<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Orta Asya arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/orta-asya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/orta-asya/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Orta Asya arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/orta-asya/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“İyi ki beni bu okula vermişsin anne!” &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/iyi-ki-beni-bu-okula-vermissin-anne-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2022 07:33:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmenler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=28029</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salihlerden birisi olduğuna inandığım bir ağabeyimin telefonuyla irkilerek uyandım. Gecenin ilerleyen bir vaktiydi. Sesinde garip bir titreme vardı. İçinde bir şeyler yanıp gidiyordu sanki. Sesinin titremesi buna alâmetti. Ben daha&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iyi-ki-beni-bu-okula-vermissin-anne-mehmet-yildiz/">“İyi ki beni bu okula vermişsin anne!” | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salihlerden birisi olduğuna inandığım bir ağabeyimin telefonuyla irkilerek uyandım. Gecenin ilerleyen bir vaktiydi. Sesinde garip bir titreme vardı. İçinde bir şeyler yanıp gidiyordu sanki. Sesinin titremesi buna alâmetti. Ben daha “Ne oldu?” demeden o başladı konuşmaya.</p>
<p>Ben merak içinde dinliyordum. “Fazla zaman yok, bir şeyler yapmalı, zira mevsim gelip geçiyor, tohumlar toprağa düşmeli, baharda çiçekler açmalı.” diyordu. “Gerekirse seralar inşa etmeli, tohumları en iyi şekilde çiçeğe, meyveye çevirmeli.” diyordu.</p>
<p>Dakikalar nasıl geçti bilemedim. Onun derdi beni de sarmıştı gecenin o vakti. Gece yarısı telefonu, kalbime ıstırap tohumları atıp gitmişti<strong>. “Çevrende ne kadar hamiyetperver insan varsa, topla ve anlat. Her şey mevsiminde olur.”</strong> sözleri çınlayıp durdu kulaklarımda.</p>
<p>Nasıl sabahladığımı bilemiyorum. Sabahın çok erken saatinde evden çıktığımı hatırlıyorum. Tanıdığım gönül insanlarını, işyerlerinde ziyaret edip, akşamında birlikte çay içip ortak dertlerimiz üzerinde konuşmaya, dertleşmeye davet ediyordum.</p>
<p>Akşam nasıl oldu onu da bilemiyorum. Gönül insanlarına, önce âlem-i İslam’ın kaderine tesir eden üç hastalıktan söz edip, konuyu açmaya çalıştım. Cehaletin kıskacında olan dünya gençliğini nelerin beklediğini, eğitimsiz, rehbersiz kalan insanlığın, hangi durumlara düşeceğini, bunun nasıl kötü sonuçlar doğuracağını beraberce masaya yatırdık, saatlerce konuştuk, dertleştik.</p>
<p><strong>Herkes kendine düşeni yapmalıydı. İmkânlar ne ise onun hakkı verilmeliydi. </strong></p>
<p>Sadece kendi beldesi, toplumu veya ülkesiyle ilgilenip, diğer insanları göz ardı etmek, ihmal etmek yakışmazdı bizlere<strong>. Çünkü sırlar muallimimiz Efendimiz (sav)’in önünde artık iki duvar yoktu; Zaman ve mekân duvarı. O (sav), bütün insanlık için gönderilmişti. Nefes alan herkesin O’na ihtiyacı vardı. O’ndan haberdar olmalıydı. İnsanlığa sunduğu billur misali kevserden, kıyamete kadar herkes içmeliydi. </strong></p>
<p>O gün olduğu gibi bugün de insanlığa idol olacak, rehberlik yapacak, samimâne yaşadığını anlatacak, güzellik adına ne varsa paylaşacak, insanlığın ihtiyaçlarına, Muhammedî bir ruhla gönüllere girecek rehberlere ihtiyacı vardı.</p>
<p>Destani Ensar Muhacir hareketi yeniden yaşanmalıydı<strong>. Adımlar sınırları aşmalıydı.</strong> Zira buna çok ihtiyaç vardı. Dâhildeki yurt, okul tecrübeleri farklı coğrafyalarda hayata akmalıydı. Oralarda insanlık adına hizmet bekleyenler vardı. Her birerlerimizi bir sancı tutmuştu. Herkes olayı anlamış ve bir şeyler yapma telaşında idi.</p>
<p>Allah yolunda infak etmenin, harcamanın künhüne varmışlar ve her ay verecekleri miktarı kâğıda sevinçle yazdırıyorlardı. İhtiyaç çok ama imkân azdı. O sırada genç bir girişimci söz aldı ve “Ben kalanı tamamlarım, merak etmeyin!” deyiverdi. Beklentisiz, cömert ve mütevazi bir sima herkesin yüreğini coşturmuştu.</p>
<p>Şimdi sıra öğretmenlerde idi. Kadını ile erkeği ile yollara düşen fedakâr, kutsi bir mefkûresi olan öğretmenlerde. Eğitim elçisi olarak gittikleri yerlerde güzel karşılandılar, hoşâmedî edildiler. Maddi sıkıntılar onları işlerinden alıkoymadı. Bahara uyanmış fidanları, geleceğe hazırlamak için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Tabiî ki gönüllerin sahibi Allah’tı. Tesiri verecek olan da O idi. Buna çoktan iman etmişlerdi hizmet sevdalıları.</p>
<p>Beş ay sonraydı. Soğuk iklimlerden yedi kişilik bir heyet ülkemizde idi. Gelenler<strong>, Anadolu’nun güzide ve civanmert insanlarına, bu gönül mimarlarının misafirperverliklerine hayran olmuşlardı. Sanki bir rüya âleminde idiler. Samimiyet, ilgi, plan, program ve birçok aktivite karşısında, mutlulukları gözlerinden okunuyordu. İnsanlığın kaybettiği birçok değeri bir arada görme imkânı elde etmişlerdi. Bu seyahat hem onlar hem de bizim için eğitimde yeni boyutlara uzanma fırsatı sunmuştu.</strong></p>
<p>Bir süre sonra biz de bir heyetle iade-i ziyaret için yollara düştük<strong>. İklimlerin farklı oluşu, ortak çizgimizi değiştirmiyordu. Güzellik her yerde güzellik, mağduriyet, her yerde mağduriyetti. Firkatler rifkate dönüşüyordu. Onlar da bizi çok güzel karşıladılar. Duygulu anlar yaşadık, yürekler coştu, akıllar ortak noktalarda buluştu.</strong> Temmuzun ilk günleri idi. Biz de çok heyecanlı idik, ata vatan diye bildiğimiz bu topraklara ayak basarken.</p>
<p>Okullar, öğrenciler, öğretmenler ve veliler bir sevgi atmosferinde yürüyorlardı hayata. Okulda beş genç öğretmen ve bir idareci görev yapıyordu. Onların hallerini, huzur dolu yüzlerini, ümit bahşeden sözlerini ifade etmekte zorlanıyorum.</p>
<p><strong>Sanki başka bir âlemden dünyamıza inmişler de hayatın karanlık noktalarını tebessümlerle, sevgi dolu yüreklerle aydınlatmaya koyulmuşlar. Yıllardır ayrı kaldıkları ailelerine, anne babalarına, evlatlarına, sevdiklerine kavuşan insanlar gibi öğrencileri bağırlarına basmışlar. Sözlerinde bir incelik ve hikmet, hallerinde ise tevazu, rikkat ve letafet…</strong></p>
<p>Oralara gitmişken bir dizi görüşme yapmadan da olmazdı. Bizi ziyarete gelen bu güzel insanları makamlarında ziyaret ettik. Akşam okulda da velilerle bir buluşma, birlikte bir görüşme planlanmıştı. Bütün veliler gelmiş heyecan adeta doruktaydı. Konu elbette eğitimdi, kardeşlikti, insanlığın ortak değerleri idi. Anlatmak bir yönüyle kolaydı, önemli olan yaşamaktı. Konuşmam bitmişti ki bir veli söz aldı ve kürsüye geldi. Sesi titriyordu, heyecanlı idi.</p>
<p><strong>“Burada bir Türk Lisesi açılacağını duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Sınav yapılacağını öğrendim. Oğlum sınava girmek istediğini söyledi. Ancak benim tereddütlerim vardı. Oğluma güveniyordum, zeki bir çocuktu. Ama biraz agresifti ve dengesiz hareketleri vardı. Mesela hayvanlara karşı çok acımasızdı. Böcekleri ezmekten zevk alıyordu. Buraların kültürü bazı değerleri de yok etmişti. Ama oğlumu kırmadım ve onu sınava götürdüm. </strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Tahmin ettiğim gibi sınavı kazanmıştı. Yatılı olarak okuyacaktı. Ben onun beş on gün sonra eve geri döneceğini düşünürken aradan iki ay geçtiği halde böyle bir şey olmadı. ‘Oğlunuz çok yaramaz, bunu okuldan alın!’ diye telefon bekledim günlerce korku içinde. </strong></p>
<p>Nihayet ev iznini kullanmak için eve gelmiş, gelir gelmez bana <strong>‘Anneciğim!’ deyip boynuma sarılmıştı. Ben şok oldum. İnanamadım. Acaba gerçekten değişmiş miydi oğlum?</strong> Onu gözlemlemeye başladım. Birkaç saat sonra, cam kenarında oturmuş avucunun içindeki bir şeyle meşgul idi<strong>. Yaklaştım, evet elinde bir böcek vardı ama onu öldürmemişti. Aksine onunla konuşuyordu. Oğlum! ‘Anlatır mısın neler oluyor?’</strong> dedim.</p>
<p><strong>‘Anneciğim ne olduysa, bir öğretmenimin, okulun bahçesinde gördüğü bir böceğe şefkatle yaklaşmasıyla oldu. Bu beni çok etkiledi. Öğretmenim, benim ezip geçtiğim böcekle konuşuyordu. Yanına yaklaştım. Beni fark edince bana dedi ki, ‘Bak delikanlı! Biz bu böceğin yerinde olabilirdik, o da bizim yerimizde olabilirdi. Allah böyle yaratabilirdi. Söyle bakalım, biz onun yerinde olsaydık, ondan bize nasıl davranmasını beklerdik? İşte o da şimdi bizden öyle davranmamızı bekler değil mi? </strong></p>
<p><strong>Çünkü o da bir canlı, onun da duyguları var belki. Ama o kendisini bizim gibi ifade edemez. Onun için doğaya, içindekilere, bitkilere, börtü böceklere ve tüm varlıklara sevgiyle yaklaşmalıyız.’ dedi. Öğretmenimin bu sözleri beynimde şimşeklerin çakmasına vesile oldu ve beni çok etkiledi.’</strong></p>
<p>Sonra <strong>‘Anneciğim beni iyi ki bu okula gönderdin!’</strong> dedi ve böceği cam kenarına yavaşça koydu. Şefkatli bakışları ile onu bir süre süzdü. Sonra odasına geçti üzerini değiştirdi. Önceleri böyle yapmazdı<strong>. İki ay içinde her hali nasıl da güzel olmuştu oğlumun. </strong></p>
<p>İlk fırsatta okula adeta uçarak geldim. Müdür beyden öğretmenleri toplamasını rica ettim. Öğretmenler toplanınca ilk önce onlara teşekkür ettim ve <strong>oğluma on beş senede veremediğim bu güzellikleri iki ayda nasıl verdiklerini sordum. Gerçekten çok merak ediyordum.</strong> Onlara çok minnettardım. Bana bir şeyler anlattılar ama, ben anlattıklarından çok<strong>, hallerinden, tavırlarından anlamıştım onlardaki sırrı. Onların insanlık için, sevgi için çarpan yüreklerini orada hissettim.”</strong></p>
<p><strong>Küçük salonda alkışlar ve gözyaşları birbirine karışıp gitti.</strong></p>
<p>Şimdi o günleri düşünüp hey gidi günler diyorum, gözlerim buğulanıyor, bir zamanlar bahara uyanmış fidanların zayi olmadığı düşüncesi ile huzur yudumluyorum.</p>
<p>Selam olsun evrensel değerleri dört bir yana taşıyan muallimlerimize, öğretmenlerimize.</p>
<p>Selam olsun bu güzel insanları yetiştiren o yüce ruhlara.</p>
<p>Selam olsun, bu güzide öğretmenlerin yetişmesine vesile olan asrın dertlisine ve sevdiklerine.</p>
<p>Ve selam olsun gittikleri yerlerde, bu nâdide öğretmenlere bağrını açıp, onları kardeşleri gibi sahiplenen o beldelerin kutlu insanlarına.</p>
<p><strong>Ne kadar büyük ve güzel işlere vesile olduğunuzun farkında mısınız, ey asrın muallimleri, muhacirleri ve ensarları?</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iyi-ki-beni-bu-okula-vermissin-anne-mehmet-yildiz/">“İyi ki beni bu okula vermişsin anne!” | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelebeğin ilk kanat çırpışı</title>
		<link>https://hizmetten.com/kelebegin-ilk-kanat-cirpisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2020 16:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet HAreketi]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi sanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ben öğrendim ve romanını yazmaya karar verdim. 1992 yılında Kırgızistan’a öğretmen olarak gitmiştim. Bıyıklarım henüz terlemişti. Benimle beraber oraya gelen diğer arkadaşlarım da çok gençti ve hiçbirimiz daha önce başka&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kelebegin-ilk-kanat-cirpisi/">Kelebeğin ilk kanat çırpışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben öğrendim ve romanını yazmaya karar verdim. 1992 yılında Kırgızistan’a öğretmen olarak gitmiştim. Bıyıklarım henüz terlemişti. Benimle beraber oraya gelen diğer arkadaşlarım da çok gençti ve hiçbirimiz daha önce başka bir yerde öğretmenlik yapmamıştık ama içimizde büyük bir heyecan vardı. Harp okulundan yeni mezun olan bir teğmenin kendini genelkurmay başkanı zannetmesi gibi bir hal, diyebilirim…</p>
<p>Üç aylık tadilat ve tamirat süreci sona gelmiş ve okulun eğitime başlayacağı tarih velilere duyurulmuştu. O gün gelip çattığında, bir gün öncesinde, okulu tamir eden inşaat şirketinin işçilerinden hiçbiri gelmedi. İnşaat molozlarının temizlenmesi gerekiyordu. Bütün öğretmenler ve belletenler sabaha kadar okulu temizledik ve sabah üzerimizi değiştirip eğitime başladık.</p>
<p>Aradan birkaç ay geçti veya geçmedi, tam hatırlayamıyorum; çok uzun zaman oldu; velilerle bir şekilde irtibata geçmek, toplumun içine girmek, insanları tanımak ve doğru bir rehberlik yapabilmek için ev ziyaretleri yapmaya karar verdik ve bunu velilere duyurduk. Bizi ilk davet eden kişi Afganistan’da Sovyet ordusunda görev yapmış biriydi. Bu bilgiyi yıllar sonra onun KGB’de çalıştığını öğrendiğimde ve romanını yazmaya karar verdiğimde öğrendim. Sonra da aynı zamanda öğrencim olan oğluna sorduğumda bana “Böyle bir bilgiden haberim yok.” demişti ve işin doğrusu şaşırmıştım. O günkü veli ziyaretimiz çok verimli geçti ve kendimize güvenimiz geldi. Zira bizi çok iyi ağırladılar ve bize çok ama çok iyi davrandılar. Bu mevzu az önce de bahsettiğim gibi bir kitabın konusu ama son olarak şu notu veya itirafı kaydedeyim: Biz sizi adım adım, aldığınız nefese kadar takip ettik. Eğer ülkemize zarar verecek bir düşünce ve davranışınızı tespit etseydik okulu kapatıp sizi gönderecektik.</p>
<p>Her gün herkes için sıradan bir gün müdür yoksa her günün herkes için özel bir anlamı var mıdır; tartışılabilir. Ama bir insan topluluğu vardı ki onlar için “o gün” ve “orada olmak” hayatları boyu unutmayacakları zaman ve mekânlardı. Bir kelebeğin kanat çırparak meydana getirdiği rüzgârın tüm dünyaya dalga dalga yayılması gibi oradakilerin ilk adımları bir “varoluş” hikâyesinin ilk adımıydı.</p>
<p>Herkesin yüzünde bir sevinç, yüreğinde bir heyecan vardı. Bunaltıcı İzmir sıcağının gömlekleri tene yapıştıran nemini hissetmiyorlardı. Beş katlı binanın beşinci katında tarihin akışını değiştirebilecek bir kur’a çekimi vardı. Yaklaşık kırk kişi vardı yakıcı İzmir sıcağında o balkonda… Karşı tepelerden ılık rüzgârlar kalplerden kalplere derin duygular ve insibağın esintilerini taşıyordu. Bir koltukta sırtında cübbesi ve başında namaz takkesi bulunan Hoca Efendi o gün hayatının en mütebessim ve neşeli günlerinden birindeydi. O hüzün ve gözyaşı abidesi gözyaşlarıyla büyüttüğü fidanların çiçek açtığını ve çiçeklerin meyveye dönüştüğünü görmenin huzuru içindeydi.</p>
<p>Kısa boylu, kafasının yarısı saçsız ve parlak, nur yüzlü, hafif sarışın ve şişman, burnu yüzüne nispeten büyük duran Said Bey’in “Hocam, hazırız!” demesiyle Hoca Efendi namaz takkesini çıkardı ve önündeki sehpaya koydu. Önceden küçük kâğıtlara yazılan isimler takkenin içine boşaltıldı. Başka bir kutuda ise Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki bazı şehirlerin isimleri vardı. Said Bey namaz takkesinden bir kâğıt alıp Hoca Efendi’ye verdi. Hoca Efendi ismi okudu. Şehir isimlerinin başında bulunan Mehmet (Yavuzlar) Bey ise kutudan bir kâğıt çekip şehri okudu. Böylelikle kimin hangi şehre gideceği kur’a ile belirleniyordu. Oradaki sevinç, huzur, ötelere ait duygular, heyecan, şevk, aşk, duygu derinliği ve en önemlisi samimiyet eşine az rastlanır bir düzeydeydi. İsmi okunanlardan bazıları Hoca Efendi kâğıdı açıp okumadan “Hocam, benimkisi filanca şehir mi? Ben rüyamda gideceğim yeri gördüm.” diyenler oldu ve rüyalarında gördükleri şehir ile kâğıttan çıkan ismin aynı olduğu orada bulunanlarca işitildi ve görüldü. Tarihe de böyle not düşüldü.</p>
<p>Benim adım okunduğunda “Oş” çıkmıştı bahtıma. Hocaefendi “Hoş” dedi. O günden sonra ve Oş’ta yaşadığım sürece ve ayrıldıktan sonra da “Oş” benim için hep “Hoş” olarak kaldı. Orada pek çok dostlar edindim. İpek yolunun geçtiği bu sıcak şehir, tepesinden şehre bakmaya doyamadığım Süleyman Dağı (Oşlular Süleyman A.S.’nin buraya uğradığına inanıyorlar), orada tanıdığım Resul Badalov; hayatım boyunca en güzel anılarım oldu. Ruhen beslendiğim bir şehir olarak zihnimde ve kalbimde yer etti.</p>
<p>Kur’a çekiminden sonra Hoca Efendi çok kısa birkaç kelam etti hicrete dair. Yüzündeki sevinç ve neşe görülmeye değerdi doğrusu. Hatta birkaç tane şaka bile yaptı o gün.</p>
<p>Kur’a çekimi sonrası küçük bir odada toplanmışlardı. Çoğu itibarıyla o gün orada dünyayı barış adasına döndürecek bir kelebeğin ilk kanat çırpışlarından birini yaptıklarını bilmiyorlardı.</p>
<p>Uzun boylu, esmer, saçlarının ön tarafı dökülmüş, bıyıklı Sadık Bey naif, şefkatli ve samimi bir şekilde söze başladı.</p>
<ul>
<li>Arkadaşlar! Size birkaç ikazımız ve tavsiyemiz olacak. Gideceğiniz yer, dağılmış da olsa, bir Demirperde ülkesi. Yeniden toparlanabilir. Perdeler kapanabilir ve siz o perdenin içinde kalabilirsiniz. Polis-ajan devleti olduğu için başınıza ne geleceği konusunda herhangi bir tahminde bulunmak zor. Her şey olabilir. Ona göre kararınızı verin. Vazgeçmek isteyen varsa şimdiden söylesin.</li>
</ul>
<p>Yaklaşık kırk kişi vardı ve kimse vazgeçmedi. Tam aksine büyük bir heyecan ve sevinçle gitme konusundaki kararlılıkları arttı.</p>
<p>Belki de o gün orada bulunan küçük bir topluluk ileride dünya çapında büyük neticeleri olacak bir işin ilk adımı hükmündeydiler. Ama bunun farkında olup olmadıklarını bilmiyoruz.</p>
<p>Oradakilerin belki bir kaçı müstesna hepsi üniversiteyi o yıl bitiren, bıyıkları yeni terlemiş, bir kısmı hiç traş olmamış gençlerden oluşuyordu. Çoğunun cebinde memleketlerine dönecek otobüs bileti parası ancak vardı.</p>
<p>Hayatım boyunca gurur duyduğun ve bir daha olsa yapar mısın, sorusu sorulsa hiç düşünmeden “Evet” cevabı vereceğim bir olaydı benim için de… Hayatımın en önemli kırılma noktasıydı, diyebilirim. Keşke bir daha olsa bir daha gitsek…</p>
<p>Yaz mevsiminin Amasya’da bahçeleri yeşerttiği, kuşların cıvıldadığı 1992 Haziran’ın ortalarıydı. Sürpriz bir şekilde okulu uzatmadan bitirmiştim. O günün şartlarında tatil olunca Hizmet mensupları memleketine gitmezdi; ya kitap okur ya da öğrencilerle ilgilenirdi. Ben de Amasya’dan ayrılmamıştım. Okulu bitirince ne yapacağım, kaygısı da taşımıyordum. Hizmet edecektim. Ne olursa, neresi olursa… Dünyanın kirine, pasına, tozuna, toprağına bulaşmadığım ve dünya hayali kurmadığım safiyane zamanlarımdı. “Hey gidi günler!”di.</p>
<p>Evde yalnızdım. Balkon kapısından ılık bir rüzgâr ve kuş cıvıltıları geliyordu. Az ötede Yeşilırmak çağıldıyordu. Ev telefonu çaldı. Açtım.</p>
<ul>
<li>Nasılsın Niyaziciğim, dedi Kamil Abi şefkatli sesiyle. Birkaç ay aralıklarla uğrayıp bize talebe Hizmetlerinde rehberlik ediyordu. Munis, beyaz tenli, kısa boylu, zayıf; evliya gibi bir adamdı.</li>
<li>Biliyorsun, yurtdışında okullar açılıyor. Gitmek ister misin, dedi.</li>
</ul>
<p>Hiç düşünmeden:</p>
<ul>
<li>Giderim, dedim.</li>
</ul>
<p>Birisine sormak, biraz düşünmek; aklıma bile gelmemişti. Kamil Abi’ye itimat ediyordum, Hoca Efendi’ye itimat ediyordum, Hizmet; içinde bulunmaktan şeref duyduğum ve ömrüm boyunca ayrılmayı hayalime bile sokmadığım bir şahs-ı maneviydi benim için.</p>
<ul>
<li>O zaman bir hafta sonra İstanbul, Şirinevler’deki Süleyman Şah Yurduna gel, dedi.</li>
</ul>
<p>Gittim.</p>
<p>Bir ay boyunca Mehmet Doğan abi, o tatlı dili, şefkatli tavırları ve güler yüzü ile bize öğretmenliğe ve dil öğretimine dair tecrübelerini anlattı.</p>
<p>Sonra da gecenin karanlığını aydınlatan ışıklarıyla bir otobüs yolculuğuyla İzmir’e kur’a çekimi için gittik.</p>
<p>Kur’a çekiminden sonra o kadar heyecan ve şevk doluydum ki İzmir’den Oş’a yürüyerek gidebilirdim…</p>
<p>Pasaportumu çıkarıp Kırgızistan’a gitmek üzere İstanbul’a geldim. Bir haftalık bekleyişten sonra yine bir gece vakti, aydınlık bir sabaha uyanmak için uçağa bindim. Tarihler 15 Ağustos 1992’yi gösteriyordu.</p>
<p>Bilet kontrolünden geçmeden Mustafa Abi, bize ilk harçlıklarımızı verdiğinde şaşırmıştım. Biz Hizmet karşılığında para da mı alacaktık ki, sorusunu kendime yönelttiğimi hatırlıyorum.</p>
<p>Uçak havalandığında yüreğimin bir parçasının Türkiye’de kaldığını dün gibi hatırlıyorum. O özlem hiç bitmedi…</p>
<p><strong>Kaynak : Tr724 | Niyazi Sanlı </strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kelebegin-ilk-kanat-cirpisi/">Kelebeğin ilk kanat çırpışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
