahbubu- Hakiki’nin memnun olmayacağı her şeyden uzak durur. O’nun gözünden düşmemek, bilakis daha çok gözüne girebilmek için çabalar. Gecesini gündüzünü tamamen buna göre dizayn eder. Gayreti arttıkça, muhabbeti ziyadeleşir. Muhabbeti artınca daha da gayrete gelir, cehdeder, çalışır. Böyle bir salih daire ile hayatını örgüler, imar eder.</p>
<p>Ve işte bütün bunlar, insanın yaratılış gayesini gerçekleştirmesi, daha doğrusu murad-ı İlahi’nin tahakkuku demektir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-buyuk-saadet/">En Büyük Saadet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebedi saadet yalnızca&#8230;&#124; Zekeriya Çiçek</title>
		<link>https://hizmetten.com/8-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2020 13:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ebedi]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Çiçek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=13027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hakiki ve elemsiz lezzet ve ebedi saadet yalnız imanla mümkündür. Şu bir gerçek ki, dünyamız, başına ne zaman ne geleceği belli olmayan haliyle güneşin etrafında dönüp durmaktadır. Eğer bir hikmet&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8-2/">Ebedi saadet yalnızca&#8230;| Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hakiki ve elemsiz lezzet ve ebedi saadet yalnız imanla mümkündür. </strong></p>
<p>Şu bir gerçek ki, dünyamız, başına ne zaman ne geleceği belli olmayan haliyle güneşin etrafında dönüp durmaktadır. Eğer bir hikmet ve mizanla hareket ettirilmezse; dünya da, üzerinde misafir olarak ikamet edenler de uzun süreli yaşayamaz. Yer çekimi olmasa, küçük ve büyük cisimler arasında çekme ve itme kanunu olmasa, su kaldırma gücünü kaybetse, dünyamızda neler olur hiç düşündük mü?</p>
<p>Güneşin dünya’ya mesafesinin korunması ne büyük bir nimettir. Ay’ın dünya ile irtibatı ne kadar hassas bir mizana sahiptir. Rahman suresinde geçen “Güneş ve Ay bir hesap ile hareket ederler”  ayeti buna muhteşem bir misaldir.</p>
<p>Yaratılış gayesini ve yaratıcısını bilmeyen bir insanlık başıboş, gayesiz, hedefsiz bir gemi gibi, başına geleceklerden habersiz halde zaman okyanusunda bir yerlere doğru hareket etmektedir. Evet, insan bir yolcudur. Yolculuğu ruhlar âleminden başlar. Ana rahminden, çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşire, haşirden ebede kadar devam eder. Geriye doğru olmayan bu yolculuğa her can sahibi bir kez çıkar. Sahne bir kez kurulur ve bu sahnede herkes kendisine tevdi edilen hayat rolünü oynar. Neticede ya başarılı olur ya da başarısız olur. Başarılı olanlar mükâfatlandırılır, olamayanlar cezalandırılır.</p>
<p><strong>        </strong>          Neticesi toprakta çürümek olan ve cismani olarak hiçbir meyvesi olmayan bu hayat; sahibine koca bir yük olmaktan başka ne işe yarar. Ancak kulluk için yaratıldığı ayetle beyan edilen insan eğer kulluk görevini yapmazsa yaratılış sebebine muhalefet etmiş olduğundan cezalandırılmaya müstahak olur.</p>
<p>Meyve dermek için dikilen bir ağacın meyve vermemesi o ağacı toprağın bağrına dikeni çok üzer. Atılan buğday tohumları başaklanmazsa tüm masraflar heder olur. İşte insan o kadar kıymetli bir tohumdur ki onda küçük bir kâinat vardır. Kulluk için yaratılan insanın kendi sahibine matlup meyveyi verememesi ne acı!</p>
<p><strong>        </strong>         Âlemdeki hiçbir varlığın kendi ihtiyacını karşılayabilmesi düşünülemez. Evet, başta akıl, şuur ve iradeye sahip insan olmak üzere ne hayvanlar hiçbir ihtiyaçlarını karşılayamaz. Kendileri için ototrof denen ve kendi besinini kendisi üretir bilinen bitkiler bile yeşil vücut libasları olmadan ve ilgili fiziksel mekanizme ile donatılmadan besinleri sentezleyemez, oksijeni de üretemez. Gaybi bir kaynaktan beslenen güneşin yakıtı olan hidrojen musluğu kapatılırsa o da vazifesini asla yapamaz.</p>
<p>Çobansız bir koyun sürüsü nelere maruz kalmaz ki? Vahşi hayvanata yem olmaz mı? Evet, disiplinsizlik kargaşa nedenidir. Âlemde disiplin kudretle ilimle mümkündür. Her şeyin dizgini elinde olmayan bir güç asla ilahlık iddia edemez. Hem semaya hem arza gücü yetmeyen acizdir.</p>
<p>Her bir hayat sahibi olan arzın sakinlerini tanıyıp, ihtiyaçlarını bilen ve onlara bu ihtiyaçlarını uygun zaman ve zeminde ikram eden; böylece onları himayesi altına alan Hâlık, Râzık, Kadir ve Hâkim isimleri gibi isimlerle müsemma Cenab-ı Hak’tan başka kim olabilir?</p>
<p>Şu âlemde başıboş bırakılacak her nesne ahengi bozar. Mevcut nizamın tartısı çok hassastır ve hiçbir varlık boşa yaratılmamıştır. Ya insan inancını kaybederse, kulluk zincirinin halkasından çıkarak kopuklar zümresine dâhil olursa?</p>
<p><strong>Hizmetten | Zekeriya Çiçek</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/8-2/">Ebedi saadet yalnızca&#8230;| Zekeriya Çiçek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saadet nedir?</title>
		<link>https://hizmetten.com/saadet-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 06:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=4781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutluluk Mutluluk, herkesin özlediği bir sevgili ve uğrunda her fedakârlığa katlanılan yüce bir gâyedir. İnsanlar arasında mes&#8217;ûd olmak istemeyen tek fert yok gibidir. Ama saadet nedir? İşte zorlardan zor bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/saadet-nedir/">Saadet nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><em><strong>Mutluluk</strong></em></h1>
<p>Mutluluk, herkesin özlediği bir sevgili ve uğrunda her fedakârlığa katlanılan yüce bir gâyedir. İnsanlar arasında mes&#8217;ûd olmak istemeyen tek fert yok gibidir.</p>
<h2><em>Ama <strong>saadet nedir?</strong> İşte zorlardan zor bir mes&#8217;ele!..</em></h2>
<p>Yunanlı&#8217;ya göre o, aşk ve sevda; Sezar&#8217;a göre nâm ve şöhret; Firavun&#8217;a göre iktidar ve mevki; Kârun&#8217;a göre de yığın yığın servet ve hazinelere sahip bulunmaktır. Oysaki, bunlardan hiçbiri, ne gerçek saadet ne de onun vesilelerinden biridir. Hakikî mutluluğu bu yollarla arayanlar, hep aldanmış ve hüsrâna uğramışlardır.</p>
<p>Gerçek saadet, insan zihninin dağınıklık ve perişaniyetten kurtarılması, insan kalbinin itmînan ve istirahata ermesinden ibarettir. Onu, deniz kenarlarında, dağ başlarında, tenhâ koruluk ve koylarda arayanlar, hep yanılmışlardır. Vâkıa, bu türlü yollardan başkasıyla, rûhunu dinlendirmesini bilmeyen avâm için, bunlar da birer vesile sayılabilirler. Ama, gerçek huzur ve saadet için, ne zaman ne de zemine ihtiyaç yoktur. O her yerde insanla beraber ve onun iç aydınlığına, onun hür irâdesine tevdi edilmiş mukaddes bir sevgilidir. Her insan, istediği zaman, kanatlanan rûhuyla, kalbinin sonsuz iklimlerine doğru açılıp, temâşâsına doyamayacağı âlemlere ulaşarak, özlenen mutluluğu elde edebilir. Hele, kalb hazinesi tertemiz fikirlerle donatılmış ve lebrîz edilmişse&#8230; Boyce&#8217;nin dediği gibi: &#8220;Ruhunun derinliklerinde, böyle bir mihrabı olan insan ne bahtiyardır!..&#8221;</p>
<p>Evet, mes&#8217;ûd olabilmek için, önce rûhun iyice techîz edilmesi, gönlün pâk ve temiz fikirlerle donatılması, sonra geçmişin kanatlandırıcı hatıralarıyla, geleceğin isabetli ve ma&#8217;kûl ümitlerinin yan yana mütalâa edilmesi lâzımdır ki, bu sayede, fenalıklara karşı konulabilsin.. şehevî hisleri frenleyip yükseltici duyguları da takviye ederek, yaşanan hayatın her lâhzasını fazîletli kılmak mümkün olabilsin. Zaten ahlâkî hayatın yegâne düsturu da fazilettir. Aradığımız saadet ise, aslâ faziletten ayrı düşünülmeyen ve bir bakıma onun neticesi ve mükâfatıdır.</p>
<p>Rûhu kanatlandırıp pervâz ettirecek ve kalbi dâima canlı tutacak tek şey, Yaratıcı&#8217;nın hoşnutluğu düşüncesidir. Fazîlet düşüncesi olmadan mutluluktan bahis açmak abestir ve manâsızdır.</p>
<p>Bezmimize saadet mührünü basan müstesnâ varlık, şu hasletleriyle hem fazîletli hem de mutlu idi: O, o kadar azimli ve kararlıydı ki Yüce Yaratıcı&#8217;nın tasvibinden geçmeyen hiçbir şeye, bütün hayatı boyunca bir kere olsun hüsn-ü kabul göstermemişti. O kadar dürüst idi ki, en ehemmiyetsiz şeylerde dahi, kimseye haksızlık etmemişti. O kadar yüce âlemlere tutkun ve o denli ulvî tecellîlere doymuş idi ki; hiçbir zaman lezzeti fazîlete tercih etmemişti. Öyle üstün bir idrâk ve kavrayışa sahip idi ki; bir kere olsun, iyiyi kötüden tefrik hususunda tereddüde düşmemişti. İnsanların fikirlerine karşı hep hürmetkâr kalmıştı; ama onlardan nasihat almaya hiç ihtiyaç hissetmemişti. En anlaşılmaz meseleleri gayet rahatlıkla halleder, bir solukta, gaflet ve dalâlette olanları fazîlet ve şerefe yükseltirdi. İfâdelerinde akıl ve hikmet omuz omuzaydı; makûl ve doğru bildiklerinde fevkalâde sebat gösterirdi. O kadar müttakî idi ki; tavır ve davranışlarındaki berraklık, muamelesindeki yumuşaklık ve duruluk, melekleri gıbtaya sevk edecek kadar zarifdi. Böbürlenmeler, fahirlenmeler bir kerecik olsun, onun yakıcı ve eritici ikliminde görünme imkânını bulamamışlardı. Şahsıyla alâkalı bütün ayıplamalara karşı mukabele etmeksizin tahammül eder ve insanları suçlamaktan fevkalâde uzak bulunurdu. Korkaklık semtine sokulamamış, vesvese ve tereddütlerle hiç mi hiç tanışmamıştı. Kavim ve kabilesi karşısında nasıl yılgınlık göstermemişse, topyekün dünya ile hesaplaştığı zaman da aynı şekilde polat gibi olmasını bilmişti. Odası, yatağı, elbisesi ve yiyeceği şeyler gâyet sâde ve fakirceydi. Ve O, içinde yaşadığı toplumun herhangi bir ferdi görünümünde idi. Dostluğunda menendi olmayacak kadar sebatkâr ve muhkem, vefasında herkesi minnet altında bırakacak kadar civanmert idi&#8230;</p>
<h3><em>O, bunlarla serfiraz ve fazîletliydi. Fazîletli olduğu kadar da gönlü huzur içinde ve mutluydu.</em></h3>
<p>O&#8217;nun vicdanı kadar saf ve duru bir vicdana sahip olmak için, fazîletin rükünleri sayılan bu şeylerde, O&#8217;nu örnek almak ve rûhumuzun rengini aksettiren bu düşüncelerin, kirlenip bozulmasına meydan vermemek lâzımdır.</p>
<p>Evet, bu türlü yüce hasletlerin hepsine sahip çıkmak, bizi fazîletli kılacak, dolayısıyla da bizlere gerçek mutluluğun kapılarını açacaktır. Aksine, bu vâdîde gösterilecek herhangi bir kusur ise, fazîlet dünyamızda meydana gelmiş bir yırtık, dolayısıyla da saadetimizi bulandıran bir keyfiyet olacaktır. Nasıl ki suyu, saf ve temiz tutmanın tek çâresi, onun içine bir şey atmamak ve bulandırıcı şeylerden uzak bulundurmaktır. Öyle de rûhun huzur ve mutluluğu, bir an olsun onu, fazîletten mahrum bırakmamaya bağlıdır.</p>
<h6><em><strong><span class="source21">Sızıntı, Mayıs 1982, Cilt 4, Sayı 40</span></strong></em></h6>
<p><a href="https://hizmetten.com/saadet-nedir/">Saadet nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
