<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peygamberimiz arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/peygamberimiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamberimiz/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Peygamberimiz arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamberimiz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Peygamberimiz Neden gönderildi? &#124; Mithat Tayyar</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamberimiz-neden-gonderildi-mithat-tayyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2020 11:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat TAYYAR]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gün Allah Resulü, etrafında bulunanlara ‘‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’1 demişti. Etrafında bulunanlar onu çok iyi tanıyorlardı. O, ilk insan Hz. Adem’le başlayıp, Hz. İbrahim’le zirvelere yaklaşan ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimiz-neden-gonderildi-mithat-tayyar/">Peygamberimiz Neden gönderildi? | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün Allah Resulü, etrafında bulunanlara ‘‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’’<sup>1</sup> demişti. Etrafında bulunanlar onu çok iyi tanıyorlardı. O, ilk insan Hz. Adem’le başlayıp, Hz. İbrahim’le zirvelere yaklaşan ve kendisiyle zirvenin en tepe noktasına ulaşan, Allah’ın rızasına en uygun davranış örneklerini temsil ediyordu. Yarın Mevlit kandili olması sebebiyle, belki bir çok yerde onun doğuş harikalarından bahsedilecek. İran Kisra’sının burçlarının yıkılmasından, göllerin batmasına kadar bir çok harikadan. Bizler olağan üstü şeyleri seviyoruz. Ama bazen olağanüstü şeylere odaklanırken, olağan şeylerde ki büyüklükleri kaçırıyoruz. Bizim asıl dikkat etmemiz gereken mesele, Allah’ın bize Efendimizi sunuş şekli olmalı değil mi? İşte ben bugün buna değinmek istiyorum. Allah Resulünün gönderiliş gayesine yani Efendimizin ahlakına…</p>
<p>Allah, Kuran’da Resulünü anlatırken, ‘‘Hakikaten Allah’ın elçisinde sizler için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel bir örnek vardır.’’ diye tarif ederek, onun örnek alınmasını buyuruyor. Peki nedir ondaki güzel örnekler? Bir soruyla devam edelim. Eğer size üç kelimeyle Hz. Muhammed’in (s.a.s.) ahlakını tarif edin deselerdi ne söylerdiniz? Benim aklıma gelen şeyler:</p>
<p>Emin oluşu, cesaret, mütevazilik.</p>
<p>Hoşgörülü, şefkatli, merhametli.</p>
<p>Sabırlı, güler yüzlü, cömert.</p>
<p>Affedici, nezaketli, zarif, insana saygılı.</p>
<p>Misafirperver, güzel sözlü, yumuşak huylu.</p>
<p>Doğru sözlülük, emanete sadakat, sözünde durmak.</p>
<p>Anlayışlı, yardımsever, eşine iyi davranın….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(Siz, Allah resulünü nasıl tarif ederdiniz?)</p>
<p>Allah, Peygamberimizin şefkat ve merhametini öne çıkararak şöyle tarif ediyor: ‘‘Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona çok ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer. Müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.’’</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Efendimizle dostluk edipte ondan şikayet eden bir kişi var mı? Herkes, onun şefkat kanatlarına sığınmış. Nasıl bir şefkat ki her kişi o kanatların altında kendisine yer bulabiliyor. Etrafındakilere karşı hiçbir zaman baskıcı olmamış, onlara hep merhametle muamelede bulunmuş. Bırakın Müslümanları, düşmanları bile onun şefkatinden bahsediyor. Bir savaş sonrası ağaç altında uyuyan Allah Resulünü öldürmek isteyen Gavres, başarılı olamayıp Efendimizin kendisini affetmesiyle kavmine dönünce, nereden geliyorsun sorusuna: ‘‘İnsanların en hayırlısının yanından.’’ diye cevap vermiş.<sup>2</sup></p>
<p>Efendimizin beni etkileyen en zirve tavırlardan birisi, Allah’a karşı enfes saygısı. Ben Efendimizi düşününce aklıma ilk olarak Taif dönüşü gelir. O, öyle bir gün ki, Aişe annemiz, Peygamberimize en sıkıntılı gününü sorduğunda Taif’te çektiği sıkıntıyı söylemişti. Mekke’de çektiği sıkıntılardan kurtulmak ve anne tarafından dayılarının, akrabalarının bulunduğu Taif’e gitmişti. Ama nafile. Oradaki insanlar yüzüne dahi bakmadıkları gibi, bir de hakarette bulunmuşlardı. Biri çıkıp: ‘‘Eğer Allah, seni peygamber olarak gönderdiyse ben de Kabe örtüsünü yırtar yere çalarım.’’ derken, bir diğeri saygısızca: ‘‘Allah, senden başka peygamber gönderecek birini bulamadı mı?’’ diyordu. Bu hakaretlerle Efendimizi kovmuşlar, şehrin ayak takımını toplayarak taş yağmuruna tutmuşlardı. Kendisine siper olmaya çalışan Zeyd bin Harise’nin de başı yarılmıştı. Nihayet oradan uzaklaşmışlar ve Mekkelilere ait bağlık bölgelere kadar gelmişlerdi. Orada oturup biraz nefes alarak Allah’a şöyle niyazda bulunmuştu:</p>
<p>“Allah’ım! Güç ve kuvvetimdeki zaafı, önümdeki seçeneklerin azlığını ve insanların beni hafife alıp hor görmelerini Sana arz ediyorum. Ey Merhametlilerin en merhametlisi! İnsanların zayıf gördüklerinin sahibi ve Rabbi Sensin. Benim de Rabbimsin! Beni, kime bırakıyorsun? Bana kaba davranan, yüzünü ekşiten uzak bir kimseye mi, yoksa işimi ellerine teslim ettiğin yakın düşmanlara mı? Şayet Senin bana gazabın söz konusu değilse hiç bir şeye aldırmam. Ancak Senin afiyet vermen, benim için daha genişlik sağlar. Senin bana gazabınla muamele etmemen ve dolayısıyla da bana celalinle tecelli etmemen için, dünya ve ahirete ait işleri yoluna koyan ve kendisiyle bütün karanlıkların aydınlığa kavuştuğu vechinin nuruna dehalet edip rahmetine iltica ediyorum. Rızanı elde edip hoşnutluğunu kazanacağım ana kadar Senin huzurunda el pençe divan durmaya ve özür dileyip iltica etmeye devam edeceğim. Senden başka ne bir dayanak ne de itimat edilip güvenilecek bir güç vardır.”3</p>
<p>İşte Efendimizde ki sıkıntılara karşı duruş ve Allah’a karşı saygı ve tutumu beni benden alan en önemli özelliğidir. Ne gücü ele geçirince Taif’i başlarına geçirmiş, ne de görevli melek gelip ‘‘Ey Allah’ın Resulü eğer istersen şu dağı başlarına geçiririm.’’ dediğinde Taiflilelere beddua etmiş. İnsanlara karşı merhamet içinde olmuş. Rabbine karşı irtibatını gözden geçirmiş.</p>
<p><span style="font-size: 10pt;"><sup>1</sup> Muvatta, Hüsnü’l-Halk 8.  </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt;"><sup>2</sup> İbni Hişa, Sire 4/159 </span></p>
<p><span style="font-size: 10pt;"><sup>3</sup> İbni Hişa, Sire 1/52</span></p>
<p><strong>Hizmetten | Mithat Tayyar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimiz-neden-gonderildi-mithat-tayyar/">Peygamberimiz Neden gönderildi? | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Sıradışı Kararları-2 &#124; Mithat Tayyar</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamberimizin-siradisi-kararlari-2-mithat-tayyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2020 16:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat TAYYAR]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12571</guid>

					<description><![CDATA[<p>PEYGAMBERİMİZİN SIRA DIŞI KARARLARI-2 Bir önceki yazımızda Allah Resulü’nün kendi döneminde, insanların görmezden geldiği engelli olan kişileri kabiliyetleri ölçüsünde belirli görevlere getirdiğini, bunlardan en dikkat çekici olanlarından birinin de görme&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-siradisi-kararlari-2-mithat-tayyar/">Peygamberimizin Sıradışı Kararları-2 | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>PEYGAMBERİMİZİN SIRA DIŞI KARARLARI-2</h3>
<p>Bir önceki yazımızda Allah Resulü’nün kendi döneminde, insanların görmezden geldiği engelli olan kişileri kabiliyetleri ölçüsünde belirli görevlere getirdiğini, bunlardan en dikkat çekici olanlarından birinin de görme engelli olan Abdullah ibn Ümmü Mektum olduğunu, çeşitli sebeplerle şehir dışına çıktığında on üç kere yerine vekil tayin ettiğinden bahsetmiştim. Bu yazıda ise hem sosyal sınıf olarak aşağılanmış hem de kısmen engelli olan bir sahabeyi ele alacağım. Bu sahabi:</p>
<p>Bilali Habeşi: Hazreti Bilal, Habeşli bir köle olarak 581 yılında dünyaya gelmiş, Müslüman olduktan sonra da müşriklerin ciddi anlamda baskı ve işkencesine uğramıştır. Hz. Ebu Bekir’in vasıtasıyla özgürlüğüne kavuşmuş olan Bilal her ne kadar hür olsa da Mekkelilerin gözünde genel itibariyle hep eski köle muamelesi görmüştür. Hazreti Bilal sadece sosyal sınıf olarak aşağılanmıyordu, ayrıca o konuşurken ‘Ş’ harflerini söyleyemiyordu. Gençliğimde, üniversite yıllarımda bir fıkıh kitabı olan ‘Lübab’ın dip notunda bu bilgiyi okuduğumda oldukça şaşırmıştım. Allah Resulü verdiği sıra dışı bir kararla ‘Ş’ harfini söyleyemeyen ama sesi gür olan birini müezzin yapmıştı. Başka sesi gür olan biri yok muydu? Belki de birçok kişi vardı, ama Allah Resulü onu seçmişti. Diyanet işlerinin yaptığı imamlık ve müezzinlik sınavlarını hatırlıyorum da acaba Bilal Habeşi hazretleri bu sınavlara katılsaydı başarılı olabilir miydi? Veya konuyu başka şekilde ele alalım, bir mahallede bulunan camiye yeni bir müezzin atansa ve ‘Ş’ harfini söyleyemese. ‘‘EŞ-hedü ella ilahe illallah’’ yerine ‘‘ES-hedü ella ilahe illallah’’ dese. ‘Yahu bu nasıl diyanet. ‘Ş’ harfini konuşamayan adamı müezzin yapmışlar.’ diye eleştirenleri duyar gibiyim.</p>
<p>Evet Allah Resulü, o dönemin halkı tarafında deri rengi ve köle olması sebebiyle insan yerine bile konulmayan, üstelik kısmi konuşma engeli olan birisini sesinin gür ve güzel olması ve kabiliyeti ölçüsünde ön plana çıkarıyordu.<br />
Bilal hazretleri, Allah Resulü’nün sadece müezzini olmamış ayrıca savaşlarda gece koruması olmuş, Müslümanların verdiği yardımların bulunduğu beytülmalin işlerine bakmış, yine Allah Resulü’nün emriyle muhasebe işlerini yaparak ödemelerde bulunmuştur. Bunun yanında Peygamberimizi görmeye gelen elçileri ağırlamış, Allah Resulü’nün emirlerini halka duyurmak gibi birçok görevi üslenmiştir. 641 yılında Şam’da vefat etmiştir.<br />
Muaz bin Cebel: Allah Resulü’nün engelli olduğu halde ön plana çıkardığı bir diğer sahabe efendimiz Muaz bin Cebel hazretleridir. 603 yılında doğan Muaz hazretleri, on sekiz yaşında Müslüman olmuş ve ikinci akabe biatına katılmıştır. Uzun boylu ve heybetli bir kimse olan Muaz’ın bir ayağı sakattı. Ama onun bu sakatlığı, onu hiçbir savaşa katılmaktan alıkoymamıştır. Huneyn ve Taif gazvelerine katılamama sebebi ise Allah Resulü’nün onu Mekkeye önce Emir, ardından da Kuran ve dini bilgiler öğretmeni olarak görevlendirmesi sebebiyledir. Muaz hem Allah Resulü döneminde hem de sonraki halifeler döneminde aktif görevlerde rol almıştır. Allah Resulü Muaz’ı 630 yılında Yemen’e elçi, zekat memuru ve kadı olarak görevlendirmiştir.</p>
<p>Çok zeki olan Muaz’ın Yemen’e kadı olarak görevlendirildiğinde neye göre hükmedeceğiyle ilgili hadis meşhurdur. Allah Resulü, Muaz’ı Yemen’e gönderirken şehir dışına kadar uğurlamış ve ona: ‘‘Ey Muaz çözmen için sana bir dava getirildiğinde nasıl ve neye göre hükmedeceksin?’’ sorusuna Muaz: ‘‘Allah’ın kitabındaki hükümlerle hüküm veririm.’’ demiş. Allah Resulü: ‘‘Eğer Allah’ın kitabında onunla ilgili bir hüküm bulamazsan o zaman neye göre hüküm verirsin.’’ sorusuna Muaz bu kez: ‘‘Resulullahın sünnetine göre hüküm veririm.’’ demiş. Son olarak Allah Resulü peki Resulullah’ın sünnetinde de ona göre bir hüküm bulamazsan ne yaparsın.’’ demiş. Muaz: ‘‘O zaman kendi içtihadıma göre hüküm veririm.’’ deyince Allah Resulü, cevabına son derece sevinmiş ve ‘‘Allah’a hamdolsun ki; Resulullah’ın elçisini Resulullahın arzuladığı gibi başarılı kıldı.’’ buyurmuş. (Ebu Davud, Akziye 11; Müsned, 5/230) Ardından Allah Resulü, Muaz’a bir süre görüşemeyeceklerini, döndüğünde ise sadece mescidini ve kabrini bulacağını söyleyince Muaz ağlamaya başladı. Peygamberimiz ise onu teselli etti. Muaz, Kuranın helal ve haramlarını sahabeler içinde en iyi bilenlerdendi. Allah Resulü onu bu yönüyle öne çıkarır ve ‘‘Muaz ne iyi adam.’’ diye iltifat eder, kıyamet günü onun alimlerin önünde yürüyeceğini söylerdi. (Müslim, Fedailü’s-sahabe 119)</p>
<p>Yukarda bahsedilen uygulamalara bakıldığında Allah Resulü’nün engelli olanları kabiliyetleri ölçüsünde ön plana çıkardığı, vazife verdiği ve toplumdan soyutlamadığı bilakis toplumla kaynaştırdığı görülmektedir. Görme engeli bulunmasına rağmen Abdullah bin ümmü Mektum’a mescide devam etmesini istemiş, konuşmasında ufak bir engel olmakla birlikte Bilal Habeşi’yi müezzin tayin etmiştir. 21.yüzyılda, teknoloji çağında yaşıyoruz denilen bu günlerde bile insanların, çocuklarının sınıfında bulunan engelli bir öğrenciye bile tahammül edemeyip okul yönetimine engelli öğrencinin kaydının silinmesi için baskı yapılan bir zamana göre kıyaslanırsa, on dört asır öncesinde Allah Resulü’nün kendi dönemindeki insanların bütün olumsuz yaklaşımlara rağmen engellilere karşı pozitif anlamda yaklaşım tarzı, bizim ufkumuzu aşan, sıra dışı bir karardır. (TDV islam ansiklopedisi)</p>
<h4>Hizmetten | Mithat Tayyar</h4>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-siradisi-kararlari-2-mithat-tayyar/">Peygamberimizin Sıradışı Kararları-2 | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in kızı Hz. Zeyneb’in ızdırap dolu hicret yolculuğu</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2020 13:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Zeyneb]]></category>
		<category><![CDATA[kızı]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Habîb-i Ekrem’in damadı olmasına rağmen Ebu’l-Âs da Mekkelililerin genel havasına kapılmış, yapılan baskılardan kendini sıyırıp alamamış ve Ebû Cehil’in başını çektiği ordu ile Bedir’e savaşmaya gelmişti. Gerçi haklı olduğu bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/">Efendimiz’in kızı Hz. Zeyneb’in ızdırap dolu hicret yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Habîb-i Ekrem’in damadı olmasına rağmen Ebu’l-Âs da Mekkelililerin genel havasına kapılmış, yapılan baskılardan kendini sıyırıp alamamış ve Ebû Cehil’in başını çektiği ordu ile Bedir’e savaşmaya gelmişti. Gerçi haklı olduğu bir taraf da yok değildi; zira o günkü Mekkeliler, bilhassa Hazreti Abbâs ve Ebu’l-Âs gibi Allah Resûlü’ne akraba olanlar üzerinde daha çok baskı kurmuş, Bedir gibi bir zemine gelip gelmemelerini turnusol kâğıdı gibi görmüşlerdi; zira durdukları yer itibariyle itidali temsil eden bu insanlardan kuşku duyuyor ve Mekke’deki haberlerin bunlar tarafından sızdırıldığından şüpheleniyorlardı. Üzerinde öyle bir baskı vardı ki gelip müslüman olsa, “Hanımının sözünü dinledi!” diyecek kendilerince onuruyla oynayacaklardı. Ebû Cehil’i dinleyip savaşa gelse, hanımının babası, çocuklarının dedesi, kayınpederi ve her şeyden önce Muhammedü’l-Emîn’e karşı kılıç sallayacaktı!</p>
<p>O gün Mekke’de öyle bir hava estirilmişti ki bundan böyle İslâm’ın yarını olmayacaktı; onu temsil eden Muhammedü’l-Emîn de O’nun etrafında hâlelenen ashâbı da Bedir’de öldürülecek, cansız bedenlerinin üzerinde âlem yapılıp keyifler çatılacak ve zafer nârâlarıyla Mekke’ye geri dönülecekti!</p>
<p>Hiç de beklendiği gibi olmadı. Bedir, başta Ebû Cehil olmak üzere “Sanâdîd-i Kureyş”e<span id="easy-footnote-1-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-1-2664" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> mezar oluvermişti! Öldürmeyi çantada keklik görenler, daha ilk hamlede yere serilmiş, başladığı gibi biten bir savaşın sonunda Mekke ordusu, çil yavrusu gibi dağılıvermişti. Kaçan kaçmış ve arkada 70 ölü ile 70 esir bırakmışlardı. Ebu’l-Âs da bu esirler arasındaydı.</p>
<p>Gerçi hiç kimseye esir muamelesi yapılmamış, yenilenden yedirilmiş ve giyilen ne ise onlarla o da paylaşılmıştı. Yok etmek için geldikleri baş düşmanlarından (!) hiç beklemedikleri bir insanlık görüyorlardı. Her şeyden önce “adam” yerine konulmuşlardı. Bir anda sınıf atlamış ve insan olduklarını hissedecekleri bir rüyaya dalmış gibiydiler. Ne itişip kakışma, ne sataşma ve ne de hor hakir görmeye şahit oluyorlardı!</p>
<p>Üç gün Bedir’de bekledikten sonra nihayet Medîne’ye geldiler. Bu süre içinde o kadar şey öğrenmişlerdi ki! Düne kadar öfke ile göremedikleri nice hakikati idrak etme fırsatı bulmuş, hisleriyle köpürüp duranlar akıllarıyla düşünmeye başlamışlardı. Hiçbir yerde görmedikleri bu insanlık, onlardan bir kısmının müslüman olmasını netice vermiş,<span id="easy-footnote-2-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-2-2664" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> geride kalanların da dünyasında bir hayli değişiklik olmuştu.<span id="easy-footnote-3-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-3-2664" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Şimdi önlerinde yeni bir alan açılmış, okuma yazma bilenler 10 kişiye okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakılırken bilmeyenler de bedellerini ödemek suretiyle hürriyetlerine kavuşmaya başlamıştı. Bunu duyan Mekkeliler, yakınlarını esaretten kurtarabilmek için yollara düşmüş, ellerine geçirdikleri kıymetleri yanlarına alıp Medîne’nin yolunu tutmuşlardı.<br />
Esirini kurtarabilmek için harekete geçenlerden birisi de şüphesiz Zeyneb Validemiz idi. Onun açısından bakıldığında o gün Ebu’l-Âs, böyle bir tercihte bulunmuş ve esir düşmüş olsa da neticede kocasıydı. Üstelik o güne kadar hep vefalı davranmıştı. Böylesine güzel bir karaktere yakışan, onun da bir an önce müslüman olmasıydı ve şimdi o, elinden tutulması gereken bir halde bulunuyordu. Muhtemelen bu durumda ona yapılacak bir iyilik, gönlünü yumuşatacak ve müslüman olmasına vesile olacak, böylelikle bundan sonraki hayatları bambaşka bir seyir alacaktı. Onun için Hazreti Zeyneb (radıyallahu anhâ), bir hamle daha yapmış, Bedir sonrasında yakınlarını hürriyete kavuşturabilmek için esaret bedellerini gönderen Mekkeliler gibi o da kocası Ebu’l-Âs’ın esaret bedeli olarak, kayınbiraderi Ömer İbn-i Rebî’ ile içi dolu bir keseyi Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) göndermişti. İşte Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) elinde tutup dikkatlice baktığı bu gerdanlık, onun gönderdiği bu kesenin içinden çıkmıştı.</p>
<p>Duyguları harekete geçiren de zaten bu idi. Belli ki bundan 5 yıl önce, mihnet üstüne mihnet yudumlanan sıkıntılı bir 3 yılın sonunda Hacûn’a emânet ettiği vefalı eşi Hazreti Hadîce’nin vefa ve çile dolu hayatı geçmişti mübarek gözleri önünden. Zaman durmuş, mekan da ayrı bir vüs’at kesbetmiş gibiydi! Belli ki düne ait hatıralar canlanmıştı kare kare önünde ve bu gerdanlığın şahsında, 16 yıl önce gerçekleşen velîmede<span id="easy-footnote-4-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-4-2664" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> kız annesi olarak Hazreti Hadîce’nin huzur dolu tebessümü belirmişti yâdında. Zaman, ne kadar hızlı akıp gidiyordu! Fizikî anlamda 25 yıllık hayat arkadaşından ayrılalı 5 yıl olmuştu. Aynı zamanda bu gerdanlık, iki yıldır hasretini çektiği kızı Zeyneb ve torunları Ali ile Ümâme’nin özlem dolu karelerini de resmediyordu.</p>
<p>Mübarek eliyle sımsıkı sardığı gerdanlığa uzun uzadıya bakan Habîb-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), daha sonra buğulu gözleriyle etrafındakilere nazar etti ve mübarek elindeki gerdanlığı onlara uzatarak:</p>
<p>– İsterseniz Zeyneb’in esirini serbest bırakın ve bunu da ona geri gönderin, buyurdu.<br />
Hâlden anlayan insanlardı ve zaten anlamışlardı! Evet, her şeyin bir zâtî kıymeti vardı ama esas itibariyle eşyayı kıymetli kılan, üzerinde taşıdığı hatıralardı. Arzularını hayata geçirmede birbirleriyle yarışan ve bir dediğini iki etmeyen ashâb:</p>
<p>– Elbette yâ Resûlallah! Baş-göz üstüne, dediler ve Ebu’l-Âs’ı, Hazreti Zeyneb’in gönderdiği ne varsa hepsini kendisine teslim ederek ve hiçbir karşılık talep etmeksizin serbest bıraktılar.</p>
<p>Yaptığı yanlışlığa rağmen kendisine sahip çıkan hanımı Zeyneb ve bedel bile talep etmeden kendisini serbest bırakan Resûlullah’a karşı mahcubiyet içindeydi Ebu’l-Âs. Bu mahcubiyetle huzur-u Nebevîye geldi. İçindeki burukluk yüzüne aksetmiş, yaptığına bin pişman olmuştu. Onu daha fazla mahcup edip ezmek istemeyen Fahr-i Âlem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), şefkat dolu bakışlarıyla yanına çağırdı Ebu’l-Âs’ı. Muhtemelen kendi iradesiyle bir gün çıkıp geleceğini biliyor ve onun için konumunu baskı aracı olarak kullanmıyordu. Kulağını mübarek dudaklarına yaklaştırdı ve fısıldarcasına ondan bir talepte bulundu; Mekke’ye geri döner dönmez hazırlıklara başlayacak ve yaklaşık bir ay sonra kızı Zeyneb ile torunlarını Medîne’ye gönderecekti! Zira hicret sonrasında gelen bir Kur’ân âyeti, müslüman bir kadının müşrik bir erkeğin nihâhı altında kalmasını yasaklamıştı; ilgili âyet:</p>
<p>– İman etmedikleri sürece müşrik kadınlarla evlenmeyin; mü’min bir câriye, hoşunuza giden hür bir müşrik kadından daha hayırlıdır! Yine iman etmedikleri müddetçe mü’min kadınları da müşriklerle evlendirmeyin; mü’min bir köle hoşunuza giden hür bir müşrikten daha hayırlıdır! Müşrikler sizi Cehennem’e dâvet ederler. Allah ise sizi kendi izniyle, Cennet’e ve mağfirete dâvet eder ve üzerinde düşünüp gerekli dersi alsınlar diye âyetlerini insanlara açıklar, diyordu.<span id="easy-footnote-5-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-5-2664" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Buna göre şahsiyet ve karakter itibariyle takdir edilecek birisi olsa da damad-ı Nebî Ebu’l-Âs, o gün müslüman olmadığına göre artık Hazreti Zeyneb onun nikâhı altında kalamazdı.</p>
<p>Resûlullah’ı dinleyen Ebu’l-Âs’ın, başından kaynar sular dökülmüş gibiydi; esaretten kurtulmuştu kurtulmasına ama şimdi, bunca yıldır koruyup kolladığı, canı gibi azîz tuttuğu çocuklarının annesi biricik Zeyneb’inden oluyordu! Daha dün, “Hanımını boşa!” diyen Mekkelilere isyan eden Ebu’l-Âs’ın, bugün Resûlullah’a itiraz edecek mecali bile yoktu. Dizlerinin bağı çözülmüştü ve âdeta şefkat dilenircesine mübarek yüzlerine baktı; hüküm âli ve karar da kesindi! Tek tesellisi, Mekkeliler gibi kendisine “Hanımını boşa!” denilmemiş olmasıydı; bu duruş ona, bugünden itibaren süresini bilemediği, ancak kavuşmaya da kapının aralık bırakıldığı bir ayrılığın başladığını söylüyordu.</p>
<p>Tedbir olarak Resûlullah’ın ondan bir talebi daha vardı; hâdise sonuçlanıncaya kadar bu işi kimse bilmemeliydi!<span id="easy-footnote-6-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-6-2664" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<p>Etraftan gelişmeleri seyredenler, dikkatlice söylenilenleri dinleyen Ebu’l-Âs’ın, bir taraftan hüzne bürünen bedeninin çöktüğüne şahit oluyor, diğer yandan da denilenleri yine de yapacağını ifade edercesine başını salladığını görüyorlardı.</p>
<p>Şimdi vakit, ayrılık vaktiydi; medeniyetten, Medîne’den, yârdan, yârândan, evlâd ü iyâl ve candan, hatta daha dünyaya gelmemiş bebeğinden<span id="easy-footnote-7-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-7-2664" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> ayrılık! Elinde sımkıkı tuttuğu kese ve içinde taşıdığı kayınvalide emâneti gerdanlıkla birlikte Mekke istikametinde yol alan Ebu’l-Âs’ın yüreğinde, tarifi imkânsız bir yangın tutuşmuştu; alıp veriyor ama bir türlü işin içinden çıkamıyordu. Canı gibi sevip azîz tuttuğu hanımını, bir parçası olarak algılayıp bağrına bastığı çocuklarını düşünüyor, doğacak çocuğu için kurduğu hayallere dalıp gidiyor ve bunların hepsinden ayrı kalacağını tahayyül ettikçe çıldıracak gibi oluyordu!</p>
<p>Yaklaşık bir hafta sonra ulaştı Mekke’ye. Her zaman olduğu gibi büyük bir sevinçle karşılandı kapılarda. En tatlı zamanlarını yaşayan oğlu Ali ile kızı Ümâme boynuna sarıldı defalarca. Savaştan sağ-salim çıkmış, hiç bedel ödemeden esaretten kurtulmuştu! Bütün bunlar onun için sevinmeyi gerektiren unsurlardı ama Ebu’l-Âs’ta, daha önce hiç olmayan bir durgunluk vardı.</p>
<p>Anlayan anladı ve sordu Hazreti Zeyneb:</p>
<p>– Neyin var? Niye bu kadar mahzunsun?</p>
<p>Sanki hiç duymamış gibiydi! Gözlerini bir noktaya odaklamış, öylece bekliyordu. Aynı soruyu birkaç kez tekrarlayıp ısrar edince, nemli gözlerle hanımı Zeyneb’e baktı ve derin bir iç çekişten sonra:</p>
<p>– Yolun sonuna geldik ey teyze kızı! Vakit artık ayrılık vakti, diyebildi.</p>
<p>Evin içi buz kesivermişti; göz göze gelmiş, ikisi de ağlıyordu. Sebebini anlamak isteyen hanımına izah etmek istese de duygularına mağlup olmuş, iki kelimeyi yan yana getiremez olmuştu. Ondan bir tavzih gelmeyince Hazreti Zeyneb devreye girdi:</p>
<p>– Demek sonunda sen de Kureyş’in tuzağına düştün ve beni boşama konusunda onların dediğini yapmak zorunda kaldın!</p>
<p>İrkildi! Zira kimseye eyvallah edecek bir karakteri yoktu. Dünya bir tarafta dursa ona bunu yaptıramazdı, zaten yaptıramamıştı da! Ancak durum çok farklıydı; ferman, “Hayır!” diyemeyeceği bir “Emîn”den gelmişti! Onun için hemen sesini yükseltti:</p>
<p>– Hayır! Vallahi de bu konuda ben, ne Utbe ne de Uteybe gibi Kureyş’e itaat etmiş değilim; ne onlara söz verdim ne de birisiyle anlaştım!</p>
<p>Demek ortada daha ciddi bir durum söz konusuydu. Göz göze geldiği kocasına üst üste sormaya başladı:</p>
<p>– O zaman bu ayrılık ve firakın sebebi ne? Niye yolun sonuna geldik!</p>
<p>– Bunun için söz verdim ve verdiğim sözü yerine getirme konusunda da vefalı davranmak zorundayım!</p>
<p>– Ne sözü? Kime, neyi vadettin?</p>
<p>– Senin Kerîm babana! Seni geri göndermemi şart koştu ve bana, ‘İslâm’ın aramızı ayırdığını’ söyledi. O’nun dinine göre artık senin, benimle kalman doğru değilmiş!</p>
<p>– İyi ya, sen de müslüman olursun ve yine beraber yaşar, Medîne’ye birlikte gider ve orada ikamet ederiz!</p>
<p>– Senin için bu kolay! Fakat benim için bu, imkânsız! Sonra Kureyş, ‘seni yanımda tutabilmem için müslüman olduğumu veya yeniden esaretle karşı karşıya gelmekten korktuğum için böyle bir tercihte bulunduğumu’ konuşurlar. Böyle bir hezimeti sen kabul edip razı olur musun? Durum farklı olsaydı belki dediğini yapardım; ancak bu durumda bana, sabırdan başka çare kalmıyor! Haydi yol için hazırlanmaya başla!</p>
<p>Her şeyin beklenmedik bir zamanda bütünüyle değiştiği bir anı yaşıyorlardı! Anlaşılır gibi değildi; karakter itibariyle İslâm’a çok yakın olmasına ragmen evin reisi Ebu’l-Âs, toplumun baskısından bir türlü kendini kurtaramıyor ve hanımı ile çocuklarından ayrı kalma pahasına katlanılmaz bir karara imza atıyordu! Hazreti Zeyneb’in alttan almaları, ikna için gösterdiği gayret ve döktüğü diller işe yaramadı.</p>
<p>Elbette Hazreti Zeyneb için sevip saydığı kocasından ayrılmak, 25 yıllık hatıralarını Mekke’de bırakıp gitmek kolay değildi! Ancak diğer tarafta babasına, kardeşleri Ümmü Gülsüm ve Fâtıma’ya kavuşmak, her şeyden önce İslâm’ın üfül üfül yaşandığı medeniyeti soluklamak vardı! Hemen her gün gelen yeni bir âyetle şekillenen topluma o da şahitlik edecek, mâbed merkezli bir medeniyetin temellerinin atılış keyfiyetine o da muttali olacaktı!</p>
<p>Üstelik, Ebu’l-Âs müslüman olmadığına göre bu ayrılık, Allah’ın bir emriydi; O’nun beyanı üzerine söz söylenmez ve denilenler harfiyyen uygulanırdı.</p>
<p>Hüzün-sevinç arası bunları düşünürken Ebu’l-Âs yine devreye girdi:</p>
<p>– Baban, arkadaşlarından Zeyd İbn-i Hârise ve Ensâr’dan birisini, seni geri götürmeleri için gönderecek; Ye’cüc Vadisi’nde seni bekliyor olacaklar! Onları bekletmemek için biraz acele et!</p>
<p>– Peki, sen de benimle gelmeyecek misin?</p>
<p>– Hayır, teyze kızı! Ben gelmeyeceğim. Şartlar bunu gerektiriyor. Ben, babanın dediklerini aynen yapacağım! Sana, kardeşim Kinâne refakat edecek!</p>
<p>Bunları söyledikten sonra Ebu’l-Âs, evinden dışarı çıktı ve bir meçhule doğru yürümeye başladı. Belli ki ayrılık vaktine şahit olmak, yanık yüreğini bir kez daha dağlamak istemiyordu!<span id="easy-footnote-8-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-8-2664" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Ne garip ki böylesine ciddi bir ayrılıkta çocukları Ali ile Ümâme’nin kimde kalacağı konusu hiç konuşulmamıştı; o günkü teamüller gereği babalarıyla Mekke’de mi kalacaklardı, yoksa anneleriyle birlikte onlar da Medîne’ye mi gideceklerdi? Hiç itarazsız ve tabii bir şekilde anneleriyle Medîne’ye gidiyor olmaları, Ebu’l-Âs’ın bu konuda daha önce ikna olduğunu ve çocuklarını da göndermeyi kabul ettiğini göstermektedir. Aksi halde o günün toplumunda erkek tarafın kabilesi böyle bir ayrılığa asla müsâade etmez, gerekirse kan döker ve yine bu çocukları Medîne’ye teslim etmezdi.<span id="easy-footnote-9-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-9-2664" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> O zaman niçin böyle bir tepki söz konusu olmadı?<br />
Bundan birkaç yıl önce yaşanan şu hâdise, konuya açıklık getirecek mahiyettedir:</p>
<p>Çocuğu dünyaya geldikten bir müddet sonra baba Ebu’l-Âs, herkes gibi oğlu küçük Ali’yi süt anneye vermek istemiş ve bunun için Kâdıra kabilesinden bir aile ile anlaşmıştı. Ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), söz konusu ailenin genel konumu ve putlarla haşir-neşir oluşunu nazara alarak bu tercihi uygun bulmadı. Zira küçük Ali’nin şuuraltı dünyası, olumsuzlukların kol gezdiği bir zeminde şekillenecekti! Hâlbuki onun annesi müslüman idi; üstelik put ve putçuluk düşüncesini temelinden yok etmek üzere gönderilen Allah Resûlü gibi birisinin torunuydu. Bunun yanında küçük Ali için hem daha güzel bir süt anne bulma hem de İslâm’ın hâkim olduğu daha aktif bir çevre temin etme imkânı da yok değildi.</p>
<p>İşte bütün bunları nazara alarak Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), konuyu damadı Ebu’l-Âs ile görüştü ve neticede küçük Ali’yi kendi uhdesine aldı. Üstelik damat Ebu’l-Âs, hayranlıkla baktığı ve emânetinden zerre kadar kuşku duymadığı kayınpederinin talebine hiç itiraz etmedi. Zira o güne kadar ne hanımının müslüman oluşundan bir kötülük görmüş ne de dünden bu yana müslüman olduğunu bildiği insanların herhangi bir olumsuzluğuna şahit olmuştu!<span id="easy-footnote-10-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-10-2664" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p><strong>Mekkelilerin Tepkisi</strong></p>
<p>Beri tarafta aynı günlerde Zeyneb Validemiz ile karşılaşan Ebû Süfyân’ın hanımı Hind, usulca yanına sokulmuş ve:</p>
<p>– Ey Muhammed’in kızı! Babana kavuşmak için hazırlık yaptığının haberi bana ulaşmadı sanma, demişti. Ya gelişmeleri iyi okumak suretiyle hâdiseye muttali olmuştu veya böyle bir şeyin olma ihtimaline binaen Zeyneb Validemiz’in ağzını arıyordu. Kendi eliyle kendini ihbar etmek konumunda kalmamak için Hazreti Zeyneb:</p>
<p>– Yok öyle şey, deyip geçiştirmek istedi. Ancak Hind, ısrar ediyordu:</p>
<p>– Ey amcakızı!<span id="easy-footnote-11-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-11-2664" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Böyle yapma, dedi. “Yolculuğun için sana lazım olan bir ihtiyacın varsa veya seni babana kavuşturacak herhangi bir para-pul lazım ise bunu karşılayacak olan her şey bende var; sakın benden çekinme! Netice itibariyle erkeklerin arasında yaşanan şey, kadınları ilgilendirmez!”</p>
<p>Donakaldı; anlaşılan duyulmuştu! Bu ne gariplik ki babasını can düşman, davasını da yok edilmesi gereken bir hedef olarak gören bir kadından geliyordu bu teklif! Hâlbuki daha iki hafta önce Bedir’de, bu kadının babası, amcası ve kardeşi öldürülmüştü! Kin ve nefretten ateş topuna dönen ve Bedir’den kaçan erkekleri korkaklıkla suçlayan Hind’in böyle bir teklifte bulunması oldukça garipti. Anlaşılan kin ve nefretin baskı altında tuttuğu vicdanlarında bir sızı vardı ve nâmertliğin pirim yaptığı toplum baskısının altında bir mertlik damarları duruyordu!<span id="easy-footnote-12-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-12-2664" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Bu sızı ve mertliği o gün fark etse bile Hazreti Zeyneb (radıyallahu anhâ), söylediklerini yapacağına inandığı halde Hind’den çekinmiş ve maksadını gizleme lüzumu hissetmişti.<span id="easy-footnote-13-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-13-2664" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Bedir’den bir ay kadar sonraydı; o gün anlaşıldığı üzere Allah Resûlü de (sallallahu aleyhi ve sellem), Ensâr’dan birisiyle<span id="easy-footnote-14-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-14-2664" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Zeyd İbn-i Hârise’yi:</p>
<p>– Ye’cüc Vadisi’ne kadar gidin; orada Zeyneb ile buluşacaksınız, onu bana getirin, diyerek Mekke’ye gönderdi.</p>
<p>Hareket zamanı gelmişti. Ebu’l-Âs’ın verdiği vazifeyi yerine getirebilmek için kardeş Kinâne,<span id="easy-footnote-15-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-15-2664" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> yularından tuttuğu devesiyle birlikte gün ortası kapıda belirdi. Aynen konuşulduğu üzere Ebu’l-Âs,<span id="easy-footnote-16-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-16-2664" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> 16 yıllık eşi ile oğlu Ali ve kızı Ümâme’yi Medîne’ye gönderiyordu!<span id="easy-footnote-17-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-17-2664" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<p>Çocuklarıyla birlikte Kinâne’nin yularını çektiği devenin hevdecine binen Hazreti Zeyneb yola çıkmış ve Zî Tuvâ’ya kadar gelmişti ki beklenmedik bir gelişme daha oldu; Hazreti Zeyneb’in Medîne’ye gidiş haberi Mekke’de yayılmış ve bunu hazmedemeyen bazı Mekkeliler peşlerine düşmüştü:</p>
<p>– Bize küfredercesine yapılan bu işi hazmedemez, göz göre göre Muhammed’in kızını teslim edemeyiz, diyorlardı.</p>
<p>Medîne yolcularına ilk yetişen Hebbâr İbn-i Esved<span id="easy-footnote-18-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-18-2664" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> ile Nâfi’ İbn-i Abdilkays idi. Bilhassa Bedir’in intikamını alacağını sanan Hebbar, gözü dönmüş bir câni gibi saldırıyor, mızrağıyla deveyi delik deşik ediyordu. Tabii olarak, yaşanan bu arbedede deve de yara almış ve yere yığılmıştı. Hevdec dağılmış, ortalık toz-dumana bürünmüştü. Bu arbedede büyük bir darbe alan Hazreti Zeyneb de devesinin hevdecinden düşmüş ve kaburga kemiği kırılmıştı.<span id="easy-footnote-19-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-19-2664" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span><br />
İş çığırından çıkmak üzereydi ki kardeş Kinâne aslan gibi kükredi; bedenini siper etmiş, Mekkelilere meydan okuyordu! Kendisine tevdi edilen emânete karşı yapılan bu saldırı karşısında her şeyi göze almıştı. Okunu yayına yerleştirmiş:</p>
<p>– Vallahi, kim bana yaklaşırsa ona bu oku saplarım, diyordu.</p>
<p>Tırsmışlardı tırsmasına ama yine de ne yapacakları belli olmazdı. Bir müddet geri çekilmiş ve beklemeye durmuşlardı ki bir grup insanla birlikte yanlarına Ebû Süfyân çıkageldi; genel görüntüsüne bakıldığında hâdiseye el koyacağı, meseleyi tatlıya bağlayacağı ve makul bir çözüm üreteceği anlaşılıyordu. Gelir gelmez Kinâne’ye dönerek:</p>
<p>– Behey adam, dedi. “Şu oku bir kenara koy da seninle konuşalım!”</p>
<p>Bunun üzerine Kinâne, ok ve yayını bir kenara koydu ve Ebû Süfyân’ın söyleyeceklerine dikkat kesildi:</p>
<p>– Tabii, başımıza gelenler senin başına gelmedi!” diye başladı sözlerine Ebû Süfyân. Sonra da Kinâne’ye bakarak şöyle devam etti:</p>
<p>– Yaşadığımız sıkıntı ve Muhammed’den dolayı başımıza gelen musibeti bile bile ve sanki hiçbir şey olmamış gibi şimdi sen tutmuş, insanların gözünün içine baka baka ve gündüzün ortasında bu kadını götürüyorsun! Sen, böyle alenî olarak O’nun kızını aramızdan alıp götürürsen insanlar bunu, yaşadığımız musibetten sonra ayrı bir zül olarak telakki eder ki bu bir acziyet ve zaaf demektir. Ömrüme yemin olsun ki bizim onu babasından ayırıp hapsetmeye ihtiyacımız da yok! Ancak şimdi sen bu kadını geri götür; ortalık biraz durulup sakinleşsin ve insanlar, bizim onu geri çevirdiğimizi konuşsunlar! Sonra, bir aralık gizlice alır ve babasına ulaştırmış olursun!</p>
<p>Bu makul yaklaşım karşısında Kinâne bir kenara çekildi ve o gün herkes, yeniden Mekke’nin yolunu tuttu.</p>
<p>Hazreti Zeyneb, oğlu Ali ve kızı Ümâme ile birlikte yeniden evine gelmişti ama bitip tükenme bilmeyen bir sancısı vardı. Nihayet çok geçmeden sebebi de anlaşıldı; devesinden düşüp de kaburgasının kırıldığı hengamede karnında taşıdığı bebeği zarar görmüştü ve şimdi düşük yapıyordu!<span id="easy-footnote-20-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-20-2664" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>İnsanlık sınırlarını zorlayan bir imtihandan geçiyorlardı. Savunmasız ve masum bir kadına yapılan bu kötülüğü duyan Hind bile o gün küplere binmiş:</p>
<p>– Yapayalnız ve korumasız bir kadın karşısında aslan kesilenler bu kahramanlıklarını, Bedir gününde de gösterselerdi ya! Savaş bittikten sonra aslanlık taslayıp şiddet gösterisinde bulunanlar, niye savaş meydanlarında aciz kadınlar gibi bir kenarda sinip pinekliyorlar, diyerek tepkisini dile getiriyordu.</p>
<p>Aradan birkaç gece daha geçmişti; yedeğindeki deve ile kardeş Kinâne yine çıkageldi. Ebû Süfyân’ın dediği gibi bu sefer gecenin karanlığını seçmişti. Ebu’l-Âs’ın emâneti Hazreti Zeyneb ve çocuklarını yeniden hevdece bindirerek yeniden yola koyuldu.</p>
<p>Planlandığı gibi Ye’cüc Vadisi’ne geldiklerinde, kendilerini bekleyen Hazreti Zeyd ve Ensâr arkadaşıyla karşılaştılar. Emâneti teslim ettiğine göre bundan böyle Kinâne’ye düşen geriye dönmek, Medîne yolcularına düşen ise zaman kaybetmeden medeniyete yürümekti!<span id="easy-footnote-21-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/#easy-footnote-bottom-21-2664" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span><br />
Bundan böyle Ebu’l-Âs, çocukları ve hanımından mahrum bir şekilde Mekke’de kalırken Hazreti Zeyneb (radıyallahu anhâ), çocuklarıyla birlikte babasına kavuşacak ve medeniyete dâyelik yapan Medîne’de ikamet edecekti.</p>
<hr />
<p>Yazar: Dr. Reşit Haylamaz/Efendimiz’in (sas) Aile Hayatı isimli kitabından alınmıştır.</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kureyş’in önde gelen liderleri, efendileri demektir.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Esirlerle birlikte yaşanan yaklaşık 10 günlük zaman içinde toplamda 16 kişi müslüman olmuştur ki Mekke günlerine kıyaslandığında bu, iki yılda müslüman olan insan sayısı kadar demektir. Geniş bilgi için bkz. Haylamaz, Şefkat Güneşi 103-122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>O gün Bedir’den dönenlerin bir kısmı zaman içinde İslâm’ı seçse de geriye kalanların hepsi, yaklaşık 6 yıl sonra yaşanan Mekke Fethi’nde müslüman olmuştur.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Velîme, düğün yemeği demektir.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi 2/221</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/385; Taberî, Târîh 3/44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bu sırada Zeyneb Validemiz, üçüncü çocuğuna hamile idi.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bu sırada Ebu’l-Âs’ın, ticaret için Mekke’den ayrıldığı ifade edilmektedir. Bkz. İbn-i Asâkir, Târîh 67/4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Burada, hicret esnasında Ebû Seleme ailesinin başına gelenlerin hatırlanmasında fayda vardır; çocukları Seleme’ye kavimleri el koymuş ve aile fartlerinin her birinin bir tarafa dağılması pahasına onu kimseye teslim etmemişlerdi. Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 1/279</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>“Oğullarımdan birisi konusunda birisi bana ortak olup hak talep ederse şüphesiz ki bu hak, ondan ziyade bana aittir. Herhangi bir kâfir, bir konuda müslüman birisine ortak olup hak talep etmesi durumunda, buradaki hak da yine müslümana aittir!” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 9/215) şeklindeki Nebevî beyanın bu münasebetle îrâd edildiği ifade edilmektedir. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 4/118; İbn-i Hacer, İsâbe 2/1297</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Burada Hind’in, Kusayy İbn-i Kilâb’dan bu yana süregelen akrabalığını öne sürerek daha yakın durmaya çalıştığı görülmektedir. Teâmülde olduğu şekliyle o gün “amca kızı” derken Hind’in kastı da bu akrabalığı nazara vermektir. Yoksa Hind ile Hazreti Zeyneb, öz amca çocukları değildir.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>O gün Hind’in, “Bu, senin babanın işidir!” dediği, buna mukabil Hazreti Zeyneb’in, “Benim babamın işi, senin kocanın işinden daha hayırlıdır!” şeklinde cevap verdiği de ifade edilmektedir. Bkz. İbn-i Asâkir, Târîh 67/4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zira Hind’den o gün bunu duyan Zeyneb Validemiz, “Vallahi, iyi biliyorum ki o bunu diyorsa mutlaka yapacaktı. Ancak o gün ondan korktum ve maksadımı ondan gizledim!” demektedir. Bkz. Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bazı rivayetlerde Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), kızı Hazreti Zeyneb’i Medîne’ye getirmeleri için Hazreti Üsâme ile muhâcirlerden iki adamı gönderdiği ifade edilmektedir.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kinâne İbn-i Rebî’, Ebu’l-Âs’ın kardeşiydi ve Hazreti Zeyneb’in kayınbiraderi oluyordu. Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45. Onun Ebu’l-Âs’ın kardeşi Adiyy’in oğlu veya amcasının oğlu olduğu da ifade edilir. Ashâb-ı kirâmdandır. Bkz. İbn-i Hacer, İsâbe 3/1702, 1703</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bu ve benzeri birçok olay, Ebu’l-Âs ile Hazreti Zeyneb’in arasında müthiş bir sevgi bağının olduğunu göstermektedir ki muhtemelen bu ayrılığa tahammül edemeyeceği için o gün Ebu’l-Âs burada bulunmamaktadır.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “O ne konuştuysa yerine getirdi ve sözünde sadık çıktı, vadetti ve vadine de vefa gösterdi!” diyerek onu sena etmiştir. Bkz. İbn-i Hacer, İsâbe 4/2289; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 6/182; İbn-i Asâkir, Târîh 67/8, 20</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hebbâr İbn-i Esved, Mekke fethinde müslüman olmuştur. Bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 5/360</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-2664" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Kebîr 22/426 (1050); İbn-i Hişâm, Sîre 1/386; Taberî, Târîh 3/45</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak:Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-kizi-hz-zeynebin-izdirap-dolu-hicret-yolculugu/">Efendimiz’in kızı Hz. Zeyneb’in ızdırap dolu hicret yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Yıktığı Mescid &#124; Mithat Tayyar</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamberimizin-yiktigi-mescid-mithat-tayyar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 14:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat TAYYAR]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12336</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resulü Medine’ye hicret ettikten sonra münafıklar, İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyorlardı. Hz. Bilâl’in okuduğu ezanın ardından mü’minlerin Mescid-i Nebevî’de saf tuttuğunu, birlik&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-yiktigi-mescid-mithat-tayyar/">Peygamberimizin Yıktığı Mescid | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resulü Medine’ye hicret ettikten sonra münafıklar, İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsız oluyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için hayıflanıyorlardı. Hz. Bilâl’in okuduğu ezanın ardından mü’minlerin Mescid-i Nebevî’de saf tuttuğunu, birlik ve dayanışmalarının giderek arttığını görüyor, Hz. Peygamber’in sohbetlerine katılan mü’minlerin sayısının çoğalmasını hüzünle seyretmekten başka ellerinden bir şey gelmediğini söylüyorlardı. Ancak bu sırada içlerinden Vedîa b. Âmir onları teselli edebilecek bir haber verdi. Vedîa’ya câhiliye devrinde hıristiyan olan ve o sırada Suriye’de bulunan Ebû Âmir er-Râhib’den bir mektup gelmişti. Ebû Âmir münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl’ün yakın akrabasıydı. Müslümanlara karşı hilelerinden dolayı Resûl-i Ekrem’in “Ebû Âmir el-Fâsık” dediği bu kişi Bedir Gazvesi’ne müşriklerle beraber katılmıştı (İbn Sa‘d, III, 540-541). Uhud’da da müşriklerin safında yer almış, Medineli hemşerilerini tahrik ederek onları yanına çekmek istemişse de başarılı olamamıştı. Daha sonraki savaşlarda da müslümanlara karşı olumsuz tavrını sürdürmüş, Mekke fethedildikten sonra Tâif’e sığınmış, Huneyn (Hevâzin) Gazvesi’nden ve Tâif Seferi’nin ardından burada duramayarak Suriye’ye gitmişti. Giderken de münafıklara işlerini görüşebilecekleri bir mescid yapmaları ve güçlerinin yettiği kadar silâh ve mühimmat toplamaları için haber yollamış, kendisinin Bizans makamlarına gidip oradan asker getireceğini ve Muhammed’le ashabını Medine’den çıkaracağını bildirmişti. Ebû Âmir mektubunda Bizans valisiyle görüştüğünü, kendileri destek olurlarsa Bizanslılar’ı Medine’yi kuşatmaya ikna edebileceğini söylüyordu. Münafıkların bu konuyu görüşebilmeleri için dikkat çekmeyecek bir mekâna ihtiyaçları vardı. Vedîa bu mekânın nasıl yapılacağı konusunda şeytanca bir öneride bulundu. Buna göre bir mescid inşa edip cemaate devam etmeyi kolaylaştırdıkları izlenimi uyandıracaklar, böylece hem Mescid-i Nebevî ile Mescid-i Kubâ cemaati arasında bir tefrika çıkarmış olacaklar, hem de Ebû Âmir ile gizlice görüşebilecekleri bir mekâna kavuşmuş olacaklardı. Vedîa b. Âmir’in teklifinin kabul edilmesinin ardından münafıklar süratle Kubâ’da bir mescid yaptılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah Resulü, Medine dışında Zûevan denilen yerde Tebük Seferi’nin son hazırlıklarıyla meşgulken münafıklardan beş kişilik bir heyet gelip yağmurlu ve soğuk kış gecelerinde hasta ve özürlü olanların namaz kılması için bir mescid inşa ettiklerini ve kendilerine namaz kıldırarak burayı ibadete açmasını istediler. Resûl-i Ekrem Efendimiz sefere çıkmakta olduğunu, dönüşte orada namaz kıldırabileceğini söyledi. Sefer dönüşü ordusuyla birlikte Zûevan’da konakladığında bazı münafıklar gelerek Allah Resulünü mescidlerine götürüp namaz kıldırmak istediler. Bu sırada mescid ve onu yapanların niyetleri hakkındaki âyetler nâzil oldu (et-Tevbe 9/107-110). Bu âyetlerde mescidi inşa edenlerin niyetlerinin müminlere zarar vermek, hakkı inkâr etmek, müminlerin arasına nifak sokmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan bir kişiyi (Ebû Âmir er-Râhib) beklemek olduğu belirtiliyor, bunların gayelerinin iyilik olduğuna dair yemin bile edebilecekleri, halbuki yalancı oldukları vurgulanıyor, Hz. Peygamber’e Mescid-i Dırâr’da yani insanlara zarar vermek için kurulan bu mescidde asla namaza durmaması, buna karşılık takvâ üzerine kurulmuş mescidde (Mescid-i Kubâ veya Mescid-i Nebevî) namaz kılmasının daha uygun olacağı bildiriliyordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Medine’ye ulaşınca Âsım b. Adî el-Aclânî ile Mâlik b. Duhşüm es-Sâlimî’ye mescidi yıkmaları için emir verdi (Vâkıdî, III, 1046; İbn Hişâm, IV, 530). Âsım ve Mâlik yatsı vakti sıralarında Mescid-i Dırâr’ı yaktılar. Çıkmamakta direnen Zeyd b. Câriye’nin vücudunun bir kısmının yandığı söylenir. Münafıklar ertesi sabah mescidin yıkılmış olduğunu görünce Allah’ın, sırlarını ifşa ettiğini ve gizledikleri gerçek amacın Peygamber’e bildirildiğini anladılar. (Taberi, 23-26; Hüseyin Algül, ‘‘Mescidi Dırar’’, İFAV Ans.,III, 206-207)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yukardaki olaydan anlaşıldığı üzere, esas olan bir mekânın mescid veya cami olarak yapılması değildir. Esas olan bir iş veya cami yapılırken sadece Allah rızası için yapılması ve takva dairesinde hareket edilmesidir. İbadetlerde olduğu gibi, bir taş ve duvardan ibaret olan camiler de yapılırken Allah rızası dışında başka niyet veya menfaat gütmek amacıyla yapılıyorsa, bu işin yapana sevabı olmadığı gibi bir de riyakarlığına karşılık cezası vardır.</p>
<h1 class="post-title entry-title"><span style="font-size: 14pt;">Mithat Tayyar</span></h1>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-yiktigi-mescid-mithat-tayyar/">Peygamberimizin Yıktığı Mescid | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamberimizin Sıra Dışı Kararları-1 &#124; Mithat Tayyar</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamberimizin-sira-disi-kararlari-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2020 16:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Karar]]></category>
		<category><![CDATA[Mithat TAYYAR]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sıra Dışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resulü’nün verdiği kararlar detaylı bir şekilde incelendiğinde, bunların kendi dönemini çok aşan, hatta günümüz insanlarının bile yeni yeni kavramaya ve uygulamaya çalıştığı kararlar olduğu görülür. Onun, insan olsun, hayvan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-sira-disi-kararlari-1/">Peygamberimizin Sıra Dışı Kararları-1 | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resulü’nün verdiği kararlar detaylı bir şekilde incelendiğinde, bunların kendi dönemini çok aşan, hatta günümüz insanlarının bile yeni yeni kavramaya ve uygulamaya çalıştığı kararlar olduğu görülür. Onun, insan olsun, hayvan olsun diğer varlıklara gösterdiği yaklaşım tarzı, alemlere rahmet olarak gönderilmesinin (Enbiya 21/107)’ bir tasdikidir. Buna en güzel örneklerden biri, onun engellilere karşı yaklaşım tarzıdır.</p>
<p>Allah Resulü’nün yaşadığı dönemde, engelli olanlar toplum tarafından hor görülüyor, dışlanıyorlar, hatta bazı ülkelerde ağır işlerde çalıştırılıyorlar veya öldürülüyorlardı. Halbuki efendiler Efendisi onlara karşı son derece iyi davranıyor, liyakatleri olduğu takdirde onları bazı vazifelerin başına bile geçiriyordu. Bilal Habeşî, Muaz bin Cebel ve Abdullah ibni ümmü Mektum bunlardandır.</p>
<p>Yukardaki zatları tek tek ele alarak, toplum içinde aldıkları rolleri inceleyelim:</p>
<ol>
<li>Abdullah bin ümmü Mektum: Hz. Abdullah’ın doğuştan itibaren kör olduğu rivayet edilir. Bu sebeple annesine körün annesi anlamında ‘Ümmü Mektum’ denilmiştir. Abdullah, Hz. Hatice validemizin dayısının oğludur. İslamiyeti ilk kabul edenlerden biridir. Birçok kişi Medine’ye din anlatmak için hicret eden ilk kişiyi Musab bin Umeyr olarak bilir. Halbuki Medine’ye, Musab ve Abdullah birlikte gitmişlerdir. Görme engelli haliyle dört yüz elli kilometrelik yolu kat etmiş ve burada bulunan bütün hane sahiplerine, Musab’la birlikte ziyarette bulunarak, bir yıl boyunca İslam’ı anlatmıştır. Böylece Medine’de, diğer Müslümanların hicret edeceği güzel bir zemin hazırlanmıştır.</li>
</ol>
<p>Allah Resülü Medine’ye hicret ettikten sonra mescit yapılınca Abdullah burada müezzinlik yapmış, bu görevi özellikle de Ramazan ayında devam ettirmiştir. Peygamber Efendimiz, sahur yapacak olanlara ‘‘İbn ümmü Mektum, ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz.’’ (Buhari, Ezan 10) buyurmuştur. Abdullah, İslam’ı öğrenme hususunda son derece gayret göstermiş, Kuran ezberlemiş ve hadis rivayet etmiştir. Allah Resulü çeşitli vesilelerle şehir dışına çıktığı zamanlarda onu yerine vekil bırakmış, o da geride kalanların işlerine bakmış ve onlara namaz kıldırmıştır. Bu görevin kendisine on üç defa verildiği kaydedilmektedir.</p>
<p>Engelli olanlar, medeniyet çok ilerledi denilen şimdilerde sadece seçim zamanı hatırlanıyorlar. Partilere seçim yüzü olması için ilk önce ön plana çıkarılıyor, bir süre kullanılıp kendisinden faydalanıldıktan sonra ise sen biraz kenarda bekle deniliyor. Günümüzde kaç tane devlet başkanı ülke dışına çıktığında yerine vekil olarak engelli birini bırakıyor varın siz kıyas edin.</p>
<p>Rasulü ekrem Efendimiz, engelli olanların toplumdan ayrı tutulmasını istememiş, bilakis normal insanlar gibi birçok görevi yerine getirmelerini ve sosyal hayata katılmalarını istemiştir. Hatta evi Mescidi Nebeviye uzak olduğu için gözlerinin görmediğini de ifade ederek vakit namazlarına cemaate gelmemek için izin isteyen İbni ümmü Mektum’a, Allah Resulü, ezanı duyduğu sürece mescide gelmesini söylemiştir. (Nesai, İmamet 50)</p>
<p>İslamiyette engellilere dair birçok hükmün bilinmesi Hz. Abdullah vesilesiyle mümkün olmuştur. Allah Resulü ona, ihtiyacı olması sebebiyle köpek beslemesine izin vermiştir. Cemaatle namaza devam etmesi ve cemaate imamlık yapması da bunlardandır. Nisa sûresi 95’te malları ve canlarıyla Allah yolunda cihada katılan Müslümanların oturanlardan daha faziletli olduğuyla ilgili ayet indirildiğinde, ‘‘Ey Allah’ın Resulü cihada gücüm yetseydi bunu yapardım, ama ben körüm.’’ demiş ve bunun üzerine Nisa 98. ayet, zayıf ve güçsüz olanların istisnasıyla ilgili olarak nazil olmuştur. Abdullah ibn ümmü Mektum, savaşa gitmek mecburiyetinde olmadığını bildiği halde ayette cihada gidenlerin kalanlardan daha hayırlı olduğu bildirildiğinden, bu ayetin indirildiği zaman olan Tebük Gazvesinden sonra yapılacak savaşlara katılacağını söyleyip sancağın kendisine verilmesini istemiştir. Kadisiye savaşına zırh giyerek, eline aldığı siyah bir sancakla katılmış ve savaştan sonra Medine’ye dönünce muhtemelen savaşta aldığı yaralar sebebiyle vefat ettiği veya Kadisiye’de şehit düştüğü (15/636) rivayet edilir.</p>
<p>(TDV İslam ansiklopedisi, ilgili madde)</p>
<p>(Yazıya önümüzdeki hafta devam edeceğiz.)</p>
<p><strong>Yorum: Mithat Tayyar</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamberimizin-sira-disi-kararlari-1/">Peygamberimizin Sıra Dışı Kararları-1 | Mithat Tayyar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
