<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>peygamber yolu arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/peygamber-yolu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamber-yolu/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>peygamber yolu arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/peygamber-yolu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Komşularla Münasebetimiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/komsularla-munasebetimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 May 2022 07:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kırık Testi]]></category>
		<category><![CDATA[Komşu]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25742</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: SAYİT KOÇER  İnsanlarla münasebetimizde ölçümüz; dinimiz, fıtratımız ve evrensel insani değerlerdir. İnsan sevgisi, yaratılmışları Yaratan’dan ötürü sevme temel disiplinlerimizdendir. Aile, toplum ve milleti teşkil eden fertler arasında en güçlü&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/komsularla-munasebetimiz/">Komşularla Münasebetimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: SAYİT KOÇER </strong></p>
<p>İnsanlarla münasebetimizde ölçümüz; <strong>dinimiz</strong>, <strong>fıtratımız</strong> ve <strong>evrensel insani değerlerdir. İnsan sevgisi</strong>, yaratılmışları Yaratan’dan ötürü sevme temel disiplinlerimizdendir. Aile, toplum ve milleti teşkil eden fertler arasında en güçlü münasebet sevgi münasebetidir.</p>
<p><strong>İnsan sosyal bir varlıktır</strong>. Fıtrî olarak en yakınımızdaki insanlarla doğru bir münasebete ihtiyacımız var. Yaratılıştan mahiyetimize yerleştirilen insanî değerlerin bazıları ancak sosyalleşerek ortaya çıkar. (güler yüz, tatlı dil, yardımlaşma, cömertlik, merhamet vb.)</p>
<p><strong>Komşu;</strong> yaşadığımız mekâna en yakın yerlerde yaşayan <strong>kişilerin ve ailelerin</strong> her birini ifade eder. <strong>Kültürümüzde ve kaynaklarımızda komşu kelimesi mutlak manada kullanılır.</strong> Müslüman kâfir, hür- köle, dindar fâsık, dost düşman, yerli yabancı, faydalı zararlı, akraba akraba olmayan, evce yakın-uzak, hepsine şâmildir. Ancak <strong>komşular arasında mertebe farkı vardır. </strong>Ayet-i kerimede, yakın ve <strong>uzak komşuya iyilik tabirleri kullanılmaktadır.</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Taberânî&#8217;nin Hz. Câbir&#8217;den kaydettiği merfu rivayette: &#8220;<strong>Komşu üç çeşittir</strong>:</p>
<ul>
<li>&#8220;<strong>Bir komşu vardır, (onun, üzerinizde) tek hakkı vardır. Bu, müşrik komşudur. </strong><em>(Yani sizin gibi inanmayan kimseler ya da farklı dinlerin müntesipleridir.) </em><strong>Bunun sadece komşuluk hakkı vardır. </strong></li>
<li><strong>Komşu vardır, (üzerinizde) iki hakkı vardır. Bu müslüman olan komşudur. Bunun hem komşuluk hem de müslümanlık hakkı vardır. </strong></li>
<li><strong>Diğer bir komşunun (üzerinizde) üç hakkı vardır. Bu, akraba olan Müslüman komşudur. Bunun hem komşuluk hem müslümanlık hem de akrabalık hakkı vardır.</strong>&#8220;… <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></li>
</ul>
<p><strong>Hz. Âişe</strong> (r.a) validemize; evin her cephesinden kırkar hânenin komşuluk hakkı bulunduğunu söylemiştir. Bazıları bu sınırı genişleterek bir mahallede, hatta bir beldede oturan insanların birbirinin komşusu sayılması gerektiğini söylemiştir. Birçok âlim <strong>kimlerin komşu sayılacağını örfün belirlediği</strong> görüşünü tercih etmişlerdir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p><strong>Sosyal hayatın aileden sonraki halkasını komşular oluşturduğundan</strong> <strong><u>her din ve kültürde komşuluk ilişkilerine dair kurallar bulunur</u></strong><u>.</u><strong> Mesela: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” </strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></p>
<p>Sağlıklı bir toplumun oluşumunda komşuluk hakkına riayet çok önemlidir. Cenâb-ı Hak Kur’ân’ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: <strong>“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabalara, yetimlere, düşkünlere, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunup size hizmet eden kimselere ihsanla muamele edin. Allah, kendini beğenip övünenleri elbette sevmez.”</strong> <strong><em>Nisâ sûresi, 4/36.</em></strong></p>
<p>Âyet-i kerimede sırasıyla akrabalara, yetimlere, düşkünlere ihsanda bulunma emredilmiş ve arkasından da, <strong>“yakın ve uzak komşuya</strong><strong>” </strong>ifadeleriyle <strong>akrabadan olan veya olmayan ya da yakın veya uzak olan komşulara iyilikte bulunma emredilerek komşuluk haklarına dikkat çekilmiştir</strong>. Şu hâlde insanın yakın veya uzağında bulunan, sağında solunda, önünde arkasında mücavir olan herkes, onun içine girer ve iyiliği hak eder.</p>
<p>Komşuluk hakkına riayetin ehemmiyetini anlama adına, şu hadis-i şerif de çok önemlidir: “<strong>Cibril bana komşu hakkında öylesine ısrarlı tavsiyede bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim</strong>.<em>”</em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Bir insanın mirasçısı; annesi, babası, çocukları, eşi gibi yakınları olduğuna göre Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahy-i gayr-i metluv sayılan bu sözünden, komşu hakkının ne denli büyük olduğu anlaşılmaktadır. Biz, komşuluk hukukuyla ilgili Cebrail’in (aleyhisselâm) Efendimiz’e ne tür tavsiyelerde bulunduğunu bütünüyle bilemiyoruz. Ancak Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) “<strong>Neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.”</strong> ifadeleriyle meselenin azametine ve önemine dikkat çekmiştir. Allahu a’lem; komşuların birbirine akraba kadar yakın ve samimi olması gereğini vurgulamak, karşılıklı bir anlayış ve güven içinde bulunması icap ettiğini ortaya koymaktı.</p>
<p>Hadis-i şerifte <strong>mesele imanla irtibatlandırılarak</strong> şöyle nazara verilmektedir: <strong>“Her kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna ihsanda bulunsun&#8230;” </strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a><sup>  </sup>Görüldüğü üzere burada, kâmil mü’min olmanın bir şartı olarak da komşulara iyilikte bulunma gösterilmektedir.</p>
<p>Öte yandan Allah Resûlü (aleyhi efdalu’t-tahiyyât ve ekmelü’t-teslîmât) <strong>komşusu aç olduğu hâlde tok olarak geceleyen kimsenin hakiki mü’min olamayacağı </strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> ve <strong>komşusunun, zararlarından emin olmadığı kimsenin de Cennet’e giremeyeceği </strong><a href="#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> ihtar ve ikazında bulunmuştur.</p>
<p>Benzeri meâldeki örneklerde de görüldüğü gibi hadislerde komşuluk kavramının din ayırımı yapılmaksızın mutlak olarak kullanılmasını dikkate alan âlimler, gayri müslim komşuların da komşuluk haklarının bulunduğu görüşünde birleşmiştir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a></p>
<p><strong>Komşu hakkına riayetin mükafatının büyük olduğu gibi o hukuku zayi etmenin de cezası muzaaftır.</strong> Hadis-i şerifte; akrabalar ve <strong>komşular arasında işlenen günahın muzaaf ve belki mük’ab bir kötülük olduğuna dikkat çekilmiştir</strong>.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><strong>[10]</strong></a> Çünkü akrabalar ve komşular arasında hâkim olması gereken duygu, güven ve emniyettir. Bu açıdan kendisine itimat edilen ve güven duyulan bir insan tarafından ortaya konulan bir kötülük, sıradan bir kötülük gibi olmaz…</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-25743 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/komsu-1-700x389.jpg" alt="" width="700" height="389" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/komsu-1-700x389.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/komsu-1-768x426.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/komsu-1.jpg 850w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<h4><strong>Komşular Arası Münasebetler Nasıl Oluşturulmalı?</strong></h4>
<p>Komşularımız bizden maddî, manevî veya ahlaki olarak bir zarar görmemeli. Komşularla diyaloğun sağlanmasının ilk aşaması <strong>selamlaşmadır</strong>. <strong>Selâm vermek ve başkalarının emniyet, güven içinde olmalarını dilemek, İslam’da yapılması en hayırlı olan işler arasında sayılmıştır.</strong> Nitekim bir gün kendisine “İslam’da hangi amel daha hayırlıdır?” şeklinde sorulan bir soruya Allah Resulü (s.a.s): “<strong>Başkalarına yemek yedirmen, tanıdığın ve tanımadığın herkese selâm vermendir</strong>”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> şeklinde cevap vermiştir.</p>
<p>İnsanlar arası münasebetlerde tabi ki; <strong>güler yüz, mütebessim</strong> bir çehre olmazsa olmazdır. Kibar ve nazik olma önemli, çok kapıları açıyor. Komşular <strong>karakter olarak hızlı bir şekilde tanınmalı</strong>. Doğru münasebetin en öncelikli şartı; muhatabı tanımaktır.</p>
<p>Hoş geldiniz veya “Biz sizlerin yeni komşularınızız” mahiyetinde posta kutusuna açık bir kart bırakılarak ilk münasebet yapılabilir.  Kısaca kendiniz ve aile bireyleriniz hakkında bilgilendirme yapılabilir.</p>
<p>İnsanların kabullerine, değerlerine, dini inançlarına, dünyevî görüşlerine, siyasal tercihlerine saygı duyulmalı. Ve bu değerlerin neler olduğunu da mümkün mertebe erken öğrenmeliyiz ki yanlışlık yapmayalım. Kısaca; <strong>herkes konumunda kabul edilmeli</strong>.</p>
<p><strong>Karşılıklı ziyaret ve davetlerle tanışma ortamı oluşturmak,</strong> <strong>insanlar arasında sevgiye giden yolları açmak</strong>, <strong>eğer varsa olumsuz duyguları izale istikametinde gayret sarf etmek </strong>gibi hususlar da çok önemlidir.</p>
<p>Kendimize ait, içinde yaşadığımız topluma ait, komşu için önemli /anlamlı olan zamanlarda <strong>abartmadan hediyeleşmeler</strong> yapılabilir. Bunun için önceden çok dikkatli ve özenli bir hazırlık yapılmalı, bir takvim hazırlanmalı.</p>
<p>Müslüman ahlâkının bir gereği olarak,<strong> sahip olduğumuz bütün güzellikleri komşularımızla paylaşmalıyız. </strong>Zira komşuluk hakkı denilince ilk olarak, <strong>yedirme, içirme, giydirme gibi maddî yardımlar akla gelmektedir.</strong> <strong>Müslüman olmasa bile komşulara maddî yardımda bulunulabilir</strong>. Çünkü bu, insanların öncelikli ihtiyaçlarındandır. <strong>Hele fakr u zaruretin olduğu durumlarda, kim olursa olsun, komşuların açlık içinde kıvranmalarına asla meydan verilmemeli. </strong>Öte yandan <strong>gerektiğinde komşuların elinden tutup rehberlikte bulunarak iş bulmalarını temin etme de çok önemli bir iyilik vesilesidir.</strong></p>
<p>Efendimiz (s.a.s)<strong> alâka dairesini gayr-i müslimleri de içine alacak kadar geniş tutmuştur</strong>… <strong>Mesela, bir gün bir Yahudi komşusu, oğlunun vefat etmek üzere olduğunu söyleyip hüznünü ifade edince Allah Resulü hemen kalkıp ölüm döşeğindeki genci ziyarete gitmiş,</strong> acılar içinde kıvranan genci görünce onun hâline acımış ve ona şehadet getirmesini tavsiye etmiştir <a href="#_ftn12" name="_ftnref12"><strong>[12]</strong></a>… –İşte yakın durmanın hasıl ettiği netice ve semere!..–</p>
<p>Yine Allah Rasûlü (aleyhissalâtü vesselam) bir yahûdiden veresiye yiyecek satın almış ve borcuna mukabil zırhını rehin bırakmıştı.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13"><strong><sup>[13]</sup></strong></a> İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem), bu borcu ödeyemeden âhirete irtihal buyurmuş.</p>
<p>Allah Rasûlü, bu uygulamasıyla, <strong>herkesle bir çeşit münasebet kurup her insanı kazanmaya çalıştığı da hatırdan dûr edilmemelidir</strong>. İhtimal, Fazilet Güneşi, bir alış veriş vesilesiyle de olsa, o insanla irtibata geçip onu da iman nuruyla aydınlatmayı dilemiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-25745 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-700x525.jpeg" alt="" width="700" height="525" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-700x525.jpeg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-1200x900.jpeg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-768x576.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-1536x1152.jpeg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Asure-dostluk-diyalog-2048x1536.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<h4><strong>Bir Tas Aşureyle Kurulan Dostluk Köprüleri </strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14"><strong>[14]</strong></a></h4>
<p>Bazen bir aşure gününü değerlendirerek, bazen <strong>bir vilâdet günü vesilesiyle komşunuzla irtibata geçer</strong>, bazen de <strong>onlar için önemli kabul edilen bir günü değerlendirebiliriz. </strong>Unutulmamalıdır ki, <strong>insan kerim bir varlık olarak yaratılmıştır, </strong>dolayısıyla yapılan iyilikler er geç mutlaka tesirini gösterecektir.</p>
<p>Allah Resûlü komşu ve hakları üzerinde tahşidat yapınca hediyeleşme üzerinde de durmuştu. Kadınlara sohbet ettiği bir gündü. Onlara: “<strong>Ey Müslüman kadınlar! Komşu hanımlar birbiriyle hediyeleşmeyi küçümsemesin! Alıp verdikleri şey bir koyun paçası bile olsa!..</strong>”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a> buyurdu. Zira hediyeleşme, komşulukta karşılıklı sevgiyi artıracak ve “gönüllerdeki kırgınlığı, dargınlığı izale ederek”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a> insanları birbirine yaklaştıracak önemli bir vesileydi. Özellikle kadınlara, komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesinde hayati rol düşüyordu. Bunun üzerine Hz. Âişe validemiz: “Yâ Resûlallah! İki komşum var. Hangisine önce hediye vereyim?” diye sordu. Efendimiz ise: “Kapısı sana daha yakın olana ver!” buyurdu.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a></p>
<p><strong>Modern hayat içerisinde komşuluk ilişkileri ciddi tahribata uğradığından dolayı bu mevzuda ilişkileri iyileştirme adına yapılan teşebbüsler belki başlangıçta karşılık görmeyebilir</strong>. Ancak mücerret bir gönül alma dahi olsa azim ve sebatla sürdürülen iyi davranışlar bir müddet sonra insanlar arasındaki buz dağlarını eriterek gönüllerde bir alâka uyaracak ve bu alâka zamanla öyle güçlü bir irtibata dönüşecektir ki, toplum fertleri arasında kopması çok zor, sağlam zincirler oluşacaktır. Böylece fertler karşılıksız, beklentisiz bir şekilde birbirine destek olacak, birisi düştüğünde diğeri onun elinden tutacak, âdeta birbirlerine iyilik yapma yarışına gireceklerdir. Zaten, birbiriyle vuruşmayan, boğuşmayan, yaka-paça olmayan ideal bir toplum da ancak bu türlü fertlerden teşekkül eder…</p>
<p>Hicretten sonra ortaya çıkan <strong>entegrasyon proplemlerine çözümde komşuluk dinamiği, alternatifi olmayan bir çözümdür.</strong> Bu içinde yaşanılan toplumun fertleriyle tanışma ve kendini tanıtma adına önemli bir fırsat sunduğu kadar muhacir hakkında duyulacak endişelerin giderilmesi için de büyük bir imkândır. <strong>Hicret yurdunda sevgiyi ve saygıyı büyütmenin yolu komşularımızla tanışmaktan ve komşuluğa terettüp eden hakları yerine getirmekten geçer</strong>.</p>
<p><strong>Hasılı komşuluk, her insanın omuzunda, içinde insanlığın istikbalini taşıyan büyük bir sorumluluktur. <a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a></strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> (bkz: Nisâ, 4/36).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/206-207.)</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> (meselâ bk. İbn Kudâme, VIII, 537; Ali b. Süleyman el-Merdâvî, VII, 243; Âlûsî, V, 29).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> (Bknz. Tevrat, Levililer, XIX, 18, Matta İncili  (XXIII, 36-40)</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5"><strong>[5]</strong></a> Buhârî, edeb 28; Müslim, birr 141. 2</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6"><strong>[6]</strong></a>    Buhârî, edeb 31, 85, rikak 23; Müslim, îmân 74, edâhî 19.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7"><strong>[7]</strong></a>    Bkz.: el-Hâkim, el-Müstedrek 2/15.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8"><strong>[8]</strong></a><strong>    </strong>Bkz.: Buhârî, îmân 4, 5; Müslim, îmân 64-65. Müslim, Îmân 73</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> (Kurtubî, V, 188).</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> (bknz  Buhârî, tefsiru sûre (2) 3, (25) 2, edeb 20, tevhîd, 40; Müslim, îmân 141, 142;</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> (Buhârî, Îmân 20; İsti‘zân 9, 19; Müslim, Îmân 63. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 131; Nesâî, Îmân 12)</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Buhârî, Cenâiz, 79. (Bkz: K.Testi 4/Ümit Burcu.)</p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Buhârî, rikak 17; Müslim, libâs.</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Komşuluk Hakkı_ Herkul | 07/01/2013. | KIRIK TESTI_ <a href="https://ozgurherkul.org/kirik-testi/komsuluk-hakki/">https://ozgurherkul.org/kirik-testi/komsuluk-hakki/</a></p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Buharî, Hibe 1, Edeb 30; Müslim, Zekat 90.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Tirmizî, Velâ 6.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Buhârî, Şuf’a 3; Hibe 16; Edeb 32.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a>  <a href="https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyarina-entegrasyonda-komsuluk-1/">https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyarina-entegrasyonda-komsuluk-1/</a></p>
<p><a href="https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyarina-entegrasyonda-komsuluk-2/">https://www.peygamberyolu.com/hicret-diyarina-entegrasyonda-komsuluk-2/</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/komsularla-munasebetimiz/">Komşularla Münasebetimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Yolu</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamber-yolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2021 06:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Peygamber yoluna tâbi olma, mü’minin hayatına nasıl yansır? Cevap: Bilindiği üzere usûlüddin ulemasına göre havass-ı selime, akl-ı selim ve haber-i mütevatir olmak üzere ilme götüren yollar üçtür. Bunlardan biri olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-yolu/">Peygamber Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru: Peygamber yoluna tâbi olma, mü’minin hayatına nasıl yansır?</strong></p>
<p><strong>Cevap: </strong>Bilindiği üzere usûlüddin ulemasına göre havass-ı selime, akl-ı selim ve haber-i mütevatir olmak üzere ilme götüren yollar üçtür. Bunlardan biri olan aklın kendine göre bir idrak alanı olduğu gibi, sağlam duyu organlarının da kendilerine göre bir duyuş, seziş ve değerlendirişleri söz konusudur. Dolayısıyla insan, bunları yerli yerinde kullanmak suretiyle belli hakikatlere ulaşabilir. Aynı şekilde insan, vicdanını kullanarak farklı enginliklere açılabilir, bir kısım hakikatleri sezebilir. Bergson, vicdanın bu sezgisine “entüisyon” sözüyle yaklaşırken, bunun bizim kültürümüzdeki adı ise “hads”dir.</p>
<h3>Bilgi Kaynağı Olarak Vahiy</h3>
<p>Fakat öyle hakikatler vardır ki ne akıl ne duyular ne de vicdan onları göremez, duyamaz, sezemez ve kavrayamaz. Hatta akıl ve duyularla bilinebilecek eşya ve hâdiselerin bile çoğu zaman arka plânlarıyla görülüp keşfedilmesi ve varlığın mahiyet-i nefsü’l-emriyesiyle kavranması mümkün değildir. Çünkü eşyanın, keşfedilip bilinen yönlerinin yanında, akıl ve duyuların kavramada yetersiz kalacağı çok farklı buudları da vardır. Hele Zât-ı Ulûhiyet hakikati, ahiret ve metafizik âlemlerle ilgili konular, akıl ve duyuların kavrama alanının tamamen dışında kalır. İnsan, akıl ve duyularını kullanmak suretiyle Zât-ı Ulûhiyeti hakikatiyle tanıyıp bilemeyeceği gibi, O’na nasıl kulluk yapılacağını da bilemez.</p>
<p>İşte bütün bu mevzularla ilgili saf ve dupduru bilgi Allah katındadır. Âyetü’l-Kürsî’de yer alan,<span class="arabic"> يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ</span> <em>“Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Onlar ise ancak O’nun dileyip onlara öğrettiğini bilebilirler.”</em> (Bakara Sûresi, 2/255) şeklindeki ifadelerden de anlaşılacağı gibi, Allah’ın bildirmesiyle kulları da ilm-i ilâhiden nasiplenirler. Bu sebeple bizler dualarımızda sık sık, <span class="arabic">اَلّلهُمَّ عَلِّمْنَا مِنْ لَدُنْكَ عِلْمًا</span> “Allah’ım bize nezdinden ilm-i ledün nasip eyle!” diyoruz. Hz. Musa’nın, meydana gelen hâdiseleri arka plânlarıyla kavrayabilmek için Hızır’la (aleyhisselâm) uzun bir yolculuğa çıkması gibi, Allah dostları da uzun seyr u sülûk-i ruhanîlerle ve daha başka yollarla hep eşyanın perde arkasına muttali olmaya çalışmışlardır. Hatta günümüzde aslî hâlini koruyamamış bazı dinlere veya din görünümündeki bir kısım organizasyonlara mensup olan insanlar da yoga ve meditasyon benzeri bir kısım yollarla hakikatin bilgisine ulaşmaya çalışmaktadırlar.</p>
<p>Fakat bu konuda objektif olan ve asıl itimat edilmesi gereken bilgi, Allah’ın, peygamberleri vasıtasıyla insanlara ulaştırdığı vahiy kaynaklı bilgidir. İşte İslâm âlimlerinin bir bilgi kaynağı olarak ifade ettikleri “haber-i mütevatir” de bundan ibarettir. Kur’ân-ı Kerim, baştan sona kadar bize tevatüren (yalan üzerinde birleşmeleri aklen imkânsız olan bir topluluk tarafından) nakledilmiştir. Aynı şekilde Efendimiz’in Sünnetinin önemli bir kısmı da bizlere -ister lafzen ister manen olsun- tevatüren nakledilmiştir. Kur’ân, Allah tarafından Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) pak sinesine ilka edilen bir vahiy olduğu gibi, aynı şekilde Sünnet-i Sahiha da yine Efendimiz’e Allah tarafından vahyedilmiştir. Şu kadar var ki Kur’ân vahy-i metluv (lafzı da manası gibi Allah’tan olup tilaveti ibadet olan vahiy), Sünnet ise vahy-i gayr-i metluv (manası Allah’tan olmakla beraber lafza dökülmesi Efendimiz’e bırakılan ve tilaveti ibadet olmayan vahiy) olarak isimlendirilmiştir.</p>
<p>Ayrıca Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah tarafından gönderilen ve âyet-i kerimeyle itmam ve ikmal edildiği (tamamlandığı ve kemale erdirildiği) ifade edilen İslâm dinini mükemmel bir şekilde temsil etmiştir. Zaten böyle kâmil bir dini kendi kemal ve tamamiyeti içerisinde arızasız ve kusursuz olarak ancak -Cilî’nin kitabına başlık olarak koyduğu ifadeyle- bir İnsan-ı Kâmil temsil edebilirdi ve etti de. Esasında Kur’ân’ın eksiksiz ve doğru bir şekilde anlaşılması ve tatbik edilmesi de ancak Efendimiz’in bu mükemmel temsiliyle mümkün olmuştur. Dolayısıyla biz, “Peygamber yolu” dediğimizde hem Cenâb-ı Hak tarafından Efendimiz’e indirilen vahyi hem de O’nun bu konudaki mükemmel temsilini anlıyoruz.</p>
<h3>Zât-ı Ulûhiyet Hakkındaki Yanlış Telakkiler</h3>
<p>Bizim için bunların tamamı yanıltmaz birer bilgi kaynağıdır. İnsanın, özellikle iman ve ibadetle alâkalı mevzularda doğru yolu bulması ancak bu iki kaynağa (Kur’an ve Sünnet’e) bağlı kalmasıyla mümkün olur. Yoksa ele aldığı meseleleri mişkat-ı nübüvvet altında test ede ede götürmeyen bir insan, farz-ı muhal doğrudan doğruya Zât-ı Ulûhiyetle görüşecek bile olsa, orada dahi hata edebilir. Mesela orada nasıl bir temkin ve teyakkuz gerekeceğini bilemeyebilir, “huzur”un âdâbına riayet edemeyebilir, abd-Mâbud ilişkisinin nasıl kurulacağını idrak ve ihata edemeyebilir. Böyle bir pâyeyi elde ettiği için fahre, ucuba girebilir. Bu sebeple de böyle bir zirveden derin bir çukura düşebilir.</p>
<p>Aynı şekilde bir insan Zât-ı Ulûhiyet’e karşı derin bir aşk u muhabbet taşıyabilir. Tıpkı Ferhat gibi, Vâmık gibi scvdalanıp Allah aşkıyla yanıp tutuşabilir, O’na kavuşma adına çok ciddi bir iştiyak duyabilir. Bu konuda ahesterevlik yapmayı, delice sevdiği Zât’a karşı ciddi bir saygısızlık olarak görebilir. İşte böyle bir kişi eğer Peygamber yolunda hareket etmiyorsa o da dengeyi koruyamayacak ve belki ellerini kaldırıp, “Allah’ım bir an evvel canımı al da Sana kavuşayım.” diye dua edecektir.</p>
<p>Her ne kadar böyle bir dua aklen güzel görünse de bunda bir dengesizlik söz konusudur ve Sünnet yoluna muhaliftir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde, ölümü temenni etmeyi menetmiş, insanın bu mevzuda yapabileceğinin en fazla, <em>“Allah’ım, yaşamamda hayır olduğu sürece beni yaşat, ölümüm hayırlı hale geldiğinde de emanetini al!” </em>diye dua etmesi olduğunu söylemiştir. (Buhârî, <em>merd</em><em>â</em> 19; Müslim, <em>zikr</em> 10) Zira bu dünya bir talimgâhtır. İnsan, öbür âleme liyakat kazanmak ve oraya göre bir donanım elde etmek için bu talimgâha gönderilmiştir. Dolayısıyla onun, tıpkı bir asker gibi, kendisini bu dünyaya gönderen Zât tarafından terhisi eline verilinceye kadar sabretmesi ve kusursuz bir şekilde kulluk vazifesini yerine getirmesi gerekir. Peygamber yolunun gereği budur. İnsanın böyle basit bir meselede bile Sünnet yolu olmaksızın doğruyu bulması çok zor olacaktır.</p>
<p>Meselenin daha iyi kavranması adına misal vermeye devam edelim: Bir insan aklıyla bir Yaratıcı olduğunu bulabilir. Fetret devrinde yaşamış olan ve bir peygamberin mesajıyla tanışma imkanı bulamayan pek çok insan gibi kâinattaki harikulâde eserlerden yola çıkarak “Bir Yaratıcı var.” diyebilir. Fakat bir insanın tek başına o Yaratıcının kim olduğu, hangi vasıf ve isimlere sahip bulunduğu, hakkında nasıl bir düşünceye sahip olunacağı gibi hususları bilmesi mümkün değildir. Bu gibi hususları Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) vaz’ etmiş olduğu çerçevede ele almayan bir kişi çok yanlış Ulûhiyet telâkkilerine girebilir. Bir dönemde İsrailoğulları’nın yaptığı gibi tecsim düşüncelerine kapılabilir; bazı Hıristiyanlarda veya bir kısım Şia’da olduğu gibi -hâşâ- Allah’ın bir beşerde hulul ve ittihat ettiğine kail olabilir. Ya da Grek felsefesinin tesirinde kalmış olan Mutezile gibi, “Allah, her şeyi maslahata uygun yaratma mecburiyetindedir.” gibi yakışıksız ifadeler ileri sürebilir. Gerçi Allah’ın her icraatında binbir hikmet ve maslahat saklıdır. O, abes fiil işlemez. Ne var ki Allah (celle celâluhu) hiçbir şeyle mükellef değildir; hiçbir şeye mecbur değildir, hiçbir şey O’na vacip değildir. Bu türden ifadeler Ulûhiyet mefhumuyla bağdaşmaz.</p>
<p>Bütün bu düşünceler hangi saikle dile getirilirse getirilsin, isterse bunların arkasında Allah’a karşı duyulan derin bir aşk u iştiyak bulunsun, bunların hepsi Peygamber yoluna muhaliftir. Bu tür konulardaki düşünceler vahy-i semaviye dayanmadığı takdirde -Allah muhafaza- her zaman Zât-ı Ulûhiyet’e yakışmayan bir kısım iddialar dile getirilebilir ve böylece dalâlete düşülebilir.</p>
<h3>Dalâlet ve Şirkten Uzak Kalmanın Yolu</h3>
<p>Aslında Cebriye, Mürcie, Müşebbihe ve Mücessime gibi, Zât-ı Ulûhiyetle ilgili düşüncelerinde bir kısım yanlış değerlendirmelere giden fırkaların doğru yoldan sapmalarının temel sebebi de milimi milimine Peygamber yolunu takip etmemeleridir. Müslümanların künde künde üstüne devrildiği bir dönemde yaşayan, onların bütün ceht ve gayretlerine rağmen İslâm kalesinin duvarlarının bir bir yıkıldığına şahit olan büyük bir dimağ bile -pek çok yerde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in müdafaasını yapmış olduğu hâlde- <em>Tahte sultani’l-kader</em> isimli kitabında, bir kısım hakikatleri değerlendirirken, maruz kaldığı amansız hâdiselerin tesiriyle  cebre saplanmıştır. Hâlbuki bir Arap sözünde ifade edildiği gibi, <em>“Rüzgârlar, gemilerin arzu ettiği şekilde esmezler.”</em> Aynen böyle hâdiseler de insanların keyiflerine göre cereyan etmez.</p>
<p>Zira Âl-i Imrân Sûresi’nde şöyle buyrulmaktadır:<span class="arabic"> قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ</span> <em>“De ki, Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın; dilediğini aziz, dilediğini de zelil kılarsın, bütün hayır Senin elindedir ve Sen elbette her şeye kadirsin.”</em> (Âl-i Imrân Sûresi, 3/26)</p>
<p>Başka bir âyet-i kerimede ise Rabbimiz şöyle buyurur:<span class="arabic"><strong> </strong>وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ</span> <em>“Biz, (mutluluk vaat eden) günleri insanlar arasında döndürür dururuz.”</em> (Âl-i Imrân Sûresi, 3/140). Yani, bir gün birilerine bayram olurken başka bir gün diğerlerine bayram olacaktır. Mülkün gerçek sahibi Allah olduğuna ve O, her icraatında Fail-i Muhtar bulunduğuna göre hiç kimsenin bu konuda itiraz ve şikâyete hakkı olamaz. İşte bu, Peygamber yoludur.</p>
<p>Özellikle şartların oldukça ağırlaştığı ve zulümlerin zulümleri takip ettiği dönemlerde yaşayan insanların, meydana gelen hâdiseler hakkında dengeli düşünebilmeleri ve Zât-ı Ulûhiyet hakkında yanlış bir kısım telakkilere gitmemeleri de ancak Peygamber yoluna tâbi olmalarına bağlıdır. Aksi takdirde onlar, yaşadıkları bir kısım acı ve üzüntülerin de etkisiyle bazen kadere taş atmaya bazen de cebrî bir kısım düşüncelere girmeye başlayabilirler.</p>
<p>Bunun aksi de söz konusu olabilir. Önemli başarı ve muvaffakiyetler elde eden, sürekli zaferler arkasında koşan ve hadiselerin hep istediği yönde cereyan ettiğine şahit olan insanlar da bir süre sonra, -gafil ve cahillerin lakırdıları olan- “yaptık, ettik, kurduk, başardık, tanzim ettik…” gibi bir kısım iddialarda bulunmaya başlayabilir ve böylece öncekilerin dalâlete düşmesi gibi bunlar da bir manada şirke girebilirler.</p>
<p>Peygamber yolunun yolcularına gelince onlar, muvaffak oldukları her başarıyı Allah’tan bilir, yaptıkları hizmetlerde kendilerinin istihdam edildiğini düşünür ve sürekli bütün güzelliklerin asıl sahibi Allah’a şükür ve hamd duygularıyla gerilirler. Onlar cüz’î iradeyi inkâr etmez ve onu, insana ait fiillerin ortaya çıkmasında şart-ı âdi plânında önemli bir sebep görürler ama tesir-i hakikîyi ona vermez, her şeyin yaratıcısının Allah olduğu hakikatini hiçbir şekilde unutmazlar. Dolayısıyla onlar, âdet-i sübhaniyenin gereği olarak insan iradesine gereği kadar nazar atfeder ama Allah’ın iradesini her şeyin üstünde görürler.</p>
<p>Efendimiz’in yaktığı meşalenin altında yürüyen tali’liler, sebep ve sonuçlar arasındaki uyumsuzluğa da takılmazlar. Onlar, hâdiseleri sadece zahirî yanlarıyla değerlendirmeyip işin arka plânını da nazar-ı itibara aldıklarından bu konuda da doğru hükümlere varabilirler. Bu açıdan onlara göre çok küçük sebeplere çok büyük neticelerin bağlanması, esasında Allah’ın büyüklüğünün bir alâmetidir. Öyle ki Rabbimiz, bazen bizim sadece el kaldırıp dua etmemizi bile bir sebep olarak kabul buyurup çok büyük şeyler yaratabilir. Mesela siz, “Allah’ım, yer ve gök ehli arasında bizim için bir sevgi vaz’ eyle!” diye dua edersiniz. Bir de bakarsınız ki bir dönemde sizin dünyanın dört bir yanına dağılmaya başlayan arkadaşlarınız, gittikleri ülkelerin dil ve kültürlerine ait ciddi bir eğitim almamış olmalarına rağmen, bir süre sonra oralarda hüsn-ü kabul görmeye başlarlar. Karşılaştıkları insanlar onlara kol-kanat gerer, onları bağırlarına basarlar. İşte böyle bir neticeyi, bizim ortaya koyduğumuz gayretlerle izah etmek mümkün değildir. Demek ki duaları kabul eden Rabbimiz, yapılan bu duaları karşılıksız bırakmamıştır.</p>
<p>Bütün bunları, diğer iman esasları hakkında da düşünebiliriz. Mesela bir insanın Peygamber yoluna tâbi olmadan nübüvvetle ilgili doğru ve dengeli mülâhazalara sahip olması mümkün değildir. Peygamberlik hakikatiyle ilgili peygamberlerin vaz’ etmiş olduğu disiplinlere uymadığı takdirde her zaman bu konuda mübalağa ifade eden bir kısım iddialarda bulunabilir. Bu hususta tefrit ehli bazıları tarafından onlar, -görevi, yalnızca kendisine inen kitabı insanlara ulaştırmak olan, kavlî-fiilî sünnetinin teşride bir yeri olmayan- hâşâ birer “postacı” gibi değerlendirilebilir. İfrat ehli başkaları ise Zât-ı Ulûhiyet’in kendisini ifade etmesi için peygamberlere ‘muhtaç’ olduğunu ileri sürebilir. Bu tür meseleler mütevatir habere bağlanmadığı, bir otoban olan Sünnet yolu terk edilerek patikalara girildiği sürece daha başka sapmalar da ortaya çıkabilir.</p>
<p>Allah’a nasıl kulluk yapılacağı, hangi amellerin O’nun katında ibadet, taat veya kurbet sayılacağı gibi mevzularda da peygamber öğretisi olmadan doğru tavrın belirlenmesi mümkün değildir. İnsan, bütün bu konularda vahyin aydınlatıcı tayflarına muhtaçtır. O, ibadetlerini, ancak dinin “taabbudî” emirlerine bağlı kaldığı takdirde Allah’ın istediği tarzda yerine getirebilir. Bu tür konularda aklın vereceği bir hüküm yoktur. İnsan, kendi başına yeni ibadet şekilleri ortaya koyamaz. Hatta o, Allah’a daha çok yaklaşma ve daha iyi kullukta bulunma adına Peygamberin talim buyurduğu ibadet şekillerinden daha ağırını ve daha meşakkatlisini ortaya koymuş olsa bile bunların ona hiçbir faydası olmayacaktır. Bilâkis o, bu tavrıyla Fatiha’da ifade edilen “dâllin (sapıtanlar)” ve “mağdûbîn (gazaba uğrayanlar)” zümresine dâhil olacaktır. Bu açıdan ne imana ne de İslâm’a ait meselelerde Peygamber yoluna tâbi olmadan hakikati bulmanın ve orada sabit-kadem kalmanın hiçbir yolu yoktur.</p>
<h3>Tiranların Yolu mu Peygamberlerin Yolu mu?</h3>
<p>Yönetim veya sosyal hayatla ilgili meselelerden de misal vermek gerekirse, mesela birileri herhangi bir kademede yönetici olduğu zaman aklına, tecrübesine veya iktidarına güvenerek kimseye danışma ihtiyacı duymadan kendi başına iş yapabilir. “Dediğim dedik” tavırlarla hareket edebilir. Kararlarında kendisini yanılmaz gibi görebilir. Egosu ve kibri kendisini başkalarıyla istişare etmekten alıkoyabilir. Böyle bir insan, mü’min bile olsa tiranların yolunu Peygamber yoluna tercih etmiş demektir.</p>
<p>Zira gözü semalar ötesinde, kulağı Cibril-i Emin’in getireceği mesajla irtibatlı ve vahiyle müeyyet bulunan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), her meselesini ashabıyla istişare etmiştir. O, hususiyle ashab-ı re’yle görüşmeden hiçbir meseleyi çevresine dayatmamıştır. Hatta zaman zaman kendisi farklı bir görüşte olmasına rağmen sırf istişare disiplinini oturtma ve sahabenin görüşüne değer verme adına kendi görüşünden vazgeçmiştir. Mesela O (sallallâhu aleyhi ve sellem), Müslümanlar açısından çok önemli olan Uhud Savaşı’nda sahabenin görüşüne göre hareket etmiş, kendisi savunma harbi yapma fikrinde olsa bile Uhud’a çıkmıştır.</p>
<p>Böyle önemli bir meselenin yanı sıra hurmaların aşılanması gibi basit bir mevzuda bile O, <span class="arabic">أَنْتُمْ أَعْلَمُ بِأَمْرِ دُنْيَاكُمْ</span> <em>“Siz dünyanızın işlerini daha iyi bilirsiniz.”</em> (Müslim, fezâil 141) diyerek sahabeyi hurmaların aşılanmasıyla ilgili uygulamalarında baş başa bırakmıştır. Daha doğrusu bu tür konularda bize bir terbiye öğretmiştir. Dolayısıyla zirvedekilerin çevresiyle istişare yaptıktan sonra, “Ben bu konuyu tekrar tekrar düşünmüştüm ve aklıma böyle gelmişti. Bunu da isabetli görmüştüm. Fakat yine de siz daha iyi bilirsiniz.” diyebilmeleri Peygamber yoluna uygun hareket tarzı olacaktır. Evet, bu yolun gereği, bir insanın, benliğinden ve enaniyetinden vazgeçerek başkalarının duygu ve düşüncelerine kendi duygu ve düşüncelerinin çok ötesinde saygılı olmasıdır.</p>
<p>İnsan daha başta hangi yolu takip edeceğini çok iyi belirlemelidir. Duygu ve düşünceleriyle, hâl ve hareketleriyle firavunların, zorbaların yolundan mı gittiğini yoksa Peygamber yolunu mu izlediğini sık sık gözden geçirmelidir. Bizce tutulup gidilmesi gerekli olan tek yol baştan enbiya-i izamın yolu, sonra da milimi milimine onları takip eden ve en üst seviyede temsil eden sahabenin yoludur.</p>
<h3>Peygamber Yolunun Kutlu Temsilcileri</h3>
<p>Hiç şüphesiz Peygamber yolunu en doğru anlayan ve en güzel şekilde temsil edenler Raşit Halifeler olmuştur. Müslümanlık en duru şekliyle arızasız olarak onlar tarafından temsil edilmiştir. Onun içindir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), <span class="arabic">عَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ </span><em>“Benim ve Râşit Halifeler’in (Benden sonra Benim yolumu, rüşd ve istikamet yolunu takip edenlerin) yolunu yol edinin. Bu yolu, azı dişlerinizle tutar gibi sımsıkı tutun.”</em> (Tirmizî, ilim 16; Ebû Dâvûd, sünnet 5; İbn Mâce, mukaddime 6) sözleriyle mü’minleri hem kendi Sünnetine tâbi olmaya hem de Raşit Halifelerin yolundan gitmeye çağırmıştır. Hatta meseleyi Arapça’da kullanılan <span class="arabic">عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ</span> deyimiyle ifade etmek suretiyle onların yoluna sımsıkı sarılmamızı ve asla bu yoldan ayrılmamamızı vasiyet etmiştir.</p>
<p>Başka bir hadislerinde ise Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), Sahabe efendilerimizin kıymetini, <span class="arabic">خَيْرُكُمْ قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ</span> <em>“En hayırlılarınız benim çağımda yaşayanlardır. Sonra onu takip edenler (tâbiîn), sonra da onları takip edenler (tebe-i tâbiîn) gelir.”</em> (Buharî, <em>şehâdât</em> 9; Müslim, <em>fedâilu’s-sahabe</em> 210) sözüyle ifade etmiştir. Eğer siz asırların en hayırlısında yaşayan insanları görmez ve onların yoluna tâbi olmazsanız, Peygamber yolunu doğru anlayamazsınız. Müslümanlığın doğru anlaşılıp doğru yorumlanmasının yolu, bu büyük zatların bu konudaki anlayışlarına müracaat etmek ve arızasız temsillerine bağlı kalmaktan geçer. Bu açıdan Raşit Halifelerin, Ehl-i Beyt’in ve ayırım yapmaksızın bütün Sahabe-i Kiram’ın sevdirilmesi ve onların yolunun nazara verilmesi çağımızın mürşitleri ve inanan insanları için çok önemli bir vazifedir.</p>
<p>Sahabeden sonra ise Peygamber yolunun en güzel temsilcileri mezhep imamları başta olmak üzere selef uleması olmuştur. Dini doğru anlamadan başka hiçbir dertleri olmayan bu büyük zatlar neyin nasıl yorumlanması gerektiğini izah etmişler ve nasların nasıl anlaşılacağına dair çok önemli disiplinler ortaya koymuşlardır. İnsanlığın İftihar Tablosu, insanlığı aydınlatmak için fevkalâde bir donanımla gönderildiği gibi, özellikle İmam Ebû Hanife, İmam Mâlik, İmam Şafiî ve İmam Ahmed İbn Hanbel de bir yönüyle özel donanımlı olarak yaratılmışlardır. Onlar sayesinde dinî mevzularda hiçbir şey muğlak kalmamıştır. Din, onlar sayesinde sahabenin anladığı gibi bize intikal etmiştir. Dolayısıyla Peygamber yolunun anlaşılmasında ve yaşanmasında onların da çok önemli hizmetler yaptıkları iyi bilinmeli, onlara saygıda kusur edilmemeli ve bu büyük müçtehitlerin güzergâhı terk edilmemelidir.</p>
<p>Fakat bu demek değildir ki siz, içinde yaşadığınız çağın şartlarını hesaba katmayacaksınız; konjonktüre bağlı meselelerle dinin aslına dayanan hükümleri birbirinden ayırmayacaksınız. Bilakis, zamanın rüzgârını da arkanıza alacak, temel disiplinlere bağlı kalmak şartıyla onun ortaya koyduğu tefsirden istifade edeceksiniz. Gerektiğinde formatla oynayacaksınız; o dönemde meydana gelen hâdiselerden önemli ilke ve prensipler çıkararak bunları, yaşadığınız çağın şartlarına uygun olarak hayata geçireceksiniz.</p>
<p><strong>Kaynak:Dert Musikisi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-yolu/">Peygamber Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 May 2021 14:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeis, Sizi Teslim Almasın! Uhud’da ve ondan dört ay sonra aynı hafta içinde verilen seksene yakın şehide rağmen ashab-ı kiram asla ümitsizliğe düşmemiş ve yılgınlığa kapılmamıştı. Zira onlar Uhud’un hemen&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeis, Sizi Teslim Almasın!</strong></p>
<p>Uhud’da ve ondan dört ay sonra aynı hafta içinde verilen seksene yakın şehide rağmen ashab-ı kiram asla ümitsizliğe düşmemiş ve yılgınlığa kapılmamıştı. Zira onlar Uhud’un hemen akabinde gelen ayetlerde kendilerine verilen ilkeleri, duygu, düşünce ve hayatlarına hâkim kılmış ve temel hareket stratejisi olarak benimsemişlerdi: <strong>“Zorluklar karşısında gevşeyip asla yılgınlığa düşmeyin, bu uğurda başınıza gelebilecek acı olaylardan ötürü üzüntüye de kapılmayın. Zira eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.”</strong><span id="easy-footnote-1-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-1-5697" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Müslümanları hem teselli eden hem de durum ne olursa olsun gevşememeleri gerektiğini ders veren bu ayet, bir de asla gam ve kedere esir düşmemelerini de talim buyurur. Zira mağlubiyetten daha kötüsü, insanın bütünüyle karamsarlığa teslim olmasıdır. Üzüntü, keder ve ümitsizliğin esir aldığı ruhlar kısa zamanda köleleşir ve bir türlü yeniden derlenip/toparlanmaya imkân aramaz ve cesaret bulamazlar. Onun için Allah Resûlü, dualarında “<strong>Allah’ım! Her türlü tasa, kaygı, endişe ve üzüntüye esir düşmekten Sana sığınırım. Yine çaresi olan meselelerde acze teslim olmaktan ve tembellik göstermekten Sana sığınırım. Her türlü korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Yine borç yükü altına girip ezilmekten ve insanların zulüm ve kahrından da sana sığınırım.”</strong><span id="easy-footnote-2-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-2-5697" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurur ve bunların her birinden kurtulmak için Rabb’e sığınılması gerektiğini ders verir.</p>
<p>Müslümanlara aynı zamanda müjde de veren bu âyet, bir taraftan onları kaldıkları yerden başlamaya davet ve teşvik ederken diğer yandan da <strong>“…Eğer gerçekten inanıyorsanız eninde sonunda üstün gelecek sizlersiniz.” </strong>buyurarak, durum ve hal ne olursa olsun Allah’a dayanmaları gerektiğini ders verir. Bunun yanında, başka ayetlerde Hak ile bâtıl mücadelesinde değişmeyen ilahî kanuna da (sünnetullah) dikkat çeker: <strong>“Allah, kader kitabına şunu yazmıştır ki ‘Ben, mutlaka üstün geleceğim, elçilerim de! Şüphesiz Allah çok güçlüdür ve mutlak galiptir.”</strong><span id="easy-footnote-3-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-3-5697" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Dolayısıyla bu tür imtihanlarda hemen yese kapılıp yılgınlığa düşenler asıl o zaman kaybeder ve kaybettirirler.</p>
<p>Allah için sabır, azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edenler de ilahi inayete mazhar olurlar. Nitekim Uhud’un ertesi günü sabah namazından sonra Allah Resûlü, “Dün Uhud’da bizimle beraber olanlar, Mescitte toplansın. Düşmanı takibe çıkıyoruz.” buyurduğunda hem ağır yaralı hem de çok yorgun olmalarına rağmen kimse gazveden geri kalmamıştı. Kur’an’ın takdir ettiği büyük bir iman ve teslimiyetle gittikleri seferden Uhud’da yaşanan muvakkat sarsıntıyı, zafere dönüştürmüş ve Medine’ye düşmanın karşılaşmaya cesaret edemediği muzaffer bir ordu olarak girmişlerdi. Kur’ân onların bu duruşlarını da takdir sadedinde şöyle ifade buyurur:</p>
<p><strong>“O inananlar ki, Uhud savaşında ağır bir yara almış olmalarına rağmen, Allah’ın ve Peygamberin çağrısına gönülden icabet edip düşmanı takip edenlere; hele onlardan ihsan şuuruyla yaşamaya devam eden takva sahiplerine, Rab’leri katında büyük ödül vardır. Onlar öyle yürekten inanmış kimselerdir ki, düşman yurdundan haber getiren bazı kötü niyetli insanlar, kendilerine: ‘Düşmanlarınız size karşı büyük bir ordu hazırlamış, o halde onlardan korkun da, Allah yolunda cihadı terk edin. Resûlüllah’ı yalnız bırakın!’ dediklerinde, bu tehditkâr sözler, o yiğitleri yıldırmak şöyle dursun, aksine onların imanını artırır ve şöyle derler: ‘Bütün tehlike ve korkulara karşı bize Allah’ın yardımı yeter! O, ne güzel yardımcı ve ne güvenilir vekildir.”</strong><span id="easy-footnote-4-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-4-5697" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<p>Onlar bu şekilde sağlam durunca müşrik ordu, karşılarına çıkmaya bile cesaret edemedi. Sonuçta Kur’ân’ın beyanıyla hepsi de en büyük mükafat olan Allah’ın rızasını elde ettiler: <strong>“Allah’ın lütuf ve inayeti sayesinde başlarına hiçbir kötülük gelmeden sağ-salim yurtlarına geri döndüler. En önemlisi de böylece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış oldular. Hiç şüphesiz Allah, müminlere karşı son derece cömert, son derece lütufkârdır.</strong>“<span id="easy-footnote-5-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-5-5697" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p><strong>Yardım Sadece Allah’tandır!</strong></p>
<p>Uhud’da indirilen ayetlerde verilen bir ders de hakiki tevhid dersidir. Mü’minler <strong>“Sadece Allah’a ibadet eder ve yardımı sadece O’ndan isterler.”</strong><span id="easy-footnote-6-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-6-5697" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> İslam’da yardım ve zafer sadece O’nun katındandır. Bunu şahıs ya da sebeplere vermek tehlikeli bir yanılgıdır: <strong>“Allah, size yardım ettiği sürece, sizi hiç kimse yenemez. Fakat bir de sizi yüzüstü bırakacak olursa, size O’ndan başka kim yardım edebilir? Öyleyse inananlar, yalnızca Allah’a dayanıp güvensinler.”</strong><span id="easy-footnote-7-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-7-5697" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> <strong>“Nitekim Sen, hani müminlere ‘Allah’ın size üç bin melekle yardım etmesi yetmez mi?’ diyordun. Evet Allah, elbette inananlara yardım edecektir! Eğer siz mücadelenin hakkını vererek sabreder ve ilahi emir ve yasaklara riayet eder ve ordunun disiplinini bozacak davranışlardan sakınırsanız, düşmanlarınız size hemen saldıracak olsa bile Rabbiniz, akın akın gelecek beş bin melekle size yardım edecektir. Allah, bu yardım va’dini sırf size bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla güven bulsun diye yaptı. Şunu iyi bilin ki yardım, her zaman Azîz ve Hakîm olan Allah’tan başka kimseden gelmez.”</strong><span id="easy-footnote-8-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-8-5697" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Buna göre Allah, bütün işlerin sonuçta kendisine döndüğünü, karar kaynağının sadece kendisi olduğunu, melekleri indirmesinin de müminler için bir müjde olması, kalplerine bir güven vermesi ve bu sayede onların sebatını artırmaya mebni olduğunu ifade eder. Yardımın ve zaferin ise doğrudan doğruya ancak kendi katından olduğunu, bunun için her kadar O’nun herhangi bir vasıta, sebep ve araca ihtiyacı olmasa da mü’minlerin üzerlerine düşen vazifeleri -mücadelenin hakkını vererek sabretme, ilahi emir ve yasaklara riayet etme, ordunun disiplinini bozacak davranışlardan kaçınma- hakkıyla yerine getirmeleri ilahi inayetin kendilerine ulaşması için hayatidir. Aslında bu, tevhid düşüncesinin iyice yerleştirilmesi adına Kur’ân’ın üzerinde durduğu ana konulardan da birisidir. <strong>“…Bütün işleri O, yönetir…”</strong><span id="easy-footnote-9-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-9-5697" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> <strong>“Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın dediğine varır/nihai kararı daima O verir. Öyleyse sen sadece O’na kulluk yap ve sadece O’na dayanıp güven! Rab’bin yaptıklarınızdan/yapmakta olduklarınızdan asla habersiz değildir.”</strong><span id="easy-footnote-10-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-10-5697" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla mü’minler maddî-manevî gerekli hazırlıklarını yapıp tedbirlerini aldıktan sonra <strong>“… yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”</strong><span id="easy-footnote-11-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-11-5697" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Hatta bu gerçeği hakkalyakîn yaşadıkları Bedir günü de onlara özellikle hatırlatılır: <strong>“Müşrikler karşısında çok zayıf ve güçsüz iken Allah size yardım etti…”</strong>[Âl-i İmrân Sûresi, 3/123[/note] Kur’ân’da farklı ifade ve tekid yöntemleriyle tekrarlanan bu mana, gönüllerde yakîn hasıl edecek şekilde yerleştirilmeye çalışılır. Böylece mü’minler, ilahî emir gereği, kusursuz olarak esbabı yerine getirseler de sebeplere asla güç ve kuvvet atfetmemeleri, asıl yüzlerini Müsebbibu’l-esbaba yönlendirmeleri gerektiği açıkça belirtilir. Bir ömür boyu da tevhide ait bu dengeyi gözetmeleri kendilerinden istenir.</p>
<p>Hülasa inananlar Hakka sahip çıkma hususunda kendilerine düşen sorumlulukları yerine getirirlerse Allah da onlara yardım eder: <strong>“Ey iman edenler! Siz Allah’ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve ayaklarınızı yere sağlam bastırır.”</strong><span id="easy-footnote-12-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-12-5697" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bu gayret ve duruşla O, her alanda mü’minlerin gücünü artırır, itibarını yükseltir ve hiçbir zaman insî-cinnî şeytanların ayaklarını kaydırmasına müsaade etmez. Allah (celle celaluhu), “Düşmanlıkta başı çeken <strong>inkarcıları imha etmek veya onları bozguna uğratıp eli boş bir halde geriye çevirmek için size </strong>her türlü <strong>yardımını</strong> <strong>gönderir.”</strong>[Âl-i İmrân Sûresi, 3/127[/note] ayetinin hükmünce onları muzaffer kılar. Bunun bir örneği olarak, Bedir’de, müşrik ordusu karşısında sabredip mücadelenin hakkını verince ashab-ı Bedr’in nasıl ilahi inayete mazhar oldukları üzerinde özellikle durulur.<span id="easy-footnote-13-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2/#easy-footnote-bottom-13-5697" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/139</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebu Davud, Salat 367 (1555)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mücadile Sûresi, 58/21; Mü’min Sûresi, 40/51,52; Yunus Sûresi, 10/103</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/172, 173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/174</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Fatiha Sûresi, 1/4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/160</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/124-126</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ra’d Sûresi, 13/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hûd Sûresi, 11/123</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/122</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Muhammed Sûresi, 47/7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5697" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Enfal Sûresi, 8/9-12</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/uhud-ve-kuranin-cizdigi-yol-haritasi-2-dr-selim-koc/">Uhud ve Kur’ân’ın çizdiği yol haritası (2) | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2021 12:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü, Kâbe’yi tavaf ediyordu. Bu esnada Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinden Velîd İbn-i Muğîre, Âs İbn-i Vâil, Esved İbn-i Abdilmuttalib ve Ümeyye İbn-i Halef de metâf alanına girmiş ve O’na&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/">Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Resûlü, Kâbe’yi tavaf ediyordu. Bu esnada Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinden Velîd İbn-i Muğîre, Âs İbn-i Vâil, Esved İbn-i Abdilmuttalib ve Ümeyye İbn-i Halef de metâf alanına girmiş ve O’na yaklaşmaya başlamışlardı. Genel tavırlarından yeni bir teklifte bulunacakları da belliydi. Nitekim O’nu durdurmuş ve konuşmak istedikleri bir mesele olduğunu söylemişlerdi. Allah Resûlü “Buyurun! Sizi dinliyorum!” deyince aralarından söz alan Velîd konuşmaya başladı: “Ey Muhammed! Gel, aramızda ortak bir yol bulalım. Biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptıklarımıza tap. Böylece sen de biz de bütün işlerimizde ortak oluruz. Getirdiklerin hayırlı şeyler ise biz de o hayırdan istifade etmiş oluruz. Eğer bizim inançlarımız daha hayırlı ise sen de payını almış olursun!”</p>
<h4><strong>Teklif Karşısında Allah Resûlü’nün Duruşu  </strong></h4>
<p>Allah Resûlü’nü iman davasından bir şekilde vazgeçirmeye çalışan Mekkeli müşrikler, kendilerine göre çok isabetli bir çözüm üretmişlerdi. Artık Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bu tekliflerini ortada bırakamazdı. Zira ortaya üzerinde uzlaşılabilecek her iki tarafı da memnun edecek “makul” bir öneri de bulunmuşlardı. Ancak sonuç hiç bekledikleri gibi olmadı. İslam’ın sadece Allah’a ibadet ilkesinden taviz koparmak için sinsice planlarla yanaşan bu insî şeytanlara karşı Allah Resûlü, yine tebliğ öncelikli yaklaştı. Onların bu teklifini, Rabbini onlara tanıtmaya bir fırsat ve vesile olarak değerlendirdi ve kendilerine şu ayetleri okuyarak cevap verdi:</p>
<p>“Her şeyi yaratan Allah’tır. Her şey O’nun tasarruf ve yönetimindedir. Göklerin ve yerin hazinelerinin anahtarları O’nun nezdindedir. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler var ya işte asıl hüsrana, en büyük kayba uğrayanlar onlardır. Ey cahil topluluk! Böyle iken siz hangi akılla/mantıkla Allah’tan başkasına ibadet etmemi teklif ediyorsunuz? Halbuki bana da benden önceki peygamberlere de şu gerçek vahyolunmuştur ki: ‘İyi dikkat et! Allah’a ortak koşarsan yaptığın bütün makbul ameller boşa gider ve sen ahirette kaybedenlerden olursun. Bilakis, sen yalnız Allah’a kulluk et ve O’na şükredenlerden ol! Fakat onlar Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na layık tazimi gösteremediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler alemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hakimiyet sahibi olan Allah, sizin uydurduğunuz ortaklardan münezzehtir.”<span id="easy-footnote-1-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-1-5678" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> “Elbet ben, hele de Rabbim’den bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim. Ben kendimi Alemlerin Rabbine teslim etmekle emrolunmuş bulunmaktayım ve zaten daha önce de asla şirke bulaşmadım.”<span id="easy-footnote-2-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-2-5678" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p><strong>Cebraîl Yeni Bir Sûreyle Geliyor!</strong></p>
<p>Allah Resûlü’nün verdiği cevap açık ve netti. Ancak onlar bunu bir türlü anlamıyor ya da anlamak istemiyorlardı. O’nu azıcık da olsa şirke bulaştırmak ve bununla Müslüman toplumun ve İslam’a yakın duranların zihinlerini karıştırmak, yeni bir fitne çıkarmak istiyorlardı. Onun için aldıkları bu cevap karşısında memnun kalmadılar. Ancak yine de pes etmemişlerdi. Çok geçmeden tekliflerini yeniden revize edip gündeme getirdiler: “O zaman ya Muhammed! Gel, bir sene biz senin ilahına tapalım bir sene boyunca da sen bizim ilahlarımıza tap. Bunu da yapmazsan o zaman en azından gel, sen bizim ilahlarımızdan birine el sür ve tazimde bulun ki biz de seni tasdik edelim.”</p>
<p>Allah Resûlü, kendisine yapılan bu tekliflere gerekli ve yeterli cevabı vermişti. Ancak o esnada Cebrail de (aleyhisselam) inmiş ve kendisine müstakil bir sûre getirmişti. Gelen vahiy hem geçmişi özetliyor hem gelecekte de onlarla aynı inanç ve ibadet çizgisinde bulunamayacağını ifade ediyor hem de onlara yeni bir teklif de bulunuyordu: <strong>“(Ey Resûlüm! Onlara) de ki: ‘Ey</strong> (Allah’tan gelen gerçekleri duymayan/anlamayan ve onları örtbas etmek isteyen) <strong>inkarcılar! Ben, sizin taptıklarınıza asla ibadet etmem. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz. </strong>(O halde boşuna ümitlenmeyin!); <strong>Ben de sizin taptıklarınıza asla ibadet edecek değilim. </strong>(Zaten bu inkârcı tavrınızdan, inadınızdan, kibir ve gururunuzdan da vazgeçmedikçe) <strong>siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.</strong> <strong>O halde </strong>(gelin! Aramızda yeni bir karara varalım.) <strong>Sizin dininiz size, benim dinim bana ait </strong>(olsun.)<strong>“</strong><span id="easy-footnote-3-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-3-5678" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Ancak onlar, içinde din ve vicdan hürriyetini de barındıran böyle bir teklifi hem beklemiyorlardı hem de bu hiç işlerine gelmemişti. Allah Resûlü’ne cevaben bir şey diyemeden sessizce yanından ayrılmışlardı.</p>
<h4><strong>Allah Resûlü’nden Sağlam Duruş ve Tevhit Dersi</strong></h4>
<p>Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), onların bu teklifleri karşısında sağlam bir duruş sergilemiş ve bu ayetlerle onlara tam bir ihlas ve tevhit dersi vermiş adeta şöyle seslenmişti: “Ben bir Müslümanım. Bir elime ayı, bir elime güneşi de verseniz, sizin taptığınız ve beni de kulluğuna çağırdığınız o sahte ilahlara asla ibadet etmeyi düşünmem. Nitekim siz de benim kulluk ettiğim sonsuz ilim, hikmet, kudret ve merhamet sahibi, eşi ve benzeri, ortağı bulunmayan, âlemlerin yegâne Mâlik’i, Rabb’i, yöneticisi ve ilahı olan O zat-ı zülcelâle ibadet etmezsiniz. O halde boş yere kendinizi yormayın ve benden bu hususta taviz koparabileceğiniz vehmine kapılmayın. Sizin de bildiğiniz gibi Ben, taptıklarınıza geçmişte de tapmadım, tapmıyorum ve ebediyen de tapacak değilim. Siz de bu küfür ve inhirafınızda devam ettiğiniz sürece asla benim kul olduğum Allah’a kulluk yapmazsınız. Zira size göre dinî, içtimaî, iktisadî ve idarî alanlarda Allah’tan başka sözü dinlenecek ve kendisine kulluk yapılacak nice ortaklar/putlar var. Halbuki Benim ilahım birdir. O’nun eşi, dengi, benzeri, ortağı, yardımcısı yoktur. Allah, Samed’dir. Her şey O’na muhtaçtır, fakat O, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Bütün canlıları besleyen, terbiye eden, yöneten ve yönlendiren, Kendisine kulluk yapılmaya layık tek Zât O’dur.”<span id="easy-footnote-4-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-4-5678" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Nitekim bu sûre, İhlas sûresinin muhtevasıyla çok irtibatlı olduğundan dolayıdır ki ikisine birden “İhlâseyn” de denilmiştir. Allah Resûlü’nün, bu iki sureyi sabah ve akşam namazlarının sünnetlerinde, vitir ve tavaf namazında sıkça okuması da bunu göstermektedir.<span id="easy-footnote-5-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-5-5678" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<h4><strong>Allah Resûlü’nden, Din ve Vicdan Hürriyeti Teklifi </strong></h4>
<p>Allah Resûlü, kendisine bu teklifi yapanlara bu ayetleri okuyup son mesajını verirken <strong>“</strong>(Öyleyse gelin!) <strong>Sizin dininiz size, Benim dinim Bana ait olsun.” </strong>buyurmuştu. Bu aslında onlara yeni bir teklifti. Zira bu ifade, o güne kadar Mekke’de hiç kimsenin seslendirmediği çok önemli bir hususu içinde barındırıyordu: Din ve vicdan hürriyeti. Allah Resûlü bu ayetle onlara “Gelin! Birbirimize dini inanç ve pratiklerimizi dayatmayalım. Herkesin, dinî inançlarını özgürce yaşamasına müsaade edelim. Herkes, birbirlerinin temel dinî ve insanî hak ve hürriyetlerine saygılı olsun. Bu anlamda Mekke’yi din ve vicdan hürriyetinin beşiği haline getirelim. Kimse inançlarından dolayı baskıya maruz kalmasın. Bu şehri birlikte, dinî özgürlükler açısından bütün toplumlara örnek bir merkeze dönüştürelim.” teklifinde bulunmuştu.</p>
<p>Her defasında onlar bu tür isteklerle geldiklerinde Allah Resûlü de bu teklifini yeniliyordu. Zira farklı zamanlarda nazil olan ayetler, Allah Resûlü’ne “din ve vicdan hürriyeti” ilkesinin yerleştirilmesi adına telkinlerde bulunuyordu:</p>
<p><strong>“Buna rağmen yine de seni yalanlayıp kaba kuvvet ve zorbalıkla sesini kısmaya kalkışırlarsa, o zaman onlara de ki: ‘Bakın, ben hiç kimseyi iman etmesi için zorlamıyorum, siz de bizim inancımıza müdahale etmeyin. Öyle ya, benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da size aittir. Eğer ben bir yalancıysam, bunun sonuçlarına katlanacak olan benim; yok eğer sizler hakikati inkâr eden kimselerseniz, bunun zararı da bana değil, sizlere dokunacaktır. Çünkü siz benim yaptıklarımdan sorumlu olmadığınız gibi, ben de sizin yapıp-ettiklerinizden sorumlu değilim.”</strong><span id="easy-footnote-6-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-6-5678" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> <strong>“…Ey İnsanlar! Eğer benim dinimden herhangi bir şüphe içindeyseniz, şunu bilin ki ben sizin Allah’tan başka taptıklarınıza ibadet etmem. Ben ancak (sizin de benim de) canımı alacak olan Allah’a kulluk ederim. Zira bana, müminlerden olmam emredildi.”</strong><span id="easy-footnote-7-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-7-5678" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> <strong>“De ki: ‘Bizim işlediğimiz herhangi bir suçtan, siz sorguya çekilecek değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorguya çekilmeyeceğiz.’ Ve De ki: ‘Kaldı ki Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda en doğru bir şekilde hükmünü verecektir. Çünkü O, hükmünü adaletle verip gerçeği ortaya çıkaran ve her şeyi hakkıyla bilendir.”</strong><span id="easy-footnote-8-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-8-5678" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p>Hatta Kur’ân, Medine döneminde bile benzeri tekliflerde bulunanlara karşı asla taviz vermediği gibi taşkınlık yapıp haddi aşan kimseler karşısında Müslümanlara, üsluplarını bozmamayı, sulh çizgisini korumayı ve herkesi kendi konumunda kabul etmeyi ders vermişti: <strong>“(Kâmil Müminler), ‘Boş ve yararsız olan sözü/manasız teklifi’ işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: ‘Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz sadece cahillerin düştüğü yanlışa düşmek istemeyiz.’ derler.”</strong><span id="easy-footnote-9-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-9-5678" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Müşrikler bu teklife cevab-ı sevap vermese de Kur’ân, Allah Resûlü’ne doğru bildiği yolda emin adımlarla yürümesini telkin etmiş, onlarla faydasız tartışmaya girmemesini öğütlemişti: <strong>“</strong>(Ey Nebim!) <strong>O halde sen durmadan herkesi Hakka davet et ve sana emredildiği tarzda dosdoğru ol! Sakın onların keyiflerine/tekliflerine uyma ve şöyle de: ‘Allah hangi kitabı indirmişse ben ona inandım. Hem bana, aranızda adaletle davranmam emri verildi. Allah bizim de sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimizin sorumluluğu bize, sizinkilerin ki ise size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışmaya gerek yoktur. </strong>(Nasıl olsa)<strong>Allah </strong>(ahiret günü)<strong>bizi bir araya getirip-toplayacaktır. </strong>(Sonuçta)<strong>hepimiz O’nun huzuruna götürüleceğiz </strong>(O herkesin hesabını bizzat görecektir.)<strong>“</strong><span id="easy-footnote-10-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-10-5678" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>Dinde Zorlama Kabul Edilemez! </strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Mekke’de daha ilk günlerden itibaren müşrikleri davet ettiği din ve vicdan hürriyeti uygulamasını, Medine’de de aynen devam ettirmişti. Zira Kur’ân’ın beyanları Medenî ayetlerde de bu istikamette nazil olmuştu. Bu hususta nazil olan son ayette durum çok net ve açıktı: <strong>“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol sapkınlıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağûtu </strong>(yani Allah’ın yerine konan putları ve emsallerini)<strong>reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.”</strong><span id="easy-footnote-11-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-11-5678" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla O, davet metodolojisinde hak ve hakikati bütün gerçekliğiyle izah ederken muhataplarının akıl, mantık ve duygularına birlikte hitap ediyor, sonuçta tercihi onların hür iradelerine bırakıyordu. Kimseye inanması için baskı yapmıyor yapılmasına da müsaade etmiyordu. Zira din, ilim, iman, ahlak ve salih amelden oluşan bir bütündü. Bir kimseye zorla bilgi verilebilir fakat zorla iman ahlak ve salih amel kazandırılamazdı. İman, kalbin hür olarak tasdiki ve o istikamette insanın gönülden isteyerek inancına göre şekillenmesiydi. Nitekim İslam itikadına göre baskı karşısında iman edenin imanı makbul olmadığı gibi onun bu sözlerine güvenmek de mümkün değildir. Bu yönüyle dinin özü ihlas yani Allah rızası için samimâne inanmak ve yaşamaktır. Kur’ân’ın bu hususta Allah Resûlü’ne emri açıktır:<strong>“Bana, din ve ibadetimi yalnız Allah’a has kılarak gönülden O’na kulluk etmem emredildi.”</strong><span id="easy-footnote-12-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-12-5678" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü de tebliğ ve davet vazifesinde hiç kimseyi inanması için zorlamamış hatta ashabına da böyle bir şeye müsaade etmemiştir: Hicretten önce, çocukları doğduktan sonra yaşamayan Ensâr’dan bazı aileler, çocukları yaşarsa onları ehl-i kitabın dinine girmek üzere adardı. Bu sebeple Ensâr çocuklarının bir kısmı Yahudi ve hristiyanlık dinine girmişti. Ensâr’dan bu tür çocukları olanlar “Biz vaktiyle bunların dinlerini, bizim dinimizden daha üstün görürdük ve çocuklarımızı onun için o yola sevk ederdik. Madem ki şimdi İslam geldi, her halde bizim bunları almamız ve Müslümanlığa girmeye zorlamamız hakkımızdır.” demeye başladılar. Hatta Husayn adında Ensar’dan birinin iki oğlu, Sâlim İbn-i Avfoğulları’nın yanındaydı. Şam tüccarlarının da telkiniyle Hristiyanlığa girmişlerdi. Babaları onları yakalamış ve “Vallahi, Müslüman olmadan sizi bırakmam!” diye sıkıştırmıştı. Onlar da bu durumdan rahatsız olmuş ve durumu Resûlüllah’a sormak için huzura gelmişlerdi. Baba, haklı olarak “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar benim ciğerparelerim! Onlar ateşe doğru giderken ben seyirci kalamam!” demişti. Vakayı dinleyen Allah Resûlü’ne ise “Artık dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapkınlıktan, hak yol batıl yoldan kesin çizgilerle ayrılmıştır.”  ayeti nazil olmuş ve O da “Onları kendi tercihleriyle baş başa bırak!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-13-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-13-5678" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Zira Kur’ân’ın beyanıyla <strong>“… Size Rabbinizden, hakikatin ta kendisi olan Kur’an geldi! Artık dileyen ona iman etsin, dileyen inkâr etsin…”</strong><span id="easy-footnote-14-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-14-5678" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> deyip meseleyi hür iradelere bırakmak temel ölçü olarak alınmalıydı.</p>
<p>Kur’ân, son peygamber olarak Allah Resûlü’ne tebliğde yol gösterirken <strong>“O halde (Resûlüm!) sen onlara öğüt ver/irşada devam et. Çünkü senin görevin sadece öğüt verip düşündürmektir. Yoksa sen onların üzerinde zorlayıcı olarak görevli değilsin.”</strong><span id="easy-footnote-15-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi/#easy-footnote-bottom-15-5678" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> buyurmuş ve vazifesinin baskı değil sadece tebliğ ve irşat olduğunu kendisine talim buyurmuştur. Dolayısıyla O’nun sünnetine tabi olan ümmetinin de tebliğ, davet ve eğitim adına kıyamete kadar takip edeceği yol da baskı değil hak ve hürriyetlere saygı, din ve vicdan özgürlüğü, sevgi, şefkat, mülâyemet, merhamet ve adalet olmalıdır. Aksi takdirde dinî tebliğ ve eğitimde yöntem olarak zorlama ve baskıyı kullananlar sonunda İslam’a ve İslâmî değerlere karşı nefretin oluşmasına sebebiyet vereceklerdir ki bu da hem dine hem de insanlığa hizmet değil büyük bir zarardır.</p>
<h4><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></h4>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zümer Sûresi, 39/62-67</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mümin Sûresi, 40/66</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kâfirûn Sûresi, 109/1-6</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İhlas Sûresi,112/1-4</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Salâtu’l-Müsafirîn 15/98 (726); Tirmizî, Salât 192 (417); İbn Mâce, İkâmetu’s-salât 102 (1148, 1149)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yunus Sûresi, 10/41</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Yunus Sûresi, 10/104</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Sebe’ Sûresi, 34/25, 26</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kasas Sûresi, 28/55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şûra Sûresi, 42/15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 3/256</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zümer Sûresi, 39/11. Ayrıca bkz. Mü’min Sûresi, 40/14; Beyyine Sûresi 98/5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Kurtûbî, Âlûsî ve İbn Âşûr, Bakara 256. ayetinin tefsirleri.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Kehf Sûresi, 18/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5678" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ğâşiye Sûresi, 88/21,22</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/tuzak-teklifler-ve-efendimizin-din-ve-vicdan-hurriyeti-acilimi-dr-selim-koc/">Tuzak teklifler ve Efendimiz’in din ve vicdan hürriyeti açılımı | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 16:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak ve Hakikati İkâme Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de hakkı ikâme etmekti. Onlar, çerçevesi şahsi çıkar hisleri ile örülü Cahiliye kültürü içinde hayata gözlerini açmış; zulüm ve haksızlığın her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hak ve Hakikati İkâme</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de hakkı ikâme etmekti. Onlar, çerçevesi şahsi çıkar hisleri ile örülü Cahiliye kültürü içinde hayata gözlerini açmış; zulüm ve haksızlığın her türlüsünü duymuş, görmüş ve yaşamışlardı. Fert, aile, toplum ve idare adına hak ve hürriyetlere saygının, muamele ve münasebetlerde adaletin ve güzel ahlakın, nasıl hayati bir ihtiyaç olduğunu çok iyi idrak etmişlerdi. Nitekim Kur’ân da onlara hakkı tutup kaldırmayı adres göstermiş; hüsrana uğramamanın bir yolunun da hakkı tavsiye ve bu yolda karşılaşılan zorluklara tahammül olduğunu haber vermişti: “Zaman hakkı için: İnsanlar hüsranda. Ancak şunlar müstesna: İman edip yararlı işler yapanlar bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.”<span id="easy-footnote-1-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-1-5669" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<p>Her hususta örnek aldıkları Allah Resûlü de hak ve hakikati ikame etmeyi, varlık gayesi edinmiş; onların gözleri önünde canı pahasına bunun mücadelesini veriyordu. Hatta O (aleyhissalâtu vesselâm), yirmi bir yıl süren bu çok zorlu ve tehlikeli mücadelenin ardından müşriklerin elinde zulüm ve haksızlıkların kalesi haline gelen Mekke’ye girerken dilinde “Hak geldi; batıl zail oldu!”<span id="easy-footnote-2-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-2-5669" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> ilahi beyanı vardı. O, sık sık konuşmalarında sözü, hakkı tutup kaldırmaya getiriyor ve bunu, imanın bir derinliği ve göstergesi olarak takdim ediyordu: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.”<span id="easy-footnote-3-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-3-5669" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü ile tattıkları hak ve hakikatleri, korumak, yaşamak ve yeryüzünün bütün muhtaç coğrafyalarına ulaştırmak, Asr-ı Saadet gençlerinin en temel hedefleri arasındaydı. Bundan dolayı şahsi hayatlarında bu hususlarda kılı kırk yararcasına hassas ve dengeli hareket ediyorlardı. Hakka saygı duyuyor ve kimsenin hukukunu çiğnemiyorlardı. Diğer taraftan zulüm ve haksızlıklara, batıla seyirci kalmayı, manevî değerlerine ihanet kabul ediyor ve vakit kaybetmeksizin hakkı ikamenin peşine düşüyorlardı. Hal böyle olunca her gün ayrı bir yerden çığlık yükseliyor ve onlar, soluğu oralarda alıyorlardı. Hatta hakkın ikâmesi uğrunda birbirleri ile de karşı karşıya gelmeye çekinmiyorlardı. Çünkü onlar, bu mücadeleyi, dün Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te babalarına, amcalarına, dayılarına kısacası en yakın akrabalarına karşı yürütmüşlerdi.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin İnşasına ve İnkişafına Katkı Sunma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de vahiy ile planı ve projesi çizilen ve Allah Resûlü ile hayata taşınan, insanlığı hem bu dünyada hem de ahirette felaha ve salaha kavuşturmayı hedefleyen İslam medeniyetinin inşasında aktif rol almaktı. Kur’ân, yokluk dönemlerinde işi omuzlayan ilklerle arkadan gelenlerin, Allah katında ve sevap noktasında bir olmadığını/olamayacağını haber veriyor ve onların bu konudaki ideallerini besliyordu. Bundan dolayı Mekke döneminde yaşadıkları onca baskıya, şiddete, zulüm ve haksızlığa rağmen asla O’nun yanından, yolundan ve istikametten ayrılmamışlardı. Medine döneminde ise bütün korku ve endişelerine rağmen İslam’ı ve İslam’a ait her şeyi yok etmek için saldıran ordular karşısında hep dik ve metin durmuşlardı. Çünkü onlar, İslam medeniyetinin inşası adına O’nun yoluna baş koymuşlardı.</p>
<p>Onlar, bu ideallerini gerçekleştirme adına asla boş durmamış; hemen hepsi bu uğurda yapılan en küçük işlerden en büyük hamlelere kadar elinden gelen maddi manevi her türlü katkıyı sunmaya çalışmışlardı. Yeri gelmiş ellerine kalem, yeri gelmiş kazma ve kürek, yeri gelmiş kılıç ve mızrak almış; taş taşımış, harç karmış ve her türlü infakta bulunmuşlardı. Allah Resûlü de bu yolda hem sözlü hem de fiili olarak onların heyecanlarını kamçılamış; iltifat, takdir ve dualarıyla kendilerine destek olmuştu.</p>
<p>Mesela kıyamete kadar İslam medeniyetinin merkezlerinden birisi olacak Mescid-i Nebevî inşa edilirken ve Ahzâb ordusuna karşı Medîne’yi savunurken herkesi seferber etmiş; hepsinin inşada ve kazıda bir şekilde aktif rol almasını sağlamıştı. Hatta inşaat ve kazı sürecinde terennüm ettiği “Gerçek hayat, hayır ve ecir, ahiret hayatı, hayrı ve ecridir. Allah’ım! Ensar ve Muhacirlere yardım et, yarlığa ve merhametinle muamele buyur!” muhtevasındaki beyitlerle onları motive etmişti.<span id="easy-footnote-4-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-4-5669" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> İşin madde planı böyle olduğu gibi mana planı da böyleydi.</p>
<p><strong>İnsanlığa Hayırlı ve Faydalı Olma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin ideallerinden birisi de insanlığa hayırlı ve faydalı mümin bir fert olabilmekti. Bunu gerçekleştirme adına irade, ruh, beden, ilim, dünyevî donanım ve imkân planında güçlü kuvvetli müminler olmaya çalışıyorlardı. Çünkü muttakilere rehberlik, hayırda öncü ve önde olma, hakkın/halkın müdafaası adına cephede yer alma ve insanların ihtiyaçlarını giderme, ilim, güç, kuvvet ve imkân gerektiriyordu.</p>
<p>İradesi ve duruşu, hal ve hareketleri, fiil ve fikirleri ile onlara bu konuda da ufuk olan Allah Resûlü, “Ancak şu iki kişiye gıpta edilir: Allah’ın kendisine mal verip de onu Hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse ile Allah’ın kendisine ilim ve hikmet ihsan ettiği, onunla hüküm veren ve onu başkalarına öğreten kimsedir.<span id="easy-footnote-5-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-5-5669" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span>, “Veren el, alan elden daha hayırlıdır…”<span id="easy-footnote-6-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-6-5669" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span>,  “Kuvvetli mü’min, (Allah katında) zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha sevimlidir…”<span id="easy-footnote-7-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-7-5669" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> “İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan bir müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır.”<span id="easy-footnote-8-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-8-5669" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> gibi beyanları ile de şuur aşılıyordu.</p>
<p>Bir gün amcası Hz. Abbas (radıyallahu anh) gelip kendisine “Ashâbın tozuyla toprağıyla sana eziyet verdiklerine şahit oluyorum; onlara hitap edebileceğin üstü örtülü bir yer edinsen ne güzel olur.” demişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Aralarında olmaya devam edeceğim, kâh topuğuma basacak, elbisemi çekiştirecek kâh tozlarıyla bana sıkıntı verecekler. Böylece Allah’ın rahmetini kazanacağım.” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-9-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-9-5669" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Hal böyle olunca gençler, bir an önce kendi ayakları üzerinde durmak, dine, davaya ve topluma omuz vermek için kabiliyetlerini inkişaf ettirmeye, kendilerini geliştirmeye ve imrendirici bir insanî kıvama erişmeye ayrı bir önem veriyor ve bu uğurda yoğun bir çaba harcıyorlardı. İlim ve irfanlarını artırma adına sohbet, müzakere ve mütalaa meclislerini kaçırmıyor, dil öğreniyor, iradelerini ve bedenlerini güçlendirecek sporlar yapıyor, hayır hasenatta bulunma adına helal dairede imkân sahibi olmaya çalışıyor hatta bulamayınca borç alıp infakta bulunuyor ve sonra bu borçları ödemeye çalışıyorlardı. Yaşından, hastalığından ya da yeterli imkânı bulamamaktan dolayı hak ve hayır cephesinde yerlerini alamamışlarsa hüzne boğuluyorlardı.</p>
<p>Onların bu ideallerinin hayatlarına bir yansıması da Allah Resûlü’ne gelip “Hangi amel daha hayırlı/faziletlidir?” ya da “Hangi Müslüman daha üstündür/akıllıdır?” gibi sorular sormalarıydı. Zira onlar bu ideallerini gerçekleştirme adına en hayırlı, faydalı ve faziletli ameli, işi ve aksiyonu yapmak istiyorlardı. Mesela bir gün Allah Resûlü, bir grup sahabî ile otururken Ensar’dan bir genç gelmiş; selam verip oturduktan sonra “Ey Allah’ın Resûlü! Müminlerin en faziletlisi kimdir?” diye sormuştu. Allah Resûlü, “Ahlakı en iyi ve güzel olanı!” karşılığını vermişti. Mesaj gayet açıktı; güzel ahlakın bütün şubeleriyle donanmak, kulun kendine ve başkalarına zarar vermemesi ve faydalı olması adına en önemli hususlardandı.</p>
<p>Bunun üzerine aynı genç, “Peki müminlerin en akıllısı kimdir?” diye ikinci bir soru sormuş ve O (aleyhissalâtu vesselâm), “Ölümü çokça hatırlayan ve sonrası için hazırlık yapan!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-10-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-10-5669" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Zira ölümü hatırlamayan gaflete dalar, adalet ile zulmü, hak ile batılı, hayır ile şerri, fani ile ebedi olanı birbirine karıştırır. Sahip olduğu maddi manevi donanımı ve imkânı, nefsin hazları peşinde har vurup harman savurur. Hatırlayan ise sahip olduklarını, ebedi hayatına hayrı dokunacak en salih işler peşinde harcar ki bunların da başında insanlara/insanlığa faydası dokunacak işler gelir: “İnsanların en hayırlısı, insanlara/insanlığa faydası dokunandır!”<span id="easy-footnote-11-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-11-5669" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Ve Allah Resûlü, bu noktada hiçbir iyiliği/faydayı küçük görmüyordu. Hz. Ebû Berze, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana yararlanabileceğim bir iş öğret!” dediğinde “Müslümanların yolundan onlara sıkıntı veren şeyleri kaldır”<span id="easy-footnote-12-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-12-5669" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> bu­yurmuş; maddi manevi insanlara sıkıntı veren şeyleri, onların yollarından kardırmanın, ahiret adına ne büyük bir yatırım olduğuna dikkat çekmişti.</p>
<p><strong>Nebevî Sevgi ve Şefaate Ulaşma</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir hedefi de insan başta olmakla alemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resûlü’nün sevgisine, şefaatine ve yakınlığına nail olmaktı. O’nun temsil ve tebliği ile Allah’ı tanımış, ebedi hayattan haberdar olmuş; kâinatı hangi bakış açısıyla mütalaa edeceklerini, can başta olmakla sahip oldukları nimetlere nasıl şükredeceklerini, hayatın sırlarını, hürriyetin sınırları, ahlakı, adaleti ve hakiki insanlığı öğrenmişlerdi.</p>
<p>O’nu canlarından çok seviyor<span id="easy-footnote-13-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-13-5669" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> ve O’nun tarafından sevilmeyi, ebedi hayatta O’nunla birlikte olmayı ve şefaatine nail olmayı çok arzu ediyorlardı. Kur’ân, “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın nimetlerine mazhar ettiği nebîler, sıddîkler, şehidler, salih kişilerle beraber olacaklardır. Bunlar ne güzel arkadaşlar! Bu, Allah’tan bir lütuftur. Bu lütfa lâyık olanların kadrini Allah’ın bilmesi yeter de artar!”<span id="easy-footnote-14-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-14-5669" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> buyuruyor ve âdeta onların bu hayallerini kamçılıyordu.</p>
<p>Allah Resûlü de onların bu ideallerine destek oluyordu zira son ve evrensel dini, insanları Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğuna götürecek hayatı, O, temsil ve tebliğ ediyordu. Ve gençlerin, ebedî saadeti adına O’nu sevmeleri çok hayati idi. Bir sahabî gelmiş ve “Yâ Resûlallah! Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sormuştu. Allah Resûlü, “Kıyamet sonrası için ne hazırladın?” buyurmuş ve esas odaklanılması gereken noktaya dikkat çekmişti. Sahabî, “Öyle çok fazla amelim yok. Ama Allah ve Resûlü’nü seviyorum.” karşılığını verince Allah Resûlü, -Hz. Enes İbn-i Mâlik’in tespitiyle ashâb-ı kirâmı sevince boğan- şu müjdeyi vermişti: “Kişi, sevdiği ile beraberdir!”<span id="easy-footnote-15-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-15-5669" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span></p>
<p>Gençler, O’nun sevgisine nail olmak için çok dikkatli ve dengeli yaşıyor; yüce ahlakını örnek alıyor, hikmet dolu Sünnet’ine ittiba ediyor ve nurlu yolunu adım adım takip ediyorlardı. Verdiği emirlere, yaptığı uyarı ve ikazlara, nasihatlere, hal ve hareketlerine sadık kalıyor ve her şeyleriyle O’nun yoluna sarılıyorlardı. Zaman zaman bu hayallerini gelip O’na da açıyorlardı. Bir seferinde Yemenli Hz. Sevban, perişan bir hâlde; rengi uçmuş, vücudu zayıflamış, simasında hüzün ve keder belirtileri O’nun huzuruna gelmişti. Onu bu durumda gören Allah Resûlü, “Neyin var, hasta mısın, ey Sevbân?” buyurarak halini sormuştu. Bunun üzerine Hz. Sevbân derdini şöyle anlatmıştı:</p>
<p>“Yâ Resûlallah! Ne hastalığım ne de ağrım sızım. Huzuruna gelip gittikçe cemaline bakıyor, yanın­da oturuyor, sohbetinde bulunuyorum. Ancak sizi görmediğim zamanlar mu­habbet ve özlemim artıyor, size kavuşuncaya kadar kederden bunalıyorum! Sonra ahireti hatırlıyor ve orada sizi görememekten korkuyorum! Çünkü siz cennette di­ğer peygamberlerle beraber yüksek makamlarda olacaksınız. Ben ise cen­nete girsem de sizin derecenizden daha aşağı makamlarda bulunacağımdan. Bundan dolayı sizi orada görememekten endişe ediyor ve iki büklüm oluyorum…”<span id="easy-footnote-16-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-16-5669" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p><strong>Mağfirete Nailiyet</strong></p>
<p>Asr-ı Saadet gençlerinin bir ideali de Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine nail olmaktı. Onlar, Kur’ân ve Sünnet çizgisinde, helal ve haram sınırlarına azami dikkat ederek, Allah’ın rızası istikametinde yaşadıkları sade, samimi ve örnek hayatlarına rağmen mutlaka bir şeylerin eksik kaldığı/kalacağı düşüncesiyle hareket ediyorlardı. Muhasebeye dalıyor; yapamadıklarını, eksik yaptıklarını ya da yanlış yaptıklarını düşündükleri şeyler karşısında hemen istiğfara yöneliyorlardı. Sürekli Allah’tan kendilerini bağışlamasını diliyor hatta bir vesile ile Allah Resûlü’nden bir şey isteme imkânı yakalamışlarsa ilk istedikleri şey, genellikle mağfiretleri adına kendilerine dua buyurması oluyordu.</p>
<p>Aslında onlara bu ideali ve şuuru aşılayan da yine O (aleyhissalâtu vesselâm) idi. Çünkü O, her vesile ile istiğfarda bulunuyor, istiğfara davet ediyor ve vefat eden kim olursa olsun onlar için Allah’tan öncelikle mağfiret talep ediyordu. Gençlerin arasında mağfireti o kadar çok dillendiriyordu ki bir sohbetinde saymış ve O’nun, sohbet boyunca yüz defa istiğfarda bulunduğunu tespit etmişlerdi.<span id="easy-footnote-17-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-17-5669" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Allah’ı, hesap gününü ve ebedi hayatı hatırlatan mağfiret, nefsin menfi isteklerine meyillerini kıran ve onları, hep istikamet, hayır ve takva çizgisinde tutan önemli bir esas ve idealdi.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Kur’ân ve Sünnet’in hedef gösterdiği değerleri, hayatlarının gayesi ve ideali haline getiren Asr-ı Saadet gençleri, böylece hayatı daha anlamlı, hayırlı ve dolu yaşama imkânı elde etmişti. Zihni ve hissi boşluklardan kurtulmuş, imanla tanıştıktan sonra istikametlerini korumuş ve çevrelerine maddi manevi faydalı fertler haline gelmişlerdi. Günümüz gençleri de aynı çizgiyi takip etmeli; kendilerini, Allah’a, ahiret/kulluk duygu ve düşüncesine, ilim ve araştırmaya, güzel ahlaka, hak ve adalete, insanlığa faydalı olmaya, O’nu insanlığa duyurma adına ortaya konacak insanî hizmetlere sevk edecek hedef ve hayaller edinmelidirler. Vakitlerini, imkanlarını, kabiliyet ve donanımlarını başta gençliğin dinçliği ve dinamizmi olmak üzere bu idealleri hayata taşımak için harcamalıdırlar. Gençlik, hem geçici hem de hesabı tabi bir nimettir ve gençlerin en hayırlısı, “ihtiyarlar gibi ölümü/hesabı ve ebedi hayatı düşünen, gençlik hevesâtına mağlup olmayıp, gaflette boğulmayan”<span id="easy-footnote-18-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2/#easy-footnote-bottom-18-5669" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> yani yüce idealler uğrunda koşturanlardır.</p>
<p><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Asr Sûresi, 103/1-3</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İsrâ Sûresi, 17/81</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, İmân (78); Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, İmân 17</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Salât 48; Müslim, Cihâd 44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, İlim, 15; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 268</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 97</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Kader 34; İbn-i Mâce, Mukaddime 10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Kıyâmet 55</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Dârimî, Mukaddime 14</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Zühd 31; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 5/320; 10/312; İbn-i Hacer, Futûhâtu’r-Rabbaniyye 4/51</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat 5787; 6026; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ’ 1/472</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 131, 132; İbn-i Mâce, Edeb 7</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahzâb Sûresi, 33/6</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nisâ Sûresi, 4/69, 70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Edeb 96; Müslim, 165; Tirmizî, Zühd 50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, el-Ucâb fî Beyâni’l-Esbâb 2/915; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 7/10; Makdisî, ed-Dürrü’l-Mensûr 4/527; Suyûtî, Lubâbu’n-Nukûl 91</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Vitr 26; Tirmizî, Deavât 38</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5669" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberâni, Kebir 22/83</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/idealleri-ile-asr-i-saadet-gencleri-2-yucel-men/">İdealleri ile asr-ı saadet gençleri (2) | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeşlik hakkı için!-2 &#124; Dr. Selim Koç</title>
		<link>https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 11:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Selim Koç]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kardeşine Tevâzu ve Şefkat Kanatlarını Ger! Rahmeti sonsuz Allah (celle celâluhu), “Sana tabi olan müminlere kol kanat ger!”1 buyurur ve Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtu vesselâm) mü’minlerle olan ilişkilerinde tevazu ve şefkati esas alması&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Kardeşine Tevâzu ve Şefkat Kanatlarını Ger!</strong></h4>
<p>Rahmeti sonsuz Allah (celle celâluhu),<strong> “Sana tabi olan müminlere kol kanat ger!”</strong><span id="easy-footnote-1-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-1-5654" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> buyurur ve Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtu vesselâm) mü’minlerle olan ilişkilerinde tevazu ve şefkati esas alması gerektiğini talim eder. O da bu hususta o kadar hassasiyet gösterir ki <strong>“…Kalbi müminler üzerine titrer, onlara karşı pek şefkatli ve merhametli”</strong> davranır.<span id="easy-footnote-2-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-2-5654" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Aslında bu, Allah Resûlü’nün şahsında bütün mü’minlere yapılmış bir tavsiyedir. Nitekim Efendimiz de <strong>“Allah Teâla Bana: ‘O kadar mütevâzi olun ki kimse kimseye böbürlenmesin, kimse kimseye zulmetmesin!’ </strong>diye bildirdi.” buyurur.<span id="easy-footnote-3-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-3-5654" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân da Rahman’ın has kullarının vasıflarını sayarken tevazuyu öne alarak <strong>“O Rahmân’ın kulları ki yeryüzünde kibir ve gösterişten uzak, son derece ağırbaşlı, saygılı ve mütevâzi yürürler. Hatta Rablerinin emirlerini tanımayan cahiller kendilerine sataştığında, onurlu ve efendi bir tavırla karşılık vererek ‘Selam olsun sizlere!’ Biz sizlerle bir olamayız’ der ve geçerler.”</strong><span id="easy-footnote-4-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-4-5654" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> buyurur. Cahil ve kaba insanların uygunsuz söz ve davranışları hatta saldırgan tavırları, onların tevazu anlayış ve uslûbunu bozmadığı gibi yürümeye azmettikleri hak yoldan da alıkoymaz.</p>
<p>Yine Kur’ân’ın beyanıyla tevazuyu tabiatlarının bir derinliği haline getirmeyi başarmış kimseler, <strong>“Mü’minlere karşı daima şefkatli ve mahviyet içindedirler.”</strong><span id="easy-footnote-5-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-5-5654" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Allah Resûlü’nün beyanıyla bu seviyeyi ulaşan ve bu halini koruyan kimseler maddî-manevî yükseltilir, kibre girip çalım çakanlar ise alçaltılır.”<span id="easy-footnote-6-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-6-5654" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşinin Hatalarını Araştırma, Ört!</strong></h4>
<p>Allah ve Resûlü’nün kardeş ilan ettiği mü’minlerde, görmek istediği bir fazilet de başkalarının özel hallerini, hatalarını, günahlarını ve ayıplarını araştırmamak bilakis örtmek, onları ifşa edip yaymamaktır. Kur’ân, <strong>“…Tecessüs etmeyin!..”</strong><span id="easy-footnote-7-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-7-5654" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> yani “Birbirinizin günahlarını/ayıplarını araştırmayın!” buyurur ve kardeşliğe zarar verecek bu davranışı, yasaklar. Allah Resûlü de kardeşliği koruma adına birçok hususu gündeme getirdiği nurlu beyanlarının birinde <strong>“Zandan sakının! Zira zan sözün en yalan olanıdır. Birbirinizin mahrem hayatını araştırmaya kalkışmayın, birbirinizin özel konuşmalarını dinlemeyin. Birbirinize hased etmeyin, kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Birbirinizle menfi rekâbete girmeyin! Birbirinizin alış-verişini kızıştırmayın! Ey Allah’ın kulları kardeş olun!”</strong><span id="easy-footnote-8-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-8-5654" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> buyurur ve tecessüsle beraber birçok kötü huy ve davranışı da yasaklar.</p>
<p>Rehber-i Ekmel (aleyhissalatü vesselam) Müslümanların ayıplarını araştırmaya kalkışacak kimseleri ikaz ettiği hitaplarının birinde de şöyle buyurur: “<strong>Ey dilleriyle Müslüman olan fakat henüz daha imanın kalplerine tam olarak yerleşmediği kimseler! Müslümanlara eziyet etmeyin, onları ayıplamayın! Onların ayıplarını da araştırmayın! Zira her kim Müslüman bir kardeşinin ortaya çıkmasını istemediği bir günahını/hatasını ortaya çıkarır ve bu suretle kendisini mahcup ederse Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği özel hallerini meydana çıkarır. Bu suretle yaptığına karşılık kendi evi içinde bile olsa onu rezil eder.”</strong><span id="easy-footnote-9-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-9-5654" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla mü’mine düşen görev, kardeşlerinin ayıplarını araştırmak ve onu rezil etmek değil bilakis ayıplarını örterek onu aziz kılmaktır. Bunun içindir ki Allah Resûlü, kardeşliğin gereklerini ifade ettiği bir hadislerinde bu hususu da dile getirerek sözlerini şöyle tamamlar: “…<strong>Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da onun kıyamet günü bir ayıbını örter.”</strong><span id="easy-footnote-10-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-10-5654" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Yine bir başka beyanlarında, ayıpları örtmemenin psikolojik tesirine de temas eder ve böyle bir davranışın muhatabı yanlışın kucağına iteceğini belirtir: <strong>“İnsanların ayıplarını, gizli hallerini araştırmaya kalkarsan, onları ifsad eder ya da fesada yaklaştırmış olursun.”</strong><span id="easy-footnote-11-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-11-5654" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Kardeşinin izzet ve onurunu muhafaza eden kimse ise hem kardeşliği korur hem onun gönlünü kazanır hem de ahirette büyük mükafat elde eder: <strong>“Kim din kardeşinin onurunu/şerefini korursa Allah da kıyamet gününde onun yüzünü cehennem ateşinden korur.”</strong><span id="easy-footnote-12-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-12-5654" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<p>Yine Allah Resûlü, hataları örtmenin muhatabın yanlışlarından kurtulmasına vesile olacağını bir teşbihle çok veciz ifade eder: “<strong>Kim bir mümin kardeşinin ayıbını görür ve onu örterse, diri diri toprağa gömülmek üzere olan bir çocuğu kurtarmış kimse gibi olur.”</strong><span id="easy-footnote-13-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-13-5654" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Dolayısıyla kardeşlerinin günah ve yanlışlarını örtmeyip ifşa edenler onları diri diri gömmeye çalışan kimseler gibidir. Böyle bir davranış da hem insanlık hem İslâm ahlakı hem de kardeşlik hukukuyla telif edilemez. Kaldı ki ayıpların araştırılıp ortaya dökülmesi muhatapları haktan/hakikatlerden soğutacağı gibi insanların arasına kin, nefret ve düşmanlık duygularının ekilmesine ve bunun sonucunda başka kötülüklerin de ortaya çıkmasına sebebiyet verecektir. Hatta bu durum zamanla insanların haya duygularının azalmasına, toplum içi sosyal denetim ve kontrol mekanizmasının zayıflamasına ve ahlaksızlıkların normalleşmesine de neden olacaktır. Bütün bu tehlikelerin yanında Allah Resûlü’nün şu ikazına da herkes dikkat etmelidir: <strong>“Din kardeşini bir günahından dolayı ayıplayan kimse, o günahı kendisi de işlemedikçe ölmez!”</strong><span id="easy-footnote-14-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-14-5654" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Burada şunu da belirtmek gerekir ki hukuken suç kapsamına giren hususlar, burada araştırılması yasaklanan kişisel kusurların dışındadır ve onları araştırmak da yetkililerin görevidir.</p>
<h4><strong>Kardeşini Affet! </strong></h4>
<p>İnsan bazen kardeşlik hukukunu koruyamayıp kardeşine yanlış yapabilir ve hakkına girebilir. Bu tür durumlarda muhataba düşen vazife, kardeşine hemen öfkesini kusmak, ona düşmanlık beslemek ya da onunla kavga etmek değil ya meşru yollarla hakkını aramak ya da af olmalıdır. Bu hususta Kur’ân’ın verdiği temel ölçü şudur: <strong>“… Allah’ın emirlerine uygun yaşayan muttaki kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanlara karşı affedici davranırlar. Allah bu şekilde güzel davranan ve iyilik yapan kimseleri sever.” </strong><span id="easy-footnote-15-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-15-5654" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Zira Allah için öfkesine hâkim olup sabreden ve intikam duygularıyla hareket etmeyip bilakis bağışlayan kimseye, onun bu salih amelinin karşılığı en güzel şekilde verilir ki o da ilahî sevgidir. O’nun tarafından sevilen bu güzel davranışın sahibi, muhatapları tarafından da sevilecektir. Bunun yanında Allah Resûlü’nün beyanıyla <strong>“Kul başkalarının hatalarını affettikçe Allah da onun şerefini artıracaktır.”</strong><span id="easy-footnote-16-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-16-5654" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span></p>
<p>Kur’ân’da Allah Resûlü’ne verilen temel esas da af ve mülayemettir: <strong>“Sen, af ve müsamaha yolunu tut ve daima iyiliği emret!..” </strong>Hakikati bildiği halde yüz çeviren ya da ona karşı gelen <strong>“Cahillere de aldırış etme!”</strong><span id="easy-footnote-17-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-17-5654" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Fakat Allah Resûlü de bir beşer idi. O da daima bu üslubu muhafaza edemeyebilir; öfkesine kapılıp kardeşlerine kırıcı davranabilirdi. Bunun için ardından gelen ayet O’na ve O’nun şahsında bütün müminlere istiazeyi emreder: <strong>“Eğer şeytanî bir dürtü gelir de (seni kışkırtıp tehlikeli bir öfke ve tepkiye sürükleyecek olursa) hemen Allah’a sığın! Unutma ki O, her şeyi işiten ve bilendir.”</strong><span id="easy-footnote-18-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-18-5654" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span></p>
<p>Evet, nefis sabretmek ve affetmek istemeyebilir. Ancak insanın, sabır ve afla kazanacağı, almayı düşündüğü intikamdan daha büyüktür. Bu açıdan Kur’ân hem mü’minin şahsiyetini hem de kardeşliği koruyan bu örnek davranışı metheder ve nazara verir: <strong>“Her kim cahillerin sataşmalarına karşı sabreder ve onları bağışlarsa ona ne mutlu! Çünkü bu, büyük bir azim ve kararlılıkla yapılmaya değer işlerdendir.”</strong><span id="easy-footnote-19-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-19-5654" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> Kur’ân, cahil müşriklere ve münafıklara karşı bile af ve mülayemeti ders verirken, müminin, mümin kardeşine karşı af ve mülayemet hususunda daha hassas olması gerekir.</p>
<p>İnsanın kendisine yapılan bir kötülük karşısında hakkını araması meşrudur ve hukuki yollarla hakkını arayan kimse, ayıplanamaz. Fakat Kur’ân’ın burada müminlere gösterdiği yol hem onların dünyalarını hem de ahiretlerini aydınlatan bir yoldur. Zira kendine yapılan bir fenalığı, öfke ve intikam duygularıyla karşılamak herkesin göstereceği sıradan bir tepkidir. Bu tür olaylar karşısında intikam duygularına kapılmayıp Allah için sabretmek ve bir de meseleye af ile yaklaşmak ise daha üstün bir davranış tarzı ve salih bir ameldir. Zira hakiki müminler, nefis mücadelesinde galip geldikleri için kötülüğe kötülükle karşılık vermeyi tercih etmez; o anı, Allah katında ebedi bir kazanca çevirirler. Nitekim Allah Resûlü, hayatı boyunca nefsi adına asla intikam duygularıyla hareket etmemiştir.<span id="easy-footnote-20-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-20-5654" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>Bununla birlikte arada çiğnenen maddî-manevî haklar varsa, zulmeden kimse vakit kaybetmeden mazlum ve mağdur kardeşinden helallik dilemelidir: <strong>“Kim, bir kardeşine haksızlık yapmışsa, ahirette iyiliklerinden alınıp ona verilmeden önce dünyada iken helalleşsin. Çünkü kıyamette ne dinar ne de dirhem hiçbir şey geçerli değildir. İyiliklerinden o hakkı karşılayacak bir şey bulunamazsa, hakkına girdiği kardeşinin kötülüklerinden alınıp onun omuzlarına yüklenecektir.”</strong><span id="easy-footnote-21-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-21-5654" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kardeşine Dua Et! </strong></h4>
<p>Kardeşlikte ihmal edilmemesi gerekli bir husus da “gıyabında dua” meselesidir. Allah Resûlü inananları birbirine bağlayacak esasları ders verdikten sonra onları hem manen destekleme hem de dualarda da buluşturma adına şu uygulamayı teşvik eder: <strong>“Bir Müslüman, yanında olmayan kardeşi için de dua ederse, bir melek ona ‘Onun için istediğinin bir misli de sana verilsin.’ der.”</strong><span id="easy-footnote-22-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-22-5654" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Diğer taraftan Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) bu tür duaların en hızlı kabul gören dualar olduğunu da belirterek mü’minleri müjdeler.<span id="easy-footnote-23-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-23-5654" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, Kur’ân’ın bir emri olarak hem kendisi için hem de mümin erkek ve kadınların günahlarının affı için de dua ederdi.<span id="easy-footnote-24-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-24-5654" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> O, ashabına dua edip onlar için Allah’tan af dilemenin yanında kendisi de onlardan dua talep ederdi. Bir gün umre yapmak için kendisinden izin isteyen Hz. Ömer’e, <strong>“Kardeşim! Bizleri de dualarına ortak et, unutma!”</strong><span id="easy-footnote-25-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-25-5654" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> buyurmuş ve gıyabında kendisini ve mümin kardeşlerini de dualarına katmasını istemiştir. Bu sünneti, ashab-ı kiram da uygular birbirlerini hac ve umreye uğurlarken o mübarek beldelerde kendileri için dua etmelerini isterlerdi.<span id="easy-footnote-26-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-26-5654" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span></p>
<p>Dolayısıyla müminler, sosyal dayanışmaya muhtaç oldukları gibi manevi dayanışma ve ortaklığa da muhtaçtırlar. Nitekim Kur’ân bu hakikate işaret ederken, dua ayetlerinde ekseriyet itibariyle çoğul sîğası kullanır: <strong>“Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla! İnananlara karşı kalbimizde en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusuna yer verme! Duamızı kabul eyle ey Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”</strong><span id="easy-footnote-27-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-27-5654" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span>, <strong>“Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahirette de iyilik ve güzellik ver! Ve bizi cehennem ateşinden koru!”</strong><span id="easy-footnote-28-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-28-5654" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span></p>
<p>El-hasıl Kur’ân bu dua ayetleriyle de “Biz” şuuru oluşturarak vahdet ve uhuvvete dikkat çeker ve Bediuzzaman’ın ifadesiyle “iştirâk-i a’mal-i uhrevî yani ahiret amellerinde ortaklık” düstûrunu da ders verir.</p>
<h4><strong>Bütün Bunlara Rağmen Problem Çıkarsa!</strong></h4>
<p>Cenâb-ı Hak, Kur’ân’da <strong>“Müminler ancak kardeştirler</strong>…”<span id="easy-footnote-29-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-29-5654" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span>buyurur ve  mü’minler arasındaki ilişkiyi ve sosyal bağı kardeşlik üzerine inşa eder. Kan bağından kaynaklanan “nesep kardeşliği” ve insaniyetten kaynaklanan “insan kardeşliği”nin yanı başında “din kardeşliği” ilkesini de vazederek yeni bir kardeşlik anlayışı ortaya koyar. Allah Resûlü de ortaya koyduğu ilke ve uygulamarıyla bu anlayışı hâkim kılar ve kıyamete kadar yaşatılmasını müminlere emanet eder. Ancak bütün bunlara rağmen beşeriyetin gereği mü’minler arasında çıkan farklı problemlerde ise Kur’ân, sulhu emreder. <strong>“Kardeşlerinizin arasını bulun/düzeltin…” </strong>ayetiyle, “arabuluculuk yapma” emrini verir ve anlaşmazlıklara seyirci kalınmaması gerektiğini ifade eder. Ardından da <strong>“Allah’tan sakının ki O’nun tarafından şefkat ve merhamete layık olabilesiniz”</strong><span id="easy-footnote-30-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-30-5654" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> buyurarak koyduğu kardeşlik ilkesinin çiğnenmesinden sakınılması gerektiğini belirtir. Bununla müminlerin birlik ve beraberliğine/kardeşliğine zarar verenlerin ilahi merhamete layık olamayacağına dikkat çeker. Dolayısıyla İslam’da “kardeşlik” ilkesini yaşatma ve koruma, isteğe bırakılmaz; bir sorumluluk olarak inananların omuzlarına yüklenir.</p>
<p>Allah Resûlü de bu ilahi rahmetten istifade adına ayette belirtilen sulha tahşidat yapar. Bir gün ashabına “Dikkat edin! Size oruç, namaz ve sadaka derecesinden daha faziletli bir şey haber vereyim mi?” diye sorar. Ashab-ı kirâm “Evet!” diye karşılık verince Efendimiz <strong>“İki kişinin arasını bulmak, dargınları barıştırmaktır. Dargın kimselerin arasını daha da bozmak ise imanı kökünden kazır.”</strong> buyurur.<span id="easy-footnote-31-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/kardeslik-hakki-icin-2/#easy-footnote-bottom-31-5654" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span> Böylece kardeşliğin, cemiyet hayatının temel direği olduğuna dikkat çeker.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü ortaya koyduğu kardeşlik ilkeleriyle, Arap Yarımadasında ihtilaf, kavga ve savaşlarla birbirlerini yiyen ve tüketen kabileleri birleştirir ve her alanda örnek bir toplum haline getirir. Vahşette birbiriyle yarışan kimseleri artık sevgi, şefkat ve merhamette yarışan muhabbet fedailerine dönüştürür.  “İman kardeşliği” üst kimliğinde buluşturduğu farklı ırk, kabile ve boylara mensup ashabının kalplerini telif eder ve onları bir binanın muhkem duvarları gibi sapasağlam bir yapıya kavuşturur. Onlar da asabiyet bayrağını dalgalandırmanın peşini bırakır ve Kur’ân’la gelen evrensel mesajı, bütün insanlığa ulaştırmanın cehd ve gayreti içine girerler. Kahramanlık duygularının yerini Allah yolunda hizmet duygu düşüncesi alır, birbirleriyle menfi rekabetin yerini dayanışma ve hayırda yarış tutar. Nabızları, nefisleri ya da kabileleri adına değil Allah ve Resûlü’nün kendilerine emanet ettiği mukaddes davaları adına atar. Kabilecilik duygularından kurtulur, İslam ailesine katılarak kardeş, en takdir edici yoldaş ve en samimi dost olurlar. Bu vahdet ve bu nebevî uhuvvet anlayışıdır ki -Allah’ın izni ve inayetiyle- onları Allah Resûlü’nün vefatının üzerinden daha on yıl geçmeden bütün bir dünyaya taşır ve açar…</p>
<p><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şuarâ Sûresi, 26/215</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tevbe Sûresi, 9/128</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Cennet 17/64 (2865); Ebû Dâvud, Edeb 48</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Furkân Sûresi, 25/63</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Mâide Sûresi, 5/54; Fetih Sûresi, 48/29</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 19/69 (2588); Tirmizî, Birr 82. Ayrıca bkz. Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, V/140; Heysemî, Zevâid, X/325</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Hucurât Sûresi, 49/12</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 9/28-30 (2563); Buhârî, Edeb 57</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 85</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 15/58 (2580); Ebû Dâvud, Edeb 46</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Birr 20</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 45; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, (17331)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, Kıyame 53</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Âl-i İmrân Sûresi, 3/134</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Birr 19/69 (2588); Tirmizî, Birr 82</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>A’raf Sûresi, 7/199</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>A’raf Sûresi, 7/200</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Şûrâ Sûresi, 42/43</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Menâkıb 23</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Mezâlim 10; Rikâk 48</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Zikir 86</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, Salât 365; Tirmizî, Birr 50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Muhammed Sûresi, 47/19</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Salat 359; Tirmizî, Daavât 127</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Müslim, Zikir 23/88 (2733); İbn-i Mâce, Menâsik 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Haşr Sûresi, 59/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bakara Sûresi, 2/201</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hucurât Sûresi, 49/10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-5654" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, Edeb 58</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/kardeslik-hakki-icin-2-dr-selim-koc/">Kardeşlik hakkı için!-2 | Dr. Selim Koç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz (sas) ve çocuklara dua</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 13:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların talim ve terbiyesi adına onlara değer vermek, ilgilenmek, maddî-manevî hayatlarını yakından takip etmek vs. önemli olduğu kadar onlar için hayır dualarda bulunmak da son derece mühimdir. Onların yetişmesi için&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/">Efendimiz (sas) ve çocuklara dua</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların talim ve terbiyesi adına onlara değer vermek, ilgilenmek, maddî-manevî hayatlarını yakından takip etmek vs. önemli olduğu kadar onlar için hayır dualarda bulunmak da son derece mühimdir. Onların yetişmesi için yapılan bütün gayretler (fiilî dua) mutlaka kavlî dualarla da desteklenmelidir. Zira hem onların kalpleri hem bizim kalplerimiz Allah’ın tasarrufundadır. İnsana hidayeti lütfeden, hakiki manada onu bütün insî-cinnî kötülerden ve kötülüklerden koruyacak olan, gücü kuvveti sonsuz sadece Allah’tır. Bu açıdan onlar için dua etmek sürekli dua etmek müminlere düşen bir sorumluluk ve sünnettir.</p>
<h4><strong>Bebeğin Korunması İçin Dua</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, çocuklara hem çok dua eder hem de ashabını buna teşvik ederdi. Hatta O, daha çocuklar doğmadan önce onlara dua edilmesini tavsiye eder ve evliliğe ilk adımın atılacağı gece bile kendilerine verilecek yavru için şeytandan Allah’a sığınılmasını ders verirdi: “Sizden birisi eşine yaklaşmak istediğinde ‘Bismillah’ desin ve şöyle dua etsin: ( أللَّهمَّ جَنِّبْناَ الشَّيْطانَ وجَنِّبِ الشَّيْطَانَ ماَ رَزَقْتَناَ)  <strong>‘Allah’ım! Bizi ve bizim birlikteliğimize ihsan edeceğin çocuğumuzu şeytanın şerrinden koru!’ Şayet böyle diyen kimselere Allah bir çocuk lütfederse asla şeytan ona zarar veremez.”</strong><span id="easy-footnote-1-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-1-5630" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span></p>
<h4><strong>Bebeği Olacak Eşlere ve Bebeğe Dua</strong></h4>
<p>Allah Resûlü, bebek bekleyen çiftlere dua ediyor hem aile hayatlarının bereketli hem de doğacak çocukların hayırlı olmasını talep ediyordu. Ebu Talha ve hanımı Ümmü Süleym’e yaptığı dua, bunun en güzel örneklerindendir. Ebu Talha ve Ümmü Süleym yeni evlenmiş mesut bir hayat yaşıyorlardı. Bir yıl sonra dünyaya gelen ilk çocuklarının adını “Uveymir” koymuşlardı. Çocuk yuvaya daha farklı bir neşe getirmişti. Ancak bir müddet sonra Uveymir ciddi bir hastalığa yakalanıp vefat etmişti. İlerleyen günlerde yeni bir çocuk beklediklerini Ebu Talha’dan haber alan Efendimiz, onlara (أللَّهُمَّ باَرِكْ لَهُمَا) “Allah’ım! Birlikteliklerini ve doğacak çocuklarını mübarek/bereketli kıl.” diye duada bulunmuştu.<span id="easy-footnote-2-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-2-5630" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<p>Ümmü Süleym, bu hamileliğinden dünyaya gelen çocuğunu, oğlu Hz. Enes’e teslim eder ve “Allah Resûlü, tahnîk yapmadan önce ona bir şey yedirip içirme!” diye tembihler. Enes de bebeği kucaklar ve Efendimiz’in yanına getirir ve kendisine bir kardeşinin doğduğunu söyler. Allah Resûlü “Yanında hurma var mı?” diye sorar.  Tahnîk için hazırlıklı gelen Hz. Enes de kendisine bir hurma uzatır. Hurmayı alan Efendimiz onu ağzında bir miktar çiğner ve yumuşatır. Sonra da bebeğin ağzına koyar ve ona emdirir. Bebek, hurmayı çok güzel emdiği için Allah Resûlü, “İşte Ensar’ın hurma sevgisi!” buyurur ve onu Abdullah diye isimlendirir.<span id="easy-footnote-3-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-3-5630" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<h4><strong>Yeni Doğanlara Dua</strong></h4>
<p>Hz. Aişe validemiz, O’nun kendisine getirilen yeni doğan bebeklere yaptığı muameleyi şöyle anlatır: <strong>“Allah Resûlü’ne yeni doğan çocuklar getirilir, O da onlara hem hayırlı/mübarek bir kimse olmaları için dua eder hem de ağzında yumuşattığı hurmayı emdirirdi.”</strong><span id="easy-footnote-4-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-4-5630" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Meselâ Hz. Ebu Musa el-Eşa’rî,  yeni doğan çocuğunu O’na getirdiğinde adına İbrahim koymuş, tahnik yapmış ve  bereket duasında bulunmuştu.<span id="easy-footnote-5-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-5-5630" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Hz. Esma Bint-i Ebi Bekir, hicret yolculuğunda hamileydi. Kuba’ya ulaştığında doğum sancıları başlamıştı. Hicretinin ilk gününde dünyaya getirdiği evladı, Medine’de muhacirler arasında büyük bir sevince vesile olmuştu. Kardeşi Hz. Aişe validemizle birlikte bebeği, Efendimiz’in yanına getirmişlerdi. Çocuğu kucağına alan Allah Resûlü, başını meşhetmiş, bereket duası yapmış ve bir hurma talep edip tahnikte bulunmuş ve adını da Abdullah koymuştu.<span id="easy-footnote-6-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-6-5630" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Yine Abdullah İbn-i Sa’lebe Mekke’nin fethinde on bir yaşlarında bir çocuktu. Huzuruna getirilince Allah Resûlü başını okşamış, yüzünü sıvazlamış ve bir de hayatının bereketli olması için dua etmişti.<span id="easy-footnote-7-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-7-5630" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü’nün yeni doğanlara ve çocuklara yaptığı dualardan bir tanesi de onların hem nazardan hem de yeryüzünün haşeratından/mikroplarından korunma duasıdır. O, bu duayı, Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) oğulları İsmail ve İshak için yaptığını belirtir, Hasan ve Hüseyin’e şöyle dua ederdi: ( أعوُذُ بِكَلِماَتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ) <strong>“İkinizi de bütün şeytanların ve zehirli/zararlı mahlukatın ve nazarı isabet eden kötü gözden (nazar) Allah’ın bütün isim ve sıfatlarıyla O’na sığınır, sizi korumasını dilerim.”</strong><span id="easy-footnote-8-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-8-5630" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p><strong>“Allah’ım! Onu, Ben Seviyorum, Sen de Sev!” </strong></p>
<p>Allah Resûlü, torunlarını çok sever onlara daima şefkatle muamele ederdi. Zaman zaman çeşitli vesilelerle bu sevgisini dua ile de buluşturur ve ashabına da örnek olurdu. Bir gün Hz. Fatıma’nın evinin avlusuna oturur ve “Ufaklık nerede? Ufaklık nerede? Hasan’ı bana çağır!” diye seslenir. Derken Hz. Hasan, çıkar gelir. Efendimiz kollarını açar, onu kucaklar ve öper. Ardından daأللَّهُمَّ اِنِّي أُحِبُّهُ فَأحِبَّهُ، وَأَحِبَّ مَنْ يُحِبُّهُ.) ) <strong>“Allah’ım! Ben bu çocuğu seviyorum, Sen de sev. Hatta onu seveni de sev.”</strong> diye dua eder.<span id="easy-footnote-9-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-9-5630" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Allah Resûlü farklı zamanlarda aynı duayı Hz. Hüseyin’e ve Hz. Hasan ile Üsame İbn-i Zeyd’i dizlerine oturtarak da yapmıştır.<span id="easy-footnote-10-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-10-5630" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p><strong>“Allah’ım! Onu Güzelleştir!”</strong></p>
<p>Allah Resûlü, bir gün çocuk yaştaki Hz. Amr İbn-i Ahtab’dan su ister. O da bir bardak su getirir; tam takdim edeceği sırada suyun içinde bir saç teli görür. Teli dikkatlice çıkarır ve öyle takdim eder. Bardağı alan Allah Resûlü o esnada hem onun yüzünü okşar hem de kendisine (أللَّهُمَّ جَمِّلْهُ) yani <strong>“Allah’ım onu daha da güzelleştir.”</strong> diye dua eder. Bu duanın bereketiyledir ki doksan üç yaşına kadar yaşayan Hz. Amr, saç ve sakalında çok hafif bir beyazlama olsa da güzelliğinden hiçbir şey kaybetmez.<span id="easy-footnote-11-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-11-5630" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p><strong>“Allah’ım! Onu, Hayırlı Mal ve Çok Evlat İle Rızıklandır. Ömrünü uzun kıl, Günahlarını Bağışla!”</strong></p>
<p>Efendimiz’in hususi dualarına mazhar olan çocuklardan birisi de Enes İbn-i Mâlik’tir. On yaşında iken Efendimiz ile tanışıp O’na hizmet etme şerefine nail olan Hz. Enes, aynı zamanda on yıl da O’nun rahle-i tedrisinde bulunur. Annesi Ümmü Süleym, bir ziyaretinde Efendimiz’den evladına dua etmesini ister. Duanın bizatihi muhatabı Hz. Enes hadiseyi şöyle anlatır: “Bir gün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) evimize ziyarete gelmişti. Annem, Kendisine ikramda bulunmak için bir sofra hazırladı. Sofrada hurma ve yağ vardı. Ancak Efendimiz oruçlu olduğunu söyledi ve ikramı kaldırmamızı istedi. Bir müddet sohbetten sonra kalktı ve bir köşede nafile namaza durdu. Namazdan sonra da anneme ve ailemize duada bulundu. Tam ayrılmak üzereyken annem kendisine, ‘Ya Resûlallah! Arz etmek istediğim bir ihtiyacım var.’ dedi. Efendimiz ‘Buyur, o nedir?’ diye sorunca, annem: ‘Senin şu hadimciğin Enes! Ona, dünya ve ahiret hayatının bütün hayırlarına sahip olması adına dua eder misin?’ Bunun üzerine Efendimiz, (أللّهُمّ أكْثِرْمَالَهُ وَوَلَدَهُ وَبَارِكْ لَهُ فيِهِ وَأطِلْ عُمْرَهُ وَاغْفِرْ ذَنْبَهُ ) <strong>‘Allah’ım! Onu çok mal ve evlat ile rızıklandır ve kendisine onları mübarek kıl. Ömrünü uzun eyle ve günahlarını bağışla.’</strong> şeklinde dua eder.<span id="easy-footnote-12-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-12-5630" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<h4><strong>Ensârın Çocuklarına Dua:</strong> <strong>“Allah’ım Onları Affet/Bağışla!” </strong></h4>
<p>Allah Resûlü, Ensâr-ı kirama, kendisine sahip çıkıp davasına destek oldukları için çok değer verir onlara her vesileyle dua ederdi. O bu dualarında sadece büyüklere değil onların çocuklarını hatta torunlarını da zikrederdi: (أللَّهُمَّ اغْفِرْ لِلأنْصارِولِأبْناءِ الأنْصارِوأبْناءِ أبْناءِ الأنْصارِ) <strong>“Allah’ım! Ensâr’ı, Ensar’ın çocuklarını ve onların çocuklarının çocuklarını (torun) da bağışla!”</strong><span id="easy-footnote-13-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-13-5630" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p><strong>Hz. Abbas ve Ailesine Duası:</strong> <strong>“Onların Bütün Günahlarını Bağışla!”</strong></p>
<p>Allah Resûlü, bir gün kendisine ve davasına ilk günden itibaren desteğini eksik etmeyen amcası Hz. Abbas’ı ve ailesini yanına çağırır ve onları bir örtünün altına alır. Ardından da (أللَّهُمَّ اغْفِرْلِلْعَبَّاسِ وَوَلَدِهِ مَغْفِرَةً ظاَهِرَةً وَباَطِنَةً لاَ تُغاَدِرُذَنْباً، أللَّهُمَّ اخْلُفْ فيِ وَلَدِهِ) <strong>“Allah’ım! Abbas’ın ve çocuklarının görünen görünmeyen bütün günahlarını bağışla! Bir de nesillerinden ona hayırlı halefler lütfeyle!”</strong><span id="easy-footnote-14-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-14-5630" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> diye onlar için özel duada bulunur.</p>
<p><strong>“Allah’ım! Ona Kur’an’ı Öğret!” Duası  </strong></p>
<p>Allah Resûlü, bu genel duanın haricinde Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah’a özel dua da eder. Bir gün kendisini şefkatle kucaklar ve (أللّهُمَّ عِلِّمْهُ الْكِتابَ) <strong>“Allah’ım! Buna Kitabı (Kur’an’ı) öğret.”</strong><span id="easy-footnote-15-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-15-5630" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> diye dua eder. Bir başka zaman Hz. Abdullah İbn-i Abbas, O’nun kendisine yaptığı benzer bir duayı şöyle haber verir: “Resûlüllah (sallalhu aleyhi ve sellem) ihtiyaç gidermek için helaya gitmişti. Ben de çıkınca abdest alması için su hazırladım. Dışarı çıktığında abdest suyunun hazır olduğunu görünce “Bunu kim hazırladı?” diye sordu. ‘İbn-i Abbas hazırladı.’ denilince O da bana (أللَّهُمِّ فَقِّهْهُ فِي الدِّينِ) <strong>“Allah’ım! Onu dinde fakih kıl.”</strong><span id="easy-footnote-16-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-16-5630" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> (وَعَلِّمْهُ التَّأوِيلَ ) <strong>“Ve ona Kur’ân’ın tevilini/tefsirini öğret!”</strong> diye dua etti.<span id="easy-footnote-17-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-17-5630" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<p>Bu çerçevede Allah Resûlü’nün, İbn-i Abbas’a yaptığı dualardan birisi de ona hikmetin öğretilmesidir. Yine o, bu duanın hikayesini şöyle anlatır: “Bir gün Allah Resûlü beni şefkatle kucakladı, göğsüne bastırdı ve şöyle dua etti: (أللّهُمَّ عَلِّمْهُ الْحِكْمَةَ) <strong>Allah’ım! Buna hikmeti öğret!</strong>”  Allah Resûlü’nün bu duaları, yeni filizlenmekte olan bir çocuğun geleceği adına yapılabilecek en hayırlı dualardandır.  Nitekim bu duaların kabulü ve bereketi ile Abdullah İbn-i Abbas, “Tercümânu’l-Kur’ân yani Kur’ân’ın Müfessiri” ve “Hıbru’l-Ümme yani Ümmetin En Âlimi” gibi unvanlarına layık görülecek bir ilmi derinliğe erişmiştir. Hatta Hz. Ömer, genç yaşta onu büyük sahabîlerle birlikte istişare meclislerine almıştır.</p>
<p><strong>“Allah’ım! Ticaretini Bereketlendir!” </strong></p>
<p>Allah Resûlü, çarşıda alış-veriş yapmaya çalışan çocukları gördüğünde yanlarına yaklaşır, selam verir ve onlara duada bulunurdu. Mesela çarşı ziyaretlerinin birinde henüz daha dokuz yaşlarında pazarda ticaret yapmaya çalışan Hz. Cafer’den yetim oğlu Abdullah’ın yanına uğrar. Yaklaşır, başını okşar ve kendisine üç kere (أللّهُمَّ اخْلُفْ جَعْفرًا في ولَدِهِ، وبارِكْ لِعَبْدِاللهِ فِي صَفْقَةِ يَمِينِهِ) <strong>“Allah’ım! Hz. Cafer’e bunun soyundan hayırlı nesiller lütfeyle ve soyunu devam ettir. Bir de Abdullah’ın alış-verişini bereketli kıl!” </strong>diye dua buyurur.<span id="easy-footnote-18-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-18-5630" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Yine Allah Resûlü bir gün kendisini toprakla oynarken görünce <strong>“Allah’ım bunu ticaretini bereketli eyle!”</strong> diye duada bulunur.<span id="easy-footnote-19-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-19-5630" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> Bu duanın bereketidir ki Hz. Abdullah, yetim büyümesine rağmen hem ilmi hem de mali açıdan geniş imkanlara kavuşur.</p>
<p><strong>Mekkeli Aileler, Çocuklarına Dua Almak İçin Sıradalar!</strong></p>
<p>Allah Resûlü, Mekke’yi fethedince yeni Müslüman olan bütün aileler, çocuklarını hem tanıştırmak hem de duasını almak üzere Efendimiz’in huzuruna getiriyorlardı. Bir taraftan çocukların başlarını okşayan Efendimiz diğer taraftan onlara hayır duada da bulunuyordu.<span id="easy-footnote-20-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-20-5630" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p><strong>Çocukları da Dua Esnasında Hazır Bulundurmak </strong></p>
<p>Allah Resûlü çocuklara sadece dua etmekle yetinmez onları zaman zaman dua halkalarında da hazır bulundururdu. Bu, onların şuuraltı beslenmeleri adına çok önemliydi.  Hatta mevsimin ilk meyvesi çıktığında önce Allah Resûlü’ne getirilir, O da: <strong>“Allah’ım! Bize, memleketimizde, meyvelerimizde ve ölçeğimizde bereket üstüne bereket ver.” </strong>diye dua eder, sonra da o meyveyi orada hazır bulunan en küçük çocuğa ikram ederdi.<span id="easy-footnote-21-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-21-5630" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Bununla hem dualarda masum çocukların hazır bulundurulmasını hem de mevsimin ilk meyvesinin masum bir yavruya yedirilmesinin, önemli bir bereket vesilesi olduğu dersini de verirdi. Bundan dolayıdır ki O, çocukların mutlaka yağmur duası yapılacak yere getirilmesini isterdi.</p>
<p><strong>Çocuklarınıza Asla Beddua Etmeyin! </strong></p>
<p>Allah Resûlü çocuklara dua ederken aynı zamanda anne-baba ve muallimlere de evlatlarına ya da talebelerine dua etmeyi de ders verir. Bunun yanında O, çocuklara beddua edilmesini de yasaklar. Zira insanın öfkeli bir anında dil alışkanlığıyla yapacağı bir beddua onun başına ağır imtihanların açılmasına sebebiyet verebilir. Ümmetini bu konuda uyaran Allah Resûlü şöyle buyurur: <strong>“Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Zira böyle bir beddua, isteklerin kabul edildiği bir zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.”</strong><span id="easy-footnote-22-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-22-5630" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü’nün verdiği şu ölçü hayatına hakim olmalıdır: <strong>“Allah’a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun!”</strong><span id="easy-footnote-23-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-23-5630" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span> Zira çocuklara beddua etmekte hiçbir zaman maddi-manevi bir fayda olmadığına ve sonunda bir hayır getirmeyeceğine göre insanın hayır dua da bulunamayacağı yerde susması daha hayırlı olacaktır. Bir gün Abdullah İbn-i Mübarek’e bir zat gelir ve oğlundan şikâyet eder. Abdullah ona, “Çocuğuna hiç beddua ettin mi?” diye sorar. Adam, “Evet, ettim.” diye cevap verince, İbn-i Mübarek, “Çocuğunun ahlakını sen bozmuşsun.” der ve suçu onda değil kendisinde araması gerektiğini çok veciz bir şekilde izah eder.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Çocuk yaşta Allah Resûlü’nün dualarını alan sahabîlerin hayatı araştırıldığında çok bereketli bir ömür yaşadıkları görülür. Bazıları hem ilmî hem de malî olarak, bazıları ise mal ve hayırlı evlat yönüyle çeşitli lütuflara nail olmuştur. Kur’ân’ın beyanıyla <strong>“Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı ümit eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Resülüllah’ın hayatında, en güzel örnekler vardır.”</strong><span id="easy-footnote-24-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-24-5630" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Buna göre kendilerine O’nu örnek alan ashab-ı kiram ve tabiin nesli de hem çocuklarına hem de gelecek nesillerine çokça dua etmişlerdir.</p>
<p>Mesela Fudayl İbn İyaz, oğlu Ali’yi terbiye adına bir taraftan büyük bir gayret sarf ederken diğer taraftan ona şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Oğlum Ali’yi, güzelce yetiştirmek için üzerine ne kadar çok eğildiğim biliyorsun. Fakat ben buna tam güç yetiremem. Allah’ım! Onu, en güzel şekilde Sen terbiye et/yetiştir.” Tabii o, bu duasının yanında onun talim ve terbiyesi adına kendi sorumluluklarını da ihmal etmez. Onun fiilî ve kavlî bu dualarının kabulüdür ki Ali, ilim, ahlak ve fazilette babasını da geçer.<span id="easy-footnote-25-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-25-5630" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Dolayısıyla talim-terbiyede anne, baba ya da rehberlerin muhataplarına fiilî dualarının yanında kavlî dualarda bulunması da çok önemlidir. Bilhassa Allah Resûlünün “babanın evladına yaptığı duayı makbul dualar arasında sayması<span id="easy-footnote-26-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/#easy-footnote-bottom-26-5630" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> büyük bir müjde olarak alınmalı ve yaşatılmalıdır.</p>
<p><strong>Kaynak:Dr. Selim Koç | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Nikah 66; Müslim, Nikah 18/116 (1434)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Âdab 5/23 (2144)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Akîkâ 1, Libas 22; Müslim, Âdab 5/22 (2144)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Âdab 5/27 (2147)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Akîkâ 1; Müslim, Âdab 5/24 (2145)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Âkîkâ 1, Menâkıbu’l-Ensâr 45; Müslim, Âdab 5/25 (2146)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hacer, el-İsâbe, s. 848, 849 (4994)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Ehâdîsu’l-Enbiya 10</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Libas 60 (5884)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buharî, Fedâilu’s-Sahabe 18 (3735, 3747, 3749)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hacer, el-İsâbe, s. 1679 (10000); Tirmizî, Menâkıb 9</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tıklayınız: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/risalet-mektebinin-zeki-bir-talebesi-hz-enes-ibn-i-malik-1/">https://www.peygamberyolu.com/risalet-mektebinin-zeki-bir-talebesi-hz-enes-ibn-i-malik-1/</a></li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Fedâil 43/172 (2506)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lami’n-Nübelâ, II/89</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, İlim 17, İ’tisâm 96</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Vudu’ 10; Müslim, Fedâil 30/138 (2477)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, (2397); İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, VIII/299</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn Hacer, el-İsâbe, s. 853 (5017) Allah Resûlü aynı duayı ona, Hz. Ca’fer’in şahadetinde aileyi taziye için evlerine gittiğinde de yapmıştır.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lami’n-Nübelâ, III/456</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, s. 1571 (9214)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Hac 85/474 (1373)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Müslim, Zühd 19/74</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buharî, Edeb 31; Müslim, İman  19/74 (47)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahzab Sûresi, 33/21</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Zehebî, Siyeru A’lami’n-Nübelâ, VIII/443</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-5630" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Tirmizî, Birr 7; İbn Mâce, Dua 11</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimiz-sas-ve-cocuklara-dua/">Efendimiz (sas) ve çocuklara dua</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2020 13:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[Sahabe]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her toplumda konumu itibarıyla ön plana çıkan, kamuoyunda ya da belli kitleler üzerinde etkili olan saygın kanaat önderleri, karizmatik liderler ve bilgin kimseler vardır. Onların yeni gelişme ve hadiseler karşısında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/">Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her toplumda konumu itibarıyla ön plana çıkan, kamuoyunda ya da belli kitleler üzerinde etkili olan saygın kanaat önderleri, karizmatik liderler ve bilgin kimseler vardır. Onların yeni gelişme ve hadiseler karşısında duruşları, insanların duygu ve düşüncelerine yön verir; olumlu veya olumsuz gidişata ciddi tesir eder. Dağ gibi duruşlarıyla azgın dalgalara set olur, fırtınaları sinelerinde yumuşatır ve sarsılmaların önüne geçerler. Onların ufkundan hadiselere bakmak, zirvelerden manzarayı temaşa etmek gibidir. Bu çerçevede ilk İslam toplumu sahabeye bakıldığında onlardan bazılarının saygın konumlarını, Allah Resûlü’ne ve davasına destek vermek için yerinde ve zamanında değerlendirdikleri; sağlam, müstakim, hakperest ve cesur duruşları, doğru bakış açıları, isabetli söz ve kararlarıyla O’na yardımcı oldukları, hak, hakikat, adalet mücadelesine ve İslam medeniyetinin inşasına büyük katkı sağladıkları görülür. Onlar konumlarının hakkını verir; liderlik ve rehberlik ettikleri kimseleri, hep hakka ve doğruya yönlendirir; onlara ruh, ufuk, cesaret, sadakat, vefa ve fedakârlık aşılarlar. Bu yönüyle zirveleşen şahısların başında Medine’nin Ebû Bekir’i ve Ömer’i diyebileceğimiz Evs’in genç lideri Hz. Sa’d İbn-i Muaz (radıyallahu anh) gelir.</p>
<h4><strong>Hz. Mus’ab’ın Daveti Karşısında Duruşu</strong></h4>
<p>İslam’ı tebliğ, Kur’ân ve Sünnet’i talim için Medine’ye gönderilen Hz. Mus’ab, görev yerine ulaşır ulaşmaz faaliyetlerine başlar. Samimiyeti, sadeliği, akıl, mantık ve muhakemeye hitap eden ikna edici üslubuyla kısa zamanda muhataplarının gönlüne girmeyi başarır. Bir gün Hz. Es’ad İbn-i Zürare ile birlikte Benî Zafer mahallesine gelirler. Komşu Abdüleşhel’in reisi Sa’d İbn-i Muaz, bu durumu haber alır ve çok sinirlenir. İslam ile alakalı bir malumatı yoktur ve Hz. Mus’âb’ın eğitim ve tebliğ faaliyetine son vermek için harekete geçer. Öfkeli bir şekilde halasının oğlu Hz. Es’ad’a döner ve “Ey Ebû Ümâme! Allah’a yemin olsun ki aramızda akrabalık bağı olmasa bu adamı benden kurtaramazdın! Hoşlanmadığımız duygu ve düşünceleri, evlerimizin içine mi sokmak istiyorsunuz? Şu yabancı ve memleketinden sürülmüş adamı, zayıflarımızın inancını, batıl söylemlerle bozmak ve onları, bu hurafelere davet etmek için mi getirdin? Bir daha benim çevremde böyle şeyler yaptığınızı görmeyeyim!” diyerek çıkışır.</p>
<p>Bu sırada Hz. Mus’ab, gayet sakin ve dikkatli bir şekilde onu dinler. Zira o, kendi değerlerinin doğruluğundan ve makuliyetinden emindir. Sa’d konuşmasını bitirince âdeta ortaya koyduğu tavrın, aklı başında, entelektüel ve lider bir şahsa yakışmadığını ifade sadedinde Hz. Mus’ab şunları söyler: “Az oturup anlatacaklarımı dinlesen! Beğenirsen kabul edersin; hoşuna gitmezse beğenmediğin bu şeyleri, senin çevrenden uzaklaştırırız, olmaz mı?” Sa’d, hakperest ve insaflı bir insandır; “Doğru ve yerinde bir söz!” der ve mızrağını yere saplayıp oturur. Hz. Mus’ab, kendisine İslam’ın temel esaslarını anlatır ve Kur’ân okur. İlk defa duyduğu bu ilahî hakikatlerden ve kelamdan çok etkilenen Sa’d, Müslüman olur; iman dolu kalbiyle oradan ayrılır ve mahallesine geri döner.</p>
<p>Merakla dönüşünü gözleyen kabilesi, görür görmez kendisindeki değişimi fark eder. Aydınlık bir çehre ile onlara yaklaşan Hz. Sa’d, “Ey Abdüleşhel oğulları! Benim, aranızdaki konumum ve durumum nedir?” diye sorar. “Sen, bizim önderimiz, fikir ve kanaatlerinde en isabetli olanımız ve en uğurlu yöneticimizsin!” cevabını alır. Otuz dört yaşındaki Hz. Sa’d, kavminin içerisindeki bu saygın konumunu, onları İslam’a davet etmek için değerlendirmek ister ve “Sizler, Allah ve Resûlü’ne iman edinceye kadar erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun!” der. Bunun üzerine akşam olmadan Abdüleşhel’e mensup kadın erkek herkes Müslüman olur ki bu, yarımadada bir boyun ilk defa toplu halde Müslüman olması demekti.<span id="easy-footnote-1-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-1-5575" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Allah Resûlü, onların bu tercihlerinin neticelerini takdir sadedinde yıllar sonra Tebûk seferinden dönerken Medine’yi süzer ve “Medine mahallelerinin en hayırlısı Benî Abdüleşhel’in yurdudur!”<span id="easy-footnote-2-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-2-5575" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> buyurur. Onun İslam’ı kabulü ve evini, İslam’ı tebliğ ve talim için Hz. Mus’ab’a tahsis etmesi, lideri olduğu Evs’e mensup diğer boylar arasında da hareketliliğe sebep olur ve kısa sürede dört aile hariç bütün evlerde İslam’ın sesi soluğu yükselmeye başlar.</p>
<h4><strong>Ebû Cehil Karşısında Duruşu</strong></h4>
<p>Hz. Sa’d, Allah Resûlü’nün Medine’ye hicretinden sonra umre yapmak için Mekke’ye gelir. Ümeyye İbn-i Halef, yakın dostudur ve her zamanki gibi onun evinde misafir olur. “Benim için tenha bir an kollasan da Beytullah’ı tavaf etsem!” der. Gerginlik çıkarmak istemez. Ümeyye’nin yönlendirmesiyle öğle vakti tavafa başlar. O sırada Ebû Cehil çıkagelir ve Ümeyye’ye onun kim olduğunu sorar. Ümeyye “Sa’d!” karşılığını verir. Ebû Cehil, Müslümanlara beslediği kini kusmak için her an hazırdır: “Bak! Sen Kâbe’yi emniyet içinde tavaf ediyorsun. Halbuki siz ortaya yeni bir din çıkarmış olan Muhammed’i ve ashabını barındırıyor, onlara yardım ediyorsunuz!? Vallahi, Ümeyye’nin misafiri olmasaydın, buradan evine sağ salim dönemezdin!” der.</p>
<p>Hz. Sa’d, Mekke’de tek başına olsa da kalbi iman ve cesaret doludur. Ümeyye, “Mekke’nin reisi Ebû Cehil karşısında sesini yükseltmeden konuş!” dese de o, âdeta mesajını bütün Mekkelilere duyurmak istercesine yüksek sesle cevap verir: “Eğer sen, beni tavaftan men edersen, ben de Allah’a yemin ederim ki size daha ağırını yapar, Şam ticaret yolunuzu keserim!”<span id="easy-footnote-3-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-3-5575" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> Beklemediği bu çıkış karşısında korkuya kapılan Ebû Cehil, onu, Kâbe ile baş başa bırakır ve oradan sıvışır gider. Hz. Sa’d, bu duruşu ile Mekke’ye hem kimseden korkmadıkları hem de “Müslümanlara yapacakları hiçbir saldırının karşılıksız kalmayacağı” mesajını verir.</p>
<h4><strong>Bedir Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Müşrikler, zulüm ve işkencelerle Müslümanları Mekke’den çıkmak zorunda bırakırlar. Ardından da onların arkada bıraktığı malları yağmalar ve satmak için Şam’a gönderirler. Niyetleri, elde edecekleri gelirle Medine’ye düzenleyecekleri saldırıyı organize etmektir. Allah Resûlü, Şam’dan dönen kervanı kontrol altına almak için harekete geçer. Yalnız kervan, onların çıkışını haber alır ve yardım için Mekke’ye haber gönderir. On beş yıldır Müslümanları yok etmek için fırsat kollayan Ebû Cehil, üç kat kalabalık bir orduyla hemen yola çıkar. Gelişmeyi haber alan Allah Resûlü, yol ayrımında kalır. Ya yolunu değiştiren kervanın peşinden gidecek ya da Müslümanları yok etmek için yola çıkan şirk ordusuyla karşı karşıya gelecektir. Düşüncesi, Ebû Cehil’i durdurmaktır. Fakat durum kritiktir. Zira Ensar, kendisine Medine’ye saldırı olursa koruma sözü vermiştir. Üstelik savaş niyetiyle yola çıkmadıkları için harbe hazırlıklı da değildirler ve bir kısmının gönlü, kervanı takip etmekten yanadır.<span id="easy-footnote-4-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-4-5575" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Karar vermek için bu beklenmedik gelişmeyi istişareye açar.</p>
<p>Muhacirler görüşlerini bildirirken Allah Resûlü’nün gözü, özellikle Hz. Sa’d İbn-i Muâz’ın üzerindedir. Ensar’ın başında o vardır. Durumu anlayan Hz. Sa’d hem Evs hem de Hazrec adına şu tarihi konuşmayı yapar: “Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik. Seni tasdik ettik. Getirdiğin şeylerin hak olduğuna şahit olduk. Sana itaat edeceğimize söz verdik. İstediğin tercihi yapabilirsin. Biz sonuna kadar seninleyiz. Sana Kur’ân’ı indiren Allah’a yemin ederim ki Berku’l-Gımad’a kadar atını sürsen bizden bir kişi bile arkada kalmaz. İşte canlarımız; dilediğini al. İşte malımız; istediğin kadarını al ve istediğin yere harca. Hiç şüphesiz aldıkların, bizim için geride bıraktıklarından daha sevimlidir. Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki bize şu denizi gösterip dalsan biz de seninle birlikte dalarız; içimizden kimse geride kalmaz. Yarın bizi, düşmanlarımızla karşılaştırsan asla hoşnutsuzluk göstermeyiz. Savaşırken sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca sadakatten ayrılmamak, bizim şiarımızdır. Umulur ki Allah, sana bizden gözünü aydın edecek şeyler gösterir. Yürüt bizi Allah’ın bereketine doğru!”</p>
<p>Hz. Sa’d’ın bu konuşması, Allah Resûlü’nü çok memnun ve mesrur eyler. Çünkü bu, sadece o gün verilecek kritik karar için değil gelecek adına da Ensar’ın duruşunu aksettirir; Akabe’de verilen sözün ötesine de razı ve hazır olduklarını gösterir. Bir de Hz. Sa’d’ın bu konuşması, karar öncesi ordunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan Ensar üzerinde ciddi tesirli olur; onları motive eder. Ebû Cehil’i durdurmaya karar veren Allah Resûlü, “Haydi, yürüyün Allah’ın bereketine doğru! Size müjdelerim ki Allah, bana, iki taifeden birini vaat etti. Vallahi şu anda sanki o topluluktan bazılarının vurulup düşecekleri yerleri görür gibiyim!” buyurur.<span id="easy-footnote-5-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-5-5575" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> Bunun üzerine ordu, Bedir’e gelir ve konuşlanır. Yalnız düşman hem sayıca daha fazla hem katliama kilitlenmiş hem de askeri teçhizat olarak daha güçlü; Müslümanlar ise sayıca az ve savaşa hazırlıklı olmadıkları için Allah Resûlü, rahat değildir.</p>
<p>Bu durum, Ensar’ın komutanı Hz. Sa’d’ın gözünden kaçmaz; Allah Resûlü’ne gelir ve rahatlatma adına “Ey Allah’ın Resûlü! Sana hurma dallarından bir çardak yapalım. Sen o gölgelikte otur ve bineklerini de yanına bağlayalım. Sonra biz düşmanla vuruşalım. Eğer Allah bizi aziz kılar, düşmanımızı mağlup ederse, zaten bu bizim arzumuzdur. Yok eğer biz mağlup olursak, sen bineklerine biner ve kavmimizden buraya katılmayanların yanına dönersin. Zira bizden bazıları savaşa katılmadılar. Fakat onların sana olan muhabbetleri, bizimkinden daha fazladır. Eğer onlar senin savaşla karşı karşıya geleceğini bilselerdi kesinlikle geri kalmazlardı. Allah seni onlar vasıtasıyla korur; onlar sana candan bağlı ve seninle birlikte her türlü mücadeleye razı ve hazır kimselerdir!” der.<span id="easy-footnote-6-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-6-5575" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Allah Resûlü, bu bakış ve duruşundan dolayı Hz. Sa’d’ı sena eder ve kendisine hayır duada bulunur. Ayrıca Hz. Sa’d, kılıcını sıyırır ve sabaha kadar çardağın önünde bizzat nöbet tutar.<span id="easy-footnote-7-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-7-5575" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<h4><strong>Uhud Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Bedir’de büyük bir hezimet yaşayan hem savaşı hem ileri gelenlerini hem de Araplar arasındaki itibarlarını kaybeden Mekkeliler, bir yıl sonra 3000 kişilik bir orduyla intikam ve katliam için Medine’ye doğru harekete geçer. Durumu haber alan Allah Resûlü, ashabını toplar ve gelişmeyi istişareye açar. O ve ashabın ileri gelenleri, kuşatmaya izin verip şehri içerden savunmanın daha isabetli olacağı görüşündedir. Fakat çoğunluk -ki bunların da büyük kısmını Ensar’ın gençleri oluşturmaktadır- gerekçelerini sunup ısrarla meydan muharebesi isterler. Allah Resûlü, istişare neticesinde Uhud’a çıkmaya karar verir. Kısa zamanda hazırlıklarını bitiren askerler, saf saf dizilip hareket emrini beklemeye başlar.</p>
<p>Gençlerin bu tavrını doğru bulmayan ve gelişmeyi haber aldığı andan itibaren Allah Resûlü’nün etrafında gece gündüz bizzat kendisi nöbet tutan Hz. Sa’d İbn-i Muaz, yanlarına gelir ve “Medine’den çıkmak istemediği halde siz çıkması için Allah Resûlü’ne ısrar edip durdunuz! Halbuki O’na emir gökten iner! Siz bu işi O’na bırakın; emrettiği şeyi yerine getirin. Siz O’nun hakkında ‘O kendiliğinden bir şey söylemez!’ buyurulduğunu görmediniz mi? Siz O’nun emrine itaat edin.” der ve onları uyarır.<span id="easy-footnote-8-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-8-5575" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Fakat artık çok geçtir zira Allah Resûlü, kararını vermiş ve zırhlarını giymiştir.</p>
<p>İri yapılı ve uzun boylu olan Hz. Sa’d İbn-i Muaz, Uhud’a doğru gidilirken Allah Resûlü’nün önünde yürür. Özellikle iki ateş arasında kalınan savaşın ikinci bölümünde ordu dağılınca Allah Resûlü’nü koruma adına yanına koşar; O’ndan bir an bile ayrılmaz ve kahramanca vuruşur.<span id="easy-footnote-9-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-9-5575" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Savaşın sonunda, yaptığı onca fedakarlığa rağmen “Yâ Resûlallah! Ben, Enes İbn-i Nadr’ın yaptığını yapamadım!” der.<span id="easy-footnote-10-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a style="box-sizing: border-box; background-color: transparent; color: #dd3333 !important; text-decoration: none; transition: all 0.4s ease 0s;" title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-10-5575" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span> Hz. Sa’d’ın, Uhud’da sabit kadem oluşu, Ensar’ın da kısa zamanda derlenip toparlanmasına büyük katkı sağlar. Üstelik o, Allah Resûlü Hamrâü’l-Esed’de toplanma emri verince kabilesini gezer; ağır yaralı haldeki askerleri cepheye gitme adına motive eder.</p>
<h4><strong>Ganimetlerin Taksimi Hususunda Duruşu</strong></h4>
<p>Suikast girişimi, isyan ve ihanetlerinden dolayı Nadiroğullarının kaleleri kuşatılır ve bir müddet sonra dayanamayıp teslim olurlar. Kendilerinden Medine’yi terk etmeleri istenir. Onlardan geriye “fey” olarak silah, ev, arazi ve hurma bahçeleri kalır. Allah Resûlü, bunları, yaklaşık dört yıldır Ensar’ın evinde misafir kalan, bağında ve bahçesinde çalışan Muhacirlere dağıtmayı düşünür. Fitne çıkmaması adına bu düşüncesini Ensar ile paylaşmaya karar verir. Hz. Sabit İbn-i Kays’ı çağırır ve ondan Evs ve Hazrec’e mensup ne kadar Müslüman varsa hepsini bir yere toplamasını talep eder. Onların toplandıkları yere gelir, kendilerine bir konuşma yapar; öncelikle fedakarlıklarını, diğerkamlıklarını yad eder ve ardından “Muhacir kardeşlerinizin malları yoktur. Dilerseniz, Nadiroğullarının mallarından fey olarak bana kalanları, sizinle Muhacirler arasında bölüştüreyim. Muhacirler sizin evlerinizde oturmaya ve mallarınızdan yararlanmaya devam etsinler. Dilerseniz, yalnız Muhacirlere vereyim de onlar evlerinizden çıksınlar ve mallarınızı size bıraksınlar!?” buyurur.</p>
<p>Allah Resûlü’nün bu tekliflerine Hazrec’in başındaki Hz. Sa’d İbn-i Ubâde ile Evs’in başındaki Hz. Sa’d İbn-i Muâz’ın cevabı, “Hayır yâ Resûlallah! Siz Nadiroğullarından elde edilen ganimetleri, muhacirler arasında bölüştürün! Onlar yine bizim evlerimizde oturmaya devam etsinler. Hatta isterseniz bizim mallarımızı da onlara bölüştürün.” şeklinde olur. Bunun üzerine hazır bulunanların tamamı, başkanlarının sözünü kastederek “Ya Resûlallah! Bu bu hükme razıyız ve kabul ediyoruz!” derler. Bunun üzerine Allah Resûlü, duyduğu memnuniyetini “Ey Allah’ım! Ensar’a ve nesillerine merhametinle muamele buyur.” duasıyla dile getirir.<span id="easy-footnote-11-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-11-5575" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<h4><strong>İfk Hadisesi Sürecinde Duruşu</strong></h4>
<p>Müreysî’de yaptıklarıyla yetinmeyen baş münafık, dönüş yolunda hane-i saadetin iffetini hedef alır. Ayrıca adamlarını kullanarak ürettiği iftirayı, toplum içerisinde yayar. Hz. Sa’d İbn-i Muaz’ın, iftirayı işittiğinde verdiği ilk tepki “Böylesi iftiraları ağzımıza alamayız, böyle şeyler bize yakışmaz. Hâşa! Bu pek büyük, pek çirkin bir bühtandır.” olur.<span id="easy-footnote-12-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-12-5575" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Bu mümince duruşuyla o, kavmine de güzel örnek olur. Daha sonra bu hadiseyi vuzuha kavuşturmak için indirilen Nur Sûresi’nin 16. ayetinde İslam toplumu, bu büyük iftira karşısında Hz. Sa’d İbn-i Muaz gibi bir duruş sergilemediği için uyarılır ve onun bu duruşu, benzeri durumlarda kıyamete kadar müminlerin takınması gereken tavrı bildirmek için ayet olarak indirilir: “Nasıl oldu da onu işitir işitmez: ‘Böylesi iftiraları ağzımıza alamayız, böyle şeyler bize yakışmaz. Hâşa! Bu pek büyük, pek çirkin bir bühtandır.’ demediniz!”<span id="easy-footnote-13-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-13-5575" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, bir müddet bekler ve ardından halkı Mescid-i Nebevî’ye toplar. Bir konuşma yapar ve: “Ey Müslümanlar! Ailem hakkındaki iftirasıyla beni üzen bir adama karşı kim bana yardım eder? Ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu iftirayı ortaya atanlar öyle bir adamın adını dillerine doladılar ki onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum.” buyurur. İlk karşılık veren Evs’in lideri Sa’d İbn-i Muaz olur; ayağa kalkar ve “Yâ Resûlallah! Bana izin ver! Onun boynunu vuralım! Eğer Evs’ten ise hemen boynunu vururuz. Yok eğer Hazrec’ten ise emredersen biz bu emri de yerine getiririz.” der. İftirayı atan nifakın başı İbn-i Übeyy, Hazrec’e mensuptur ve Hz. Sa’d’ın bu çıkışı, onları rahatsız eder; karşılıklı atışmalar olur ve bir anda sinirler iyice gerilir. Allah Resûlü, kendi derdini bir köşeye bırakır; kalkar onları sakinleştirir ve aralarını bulur.<span id="easy-footnote-14-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/#easy-footnote-bottom-14-5575" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span></p>
<p><strong>Kaynak:Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 2/43; Taberî, Târîh 2/357; Beyhakî, Delâil 2/438-440</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hibbân, Sahîh 7286</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 3950, 3632; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 6/75</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Enfal Sûresi, 8/5-8</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/253; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/24; Beyhakî, Delâil 3/106; İbn-i Kesîr, Bidâye 3/293</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 2/260; Taberî, Târîh 2/440; Beyhakî, Delâil 3/44</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Hişâm, Sîre 2/269; İbn-i Sad, Tabakât 2/15</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 2/38</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Vâkıdî, Megâzî 1/240</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, 2805; Beyhakî, <em>Sünen </em>9/43 (17696)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Seyyidünnâs, Uyunu’l-Eser 2/50</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İ’tisâm 28; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 7/78; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî 13/487</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nur Sûresi, 24/16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5575" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, Megâzî 34; Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/2380</li>
</ol>
<p><a href="https://hizmetten.com/ornek-durusu-ile-hz-sad-ibn-i-muaz-ra/">Örnek duruşu ile Hz. Sa’d İbn-i Muâz (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2020 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Âteşîn bir zekâ, dünyaya geliyor Risalet’in dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz, insanları açıktan ve toplu bir şekilde İslam’a davet etmeye başlamıştı. Bu durumu hazmedemeyen müşrikler, Müslümanları baskı altına almış ve şirke&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Âteşîn bir zekâ, dünyaya geliyor</strong></h4>
<p>Risalet’in dördüncü yılıydı. Peygamber Efendimiz, insanları açıktan ve toplu bir şekilde İslam’a davet etmeye başlamıştı. Bu durumu hazmedemeyen müşrikler, Müslümanları baskı altına almış ve şirke geri döndürmek için işkence uyguluyorlardı. Mekke’de bunlar yaşanırken Yesrib’in sarp kayalıkları ve hurmalıkları arasında âteşîn bir zekâ<span id="easy-footnote-1-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-1-4839" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve güçlü bir hafıza dünyaya gelmişti: <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>!</p>
<p>Babası Sâbit İbn-i Dahhâk ve annesi Nevvar İbn-i Mâlik, Hazrec’in Neccaroğulları koluna mensuptu. Zeyd’in doğumu haneyi sevinçle doldurmuş fakat bu durum, çok uzun sürmemişti. Zeyd, altı yaşında, Buas savaşında babasını kaybetmişti.<span id="easy-footnote-2-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-2-4839" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Evs ve Hazrec arasında yüz yirmi yıldır devam eden bu bitmeyen kavga, Zeyd’i yetim bırakmıştı. Bu sıralarda Efendimiz ise Mekke’de kendisine ve akrabalarına uygulanan ambargo ile mücadele ediyordu.</p>
<h4><strong>Dokuz yaşında Hz. Mus’ab ile tanışıyor</strong></h4>
<p>Buas savaşında babalarını ve büyüklerini kaybetmeleri, Evs ve Hazrec’in gençlerini bir arayışın içine itmişti. Yeni bir savaş istemiyor ve güçsüz düştükleri için Yahudi kabilelerinin tehditlerinden endişe ediyorlardı. Bu arada Efendimiz, Zeyd’in doğduğu yıl başladığı, panayır ve hacca gelen kabileleri İslam’a davet stratejisini, aldığı olumsuz cevaplara rağmen yedi yıldır ısrarla sürdürüyordu. En sonunda gayretlerinin meyvesini almış ve on birinci yılda Akabe’de altı Hazrecli gencin gönlüne girmişti. On ikinci yılda aynı yerde on iki Evs ve Hazrecli gençle buluşan Efendimiz, onlarla birlikte Hz. Mus’ab’ı, İslam’ı anlatması, Kur’ân’ı talim etmesi ve Sünnet’i öğretmesi için Medine’ye göndermişti.</p>
<p>Hz. Mus’ab tercihi, bilinçli bir tercihti. Zira Medinelilerin büyük çoğunluğu gençti. Ve Peygamber Efendimiz, onlara muhatap olarak kendileri gibi genç, fedakâr, zeki, temsil keyfiyeti yüksek, Kur’ân’a vukufiyeti ve ilmi kişiliği ile ön plana çıkan ve her açıdan ideal bir eğitimci portresine sahip Hz. Mus’ab’ı gönderiyordu. Böylece Medineli gençlerin gökteki yıldızı o olacak ve onlar, Hz. Mus’ab gibi olmayı hedefleyeceklerdi. Ve İslam, onun vesilesiyle Medine’ye ilim yoluyla dahil olacaktı. Bunu ifade sadedinde Efendimiz, “Hiçbir şehir veya ülke kolay kolay fethedilmemiştir. Halbuki Medine, Kur’ân yoluyla kolayca fethedilmiştir!”<span id="easy-footnote-3-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-3-4839" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Nitekim öyle de olmuş; Hz. Mus’ab, kısa sürede Medine’nin bütün evlerine İslam’ı duyurmuş ve çoğunluğu genç onlarca insanın gönlüne girmişti. Onlardan birisi on sekiz yaşındaki Muaz İbn-i Cebel diğeri de artık dokuz yaşına giren <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti. İlerleyen yıllarda her ikisi de Kur’ân ilimleri ve fıkıhta parmakla gösterilen insanlar olmuştu. Çünkü onlar için ilk muallimleri Hz. Mus’ab, ideal bir misaldi. Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, kısa sürede Hz. Mus’ab’ın ağzından on yedi sûreyi dinleyip ezberlemişti.<span id="easy-footnote-4-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-4-4839" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hicretin ilk günü Efendimiz’e takdim ediliyor</strong></h4>
<p>Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Medine’ye hicret ettiğinde Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, on bir yaşındaydı<span id="easy-footnote-5-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-5-4839" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span> ve heyecan içerisinde O’nu karşılayanlardan birisiydi. Getirilip kendisine takdim edilmiş ve on yedi sûreyi ezbere bildiği söylenmişti.<span id="easy-footnote-6-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-6-4839" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Efendimiz, kendisinden Kur’ân okumasını talep etmiş; Hz. Zeyd, Kâf Sûresi’ni okumuş ve O (aleyhissalâtu vesselâm), çok memnun ve mesrur olmuştu.<span id="easy-footnote-7-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-7-4839" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<p>Allah Resûlü, Hz. Ebû Eyyûb’un evine yerleştiğinde O’na ilk yemeği ikram eden Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>‘ti. Annesi Nevvar, ekmek, tereyağı ve sütle yapılmış bir çanak tiridi, onunla Allah Resûlü’ne göndermişti. Hz. Zeyd, “Bu çanağı annem gönderdi!” diyerek kendisine sunmuş; Allah Resûlü de “Allah, ömrünü bereketli kılsın!” buyurarak ona dua etmişti.<span id="easy-footnote-8-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-8-4839" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span> Allah Resûlü’nün gençlerle tanıştığında, yetişip kaliteli ve hayırlı insanlar olması için  kendilerine dua etmesi, bir sünnetiydi.</p>
<p>Evleri, Mescid-i Nebevî’ye çok yakındı. Hz. Bilâl, uzun süre ezanı, onların evinin üzerine çıkıp okumuştu.<span id="easy-footnote-9-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-9-4839" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span> Bu yakınlığı ve komşuluğu çok iyi değerlendiren Hz. Zeyd, sık sık Kur’ân ve Sünnet’i öğrenmek için Efendimiz’in yanına gidiyordu.<span id="easy-footnote-10-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-10-4839" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>Okuma yazma öğreniyor</strong></h4>
<p>Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Bedir esirlerinden fidye verecek imkânı olmayıp da okuma yazma bilenlere, Medineli on gence okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest kalacaklarını vaat etmişti. Bu süreçte “müşrik esirlerden” ders aldırdığı gençlerden birisi de <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti.<span id="easy-footnote-11-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-11-4839" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span> Kısa sürede okuma yazma öğrenen Hz. Zeyd, Kur’ân’ı yazmak için de büyük gayret gösteriyordu. Onun bu çabalarının farkında olan Efendimiz, kendisine yaşının küçüklüğüne rağmen vahiy katipliği görevi vermişti.<span id="easy-footnote-12-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-12-4839" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span> Hattını çok geliştiren Hz. Zeyd, ilerleyen yıllarda hem devlet başkanlarına gönderilecek mektupları hem de birçok fermanı, muahedeyi ve devlet işlerine ait belgeleri kaleme de alacaktı.<span id="easy-footnote-13-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-13-4839" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<p>Artık Hz. Zeyd, Allah Resûlü’nün daha yakınındaydı.<span id="easy-footnote-14-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-14-4839" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Katiplik görevi, Zeyd’e, birçok tarihi anda ve hadisede O’nun yanında olma yolunu açmıştı. Aslında istidatlı gençleri yakınında tutmak, Allah Resûlü’nün eğitim metotlarından biriydi. Böylece onları imrenilen bir konuma yükseltiyor; ilim ve araştırma aşklarını kamçılıyordu.<span id="easy-footnote-15-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-15-4839" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span></p>
<h4><strong>Yabancı dilleri öğreniyor</strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in üstün zekasının, hafızasının ve hesaplama yeteneğinin farkında olan Peygamber Efendimiz, devlet başkanları ve kabile reislerinden gelen mektupların artması, ikili münasebetlerin gelişmeye başlaması üzerine on dört yaşındaki Hz. Zeyd’den, önce İbrânice sonra Süryânice öğrenmesini istedi.<span id="easy-footnote-16-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-16-4839" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> O güne kadar bu konularda Medine’deki Yahudilerden istifade ediliyordu. Bu, devlete ait yazışmalara ve belgelere onların vakıf olmasını beraberinde getiren sakıncalı bir durumdu. Nitekim fırsatını bulunca isyana teşebbüs etmeleri, onlara çok da güvenilemeyeceğini gösteriyordu.<span id="easy-footnote-17-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-17-4839" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span> Bunun üzerine Hz. Zeyd, çok kısa zamanda (İbraniceyi on beş günde, Süryaniceyi on yedi günde) bu dilleri, yazmayı, okumayı ve konuşmayı öğrenmişti.<span id="easy-footnote-18-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-18-4839" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Hz. Zeyd’in üstün kabiliyeti, Medine’deki Yahudi kabilelerden dolayı İbraniceye aşinalığı ve bu iki dilin aynı kökten gelmesi öğrenme sürecini hızlandırmıştı.</p>
<p>Artık Yahudilerle ve diğer muhataplarla yapılan yazışmalarda hem yazma hem okuma hem de tercüme işini o gerçekleştiriyordu.<span id="easy-footnote-19-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-19-4839" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> İlerleyen süreçte Hz. Zeyd, bu iki dile ilave olarak Farsça, Grekçe, Kıptice ve Habeşçe de öğrenmiş ve bu dillerde gelen mektupları, Allah Resûlü’ne tercüme etmişti.<span id="easy-footnote-20-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-20-4839" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span> Bunları öğrenmesinde de Medine’de bu dilleri konuşan insanlarla kurduğu yakın diyaloğun büyük etkisi vardı. İbn-i Ömer, onun Arapçayı ve İbraniceyi bütün incelikleriyle bildiğini haber verir. Bu noktada denilebilir ki gençlerin İslam’ın geleceği adına ihtiyaç duyulan dilleri öğrenmesi, Nebevî bir uygulama, emir ve tavsiyedir.</p>
<h4><strong>Cephelerde de yer almak istiyor</strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in içinde, Kur’ân ve Sünnet’e merakın yanında ileri seviyede İslam’a hizmet duygu, düşünce ve heyecanı da vardı. Daha on üç yaşında olmasına rağmen cepheye gidileceğini haber alınca kılıcını kuşanmış ve askerler arasındaki yerini almıştı. Bedir savaşını netice veren yolculuğa çıkılacaktı. Orduyu teftiş eden Allah Resûlü, safları tek tek kontrol ediyor ve on beş yaşın altında olanları geri çeviriyordu. O gün geri çevirdiklerinden birisi de <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’ti.<span id="easy-footnote-21-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-21-4839" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Zira Allah Resûlü, istek ve heyecanlarına rağmen cephenin hakkını verebilecekleri yaşa kadar gençleri, tehlikeye atmak istemiyordu.</p>
<p>Uhud’da da Hz. Zeyd, ordudaki yerini almış ama yine yaşının küçüklüğüne binaen geri çevrilmişti.<span id="easy-footnote-22-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-22-4839" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span> Yalnız Mekkeliler, Uhud’u terk edince savaş alanına gelmiş; Allah Resûlü, onu, Hz. Sa’d İbn-i Rebî’nin son durumunu araştırması için göndermiş ve yaşıyorsa selamını iletmesini tembihlemişti. Son anlarını yaşayan Hz. Sa’d, Hz. Zeyd’den O’nun selamını almış ve onunla Allah Resûlü’ne ve Müslümanlara selam ve bir de son bir mesaj göndermişti: “İçinizde nefes alıp veren birisi olduğu sürece Allah Resûlü’nün başına bir şey gelirse Allah katında geçerli bir mazeretiniz olamaz!”<span id="easy-footnote-23-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-23-4839" data-hasqtip="22" aria-describedby="qtip-22"><sup>23</sup></a></span></p>
<p>Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’in Allah Resûlü ile aynı cephede yer alması ancak Hendek harbinde mümkün olmuştu. On beş yaşına ulaştığı için Efendimiz, ona orduya katılması için izin vermiş hatta Mısır kumaşından bir de elbise giydirmişti.<span id="easy-footnote-24-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-24-4839" data-hasqtip="23" aria-describedby="qtip-23"><sup>24</sup></a></span> Hz. Zeyd, hendek kazılırken toprak taşımış ve çok çalışmaktan uyuya kalmıştı.<span id="easy-footnote-25-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-25-4839" data-hasqtip="24" aria-describedby="qtip-24"><sup>25</sup></a></span> Hz. Zeyd’in toprak taşırken ortaya koyduğu samimi gayreti gören Allah Resûlü, takdir ve teşvik sadedinde “O, ne güzel bir delikanlı!”<span id="easy-footnote-26-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-26-4839" data-hasqtip="25" aria-describedby="qtip-25"><sup>26</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<p>Ortaya koydukları fedakarlıklar karşısında gençlere bu vb. şekilde iltifatta bulunmak ve bu davranışlarını onlarda karakter haline getirmek için güzel sözler söylemek, Peygamber Efendimiz’in gençleri yetiştirirken uyguladığı ayrı metottu. Hz. Zeyd, Hendek’i müteakiben yapılan Kurayza kuşatmasında Hudeybiye’de Hayber’in fethinde ve Huneyn savaşında da hazır bulunmuştu. Hayber’de ve Huneyn’de elde edilen ganimetlerin ve esirlerin sayılması, yazılması ve hesaplanıp dağıtılması görevini, Allah Resûlü ona vermişti.<span id="easy-footnote-27-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-27-4839" data-hasqtip="26" aria-describedby="qtip-26"><sup>27</sup></a></span> Hayber’de on yedi; Huneyn’de ise on sekiz yaşındaydı. Hesap kabiliyeti veya sayısal zekası, onu miras hukuku ile alakalı meselelerde zirveye taşımıştı ki Efendimiz, “Ümmetimden miras hukukunu en iyi bilen <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’tir!”<span id="easy-footnote-28-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-28-4839" data-hasqtip="27" aria-describedby="qtip-27"><sup>28</sup></a></span> buyurmuştu.</p>
<h4><strong>Kur’ân’ı vukufu onu öne çıkarıyor </strong></h4>
<p>Hz. Zeyd’in, Allah Resûlü ile birlikte çıktığı bir sefer de Tebûk’tü. Yolculuk sırasında Neccaroğulları’nın sancağını üvey babası Ümâre taşıyordu. Allah Resûlü, sancağı ondan alıp Hz. Zeyd’e vermişti. Bunun üzerine Hz. Ümâre, “Yâ Resûlallah! Benimle alakalı size olumsuz bir şey mi ulaştı?” diye sormuş; Allah Resûlü ise bu kararının sebebini şöyle izah etmişti: “Hayır! Senin hakkında bir şey yok! Fakat Kur’ân öncedir ve önde olur. Zeyd senden daha çok Kur’ân bilmektedir!”<span id="easy-footnote-29-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-29-4839" data-hasqtip="28" aria-describedby="qtip-28"><sup>29</sup></a></span> Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), benzeri bir uygulamayı şehitleri defnederken Uhud’da da yapmış; Kur’ân bilenlerin önce defnedilmesini talep etmişti.<span id="easy-footnote-30-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-30-4839" data-hasqtip="29" aria-describedby="qtip-29"><sup>30</sup></a></span> Cemaate imam tayin ederken de aynı hususa dikkat ediyor ve Kur’ân’ı en iyi bilen genci, önceliyordu. Burada da bir teşvik ve Kur’ân ile daha fazla irtibat halinde olan gençlere iltifat vardı.</p>
<h4><strong>Efendimiz’den aldığı eğitimin hakkını veriyor </strong></h4>
<p>Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Zeyd, 21 yaşındaydı. Efendimiz’in yetiştirip arkasında bıraktığı en önemli şahsiyetlerden birisi de oydu. O, dört halife döneminde de büyük hizmetlerde bulunacaktı. Hz. Ebû Bekir’in halife seçildiği gün Ensar’a hitap etmiş, “Allah Resûlü muhacirlerdendi. Dolayısıyla imam da onlardan olmalıdır. Biz ise daha önce Resûlullah’ın yardımcıları olduğumuz gibi bundan sonra da halifenin yardımcısı olmalıyız.” diyerek, Müslümanların birlik ve beraberliğinin korunmasında en kritik misyonu eda etmişti. Bu tarihi hitapla aradaki ihtilaf giderilmiş, düğüm çözülmüş ve Hz. Ebû Bekir, ittifakla halife seçilmişti.<span id="easy-footnote-31-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-31-4839" data-hasqtip="30" aria-describedby="qtip-30"><sup>31</sup></a></span></p>
<p>Hz. Ebû Bekir döneminde devlet idaresi ve problemlerin çözümü adına oluşturulan Danışma Meclisi’nin üyelerinden birisiydi.<span id="easy-footnote-32-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-32-4839" data-hasqtip="31" aria-describedby="qtip-31"><sup>32</sup></a></span> Ayrıca Allah Resûlü döneminde başladığı müftülük görevine Hz. Ebû Bekir döneminde de devam etmişti.<span id="easy-footnote-33-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-33-4839" data-hasqtip="32" aria-describedby="qtip-32"><sup>33</sup></a></span> Allah Resûlü’nün yönlendirmesiyle çok dil öğrendiği ve hattı da çok güzel olduğu için devlet başkanına “katiplik” de yapmıştı.<span id="easy-footnote-34-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-34-4839" data-hasqtip="33" aria-describedby="qtip-33"><sup>34</sup></a></span> Allah Resûlü’nün ona kazandırdığı donamımlar, kendisini, devlete ve toplama ait işlerin tam merkezine taşımıştı.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir döneminde onun gördüğü en büyük hizmet, Kur’ân’ın mushaf haline getirilmesi için kurulan komisyona başkanlık yapması olmuştu. Yemâme savaşında aralarında Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe’nin de bulunduğu Kurrâ hafızlardan yetmiş kişi şehit düşmüştü. Bu gelişme üzerine Hz. Ömer, halifeye gelmiş ve diğer hafızlar da ölüp gitmeden Allah Resûlü döneminde farklı malzemelere yazılan ve dağınık halde bulunan Kur’ân’ın iki kapak arasına toplanması gerektiğini haber vermişti. Halife de bu iş için Hz. <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’i görevlendirmişti.<span id="easy-footnote-35-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-35-4839" data-hasqtip="34" aria-describedby="qtip-34"><sup>35</sup></a></span> Zira Hz. Zeyd, Medine döneminin baş vahiy kâtibi, sahabe arasında hattı en güzel kimse ve de Allah Resûlü hayattayken Kur’ân’ın tamamını ezbere bilenlerdendi.<span id="easy-footnote-36-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-36-4839" data-hasqtip="35" aria-describedby="qtip-35"><sup>36</sup></a></span> Bu ağır görevi kabul eden Hz. Zeyd, hemen çalışmalara başlamış, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasına toplamış ve Kur’ân tarihindeki en önemli gelişmelerden birisine imza atmıştı. Bu sırada sadece yirmi bir yaşındaydı.</p>
<p><a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, Hz. Ömer’in de çok değer verdiği bir insandı. Onu, halife olunca Medine kadılığına atamıştı.<span id="easy-footnote-37-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-37-4839" data-hasqtip="36" aria-describedby="qtip-36"><sup>37</sup></a></span> Fetvâ Dairesi’ndeki görevi ve Danışma Meclisi’ndeki üyeliği de devam etmiş hatta bu dönemde bu şûra meclisine başkanlıkta da bulunmuştu. Halife, şahsi meselelerini de onunla istişare ediyordu.<span id="easy-footnote-38-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-38-4839" data-hasqtip="37" aria-describedby="qtip-37"><sup>38</sup></a></span> Allah Resûlü ve Hz. Ebu Bekir’den sonra Hz. Ömer’in de katipliğini yapmıştı.<span id="easy-footnote-39-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-39-4839" data-hasqtip="38" aria-describedby="qtip-38"><sup>39</sup></a></span> Hz. Ömer, “Kim feraiz konusunda bir şey sormak/öğrenmek istiyorsa <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>‘e gitsin!”<span id="easy-footnote-40-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-40-4839" data-hasqtip="39" aria-describedby="qtip-39"><sup>40</sup></a></span> buyurmuş ve miras hukuku adına onu halka adres göstermişti. Ve bir de “İnsanların Zeyd İbn-i Sâbit’e ihtiyacı var!” diyerek onun Medine’nin dışına çıkmasına izin vermemişti.<span id="easy-footnote-41-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-41-4839" data-hasqtip="40" aria-describedby="qtip-40"><sup>41</sup></a></span> Hatta Medine’nin dışına çıkacak olsa yerine “devlet başkanı vekili” olarak Hz. Zeyd’i bırakıyordu.<span id="easy-footnote-42-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-42-4839" data-hasqtip="41" aria-describedby="qtip-41"><sup>42</sup></a></span> Halife, mali işlerde de ona danışıyor, arazilerin değerlerini ona tespit ettiriyor, mal taksimatını ve ganimet dağıtımını da ona yaptırıyordu.<span id="easy-footnote-43-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-43-4839" data-hasqtip="42" aria-describedby="qtip-42"><sup>43</sup></a></span> Bir de çok sayıda dil bildiğinden dolayı diplomatik ilişkilerde tercüme adına ondan yardım alıyordu.</p>
<p>Hz. Osman halife seçildiğinde <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>, otuz üç yaşındaydı. Hz. Osman’ın da en güvendiği bürokratlarından birisi oydu. Hz. Zeyd, onun döneminde bir taraftan kadılık görevini sürdürürken diğer taraftan Divan başkanlığı, Hazine bakanlığı… gibi görevlerde de bulunmuştu.<span id="easy-footnote-44-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-44-4839" data-hasqtip="43" aria-describedby="qtip-43"><sup>44</sup></a></span> Ayrıca Hz. Osman da mesela hac gibi değişik sebeplerle başkentten ayrılınca yerine vekil olarak onu bırakıyordu.<span id="easy-footnote-45-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-45-4839" data-hasqtip="44" aria-describedby="qtip-44"><sup>45</sup></a></span> Kur’ân nüshalarının çoğaltılması ve belli başlı şehirlere gönderilmesi için kurulan komisyonun başkanlığını da ona vermişti.<span id="easy-footnote-46-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-46-4839" data-hasqtip="45" aria-describedby="qtip-45"><sup>46</sup></a></span></p>
<p>Hz. Osman ile alakalı çıkarılan fitnelerde halifenin yanında yer almıştı.<span id="easy-footnote-47-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-47-4839" data-hasqtip="46" aria-describedby="qtip-46"><sup>47</sup></a></span> Evinin sarılıp şehit edildiği gün Hz. Osman’ın yanına gelmiş ve üç yüz Ensar’ın asilere müdahale için hazır olduğunu haber vermişti. Fakat kendisi yüzünden iç savaş çıkmasını istemeyen Hz. Osman,  onu vazgeçirmişti.<span id="easy-footnote-48-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-48-4839" data-hasqtip="47" aria-describedby="qtip-47"><sup>48</sup></a></span> Ağlayarak halifenin evinden çıkan Hz. Zeyd, dışarda bekleyen isyancıları dağıtmak için bir konuşma yapmış fakat kana susamış asiler, ikna olmamıştı. Hz. Osman’ın kanını akıtmanın haram olduğunu bildirip Ensar’dan onu korumalarını istese de onları engelleyememişti.<span id="easy-footnote-49-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-49-4839" data-hasqtip="48" aria-describedby="qtip-48"><sup>49</sup></a></span> Hz. Osman şehit edilince gün boyu ağlamıştı.</p>
<p>Hz. Ali’nin halifeliği döneminde başkent Kufe’ye taşınıncaya kadar Divan Başkanlığı görevini sürdürmüş; ondan sonra devlet işlerinden elini tamamen çekmişti. Bu dönemde yaşanan fitneler (Cemel, Sıffîn…) sırasında tarafsız kalmayı tercih etmişti.<span id="easy-footnote-50-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-50-4839" data-hasqtip="49" aria-describedby="qtip-49"><sup>50</sup></a></span> Hz. Zeyd, Hz. Ali’yi çok seviyor; o da kendisine hürmet gösteriyordu.<span id="easy-footnote-51-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-51-4839" data-hasqtip="50" aria-describedby="qtip-50"><sup>51</sup></a></span> Emevî devleti kurulup başkent Şam’a taşındığında Hz. Zeyd, Medine’deydi ve vefatına kadar da burada kalmıştı. Vali Mervan İbn-i Hakem, ona saygı gösterir ve ahkamla ilgili meselelerde kendisine danışırdı.</p>
<p>Hicretin kırk beşinci yılında 56 yaşında Medine’de vefat etmişti.<span id="easy-footnote-52-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-52-4839" data-hasqtip="51" aria-describedby="qtip-51"><sup>52</sup></a></span> O vefat edince Ebû Hüreyre “Bugün ümmetin büyük alimi öldü…”<span id="easy-footnote-53-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-53-4839" data-hasqtip="52" aria-describedby="qtip-52"><sup>53</sup></a></span> demişti. Abdullah İbn-i Abbâs da cenazesi kabre konulurken orada bulunanlara seslenip “İçinizde ilmin nasıl kaybolduğunu öğrenmek isteyen varsa gelsin baksın. İlim, işte böyle kaybolur. Vallahi bugün şu cenazeyle birlikte birçok ilim de kaybolup gitti.”<span id="easy-footnote-54-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-54-4839" data-hasqtip="53" aria-describedby="qtip-53"><sup>54</sup></a></span> buyurmuştu. Annesinin cenaze namazını kıldırıp defnettikten sonra atına binmek üzereyken Abdullah İbn-i Abbas gelip üzengiyi tutmuş; o, “Ey Allah Resûlü’nün amcasının oğlu! Geri çekil! Gerek yok!” diyerek müdahale etmek istese de Hz. Abdullah, “Hayır! Biz büyüklerimize ve alimlerimize böyle hizmet ederiz!” buyurarak üzengiyi tutmaya devam etmişti.<span id="easy-footnote-55-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-55-4839" data-hasqtip="54" aria-describedby="qtip-54"><sup>55</sup></a></span></p>
<h4><strong>İnsan yetiştirmeye de gayret ediyordu </strong></h4>
<p>Hz. Zeyd bir taraftan yukarda bahsettiğimiz büyük hizmetleri yerine getirirken diğer taraftan talebe yetiştirmeye de devam ediyordu. Sahabe ve Tâbiin’den çok sayıda genç yetiştirmişti.<strong> </strong>Mesela Tâbiin’in meşhur ve büyük alimlerinden Saîd İbn-i Müseyyeb’e ilmini kimden aldığı sorulduğunda, <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a> cevabını vermişti.<span id="easy-footnote-56-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-56-4839" data-hasqtip="55" aria-describedby="qtip-55"><sup>56</sup></a></span> Yine bu hakikati ifade sadedinde ashâb-ı kiramdan Hz. Misver İbn-i Mahreme şöyle buyurur: “Sahabenin ilmi, altı kişiye dayanıyordu ki bunlar da Ömer, Osman, Ali, Muaz, Übeyy ve <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’tir!”<span id="easy-footnote-57-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-57-4839" data-hasqtip="56" aria-describedby="qtip-56"><sup>57</sup></a></span> Büyük Tâbiin alimi Mesruk da: “Allah Resûlü’nün ashabıyla görüştüm. İlimlerinin şu altı kişiye dayandığını gördüm: Ömer, Ali, Abdullah İbn-i Ömer, Ebü’d-Derdâ, Übey İbn-i Ka’b ve Zeyd İbn-i Sâbit!”<span id="easy-footnote-58-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-58-4839" data-hasqtip="57" aria-describedby="qtip-57"><sup>58</sup></a></span> diyerek aynı gerçeğe işaret etmişti. O, Allah Resûlü’nün tam yerinde ve zamanında yaptığı dokunuşlarla ilimde en yüksek bir payeye ulaşmış<span id="easy-footnote-59-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-59-4839" data-hasqtip="58" aria-describedby="qtip-58"><sup>59</sup></a></span> ve Hz. Ömer’in “İnsanların ona ihtiyacı var!” diyerek ifade ettiği nadide ve abide bir şahsiyet olmuştu.</p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Allah Resûlü daha hicretin ilk gününde <a class="rank-math-link" href="https://www.peygamberyolu.com/etiket/zeyd-ibn-i-sabit/">Zeyd İbn-i Sâbit</a>’teki potansiyeli fark etmiş ve onun yetişip bütün bir ümmete faydalı olması adına değişik yönlendirmelerde bulunmuştu. Öncelikle okuma yazma öğrenmesini sağlamış ardından da vahiy katipliği görevine getirmişti. Burada bir gayesi de onu yakınında tutmak, Kendisinden daha fazla istifade etmesini sağlamaktı. Ardından da onu bölgede konuşulan yabancı dilleri öğrenmeye yönlendirmiş; uluslararası münasebetlerinde hem tercüman hem de kâtip olarak istihdam etmişti. Bu da ayrı bir yakınlık vesilesiydi. Onu, Kur’ân bilgisinden dolayı ön plana çıkarmıştı.<span id="easy-footnote-60-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-60-4839" data-hasqtip="59" aria-describedby="qtip-59"><sup>60</sup></a></span> Zekâsı, hafızası ve dikkatinden dolayı hesap kitap işlerine yönlendirmiş; Miras hukuku, muhasebe ve bütçe gibi konularda da yetişmesini temin etmişti.</p>
<p>Âdeta Allah Resûlü bir ağaç dikmiş, yetiştirmiş meyvesini de dört büyük halife ve ümmet yemişti. Kırk yıl boyunca devlet işlerinde halifelerin en yakınında tuttuğu, divan, bütçe, kazâ, fetva, şura, şiir, hitabet, kitabet ve miras hukuku gibi hususlarda en önemli görevleri verdiği ve her konuda kendilerinden istifade ettikleri bir insan olarak yaşamış ve hizmet etmişti.<span id="easy-footnote-61-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-61-4839" data-hasqtip="60" aria-describedby="qtip-60"><sup>61</sup></a></span> Fakat Hz. Zeyd’in bu dönemde gördüğü en büyük hizmetlerden birisi, Kur’ân’ı cem edip iki kapak arasında mushaf haline getirmek, Hz. Osman döneminde de altı nüsha olarak çoğaltıp merkezi yerlere göndermek olmuştu. Bu hizmete de onu, bir müşrik esirden ders aldırıp kendisine okuma yazma öğreten Allah Resûlü hazırlamıştı. “Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.”<span id="easy-footnote-62-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-bir-genc-zeyd-ibn-i-sabit-ra/#easy-footnote-bottom-62-4839" data-hasqtip="61" aria-describedby="qtip-61"><sup>62</sup></a></span> buyuran Allah, kitabet cihetinden onun eliyle bu vaadini gerçekleştirmişti.</p>
<p><strong>Not: Hz. Zeyd’in şahsi hayatı, kulluğu, aile hayatı, insanî münasebetleri, zihinlerde iz bırakan hatıraları ve bazı önemli fetvaları ayrı bir makalenin konusu olacaktır.</strong></p>
<p>Yazar: Yücel Men</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Belâzurî, Futûhu’l-Buldân 1/17; İbn-i Ebî Hâtim, Cerh ve Ta’dîl 7/228; İbn-i Kayyım El-Cevzî, Zâdu’l-Meâd 1/178</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Babası Sâbit’in Buas günü ölümünden sonra annesi Nevvar, Ensarın ileri gelenlerinden Umâre İbn-i Hazm ile evlenmişti ki Umâre, Akabe’de Allah Resûlü’ne biat eden ve O’nu Medine’ye davet eden yetmiş beş kişiden birisiydi. Zeyd ile yakından ilgilenen Umâre, onun yetişmesi için çabalıyor ve bunun için fedakarlıkta bulunmaktan çekinmiyordu.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Târîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/173</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 10/311</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 1/263</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/16</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/67; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424, 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bir gün kalemi elinde Allah Resûlü’nün huzuruna girdiğinde kendisine şöyle buyurmuştu: “Kalemi kulağının üstüne koy! Bu davranış, unutan kimsenin hafızasını toplamasına en çok yardımcı olan şeydir.” Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mesela Risalet’in ilk yıllarında Müslüman olan genç sahabî Hz. Abdullah İbn-i Mes’ud’u yakınında tutmak için hicretten sonra ona ve annesine Hücre-i Saadet’in bitişiğinde bir yer tahsis etmişti. İkisi, o kadar sık Allah Resûlü’nün hanesine giriyorlardı ki sahabe, onları Ehl-i Beyt’ten saymaya başlamıştı. Bu yakınlığı çok iyi değerlendiren Abdullah İbn-i Mes’ûd, ashâbın en alim ve fakihlerinden birisi olmuştu. Yine yolculukları esnasında da zeki ve hafızası güçlü gençleri terkisine alıyor ve yetiştiriyordu. Yine yaptığı evliliklerde birçok istidatlı gencin (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer gibi) O’na daha yakın olmasına ve yetişmesine zemin hazırlamıştı.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 4/67, 68; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Ebû Dâvud, İlim 2</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281, 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/68; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Dâvud, İlim 2; Tirmizî, İsti’zân 22; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Mes’ûdî, et-Tenbîh ve’l-İşrâf 246</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/217</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-23-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/201; İbn-i Hişâm, Sîre 395; İbn-i Hacer, İsâbe 555</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-24-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-25-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bunun üzerine Üvey babası latife yapmak için kılıcını almış uyandığında kılıcını bulamayan Hz. Zeyd, çok üzülmüştü. Olayı haber alan Allah Resûlü, kılıcı kimin aldığını sormuş, Hz. Ümâre kendisinin aldığını söyleyince ‘ister latife maksatlı isterse ciddi olsun’ Müslümanların eşyalarının alınarak korkutulmasını yasaklamıştı. Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-26-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-27-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/82, 118</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-28-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 14, 16; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned 12904; İbn-i Sa’d, Tabakât 5/218; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-29-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; İbn-i Hacer, İsâbe 510</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-30-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Hişâm, Sîre 396</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-31-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70; Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-32-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-33-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/70</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-34-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-35-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-36-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-37-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-38-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-39-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-40-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/281</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-41-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-42-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-43-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-44-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 6/54; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-45-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-46-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/221; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-47-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-48-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-49-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/71</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-50-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-51-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-52-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 424; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-53-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-54-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/222; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/73</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-55-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/220; İbn-i Hacer, İsâbe 511</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-56-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 7/90</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-57-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-58-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/275</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-59-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 5/219, 220; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe 425; İbn-i Hacer, İsâbe 510; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâi 4/72</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-60-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/271; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-61-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/274, 275; İbn-i Hacer, İsâbe 511; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm 2/408</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-62-4839" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hicr Sûresi 15/9</li>
</ol>
<p>Kaynak:Yücel Men | Peygamberyolu.com</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/efendimizin-sas-yetistirdigi-prototip-gencler-1-zeyd-ibn-i-sabit-ra/">Efendimiz’in (sas) Yetiştirdiği Prototip Gençler 1: Zeyd İbn-i Sâbit (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlim ve Hikmet Pınarı: Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra)</title>
		<link>https://hizmetten.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2020 16:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah İbn-i Mes’ûd]]></category>
		<category><![CDATA[ilim ve hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11533</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (radıyallahu anh) 31 yaşındaydı. Bedenen kısa boylu, zayıf ve zarif bir insandı.1 Bir gün Allah Resûlü kendisinden ağaca çıkıp meyve toplamasını istemiş&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/">İlim ve Hikmet Pınarı: Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="post-header-inner">
<div class="post-header-title"></div>
</div>
<div class="post-share single-post-share top-share clearfix style-1">
<div class="share-handler-wrap  bs-pretty-tabs bs-pretty-tabs-initialized"></div>
<div class="entry-content clearfix single-post-content">
<div class="continue-reading-content close">
<p>Allah Resûlü vefat ettiğinde Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (radıyallahu anh) 31 yaşındaydı. Bedenen kısa boylu, zayıf ve zarif bir insandı.<span id="easy-footnote-1-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-1-5504" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> Bir gün Allah Resûlü kendisinden ağaca çıkıp meyve toplamasını istemiş ve bu esnada bacaklarının çelimsizliğini gören bazıları gülüvermişti. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Ne gülüyorsunuz? Abdullah’ın tek ayağı, kıyamet günü mizanda Uhud’dan daha ağırdır!” buyurmuştu.<span id="easy-footnote-2-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-2-5504" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span> Bu aslında onun gördüğü ve göreceği hizmetlerin Allah katında makbuliyetine dolaylı bir şekilde işaretti. Teni esmer olan İbn-i Mes’ûd, yaşı ilerlediği halde gençliğinden bir şey kaybetmemişti.<span id="easy-footnote-3-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-3-5504" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<p>O’nun eşsiz mirası ilmin, zirvelerindeydi. Zira ilk makalede anlatıldığı üzere Allah Resûlü, ondaki potansiyeli fark etmiş, yanında tutup yetiştirmiş ve onun, Kur’ân İlimleri, Fıkıh ve Hadis/Sünnet’te her açıdan derinleşmesini sağlamıştı. Tabiin neslinin alimlerinden Mesruk, ondaki derinliğe şöyle dikkat çekiyordu: “Resûlüllah’ın ashâbının birçoğuyla arkadaşlığım oldu. İlmin altı kişide toplandığını gördüm: Ömer, Ali, Abdullah İbn-i Mes’ûd, Muâz İbn-i Cebel, Ebü’d-Derdâ ve Zeyd İbn-i Sâbit. Bunların hepsiyle de oturup kalktım. Onların ilmi de Ali ve Abdullah’ta toplanmıştı.” Ashabın ileri gelenlerinden Hz. Ebû Musa el-Eşʻarî (radıyallahu anh) kendisine soru sorulduğunda: “Aranızda bu âlim (İbn-i Mes’ûd) bulunduğu sürece bana bir şey sormayın.”<span id="easy-footnote-4-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-4-5504" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> karşılığını veriyordu.</p>
<p><strong>Medine’nin Müdafaası</strong></p>
<p>Daha önce de ifade edildiği üzere sahabe, ilim ve aksiyonu birlikte götürüyordu. Bir taraftan ilim öğrenip öğretirken diğer taraftan ihtiyaç hasıl olduğunda cephenin yolunu tutuyorlardı. Efendimiz zamanında gerçekleşen bütün seferlerde yerini alan İbn-i Mes’ûd, Hz. Ebû Bekir (radıyallahu anh) döneminde vuku bulan “Ridde Savaşları” sırasında Medine’nin güvenliği adına görevler üstlenmişti. Fakat Hz. Ebû Bekir, kendisini daha çok ortaya çıkan yeni soruların ve sorunların Kur’ân ve Sünnet’e uygun şekilde cevaplandırılması ve çözülmesi noktasında istihdam ediyordu. Allah Resûlü hayatta iken fetva vermeye başlayan İbn-i Mes’ûd, bir taraftan talebe yetiştirirken diğer taraftan bu konularda toplumu aydınlatıyordu.</p>
<p><strong>“İlim ve Fıkıh Dolu Dağarcık!”</strong></p>
<p>Hz. Ömer (radıyallahu anh) döneminde Şam seferlerine katılan ve üst düzey görevlerde bulunan İbn-i Mes’ûd, yeni fethedilen bu bölgelerde İslam’ın doğru anlaşılması ve yayılması için üstün gayret harcıyordu. Bir taraftan kadılık yapıyor diğer taraftan oluşturduğu ders halkalarıyla Kur’ân ve Fıkıh eğitimi ile meşgul oluyordu. Fakat Hz. Ömer’in farklı projeleri vardı. Üç bölgenin (Arap Yarımadası, Şam bölgesi ve İran coğrafyası) kesişim noktası sayılan Irak fethedilince oraya yeni bir şehir kurdurmuştu: Kûfe. Orayı komşu bölgelere İslam’ın yayılmasında bir ilim ve medeniyet merkezi olarak kullanmak istiyordu. Şehir kurulduktan ve kabileler yerleştirildikten sonra o sıralarda Hıms’ta faaliyetlerine devam eden, “İlim ve fıkıh dolu dağarcık” dediği Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd’u, Medine’ye çağırdı.<span id="easy-footnote-5-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-5-5504" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<p>Hz. Ömer, Allah Resûlü’nün onu nasıl ihtimamla yetiştirdiğini çok iyi biliyordu. Bundan dolayı kendisini çok önemsiyor ve takdir ediyordu. Yeni kurdurduğu Kufe şehrini bir ilim ve medeniyet merkezi haline getirme görevini onun omuzlarına yüklemek istiyordu. Hz. Ammar’ı vali olarak, İbn-i Mes’ûd’u ise hem kadı hem muallim hem de beytülmalden sorumlu kişi olarak Kufe’ye tayin etti.<span id="easy-footnote-6-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-6-5504" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Halka hitaben yazdığı mektupta şunları söylüyordu: “Size vali olarak Ammar’ı, muallim ve vezir olarak da Abdullah İbn-i Mes’ûd’u gönderiyorum. Onlar ashâbın önde gelenlerindendir. Onları dinleyin ve emirlerine uyun. Ben size Abdullah İbn-i Mes’ûd’u göndermekle sizi nefsime tercih ettim.”<span id="easy-footnote-7-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-7-5504" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span> Hz. Ömer’in bu beyanının arkasında Mesruk’un dikkat çektiği şu hakikat vardı:</p>
<p>“Allah Resûlü’nün ashâbı ile oturup kalktım, onlarla sohbet ettim. Onların, gerçekten birer umman gibi derin olduklarını müşahede ettim. Onlardan bazısı vardı ki bir kişinin bütün ilmî açlığını giderecek kadar geniş ilme sahipti. Bazısı, iki kişiyi; bazısı on kişiyi bazısı yüz kişiyi hatta bazıları da bütün insanlığı ihya edecek ölçüde geniş ilme sahipti. İşte İbn-i Mes’ûd da bunlardan biriydi.”<span id="easy-footnote-8-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-8-5504" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<p><strong>Temelini Attığı Kufe Ekolü </strong></p>
<p>Hz. Abdullah, üstlendiği mesuliyetin şuurundaydı. Bir taraftan kendisine verilen görevleri eksiksiz yerine getirirken diğer taraftan Allah Resûlü ve Kur’ân’dan aldığı ilmî birikimi, en etkili ve kalıcı yollarla muhataplarına sunuyordu. İslam’ın kaynaklarına olan yüksek vukufiyeti sebebiyle kısa zamanda ilimde herkesin uğradığı bir adres haline gelmiş ve şehri bir ilim merkezine çevirmişti. Bu süreçte Kur’ân İlimleri, Fıkıh, Hadis, Arap Dili Grameri adına ektiği tohumlar çok geçmeden meyvesini vermiş; ilimler tarihinde “Kûfe -Tefsir, Fıkıh, Dil- Ekolü” olarak isimlendirilen akademik müesseselerin temelini atmıştı. Ondan aldıkları ilim ve ufukla talebeleri, temelde re’ye/içtihada dayanan yeni bir çığır açmıştı. Ebû Hanife ve Hanefî Mezhebi, temellerini onun attığı bu ilmi ve akademik çalışmaların meyvelerinden sadece birisiydi…</p>
<p>Hz. Ömer, zamanla diğer görevlileri değiştirse de onu sabit tutmuş, bu da ona sayısı dört bine ulaşan ilim adamı yetiştirme imkânı sunmuştu. Aralarında yüzlerce fakihin, müfessirin, kurranın, muhaddisin bulunduğu talebelerinden bazıları şunlardı: Alkame İbn-i Kays, Hasan-ı Basrî, Katâde, Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Ebû Amr eş-Şeybânî, Esved İbn-i Yezîd en-Nehâî, Abîde es-Selmânî, Şüreyh İbn-i Hâris, Mesrûk İbn-i Ecda, Amr İbn-i Şürahbîl, Hâris İbn-i Kays, Süleyman İbn-i Rebîa, Zeyd İbn-i Sûhân, Süveyd İbn-i Gafele, Abdurrahman İbn-i Yezîd, Rebî İbn-i Huseym, Abdullah İbn-i Utbe İbn-i Mes’ûd…. Yetiştirdiği talebelerin yanında Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) 848 civarında nurlu beyanını geleceğe taşıyan İbn-i Mes’ûd’dan 140 civarında ravi de hadis rivayet etmişti.</p>
<p><strong>Talabelerine Tavsiyeleri</strong></p>
<p>Talebelerinin inkişafında, yaptığı derslerin yanında onlara ilim ve araştırmaya sevk eden, hüküm verme noktasında teşvik edip cesaretlendiren şu öğütlerinin de önemli etkileri olmuştu:</p>
<p><strong>İçtihad Etmekten Çekinmeyin!</strong></p>
<p>“Birinize bir soru sorulur da sizden hüküm vermeniz istenirse, Allah’ın kitabına göre hüküm veriniz. Eğer sorunun cevabı Kur’ân’da bulunmuyorsa, Allah Resûlü’nün Sünnet’ine göre hüküm verin. Hem Kur’ân’da hem de Sünnet’te bulunmayan bir mesele ise o vakit salih zatların görüşlerine başvurun. Sorunun çözümü bu kaynakların hiçbirinde bulunmuyorsa, o zaman da kendi içtihadınıza göre hüküm verin; bundan çekinmeyin.<span id="easy-footnote-9-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-9-5504" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<p><strong>İlim pınarları olun!</strong></p>
<p>“İlim pınarları olun! Hidayetin kandilleri hâline gelin! Belirli evleriniz olsun; kandiller gibi ışık saçın çevrenize. Elbiseleriniz eski olabilir; bu hiç önemli değil. Önemli olan, kalplerinizin her gün ter ü taze, yepyeni olmasıdır. Yeryüzündekiler sizi tanıyıp takdir etmese de sema ehli tarafından değeriniz çok iyi bilinir ve mutlaka takdir edilirsiniz.”<span id="easy-footnote-10-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-10-5504" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<p><strong>Allah’ın sofrasından nasiplenin!</strong></p>
<p>“Kur’ân ile meşgul olun! Çünkü Kur’ân, Allah’ın sofrası hükmündedir. Herkes o sofradan nasibini almaya baksın. Zira hayırdan mahrum olan ev, Allah’ın kitabından hiçbir nasibi olmayan evdir. Allah’ın kitabından hissesi olmayan ev ise imarı yapılmayan harabe gibidir. Şeytan, Bakara Sûresi’nin okunduğu evde duramaz, kaçar gider.”<span id="easy-footnote-11-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-11-5504" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<p>Halife olunca hilafet merkezini Medine’den Kûfe’ye taşıyan Hz. Ali, şehrin ilim, irfan ve medeniyette ulaştığı seviyeyi görünce “Allah, İbn-i Mes’ûd’a merhametiyle muamele etsin. Bu şehri ilimle doldurmuş! Onun yetiştirdiği alimler bu şehrin kandilleri oldu!”<span id="easy-footnote-12-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-12-5504" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span>buyurmuş hem onu takdir etmiş hem de duyduğu sevinci izhar etmişti. İbn-i Mes’ûd’un bu başarısının altında yatan bir sır da şehirde topluma maya olan ve onun anlattığı değerleri temsil eden çok sayıda sahabenin bulunmasıdır ki ilmin kapısı Hz. Ali’nin de Kûfe’ye taşınması, onun oluşturduğu bu zeminin daha da zenginleşmesine ve bereketlenmesine vesile olmuştu.</p>
<p><strong>İlmi Sevdirmesi, İştiyakı Artırması </strong></p>
<p>İnsanlarla çok hızlı ünsiyet peyda eder ve ortamda bulunanları hemen kendisine ısındırırdı.<span id="easy-footnote-13-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-13-5504" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span> Meclisinde hazır bulunanları usandırmamak için sözü, sohbeti çok uzatmaz; dersini kıvamında bırakırdı. Böylece insanların dinleme iştiyakını artırırdı. Bu da onun Allah Resûlü’nden aldığı ayrı bir ahlaktı ki şöyle buyuruyordu: “Sizinle çok sohbet etmeme engel olan şey, yalnızca sizleri usandırmak istemeyişimdir. Zira Allah Resûlü bizde bıkkınlığın hâsıl olmaması için planlı ve programlı sohbet ederdi.”<span id="easy-footnote-14-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-14-5504" data-hasqtip="13" aria-describedby="qtip-13"><sup>14</sup></a></span> Toplumun ve talebelerinin huzuruna çıkarken bembeyaz elbiselerini giyer, hoş kokular sürünür ve saçlarının bakımınına özen gösterirdi.<span id="easy-footnote-15-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-15-5504" data-hasqtip="14" aria-describedby="qtip-14"><sup>15</sup></a></span> Hal, hareket ve karakter olarak Allah Resûlü’ne çok benzeyen İbn-i Mes’ûd, her zeminde O’nu en güzel şekilde temsil ediyordu.</p>
<p><strong>Bazı Uyarı ve İkazları</strong></p>
<p>O, zaman zaman muhatap olduğu insanlara bazı uyarı ve ikazlarda bulunur; onların dikkatli olmaya davet ederdi. Bir gün, “Küçük insanların büyük zannedildikleri, büyüklerin ise iyice yaşlandıkları ve müessir olamadıkları zaman geldiğinde, sizin hâliniz nice olur? Yine Sünnet’in terk edilip bidatlerin benimseneceği, hakiki Sünnet’ten bahsedildiğinde de ‘Bu, asla kabul edilemez!’ denileceği zaman geldiğinde hâliniz nice olur…” buyurmuştu. Bunun üzerine orada bulananlar, “Ne zaman olacak senin bu dediklerin?” diye sorduklarında, “Güvenilir insanların azaldığı, liyakatsiz yöneticilerinizin çoğaldığı, ilmiyle amil âlimlerin azalıp sadece Kur’ân okuyanların/ezberleyenlerin arttığı ve dine hizmet gayesi dışında dinin öğretildiği zaman.” cevabını vermişti.<span id="easy-footnote-16-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-16-5504" data-hasqtip="15" aria-describedby="qtip-15"><sup>16</sup></a></span> Bir başka zaman “Hiçbiriniz tufeyli olmasın!” uyarısında bulunmuş; kendisine “tufeyli insanın” kim olduğu sorulunca şu karşılığı vermişti: “Tufeyli, ‘Ben insanlarla beraberim. Onlar hidayet üzere olurlarsa, ben de hidayet üzere olurum ama sapıtırlarsa ben de sapıtmış olurum.’ der. Bakın, beni iyi dinleyin: İmanınızı öyle sağlamlaştırın ki bütün insanlar inkâr etse bile siz dimdik ayakta kalabilesiniz.”<span id="easy-footnote-17-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-17-5504" data-hasqtip="16" aria-describedby="qtip-16"><sup>17</sup></a></span></p>
<p><strong>Fitneye Sebep Olmama Hassasiyeti</strong></p>
<p>Kûfe’de kaldığı süre zarfında insani ilişkileri ve güzel ahlakıyla Kûfe halkının gönlünü de fetheden İbn-i Mes’ûd, Hz. Ömer’in şehadetinden sonra Medine’ye geri dönmüştü. Halife seçilen Hz. Osman, beytülmalle alakalı görevine devam etmesi için kendisinden Kûfe’ye dönmesini istemiş o da bu görevine bir müddet daha devam etmişti. Fakat o, fitneye düşmekten ve düşürülmekten çok endişe ediyor; kılı kırk yararcasına hassas davranıyordu. Nitekim Kûfe valisi olarak görevlendirilen Velid İbn-i Ukbe’nin hazineden aldığı borcu zamanında ödememesinden dolayı aralarında yaşanan anlaşmazlıklar üzerine orada bulunmasının fitneye sebep olabileceği kanaatine varmış ve oluşan menfi havayı dağıtmak için Medine’ye geri dönmüştü. Zira ona göre “Tefrika, şerdi!”</p>
<p><strong>Vefatı</strong></p>
<p>60 yaşında Kûfe’den ayrılıp Medine’ye dönen İbn-i Mes’ûd, ömrünün kalan üç yılını burada geçirmişti. Ömrü boyunca tek arzusu, Allah’ın rızasına nail olmaktı. Tebûk yolculuğu sırasında Abdullah Zülbicâdeyn isimli sahabî vefat etmişti. Onu defnetmek için kabrine inen Allah Resûlü, “Allah’ım! Ben ondan razı olarak akşamladım. Sen de kendisinden razı ol.” şeklinde dua etmişti. Orada hazır bulunan İbn-i Mes’ûd, “Keşke o anda o kabre giren kişi ben olsaydım.” demiş hem ilahî hem de nebevî hoşnutluğa duyduğu iştiyakı dile getirmişti.</p>
<p>İstikamet üzere yaşadığı hayırlı ve bereketli hayatına rağmen hesap endişesinden dolayı “Öldükten sonra hiç diriltilmemeyi çok arzu ederdim.” diyor ve hesaba hazır olmadığını ifade ediyordu.<span id="easy-footnote-18-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-18-5504" data-hasqtip="17" aria-describedby="qtip-17"><sup>18</sup></a></span> Tarihler hicretin 32. senesini gösteriyorken 63 yaşında vefat etti<span id="easy-footnote-19-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-19-5504" data-hasqtip="18" aria-describedby="qtip-18"><sup>19</sup></a></span> ve uzun yıllar yanında yaşadığı Allah Resûlü’nün komşuluğuna kavuştu. Zira bir gece İbn-i Mes’ûd, huşu içerisinde namaz kılmış ve ardından dua etmeye başlamıştı. Manzaraya şahit olan Allah Resûlü, “İste, ne istersen verilecektir!” buyurmuştu. O’ndan habersiz bir şekilde İbn-i Mes’ûd şöyle dua etmişti: “Allah’ım! Senden irtidatın semtine yaklaşmayan sapasağlam bir iman, bitip tükenmeyen nimetler ve cennetin en üst mertebesindeki Habib-i Ekrem’ine komşu olmayı diliyorum.”<span id="easy-footnote-20-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-20-5504" data-hasqtip="19" aria-describedby="qtip-19"><sup>20</sup></a></span></p>
<p>Onu ötelere yolcu eden de kırk yıl önce Allah Resûlü’nün kendisine kardeş ilan ettiği Hz. Zübeyr İbn-i Avvam (radıyallahu anh) olmuştu.<span id="easy-footnote-21-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-21-5504" data-hasqtip="20" aria-describedby="qtip-20"><sup>21</sup></a></span> Cennetü’l-Baki’ye, Osman İbn-i Maz’ûn’un yanına defnedilmişti.<span id="easy-footnote-22-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/#easy-footnote-bottom-22-5504" data-hasqtip="21" aria-describedby="qtip-21"><sup>22</sup></a></span></p>
<p>Hülasa Ebû Cehil’in “koyun çobancığı” diyerek küçümsediği Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yetiştirdiği, ilmi birikimiyle İslamî İlimler tarihinde çığır açan, arkadan gelen müfessirlerin ve müçtehitlerin referans kaynağı en önemli alimlerden biri olmuştu.</p>
<p>Yazar: Yücel Men</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/353, 354; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/115, 116</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/358; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/115</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 2/269; İbn-i Asâkir, Târîh 33/60</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/360; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/270; 3/115; İbn-i Asâkir, Târîh 33/60</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Asâkir, Târîh 33/53, 54</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/356; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/116. Bedir’e gidilirken Hz. Ammar ile Hz. İbn-i Mes’ûd nöbetleşe aynı deveye binmişlerdi.</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Hayseme, el-İlm 59; İbn-i Sa’d, Tabakât 2/269</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Nesâî, Âdâbu’l-Kudât 11 (5397, 5398)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Nuaym, Hilye 1/77</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Nuaym, Hilye 1/130</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Asâkir, Târîh 33/54</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Sa’d, Tabakât 3/114</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-14-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İlim 12; Hâkim, Müstedrek 3/356; İbn-i Sa’d, Tabakât 3/116</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-15-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-16-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/361 (6951)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-17-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ebû Nuaym, Hilye 1/136</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-18-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/117</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-19-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/353; İbn-i Asâkir, Târîh 33/190, 194</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-20-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Hâkim, Müstedrek 3/358</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-21-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Hâkim, Müstedrek 3/355; İbn-i Asâkir, Târîh 33/53</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-22-5504" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât 3/118</li>
</ol>
<p><a href="https://www.peygamberyolu.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Peygamberyolu.com</strong></a></p>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/ilim-ve-hikmet-pinari-hz-abdullah-ibn-i-mesud-ra/">İlim ve Hikmet Pınarı: Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd (ra)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
