<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Rahmet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/rahmet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/rahmet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Dec 2025 14:04:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Rahmet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/rahmet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Rahmetin Tezahürü Tatlı Dil ve Yumuşak Tavır</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rahmetin-tezahuru-tatli-dil-ve-yumusak-tavir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 14:04:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[#tatlıdil]]></category>
		<category><![CDATA[#yumuşaktavır]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=46381</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ “Biz Seni bütün âlemlere sadece rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ,107)               . اِرْحَمُوا مَنْ في الْأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ “Siz yerde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rahmetin-tezahuru-tatli-dil-ve-yumusak-tavir/">Cuma Hutbesi | Rahmetin Tezahürü Tatlı Dil ve Yumuşak Tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<div style="text-align: center;"><span class="ts123"><b><span dir="RTL" lang="AR-SA">وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ</span></b></span></div>
<div>
<p style="font-weight: 400;">“Biz Seni bütün âlemlere sadece rahmet olarak gönderdik.”<a name="_ftnref151"></a> <strong>(</strong><strong>Enbiyâ,107)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">              . <strong>اِرْحَمُوا مَنْ في الْأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ في السَّمَاءِ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Siz yerde olanlara merhametle muamelede bulunun ki sema ehli de size merhamet etsin!”.  <strong>(Tirmizî, birr 16) </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong> Hutbemiz, merhametli olmanın bir işareti olan <strong>tatlı dil </strong><strong>ve yumuşak tavır </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnsanlarla münasebete geçmenin yolu, <strong>tatlı dil ve yumuşak tavırla</strong> muamelede bulunmaktan geçer. Muhataplarımızın anlattıklarımızdan tamamen veya kısmen nasipdar olmasını, bize karşı sempati duymasını ya da en azından aleyhimizde olmamasını ve aleyhimizde hareket edenlere engel olmasını istiyorsak, sükûnetle ve mülâyemetle hareket ederek, onlarla aramızda köprüler oluşturmalı ve bizi doğru tanımalarını sağlamalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;">İslam’ın dırahşan çehresini ortaya çıkarmak, ruh ve mana köklerimizden süzülüp gelmiş özü başkalarının sinelerine boşaltmak istiyorsak, hiç kimseyi ayırt etmeden herkese bağrımızı açmalı, herkesi kucaklamalıyız.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Mülâyemet, yumuşak huyluluk hayatımızda esas olmakla birlikte, hakkın hatırı ve insanların hukuku devreye girdiğinde, mülâyemetinde bir sınırı vardır. </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Utanmaksızın sürekli aynı hata ve kusurlarında ısrar eden, ikazlara kulak asmayan, nasihatten anlamayan kimselere karşı tavır almak da hakkın hatırını âli tutmanın bir ifadesidir. Hele bunlar insanların hukukunu hiçe sayıyor, başkalarına zarar veriyor, toplum içinde fitne fesat çıkarıyor ve huzuru bozuyorlarsa, buna mani olmak, diğer insanların hukukuna saygı duymanın gereğidir. Yoksa temelde müminin ahlakı mülâyemet ve yumuşaklıktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kur’ân’dan örneklerle konuyu biraz daha da anlaşılır hale getirelim. </strong>Cenab-ı Hak, <strong>Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a</strong> hitaben,<strong>فَقُولاَ لَهُ قَوْلاً لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى</strong><strong>  </strong>“Firavun’a, yumuşak bir tarzda hitab edin. Olur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.” <strong>(Tâhâ; 44) </strong>buyurarak peygamberane bir üslubu nazara vermiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kuran bu ayetle, <strong>muhatap</strong> <strong>Firavun</strong><strong> gibi</strong> kalb ve kafası imana kapalı, halkını sınıflara ayıran, Hazreti Musa’nın kavmini köleler topluluğu olarak gören, onları iyice zayıflatmak ve ezmek için erkeklerini öldüren, <strong>“Sizin en yüce rabbiniz benim!”</strong> <strong> </strong><strong>(Nâziât,24)</strong> diyecek kadar kibirli olan<strong> biri bile olsa,</strong> yine de hak ve hakikati yumuşak söz ile anlatmak gerektiğine işaret etmiş ve bir manada Peygamberlerin gönüllerine, Firavun’un dahi hidayete erebileceği ümidini ekmişti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Burada dikkat çeken önemli bir husus da Kur’ân,<strong> Firavunun düşünmesini ve Allah’tan korkmasını “yumuşak söz ve tatlı dil”e bağlamıştır.</strong> Ayeti zıt anlamı ile ele alacak olursak, “Sertlikle üzerine giderseniz ne düşünür ne de çekinir.” mânâsını çıkarabiliriz. O hâlde muhatap kim olursa olsun, bir şeyler anlatabilmek için mülâyemet ve müsamaha vazgeçilmez şartlardandır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde de inanan her insan, İslamî edeple esasları belirlenen mümince üslubunu, en imânsız insanlar ve en acı hâdiseler karşısında dahi değiştirmeden devam ettirmek zorundadır. <strong>“Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.” </strong>Bu itibarla mümin, şayet bir kötülük karşısında öfkelenecekse, o öfkeyi dışarı vururken kullanacağı üslup da mümine yaraşır şekilde peygamberane bir üslup olmalıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cenab-ı Hak, Uhud muharebesi sonrası nâzil olan bir âyet-i kerimede; “Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki Sen onlara yumuşak davrandın. <strong>Eğer kaba tutumlu, katı kalbli olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi.</strong> Onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile ve (her şeye rağmen) bu iş hususunda onlarla istişare etmeye devam et. (İstişare neticesinde karara varıp) bir kere de azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et. Allah, tevekkül edenleri sever.” buyurmaktadır. <strong>(Âl-i İmrân,159)</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Bilindiği gibi Uhud’da geçici bir mağlubiyet yaşanmış fakat başlangıçta yaşanan kısmi hezimet, daha sonra zaferle noktalanmıştır. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Uhud’a çıkmadan önce ashâbıyla istişare yapmış, meşveret disiplininin yerleşmesi adına onların görüşleri istikametinde hareket etmişti. Ama neticede henüz emre itaatteki inceliği tam kavrayamamış bulunan bir kısım sahabenin de yerlerini terk etmesi sebebiyle geçici bir hezimetle karşı karşıya kalınmış, bu geçici hezimet sonucunda da ciddi kayıplar yaşanmış ve yetmiş kişi şehit olmuştu. İşte böyle bir tablo karşısında Allah Resûlü’nün içinde bir burukluk olabileceği ihtimaline karşılık Cenab-ı Hak, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) <strong>afv u safh ile hareket etmesini, onlar adına istiğfar </strong>talebinde bulunmasını ve ne yapılması gerektiğiyle ilgili onlarla bir kere daha meşveret yapmasını istemiştir.</p>
<p style="font-weight: 400;">Demek ki muhataplar nazarında bir cazibe merkezi hâline gelmek istiyorsak, <strong>tavır, hâl ve söz yumuşaklığından ayrılmamalıyız</strong>. Çünkü âyet-i kerimede de işaret edildiği üzere kaba tavırlar, haşince davranışlar, insanları etrafımızdan kaçıracaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Netice-i kelam;</strong> her mevzuda olduğu gibi bu konuda asıl olan Peygamberlerin takip ettiği yol olan ilâhî ahlaktır. Şayet Cenab-ı Hak, Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a ilâhlık iddiasında bulunan Firavun’a karşı bile, yumuşak bir üslup kullanmalarını emrediyorsa, Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yumuşak tavır ve tatlı dilinden dolayı tebcil ve takdir ediyorsa, demek ki her dönemde geçerli <strong>temel ilâhî disiplin</strong> budur. O hâlde müminler her ne olursa olsun, insanlara karşı daima mülâyemetle muamelede bulunma mecburiyetindedirler.</p>
<p style="font-weight: 400;">Rabbim bizleri, tavr-ı leyyin, hâl-i leyyin, kavl-i leyyin, kalb-i leyyin, vicdan-ı leyyin içinde yaşamaya muvaffak eylesin!</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak:</strong> Bu Hutbe “Derin Müslümanlık” Kitabından derlenmiştir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/Cuma-Hutbesi-Rahmetin-Tezahuru-Tatli-Dil-ve-Yumusak-Tavir.docx">Cuma Hutbesi | Rahmetin Tezahürü Tatlı Dil ve Yumuşak Tavır</a>    WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/Cuma-Hutbesi-Rahmetin-Tezahuru-Tatli-Dil-ve-Yumusak-Tavir.pdf">Cuma Hutbesi | Rahmetin Tezahürü Tatlı Dil ve Yumuşak Tavır</a>     PDF</p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-rahmetin-tezahuru-tatli-dil-ve-yumusak-tavir/">Cuma Hutbesi | Rahmetin Tezahürü Tatlı Dil ve Yumuşak Tavır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/allahin-rahmetinden-asla-umidinizi-kesmeyiniz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2022 04:30:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[ümid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz!.. *Ümit denilince genellikle, وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ “Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-rahmetinden-asla-umidinizi-kesmeyiniz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz!..</p>
<p>*Ümit denilince genellikle, وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللهِ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ “Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz. Çünkü kâfirler güruhu dışında hiç kimse Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez. ” (Yusuf, 12/87) ayet-i kerimesi akla gelmektedir.</p>
<p>*Aslında daha pek çok ayet-i kerime ümit zaviyesinden ele alınabilir: Mesela; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ “Bizim uğrumuzda gayret gösterip mücahede edenlere elbette muvaffakiyet yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah, hep iyilik peşinde koşan ehl-i ihsanla beraberdir.” (Ankebut, 29/69) Mücahede, kalblerin Allah’la münasebeti için aradaki engelleri bertaraf etmek demektir. Bu, iktiza ettiğinde müdafaa harpleri gibi bir savaşla da olabilir. Fakat esas olan, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “büyük cihad” dediği cihaddır; nefisle mücahede, Allah’a yönelme işi.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allahin-rahmetinden-asla-umidinizi-kesmeyiniz-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Allah’ın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhtilafın Marifete Dönüşmesi &#124; AYHAN TEKİNEŞ</title>
		<link>https://hizmetten.com/ihtilafin-marifete-donusmesi-ayhan-tekines/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2022 10:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.Ayhan tekineş]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Sıffın Savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hz. Ali, Sıffın Savaşı&#8217;ndaki hakem olayı gerekçe gösterilerek, hariciler tarafından Allah&#8217;ın hükmüne karşı çıkmakla suçlandı. &#8220;Hüküm yalnızca Allah&#8217;a aittir&#8221; diye kendisine itiraz edince Hz. Ali, &#8220;Doğru söz ancak yanlış bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ihtilafin-marifete-donusmesi-ayhan-tekines/">İhtilafın Marifete Dönüşmesi | AYHAN TEKİNEŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Ali, Sıffın Savaşı&#8217;ndaki hakem olayı gerekçe gösterilerek, hariciler tarafından Allah&#8217;ın hükmüne karşı çıkmakla suçlandı. &#8220;Hüküm yalnızca Allah&#8217;a aittir&#8221; diye kendisine itiraz edince Hz. Ali, &#8220;Doğru söz ancak yanlış bir mana (bâtıl) kastediliyor&#8221; diye karşılık vererek, muhataplarını zımnen doğru anlam üzerine konuşmaya davet etti. İhtilafı marifete dönüştürmeye çalıştı. Her fikrin bir teorik bir de pratik yönü vardır. Teori farklı yorumlarla olgunlaşırsa ihtilaf rahmete dönüşür. Ancak yeterince tartışılmamış ve geliştirilmemiş fikirler pratiğe taşındığında fiili çatışmaların ortaya çıkmasına ve bir kısır döngüye sebep olabilir.</p>
<p>Hz. Ali, haricilerin ibadetlerini övmüş ama okuduklarını anlamadıkları için de eleştirmiştir. &#8220;Söyledikleri sözler doğru ama o doğrular dillerinden öteye geçmiyor&#8221; diyerek, söyledikleri sözlerin manasını anlamadıklarını ifade etmiştir. Yine Hz. Ali’nin hutbelerinde hariciler, ibadeti seven, çok Kur’an okuyan ancak okudukları ve ezberledikleri ayetlerin anlamı üzerinde yeterince tefekkür etmediklerinden dolayı dine girdikleri gibi hızla çıkıp giden insanlar, olarak tasvir edilmiştir. Tartışmaya kapalı ve kendileri gibi inanmayanları tekfir etmekteki acelecilikleri, bilgilerinin marifete dönüşmesini engellemiştir.</p>
<p>Bilgiyi marifete ve fıkha (ince anlayış) dönüştürmedeki eksiklikleri yeni ortaya çıkan durumları doğru yorumlamalarını da engellemiştir. Bundan dolayı yeni olaylarla ayetler arasında ilgi kurmada yetersiz kalmışlardır. Hz. Ali, &#8220;Kuran&#8217;ı, okuyorlar ama aleyhlerine olan ayetleri kendi lehlerine (delil) zannediyorlar&#8221; sözüyle haricilerin olaylar ve ayetler arasında kurdukları ilişkiyi kritik etmişti. Nitekim harici hareketinin büyük ölçüde tarihten silinmesinin arkasında yatan temel etken de yeni olaylara çözüm bulmaktaki bu yetersizlikleri olmuştur. Her yeni olayda haricilerin birbirini tekfir eden ve birbiriyle savaşan farklı gruplara ayrıldığı görülür.</p>
<p>İslam tarihindeki farklı fırkaların başlangıcı olan hakem olayı aslında bize siyasi ve itikadi fırkaların/mezheplerin nasıl ortaya çıktığını da göstermektedir. Temelde Kur’an&#8217;a dayanan ancak anlama ve yorumda farklılık arz eden gruplar, kendi referans çerçevelerini oluşturarak zamanla bir inanç grubuna (fırka) dönüşmüşlerdir. Sağlam bir anlama metodolojisi geliştiren ve tartışmak için yeterince müsamahalı olan gruplar, varlıklarını devam ettirmişler; tartışmaya kapalı metodolojisi olmayan hareketler ise tarihten silinmişlerdir.</p>
<p>Hz. Ali, haricilerin itirazlarını ayetlerin doğru anlaşılması üzerine çekmek ister ve yanlış anlamaları önlemek ister. Savaştan kaçınır. Son ana kadar tartışma imkanlarını arar. Harici isyancıları savaştan vazgeçmeye ikna için Abdullah b. Abbas&#8217;ı gönderir.  İbn Abbas’a somut olaylar üzerinden tartışmayı tavsiye eder. Farklı şekillerde yorumlanabilecek ayetleri delil getirerek, sonuçsuz spekülasyonlardan sakınması gerektiğini söyler.</p>
<p>Hariciler, çoğunluk itibarıyla bedevi Arap&#8217;lardan oluşuyordu. Sonradan Müslüman olmuş ya da Hz. Peygamber&#8217;le beraber bulunup onun siretini ve sünnetini yakından görme imkânı bulamamış çölde yaşayan Arap kabilelerine mensup savaşçılardı. Arap diline vukufiyetleri ile temayüz etmişlerdi. Bundan dolayı da Kuran&#8217;ı kendilerinden daha iyi anlayacak birisinin bulunmadığını düşünüyorlardı. İşte Hz. Ali bu noktada onlara, kendisinin her ayetin nüzül sebebini, nerede ve ne zaman indirildiğini bildiğini hatırlatarak, yalnızca dile dayalı anlamanın yetersiz olduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca o, İbn Abbas&#8217;a sünnetten örnekler vererek tartışması gerektiğini hatırlatarak, Kuran&#8217;ı anlamada uygulamanın ne kadar önemli olduğuna işaret etmiştir.</p>
<p>Hz. Ali, daha sonra hariciler diye isimlendirilecek isyancıları fikri tartışmaya çekmek istemiş onlara karşı kılıç kullanmak istememişti. Haricilerin birçoğu bu tartışmalar esnasında isyandan vaz geçtiler ama yine de savaş gerçekleşti. Fikir ve düşünce açısından zayıf, çatışma ve fiili muhalefet üzerine kurulu haricilik hareketine karşı daha sonraki yıllarda uygulanan şiddet haricilerin bir mezhep hüviyeti kazanmasını hızlandırdı</p>
<p>Fikri çatışmaların bir diyaloğa dönüşmesi mümkün olsaydı, diyalog metotların gelişmesine, metotlu tartışmalar da yeni ilim dallarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilirdi. Abdullah b. Abbas&#8217;ın siyaseti bırakıp Mekke&#8217;ye yerleşerek tefsirle ilgilendiği dönemde haricilerin liderlerinden Nafi b. Ezrak&#8217;ın (ö.65/685) sorularına verdiği cevaplar garîbu&#8217;l-Kuran ilminin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. İbn Abbas bu sorulara verdiği cevaplarla Kuran tefsirinde cahiliye şiirinin önemini ve şiirle tefsirde nasıl istişhad edileceğini örnekleriyle göstermiştir.</p>
<p>Yeni fikirlere karşı diyalog kapılarının açık tutulması karşılıklı etkileşimle bilgiyi çoğaltır. Yeni bakış açıları kazandırır. Bilinen konulara yeni argümanlar üretmeye yardımcı olur. Yasaklama ve şiddet ise epistemolojik açıdan içine kapalı cemaatlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Sahip olduğu bilgiyle yetinen ve dış dünyadan ilgisini kesen kişiler ıssız bir adada yaşayan insanlar gibi zamanla ilkel bir topluluğa dönüşür. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (s.a) insanlardan uzakta yaşamayı tavsiye etmemiş, bedeviliğin insan tabiatını katılaştıracağına dikkat çekmiştir.</p>
<p>İhtilaflar fiili çatışmaya dönüşünce de insanlardan uzaklaşmayı tavsiye etmiştir. Bu da bize &#8220;Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanımanız (marifet) için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli olanınız takvada en ileri olandır’’ (Hucurat 13) ayet-i kerimesinde anlatılan ‘’marifet’’ yani tanımanın medeni ihtilaflar ve diyalogla gerçekleşeceği hakikatini hatırlatmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ihtilafin-marifete-donusmesi-ayhan-tekines/">İhtilafın Marifete Dönüşmesi | AYHAN TEKİNEŞ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2022 08:02:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[oruc]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini anlamak için gelin hep birlikte hayalen Asr-ı Saadete gidelim. Efendimiz (sav)’i de minberde konuşuyor, biz de sanki Mescid-i Nebevî’de sahabe efendilerimizin içinde onu dinliyor gibi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/">Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini anlamak için gelin hep birlikte hayalen Asr-ı Saadete gidelim. Efendimiz (sav)’i de minberde konuşuyor, biz de sanki Mescid-i Nebevî’de sahabe efendilerimizin içinde onu dinliyor gibi farz edelim.</p>
<p>Ne diyor, buyurun hep birlikte dinleyelim: “Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer… ila ahir.”</p>
<p>O zaman değerli dostlar, bu ayın bereketinden istifade edebilmek için bu seneki Ramazanımızı Kur’an ayı ilan edelim. Zira, “<em>Ramazan ayı, öyle bir aydır ki Kur&#8217;ân, o ayda indirilmiştir</em>.&#8221; (Bakara, 2/185) Madem Kur&#8217;ân-ı Hakîm, Ramazan’da indirilmiş. Bizde o semâvî hitabı en güzel şekilde karşılayabilmek için Ramazan’da nefsin istek ve arzularından uzak duralım. Bizleri birinci derecede ilgilendirmeyen mâlâyâni şeyleri terk edelim. Gündüzünde tuttuğumuz oruç ile melekler gibi o Kur&#8217;ân&#8217;ı yeni nâzil oluyor gibi okuyalım ve dinleyelim. Ondaki Cenab-ı Hakkın muradını güya bize verilen bir vazife gibi dinleyelim. Veya o hitabı Resul-i Ekrem(sav)’den işitiyor gibi kulak kesilelim. Eğer yapabilirsek Hz. Cebrail&#8217;den, dinliyor gibi bir kudsî hâle girerek onu anlamaya çalışalım.</p>
<p>Evet, Ramazan-ı Şerifte İslâm âlemi bir mescit hükmüne geçiyor. Bu mescitte milyonlarca hâfız o Kur&#8217;ân&#8217;ı, o semâvî hitabı arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan,  “<em>Ramazan ayı, öyle bir aydır ki Kur&#8217;ân, o ayda indirilmiştir</em>.” âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyorlar. Böylece Ramazanın Kur&#8217;ân ayı olduğunu ispat ediyorlar. O, yeryüzü mescidindeki cemaatin bazı fertleri huşû ile o hâfızları dinlerler. Bazıları da kendi kendine okurlar.</p>
<p>İşte böyle mukaddes bir mescitte, nefsin istek ve arzularına tabi olursak, o mescitteki cemaat tarafından nasıl karşılanırız, o cemaat bu duruma nasıl bir tepki verir, hayalen bunu görmeye çalışalım. Aslında hayalen dediğime bakmayın. Mahşer günü “<em>Defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin!</em> ” (İsra, 15/14) denildiğinde bu manzarayla -hafizanallah- karşılaşma ihtimalimiz var.  O yüzden bu kutsi ayın bereketinden istifade edemeden zamanı tüketmek aklı selim olan hiç kimseye yakışmaz.</p>
<p>Ayrıca bir kutsi hadiste Cenab-ı Hak, Efendimiz (sav)’in dilinden bize şu müjdeyi vermektedir: “<em>Oruç dışında insanoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir ve mükâfatını da ben vereceğim.”</em> (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163)</p>
<p>Şimdi bu hadisi şerifi dikkatlice baktığımızda şunu görmek mümkün. Cenab-ı Hak bize diyor ki; “Sizler oruç dışındaki ibadetlerinizle kendiniz için çalışıyorsunuz. Ama Ramazan ayı gelip çattığında tuttuğunuz oruçlar vasıtasıyla benim için çalışıyorsunuz. Dolayısıyla bu ayda tuttuğunuz orucun ücreti tarafımdan ödenecektir.” Şimdi şöyle düşünelim. Bu alem sarayının Sultanı olan zatın teftişine tabi tutulup, ücreti O’nun tarafından ödenecek bir işte çalışıyor olsaydık, nasıl bir titizlik gösterirdik. Ayrıca ödenecek ücretin miktarı baştan belirlenmemiş. Niye? Çünkü işin kalitesine göre çok büyük bir ikramiye alma ihtimaline binaen o sarayın sultanı ahalisi arasında sanki bir müsabaka düzenlemiş ve kim daha iyi iş çıkaracak onu görmek istiyor.</p>
<p>İşte değerli dostlar, bu ramazanı bu maksada matuf ciddi özen gösterelim. Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olmasının bir hikmeti vardır diyerek, bu ayda o hikmeti yakalamak için bol bol Kur’an okuyalım inşaallah. Yapılacak mukabeleleri takip edelim. Mümkünse hatimle teravih kılalım.</p>
<p>Rabbim tutacağınız oruçları, okuyacağınız Kur’anları, Efendimiz (sav)’in sünneti olan teravih namazlarını, yapacağınız hayru hasenatları ve dualarınızı şimdiden kabul buyursun. Rabbim, Ramazan Bayramı’yla beraber Medrese-i Yusufiye’de bulunan insanımızı da hürriyetlerine kavuşturarak gerçek manada bir bayramı hepimize yaşatsın. Âmin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/">Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahmet Mevsimi &#124; AHMET SELİM</title>
		<link>https://hizmetten.com/rahmet-mevsimi-ahmet-selim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2022 11:22:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menzilden menzile gezen dünyamız, Rahmet mevsimine erdi bu ara.. Cennet gibi dünya; bizim hülyamız, Umuda can suyu verdi bu ara. Her gece öteye açık rüyamız, Gönüllere huzur serdi bu ara&#8230;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rahmet-mevsimi-ahmet-selim/">Rahmet Mevsimi | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menzilden menzile gezen dünyamız,<br />
Rahmet mevsimine erdi bu ara..<br />
Cennet gibi dünya; bizim hülyamız,<br />
Umuda can suyu verdi bu ara.<br />
Her gece öteye açık rüyamız,<br />
Gönüllere huzur serdi bu ara&#8230;</p>
<p>Rahmet sahilinde coşsun dualar,<br />
Kapılar açılsın, gözyaşı dinsin.<br />
Elleri kaldırın görsün semalar,<br />
Arşın melekleri öpsün, sevinsin.<br />
Gayesiz insanı dünya oyalar,<br />
Aslını unutma, unutma kimsin&#8230;</p>
<p>Ömür denen rüzgâr dindi dinecek,<br />
Yelkenleri şişir, rüzgâr eserken.<br />
Ellerini açsan rahmet inecek,<br />
Geceye içini sessiz dökerken.<br />
Bir gün herkes tahta ata binecek,<br />
Belki yarın, belki daha da erken&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/rahmet-mevsimi-ahmet-selim/">Rahmet Mevsimi | AHMET SELİM</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</title>
		<link>https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2020 07:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[sefkat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü&#8217;nün rahmet ve şefkati de O&#8217;nun fetanetinin bir buudunu teşkil eder. O&#8217;nun şefkat ve rahmetinde, aynı zamanda muhteşem bir kavrayışın ayrı bir derinliği gizlidir. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/">Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü&#8217;nün rahmet ve şefkati de O&#8217;nun fetanetinin bir buudunu teşkil eder. O&#8217;nun şefkat ve rahmetinde, aynı zamanda muhteşem bir kavrayışın ayrı bir derinliği gizlidir. Evet, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Cenâb-ı Hakk&#8217;ın rahmâniyet ve rahîmiyetinin yeryüzündeki biricik temsilcisi olarak, bu iki mübarek sıfatın tesirini bir iksir gibi kullanmış ve bütün gönüllerde taht kurmuştur. Zaten, şefkat, re&#8217;fet, yumuşaklık, yürekten ve samimî olmak kadar insanı kitlelere kabul ettiren ikinci bir vesile yoktur. İşte, Allah Resûlü iç inceliği, kabiliyet-i fevkalâdesi ve fetanetiyle, rahmet ve şefkati fetanetinin ayrı bir buudu olarak çok iyi değerlendirmiştir ki, bu da O&#8217;nun peygamberliğinin ayrı bir delili sayılır.</p>
<p>Allah (celle celâluhu), O&#8217;nu bütün âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Evet O, pırıl pırıl Hak rahmetini aksettirmektedir. Sanki O, çöl ortasında bir su menbaı, bir kevser havuzudur da, kabını eline alıp gelen herkes o havuzun başına varmış, hem kabını doldurmuş hem de kana kana içmiştir. İşte O, rahmet buuduyla böyle herkese açık bir kevser kaynağı gibidir.. isteyen her fert O&#8217;ndan istifade edebilir.</p>
<p>Şu kadar var ki, O, muhteşem fetanetiyle, mahiyetindeki bu rahmeti, o rahmete muhtaç ruhlara, âdeta Cennet&#8217;e götüren bir nurlu tuzak yapmıştır. Kim o tuzağın büyüleyici atmosferine girerse kendini zirvelerde bulur. İşte &#8220;rahmet&#8221;, Allah Resûlü&#8217;nün elinde böyle sihirli bir anahtardır. O, paslanmış küflenmiş ve açılamaz zannedilen bütün kilitleri bu anahtarla açmış ve her sinede bir iman meşalesi yakmıştır.</p>
<p>Evet, bütün insanlar arasında, bu altın anahtar, altın ruhlu ve madeni som altın Hz. Muhammed Mustafa&#8217;ya (sallallâhu aleyhi ve sellem) teslim edilmiştir. Zira, beşer içinde o anahtarı almaya en lâyık O&#8217;dur. Evet, Allah, her zaman emaneti ehline verir. İnsanlara emanet olarak verdiği kalbin anahtarını da, o işe en ehil olan İki Cihan Serveri&#8217;ne vermiştir.</p>
<p>Evet, Allah (celle celâluhu), O&#8217;nu âlemlere rahmet olarak göndermiş, O da bu rahmeti fevkalâde muvazene içinde en iyi şekilde değerlendirmiştir. Rahmette muvazene de çok önemlidir.</p>
<p><strong><em>Rahmette İfrat ve Tefrit</em></strong></p>
<p>Her meselenin bir ifrat ve tefriti olduğu gibi, rahmeti kullanmanın da ifrat ve tefriti vardır. Rahmetin suiistimale uğramasının en tipik misalini, hümanist geçinen bazı grupların düşünce ve davranışlarında görmek mümkündür. Onlar, bir yanda dengesiz bir sevgi ve hümanizmden söz etmekle, diğer yandan da hiçbiri, bir mü&#8217;min ve mütedeyyine karşı samimî bir alâka duymamakla, bu hususta en canlı örnek teşkil ederler. Evet, ellerinden gelse Müslüman ve dindar insanları bir kaşık suda boğmak isterler. Onların sevgileri sadece kendilerine ve kendileri gibi düşünenleredir. Aslında bu sevgi de, bizim anladığımız mânâda hasbî değil, menfaat üzerine kurulmuştur. Hâlbuki İki Cihan Serveri&#8217;nin rahmeti bütünüyle istikamet içinde cereyan etmiş ve sadece insanlığı değil bütün varlığı kuşatmıştı ve kuşatmaktadır da&#8230;</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün temsil ettiği rahmetten, mü&#8217;minler istifade eder. Çünkü O, mü&#8217;minlere karşı &#8220;Raûf&#8221; ve &#8220;Rahim&#8221;dir.<sup>[1]</sup> İçtendir, yumuşak yüreklidir ve çok merhametlidir. O&#8217;nun temsil ettiği rahmetten mü&#8217;minlerin yanında, kâfir ve münafıklar da istifade eder. Hatta bu rahmetten Cibril&#8217;in dahi kendisine has bir istifadesi vardır.<sup>[2]</sup> Bu rahmetin enginliğini şununla ölçün ki, şeytanın dahi bu rahmete bakıp ümitlendiği olmuştur.<sup>[3]</sup></p>
<p>O&#8217;nun temsil ettiği rahmet, belli insanlara ve belli gruplara inhisar etmez. O, bazılarının yaptığı gibi rahmeti istismar vesilesi olarak da kullanmaz.</p>
<p><strong><em>Hümanizm Aldatmacası</em></strong></p>
<p>Günümüzdeki bir kısım cereyanların, insanı aldatmak için onu paravan olarak kullandıkları bir gerçektir. Rica ederim; bunun insanı sokmak için onun yanına sokulan yılanın, çıyanın yakınlığından farkı nedir? Allah Resûlü&#8217;nün temsil ettiği sevgi kat&#8217;iyen bu türlü sevgi anlayışıyla karıştırılmamalıdır. Evet, İslâm&#8217;ın sevgi anlayışı da, bütün meselelerde olduğu gibi kendine mahsus, dünya-ukbâ buudlu ve dengelidir.</p>
<p>Hz. Muhammed Aleyhisselâm, bir mesaj olarak bütün insanlığı ve bütün varlığı içine alan bir sevgiyle insanları kucaklamıştır. Ancak, yukarıda da arz ettiğimiz gibi, O&#8217;nun bu engin şefkati ve derin rahmeti, bu meseleleri istismar edenlerin sevgi ve şefkat anlayışlarında olduğu gibi sadece bir düşünce olarak ve kitap sayfalarında kalmamış; aksine en kısa zamanda pratiğe dökülmüş ve bütün derinlikleriyle temsil edilmiştir. Zaten, Efendimiz&#8217;in tatbike sunulmayan hiçbir düşüncesi yoktur. O, bütünüyle bir aksiyon ve hamle insanıdır.</p>
<p>Allah Resûlü, bütün varlığı ihata eden o engin rahmet anlayışını en içten, en samimî şekilde ve varlığın sinesinden yükselen bir mânâ olarak ortaya koyduğundan, söylenenler hep tatbik görmüştür. Meselâ O, hayvanlara karşı şefkatli davranmayı şöyle ibretli ve müşahhas misallerle anlatır. Allah Resûlü&#8217;nün anlattığı bu iki örnek unutulacak gibi değildir:</p>
<p><em>&#8220;Allah (celle celâluhu) bir köpek yüzünden, ahlâksız bir kadını affedip Cennet&#8217;ine aldı. Köpek bir kuyunun başında, susuzluktan dili sarkmış bir vaziyette soluyup duruyordu. Tam o esnada oradan geçmekte olan bu kadın, köpeğin hâlini görünce dayanamadı. Hemen belinden kemerini çıkarıp ayakkabısına bağladı, bununla kuyudan su çıkarıp köpeğe içirdi, böylece köpek ölümden kurtuldu. İşte bu kadının bir köpeğe karşı bu davranışı onun affına vesile oldu ve Allah (celle celâluhu), onu Cennet&#8217;ine koydu.&#8221;</em><sup>[4]</sup></p>
<p>Aksi kutupta ikinci örneği de Allah Resûlü şöyle anlatıyor:</p>
<p><em>&#8220;Bir kadın bir kedi yüzünden Cehennem&#8217;e girdi. Ne o kediye yedirdi, içirdi ne de salıverdi. Ve kedi açlıktan öldü. O kadın da bu yüzden Cehennem&#8217;e girdi.&#8221;</em><sup>[5]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, bu engin rahmet mesajının tebliği vazifesiyle gelmiştir. O, <em>&#8220;Menhelü&#8217;l-azbi&#8217;l-mevrûd&#8221;</em>dur. Yani bir tatlı su kaynağıdır; kim O&#8217;na idrak kovasını daldırsa O&#8217;nda rahmet bulur. O&#8217;nun elinden âb-ı hayat içen ise, mânen ölümsüzlüğe erer.</p>
<p>Keşke, cebrî-lütfî bu kevser havuzunun başında bulunanlar O&#8217;nun kadrini bilselerdi!</p>
<p>Söylediğimiz sözleri mücerret bırakmamak için birkaç müşahhas misal arz etmek istiyorum. Ancak, ondan evvel, burada şu hususa da dikkatinizi çekmeden edemeyeceğim:</p>
<p><strong><em>O, Her Şeyde Zirvedir</em></strong></p>
<p>İnsanların arasında bazı mesleklerde ileriye gidenler, ileriye gittikleri mesleklerinin hilâfına, başka sahalarda o oranda, göze çarpacak kadar geridirler.</p>
<p>Meselâ, bir erkân-ı harp, bir muharip, her ne kadar askerlik mesleğinde muvaffak ve başarılı bir erkân-ı harp olsa da, bazen başka sahalarda bir çoban kadar anlayışlı, duyarlı ve şefkatli olamayabilir. Hatta bazen böyle birinin tabiatı öldürme ile bütünleştiğinden dolayı, bu insan hiç şefkatli de olmayabilir. Zira öldüre öldüre, hisleri belli bir ölçüde körelmiştir ve artık o, herhangi bir insanı öldürmekten duyduğu teessürü duymayabilir.</p>
<p>Bir siyasî, siyasette çok muvaffaktır. Ancak o oranda doğruluktan taviz verebilir ve insanların hukukuna saygıda kusur edebilir. Yani, siyasî sahada başarısı nisbetinde, doğrulukta, mürüvvette her zaman bir gerileme söz konusu olabilir. Bu, bir yerde sivrilip zirveleşirken, diğer yerde dibe doğru inmek demektir.</p>
<p>Yine kendisini pozitivizm akımına kaptırmış ve her şeyi deneye, tecrübeye dayandırma peşinde koşup duran bir insan görürsünüz ki, kalbî ve ruhî hayatında sıfırı aşamamıştır. Hatta bazen, akıl plânında Everest Tepesi gibi yükselirken, kalbî hayatında Lut Gölü gibi çukurlaşanlar da vardır.</p>
<p>Her şeyi maddeye irca etmeye çalışan, aklı gözüne inmiş nice insanlar vardır ki, vahyin mantığı karşısında aptallardan aptal ve mânâya karşı âdeta kördürler.</p>
<p>Bu kısa izahtan da anlaşıldığı gibi bazı kimseler, belli sahalarda muvaffak olmalarına karşılık, ondan daha hayatî ve mühim sahalarda hiç mi hiç başarılı olamamışlardır. Yani, insanlarda bulunan birbirine zıt vasıflar, âdeta bir diğerinin aleyhine işlemektedir. Biri gelişip inkişaf ederken, öbürü dumura uğramakta ve güdük kalmaktadır.</p>
<p>Hâlbuki, Allah Resûlü&#8217;nde bu durum hiç de öyle değildir. O bir muharip olmanın yanı başında, engin bir şefkat insanıdır.. bir siyasîdir.. ve bir o kadar da mürüvvet sahibi ve sımsıcaktır.. müşâhedeye, tecrübeye ehemmiyet verirken, ruhî ve kalbî hayatın da ta zirvelerindedir.</p>
<p>Uhud muharebesinde bunun en çarpıcı misallerini bulmak mümkündür. Düşünün ki, orada Allah Resûlü&#8217;nün canı kadar sevdiği amcası ve sütkardeşi Hz. Hamza şehit edilmiş.. şehit edilmenin de ötesinde vücudu paramparça ve lime limedir.<sup>[6]</sup> Yine orada, halasının oğlu Abdullah b. Cahş kütükte doğranan et gibi doğranmıştır.<sup>[7]</sup> Hatta bu arada kendi mübarek başı yarılmış, dişleri kırılmış, vücudu kan revan içinde kalmıştır.<sup>[8]</sup> Düşmanlarının gayz ve öfkeyle üzerine çullandığı ve bütün gayretleriyle O&#8217;nu öldürmek istedikleri bu hengâmede, o yüceler yücesi insan, kanı yere akarsa Allah onları mahveder endişesiyle tir tir titremekte ve:</p>
<p><strong>اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَاِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ</strong><em> &#8220;Allahım, kavmimi bağışla; çünkü onlar (beni) bilmiyorlar!&#8221; </em>demektedir.<sup>[9]</sup></p>
<p>Bu ne müthiş bir şefkat anlayışıdır ki, O&#8217;nu öldürmek isteyenlere O, dua dua yalvarmakta, tel&#8217;in ve bedduaya kapalı kalmaktadır.</p>
<p>Mekke&#8217;nin fethine kadar, düşmanlarının O&#8217;na yapmadığı tek kötülük kalmamış gibidir. Düşünün bir kere; size karşı boykotaj yapacak, sizi evinizden, yuvanızdan edecek, bir çöl ortasına bırakacak, sonra da zehir zemberek bir ahidnâmeyi Kâbe&#8217;nin duvarına asacak ve diyecekler ki: &#8220;Kovduğumuz bu insanlarla çarşı-pazarda alışveriş etmek, onlardan kız alıp vermek yasaktır&#8230;&#8221; Ve sizi bu ağır şartlar altında üç sene o çölde tutacaklar.. yakınlarınız bile yardım edemeyecek ve siz orada ağaç-ot yiyerek hayatınızı sürdürmeye çalışacaksınız.. çocuklar, yaşlılar açlıktan ölecekler.. hiç mi hiç insanlık ve mürüvvet görmeyeceksiniz.. bunlar yetmiyormuş gibi, sonra öz vatanınızdan çıkarılacak ve başka yerlere sürüleceksiniz.. hatta orada da rahat bırakılmayıp çeşitli hile ve desiselerle her gün ayrı bir tehdit altında bulundurulacaksınız.. sonra Bedir&#8217;de, Uhud&#8217;da, Hendek&#8217;te defaatle onlarla yaka-paça olacak ve hep iz&#8217;âc edileceksiniz.. hatta, Kâbe&#8217;yi ziyaret gibi en tabiî haklarınızdan mahrum bırakılacaksınız.. bundan da öte, aleyhinizde zâhiren en ağır şartları kabul ederek geriye döneceksiniz ve ardından Cenâb-ı Hak lütufta bulunacak, büyük bir ordunun başında Mekke&#8217;yi fethedip oraya hâkim olacaksınız…</p>
<p>Acaba onlara karşı muameleniz nasıl olurdu? <em>&#8220;Gidin, hepiniz hürsünüz, bugün size kınama yoktur!&#8221;</em><sup>[10]</sup> diyebilir miydiniz?</p>
<p>Ben, kendi hesabıma, eğer O&#8217;ndan bu dersi almış olmasaydım, kat&#8217;i­yen onlara bu şekilde davranamazdım. Tahmin ediyorum ki, hemen hepiniz benimle bu düşünceyi paylaşıyorsunuzdur. Ama O, sırtında zırhı, başında miğferi, elinde kılıcı, terkisinde okları, atını mahmuzlamış Kâbe&#8217;ye girerken aynı zamanda bir şefkat kahramanıydı. Mekkelilere sordu: <em>&#8220;Benden nasıl bir muamele bekliyorsunuz?&#8221;</em> Hepsi birden cevap verdi: <em>&#8220;Sen Kerîmoğlu Kerîmsin? Senden ancak kerem beklenir!&#8221;</em></p>
<p>O da, Hz. Yusuf&#8217;un kardeşlerine dediği<sup>[11]</sup> gibi dedi: <em>&#8220;Bu­gün size kınama yoktur. Allah sizi bağışlasın, O Erhamür­râ­hi­mîn&#8217;dir.&#8221;</em><sup>[12]</sup></p>
<p>O, hayatında, tedbirde hiç kusur etmemişti. O&#8217;nun kadar tedbirle tevekkülü yan yana ve sımsıkı telif eden ikinci bir insan yoktur.</p>
<p>Bedir&#8217;e çıkarken ashabını denedi. Her biri bir atom bombası gibiydi.. ve tek başlarına bir orduya güç yetirecek gerilimi taşıyorlardı. Sa&#8217;d b. Muaz: <em>&#8220;Sen atını Berk-i Gımâd&#8217;a kadar sür yâ Resûlallah! Bizden tek kişi dahi geride kalmayacaktır.&#8221;</em> derken işte bu gerilimin örneğini veriyordu. Hele bu zatın devamla şöyle demesi ne kadar mânidardır: <em>&#8220;Canımız işte burada, istediğin canı al yâ Resûlallah! Malımız işte burada, isteğin kadarını al ve istediğin yere ver yâ Resûlallah!&#8221;</em><sup>[13]</sup></p>
<p>Asker hazırdı. Hepsi de âdeta birer Sa&#8217;d b. Muaz&#8217;dı. Ama bununla beraber, Allah Resûlü tedbirde kusur etmiyor, bir muharebe için gerekli olan bütün ön hazırlıkları eksiksiz yerine getiriyordu. Bu fiilî duadan sonra da ellerini açıyor ve kalbinin ta derinliklerinden yükselen bir yakarışla Cenâb‑ı Hakk&#8217;a dua ve niyaza başlıyordu. Hem de öyle kendinden geçercesine dua edip yalvarıyordu ki, üzerindeki ridâsı yere düşüyordu da bundan haberi bile olmuyordu. Bu manzarayı seyreden Hz. Ebû Bekir, dayanamayarak yanına sokuluyor, ridâyı üzerine koyuyor ve: <em>&#8220;Yeter ey Allah&#8217;ın Resûlü. Allah Seni kat&#8217;iyen mahzun etmeyecektir, bu kadar yalvarış ve yakarış yeter.&#8221;</em> diyordu.<sup>[14]</sup></p>
<p>Evet, bir taraftan bu denli tedbir, diğer taraftan da bu seviyede Rabb&#8217;e tevekkül, ancak bu zirve insana müyesser olan apayrı bir hususiyetti&#8230;</p>
<p><strong><em>Evrensel Rahmet</em></strong></p>
<p>Sözün başında da ifade ettiğim gibi, Allah Resûlü, mü&#8217;min, kâfir ve münafık, herkesin kendisinden istifade ettiği rahmet timsali bir insandı. Mü&#8217;min O&#8217;ndan istifade eder; çünkü O, <em>&#8220;Ben mü&#8217;minlere, kendilerinden daha yakınım..&#8221;</em> buyurmaktadır.<sup>[15]</sup> Gerçi müfessirler<strong> اَلنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ </strong>âyetine<sup>[16]</sup> istinad ederek: <em>&#8220;Allah Resûlü, mü&#8217;minlere kendi canlarından daha azizdir.&#8221;</em> derler. Fakat, aslında her iki mânâ da birbirine yakındır. Biz O&#8217;nu kendi canımızdan daha çok severiz; Allah Resûlü de kendisine bu denli muhabbet besleyenleri aynı ölçüde sever; çünkü O, en büyük mürüvvet insanıdır.</p>
<p>Bu bir muhakeme ve mantık sevgisidir. Bu sevginin hissî yanı olsa da daha çok mârifet buudlu ve mantık derinliklidir. Şayet kurcalanıp işlettirilebilse insanda öyle bir kökleşir ki; insan, Mecnun&#8217;un Leyla&#8217;sını aradığı gibi her yerde Resûlullah&#8217;ı arar durur. Arar durur da her adını anışta burnunun kemikleri sızlar ve O&#8217;nsuz geçen hayatı kendisi için bir hicran kabul eder.. ve O&#8217;nun için bir ney gibi inler gezer.</p>
<p>Evet, Allah Resûlü bize kendi nefislerimizden daha yakındır. Nasıl olmasın ki, biz nefislerimizden çok kere kötülük görürüz. Hâlbuki O&#8217;ndan hep kerem, iyilik, merhamet, şefkat ve mürüvvet gördük. O, Allah&#8217;ın rahmetinin temsilcisidir. Öyleyse elbette bize bizden daha yakındır.</p>
<p>O<em>: &#8220;Ben mü&#8217;minlere kendilerinden daha yakınım.&#8221;</em> İster­seniz şu âyeti okuyun: <strong>اَلنَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ </strong>diyor ve sonra da sözüne şöyle devam ediyor: <em>&#8220;Kim bir mal bırakırsa o akrabalarınadır. Fakat kim de bir borç bırakır ve öyle giderse o banadır.&#8221;</em><sup>[17]</sup></p>
<p>Bu hadisin arkasında şöyle bir hâdise var:</p>
<p>Bir gün bir cenaze getirildi. Namazı kılınacaktı. Allah Resû­lü sordu: <em>&#8220;Bunun borcu var mı?&#8221;</em> Orada bulunanlar: <em>&#8220;Evet, yâ Resûlallah, çok borcu var!&#8221;</em> dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü: <em>&#8220;Siz arkadaşınızın namazını kılın, ben borçlunun namazını kılamam.&#8221;</em> buyurdular. Ancak bu durum kendisine de çok ağır gelmişti. Daha sonra Allah Resûlü bir kısım imkânlara ulaşınca, ölen mü&#8217;minler hakkında: <em>&#8220;Onun mevlâsı benim, alacaklılar bana gelsin.&#8221;</em> derdi.<sup>[18]</sup></p>
<p>Dünya ve ahirette Allah Resûlü, mü&#8217;minlere kendilerinden daha yakın olma keyfiyetiyle bir rahmettir. O&#8217;nun bu rahmet yönü ebedlere kadar da devam edecektir.</p>
<p>O, münafıklar için de bir rahmettir. Münafıklar, bu engin rahmet sayesinde dünyada azap görmediler. Camiye geldiler, Müslümanların içinde dolaştılar ve Müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade ettiler. Allah Resûlü onlar hakkında perdeyi yırtmadı. Onların çoğunun iç yüzünü biliyordu. Hatta bunları Hz. Huzeyfe&#8217;ye (radıyallâhu anh) söylemişti de.<sup>[19]</sup> Rivayete nazaran, bundan dolayı da Hz. Ömer, Huzeyfe&#8217;yi takip eder, onun kılmadığı cenaze namazını o da kılmazdı.<sup>[20]</sup></p>
<p>Bununla beraber İslâm onları fâş etmedi. Onlar hep mü&#8217;min­ler arasında bulundular ve mutlak küfürleri en azından şüpheye, tereddüte dönüştü. Böylece, dünya zevkleri de bütün bütün acılaşmadı. Zira yok olup gideceğine inanan bir insanın dünyadan lezzet alması mümkün değildir. Ama, <em>&#8220;Belki ahiret vardır.&#8221;</em> diyecek kadar, küfürleri şüpheye bürününce, ihtimal, hayat o zaman bütün bütün acılaşmaz. İşte bu yönüyle Allah Resûlü, münafıklara da bir ölçüde rahmet olmuştur.</p>
<p>Kâfir de Allah Resûlü&#8217;nün rahmetinden istifade etmiştir. Zira, Cenâb‑ı Hak, daha önceki millet ve kavimleri küfür ve isyanları sebebiyle toptan helâk etmiş olmasına karşılık, Allah Resûlü&#8217;nün bi&#8217;setinden sonra toptan helâk etmeyi kaldırdı, dolayısıyla da insanlar, böyle bir azap çeşidinden kurtulmuş oldular. Bu da kâfirler için dünya adına büyük bir rahmettir.</p>
<p>Bu mevzuda Cenâb-ı Hak, Habibine hitaben şöyle buyurmaktadır: <strong>وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ </strong><em>&#8220;Sen onların içlerinde bulunduğun hâlde, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerken de Allah onlara azap edecek değildir.&#8221;</em><sup>[21]</sup></p>
<p>Evet, Efendimiz&#8217;in hürmetine Cenâb-ı Hak toptan helâk etmeyi kaldırmıştır. Hz. Mesih: <em>&#8220;Eğer azap edersen, onlar Senin kulların.&#8221;</em><sup>[22]</sup> derken, Efendimiz&#8217;in Allah indindeki kadrine, kıymetine bakın ki, Cenâb-ı Hak O&#8217;na: <em>&#8220;Sen onlar arasında bulunduğun sürece Allah onlara azap edecek değildir.&#8221;</em> buyurmaktadır.</p>
<p>Yani, Sen onların sinesinde yaşadığın sürece Allah onlara azap etmeyecektir. Sen yeryüzünde anıldığın ve dillerde yâd edildiğin sürece.. yani insanlar Senin yoluna baş koyduğu müddetçe Allah onların altını üstüne getirmeyecektir.</p>
<p>Kâfirin Allah Resûlü&#8217;nün rahmetinden istifade yönlerinden biri de Allah Resûlü&#8217;nün<strong> إِنِّي لَمْ أُبْعَثْ لَعَّاناً وَإنَّمَا بُعِثْتُ رَحْمَةً </strong>buyurmasıdır.</p>
<p><em>&#8220;Ben rahmet olarak gönderildim, lânet isteyici olarak değil.&#8221;</em><sup>[23]</sup> Ben herkes için Allah&#8217;tan bir rahmet olarak geldim. İnsanların başına belâ ve musibet yağdırılsın diye beddua edip lânet isteyen bir insan olarak gönderilmedim. Onun içindir ki Allah Resûlü, en büyük İslâm düşmanlarının dahi hep hidayetini istemiş ve onun için çırpınıp durmuştur.</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün getirdiği nurdan, Cibril dahi istifade etmiştir. Bir gün Efendimiz, Cibril&#8217;e sorar: <em>&#8220;Senin için de Kur&#8217;ân bir rahmet midir?&#8221;</em> Cibril cevap verir: &#8220;Evet yâ Resûlallah! Çünkü ben de akıbetimden emin değildim. Ne zaman ki <strong>مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ </strong><em>&#8216;Göklerde ona itaat edilir, vahiyler ona emanet edilir.&#8217; (Tekvir sûresi, 81/21)  </em>âyeti nazil oldu, ben de emniyete erdim.&#8221;<sup>[24]</sup></p>
<p>Ve yine bir başka hadislerinde Allah Resûlü şöyle buyurur:<strong> أَنَا مُحَمَّدٌ وَأَحْمَدُ وَالْمُقَفِّى وَالْحَاشِرُ وَنَبِيُّ التَّوْبَةِ وَنَبِيُّ الرَّحْمَةِ </strong><em>&#8220;Ben Muhammed&#8217;im, Ben Ahmed&#8217;im, Ben Mukaffî –son peygamberim– Ben Hâşir&#8217;im. (Benden sonra haşir gelecek, araya başka bir peygamber girmeyecektir. Allah insanları benim önümde haşredecektir.) Ben tevbe ve rahmet peygamberiyim.&#8221;</em><sup>[25]</sup></p>
<p>Tevbe kapısı kıyamete kadar açıktır. Zira Allah Resûlü bir tevbe peygamberidir ve hükmü de kıyamete kadar sürecektir.</p>
<p>O, yerinde ağlayan bir çocuk görse oturur, onunla ağlar. İnleyen ananın ızdırabını vicdanında duyar. İşte Hz. Enes&#8217;in rivayet ettiği bir hadis ve O&#8217;nun dillere destan şefkati:</p>
<p><em>&#8220;Ben namaza duruyor ve onu uzun kılmak istiyorum. Sonra bir çocuk ağlaması duyuyorum. Annesinin ona duyacağı heyecanı bildiğim için hemen namazı hızlı kılıp bitiriyorum.&#8221;</em><sup>[26]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, namazlarını oldukça uzun kılardı. Bilhassa nafile namazları, sahabinin bile tâkatini aşacak mahiyette idi. İşte O, böyle bir namaz kılma niyetiyle namaza duruyor, sonra da namaz esnasında bir çocuk ağlaması duyunca, hemen namazı hızlandırıyordu. Çünkü o günlerde kadınlar da Allah Resûlü&#8217;nün arkasında namaz kılmak için cemaate iştirak ediyorlardı. Efendimiz, ağlayan çocuğun annesi mescitte olabilir mülâhazasıyla namazı hızlandırıyor ve böylece kadını rahatlatıyordu.</p>
<p>İşte O, hemen her meselede böyle bir şefkat âbidesiydi. Bir çocuğun ağlaması O&#8217;nu dilgîr eder ve ağlatırdı. Ne var ki O, bu engin şefkatine rağmen dengeliydi. Meselâ, O&#8217;nun bu baş döndüren şefkati, hiçbir zaman dinî hadleri tatbikine mâni olamamış ve cezanın şekli ne olursa olsun onu mutlaka tatbik etmişti&#8230;</p>
<p>Mukarrin&#8217;in evlâtlarından biri hizmetçisini dövmüştü. Hizmetçi kadın, ağlayarak Allah Resûlü&#8217;nün yanına geldi. Efendimiz, bu hizmetçinin sahiplerini çağırdı: <em>&#8220;Onu haksız yere dövdünüz, azat edin.&#8221;</em> dedi. Ashab: &#8220;Yâ Resûlallah, başka hizmetçileri yok.&#8221; dediler. Bunun üzerine: <em>&#8220;Onlara hizmet etmeye devam etsin. Ancak ona ihtiyaçları kalmadığında salıversinler gitsin!&#8221;</em> buyurdu.<sup>[27]</sup> Evet, bu haksız tokatın karşılığı ahirete kalacak olursa, oranın tokatları çok daha şiddetli olacaktır. Binaenaleyh; tokatın bedeli hürriyet olmalı ki, ötedeki Cehennem azabının diyeti olsun&#8230;</p>
<p><strong><em>Çocuklar</em></strong></p>
<p>Hele, O&#8217;nun kendi çocuklarına karşı şefkati bütün bütün farklıydı. Çok defa, oğlu İbrahim&#8217;in süt emdiği ailenin yanına gelir, onu kucağına alır ve uzun müddet severdi.<sup>[28]</sup></p>
<p>Akra&#8217; b. Hâbis, Allah Resûlü&#8217;nün, Hz. Hasan&#8217;ı kucağına alıp sevdiğini görünce: &#8220;Benim on çocuğum var; daha hiçbirini öpmüş değilim.&#8221; dedi. Allah Resûlü şöyle cevap verdi: <em>&#8220;Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.&#8221;</em><sup>[29]</sup></p>
<p>Diğer bir rivayette ise verdiği cevap şöyledir: <em>&#8220;Allah senin kalbinden merhamet duygusunu almışsa, ben sana ne yapabilirim ki?&#8221;</em><sup>[30]</sup></p>
<p>Bir başka hadis:<strong> اِرْحَمُوا مَنْ فِي اْلأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ </strong><em>&#8220;Siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.&#8221;</em><sup>[31]</sup></p>
<p>Allah Resûlü, akrabalarına karşı olduğu gibi yakın-uzak dostlarına karşı da muhabbet ve rahmet hissiyle dopdoluydu.</p>
<p>Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor:</p>
<p>Sa&#8217;d b. Ubâde hastalanmıştı. Allah Resûlü, bu vefalı dostunu ziyarete gitti, yanında bazı sahabiler de vardı. Sa&#8217;d b. Ubâde&#8217;nin hazin hâli öylesine rikkatine dokundu ki hıçkırıklarını tutamadı ve ağladı. Onun ağlaması, orada bulunanları da ağlattı. Bu ağlamanın başka türlü değerlendirilmemesi için de şöyle buyurdu:<strong> إِنَّ اللّٰهَ لاَ يُعَذِّبُ بِدَمْعِ الْعَينِ وَلاَ بِحُزْنِ الْقَلْبِ وَلَكِنْ يُعَذِّبُ بِهَذَا</strong><em> &#8220;Allah asla gözyaşından ve kalb üzüntüsünden dolayı azap etmez. Ancak şundan azap eder.&#8221; </em>dedi ve dilini gösterdi.<sup>[32]</sup></p>
<p>Evet, Allah gözyaşından dolayı azap etmez; aksine bazı gözyaşları sebebiyle azabı kaldırır da. Allah Resûlü bir başka hadislerinde şöyle buyurmaktadır: <strong>عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ</strong><em> &#8220;İki göz vardır ki, Cehennem ateşi onlara dokunmaz. Allah korkusundan ağlayan (insanın) gözü, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.&#8221;</em><sup>[33]</sup></p>
<p>Bu gözlerden biri &#8220;ruhban&#8221;a diğeri de &#8220;fürsân&#8221;a aittir. Geceleri bir rahip gibi kendini ibadete veren ve gözyaşı döken; gündüzleri de birer aslan kesilip küfürle yaka-paça olan insanların gözleri, yani hakikî mü&#8217;minin gözleri&#8230; Zaten sahabi de bize anlatılırken öyle anlatılmaktadır: Onlar geceleri birer rahip gibi ibadetle meşguldürler; gündüzleri de her biri birer aslan kesilir ve dört bir yanı velveleye verirler.<sup>[34]</sup></p>
<p>Osman b. Maz&#8217;ûn vefat edince Allah Resûlü ona da koşarak gitti. O, Allah Resûlü&#8217;nün kendisine kardeş yaptığı şanlı bir sahabiydi. Cenazesinin üzerine o kadar ağladı, o kadar gözyaşı döktü ki, sanki cenaze Allah Resûlü&#8217;nün gözyaşıyla yıkanmış gibi oldu.<sup>[35]</sup> Tam o esnada biri, Osman b. Maz&#8217;ûn&#8217;u kastederek: &#8220;Kuş oldu, Cennet&#8217;e uçtu.&#8221; gibi bir ifade kullandı. Allah Resûlü hemen kaşlarını çattı ve: <em>&#8220;Ben Allah&#8217;ın Resûlü&#8217;yüm, ne muamele göreceğimi bilmiyorum, sen onun Cennet&#8217;e gittiğini nereden biliyorsun!&#8221;</em> dedi.<sup>[36]</sup></p>
<p>Evet, O, denge insanıydı. Şefkati, ağlaması, asla bir yanlışı düzeltmesine mâni olmuyordu. Hıçkırıklarıyla, kardeşim deyip bağrına bastığı insanı sararken ve gözyaşlarıyla yuyup yıkarken, söylenen mübalağalı bir söz, O&#8217;nun uygunsuz bulduğu bu söz sahibini ikazına mâni olmuyordu. Vefa başkaydı, hak başka; Uhud şehitlerini her hafta ziyaret ediyordu ama, <em>&#8220;Uçup Cennet&#8217;e gittiniz.&#8221;</em> demiyordu. Biz <em>&#8220;Onlar da Cennet&#8217;e gitmeyecekse&#8230;&#8221;</em> desek bile, bu böyle..</p>
<p>Yetimleri himaye edenlere verdiği pâye, O&#8217;nun nasıl bir şefkat âbidesi olduğunu ispata yetmez mi? Bakın ne buyuruyor:<strong> أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا </strong><em>&#8220;Ben ve yetimi gözeten Cennet&#8217;te şöyleyiz.&#8221;</em> diyor, sonra iki parmağını yan yana getiriyor ve yetimi görüp gözetene ne kadar yakın olduğuna işaret buyuruyor.<sup>[37]</sup></p>
<p>Sanki Allah Resûlü, yetimi görüp gözeten ve onu himaye edenle benim arama Cennet&#8217;te kimse giremez, diyordu.</p>
<p><strong><em>Hayvanlara da Şefkat</em></strong></p>
<p>O&#8217;nun şefkati hayvanları da içine alıyordu. Yukarıda bir kadının bir kedi yüzünden nasıl Cehennem&#8217;e girdiğini; yine ahlâksız bir kadının bir köpeğe su içirmesiyle nasıl Cennet&#8217;e <em>&#8220;Buyur!&#8221;</em> edildiğini arz etmiştim. Bir başka hâdiseyi de nakledip bu hususu da noktalayalım:</p>
<p>Bir muharebeden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde, sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp pervaz etmeye başladı. Allah Resûlü bu duruma muttali olunca fevkalâde celâllendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu.<sup>[38]</sup></p>
<p>Evet, O&#8217;nun rahmeti hayvanları da kuşatıyordu. Zaten Allah, geçmiş peygamberlerden birini karınca yuvası yüzünden itap etmemiş miydi? Bu peygamber farkına vararak veya varmayarak karıncaları yakmış.. arkadan da Allah&#8217;tan azar işitmiştir.<sup>[39]</sup> Şimdi bu ve emsali vak&#8217;aları bize nakleden Allah Resûlü&#8217;nün başka şekilde davranması mümkün mü?</p>
<p>Sonra, O&#8217;nun ümmetinden öyleleri yetişecektir ki, adları &#8220;Karınca çiğnemez efendi&#8221; olacaktır. Çünkü onlar ayaklarına zil takacak ve yolda böyle yürüyeceklerdir. Ta haşereler zilin sesiyle uzaklaşsın ve ayak altında kalıp ezilmesinler&#8230;</p>
<p>Aman Allahım! Bu ne derin, bu ne cihanşümul bir şefkat ve merhamet örneğidir. Evet, O&#8217;nun rahmet dairesinden karıncalar dahi istisna edilmemiştir. Karıncayı bile ezmeyen bu insanlar acaba başkalarına zulmedebilirler mi? Hayır, bilerek ve kasıtla onların haksızlık yapmaları mümkün değildir!..</p>
<p>İbn Abbas anlatıyor: &#8220;Allah Resûlü&#8217;yle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Resûlü bu şahsa: <strong>اَتُرِيدُ أَنْ تُمِيتَهُ مَوْتَاتٍ </strong><em>&#8220;Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?&#8221;</em><sup>[40]</sup> buyurdu. Bu; bir bakıma o şahsa itaptı.</p>
<p>Abdullah b. Mesud ve Ya&#8217;lâ b. Mürre (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: &#8220;Allah Resûlü, yanında birkaç sahabiyle zayıf mı zayıf bir deve gördü. Deve, Allah Resûlü&#8217;nü görünce sicim gibi gözyaşı dökmeye başladı. İki Cihan Serveri hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı, sonra devenin sahibini çağırtarak, deveye iyi bakması hususunda onu gayet sert ikaz etti.&#8221;<sup>[41]</sup></p>
<p>Günümüzdeki hümanistlerin iddia ettikleri sevgi ve şefkatin çok ötesinde merhametle dopdolu olan Allah Resûlü, bu cihanşümul rahmetini de her türlü ifrat ve tefritten korumasını bilmiş ve o her şeye yeten fetaneti sayesinde hiç mi hiç ifrat ve tefrite düşmemiştir.</p>
<p>Evet, O, hiçbir zaman hoşgörü adı altında, kötülüklere müsamaha ile bakmamış, kötülük ve günah seraları kurmamıştır. O, bir caniye ve bir canavar ruhluya, şefkat adına gösterilecek müsamahanın, binlerce masum insanın hukukuna tecavüz olduğunu çok iyi bilmekteydi. Üzülerek ifade etmeliyim ki, günümüzde işlenen bu türlü haksızlıklar her devirden çoktur. Anarşiste, ecdat ve mazi düşmanlarına gösterilen müsamahanın memleketi ne hâle getirdiğini yakın tarihimiz itibarıyla acı acı gördük ve hâlâ da kısmen görmekteyiz. Sevgi, şefkat, dengeli kullanılamazsa, fert için de cemiyet için de önü alınamayacak neticeler doğabilir. Hâlbuki Allah Resûlü için, menfî mânâda böyle tek bir hâdise dahi göstermek mümkün değildir.</p>
<p>Evet O, kendisini telef edecek kadar insanları seviyordu. Yer yer Kur&#8217;ân‑ı Kerim&#8217;in O&#8217;nu tadil etmesi bunun delilidir. Kur&#8217;ân: <em>&#8220;Onlar Kur&#8217;ân&#8217;a inanmıyorlar diye, nerede ise kendini bitirip tüketeceksin.&#8221; (Kehf sûresi, 18/6) </em>diyordu. Zaten nübüvvet atmosferi benliğini sarmaya başlayınca, O kendini bir mağaraya hapsetmemiş miydi? Vahiy de ilk defa O&#8217;na orada geldi. Demek ki O, insanları seviyordu ve bu yola baş koymuştu.</p>
<p>Esasen Allah Resûlü&#8217;nün cihad anlayışı da O&#8217;nun bu rahmet yanından kaynaklanıyordu. Evet, insanlar cihad sebebiyle belki dünya namına bazı zararlar göreceklerdir; fakat ebedî hayatları adına kazanacakları o kadar çok şey olacaktır ki, onların bu zararlarını hiçe indirecektir! Allah Resûlü, taşıdığı kılıcının ucuyla Cennet&#8217;e giden yolları açıyordu. Bu da O&#8217;nun âlemlere rahmet oluşunun ayrı bir buudu&#8230;</p>
<p><span class="notice">[1] Tevbe sûresi, 9/128.<br />
[2] Kadı Iyâz, eş-Şifa, 1/17.<br />
[3] Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 3/168.<br />
[4] Buhârî, enbiyâ 54; Müslim, selâm 153-155.<br />
[5] Buhârî, müsâkât 9; Müslim, selâm 151-152.<br />
[6] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 4/44-45.<br />
[7] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 4/47.<br />
[8] Buhârî, megâzî 24; Müslim, cihad 101-104.<br />
[9] Buhârî, enbiyâ 54; Müslim, cihad 104-105; Kurtubî, el-Câmi&#8217; li ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, 4/199-200.<br />
[10] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye 5/74; Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/118.<br />
[11] Yusuf sûresi, 12/92.<br />
[12] Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/118.<br />
[13] İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 3/264.<br />
[14] Müslim, cihad 58; Tirmizî, tefsir (8) 3.<br />
[15] Buhârî, kefalet 5; istikraz 11; Müslim, cuma 43; ferâiz 14-16.<br />
[16] Ahzâb sûresi, 33/6.<br />
[17] Buhârî, istikraz 11; Müslim, ferâiz 14-16.<br />
[18] Buhârî, kefalet 5; istikraz 11; Müslim, cuma 43; ferâiz 14-16.<br />
[19] İbn Esîr, Üsdü&#8217;l-ğâbe, 1/468.<br />
[20] İbn Esîr, Üsdü&#8217;l-ğâbe, 1/468.<br />
[21] Enfâl sûresi, 8/33.<br />
[22] Mâide sûresi, 5/118.<br />
[23] Müslim, birr 87.<br />
[24] Kadı Iyâz, eş-Şifa, 1/17.<br />
[25] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/395; Müslim, fedâil 126.<br />
[26] Buhârî, ezan 65; Müslim, salât 192.<br />
[27] Müslim, eymân 31-33; Ebû Dâvûd, edeb 123.<br />
[28] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 62-63; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/112.<br />
[29] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 65.<br />
[30] Buhârî, edeb 18; Müslim, fedâil 64.<br />
[31] Tirmizî, birr 16; Ebû Dâvûd, edeb 58.<br />
[32] Buhârî, cenâiz 45; Müslim, cenâiz 12.<br />
[33] Tirmizî, fedâilü&#8217;l-cihad 12.<br />
[34] Taberî, Câmiu&#8217;l-beyan, 15/26; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 10/89; Deylemî, Müsned, 2/400.<br />
[35] Zehebî, Siyeru a&#8217;lâmi&#8217;n-nübelâ, 5/481.<br />
[36] Buhârî, cenâiz 3; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/237, 6/436; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-kebîr, 5/139; 9/37.<br />
[37] Buhârî, talak 25; edeb 24; Müslim, zühd 42.<br />
[38] Ebû Dâvûd, edeb 163; cihad 112; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/404.<br />
[39] Buhârî, cihad 153; Müslim, selâm 148-150.<br />
[40] Abdürrezzak, el-Musannef, 4/493; Hâkim, el-Müstedrek, 4/257, 260; Beyhakî, es-Sünenü&#8217;l-kübrâ, 9/280.<br />
[41] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/173; Taberânî, el-Mu&#8217;cemü&#8217;l-evsat, 9/81.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/fetanet-acisindan-efendimizin-vasiflari-rahmet-ve-sefkat/">Fetanet Açısından Efendimiz’in Vasıfları: Rahmet ve Şefkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evrensel rahmet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) &#124; Hüseyin Yağmur</title>
		<link>https://hizmetten.com/evrensel-rahmet-hz-muhammed-sallallahu-aleyhi-ve-sellem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2020 10:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah resulü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11524</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili dostlar, bundan önceki yazımızda Kur’an’da rahmet kavramı üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise Efendimiz&#8217;in alemlere rahmet oluşu üzerinde duracağız.. Efendimizin alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eden ayet-i kerimeyi hepimiz ezbere&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrensel-rahmet-hz-muhammed-sallallahu-aleyhi-ve-sellem/">Evrensel rahmet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="mainContainer">
<div id="adContainer"></div>
</div>
<div>
<div>Sevgili dostlar, bundan önceki yazımızda Kur’an’da rahmet kavramı üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise Efendimiz&#8217;in alemlere rahmet oluşu üzerinde duracağız..</div>
<div></div>
<div>Efendimizin alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eden ayet-i kerimeyi hepimiz ezbere biliriz, ancak onu da müzakereye ihtiyacımız var zannediyorum..</div>
<div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200609/32975544.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
</div>
<div><i>“Ey Resulüm, Biz seni bütün alemlere sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik!” (Enbiya suresi, 107) </i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Cenab-ı Allah bütün âlemlere, özellikle akıl sahibi varlıklara merhametinden dolayı Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i peygamber olarak göndermiştir. O öyle kapsamlı bir rahmettir ki bütün akıl sahiplerine iyilik ve kurtuluş yolunu göstermekte, gerek dünyada gerek âhirette mutluluk vesilelerini öğretmektedir.</div>
<div></div>
<div>Efendimiz&#8217;in mahiyetine özellikle de ahlâkına baktığımızda, gönüllerin kendisine yönelmesi, insanların etrafında birleşmesi için hazırlanan şefkatli, hoşgörülü, yumuşak ve güzel tabiatında somutlaşan ilahi rahmeti görürüz.</div>
<div></div>
<div>Cenab-ı Allah şu ayet-i kerimede Efendimiz&#8217;i müminlere peygamber olarak göndermeyi bir nimet olarak ifade sadedinde:</div>
<div><i>‘Andolsun ki Allah, müminlere içlerinden birini, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.” (Al-i imran suresi, 164)</i> buyuruyor.</div>
<div></div>
<div>Efendimiz&#8217;in rahmet oluşu ile ilgili yine Tevbe suresinde: <i>“Sizden müminler için O (Resullullah) bir rahmettir.” (Tevbe suresi, 61)</i>buyrulur. Muhammed aleyhissalâtü vesselâm, o yüce mahiyetiyle âdeta Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin gözle görülür, elle tutulur ve hissedilir şeklidir de denebilir.</div>
<div></div>
<div>Evet O bir rahmettir, zira O’nun getirdiği hidayet sayesinde inananlar inançsızlık ve dalâletten kurtulup imanı elde etmişlerdir. O’nun neşretmiş olduğu nurdan istifade ederek insan-ı kâmil olma yoluna girmişlerdir.</div>
<div></div>
<div>Allah Resûlü başta inananlar olarak bizim için rahmettir. Zira biz Rabbimizi  o güzel isimleri ve sıfat-ı sübhaniyesiyle Efendimizin tarifiyle tanımışız, getirdiği Kur’an’ı okurken, O’nun bizi muhatap alıp bizimle konuşmasına ve o çok sıcak hitaplarına, bizi bu hayatın sonunda öldükten sonra tekrar dirilteceğine, diriltmekle bırakmayıp bizi sonsuz cennetlerde yaşatacağına, artık orada ne bir korku, ne bir tasanın bulunmayacağına, bununla birlikte bekasından bizi de bekaya mazhar kılacağına ve daha bizim için hazırladığı binlerce güzelliği Efendimizin verdiği haberlerle öğrenmişiz..</div>
<div></div>
<div>Allah Resulü Efendimiz bütün insanlık için rahmettir, zira içinde yaşadığımız dünya onun sayesinde asıl mahiyetiyle aydınlatılmış ve bir matem yeri olmaktan çıkmış, aksine sayısız sanat eserleriyle donatılmış bir galeriye dönüşmüştür. O’nun sayesinde hayat gerçek anlamını kazanmış ve insanlık sahipsiz ve yetim olmaktan kurtulmuştur.. Çağlar boyu hakikatiyle anlaşılamayan ölüm ise, ahirete ve Cennet saraylarına giden bir koridor hâline gelmiş ve aydınlanmıştır.</div>
<div></div>
<div>İnsanlık alemi olarak çağlar boyu çözemediğimiz problemler onun getirdiği hidayet rehberliği sayesinde bir bir çözülmüş, asırlarca yaşandığı coğrafyalarda cennete benzer bir yaşam sürmüştür. Onun getirdiği nurdan uzaklaşma oranında da insanlığın kadim problemleri bulaşıcı bir hastalık gibi yeniden nüksedip her yeri sarmıştır.</div>
<div></div>
<div>İnsanlık tarihi boyunca var olan ve bu gün tekrar karşımıza çıkan ve yayılma sürecine giren şiddet, ırkçılık, dışlama, zulüm, insanları yerinden, yurdun etme, çapulculuk yaparak insanların mallarını gasp etme, güven ortamının kaybolması, insanları insana yakışan onurluca bir hayat sürme hakkından mahrum bırakma, kayırmacılık, kaba kuvvetin çılgınlığı, hak hukuk tanımama, kadınlara karşı şiddet, çocuklara karşı istismar ve daha nice kadim hastalıklar özellikle Müslüman toplumların yaşadığı coğrafyalarda bulaşıcı bir virüs gibi yayılmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Bütün bu hastalık ve problemlerden kurtulabilmenin yolu Allah’ın insanlara peygamberler eliyle sunduğu mesajı miras olarak almış ve onu 23 senelik peygamberlik hayatıyla en güzel örnekleriyle temsil etmiş, özellikle Medine döneminde Medine’yi bir laboratuvar gibi kullanarak, insanlığın bütün problemlerinin nasıl çözüleceğinin örneklerini göstermiş, yetiştirdiği o güzeller güzeli sahabe nesline mirasını devrederek, kendisinden sonraki asırlara da o güzelliklerin taşınmasını sağlamıştır.</div>
<div></div>
<div>Sevincimiz, aradan geçen uzun asırlar sonra o evrensel rahmeti tanımış olmamızda, üzüntümüz ise onu bu yönüyle ve hakikatiyle insanlara tanıtamıyor olmamızdadır..</div>
<div></div>
<div>Bugün ona inanmış, gönülden bağlanmış, her şeye rağmen onun getirdiği güzellikleri yaşamaya ve yaşatmaya çalışan bu çağdaki nadir temsilcilerine binler selam!..</div>
<div></div>
<div>Bu çok geniş konuyu O’nun bize öğrettiği bir duayla bitirelim:</div>
<div></div>
<div>Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır: “Akşama ve sabaha ulaştığında</div>
<div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20200609/26045431.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
</div>
<div><i>“Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, resûl olarak da Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den râzı olduk. Yine Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, nebî olarak da Hz. Muhammed aleyhi ekmelüttehaya’dan râzı oldum.” (3 defa) diyen her müslüman veya insana veya kula, kıyâmet günü Allah bol mükâfat vererek kendisini râzı etmeye söz vermiştir. (İbn Mâce, Duâ, 14; Müslim, Salât 13; Ebû Davud, Salât 36; Tirmizî, Salât, 156.)</i></div>
<div><i> </i></div>
<div>Son bir not: Müslim, Tirmizî ve Ebû Davud’un rivâyetlerinde, ezandan sonra bu duâyı okuyanın günahlarının affedileceği müjdesi vardır.</div>
</div>
<div>Kaynak: Samanyoluhaber | Hüseyin Yağmur</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/evrensel-rahmet-hz-muhammed-sallallahu-aleyhi-ve-sellem/">Evrensel rahmet Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genel Manasıyla Rahmet ve Kur’an’da Rahmet Kavramı&#8230; &#124; Hüseyin Yağmur</title>
		<link>https://hizmetten.com/genel-manasiyla-rahmet-ve-kuranda-rahmet-kavrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2020 10:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yağmur]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili dostlar, Ramazan’da mukabelede Kur’an okurken dikkatimi üzerine celbeden bir kelime beni bir Ramazan meşgul etti. Daha önce aynı durumu bir hac sırasında yaşamıştım, “suhriyye”, “istihza” kavramları hac boyunca her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/genel-manasiyla-rahmet-ve-kuranda-rahmet-kavrami/">Genel Manasıyla Rahmet ve Kur’an’da Rahmet Kavramı&#8230; | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Sevgili dostlar, Ramazan’da mukabelede Kur’an okurken dikkatimi üzerine celbeden bir kelime beni bir Ramazan meşgul etti.</div>
<div></div>
<div>Daha önce aynı durumu bir hac sırasında yaşamıştım, “suhriyye”, “istihza” kavramları hac boyunca her gün okuduğum cüzlerde odaklandığım kavram olmuştu.. Onu bir başka yazının konusu yaparız daha sonra inşallah..</div>
<div></div>
<div>Sürekli duyduğumuz, dilimizde çokça kullandığımız ama manasını ve çerçevesini bilemediğimiz bir kelime, kim bilir belki de bana öyle..Sizleri tenzih edeyim.. Kur’an okurken merak ettiğim, araştırdıkça da çerçevesi alabildiğine genişleyen bir kavram olarak gördüm..</div>
<div></div>
<div>Lafı uzatmadan söyleyeyim: Rahmet kelimesi veya kavramı..</div>
<div></div>
<div>Merakımı mucip olan ayet, Kehf suresindeki Ashabı Kehfi anlatan ayetlerde geçen şu ifade: <i>“Vakta ki o genç yiğitler mağaraya çekildiler. Şöyle niyaz ettiler: “Yüce Rabbimiz! Katından bir rahmet ver ve şu dâvamızda doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle bize!” <b>(Kehf suresi, 10) </b></i></div>
<div><i><b> </b></i></div>
<div>Bu gençlerin istediği rahmet nasıl bir şeydi ki diye başladım “rahmet” kelimesini araştırmaya..Rahmet acaba Kur’an’da hangi anlamlarda kullanılmıştı..Rahmet derken neler kastediliyordu..Araştırdıkça rahmetin ne kadar geniş manalarda kullanıldığını gördüm..</div>
<div></div>
<div>Arapçada ra-hi-me fiili birine merhamet etmek, esirgemek, birini affetmek manalarına geliyor.. Rahmet ise sözlükte merhamet, acımak, lütuf, mağfiret, esirgemek, yardım, rikkat sahibi olmak, şefkat ve yardımcı olmak anlamlarına geliyor.</div>
<div></div>
<div>Merhamet ve yakınlık anlamında ana rahmine rahim denilmiş, yine akrabalık bağı olarak sıla-ı rahim kullanılmakta..</div>
<div>Arapçada “Allah bir kuluna rahmet etsin” demek, Allah o kuluna nimet versin, lütuf ve ihsanda bulunsun manasına geliyor..</div>
<div>Cenabı Allah kendisini bize tanıtırken, yalnızca zatına mahsus özel ismi Rahman sıfatıyla ve Rahim ismiyle tanıtıyor ve<i> “rahmetim her şeyi kuşatmıştır” <b>(A’raf suresi, 156) </b></i>buyuruyor..</div>
<div></div>
<div>Rahman; çok merhamet eden, iyiliği her şeyi kuşatan, rahmeti her şeyi içine alan, iyiye de kötüye de rahmetiyle muamelede bulunmada fark gözetmeyen anlamına yorumlanmış.</div>
<div></div>
<div>Rahmet kelimesi, Kur’an’da sayabildiğim kadarıyla çeşitli türevleriyle birlikte 338 defa zikredilmiş.. Rahmet kelimesi 114, Rahman 57 ve Rahim ise 115 yerde geçiyor..</div>
<div></div>
<div><b>Rahmet kelimesi/ kavramı Kur’an’da genelde şu şekilde kullanılmış.</b></div>
<div>Allah’ın merhameti, ihsanı, nimeti, iyiliği anlamında 71 yerde en çok bu anlamda kullanıldığını görüyoruz..</div>
<div></div>
<div>Kur’an’ın insanlara Allah’ın rahmetinin tezahürü olarak zikredilmesi, Tevrat’ın, yine o rahmetle anılması, kısaca vahyin insanlara rahmet oluşu üzerinde durulmuş..</div>
<div></div>
<div>Yağmurun dilimizde rahmet diye anılması da yine o merhametin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır..</div>
<div></div>
<div>Ayrıca rahmet, vahy, peygamberlik, inananların cennete sokulmaları, cennet ve nimetleri, iman, hidayet, müminlerin hayır, itaat ve istikamette muvaffakiyet göstermeleri, Mekke’den çıkıp Medine’ye hicret edebilmek, müşriklerden iman etmek isteyenlerin bunu başarması, bir çok Mekke’linin İslama girmesi.. gibi pek çok anlamda kullanılmış..</div>
<div></div>
<div><b>Kur’an’ın rahmet oluşu..</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><i>“Sen bu kitabın senin kalbine indirileceğini hiç ümid etmiş değildin. O, ancak <b>Rabbinden bir rahmet eseri </b>olarak gönderildi.” <b>(Kasas suresi, 86)</b>; “Biz Kur’ân’ı müminlere şifa ve rahmet olarak indiririz. Ama o, zalimlerin ise sadece ziyanını artırır.” <b>(İsra suresi, 82)</b></i></div>
<div><i><b> </b></i></div>
<div><i>“Ey insanlar! İşte size, Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdeki dertlere bir şifa, müminlere doğru yolu gösteren bir hidâyet ve rahmet geldi. De ki: “Allah’ın lütfuyla, rahmetiyle, evet sadece bununla sevinin! Çünkü bu, insanların dünya malı olarak topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.” <b>(Yunus suresi, 57 –58)</b></i></div>
<div><i><b> </b></i></div>
<div>Yazımızın baş tarafında bahsettiğimiz Ashab-ı Kehf’in Allah’tan istediği rahmeti, <i>“Madem ki onları ve onların Allah’tan başka taptıkları putları terk ettiniz, haydi öyleyse mağaraya çekilin ki Rabbiniz rahmetini üzerinize yaysın, işinizde size kolaylık ve fayda ihsan etsin.” <b>(Kehf suresi, 16) </b></i>deyip saray çevresindeki sahip oldukları konumu ve nimetleri ellerinin tersiyle itip mağaraya sığınmaları, 300 artı 9 sene uyutulduktan sonra uyandırılmaları, 3 asır önce terk ettikleri toplumdaki değişimi görmeleri, verdikleri mücadelenin o toplumda değişim kıvılcımını ateşlemiş olması, o topluma öldükten sonra tekrar dirilme konusunda canlı bir örnek teşkil etmeleri.. gibi daha pek çok şeyi  o rahmetin tezahürüne vesile olması şeklinde yorumlayabiliriz.</div>
<div></div>
<div>Rahmet konusu çok geniş, üzerinde pek çok tezler yazılmış bir konu.. Daha fazla bilgi için bu konuda yazılmış tezlere müracaat edilebilir..</div>
<div></div>
<div>Cenabı Allah herbirimize o rahmetten azami istifade lütfeylesin.. Amin..</div>
<div></div>
<div>Efendimizin rahmet oluşunu ayrıca başka bir yazımızda ele almaya çalışacağız..</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Samanyoluhaber | Hüseyin Yağmur</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/genel-manasiyla-rahmet-ve-kuranda-rahmet-kavrami/">Genel Manasıyla Rahmet ve Kur’an’da Rahmet Kavramı&#8230; | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
