<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>peygamberyolu arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/peygamberyolu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamberyolu/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:21:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>peygamberyolu arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamberyolu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 11:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15153</guid>

					<description><![CDATA[<p>I. Akabe Beyatı’na katılan on iki Medineli sahabî, kendilerine İslam’ı anlatacak, Kur’ân’ı ve Sünnet’i öğretecek bir mürşid ve muallim istemişlerdi. Bunun üzerine Allah Resûlü, Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’i (radıyallahu anh)&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I. Akabe Beyatı’na katılan on iki Medineli sahabî, kendilerine İslam’ı anlatacak, Kur’ân’ı ve Sünnet’i öğretecek bir mürşid ve muallim istemişlerdi. Bunun üzerine Allah Resûlü, Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr’i (radıyallahu anh) onlarla birlikte göndermişti. Samimiyeti, sadeliği, ahlakı hem akla hem de kalbe hitap eden güzel ve ikna edici üslubuyla Hz. Mus’ab, kısa sürede sahip olduğu bilgi ve birikimi Müslümanlara aktarmış, İslam’ı şehir halkına duyurmuş ve çoğunluğu genç yüze yakın insanın gönlünü Cenâb-ı Hak ile buluşturmuştu. Gönlüne girdiklerinden birisi de Allah Resûlü’nün hakkında “Ne güzel bir insan!”<span id="easy-footnote-1-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-1-4885" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buyuracağı, 18 yaşındaki Muâz İbn-i Cebel’di (radıyallahu anh). Hazrec kabilesinin Udeyoğulları koluna mensup olan Hz. Muâz’ın babası, Cebel İbn-i Amr; annesi ise Hind Bint-i Sehl idi. Babasını küçük yaşta kaybeden Hz. Muâz, yetim kalmış ve bir müddet sonra annesi Hind, Selimeoğullarının ileri gelenlerinden ve cimriliği ile meşhur Ced İbn-i Kays ile evlenmişti.<span id="easy-footnote-2-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-2-4885" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz, Tarihi Bir Karara İmza Atanlar Arasında</strong></h4>
<p>Ensar, kendi aralarında toplanmış ve Allah Resûlü’nü Mekke’deki baskı ve zulüm ortamından kurtarmaya karar vermişlerdi. Hac için toplanan kalabalığı değerlendirecek, toplu bir şekilde ve gizlice Akabe’de O’nunla buluşacak; O’nu ve Mekkeli Müslüman kardeşlerini Medine’ye davet edeceklerdi. İkisi kadın 75 kişi, yola koyulmuşlardı. Kafilede yer alanlardan birisi de Hz. Muâz’dı (radıyallahu anh).<span id="easy-footnote-3-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-3-4885" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Özlemle yanıp kavrulan Hz. Muâz, hemşerileriyle birlikte Akabe’de Allah Resûlü ile ilk defa buluşmuş, görüşmüş ve elini tutup beyat etmişti. O ve genç arkadaşları, henüz bilmeseler de İslam ve insanlık tarihinin akışını değiştirecek büyük bir karara imza atmışlardı. Bu beyatın üzerinden daha bir ay geçmeden Allah Resûlü, Medine’ye hicreti başlatmış kendisi de üç ay sonra Medine’ye gelmişti.</p>
<h4><strong>Kardeşi İlmin Kaynaklarından Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Medine’ye geldiğinde Muhacirler, Ensar’dan bazılarının evine yerleşmiş bulunuyordu. Bir müddet bu duruma müdahale etmeyen Allah Resûlü, Akabe’de birkaç saat görüştüğü Ensar’ı iyice tanıdıktan sonra yeni bir düzenleme yapmaya karar vermişti. “Muahat/Kardeşleştirme” ismi verilen bu proje ile Muhacirler, misafir kaldıkları evlerden çıkarılmış ve O’nun kendisine kardeş ilan ettiği kimselerin yanına yerleştirilmişti. Bu düzenlemedeki temel hedeflerden biri, 13 yıllık Kur’ân ve Sünnet bilgisine sahip Muhacirleri, Ensar’ın evlerine dağıtıp her evi, aradaki farkı bir an önce kapatma adına eğitim yuvasına çevirmekti. Bunu yaparken Allah Resûlü, insanların fıtratlarını, imkanları, ihtiyaçlarını ve potansiyellerini dikkate alıyordu.</p>
<p>Mesela bu çerçevede Muhacirlerin en büyük alimlerinden ve fakihlerinden Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u, Hz. Muâz İbn-i Cebel ile kardeş ilan etmişti.<span id="easy-footnote-4-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-4-4885" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Zira Hz. Muâz, çok istidatlı, azimli, aksiyon dolu ve zeki bir gençti. Yarın Allah Resûlü’nün milletlere rehberlik yapacak tam donanımlı ve yetişmiş insanlara ihtiyacı vardı… Bu maya tutmuş ve Hz. Muâz, kısa sürede Ensar’ın en büyük bilginlerinden olmuştu.</p>
<p>Allah Resûlü, onu, sekiz yıl sonra Mekkelilere; dokuz yıl sonra da Yemenlilere, İslam’ı anlatmak ve öğretmek için bırakmış ve göndermişti. Üstelik onu Yemen’e gönderirken “Seni ahirette bu hal üzere bulayım!” buyurmuştu ki bu, din tamama ermeden Hz. Muâz’ın, kemale erdiğini gösteriyordu. Hiç şüphesiz bunun en önemli sebeplerinden biri de ondaki potansiyeli fark eden Allah Resûlü’nün Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u onun yanına âdeta özel muallim olarak yerleştirmesi olmuştu.</p>
<p>Hz. Muâz, vahiy katipliği de yapıyor, zaman zaman Allah Resûlü’nün mektuplarını da kaleme alıyordu. Ayrıca sık sık Allah Resûlü’ne sorular soruyor; Allah Resûlü de insanlara bir mesaj verecekse çoğu zaman onun üzerinden veriyordu.</p>
<h4><strong>Hz. Muâz, Allah Resûlü’nün Terkisinde</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün gençleri yetiştirdiği eğitim yuvalarından biri de bineğinin sırtıydı. Yolculuğa çıkacağı zaman her seferinde istidatlı bir genci terkisine alıyor; yol boyunca bir şeyler anlatıp öğretiyordu. Bu yakınlık onları motive ettiği gibi birçok tarihi hadiseye de şahitlik etme imkânı sunuyordu. Hz. Muâz da onlardan birisiydi. Bineğine aldığı Hz. Muâz’a, “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?” diye sormuş; o, “Allah ve Resûlü, daha iyi bilir!” karşılığını vermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Allah’ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, kulların, Allah’a ibâdet etmeleri ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmamalarıdır!” buyurmuştu. Bir müddet ilerledikten sonra Allah Resûlü, tekrar Hz. Muâz’a dönmüş ve “Bunu yaptıkları zaman kulların, Allah üzerinde sabit olan hakları nedir bilir misin?” diye sormuştu. Hz. Muâz aynı karşılığı verince Allah Resûlü, “Bunu yaptıkları zaman kulların Allah üzerinde sabit olan hakları, Allah’ın onlara azâb etmemesidir!”<span id="easy-footnote-5-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-5-4885" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<h4><strong>“Ey Muâz! Ben seni kesinlikle seviyorum.”</strong></h4>
<p>Müminlerin birbirini Allah için sevmeleri ve bu sevgilerini ifade etmeleri ve bir sevgi toplumu oluşturmaları, Allah Resûlü’nün dikkat çektiği hususlardandır. Hz. Muâz’ın da ravileri arasında olduğu bir hadiste O, şöyle buyurur: “Allah buyuruyor ki: Benim rızam için birbirini sevenlere, benim rızam için malını ve gücünü sarf edenlere, benim rızam için birlikte oturup sohbet edenlere, benim için birbirini ziyaret edenlere, muhabbetim vacip olmuştur. Onlar hiçbir gölgenin olmadığı günde “Arş”ımın gölgesi altında nurdan minberler üzerindedirler.”<span id="easy-footnote-6-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-6-4885" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân’da müminlere duyduğu derin şefkat ve merhametle anlatılan Allah Resûlü de ashâbını Allah için çok seviyor ve yeri geldiğinde bu sevgisini ifade ediyordu.<strong> </strong>Bir gün Hz. Muâz’a, “Ey Muâz! Ben seni Allah için kesinlikle seviyorum.” buyurmuş; Hz. Muâz da “Yâ Resûlallah! Annem babam sana feda olsun! Ben de sizi seviyorum.” karşılığını vermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “O halde sana her namazın sonunda şöyle demeni tavsiye ederim: Allahım! Seni zikretme, sana şükretme ve sana güzelce ibadet etme konusunda bana yardımcı ol!”<span id="easy-footnote-7-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-7-4885" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Seven, sevdiğinin ahiretini düşünüyor; ilahî rızayı ve sevdiği insanla ebedi birlikteliği kazanma adına yol gösteriyordu…</p>
<h4><strong>Cephelerdeki yerini alması</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün ashâbını yetiştirirken uyguladığı eğitim metotlarından biri de yeri geldiğinde eline, küreği, kazmayı, tokmağı ve kılıcı alması; sırtında toprak, taş, kerpiç ve zırh taşımasıydı. O, son ve evrensel peygamber olmasına, Allah katındaki konumuna, devlet başkanlığı ve başkomutanlığına rağmen ashâbıyla birlikte ihtiyaç duyulan işi yapmaktan yüksünmüyor hatta büyük bir mutluluk duyuyordu. Hal böyle olunca O’nu örnek alan sahabe de ihtiyaç duyulan zamanda her işe koşturuyordu. Bu manada cepheye gitme mecburiyeti doğduğunda en küçüğünden en büyüğüne, en hastasından en sağlamına en aliminden bahçe de çalışan işçisine ve çobanına kadar herkes hemen kılıcını kuşanıyor ve ordunun toplandığı yere koşuyordu.</p>
<p>İlmi kişiliğiyle ön plana çıkan Hz. Muâz da böylesi zamanlarda kalemini bırakıp kılıcını kuşanıyordu. Bedir, Uhud, Hendek, Benû Kurayza, Hayber ve Tebûk gibi en zor cephelerde yerini almıştı. Tebûk’e gidilirken kabilesi içerisinde Kur’ân’ı en iyi o bildiği için sancağı taşıma görevi de ona verilmişti. Sadece Huneyn ve Taif’e katılamamıştı. Zira Allah Resûlü, onu, insanlara İslam’ı anlatması ve öğretmesi için Mekke’de bırakmıştı.</p>
<h4><strong>Hz. Mus’ab’a Bedel Hz. Muâz İbn-i Cebel</strong></h4>
<p>Yukarda da ifade edildiği üzere Allah Resûlü, fetihten sonra Mekkelilere İslam’ı anlatması ve Kur’ân’ı talim etmesi için Hz. Muâz’ı Mekke’de bırakmıştı. Allah Resûlü’nün Hz. Mus’ab’ı Medine’ye göndermesi rastgele olmadığı gibi Hz. Muâz tercihi de rastgele değildi. Dün Medinelilere İslam’ı bir Mekkeli öğretmişti. Şimdi ise Mekkelilere bir Medineli. Böylelikle Ensar, onurlandırılmış ve ehlullah sayılan Kureyşlilere İslam’ı anlatma ve öğretme işi 27 yaşındaki genç bir Ensar’a teslim edilmişti. Süheyl İbn-i Amr dahil Mekkeliler Kur’ân’ı ve İslam’ı ondan öğrenmişlerdi.</p>
<p>Hz. Muâz, bilinçli bir tercihti. Allah Resûlü, Mekkelileri de onu da çok iyi tanıyordu. Hakkında “Ümmetimin helali ve haramı en iyi bileni Muaz İbn-i Cebel’dir!”<span id="easy-footnote-8-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-8-4885" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> ve “Kur’ân’ı dört kişiden alınız: Abdullah İbn-i Mes’ud, Ebu Huzeyfe’nin azadlısı Sâlim, Muaz İbn-i Cebel ve Ubey İbn-i Ka’b!”<span id="easy-footnote-9-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-9-4885" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> buyurmuş ve onu, hem Kur’ân’da hem İslam Hukuku’nda otorite ilan etmişti. Kısa sürede Kur’ân’ı hıfzeden Hz. Muâz, kıraatte de en önde gelenlerdendi. Dil zevki üst düzey olan Kureyşliler için bu, çok şey ifade ediyordu.</p>
<h4><strong>Genel Vali, Kadı, Âmil ve Muallim Olarak Yemen’e Gönderilişi</strong></h4>
<p>Mekke’deki görevini başarıyla tamamlayan Hz. Muâz İbn-i Cebel, Medine’ye dönmüştü. Bu arada Sasanilerin Yemen valisi Bâzân, Müslüman olmuş ve diğer Yemen melikleri de Medine’ye heyetler gönderip İslam’a girdiklerini haber vermişlerdi. Halklarının da Müslüman olmasını arzu ediyorlardı. Bunun için O’ndan bu toplumsal değişime önderlik yapacak bir rehber ve muallim istemişlerdi. Allah Resûlü, Yemenlileri çok iyi tanıyordu. Onları, genç yaşlarında ticaret maksadıyla katıldığı Yemen panayırlarında ve Mekke civarında düzenlenen panayırlara davet için çıktığında çok iyi okuyup analiz etmişti. Onların heyetleri Medine’ye gelince ashâbına dönmüş ve “Size Yemenliler geldi. Onlar ince ruhlu ve yufka yürekli insanlardır. İman da hikmet de Yemenlidir…”<span id="easy-footnote-10-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-10-4885" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Sahabe, Hz. Ebû Bekir veya Hz. Ömer’in gitmesinin daha isabetli olacağını söylese ve onlar da gidebileceklerini ifade etseler de onların kendisi için göz kulak mesabesinde olduğunu ve yanından ayıramayacağını ifade eden Allah Resûlü, Hz. Muâz İbn-i Cebel’den hazırlanmasını talep etmişti. Bu büyük vazife için yirmi dokuz yaşındaki Hz. Muâz’ı seçmiş ve onu, Yemen’in en büyük bölgesi Cened’in valisi, Yemen genel valisi,<span id="easy-footnote-11-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-11-4885" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Yemen kadısı, baş zekât âmili ve Yemen’in muallimi olarak görevlendirmişti. Görevlendirmekle kalmamış bölgedeki kabile reislerine mektup da göndererek Hz. Muâz’ın görevlerini bildirmiş, ona yardımcı olmalarını istemiş ve şu cümleyi de eklemişti:</p>
<p>“Size yakınlarımın en hayırlısını, ilimde ve dinde onların en yetkilisini gönderiyorum!”<span id="easy-footnote-12-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-12-4885" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz’a Yapılan Evrensel Tavsiyer</strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nün gençleri yetiştirirken uyguladığı eğitim metotlarından birisi de kendilerine sahada birtakım mesuliyetler vermekti. Onları, fıtrat ve kabiliyetlerine uygun vazifeleri yerine getirmeleri için seçip görevlendirirken öncelikle kendilerine güvendiğini ya da güvenilmesi gerektiğini fiili olarak gösteriyordu. İleri gelen sahabîlere rağmen tercih edilmek, onları onurlandırıyor ve görevi daha şuurlu bir şekilde yapmalarını sağlıyordu. Üstelik Allah Resûlü, görev vermekle yetinmiyor, vazife yerine gönderirken işlerini hakkıyla yapmalarını sağlayacak açıklama, uyarı ve nasihatlerde de bulunuyordu. Çoğu zaman Medine dışına kadar bizzat uğurluyor ve bu esnada da tavsiyelerini sürdürüyordu. Görevden döndükten sonra rapor alıyor; başarılarını tebrik ediyor ve varsa hataları daha dikkatli olmaları adına ikaz ediyordu.</p>
<p>Bu çerçevede Hz. Muaz’ı Yemen’e gönderirken de aynı şekilde hareket etmiş; Mescid-i Nebevî’nin kapısında kendisini bizzat ata bindirmiş ve yaklaşık bir milden fazla onunla beraber yürümüştü. Bu sırada bir taraftan Hz. Muaz’ın atının üzengisinden tutup çekerken diğer taraftan kendisine şu emir ve tavsiyelerde bulunmuştu:</p>
<p>“Sen ehl-i kitap bir kavimle karşılaşacaksın. Onların yanına vardığında onları önce Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğumu tasdike davet et. Eğer bunu kabul ederlerse onlara, Allah’ın günde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da yaptıkları takdirde, Allah’ın, zenginlerin fakirlere zekât vermesini farz kıldığını bildir. Bunu da kabul ederlerse zekât alırken sakın mallarının sadece en iyilerini seçme! Mazlumun bedduasını almaktan kork. Çünkü Allah ile mazlumun yakarışı arasında perde yoktur…”<span id="easy-footnote-13-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-13-4885" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>“Yâ Muâz! Sana Allah’a karşı takvalı olmayı, doğru sözlülüğü, ahde vefayı, emaneti sahibine eksiksiz vermeyi, asla ihanette bulunmamayı, tevazu ile hareket etmeyi, komşuluk haklarını yerine getirmeyi, yumuşak ve hoş sözlülüğü, yetimlere karşı merhametli olmayı, öfkeyi yutup yenmeyi, emelini kısa tutmayı, selamı yaymayı, adil imama itaati, dinin ve Kur’ân’ın inceliklerine vâkıf olup derinleşmeyi, yaptıklarının hesabını verme endişesiyle yaşamayı, amellerin güzelini işlemeyi, ahireti sevmeyi tavsiye ederim. Yâ Muâz! Yeryüzünde fesat çıkartma! Müslümana hakaret etme! Yalancıyı tasdik etme! Doğru sözlü insanları yalanlama! Yâ Muâz! Sana her an her yerde Allah’ı zikretmeyi, bütün günahlara gizli olanları için gizlice, aleni olanları için de alenen tevbe etmeyi tavsiye ederim! Yâ Muâz! Seni nefsim için değil Allah için seviyorum. Nefsim için hoş görmediğimi senin içinde hoş görmüyorum. Yâ Muâz! Sizin bana en sevimli olanınız, kıyamet günü buluştuğumuzda ayrıldığımız hali üzere bana kavuşan kimsedir…”<span id="easy-footnote-14-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-14-4885" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<p>Artık vedalaşma vakti gelmiş ve Hz. Muaz, Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine son bir tavsiyede daha bulunmasını istemişti. Bunun üzerine Efendimiz: “Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından mutlaka bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara, güzel ahlâk ile muamele et.”<span id="easy-footnote-15-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-15-4885" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurdu. Hz. Muaz, ayrılıp Yemen’e doğru ilk adımlarını atarken kulağına Allah Resûlü’nün yakarışları geliyordu: “Cenâb-ı Hak seni önünden, arkandan, sağından, solundan, üstünden, altından gelecek musîbetlerden muhafaza buyursun. İnsanların ve cinlerin şerrini senden uzaklaştırsın.”<span id="easy-footnote-16-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-16-4885" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Hz. Muâz biraz ilerlemişti ki arkadan birisi kendisine yetişmiş ve Resûlüllah’ın onu geri çağırdığını haber vermişti. Hz. Muâz dönünce Allah Resûlü şöyle buyurmuştu: “Seni niçin geri çevirdiğimi biliyor musun? Hakkın olmadan hiç bir şey (rüşvet) alma çünkü bu bir hainliktir. Her kim bu dünyada hainlik yaparsa kıyamet günü Allah’ın huzuruna, yaptığı o hainlikle getirilir. İşte bunun için seni çağırmıştım, şimdi vazifene gidebilirsin.”<span id="easy-footnote-17-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-17-4885" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hz. Muâz’ın Allah Resûlü’nü Memnun ve Mesrur Edişi</strong></h4>
<p>Allah Resûlü kendisini Yemen’e gönderirken Hz. Muâz ile arasında İslam Hukuk Tarihi’ne damga vuran ve içtihatların önünü açan şu önemli diyalog da yaşanmıştı:</p>
<p>-Sana bir mesele arz olduğunda nasıl hüküm verirsin?</p>
<p>-Allah’ın kitabıyla hüküm veririm.</p>
<p>-Ya bu meselenin cevabı Allah’ın kitabında yoksa ne yaparsın?</p>
<p>-O zaman Resûlullah’ın sünnetine bakarak hüküm veririm.</p>
<p>– Ya bu meselenin cevabı, Resûlullah’ın sünnetinde de yoksa ne yaparsın?</p>
<p>-Kendi görüşümle içtihat ederim.</p>
<p>Hz. Muâz’dan aldığı cevaplar Allah Resûlü’nü çok memnun ve mesrur etmişti. Eliyle göğsüne dokunmuş ve şöyle buyurmuştu:</p>
<p>“Resûlü’nün elçisini, Resûlü’nün razı olacağı işe muvaffak kılan Allah’a hamdolsun.”<span id="easy-footnote-18-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-18-4885" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p>Ardından da Hz. Muâz’a şunları söyledi:</p>
<p>“Allah için mütevazı ol ki Allah seni yükseltsin. Sakın meseleyi tüm yönleriyle öğrenmedikçe hüküm verme! Sana müşkül, karmaşık gelen işi ehline sor, istişare et, utanma! İçtihadını en sonunda yap! Muhakkak ki Allah, doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler sana karmakarışık gelirse, gerçek sana belli oluncaya kadar bekle ya da bana yaz! Bu hususta keyfine göre hareket etmekten sakın! Bir de sana yumuşak davranmayı tavsiye ederim!”<span id="easy-footnote-19-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-19-4885" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span></p>
<h4><strong>Yemen’deki Faaliyetleri</strong></h4>
<p>Yemen’e ulaşan ve Allah Resûlü’nün tarif ettiği yere yerleşen Hz. Muâz, hemen faaliyetlerine başlamıştı. Allah Resûlü’nün çizdiği çerçevede bölgeyi idare ediyor, İslam’ı anlatıyor ve talebe yetiştiriyordu. İslam Yemen’de hızla yayılırken Hz. Muâz, insanlarla yakın diyalog kuruyor ve onları, gruplar halinde Allah Resûlü ile görüşmeleri için Medine’ye gönderiyordu. En son gönderdiği grup 200 kişiydi. Medine’ye gelince Mescid-i Nebevî’nin en yakınındaki en büyük evlerden Remle Bint-i Hâris’in evine yerleşmişler ardından Allah Resûlü ile görüşüp İslam’a girdiklerini haber vermişlerdi.</p>
<p>Görevi gereği Hz. Muâz, diğer valileri de sık sık ziyaret ediyor ve onlarla uyum içerisinde çalışıyordu. Yemen coğrafyasında her şey planlandığı gibi giderken peygamberlik iddiasında bulunan bir yalancı Esved el-Ansi çıkmış ve kısa zamanda Müslümanlar için büyük bir tehdit ve tehlikeye dönüşmüştü. Durum Allah Resûlü’ne bildirilince problemi çözmek için gerekeni yapmalarını emretmiş ve Hz. Muâz’ın liderliğinde bu büyük problemi de çözmüşlerdi.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Hz. Muaz’ı Yemen’e uğurlarken “Muâz ihtimaldir ki beni bu yıldan sonra göremeyeceksin! Muhtemelen gelip kabrimi ve mescidimi ziyaret edeceksin.” buyurmuş; bu acı haber üzerine Hz. Muâz, gözyaşlarına boğulmuştu.<span id="easy-footnote-20-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-20-4885" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> O’nu teselli eden Allah Resûlü, Medine’ye doğru bakarak şu hakikati beyan etmişti: “Muhakkak ki bana en yakın olanlar, her kim olursa olsunlar takva sahipleridir!”</p>
<p>Buruk bir şekilde Yemen yoluna koyulan Hz. Muâz, kendisine verilen görevleri bihakkın yerine getirmiş ve Medine’ye dönmüştü. Fakat artık Allah Resûlü, vefat etmiş ve Hz. Ebû Bekir, devlet başkanı seçilmişti. Otuz bir yaşındaki Hz. Muâz, Allah Resûlü’nün kabrini ziyaret etmiş ve ağlamaya başlamıştı. Onu bu halde gören Hz. Ömer, niçin ağladığını sormuştu. Bunun üzerine Hz. Muâz, Allah Resûlü’nden işittiği şu sözü hatırladığını ve onun için ağladığını söylemişti:</p>
<p>“Şurası muhakkak ki riyanın azı dahi şirktir. Kim Allah’ın bir veli koluna düşmanlık yaparsa şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur. Allah itaatkâr, takva sahibi ve şöhretten kaçınan kullarını gerçekten sever ki, onlar görünmedikleri zaman aranmazlar. Hazır bulundukları zaman çağrılmazlar, tanınmazlar. Fakat kalpleri pırıl pırıl hidayet kandilleridir!”<span id="easy-footnote-21-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/#easy-footnote-bottom-21-4885" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<p><strong>Not: Hz. Muâz’ın, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (radıyallahu anhum) döneminde ortaya koyduğu hizmetler, şahsi hayatı, ailesi, ilmi kişiliği, ahlakı ve vefatı ayrı bir makalede ele alınacaktır!</strong></p>
<p><strong>Yazar: Yücel Men</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 32; Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 8243; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred 337</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Muâz’ın gölgesinde büyüdüğü üvey babası Ced, aynı zamanda Medine döneminin baş münafıklarındandı. Ced, Hudeybiye’ye katılmış fakat Allah Resûlü’ne beyat etmemek için bir çalılığın arkasına saklanmıştı. Tebûk’e gidileceği zaman gelmiş ve “Benim şehevî zaaflarımı herkes bilir! Rum kadınlarını görünce günaha girebilirim. Beni fitneye düşürme! İzin ver burada kalayım.” demişti. Allah Resûlü, ona izin verince “İçlerinden bazıları: “Bana izin ver, beni fitneye ve isyana düşürme, başımı derde sokma!” der. Bilmiş ol ki, fitneye zaten kendileri düşmüşlerdir. Cehennem elbette kâfirleri her taraftan kuşatacaktır.”[Tevbe Sûresi 9/49] ayeti nazil olmuştu.[Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 597] Üvey babasının cimriliğine ve nifakını rağmen Hz. Muâz, Medine’de cömertliği ve imandaki derinliğiyle tanınmıştı. Arkadaşları Hz. Muâz’ı, Hz. İbrahim’e benzetiyordu. Üvey kardeşi aynı zamanda Bedir ehlinden Hz. Abdullah ile birlikte evde iradelerinin hakkını vermiş ve Ced’in huylarından kendilerini korumuşlardı.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/435</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/435</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 2856, 5967, 6500; Müslim, 30</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Zühd 53; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 7/236 (22064; 22080)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvûd, Vitr 25; Nesâî, Dua 59; İbn-i Hibbân, Sâhîh 2021</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Fedâilu’l-Ashâb 26; Tirmizî, Menâkıb 50; İbn-i Mâce, Mukaddime 11</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 14, 16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Menâkıb 71</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yemen çok geniş bir coğrafya olduğu için Allah Resûlü orayı beş vilayete bölmüş ve her birine bir vali atamıştı: Hz. Halid İbn-i Velid’i, San’a’ya; Hz. Muhacir İbn-i Ümeyye’yi, Kinde’ye; Hz. Ziyâd İbn-i Lebîd’i, Hadramut’a; Ebû Musa el-Eşarî’yi Zebid’e ve Hz. Muaz’ı da en geniş vilayet Cened’e. Bütün valilerin başına da Hz. Muaz’ı genel vali olarak tayin etmişti.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/436</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Zekât 1, 41, 63, Mezâlim 9; Müslim, Îmân 7 (29/19); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 3/498 (2071); Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ 3/45 (2313)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Asâkir, Târîh 18/194, 195, 58/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr 20/144 (295, 296, 297, 298); İbn-i Sa’d, Tabakât 3/439</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 3/1847; İbn-i Asâkir, Târîh 58/413</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Ahkâm 8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvûd, Akdiyye 11; Tirmizî, Ahkâm 3</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Diyarbekrî, Târîhu’l-Hamîs 3/49</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 22054</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-4885" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Fiten 16</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak:Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-2-muaz-ibn-i-cebel-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 2: Muâz İbn-i Cebel (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın değiştiremediği sahabe&#8230;</title>
		<link>https://hizmetten.com/dunyanin-degistiremedigi-emin-insan-hazreti-ebu-ubeyde-ibn-i-cerrah-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2020 10:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Ubeyde bin Cerrah]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12754</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın değiştiremediği emîn insan Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (ra) Ebû Ubeyde, her zaman emniyet telkin etmiş, emanet sıfatıyla yaşamış ve Hıristiyanların dahi gönlüne taht kurmuş bir rabbaniydi. Hazreti Peygamber’in&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunyanin-degistiremedigi-emin-insan-hazreti-ebu-ubeyde-ibn-i-cerrah-ra/">Dünyanın değiştiremediği sahabe&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="single-post-title"><span class="post-title">Dünyanın değiştiremediği emîn insan Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (ra)</span></h1>
<p>Ebû Ubeyde, her zaman emniyet telkin etmiş, emanet sıfatıyla yaşamış ve Hıristiyanların dahi gönlüne taht kurmuş bir rabbaniydi.</p>
<p>Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbı birer yıldız gibidir. Bu yıldızlardan hangisine tutunursak bizi Cennet’e götüreceği muhakkaktır. Bu, bizzat Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) müjdesidir. Gökyüzünde milyarlarca yıldızın varlığından bahsedilmektedir. Ama her yıldızın büyüklüğü ve parlaklığı farklıdır. Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafında yer bulma şerefini elde etmiş bu yıldızların sayısı da on binlerle, hattâ yüz bine yakın rakamlarla ifade edilmektedir. Her biri birer yıldız olan bu mübarek neslin hepsinin büyüklükleri ve parlaklıkları -tıpkı gökteki yıldızlar gibi- elbette aynı değildir. Bazıları diğerlerine göre Hazreti Peygamberle (sallallahu aleyhi ve sellem) geçirdikleri zaman, Hazreti Peygamberle (sallallahu aleyhi ve sellem) kurdukları akrabalık münasebetleri veya aldıkları idarî ve askerî görevler bakımından diğerlerinden birkaç derece daha parlak durmaktadırlar. İşte kendisinden bahsedeceğimiz bu en parlak yıldızlardan biri de Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh’tır. Gerek askerî kabiliyetleri gerekse İslâm’ı tavizsiz yaşantısıyla parlayan bu yıldızdan her Müslüman’ın alacağı çok önemli dersler olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p><strong>Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh’ın Hayatı</strong></p>
<p>İslâm dünyasının yetiştirdiği en büyük komutanlardan biri olan Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh’ın asıl adı; Âmir İbn-i Abdullah İbn-i el-Cerrâh İbn-i Hilâl İbn-i Uheybe İbn-i Dâbbe İbn-i Hâris İbn-i Fihr’dir.[1] Babasının adı Abdullah İbn-i Cerrâh, annesinin adı ise Ümeyme bint Ganem İbn-i Câbir İbn-i Abdüluzza İbn-i Âmir İbn-i Umeyra İbn-i Hâris İbn-i Fihr’dir.[2] Hicretten 40 yıl önce (583) Mekke’de doğmuştur.[3] Künyesi, dedesine nispetle “Ebû Ubeyde” dir.[4] Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh’ın çocukluk ve gençlik yıllarını da içine alan İslâm öncesindeki hayatıyla alâkalı kaynaklarda çok fazla ve ayrıntılı bilgilere ulaşma imkânı yoktur. Kanaatimizce bu, hem kendisinin hem de mensubu olduğu Hâris İbn-i Fihr[5] kabilesinin siyasî ya da askerî anlamda Mekke’de etkin konumda olmamasından kaynaklanmış olabilir. Hâris İbn-i Fihr, Kureyş içinde etkin siyasî gücü olmayan bir kabile olarak bilinir. Bu kabilenin mensupları, Kusay tarafından ihdas edilen Kâbe görevlerinin hiçbirinde rol almadıkları gibi; Kâbe ve zemzemin bulunduğu Mekke’nin merkezinden çok uzak yere yerleştirilmişlerdi.</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde’nin, ilk Müslümanlardan olduğu bilinmektedir. Kaynaklarımızda Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) davetiyle Müslüman olduğu ve İslâmî tebliğ faaliyetlerinin henüz Hazreti Erkam İbn-i Ebi’l-Erkam’ın (radıyallâhu anh) evine taşınmadan önce İslâm’ı seçtiği anlatılmaktadır.[6] Habeşistan’a hicret etmiş; ama kısa süre sonra geri dönmüştür. İbn Sa’d’ın Tabakât’ında anlatıldığına göre: Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ve Hazreti Osman (radıyallâhu anh) gibi ilk Müslümanlar İslâmî tebliği gizli olarak yaparken; Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), Hazreti Hamza (radıyallâhu anh) ve Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) bu daveti açıktan yapıyorlardı.[7] Medine’ye hicret etti. Bedir Savaşı’ndan önce görevlendirilen bazı seriyyeler de dâhil olmak üzere, Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) dönemindeki bütün savaşlarda yer aldı. Bedir Savaşı’nda, müşriklerin safında yer alan öz babasını öldürdü.[8] Onun bu davranışıyla alâkalı olarak şu âyetin nazil olduğu bilinmektedir: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafında olanlardır.”[9]</p>
<p>Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) emriyle Necran’a, Necranlılar tarafından yapılan bir talepten dolayı, hukukî ihtilafları çözüme kavuşturmak üzere görevlendirildi. Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem): “Her ümmetin bir emîni vardır. Bu ümmetin emîni de Ebû Ubeyde’dir” iltifatına mazhar oldu. Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiği gün Sakîfetu Ben-i Saide’de yaşanan halife seçim tartışmalarında adı halife adayları arasında geçti. Hem Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) hem de Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) tarafından halifeliğe aday gösterildi. Ancak bunu kabul etmedi. Halifeliğe en lâyık olan insanın Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) olduğunu söyleyerek ona ilk biat edenlerden biri oldu. İlk halife Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) döneminde önemli askerî görevlerde bulundu. Arap Yarımadası’nın kuzeyini fetihle görevlendirilen dört komutandan biri tayin edildi.[10] Hazreti Ömer döneminde ordu komutanlığına devam etti. Ecnadeyn, Fihl, Mercu’s-Sufer ve Yermuk gibi savaşlarda bulundu. Başta Dımeşk ve Kudüs olmak üzere; Hama, Humus, Lazkiye, Haleb ve Antakya gibi pek çok beldenin fethinde aktif rol oynadı. İslâm orduları başkomutanlığı yaptı. 18/639 yılında Amvas[11] vebasından dolayı Şam’da vefat etti.[12] Vefat ettiğinde yaşı 58 idi.</p>
<p><strong>Hazreti Ebû Ubeyde’nin Kişiliği</strong></p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh), Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile aynı soydan geliyordu. Yani Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç nesil ötede akrabasıydı. Doğum tarihleri itibariyle de Peygamberimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) on iki yaş kadar küçüktü. Ailesi Mekke’nin en önemli kabilelerinden birine mensup olmasa da, Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) ve babası Abdullah İbn-i Cerrâh, kahramanlıkları ve zenginlikleriyle bilinirlerdi. Abdullah, oğlu Ebû Ubeyde’yi (radıyallâhu anh) çok severdi. Onun iyi yetişmesi için elinden geleni yapıyordu. Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) o tarihlerde Mekke’de okuma yazma bilen az sayıda insandan biriydi. Bu, o günün şartları göz önüne getirildiğinde çok önemli bir ayrıcalıktı. Tarihçilerin bildirdiklerine göre, on bin nüfuslu Mekke şehrinde onlu sayılarla ifade edilecek kadar az kişinin okuma yazma bildiği dikkate alınırsa; Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) okuma yazma biliyor olması, onun toplum içinde saygın bir konumda olduğu mânâsına geliyordu. Çok güzel ve etkili bir hitabeti vardı. Aynı zamanda çok iyi kılıç kullanırdı, çok cesur bir savaşçıydı.</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (radıyallâhu anh), güzel ahlâkıyla ve İslâm’ı kusursuz yaşamasıyla nam salmıştı. Kur’ân-ı Kerîm’in tarif ettiği örnek bir insandı. Onun bu güzel hayatı Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) de dikkatinden kaçmamıştı. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı içindeki bu özel insanın örnek davranışlarını takdir eder ve sözleriyle onu şereflendirirdi. Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) ile ilgili olarak sahabeden Hazreti Hasen (radıyallâhu anh) şunları söylüyor: Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Ashabım içinde Ebû Ubeyde İbn-i el-Cerrâh hariç, kime istesem bir kusur bulurum!”</p>
<p>Uzunca boylu, zayıf yapılı, seyrek sakallı olan Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh, Uhud Gazvesi’nde Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yüzüne batan miğfer parçasını dişleriyle çıkarırken iki ön dişini kırmıştı. Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) mütevazı, zühd ve hayâ sahibi olan Hazreti Ebû Ubeyde’yi çok sever, ahlâk ve şahsiyetini takdir ederdi.</p>
<p>Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhu anh) halife olduktan sonra öncelikle dinden dönen insanların ayaklanmalarıyla uğraşmak zorunda kalmıştı. Kalblerine İslâm henüz tam mânâsıyla girmemiş olan bazı kabileler, Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra yönetime baş kaldırdılar. Zekât vermeyi reddettiler. İslâm tarihinde “Ridde Olayları” olarak bilinen hareketin başarıya ulaşması demek, İslâm’ın birlik ve beraberliğinin ciddi mânâda yara alması demekti. Ancak Halife Hazreti Ebû Bekir kararlılıkla bu grupların üstüne gitti. Pek çoğu yeniden Müslüman oldu. İsyana devam edenlerle savaşıldı ve dinden dönme/irtidat hâdiseleri sonlandırıldı. Yalancı peygamberlerin tahribatına son verildi.</p>
<p>Ridde Olayları’nda istediği neticeleri alan Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) aklı Arabistan’ın kuzey yönündeydi. Burada Bizans hâkimiyeti devam ediyordu. Bizans’ın varlığı, İslâm devleti için daima tehlike oluşturuyordu. Bu bölgede Bizans’ın gücünü kırmak ve bölgenin verimli topraklarını ele geçirmek gerekiyordu. Suriye ve Mezopotamya bölgelerinin fethedilmesi, İslâm’ın batıya ve Orta Asya’ya açılması adına da önemliydi. Fetih hareketleri için dört büyük komutana bağlı dört ordu oluşturuldu. Bu komutanlar şunlardı: Hazreti Amr İbn-i el-Âs (radıyallâhu anh), Hazreti Şurahbil İbn-i Hasene (radıyallâhu anh), Hazreti Yezid. Ebî Süfyan (radıyallâhu anh) ve Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (radıyallâhu anh). Bu komutanlar kısa zamanda Suriye, Mısır ve Anadolu’da birçok yeri fethettiler. Hazreti Ebû Bekir, tayin ettiği komutanlara şu talimatı vermişti: “Sizler savaş için bir araya toplandığınızda başkomutanınız Ebû Ubeyde’dir.”[13]</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) komutanlığında ilerleyen ordular çok sayıda beldeyi fethediyorlardı. Hazreti Ebû Ubeyde’nin fethettiği yerler arasında belki de en önemlisi Kudüs şehriydi. Halife Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), o sırada Şam’da bulunan Hazreti Ebû Ubeyde’ye (radıyallâhu anh) bir mektup yazarak ordusuyla birlikte Kudüs’e gitmesini ve orayı fethetmesini emretmişti. Emri alan Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) hemen harekete geçerek Kudüs yakınlarına gelmiş ve uygun bir yerde konaklamıştı.</p>
<p>Kudüs, her üç İlâhî dininin mensuplarınca, mukaddes kabul edildiği için burasını savaşmadan almak isteyen Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh), Kudüs halkına hitaben şöyle bir mektup yazar: “Bismillahirrahmanirrahim. Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh’tan Kudüs patriğine ve halkına! Allah’a iman ve hidayete tabi olanlara selam olsun. Size, Allah’tan başka yaratıcı olmadığına, Onun tek olduğuna, Hazreti Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmenizi, Allah’tan gelen her şeyin hak olduğuna, cennet ve cehennemin gerçek olduğuna, kıyamet gününe, öldükten sonra tekrar dirileceğinize iman etmenizi istiyorum. Şayet bunları kabul ederseniz, mallarınız bize haram olur, dinde kardeşimiz, itibarımıza ortak olursunuz. Şayet bunu kabul etmezseniz ölümü çok seven bir topluluk içinde size karşı yürür, sizi esir edip mallarınızı bölüştürünceye kadar sizinle savaşır geri dönerim. Bu iki tekliften birini kabul edin!”[14]</p>
<p>Kudüs halkı, Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) kendilerine gönderdiği mektuba uymadığı gibi; mektuba cevap verme ihtiyacı bile hissetmemişlerdi. Bunun üzerine Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) ordusuna Kudüs üzerine yürüme emri verdi. Kudüslüler başlangıçta güçlü bir direniş sergiliyordu. Ancak zamanla dayanacak güçleri kalmamıştı. Savaşın durdurulması için Hazreti Ebû Ubeyde’ye (radıyallâhu anh) bir mektup gönderdiler. Teslim olmaya hazır olduklarını ancak şehrin anahtarını sadece halifeye teslim edebileceklerini ilettiler. Kudüs şehrinin üç İlâhî din için önemli bir yeri vardır. Şehir halkı bunu bildiği için şehri ancak en üst makama yani halifeye teslim etmek istemişlerdi.</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh), elçinin gelmesiyle savaşı durdurdu. Ancak kuşatma hâlâ devam ediyordu. Kudüs halkının taleplerini bir mektupla halifeye bildirdi ve onu Kudüs şehrini teslim almaya davet etti. Mektup Hazreti Ömer’e (radıyallâhu anh) ulaşınca; sahâbe ile istişare ederek ve yerine Hazreti Ali’yi (radıyallâhu anh) vekil bırakarak Kudüs’e doğru yola çıktı. Kuşatmaya devam eden orduyla buluştu. Kudüs’ten gelen heyetle görüştü. Ertesi gün yanına Hazreti Ebû Ubeyde’yi (radıyallâhu anh), arkasına İslâm ordusunu alarak şehre girdi.</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) hayatı boyunca, “Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı işte böyle yaşar.” dedirten bir hayat yaşadı. Onun yaşadığı hayata en çok gıpta edenler arasında Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) gelirdi. Halifeliği döneminde Şam’a bir ziyaret gerçekleştiren Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), komutanlar tarafından karşılandı. Ancak Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) sevgili dostu Hazreti Ebû Ubeyde’yi (radıyallâhu anh) göremiyordu. Az sonra o da geldi. Kucaklaştılar. Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) halifeyi ağırlamak üzere çadırına götürdü. Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) çadırına varınca, gördüğü manzara karşısında gözyaşlarını tutamamıştı. Çünkü koca komutanın çadırında kılıç, kalkan, mızrak, bir su kabı, bir yemek tabağı ve bir eğerden başka bir şey göremiyordu: “Sevgili dostum! Hiç mal mülk edinmedin mi? Arkadaşlarının sahip olduklarına sahip olmadın mı?” diye sordu. Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh); “Ey Mü’minlerin Emiri! Bunlar bize yeter de artar.” diye cevap verdi. Hazreti Ömer gözyaşlarına boğulmuştu. Güçlükle şu cümleleri kurdu; “Ey Ebû Ubeyde! Dünya senin haricinde hepimizi değiştirdi. Görüyorum ki seni değiştirememiş!”[15]</p>
<p>Evet, dünya herkesi bir yerinden yakalamış ve bir şekilde değiştirmişti! Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (radıyallâhu anh), dünyanın, kendisini tuzaklarına düşüremediği ender insanlardan bir olmayı başarmıştı. Hazreti Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh (radıyallâhu anh), bir başkomutan olmasına rağmen, emrindeki askerler ne giyiyorsa o da aynı şeyleri giyerdi. Asla farklı kıyafetlerle askerlerinin karşısına çıkmazdı. Onlar ne yiyip içiyorsa o da aynı şeyleri yiyip içiyordu. Kendisi için ziyafet sofraları hazırlatması söz konusu değildi.</p>
<p>Şam taraflarında büyük bir veba salgını -Amvas Taunu- başlamıştı. Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) salgın olayının ciddiyetini anlamıştı. Veba yayılmaya devam edecek gibi görünüyordu. Beraberindekilerle birlikte başkente, Medine’ye geri döndü. Ancak aklı hâlâ çok sevdiği dostu Hazreti Ebû Ubeyde’de (radıyallâhu anh) idi. Ne yapıp edip hastalık kapmadan onu oradan çıkarması gerekiyordu. Hazreti Ebû Ubeyde’ye (radıyallâhu anh) bir mektup yazdı ve onu yanına çağırdı: “Allah’ın selâmı üzerine olsun ey Ebû Ubeyde! Şu anda sana çok ihtiyacım var. Önemli bir konuda seninle karşılıklı konuşup istişare etmek istiyorum. Mektubumu alır almaz hemen yola çık.”[16]</p>
<p>Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh), halifenin niyetini anlamıştı. Kendisini tehlikeli bölgeden güvenli bir yere çekmek istediği belliydi. Ancak Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh), askerlerini bırakıp oradan ayrılmaya gönlü razı olmadı. Halifeye şöyle bir cevap yazdı: “Allah’ın selâmı üzerine olsun ey Mü’minlerin halifesi! Sizin beni neden çağırdığınızı biliyorum. Ben İslâm orduları komutanıyım. Onları terk edip kendimi onlara tercih edemem. Allah’ın kaderi değişmez. Ölümüm mukadder ise nerede olsa ölürüm. İslâm ordusunu terk edip yalnız başıma emin bir yere gitmeyeceğim. Mektubum size ulaştığında hakkınızı helâl edin ve burada kalmama izin verin.”[17]</p>
<p>Amvas vebasından önce Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) ordusundaki asker sayısı 36 bin civarındaydı. Veba o kadar hızlı yayılıyordu ki; birkaç hafta gibi bir süre içinde ordudaki asker sayısı 6 bine düşmüştü. Başta ordu komutanı Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) olmak üzere binlerce asker salgında hayatını kaybetmişti. Hazreti Ebû Ubeyde (radıyallâhu anh) hastalığa yakalanıp ölümü beklediği günlerde onun yerine namazları Hazreti Muaz İbn-i Cebel (radıyallâhu anh) kıldırmaya başlamıştı. Hazreti Muaz İbn-i Cebel (radıyallâhu anh), Hazreti Ebû Ubeyde’nin (radıyallâhu anh) vefat haberini aldığında minbere çıkmış ve onun hakkında övgü dolu şu sözleri söylemişti: “Ey cemaat! Bilin ki sizler çok büyük bir adamı kaybettiniz. Allah’ın kulları arasında böyle bir adam gördüğünüzü hiç zannetmiyorum. O, çok temiz kalbliydi. Kin tutmazdı. Kalbinde hiç kimseye kötülük beslemezdi. Hayâ ve edep âbidesiydi. İnsanlara güzel nasihatlerde bulunurdu. Allah ona rahmet etsin. Âmin.”[18]</p>
<hr class="bs-divider full large" />
<p>Dipnotlar:</p>
<p>[1] İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, Beyrut 1418/1998, III, 403; İbn Hacer, Ahmed İbn-i Ali el-‘Askalânî (852/1448), el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, I-VII, 8. cilt fihrist, Darü’l-Fikr, Beyrut 1421/2001. III, 586; İbnü’l-Esîr, İzzuddîn Ebü’l-Hasan Ali İbn-i Ebi’l-Kerem Muhammed (630/1232), Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, I-VII, Darü’ş-Şi’b, Kahire 1390/1970. III, 128.<br />
[2] İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, III, 409; İbn Hacer, el-İsâbe, III, 586.<br />
[3] Önkal, Ahmet, Ebû Ubeyde İbn-i Cerrâh, DİA, İstanbul 1994, X, 249.<br />
[4] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 84.<br />
[5] Kusay hayatta olduğu dönemde Kureyş, on iki boydan oluşmaktaydı. Bunlar: Hâris İbn-i Fihroğulları, Muhâriboğulları, Âmir İbn-i Lüeyoğulları, Adiy İbn-i Ka’boğulları, Sehm İbn-i Amroğulları, Cumah İbn-i Amroğulları, Teym İbn-i Murreoğulları, Mahzûm İbn-i Yakazaoğulları, Zühre İbn-i Kilâboğulları, Esed İbn-i Abduluzzaoğulları, Abduddâroğulları ve Abdimenâfoğulları. Günaltay, M. Şemsettin, İslâm Öncesi Arap Tarihi, Ankara 2006, 244.<br />
[6] İbn Sa’d, et-Tabakât, III, 409; et-Tabakât’da, Osman İbn-i Maz’un ve Abdurrahmân İbn-i ‘Avf ile birlikte ya da aynı günlerde Müslüman olduğu belirtilir. İbn Hişâm’ın es-Sîre’sinde ise; Hazreti Ebû Bekir’in davetiyle Osman İbn-i Affân, Zübeyr İbn-i Avvâm, Abdurrahmân İbn-i ‘Avf, Sa’d İbn-i Ebî Vakkâs, Talha İbn-i Ubeydullah ve sonra da Ebû Ubeyde’nin Müslüman oldukları anlatılır. İbn Hişâm, es-Sîre, I, 269.<br />
[7] İbn Sa’d, et-Tabakât, I, 200.<br />
[8] İbn Hacer, el-İsâbe, III, 587; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 128.<br />
[9] Mücadele, 58/22.<br />
[10] Belâzurî, Fütûhu’l-Buldân, ç. Mustafa Fayda, Ankara 1987, 167.<br />
[11] Suriye bölgesinde, Remle ile Nablus arasında, Kudüs’e giden yol üzerinde olup Nemle’ye bağlı bir köydür.<br />
[12] İbn İshâk, Muhammed İbn-i İshâk İbn-i Yesâr (151/768), Sîretu İbn İshâk, (Kitabu’l-Mübtede’ ve’l-Meb’as ve’l Megâzî), thk. Muhammed Hamidullah, Erzurum 1401/1981, 208; İbn Abdilber, IV, 273.<br />
[13] Belâzurî, Fütûhu’l-Buldân, 150.<br />
[14] İbn A’sam el-Kûfî, Ebû Muhammed Ahmed, (v.314 veya 320/ -?-), “el-Fütûh”, Beyrut 1986, I, 222.<br />
[15] İbn Asâkir, VII, 161.<br />
[16] Taberi, IV, 61.<br />
[17] Taberi, IV, 61.<br />
[18] İbn Hacer, III, 589-590.<br />
Yazar: Bilal Güler, Yeni ümit Dergisi, Sayı: 109 Temmuz-Ağustos-Eylül – 2015</p>
<p><strong>Kaynak:Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/dunyanin-degistiremedigi-emin-insan-hazreti-ebu-ubeyde-ibn-i-cerrah-ra/">Dünyanın değiştiremediği sahabe&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Tasdik Ettiği Rahibe ve Zulme Sessizlik</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2020 14:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu]]></category>
		<category><![CDATA[zulume sessizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8094</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam’a ilk gönül verenler, kendilerini en temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakan Mekkelilerin baskı, işkence, zulüm ve haksızlıklarından kurtulmak için Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Arada dönenler olsa da büyük çoğunluğu, on&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/">Efendimiz’in (sas) Tasdik Ettiği Rahibe ve Zulme Sessizlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="wtr-content" data-bg="#FFFFFF" data-fg="#f44813" data-width="5" data-mute="" data-fgopacity="0.5" data-mutedopacity="0.5" data-placement="top" data-placement-offset="0" data-content-offset="0" data-placement-touch="top" data-placement-offset-touch="0" data-transparent="" data-touch="1" data-non-touch="1" data-comments="0" data-commentsbg="#ffcece" data-location="page" data-mutedfg="#f44813" data-rtl="">
<p>İslam’a ilk gönül verenler, kendilerini en temel hak ve hürriyetlerinden mahrum bırakan Mekkelilerin baskı, işkence, zulüm ve haksızlıklarından kurtulmak için Habeşistan’a hicret etmişlerdi. Arada dönenler olsa da büyük çoğunluğu, on beş yıl orada kalmış; hicretin yedinci yılında Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm) Necâşî’ye yazdığı bir mektup üzerine Medine’ye dönmüşlerdi. Tam Hayber’in fethedildiği sırada gelmiş ve O’nunla buluşmuşlardı. Onların gelişi, Allah Resûlü’nü fetih kadar sevindirmişti. On beş yıldır çift taraflı bir hasret yaşanıyordu; onlar canlarından çok sevdikleri Habibullah’ı özlemiş, O da en zor zamanlarda davetini kabul eden, bin bir haksızlığa maruz kaldığı halde iman ve Kur’ân davasından dönmeyen ve dinlerini yaşamak için memleketlerini terk etmek zorunda kalan başta amcaoğlu Hz. Ca’fer (radıyallahu anh) olmak üzere Habeşistan muhacirlerini çok özlemişti.</p>
<p>Medine muhacirleri ile Habeş muhacirleri, deniz muhacirleri ile kara muhacirleri buluşmuş ve nihayet on beş yıllık özlem dinmişti. Sıra orada yaşanan acı tatlı hadiseleri, önemli olayları dostlarla paylaşmaya gelmişti ki Allah Resûlü, huzurunda bulunan muhacirlere, “Habeş diyarında gördüğünüz ilginç şeyleri anlatmaz mısınız?” buyurmuştu. Dile kolay on beş yıl neler yaşanmamıştı ki…</p>
<p>Aralarından bir grup genç, “Tamam yâ Resûlallah!” diyerek başladılar anlatmaya: “Bir gün oturuyorduk. O esnada Habeşli ihtiyar bir rahibe, başı üzerinde büyük bir su testisi olduğu halde önce bizim yanımızdan ardından da Habeşli gençlerden birinin yanından geçti. Bu genç, bir elini kadının iki omuzu arasına koyarak onu itti. Bunun üzerine yaşlı rahibe, dengesini kaybetti ve dizleri üstüne düştü. Bu esnada başından düşen su testisi de kırıldı. Rahibe, derlenip ayağa kalktı, o gence döndü ve şunları söyledi:</p>
<p>“Ey zalim! Allah’ın kürsüyü kurup gelmiş geçmiş bütün insanları topladığı, eller ile ayaklar sahiplerinin işlemiş oldukları şeyleri anlattıkları zaman sen ne büyük suç işlediğini bileceksin! Yarın Allah’ın huzurunda benim durumum ile senin durumunun nasıl olacağını öğreneceksin!”<span id="easy-footnote-1-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-1-5187" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Hadiseyi dikkatle dinleyen Allah Resûlü, önce iki defa: “Kadın doğru söylemiş, kadın doğru söylemiş.” buyurmuş ve söylediklerinin hak olduğu noktasında rahibe kadını tasdik etmişti. Peşinden ashâb-ı kirama dönmüş ve dinlediklerinin kendisinde tedai ettirdiği düşüncelerden hareketle şu hayati hatırlatmayı yapmıştı:</p>
<p>“Allah, zayıfların hakkını güçlülerden/mazlumların hakkını zalimlerden almayan bir ümmeti/milleti günahlardan ve pisliklerden arındırmaz!”<span id="easy-footnote-2-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-2-5187" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p>Allah’ın bir millete yaptığı ihsanda ve isabet ettirdiği iyiliklerde o milletin ahlakî kıvamının, hak hassasiyetinin ve adalet seviyesinin büyük yeri vardır. Nitekim daha önce bu konularda haddi aşıp iyice azgınlaştıkları, ilahî uyarılara ve nebevî ikazlara kulak asmadıkları için nice kavimler helak edilmişti: “Halkı, zulümde artık onmaz derecede ileri gitmiş nice şehirleri yok ettik! Öyle ki şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor; Üstü altına gelmiş binalar, körelmiş kuyular, yerle bir olmuş muhteşem saraylar…”<span id="easy-footnote-3-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-3-5187" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Her milletin içerisinden zalim ve zorba insanlar ve idareciler çıkabilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Fakat bütün bir milletin, bu zalim insanların ve zorba idarecilerin yaptıkları karşısında sessiz ve seyirci kalması, zayıfa ve mazluma sahip çıkmaması, hakkı tutup kaldırmaması, o milletin baştan ayağa çürümüşlüğüne işaret eder ki çürüyen ağaçların bir rüzgarla veya çürük binaların bir zelzele ile devrilip gitmesi gibi yıkılıp gider: “Biz zaten, ahalisi zulmü meslek edinmiş olandan başkasını imha etmeyiz.”<span id="easy-footnote-4-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-4-5187" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<p>Adaletin olmadığı yerde önce sosyal bağlar kopar sonra dengeler bozulur ardından da bütün insanî değerler hasar görür. İçten içe çürüyen ve zelil bir hale gelen millet, merhamete liyakatini kaybeder ve Allah, o milleti bu hallerini ıslah etmedikleri müddetçe ayağa kaldırmaz: “… Hak sahiplerinin, haklarını kolayca alamadığı bir millette hayır yoktur ve o millet iflah olmaz!”<span id="easy-footnote-5-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-5-5187" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) bir hutbesinde, “Ey insanlar! Sizler şu ayeti okuyor ve yanlış anlıyorsunuz: ‘Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez.’<span id="easy-footnote-6-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-6-5187" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> der ve konuşmasına şöyle devam eder: “Biz, Allah Resûlü’nün: ‘İnsanlar, zalimi görüp zulmüne mâni olmazlarsa, Allah’ın, hepsine ulaşacak umumi bir bela göndermesi yakındır!’ dediğini işittik. Yine ben, O’nun: “İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır!” buyurduğunu işittim.”<span id="easy-footnote-7-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-7-5187" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>“Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve layık da değildir!” Zulme seyirci kalan rıza gösteriyor demektir ki “Zulme rıza, zulümdür!” Zalime zemin açıp destek olmak, zulmüne ortak olmaktır. Allah’tan dilsiz şeytanlara merhamet etmesini beklemek ise apayrı bir aldanmışlıktır. Allah Resûlü, “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki ya her türlü iyiliği emreder ve her türlü kötülükten sakındırırsınız ya da Allah’ın, umumî bir belâ göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez.”<span id="easy-footnote-8-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-8-5187" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Bir millet, Hak katında ve insanlık nezdinde yükselmek ve hüsran yaşamamak istiyorsa “hakkı” yüceltmelidir:</p>
<p>Hâlık’ın nâmütenahi adı var, en başı “Hak”,<br />
Ne büyük şey kul için hakkı tutup kaldırmak!<br />
Hani Ashâb-ı Kirâm ayrılalım derlerken,<br />
Mutlaka “Sûre-i ve’l- asr”ı okurmuş, bu neden?<br />
Çünkü meknûn o büyük surede esrâr-ı felâh,<br />
Başta imanı hakiki geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebât. İşte kuzum insanlık,<br />
Dördü birleşti mi, yoktur sana hüsran artık.<span id="easy-footnote-9-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/#easy-footnote-bottom-9-5187" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Yazar: Sadık Men</p>
</div>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Aynı muhtevayı haber veren Kur’ân’daki ayetlerden biri mealen şu şekildedir: “Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu adalet terazisine getiririz. Hesap gören olarak herkese yeteriz.” Enbiyâ Sûresi, 21/47</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Fiten 20; İbn-i Hibbân, Sahîh 5058; Ebû Ya’lâ, Müsned 2003; İbn-i Kesîr, Tefsîr 7/160</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hac Sûresi 22/45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kasas Sûresi, 28/59</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Sadakât 17</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Maide Sûresi, 5/105</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Fiten ve Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 8; İbn-i Mâce, Fiten 20</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Fiten 9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5187" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mehmet Akif Ersoy</li>
</ol>
<p><a href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Peygamberyolu.com</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-tasdik-ettigi-rahibe-ve-zulme-sessizlik/">Efendimiz’in (sas) Tasdik Ettiği Rahibe ve Zulme Sessizlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Gençlik Dönemi ve Eğitimi</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 15:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamberyolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önce Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) çocukluk dönemi üzerinde durulmuş; Cenâb-ı Hakk’ın hikmet dolu hadiselerle “hayatı”, O’nun için âdeta bir mektebe çevirdiği ve böylece O’nu, ebedi ve evrensel risalet&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/">Efendimiz’in (sas) Gençlik Dönemi ve Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="wtr-content" data-bg="#FFFFFF" data-fg="#f44813" data-width="5" data-mute="" data-fgopacity="0.5" data-mutedopacity="0.5" data-placement="top" data-placement-offset="0" data-content-offset="0" data-placement-touch="top" data-placement-offset-touch="0" data-transparent="" data-touch="1" data-non-touch="1" data-comments="0" data-commentsbg="#ffcece" data-location="page" data-mutedfg="#f44813" data-rtl="">
<p>Daha önce Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) çocukluk dönemi üzerinde durulmuş; Cenâb-ı Hakk’ın hikmet dolu hadiselerle “hayatı”, O’nun için âdeta bir mektebe çevirdiği ve böylece O’nu, ebedi ve evrensel risalet vazifesine, bu vazifeyi eda ederken karşısına çıkacak meselelere hazırladığı anlatılmıştı. Bu hazırlık süreci, peygamber olarak seçilip gönderileceği ana kadar devam etmişti ki bu makalede O’nun, gençlik yıllarında yaşadıkları ve bunların eğitimine sunduğu katkı üzerinde durulacaktır. Çocukluk yıllarında aldığı “merhamet, dil, beden ve liderlik” eğitiminin yanında gençlik yıllarında hadiselerin diliyle Cenâb-ı Hak, kendisine şu eğitimleri de vermişti:</p>
<p><strong>Mesuliyet Eğitimi</strong></p>
<p>Dedesinin vefatından sonra sekiz yaşındaki Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), müşfik amcası Ebû Tâlib’in evine taşınmıştı. Fakat amcasının mali durumu iyi değildi. Yaşanan maddi sıkıntılar, O’nu, evin geçimine katkıda bulunma düşüncesine götürmüş ve bu da kendisini küçük yaşta çobanlık yapmaya sevk etmişti.<span id="easy-footnote-1-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-1-5345" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Çobanlık, mesuliyet eğitimi noktasında önemli bir meslekti. Zira çobana, can emanet ediliyordu; koyunları götürüp otlatması, karınlarını doyurması, uçurumlara yuvarlamadan ve kurda kuşa yem etmeden sapasağlam geri getirmesi gerekiyordu. Bu da dikkat isteyen bir durumdu. Bu manada peygamberlerin hayatında çobanlığın özel bir yeri vardı. Hz. Musa (aleyhisselâm), yıllarca Hz. Şuayb’ın (aleyhisselâm) hayvanlarına çobanlık yapmıştı.<span id="easy-footnote-2-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-2-5345" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Meşhur asasını da hayvanları gütmek için kullanıyordu.</p>
<p>Hiç şüphesiz aldığı bu inisiyatif, O’ndaki mesuliyet duygusunun inkişafında önemli bir rol oynamıştı. Hatta O, peygamberlik yıllarında herkese mesuliyetini hatırlatırken meseleyi çobanlık üzerinden izah etmişti: “Hepiniz çobansınız; hepiniz sürünüzden mesulsünüz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden mesuldür. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz.”<span id="easy-footnote-3-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-3-5345" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Allah karşısına çıkardığı hadiseler, yokluklar ve zorluklar ile O’nu, yavaş yavaş ebedi risalet vazifesine hazırlıyordu.</p>
<p><strong>Askeri Eğitim</strong></p>
<p>Cahiliye döneminde Arap kabileleri arasında başlayan savaşlar, çok geçmeden kan davasına dönüşüyor ve en ufak bir kıvılcımda insanları karşı karşıya getiriyordu. Mekke’de Ficar ve Medine’de Buas savaşları, bunun açık bir örneğidir. O, on beş yaşına ulaştığında vuku bulan dördüncü Ficar savaşına katılmış; ok tedariki noktasında amcalarına destek olmak için cephedeki yerini almıştı.<span id="easy-footnote-4-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-4-5345" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Burada hem savaş ortamını gözlemleme hem insanın o günün şartlarında kaç yaşında cephenin hakkını verebileceğini test etme hem de geri hizmetlerin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenme imkanını yakalamıştı.</p>
<p>Bu tecrübenin semerelerini, risaletin Medine yıllarında görmüştü. Çıkmak zorunda kaldığı cephelere, 15 yaşından küçükleri götürmüyordu. Yaralıların tedavisi ve yiyecek içecek tedariki gibi meselelerde uzman sayılan kadınları da geri hizmetlerde bulunması için orduya dahil ediyordu. Bu yönüyle katıldığı Ficar savaşı, O’nun için cephe eğitimi adına âdeta uygulamalı bir ders gibi olmuştu.</p>
<p><strong>Hak Hassasiyeti Eğitimi</strong></p>
<p>Cahiliye Araplarında güçlü olan haklı görülüyor ve bundan dolayı gücü elinde bulunduranlar zayıflara zulmediyordu. Şiirleri Kâbe’nin duvarlarına asılanlardan Züheyr İbn-i Ebî Sülma bir mısraında “Zulmetmeyene zulmedilir!” diyerek bu mantığın arkasında yatan düşünceye tercüman oluyordu. Ticaret adına Mekke çok önemli bir merkezdi ve yarımadanın değişik yerlerinden insanlar, mallarını satmak için buraya geliyorlardı. Fakat bazı Mekkeliler, kabilelerinin gücüne güvenerek şayet tüccar yalnız gelmişse elindeki malı alıyor sonra da ücretini ödemiyordu.</p>
<p>Yemen’den Zübeyd kabilesinden bir tüccar Mekke’ye gelmiş; ondan mallarını satın alan Âs İbn-i Vâil es-Sehmî parayı ödememişti. Derdini bazı insanlara söyleyip yardım istese de kimse oralı olmamıştı. Bunun üzerine Ebû Kubeys tepesine çıkıp uğradığı mağduriyeti dile getiren şiirler okumuştu. Onu işiten Efendimiz’in amcası Zübeyr İbn-i Abdulmattalib, Mekke’nin en nüfuzlu, zengin ve yaşlı insanlarından Abdullah İbn-i Cüd’ân’a müracaat ederek bu türlü haksızlıkları giderme adına bir toplantı yapmaya ikna etmişti. Benî Hâşim, Benî Muttalib, Beni Zühre, Benî Teym ve Benî Esed’e mensup bir grup insan İbn-i Cüd’ân’ın evinde toplanmıştı. Toplantı da hazır bulunanlardan birisi de o gün yirmi yaşında olan Hz. Muhammed’di (aleyhissalâtu vesselâm).</p>
<p>Gönüllülerden oluşan bu heyet, Mekke’deki her türlü haksızlığı takip etmeye karar vermiş ve “Allah’a and olsun ki Mekke’de birine zulüm ve haksızlık yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi ister kötü, ister bizden ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz; deniz süngeri ıslattığı ve Hira ile Sebîr dağları yerlerinde kaldığı sürece bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize malî yardımda bulunacağız!”<span id="easy-footnote-5-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-5-5345" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> diyerek aralarında and içmiştiler.<span id="easy-footnote-6-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-6-5345" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Tarihe “Hılfu’l-Fudûl” olarak geçen bu girişim, Muhammedü’l-Emîn için zulüm ve haksızlığa maruz kalan insanlara sahip çıkma noktasında önemli bir tecrübe olmuştu.</p>
<p>İnsanların hak ve hukukuna çok saygılı yaşayan Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), başkalarının en temel hak ve hürriyetlerini muhafaza hususunda da uzun süre varlığını sürdürecek bu girişimin aktif bir üyesi olmuştu. Nitekim peygamberlik döneminde hayatında çok önemli bir yeri olan bu faaliyete atıfta bulunmuş ve şöyle buyurmuştu: “İbn-i Cüd’ân’ın evinde Hılfu’l-Fudûl’de hazır bulundum. O meclisten o kadar memnun oldum ki ona bedel bana kızıl develer verilse o kadar sevinmezdim. O anlaşmaya şimdi de çağrılsam yine icabet ederim.”<span id="easy-footnote-7-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/#easy-footnote-bottom-7-5345" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Cenâb-ı Hak, karşısına çıkardığı bu vb. sivil aktiviteler ile hak hassasiyeti ve adalet noktasında temiz fıtratını korumasına ve vicdan mekanizmasının enginleşmesine yardımcı olmuştu. Öyle ki O, daha hakkı ikame için gönderilmeden önce halk, kendisini “el-Emîn” diye anıyor ve çağırıyordu.</p>
<p><strong>İrade ve İffet Eğitimi</strong></p>
<p>Cahiliye Arapları, zaman içerisinde kadın, aile hayatı ve evliliklerle ilgili birçok töre geliştirmişti. İklim şartları vb. sebeplerle çocuklar çok erken yaşta ergenlik dönemine giriyor ve erken yaşta evlendiriliyorlardı. O günün dünyasında kadının ve erkeğin çocukluk sonrası yapması gereken herhangi bir sorumluluk yoktu. İnsanlar doğuyor, büyüyor, evleniyor, karnını doyuracak bir işle meşgul oluyor (ticaret, tarım, hayvancılık, şairlik ve kölelik gibi) sonra da ölüyorlardı. Önlerinde bugünkü gibi bir eğitim süreci vs. şeyler yoktu. Böylesi bir atmosferde O (aleyhissalâtu vesselâm), yirmi beş yaşına kadar bekar yaşamıştı.</p>
<p>Giyim kuşam başta olmakla her açıdan Cahiliye kültürünün şekillendirdiği Mekke’de O, iffetini hep muhafaza etmiş; göz ucuyla bile ileride İslam’ın haram kılacağı şeylere nazar etmemişti. Peygamberlik döneminde bu konularla alakalı ahlaki ve hukuki düzenlemeleri bir bir hayata geçirirken hiç kimse çıkıp da kendisini “Dün şöyle şöyle yapıyordun veya yaşıyordun!” şeklinde itham edememişti. Geçmişi de duygu ve düşünceleri gibi tertemizdi. Aynı hassasiyet, eli ve dili için de geçerliydi. Hiç kimse canı, malı ve namusu hususunda O’ndan zerrece zarar görmemişti. En büyük düşmanları en değerli eşyalarını getirip O’na emanet ediyorlardı.</p>
<p>O, iradesinin hakkını vermiş; toplumdaki ve sokaktaki kirliliklere rağmen şahsiyetini lekeleyecek hal ve hareketlerden uzak durmuştu. Hatta Cenâb-ı Hak, O’nun, istemeden gözüne ilişebilecek bir olumsuzluğun bulunduğu zeminlere iradî olarak gitmesine izin vermiyordu. Uyku ve baygınlık hali gibi yollarla O’nu, böylesi ortamlardan uzak tutuyordu. Bütün değerlerin altüst olduğu Cahiliye Mekke’sinde O, bir iffet abidesi olarak parmakla gösterilir hale gelmişti.</p>
<p><strong>Ticaret Eğitimi</strong></p>
<p>Ticaret, toplumların refahında, ıslahında ve çöküşünde insanlık tarihi boyunca büyük roller oynamıştır. Üretici, satıcı veya tüketici olarak ticaretin dokunmadığı insan yoktur. Bir toplumdaki adalet ve ahlak seviyesi adına pazara bakmak yeterlidir. Tarım ve hayvancılığa elverişli olmayan Mekke’de temel geçim kaynağı ticaretti. Yaz aylarında Şam tarafına kış aylarında Yemen tarafına doğru ticaret kervanları gönderiliyordu. Haram aylarda ise Mekke bölgesi âdeta bir fuar alanına dönüyordu.</p>
<p>Allah Resûlü de ilk ticaret yolculuğuna gençliğinin başında çıkmış ilerleyen zaman dilimlerinde de bu yolculuklarını sürdürmüştü. Hz. Hadîce ile tanışmasına ve evlenmesine de ticaretteki başarısı ve dürüstlüğü vesile olmuştu. Birçok pazar ve panayır gezmiş ve buralarda ticari hayata hâkim olan algı, anlayış ve ahlakın fotoğrafını çekme imkânı elde etmişti. Hem ticareti bizzat yaşayarak öğrenmiş hem de çarşı pazardaki yalan ve hilelere şahit olmuştu. Peygamberlik yıllarında ticaret hukuku ve ahlakıyla alakalı uygulamaları, düzenlemeleri, emir ve tavsiyeleri, iktisadî hayatın hak, hukuk ve ahlak kuralları çerçevesinde inşa edilmesini beraberinde getirmişti. Kur’ân’ın yönlendirmelerinin yanında sahayı da bilmesi, bu hususlarda hızlı yol almasına büyük katkı sağlamıştı.</p>
<p><strong>Ruh Terbiyesi</strong></p>
<p>Girişte de ifade edildiği üzere Allah Resûlü, ümmî bir insandı. Bir okulda eğitim almamış, bir din, felsefe ya da ideoloji tanımamıştı. Peygamberliğine kadar ruhu, zihni ve kalbi, annesinden doğduğu hal üzere tertemiz kalmıştı. Bundan dolayı fert, aile ve cemiyet hayatına hâkim olan duygu ve düşünceler, ruhunu sıkıyor ve kendisini bunaltıyordu. Ruhunu arındırması, dinlendirmesi, tefekkürle zenginleştirmesi ve inkişaf ettirmesi için Allah kendisine yalnızlığı sevdirmişti. Bunun için Ramazan ayında Hira’da inzivaya çekiliyordu. Risalet yıllarında bu inzivanın yerini yine Ramazan ayında olmakla itikaf alacaktı.</p>
<p>Günlerce, çok sevdiği ve baktıkça huzur bulduğu Kâbe’yi de görebildiği Hira’da kalıyor, tefekkürde bulunuyor ve Cahiliye kültüründen uzak bir zeminde tefekkür içerisinde ruhunu dinlendiriyordu. Allah kendisine inzivayı sevdirerek âdeta O’nu, özel bir kampa almıştı. Burada O, vahyi duyacak, alacak ve içselleştirecek bir ruh kemaline, berraklığına ve dinginliğine erişmişti ki ilk vahyi de böylesi bir halde Hira’da almıştı.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>İlk makalede ifade ettiğimiz gibi insan hazır olmadığı şeyin hakkını, hakkını veremediği şeyin de hesabını vermekte zorlanır. Bu çerçevede Allah, bütün peygamberlerini hadiselerle belli bir kıvama eriştirmiş, vazifelerine hazırlamış ve ondan sonra onları hayatları boyunca sürecek bir aksiyonunun içene sokmuştur. Aynı husus Allah Resûlü için de geçerlidir. Kırk yaşında nübüvvetle görevlendirilen Hz. Muhammed, Cenâb-ı Hakk’ın karşısına çıkardığı hadiselerin imbiğinden geçmiş, fıtrî donanımını geliştirmiş, kendini, insanı, toplumu, hayatı tanımış ve her hususta ebedî risalet vazifesini yüklenecek olgunluğa erişince bütün insanlara gönderilmiştir. Hisleri, duyguları, düşünceleri, hassasiyetleri, bakış açısı, kabiliyetleri, hak, hukuk ve ahlak anlayışı noktasında herkesin takdir ettiği bir zirvede iken İslam’ı alıp hayata ve insanlığa taşımıştır.</p>
<p><strong>Allah’ın, Resûlü’nü yetiştirme sürecinden hareketle gençlerin eğitimi noktasında şu çıkarımları yapabiliriz:</strong></p>
<ol>
<li>Hayat aktif bir süreçtir. Ömür insandan bağımsız bir şekilde tükenmektedir. Dolayısıyla herkesin üstüne düşeni yapması, mesuliyet duygusuyla yakından alakalıdır. Gençlere, hayat adına sorumluluk alma eğitimi verilmeli ve bu bilinç geliştirilmelidir. Her şeyi hep başkalarından bekleyenler önlerinde nehir varken susuzluktan tükenirler.</li>
<li>Gençlere erken yaşlarda hak ve hukuk hassasiyeti kazandırılmalıdır. Onlar hem kendi haklarını koruma hem başkalarının hakkına girmeme hem de hak sahibine destek olma noktasında şuurlu hale getirilmelidir. Bunun için çevrelerinin hak hassasiyeti ile dolu insanlarla örgülenmesinin yanında hak ve hukuku ikameyi görev edinmiş derneklere, kuruluşlara katılmaları yetişmelerine katkı sağlayabilir.</li>
<li>Kışlanın disiplini, yeri geldiğinde en temel hak ve hürriyetleri müdafaa adına cephe bilgisi ve tecrübesi çok önemlidir. Bu manada gençlerin askere gitmeleri şahsiyetlerinin güçlenmesi, cephe ve cephenin beraberinde getirdiği zorlukları anlama adına önemlidir.</li>
<li>Hayata ve sokağa hâkim olan yaşantı ne kadar problemli olursa olsun gençlere her türlü kötülüğe karşı direnme, iradelerinin hakkını verme ve yanlışa bulaşmama eğitimi verilmelidir. Onlara, başkalarının canı, malı ve namusu hususunda kendilerini emniyette hissettiği bir iffet insanı olarak kalmanın ve yaşamanın yolları gösterilmelidir.</li>
<li>İnsanlar arasında güvenin, adaletin ve ahlakın yozlaşmasında ticari hayatın büyük rolü vardır. Bu manada gençler bir taraftan dürüst ve adil olarak yetiştirilirken diğer taraftan pazara hâkim olan anlayış hususunda bilinçlendirilmeli; böylece hem aldatmalarının hem de aldatılmalarının önüne geçilmelidir.</li>
<li>Hayatın günlük akışı içerisindeki koşuşturmalar insan ruhunu yorabilir, kirletebilir veya bunaltabilir. Onlara dönüp kendilerine bakma, ruhlarını dinleme, onarma ve kendine gelme noktasında vakit ayırma öğretilmelidir. Gelecekte karşılarına çıkabilecek her türlü vazifeyi ya da problemi göğüsleyebilecekleri bir ruh kemali kazandırılmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Not: Bu konularda Efendimiz’in (aleyhissalâtu vesselâm), peygamberlik yıllarında gençleri nasıl eğittiği, hangi metodolojileri kullandığı önümüzdeki günlerde tek tek ele alınacaktır.</strong></p>
<p>Yazar: Yücel Men</p>
</div>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İcâre 2; İbn-i Mâce, Ticârât 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 3/96 (11937)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Itk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâret 20</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 1/198; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/128</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/91</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 1/144</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5345" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 2/220; Beyhakî, Sünen 6/366; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 8/172; İbn-i Hişâm, Sîre 1/144; İbn-i Sa’d, Tabakât 1/129</li>
</ol>
<p><a href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Peygamberyolu.com</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-genclik-donemi-ve-egitimi/">Efendimiz’in (sas) Gençlik Dönemi ve Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
