<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof.Dr.OsmanŞahin arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/prof-dr-osmansahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/prof-dr-osmansahin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:06:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Prof.Dr.OsmanŞahin arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/prof-dr-osmansahin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şimdi konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız! &#124; Prof. Dr. Osman Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/simdi-konusmayacaksak-ne-zaman-konusacagiz-prof-dr-osman-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2021 14:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.OsmanŞahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19093</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hizmet hakkında yapıcı olmayan ve tahriplere yol açacak şekilde konuşanların, eleştiriler getirenlerin yaptıklarını mazur gösterme adına nakarat haline getirdikleri “Şimdi eleştirmeyeceksek ne zaman eleştireceğiz. Zulümlerin bitmesine kadar beklemenin bir anlamı yok.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/simdi-konusmayacaksak-ne-zaman-konusacagiz-prof-dr-osman-sahin/">Şimdi konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız! | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>Hizmet hakkında yapıcı olmayan ve tahriplere yol açacak şekilde konuşanların, </b>eleştiriler getirenlerin yaptıklarını mazur gösterme adına nakarat haline getirdikleri “Şimdi eleştirmeyeceksek ne zaman eleştireceğiz. Zulümlerin bitmesine kadar beklemenin bir anlamı yok. Kaç yıl geçti, daha ne kadar bekleyeceğiz vs.” gibi sözleri bir hakikati ifade etmekten ziyade kendilerini aklama gayretlerini ifade etmektedirler.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Onlardan bazıları da gayet iyi biliyor ki, zulmün devam ettiği, mazlumların mağdur edilmeye devam edildiği bir ortamda, hak ve hukukun bulunmadığı bir zaman diliminde ve ortamında mazlumlara vurmak, onlara zarar verecek şekilde beyanlarda bulunmak doğru ve ahlaki bir şey değildir. Böyle davrananların çirkin görüleceğinden ve itibar kaybına uğrayacağını da bildikleri için böyle mazeretler geliştirmektedirler. Kimisi itibarlarını korumak, insanların desteğini alabilmek kimisi de vicdanını rahatlatabilmek için böyle bir yola başvurmaktadırlar. Ama, hakikat nezdinde bu mazeretleri onları kurtaramayacaktır.</div>
<div></div>
<div><b>ÖNDE OLAN İNSANLARI YIPRATARAK PARÇALAMA TAKTİKLERİ</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Hele bir de yaptıkları bu işlerinde, insanlar üzerinde kudve, manevi önder konumunda bulunan insanları veya eserlerinden birçok kimsenin istifade ettiği alimleri hedeflerine koymuşlar ve onların itibarlarına saldırıyorlarsa yapılan cinayet daha dehşetli bir cinayet olacaktır. Bu insanlara bakıp kendilerine çeki düzen veren insanların sarsılmalarına, güven kaybı yaşamalarına, kuvveyi maneviyelerinin kırılmalarına ve bazılarının da imanlarını kaybetmelerine bile sebebiyet verilmesi söz konusudur. </b></div>
<div></div>
<div></div>
<div>Üstad Hazretleri Emirdağ Lahikasında, “eleştiriyorum, hakikatleri ortaya çıkarmak benim vazifem, neticesi ne olursa olsun. Kime dokunursa dokunsun” deyip, kendi doğrularını ve kendi anlayışlarını baz alarak sağa sola düşüncesizce saldıranların yol açabileceği tahribatları kendisi üzerinden şöyle ele almaktadırlar: “<b>Hem Risale-i Nur’a muhtaç ve imanını kuvvetlendirmek ve kurtarmak için Nur’ları arayanlara karşı ki, onda üçü veya dördü şahsıma bakmayıp Nur’daki kat’î hüccetlerle iktifa ettiği gibi, beş-altı tane hüccetlerin kıymetini bilmediği için benim şahsıma bakar.</b> “Acaba bizi kandırdı mı, yoksa hakikat mı söylüyor?” diye şahsıma karşı hüsn-ü zanlarını kırmamaya mecbur olduğumdan, şahsımın gizli fenalıklarına perde çekmek bir enaniyet olur mu?</div>
<div></div>
<div>“Doğrusu ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis dâima fenalığı ister, kötülüğe sevkeder.” (Yûsuf sûresi, 12/53) âyet-i kerîmesinin sırrıyla nefs-i emmareme itimad edemem.<b> Nefis kusursuz olmaz. Fakat şimdi bu zamanda ejderhalar, ifritler hükmünde dinsizlik komitelerinin hücumları ve tahribatları zamanında, müdafaamda, bende görünen o sinek kanadı kadar kusurları görmek, o hücum edenlere bir yardım hükmüne geçmektir</b>. <b>Ve on adet muhtaçlardan beş-altı bîçâreyi Nur’un ilâçlarından mahrum etmektir.</b> Bu nokta için ben kendi kuvvetime, meziyetime hiç itimad etmeyerek, yalnız hakikat-i Kur’âniye ve onun tefsiri olan hakâik-i imaniyedeki kuvvete istinaden dünyaya ilân ediyorum ki: <b>Bütün dinsizler toplansalar, ben onlara karşı çekinmeyerek meydan okuyorum. Ve başımı eğmiyorum. Ve izzet-i ilmiyeyi kırmıyorum. Eğer bu bir benlik ise, o hiçbir cihetle bana ait değil ve benlik olamaz, salâbet-i imaniye olur.”</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Böyle ifritten bir sürecin yaşandığı bir zamanda, niyetleri ne olursa olsun, mazlumların kusurları ve hatalarıyla uğraşanlar, onları dünyaya ilan etmeyi bir gaye haline getirenler, o zulmü yapan zalimlere yardım etmiş olurlar. Yaptıklarıyla onları desteklemiş ve belki de aynı safta yerlerini almış olurlar.</div>
<div></div>
<div><b>Bunlara bakıp da, bazı insanların Hizmet-i imaniye ve Kur’an’iye’den uzaklaşmalarının veya zaten hadiselerin şokunu hala üstünden atamamış bazılarının gittikleri hak yolu bırakıp ayrılmalarının vebaline de ortak olmuş olurlar. Ayrıca, bu insanların hayır hasenat adına yaptıkları hizmetlerden vaz geçmelerinin mesuliyetini de yüklenmiş olurlar.</b></div>
<div></div>
<div>Açıktan da olsa dolaylı da olsa cemaatin başındaki bir insanın veya yazdıkları eserlerinden istifade edilen bir alimin gıybetlerini yaparak onların toplumlar veya bireyler nezdindeki konumlarına zarar vermede ortaya çıkan tahribat çok fazla olmaktadır. Daha sonra, sebep olunan yanlışlar anlaşıldığında ise bunları telafi etmek ve bütün bir cemaatten ve bunlardan etkilenen hak sahiplerinden helallik almak neredeyse imkânsız gibidir.</div>
<div></div>
<div><b>Kritik dönemlerin kendilerine göre hükümleri vardır. </b>Emirdağ Lahikası’nda aynı mektupta zamanın hükmünün nazara alınması ve ona göre hareket edilmesi gerektiğinin önemi de vurgulanmaktadır: “O meçhul zat, izzet-i ilmiyeyi firavuncuklara karşı muhafazamı, bir enaniyet tevehhüm etmiş. Nur talebelerinin hakkımda hüsn-ü zanlarını bütün bütün kırmadığımı bir benlik tahayyül etmiş. <b>Ve iman hakikatlerine dair beyanatıma talebelerin tam itimat ve kanaatlerini temin etmek fikriyle</b> ehl-i velâyetin ve bazı âyâtın kat’î kanaat ettiğim bine yakın emârât ve işaretlerinin izharına mecbur olduğum için bir kısmını has kardeşlerime beyan etmemi bir nevi hodfuruşluk zannetmiş.</div>
<div></div>
<div><b>Evet, bu zamanda dinsizlik hesabına, benlikleri firavunlaşmış derecede ve imana ve Risale-i Nur’a hücumları zamanında onlara karşı tedâfü’ vaziyetimizde tevazu ve mahviyet göstermek büyük bir cinayet ve hıyanettir.</b> Ve o tevazu, tezellül hükmünde bir ahlâk-ı rezile olur. Onlara karşı izzet-i diniyeyi ve şerafet-i ilmiyeyi muhafaza etmek için kahramancasına bir sebat, bir kuvve-i mâneviyeyi göstermek, acaba hiçbir vecihle hodfuruşluk olur mu? Hiçbir şöhret-perestlik ve enaniyet olur mu ki, o zat öyle tevehhüm etmiş.”</div>
<div></div>
<div><b>DOLAYLI OLARAK HOCAEFENDİ’Yİ VE HİZMET’İ YIPRATMAK ÇABALARI</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Bazıları, Hocaefendi ile bir problemleri olmadığını, Hizmet insanlarının iyi insanlar olduklarını, kendilerinin Hizmet’e bir düşmanlıklarının bulunmadığını, samimi olduklarını, yardım etmek istediklerini vs. iddiasında bulunmaktadırlar, ama eleştiri ve kritiklerinde yapıcı ve insaflı olmayan, yıkıcı ve zarar veren bir dil kullanmakta, Hocaefendi’yi etrafındakiler veya hizmetin geçmişte yanlış (onlara göre) düşündükleri bazı icraatları üzerinden dolaylı olarak yıpratmayı hedefleyen bir söylem ortaya koymaktadırlar.</div>
<div></div>
<div>Bu bazıları, Hocaefendi’ye açıktan cephe alamamaktadırlar. Çünkü, bu niyetlerini belli ederlerse, Hizmet’teki insanların ekseriyeti tarafından dışlanacaklarının farkındadırlar. Halbuki, diğer şahıslar üzerinden veya dolaylı yaptıkları faaliyetlerinde cemaatten bir karşılık bulabilmektedirler.</div>
<div></div>
<div>Bunlardan bazıları, Hocaefendi’yi kendileri gibi basit, süfli emeller peşinde koşan birisi gibi düşünüp, “Aslında Hocaefendi, cemaati içerisindeki gruplar arası rekabetler, kendi konumunu güçlendirdiğinden dolayı arzulamakta veya bu amaca uygun olarak kullanmaktadır” diyebilmekte ve böylece, bu cemaati ve Hocaefendi’yi hiç anlamadıklarını ortaya koymaktadırlar. Böylelerinin kritiklerinin ve samimiyet iddialarının ne kadar anlamsız ve boş olduğu açıkça ortadadır.</div>
<div>Süreçte yaşanan mağduriyetlerin ve şokların etkisi hala devam ettiği için, Hizmet insanlarında gelişmiş, mevcut bir reaksiyonerlik, tepkisellik vardır. Yaşadıklarının nedenlerine ve bunlara sebebiyet verenlere karşı ciddi bir rahatsızlık söz konusudur. İşte bu menfi söylemleri geliştirenler sürekli olarak bu hassas noktaya yoğunlaştıklarından, bu yaptıkları tahrip edici söylemlerinde cemaat içerisinde bir destek bulabilmektedirler.</div>
<div>Maalesef, bu tepkiselliğin bir sonucu olarak, bazı Hizmet insanları, bu menfi söylem sahiplerine kulak vermekte, kendilerine ve hizmetlerine zarar veren bu kişilere sosyal medya üzerinden veya kendi aralarında dolaylı ve dolaysız olarak destek verebilmektedirler.</div>
<div></div>
<div>Maalesef, bu ruh haletini yaşayan Hizmet insanları, Nebevi ve Kur’an’i olan temel ilke ve prensipler ve kaynaklara başvurup problemlerini çözememekte, hadiselerin şokundan sıyrılıp hizmetlerine devam edememekte, Hizmet’in karşı karşıya olduğu meselelerin çözümüne müspet manada bir katkı sağlayamamaktadırlar.</div>
<div></div>
<div>Bu insanlar, başkalarının belirlediği gündemlerle oturup kalkmakta, meydana getirilen algı yönetimlerinin tesirinde kalmakta, Hocaefendi’nin ifade ettiği gibi, <b>s<u>ürekli şaşkınlık içinde ve beyhude eforların yorgunu, her tarafta duyulan kurt ulumaları, çakal seslerine sinelerini açtıklarından çaresizlik içerisinde inlemekte</u></b>, dört bir yandan gelip ruhlara çarpan acı haberlerle sürekli tedirginlik içinde sürekli emel-elem arası gel-gitler yaşamakta ve her an ayrı bir acı ve ızdırapla ölüp ölüp dirilmektedirler.</div>
<div>İnşâallah sonraki yazıda konuya devam edelim.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Prof.Dr.Osman Şahin | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/simdi-konusmayacaksak-ne-zaman-konusacagiz-prof-dr-osman-sahin/">Şimdi konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız! | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinde reform peşinde olanlar 5 &#124; Prof. Dr. Osman Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-5-prof-dr-osman-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 15:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.OsmanŞahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17963</guid>

					<description><![CDATA[<p>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 14   Fethullah Gülen Hocaefendi, tecdidi (yenileme) şöyle açıklamaktadırlar: “Dinin, içinde yaşanılan zamanın şartlarına göre ele alınıp yeniden yorumlanmasıdır. O, meselenin aslıyla oynama, aslını değiştirme&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-5-prof-dr-osman-sahin/">Dinde reform peşinde olanlar 5 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 14</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Fethullah Gülen Hocaefendi,<b> tecdidi (yenileme</b>) şöyle açıklamaktadırlar: “<b>Dinin, içinde yaşanılan zamanın şartlarına göre ele alınıp yeniden yorumlanmasıdır. O, meselenin aslıyla oynama, aslını değiştirme veya deforme olmuş bir şeyi yeniden reforma tâbi tutma değildir. </b>Bilakis o, zamanın geçmesiyle renk ve desenini kaybetmiş bir hakikatin yeniden aslî hüviyetine kavuşturulmasından, asıl mahiyetiyle bir kere daha ikame edilmesinden ibarettir…”</div>
<div></div>
<div><b>Tecdit ile reformun birbirine karıştırılması</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Günümüzde, daha önceki yazılarda ifade edilen sebeplerden dolayı, dini tahrip veya istedikleri şekilde değiştirmek isteyen reform taraflıları, bu düşüncelerini ve yaptıklarını tecdit adı altında takdim ederek insanları buna ikna etmeye çalışmaktadırlar.</div>
<div>Hocaefendi, bu çarpık anlayışa<a title="" href="https://www.herkul.org/kirik-testi/dinin-temel-meseleleri/" target="_blank" rel="noopener"> &#8220;Dinin Temel Meseleleri&#8221;</a> başlıklı Kırık Testi&#8217;de dikkat çekmektedirler: “<b>Tecdit ile reformu birbirine karıştırmamak lazım. Dinde reform düşüncesi, bir lüks ve fanteziden ibarettir. Mesela tarihselcilik adı altında İslâm’ın pek çok muhkem hükmünü geçersiz kılma çabaları böyle bir fantezinin neticesinde ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde İslâm’ın bazı meselelerini sırf muhataplara kabul ettirebilme veya şirin gösterebilme adına değiştirmeye ve çarpıtmaya çalışmak da ayrı bir fantezidir. Maalesef günümüzde çok sayıda insan böyle bir lüksün ardından koşuyor. Hâlbuki İslâmî esaslarda ve disiplinlerde bugüne kadar herhangi bir deformasyon söz konusu olmamıştır ki onları reforma tâbi tutmadan bahsedilsin.”</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>İslam, her zaman ter ü taze, canlı, dinamik ve kıyamete kadar bütün insanların ihtiyaçlarına cevap verecek bir dindir. Burada asıl problem, insanların zihni yapılarında meydan gelen tahribatlar, duygu ve düşüncelerinde meydana gelen bozulmalar ve kayıplardır. Tecdit  işini yapan Mücedditler, dinin meselelerini çağın idrak ve yorumunu nazara alarak, asıllarına dokunmadan sadece formatlarda değişiklik yaparak, insanların bir kere daha dini hakikatleri anlamalarına ve yaşamalarına yardımcı olurlar.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi, <a title="" href="https://www.herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-tevhid-i-kible-et-himmetini-dagitma/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Tevhid-i Kıble Et, Himmetini Dağıtma!&#8221; </a> başlıklı Kırık Testi&#8217;de, tarihsellik iddiasıyla ortaya çıkan bu tahripçi düşünceye ve mücedditlerin tarih boyunca bunlarla yaptıkları mücadelelerinden bahsetmektedirler:</div>
<div>“Aynı şekilde İmam Rabbânî Hazretleri de kendi döneminde ortaya çıkan problemlerle uğraşmıştır. Bildiğiniz gibi İmam Rabbânî Hazretleri’nin yaşadığı dönemde Hindistan’ın kaderine hâkim olan<b> Ali Ekber Şah, günümüzdeki tarihselciler gibi, Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’nın o dönem itibarıyla mahiyet-i nefsü’l-emriyesine (gerçek hali) uygun tatbik edilemeyeceği mülahazasına kapılarak </b>Sanskritçe gibi bir din teklif etmiştir. Yani biraz Yahudilikten, biraz Hristiyanlıktan, biraz Budizm’den, biraz Hinduizm’den, biraz da İslâm’dan bir şeyler alarak yeni bir din oluşumuna gitmek istemiştir. İşte böyle bir dönemde neş’et eden İmam Rabbânî, bu inhiraf ve sapık düşünceye karşı İslâm etrafında surlar oluşturarak tecdit ruhuyla bir kere daha İslâm dünyasının ruh abidesini ikame etmiştir.”</div>
<div><b> </b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Sünni ve Şii İslâm’ı birleştirme teklifindeki samimiyetsizlikler ve art niyetler </b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Bugün de, bazı reformistler, Hindistan’da veya Avrupa’da olduğu gibi, reform iddialarıyla, Sünni düşünce ile Şii düşüncenin bir araya getirilerek birleştirilmesi gibi realiteye ters fikirler ortaya atabilmektedirler. </b>Bu iddia sahiplerinden bazıları Sünnilik ve Şiilik hakkında yeterince bilgi sahibi olmayanlardır ki, Sünnilik ve Şiiliğin birleştirilemeyecek kadar birbirlerinden uzak olduklarını bilememektedirler.</div>
<div>Diğer bir grup ise bu iddialarla aslında Sünni düşünceyi tahrip amacını güdenlerdir ki, aslında Şia’nın kendisi de bu gruba dahildir. Şia, takiyyenin arkasına sığınarak gerçek niyetlerini gizlemekte ve sürekli olarak ittifak çağrısında bulunmaktadır. Müsteşrikler, oryantalistler, Şiiler ve diğer İslam düşmanları, böyle bir ittifak neticesinde, Sünni düşüncenin temsil ettiği İslam’dan geriye bir şey kalmayacağını çok iyi bildiklerinden bu düşünceyi sürekli gündemde tutmaktadırlar.</div>
<div></div>
<div><b>Peygamberlik müessesinin mahiyetinin anlatılması ve konumunun tahkimi</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Günümüzde, insanları tarihsellik tarzı akımların tahribatlarından koruyabilmek için, peygamberlerin ve peygamberlik müessesinin mahiyetlerinin bireylere ve toplumlara ikna edici bir şekilde anlatılması gerekmektedir.</div>
<div>Fethullah Gülen Hoca efendi, Ahmet Naîm cennet-mekandan, Ömer Nasuhi Hoca’ya, Allâme Hamdi Yazır’dan Bediüzzaman’a kadar çoklarının, bu ve benzeri sakîm düşünceler üzerinde ısrarla durduklarını, aklî, mantıkî delillerle gerek Efendimiz’in (sallallahü aleyhi vesellem) gerekse diğer enbiya-i izamın konumunu zihinlerimizde ve hayatımızda bir kere daha belirlemek ve yerlerini tahkim etmek gerektiğini ve yaşanan düşünce ve inanç kaymalarının hep bu tahkimsizlikten kaynaklandığını ifade etmektedirler.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi, <a title="" href="https://www.ozgurherkul.org/kirik-testi/peygambere-saygi-ve-bozulan-dengeler/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Peygambere Saygı ve Bozulan Dengeler</a>&#8221; başlıklı Kırık Testi&#8217;de tarihsellik düşüncesi üzerinden ve bir plan dahilinde aşama aşama gerçekleştirilen tahribatlara ve menfi gayretlere detaylı bir şekilde yer vermektedirler:</div>
<div></div>
<div>“Evet başkaları gibi bizim dünyamız da değer kaybına uğramıştır. Mesela ifrat ve tefritler arenasında <b>Efendimiz de dahil peygamberleri bizim gibi bir sıradan insanlar seviyesine indirme -yüzbin defa haşa-, ya da kendi dönemlerinde sadece o dönemlere mahsus olmak üzere tarihsel bir misyon eda edip çekip gittiklerini iddia etme gibi düşünceler bir değer kaybıdır. Peygamber ve peygamberlik anlayışına da saygısızlıktır.</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Ne yazık ki bu anlayış bulaşıcı bir virüs gibi bizim de içimizi sardı. Hatta bazı hocalar ve ilahiyatçılar bile bu hastalıktan nasibini aldı. Bunlar, bizim sahip olduğumuz ve Batı dünyasında emsalinin gösterilmesi mümkün olmayan usul ilimlerini bir  kenara bıraktılar. </b>Ve tabiatiyla bunlar tarafından yetiştirilen insanlar da kaptıkları bu virüsle malûl hale geldi.</div>
<div></div>
<div>Saygısızlık önce küçük daireden başladı ve büyüğüne doğru dalga dalga yayıldı. Önce Sahabe-i Kiramla başladılar işe ve sürekli eleştirdiler onları. O günlerde -beni tanıyan arkadaşlar bilirler- &#8220;Onlar da bizim gibi insandır&#8221; diyerek eleştirmeye başladıkları an içim cız etti benim. Şöyle dedim etrafımdakilere: &#8220;<b>Bu mesele sahabe ile başladı ama sahabe ile bitmeyecek. Böyle sorumsuzca, hiçbir temele dayanmaksızın sahabeyi eleştiren kişiler çok yakında Peygamberi de sorgulayacak ve gün gelecek Kur’an’ı hatta Allah’ı sorgulamaya kadar varacak.&#8221; Bu tahminlerimde yanılmayı ne kadar arzu ederdim. Fakat bunların hepsi oldu. İnsanlığın İftihar Tablosu’na (haşa) &#8220;postacı&#8221; denildi. Yani tıpkı bir postacı gibi mesajı Allah’tan insanlara ulaştırdı ve işi bitti. </b></div>
<div><b> </b></div>
<div>&#8220;Kur’an’da gramer hataları var&#8221; denildi. Hatırlıyorum, benim çok takdir ettiğim ve sevdiğim bir insandan Kur’an hakkında &#8220;günümüzün modern anlayışına uymayan, modern tarz u telakkilerle örtüşmeyen yanları var&#8221; şeklindeki düşünceleri beni derinden üzmüştü. Gayretullaha dokunur bu sözler diye çok korkmuştum o zamanlar. Başkaları (haşa) &#8220;Allah cüz’iyatı bilmez&#8221; gibi Zat-ı Bâri hakkında yakışıksız düşünceler öne sürenler bile oldu.<b> Hasılı sahabe ile başlayan tenkit süreci uluhiyet hakikatının sorgulanmasına kadar geldi dayandı.”</b></div>
<div></div>
<div>Bazı kesimler ve kadrolar, dini tahrip amacıyla bu şer çalışmaları hayata geçirirlerken, bazı insanlar da, maddede çok derinleşip dünyevileştiklerinden, birçok manevi hastalıklara yakalandıklarından, dünyevi zevk ve eğlencelerden ve sefahetten kendilerini alamadıklarından, arzularına ve heveslerine uygun gelmeyen Kur’an ve Sünnet’te tespit edilen meselelerden kurtulabilmek için, aklın her şeyden daha önemli ve naklin ise önemsiz olduğu düşüncesini ileri süren tarihsellik düşüncesine sarılmışlardır.</div>
<div></div>
<div>Sahabeye yapılan hücumlarla başlayan tahribat, daha sonra Peygamberi sorgulama ve en nihayet Allah’ı sorgulama noktasına kadar devam etmiştir. Kur’an’ı ve Sünnet-i Seniyye’yi hem yaşayarak, hem anlatarak, hem de naklederek sonraki nesillere intikal ettiren ve Müçtehidin-i İ’zam’ın yetiştirilmesinde en büyük pay sahibi olan sahabeler itibarsızlaştırılınca, onlar eliyle ulaştırılan her şeyde, kolaylıkla tahribatlar yapılabilmektedir.</div>
<div></div>
<div></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-5-prof-dr-osman-sahin/">Dinde reform peşinde olanlar 5 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinde reform peşinde olanlar 4 &#124; Prof. Dr. Osman Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-4-prof-dr-osman-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2021 17:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.OsmanŞahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17857</guid>

					<description><![CDATA[<p>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 13   Üstad Hazretleri İçtihad Risalesi’nde, günümüzdeki insanların, her şeyden evvel dünyevi mutluluğu esas kabul ederek dini hükümleri ona göre değerlendirdiklerinden, halbuki, şeriatın her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-4-prof-dr-osman-sahin/">Dinde reform peşinde olanlar 4 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 13</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Üstad Hazretleri İçtihad Risalesi’nde, günümüzdeki insanların, her şeyden evvel dünyevi mutluluğu esas kabul ederek dini hükümleri ona göre değerlendirdiklerinden, halbuki, şeriatın her şeyden evvel uhrevi mutluluğu baz olarak aldığından ve uhrevi mutluluğa bakan yönleri itibarıyla, dünyevi mutluluğa ancak ikinci dereceden bir önem atfettiğini ifade etmektedirler.</div>
<div></div>
<div><b>Tarihselcilerin yaptıkları yanlışlar ve tahribatlar </b></div>
<div></div>
<div>Fethullah Gülen Hocaefendi, <a title="" href="https://www.ozgurherkul.org/kirik-testi/kirik-testi-usuluddin-ekseni/" target="_blank" rel="noopener">&#8220;Usûlüddin Ekseni&#8221;</a>  başlıklı Kırık Testi’de, İslâm, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığa hitap eden evrensel bir din olmasından dolayı, temel prensiplere bağlı kalmak şartıyla, çağa göre farklı yorum ve içtihatlar ortaya konulabileceğini, ama tarihselcilerin bu hususu yanlış anlayıp uyguladıklarına dikkat çekmektedirler:</div>
<div></div>
<div><b>“Fakat bir kısım tarihselcilerin yaptıkları gibi, Kur’ân ve Sünnet’te vaz’ edilen hükümlere kendilerince bir kısım menatlar (hükmün kendisine bağlandığı vasıflar), illetler bulma, daha sonra bu menatların değiştiğini iddia ederek söz konusu hükümleri geçersiz sayma ve onların yerine yeni bir kısım hükümler vaz’ etmeye kalkışma doğru değildir. Çünkü bu takdirde Usûlüddin adına konulmuş rükünlerden uzaklaşılmış olur. İnsan bir kere bu temel disiplinlerden uzaklaşmaya başladığında, meselenin nereye varacağı belli olmaz.”</b></div>
<div></div>
<div>Bu insanlar, kuran ve Sünnet’te ortaya konan hükümlerde, hikmetlerin asıl sebepler olduklarını iddia etmektedirler ve bunları <b>illet (sebep) </b>yerine koymakta ve bunların günümüzde değişikliğe uğradıklarından hareketle, artık geçersiz olduklarını iddia etmektedirler.</div>
<div></div>
<div>Hazreti Bediüzzaman İçtihad Risalesi’nde, hikmet ve maslahatın ancak bir şeyin tercih edilip edilmemesi hususunda bir şey ifade ettiklerini, ama o hükmün varlığı adına bir şey ifade etmediklerini, ancak Kur’an ve Peygamber tarafından belirlenmiş ve illet denilen asıl sebeplerin bu hükümlerin varlık sebepleri olduklarını ifade etmektedirler:</div>
<div></div>
<div><b>“Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti (sebep) ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise, tercihe sebeptir; îcaba, îcada medar değildir. İllet ise, vücûduna medardır. Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rek’at kılınır. Şu ruhsat-ı şer’iyenin illeti seferdir, hikmeti ise, meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte şu hakikatin aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti, illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semâvî değildir.”</b></div>
<div></div>
<div>Ayrıca, Hocaefendi,<a title="" href="https://www.herkul.org/kirik-testi/peygambere-saygi-ve-bozulan-dengeler/" target="_blank" rel="noopener"> &#8220;Peygambere Saygı ve Bozulan Dengeler&#8221;</a>  başlıklı Kırık Testi&#8217;de, tarihsellikdeki bu çarpık anlayışları ve sonuçlarını nazara vermektedirler: “&#8221;Tarihsellik&#8221; mülahazaları içerisinde &#8220;Maslahatları celb (iyilik, fayda ve güzellikleri elde etme), mefsedetleri def etme&#8221;yi (Kötülük, zarar ve çirkinlikleri uzaklaştırma) yegane ölçü alanlar oldu. Tarifi kendilerine ait maslahat ve mefsedetler Kur’an ile çatışırsa Kur’an’ı kulak ardı edeceksiniz dediler. Aslında maslahat ve mefsedetlerde bir mazmun vardır. O mazmun, Kur’an ve Peygamber tarafından belirlenmiştir.</div>
<div></div>
<div>Mesela usul-u hamse denilen, korunması gerekli olan beş temel esas: akıl, nesil, din, nefis ve maldır. Bunların iddiasına göre bu beş husus günümüzde Kur’an ve Sünnette vaz’ edilen dinamiklerle değil de başka yollarla, sistemlerle korunabiliyorsa Kur’an tarihteki rolünü oynamış ve fonksiyonunu tamamlamıştır dediler.</div>
<div>Fıkıh metodolojisindeki tasnifiyle vaz’î ve hitabî hiç ayırım yapmadan bütün tekliflere şamil kıldılar bu düşüncelerini. Bir tartışma programında seyretmiştim: kendisine sorulan bir soru üzerine birisi dedi ki: &#8220;Ben kendime göre namaz kılıyorum.&#8221; Ne demektir bu? Din, insanları kendi iradeleriyle maksud-u bizzat olan hayra sevkeden, yönlendiren vaz’ı ilahî ise ne demek &#8220;kendine göre namaz&#8221;?”</div>
<div></div>
<div><b>Tarihselciler, maslahatları celb (İyilik, fayda ve güzellikleri elde etme), mefsedetleri def etme&#8221; yi (Kötülük, zarar ve çirkinlikleri uzaklaştırma) her şeyin merkezine koyarak, hükümlerin iptaline, değişmesine ve yenilerinin bunlar yerine konmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesine sahiptirler.</b></div>
<div></div>
<div>Bu insanlar, Kur’an ve peygamber tarafından tespit edilmiş olan maslahat ve mefsedetlerin yerine neler olacağını ise, günümüzdeki maddi ve manevi hastalıkların etkisi altında olan ve dünyevi fayda ve menfaatlerin ön planda tutulduğu, kendi anlayış, idrak seviyeleri, arzuları ve heveslerine göre belirlemektedirler.</div>
<div></div>
<div><b>Meşru olmayan yollardan kaynaklanan zaruretler dini hükümlere sebep olamazlar…</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Hazreti Bediüzzaman, İçtihad Risalesi’nde <b>“Zarûret, haramı helâl derecesine getirir.”</b> kuralının günümüzdeki yanlış kullanımı ve meşru olmayan yollara girilmesi neticesinde oluşan zaruretlerin, haramları helal yapmayacağından dolayı ruhsatların kullanılamayacağı ile ilgili açıklamaları bu konuya ışık tutmaktadırlar:</div>
<div></div>
<div>“İşte şu zamanda zarûret derecesine geçen ve insanları müptelâ eden bir beliyye-i âmme suretine giren çok umûrlar vardır ki; sû-i ihtiyardan, gayr-i meşrû meyillerden ve haram muâmelelerden tevellüd ettiklerinden; ruhsatlı ahkâmlara medar olup, haramı helâl etmeye medar olamazlar. <b>Hâlbuki şu zamanın ehl-i içtihadı, o zarûratı ahkâm-ı şer’iyeye medar yaptıklarından, içtihadları arziyedir, hevesîdir, felsefîdir, semâvî olamaz, şer’î değil. Hâlbuki; semâvât ve arzın Hâlık’ının ahkâm-ı ilâhiyesinde tasarruf ve ibâdının ibâdâtına müdahale, o Hâlık’ın izn-i mânevîsi olmazsa; o tasarruf o müdahale merduttur.”</b></div>
<div></div>
<div>Günümüz insanları tarafından zaruret olarak kabul edilen ve toplumların genelinde mevcut olan öyle şeyler vardır ki; bunlar iradenin kötü yolda kullanılmasından, meşru olmayan heva, heves ve arzulardan ve haramlara çok girmekten kaynaklanmaktadırlar. Bu insanlar sefahat, eğlence ve türlü türlü ahlaksızlıkların bağımlısı ve tiryakisi haline geldiklerinden, zaruret, maslahat ve mefsedetlerin takdirinde nefsani hareket ederler. Bunların bu zaruretleri bahane ederek, arzın ve semaların Hâlık’ının ilahi hükümlerine ve kullarının ibadetlerine müdahale edip değiştirme hakları yoktur.</div>
<div></div>
<div>Tarihsellik anlayışıyla, maslahat celbi ve mefsedetlerin def’i üzerinden, bir yandan dinde arzu etmedikleri hükümleri ortadan kaldırırken diğer taraftan fayda ve menfaatlerine olan şeyleri ise dine katabilmektedirler.</div>
<div>Böyle bir yola girince “Namazda esas olan Allah’a kulluk yapmaktır. 14-15 asır önce peygamber tarafından talim edilen namaz, o zamanın kültürüne, coğrafyasına ve insanlarına hitap etmektedir. Dolayısıyla, bu zamanın ve bugünün anlayışına uygun olarak, kendi belirleyeceğim bir şekilde de bu kulluğu yerine getirebilirim.” diyen insanlar ortaya çıkabilmekte ve aslında bu kimseler İslâm dışında kendileri için yeni bir din inşâ etmiş olmaktadırlar.</div>
<div></div>
<div>Böyle bir yola girince, günümüz toplumlarında ekseriyetin kabulüne mazhar olmuş birtakım haramların ve Kur’an ve Sünnet’te kesin olarak haram edilmiş olan birtakım ahlaksızlıkların çirkinlikleri tam olarak görülüp anlaşılamamakta ve bunlara cevaz verme veya haramlık derecesini hafifletme arayışları içerisine girilebilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Böyle bir yola girince, Cennet ve Cehenneme kimlerin girip girmeyeceği hususunda, Müslüman ve mü’min olup olmamanın çok önemli olmaması (fetret dönemi hükümleri mahfuz) ve hümanist söylemler üzerinden herkesi Cennet’e koymak gibi düşünceler ortaya atılabilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Böyle bir yola girince, vahiy ve peygamberlik hakikati önemini kaybetmekte ve onların yerine, kendi akıllarına güvenerek ve dayanarak hareket edenler tarafından yeniden revize veya reforma tabi tutulmuş dini anlayışların ikamesi teklif edilebilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Reformist çalışmaların etkisiyle, vahiy ve peygamberlik hakikatleri insanlar ve toplumlar yanında önem ve ağırlıklarını kaybettiklerinden, dinin insanlar üzerinde etkisini devam ettirecek bir cazibey-i kudsiyesi ve maneviyesi kalmamıştır. Bütün bunların neticesinde, insanın iki dünya saadetini ilgilendiren hayati konularda, bazıları ne yapacaklarını bilemez halde şaşkınlıklar yaşarken bazıları ise keyfilikler ve laubalilikler içerisine düşerek savrulmuşlar ve <b>“Okun avı delip ondan çıktığı gibi dinden çıkarlar.”</b> beyan-ı nebevisinde haber verildiği gibi, deizm, agnostisizm ve ateizm vb. dalalet yollarına düşmekten kurtulamamışlardır.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Prof.Dr.Osman Şahin | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/dinde-reform-pesinde-olanlar-4-prof-dr-osman-sahin/">Dinde reform peşinde olanlar 4 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahabelere kimler ve neden saldırıyorlar 1 &#124; Prof. Dr. Osman Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/sahabelere-kimler-ve-neden-saldiriyorlar-1-prof-dr-osman-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2021 17:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr.OsmanŞahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16874</guid>

					<description><![CDATA[<p>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 8   Önceki yazılarda, Asr-ı Saadet’te gerçekleşen büyük inkılapların ve Kur’an-i ve Nebevi terbiye sayesinde ortaya çıkan sahabe topluluğu için, çok rahat ve emin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sahabelere-kimler-ve-neden-saldiriyorlar-1-prof-dr-osman-sahin/">Sahabelere kimler ve neden saldırıyorlar 1 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><b>SAHABEYİ ANLAMAK VE ONLARA YAPILAN SALDIRILAR 8</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Önceki yazılarda, Asr-ı Saadet’te gerçekleşen büyük inkılapların ve Kur’an-i ve Nebevi terbiye sayesinde ortaya çıkan sahabe topluluğu için, çok rahat ve emin bir şekilde, Ehl-i Sünnet ve Cemaat’in icma ile, bütün insanlar içinde, peygamberlerden sonra en faziletlileri olduklarına, tam güvenilir ve emin olup, niyetlerinin duruluğuna ve iradeleriyle bilerek asla yalan söylemeyeceklerine ve bir kötülüğe tenezzül etmeyecek yüksek haslet sahibi insanlar olduklarına hükmettiklerini ifade etmiştik.</div>
<div></div>
<div><b>Sahabelere saldırarak, İslâm binasının temel direklerini yıkmayı hedeflemektedirler..</b></div>
<div></div>
<div>Sahabenin İslam binasının inşa edilmesindeki payları ise şöyle ifade ediliyor: “Sahabelerin tesis-i İslâmiyet’te ve neşr-i ahkâm-ı Kur’âniye’de hizmetleri ve İslâmiyet için bütün dünyaya ilân-ı harb etmeleri o kadar yüksektir ki, bir dakikasına başkaları bir senede yetişemez…</div>
<div></div>
<div>Sahabeler İslâmiyet’in şecere-i nûraniyesinin köklerinden, esaslarından oldukları; hem bina-yı İslâmiyet’in hutut-u nurâniyesinin mebde’inde, hem cemaat-ı İslâmiye’nin imamlarından ve adedlerinin evvellerinde, hem Şems-i Nübüvvet ve Sirâc-ı Hakikat’in merkezine yakın olduklarından; az amelleri çoktur, küçük hizmetleri büyüktür.”</div>
<div></div>
<div><b>Bundan dolayıdır ki, bu binayı yıkmak isteyenler özellikle sahabe efendilerimize (radıyallahu anhüm) saldırmaktadırlar. Sahabe sütünları yıkılırsa, onlarla beraber hadis-i şerifler itibarsızlaştırılmış olacak ve dolayısıyla Kur’an’ın en iyi ve canlı bir tercümanı olan Sünnet-i Seniyye ortadan kaldırılmış olacaktır.</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Şia’nın ve müsteşriklerin, Hz. Muaviye (radıyallahu anh) üzerinden sahabe kapısını kırma gayretleri ve kendilerinden en çok hadis rivayet edilen Hz. Aişe’ye ve Hz. Ebu Hureyre’ye ve Hulefay-ı Raşidin efendilerimize (radıyallahu anhüm) yapılan saldırılar, Şia için Sünni İslam’ı, müsteşrikler için ise bütün İslam’ı yıkma amacını taşımaktadırlar.</b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Sahabe üzerindeki Kur’an-i ve Nebevi himayeye dair bazı örnekler…</b></div>
<div></div>
<div>Yine bu sırra binaendir ki, sahabeler arasında daha sonra meydana gelecek olan Cemel ve Sıffın gibi hadiselerden dolayı, sahabelerin yüklendikleri bu misyona zarar gelmemesi, onlar hakkında zihinlerde istifhamlar oluşmaması için, bir taraftan onlar Kur’an’da ve Allah Rasûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) beyanlarında defaatle sena edilirken, diğer taraftan Fetih süresinin son ayetinde, onların buna benzer olaylardaki hataları için mağfiret vaadinde bulunulmaktadır.</div>
<div></div>
<div>
<p>Bediüzzaman Hazretleri Yedinci Lem’a’da bu manayı şöyle ifade etmektedirler: “Sahâbeyi tavsîfât-ı mühimme ile senâ ederken, en büyük bir mükâfâtın vaadi, makamca lâzım geldiği halde,</p>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20210205/79865524.jpg" alt="" /></div>
</div>
<p>kelimesiyle işaret ediyor ki, istikbâlde Sahâbeler içinde fitneler vasıtasıyla mühim kusurlar olacak. Çünkü mağfiret, kusurun vukûuna delâlet eder. Ve o zamanda Sahâbeler nazarında en mühim matlup ve en yüksek ihsân, “mağfiret” olacak ve en büyük mükâfât ise, afv ile, mücâzât etmemektir.”</p>
</div>
<div></div>
<div>Fetih suresinin son ayetinde Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve beraberindeki ashabı en belirgin göze çarpan vasıfları sena edilmekte, Tevrat ve İncil’de ne şekilde vasfedildikleri nazara verildikten sonra, onlara mükafaten çok büyük şeyler vaad edilmesi gereken makamda, bunun Allah’ın (celle celâluhu) affetmesi olacağı müjdesi verilmektedir.</div>
<div></div>
<div>Dolayısıyla, istikbalde sahabelerin (radıyallahu anhüm) bazı fitneler sebebiyle birbirleriyle imtihan olacakları ve bu imtihanlarda meydana gelebilecek kusurlara ve kusurlar için ise affa mazhar olacakları vaadinde bulunulmuştur.</div>
<div></div>
<div>Yine Hudeybiye’de, “Bey’atu’r- Rıdvân” olarak meşhur olan olayda, canları pahasına, verdikleri sözde duracaklarına dair biat etmeleri, Allah (celle celâluhu)’nun, Sahabe-i Kiram’dan razı olduğunu bildiren Fetih suresindeki şu ayetin nüzulüne sebep olmuştur: ““Gerçekten Allah, (Hudeybiye’de) o ağacın altında sana biat ettikleri zaman, müminlerden razı oldu. Onların kalplerindeki ihlâsı bildiği için üzerlerine sekîne, huzur ve güven indirdi. Onları hemen yakında gerçekleşen bir zaferle ve alacakları birçok ganimetle mükâfatlandırdı. Allah azîz ve hakîmdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).” (48/18-19)</div>
<div></div>
<div>Allah (celle celâluhu), bu ayette, onların kalplerindeki ihlas ve samimiyete şahitlik yapmakta ve buna mükafat olarak lütüflarda bulunmakta ve daha da bulunacağını vaad etmektedir.</div>
<div></div>
<div>Kur’an’da sahabelerin sena edildiği birçok yerden bir örnek daha verelim. Tevbe suresinde, Allah (celle celâluhu) onlardan razı olduğunu söylemektedir: <b>“İslâm’da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzelce tâbi olanlar yok mu? </b>Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan râzı oldular. Allah onlara içlerinden ırmaklar akan cennetler hazırladı. Onlar oralara devamlı kalmak üzere gireceklerdir. İşte en büyük mutluluk, en büyük başarı. (9/100)”</div>
<div></div>
<div>Fethullah Gülen Hocaefendi, bu ayette anlatılan bir manayı hadislerle “İmanın Tadı, İnsana Sevgi ve Ümit” başlıklı Bamteli’nde şöyle açmaktadırlar: “İman etmişlerdi, hem de bizim idrak ufkumuzu aşan şekilde iman etmişlerdi. Görüyor gibi iman etmişlerdi; her tavır ve davranışlarından “ihsan şuuru” dökülüyordu; kıvrım kıvrım idiler Allah karşısında. Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara örnek idi; O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) göre şekilleniyorlardı. O ne yapıyor, ne ediyor, nasıl kıvranıyor, nasıl gözyaşı döküyor, nasıl başını yere koyuyor, secdede dakikalarca duruyor ise, onlar da O’na benzeme peşindeydiler, o yolda idiler; O’nun gibi olma, O’na layık olma istikametinde ve sürekli bir kıvam koruma gayretinde idiler, Allah’ın izni ve inâyetiyle.</div>
<div></div>
<div>
<p>Bu, belli bir yere kadar sürdü. Bunu da yine o Söz Sultanı ifade buyuruyor, Gönül Sultanı ifade buyuruyor, İdrak Sultanı ifade buyuruyor:</p>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20210205/73205410.jpg" alt="" /></div>
</div>
<p><b>“En hayırlılarınız benim çağımda yaşayanlardır. Sonra onu takip edenler (Tâbiîn), sonra da onları takip edenler (Tebe-i Tâbiîn) gelir.</b>” “Çağların/asırların en hayırlısı, en nûrânîsi, bir yönüyle insanlara en fazla tesir edeni, imrendirici olanı, Benim içinde bulunduğum çağdır/asırdır!” buyuruyor. Ondan sonraki asır, Tâbiîn asrı, Sahabe’yi görenler; Hâle’ye müteveccih yaşayanlar asrı. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir Kamer-i Münîr idi. -Bu tabiri Hazreti Pîr-i Mugân da kullanıyor.- Etrafındaki o ışık hâlesi de sahabe-i kiram idi.</p>
</div>
<div></div>
<div>Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselam) bir yönüyle, bütün insanları da onlara teveccühe çağırıyordu: “Ashabım yıldızlar gibidir, hangi birine tabi olup onun ardından giderseniz, hidayete erersiniz.” diyordu. “Benim sahabîlerim yıldızlar gibidir; güneşin etrafında veya büyük sistemlerin etrafında yüzüp gezen yıldızlar gibidir.” diyordu. Hele Râşid Halifeler, hele Râşid Halifeler… Bilhassa onlara imtisâle (izlerinden gitmeye, onları örnek almaya) kat’î bir emir ile çağrıda bulunuyordu. Dolayısıyla terütaze Müslümanlığı sağlam temsil eden, halleriyle gösteren bir cemaat idi, Ashâb-ı Kiram.</div>
<div></div>
<div>Ondan sonrakiler de o Hâle’ye müteveccih yaşadı, ona göre şekillendiler; keyfiyet urbalarını ona göre birkaç defa vicdan aynalarında, idrak aynalarında kontrol ettiler, ceketlerinin yakalarını düzelttiler; kendilerini yeniden, bir kere daha kıvam adına gözden geçirdiler. “Sahabe, böyle yapıyordu!” dediler, onlara ayak uydurdular. -Bu da asker tabiri.- Onların ritimlerine göre, gönül dünyalarına göre şekil almaya çalıştılar.”</div>
<div><b>İnşaAllah bir sonraki yazıda devam edelim.</b></div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Prof.Dr.Osman Şahin | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/sahabelere-kimler-ve-neden-saldiriyorlar-1-prof-dr-osman-sahin/">Sahabelere kimler ve neden saldırıyorlar 1 | Prof. Dr. Osman Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
