<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>oku arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/oku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/oku/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:52:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>oku arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/oku/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Daha Çok Okumalı Değil Miyiz? &#124; MEHMET YILDIZ</title>
		<link>https://hizmetten.com/daha-cok-okumali-degil-miyiz-mehmet-yildiz/</link>
					<comments>https://hizmetten.com/daha-cok-okumali-degil-miyiz-mehmet-yildiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2022 06:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kainat]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elimizde öyle değerlerimiz var ki, farkında olmadığımızdan onları tam manasıyla veriliş gayesine uygun kullanamıyoruz. Akıl, irade, mantık, beyan gücü, sentez ve analiz yapma özelliği, karar verme mekanizması gibi birçok şey&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/daha-cok-okumali-degil-miyiz-mehmet-yildiz/">Daha Çok Okumalı Değil Miyiz? | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Elimizde öyle değerlerimiz var ki, farkında olmadığımızdan onları tam manasıyla veriliş gayesine uygun kullanamıyoruz. Akıl, irade, mantık, beyan gücü, sentez ve analiz yapma özelliği, karar verme mekanizması gibi birçok şey bu kapsamda düşünülebilir.</p>
<p>Nasıl ki durgun sular yosun bağlar, işlemeyen kemikler kireç bağlar, öyle de yerinde kullanılmayan latifelerimiz, duygularımız da dumura uğrar. Sonra sağlıklı düşünemez, görülmesi gerekenleri göremeyiz. Okunması gerekenleri okumaktan, anlamaktan uzak kalırız.  Bu durumda bir sistem körlüğü yaşarız. Olayların, perdenin arkasına muttali olamayız. Kabukta kalır, öze inemeyiz de hiçbir şey öğrenmeden, bilmeden, hissetmeden göçüp gideriz bu âlemden.</p>
<p>Bu yüzden <em>“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akl-ı selim sahipleri, sağ duyulu olanlar düşünüp ibret alır’’</em> (Zümer 9) âyeti çerçevesinde düşünüp aklın ve bahşedilen diğer nimetlerin, değerlerin hakkını vererek yaşama gayreti içinde olmalıyız.</p>
<p>Dikkat edilirse her bir zerrenin, atomun veya hücrenin muhteşem bir ansiklopedi hüviyetinde olduğu görülür. Yani makro âlemden mikro âleme, her bir varlık okunmayı bekler. Bütün bu varlıklar kendileri için var değiller, onlar sahip oldukları bütün özellikleri ile Rablerini haykırırlar. Rablerine ait sonsuz hikmetlerin görünmesine vesile olurlar. Belli ki onlar da bir şekilde bu gerçekleri bizim duymamızı, anlamamızı arzu ederler. Çünkü onlar lisan-ı halleriyle Allah‘ın varlığını ve birliğini haykırırlar. Bizlerden ise yüce yaratıcının büyüklüğünü fark edip Allahu Ekber ile tekbir etmemizi, sübhanallah ile takdis etmemizi, elhamdülillah ile hamd etmemizi isterler.</p>
<p>Yine dikkat edilirse insan, kâinat ve Kur’an üçlüsünde, bütün hakikatlerin sırlarının ince ince işlendiği müşahede edilecektir.  Kur’an-ı Kerim çok yerde insana, kâinat üzerinde tefekküre kapı aralar.</p>
<p><em>“De ki: Rabbimin (bütün isim ve sıfatlarının tecellileri ve O’nun icraatı olan) kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsaydı, hatta onlara bir o kadar daha ilâve etseydik, bütün bu denizler biterdi de Rabbimin kelimeleri yazmakla tükenmezdi</em>” (Kehf 109) diyerek nimetlere, <em>“Görenle görmeyen (âmâ) bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak, dirilerle ölüler de bir olmaz!”</em> (Fâtır 19-22)</p>
<p><em>“Yine O, yedi kat göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yarattı. Rahmân’ın yaratmasında bir boşluk, bir düzensizlik göremezsin. Çevir gözünü bir bak, bir kusur, bir çatlaklık görür müsün?’’</em> (Mülk-3) diyerek ilme ve bilmeye, <em>“Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah&#8217;ındır. O, her şeye güç yetirendir”</em> (Maide 120)</p>
<p>Allah’ın sonsuz kudretine ve “<em>Gerçek mü’minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah’ın âyetleri okunduğu zaman onların îmanlarını arttırır ve Rablerine tevekkül ederler”</em> (Enfal 2) âyet-i kerimesi ile de bütün bunları bilen, düşünen ve îmanla nurlananların tevekküllerine işaret eder.</p>
<p>Bu girişten sonra gelin beraberce fikri bir seyahat yapalım bugün.</p>
<p>Yıllar önce akademik bir çalışma için pasifiklerde güzel bir ülkeye, Japonya’ya giden bir arkadaşımın heyecanla anlattığı hikayesini paylaşayım sizlerle:</p>
<p>“Üniversitenin kampüsünde 3-4 arkadaş ile beraber oturuyorduk. Yanı başımızdan bir hanımefendi geçiyordu. Bizim yabancı olduğumuzu fark etti ve bize nereli olduğumuzu sordu. Biz de “Türkiyeliyiz” dedik. “Dininiz nedir?” dedi. “Müslümanız” dedik. “Dininizin çok değer verdiği, bir bilim insanı olarak benim de çok değer verebileceğim, sizin de özellikle çok önemsediğiniz bir cümle bana söyleyebilir misiniz?” diye sordu. Şaşırdım. Fazla vaktinin olmadığını söyledi. Hemen bir şey söylemeliydim. O anda tepeden tırnağa heyecana kapıldım. Aklıma Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetleri geldi. Onu bildiğim kadarıyla söylemeye çalıştım:</p>
<p><em>“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”</em></p>
<p><em>“O, insanı rahim duvarına yapışan yapışkan bir maddeden yarattı”</em> (Alak 1-2).</p>
<p>Kadın dikkatle dinledi ve “Çok önemli konular var burada, okumak, O’nun adıyla okumak, yaratılış gerçeği, insanın muhatap alınması, çok ilginç” dedi ve müsaade isteyerek ayrıldı. O an aklıma çantamdaki Fountain dergisi geldi ve henüz uzaklaşmamış olan kadına dergiyi uzattım ve “Bir de bunu inceleseniz” diyebildim.</p>
<p>15 gün sonra kurumda soy ismimle anons ediliyordum. Baktım o hanımefendi beni bekliyor. Bir masaya oturduk 2 saat kadar soru-cevap şeklinde sohbetimiz oldu. Dergiyi geri verdi. Her bir satırın altı çizilmiş gibiydi. Ama başyazı ikişer defa çizilmişti ve bana ısrarla başyazarı sordu. Ben de anlattım. Dünyada cehaletin önüne geçebilmek için eğitim seferberliği yapan, öncülük eden bir fikir ve aksiyon insanı, ömrünü insanlığa adamış büyük bir rehber olduğundan bahsettim.</p>
<p>Hanımefendi “Okuduğunuz o Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetleri ve verdiğiniz bu dergi 15 gündür bana yeni bir bakış açısı kazandırdı ve bu dine, Müslümanlığa karşı içimde ilgi uyandı ve bu dine nasıl girebilirim diye düşündüm” dedi. O anda güzel bir şeye vesile olmanın nasıl bir sevinç hasıl ettiğini tarif edemem sizlere.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in bir ayeti, “Oku” nelere vesile oluyordu. Sonra Kelime-i şehâdetin manası üzerinde durduk. Bildiğim kadarıyla dinimi anlatmaya onu temsil etmeye gayret ettim o anda. Gözleri ışıl ışıldı. Kelime-i şehâdet getirdikten sonra o hanımefendi döndü bana dedi ki:</p>
<p style="text-align: center;"><em>“Bundan sonra daha çok okumalıyız değil mi? Çünkü dinimiz öyle emrediyor.”</em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/daha-cok-okumali-degil-miyiz-mehmet-yildiz/">Daha Çok Okumalı Değil Miyiz? | MEHMET YILDIZ</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hizmetten.com/daha-cok-okumali-degil-miyiz-mehmet-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>106</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Oku&#8221; diye başlamadaki hikmet nedir? &#124; Sorular ve Cevaplar</title>
		<link>https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-haziran-1979/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2020 16:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[M.F.G / İletişim - Haziran 1979]]></category>
		<category><![CDATA[oku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11745</guid>

					<description><![CDATA[<p>SORU: «Oku» diye başlamada ne hikmet görüyorsunuz? CEVAP: “İkra = Oku” emri ilahisi, O en şerefli varlığın zatında tecelli edip, beşere emanet, edilen Kemal-i namütenahiye muhatap ve mükellef olmak için bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-haziran-1979/">&#8220;Oku&#8221; diye başlamadaki hikmet nedir? | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>SORU: «Oku» diye başlamada ne hikmet görüyorsunuz?</b></p>
<p>CEVAP: “İkra = Oku” emri ilahisi, O en şerefli varlığın zatında tecelli edip, beşere emanet, edilen Kemal-i namütenahiye muhatap ve mükellef olmak için bir vazife ve bir davettir.</p>
<p>Müşahede edilecek; mana ve muhtevası anlaşılacak, anladıkça da Halikın nizam ve kudretinin azametine, ihtişam ve letafetine vukuf kazanılacak olan kâinat, Levh-i Mahfuz’un tecellisidir.</p>
<p>Allah, insan haricindeki canlı ve cansız her varlığı «kalem, olarak vazifeli kılmış, böylece de her varlık kendisine tevdi edilen, kendisinde tecelli eden vukuatı kaydetmiştir.</p>
<p>Canlı ve cansız her varlık bir kitaptır. Bu itibar iledir ki, «Gör, Müşahede eyle» suretinde değil de Oku hüviyetinde bir emir sadır olmuştur. Zira kitap ancak okunur. Her biri birer kitap olan varlıklar ile dolu ve müzeyyen olan kâinat, elbette ve muhakkak ki, ilahi bir kütüphanedir. İnsandan gayrı bütün varlıklar sadece «yazmak» ile mükellef tutuldukları halde, İnsan, hem yazmak, ama ve hele mutlaka «okumak» vazifesi ile müşerreftir.</p>
<p>İlim, tecelli ede gelen nizamın, ayrı ayrı tecelli eden şeylerin münasebetini idrakten ve bu idraklerin tasnifi ve cem’inden ibarettir. Kâinattaki bu nizam, bu nizamdaki ehemmiyetli hassasiyet ve muvazene, tesadüfe atıf ve tevdi olunamaz. Binaenaleyh böyle bir nizamın Nazım-ı Aslisi, Vazı-ı Asil’i de elbette vardır.</p>
<p>Her nizam, zuhurdan önce tasavvur edilir. Tıpkı, kağıda dökülüp çizilmeden önce bir mimari planın, mimar dimağında tasavvur edilmiş olacağı gibi.. Beşerin kesafeti ve gölge varlık olması, bu tasavvur ve taazzuva, nasıl bir şekil verir, e bir tarafa.. Kâinat çapındaki mutasavver nizam, Levh-i Mahfuz’dur. Mukayyed nizam ise Kur’an-ı Kerim’dir ve o Levh-i Mahfuz’un âyinesidir.</p>
<p>Buna göre insan okuyacaktır. Okudukça anlamaya çalışacak; yanlış anlayacak, hatalar yapacak, tecrübelere girişecek; hata &#8211; sevap potasından geçirdiği ilim cevherini selamet ve salâbete, emniyet ve rasanete ulaştıracaktır. Bakmak başka, görmek başka; anlamak başka, anladığını izan edip şuuruna ve gönlüne mal etmek başka; bütün bunlardan sonra tatbik etmek başka ve tatbik ettiğini de gayrıya teslim ve tevdi etmek tamamen başkadır.</p>
<p>İdrak ile ilgili bütün bu «başkalıklar» olmaktadır Zira kâinatta birçok kanunlar vardır ve bunlar kanun vazı-ı tarafından ittirad ve ahenk içinde cereyan ettirilmektedir. Bunların birkaçı şunlardan ibarettir;</p>
<p>1 — TEK’ten çok’a gidiş,<br />
2 — Çoklar arasında benzerler, farklılar ve zıtların husulü,<br />
3— Zıtlar arasında faal muvazene ve ahenk,<br />
4 — Münavebe,<br />
5 — Öğrenme, unutma ve yeniden öğrenme<br />
6 — Cehd ve gayret,<br />
7 — Tahlil ve terkip,<br />
8— İlham ve inkişaf,</p>
<p>İnsan bu kanunların bütününe tabidir Bu itibar Redir ki, elbette çok insan olacaktır. İnsanlar arasında benzerler, farklılar ve zıtlar bulunacaktır. Keza insanlar arasında benzer, farklı ve zıt fikirler ve görüşler; inanışlar, davranışlar ve hareketler de olacaktır. Ancak bütün bu fıtri zıtlıklar atıl değil, ceyyid ve faal bir muvazene içinde olacaktır.</p>
<p>Yine bu itibar iledir ki, sadece mani hedef alan bir gidişin ilmi kaybetmesi ve sadece ilmi hedef bilen bir gidişin de imanı ihmal ve kaybetmesi vuku bulacaktır.</p>
<p>Yine bu itibar iledir ki, ilim ve cahil, ikrar ve inkâr, fazilet ve redaet, zulüm ve adalet, muhabbet ve nefret, mücadele ve müsâlemet, rehavet ve atalet muhtevalı bir tevekküle dayalı yaşayış temposu ve davranış tarzına mukabil, her şeyi insanın yapabileceği inancına dayalı sabırsız bir sürat, haşin bir «bozup yapma, yıkıp kurma» ihtiras ve cinneti gibi esasları ve hallerin peşi peşine gelmesi münavebesi de vuku bulacaktır.</p>
<p>Yine bu itibar iledir ki, hatta o müstesna varlık, beşerin medar-ı iftiharının dâhil öğrettikleri unutulabilecek, ama mutlaka yeniden hatırlanıp yeniden öğrenilecektir. Kaza böyle bir cüz’lere ayrılma, bir tahlil, bir çeşitlenme, bir çoklaşma sonunda, elbette bunda da bir rucü, bir terkip cereyan edecek ve elbette bir ilham ve zuhur da olacaktır.</p>
<p>Bütün bunlar olmuştur, olmaktadır ve muttasıl olacaktır. Hazret-i Musa’ya içtimaiyatı ve içtimaiyatın sıhhatle devamını mümkün kılacak olan Emirler (Evamir-i Aşere); Hazret-i İsa’ya beşeri münasebetlerde hilm-ü şefkat, muhabbet ve müsamaha, sabr-u tahammül; Hazret-l Peygambere (sav.) bütün bu hususlara ilave olarak ilim, irade, hikmet, muvazene, telif, terkip, icmal ve tekmil tebşir olunmuş idi.</p>
<p>Bu itibar iledir ki; Müslüman olmak diğerlerinden bir bakıma daha külfetli, daha mesuliyetli, ama bir o kadar da latif ve âlidir. Zira evâmir ve içtimai esaslar yanında, muhabbet ve müsamaha, hilm-ü şefkat; sabr-u tahammül yanında ilim, irade, hikmet, mütevazın, telifçi ve terkipçi olmak ve kalmak gibi yüksek bir mertebeyi de istilzam ettirmektedir.</p>
<p>Bundan ötürüdür ki; Fizik, Kimya, Astronomi, Biyoloji gibi ilimler sahasında yapılan keşifler, temin edilen terakkiyat, sonunda Levh’i Mahfuz’da tasavvur edilen, Kur’an-ı Kerim’de kayda tabii tutulan ve kâinatta yer yer ve muttasıl tezahür eden esaslardan bazılarının anlaşılmasına, şümul ve vüsat ile idrak edilmesine hizmet ettiğinden dolayı, bütün ehl-i keşif ve himmeti tebrik ve takdir gerektir. Ancak, böyle bir hizmet, kazancı ve muvaffakiyetine mukabil Halik ve Nazım’ı inkâr, ilahi ilham ve irşadı ret, insanı te’lih, insan iradesini mutlak hâkim eylemek gibi bir kayba ve dalalete düşmekten insanlığı siyanet etmek de icap edecektir.</p>
<p>Fizik ve Kimya laboratuarlarında yapılan tecrübelere, öğrenilmiş kanunlara uyularak, fizik, kimya ve biyoloji vakalarında yeni istikametler vermek, ibda ve ihtirada bulunmak muvaffakiyetine istinaden gittikçe sabırsızlaşan, gittikçe hızlanan, gittikçe küstahlaşıp mesuliyetsizleşen, bir cüret ve keyfilik üzere insanı ve insan cemiyetini dahi müvazi ve muadil türlü tecrübelere, türlü istihalelere tabii tutmak sath-ı mailinde yuvarlanmakta olan bugünün beşer ölçülerine karşı, insanın bir “laboratuar hayvanı” insan cemiyetinin de bir «laboratuar» almadığını layıkıyla hatırlamak lazımdır.</p>
<p>Mevzu ilimleri cumüdet ve humüdetten, kuruluk ve abesiyetten kurtarmak, evvela ilimlere mevzu meselenin layıkıyla anlaşılmasına yardım edecek; saniyen insan irade ve zihnin payına düşeni eda, his ve kalbi imtisaslarını bir iç müşahede ile müşahede ettirmiş olacaktır.</p>
<p>O zaman işleyen aydın bir enfüs, fasih bir lisan kesilecek ve karşısına konulmuş kâinatı kelime-kelime, satır-satır okuyacak, tıpkı bir kitap gibi. Zaten kâinatı bir kitaptan farklı görmek de adeta imkânsızdır. Hele hele tekvini emirlerde ilk yaratılan «kalem» olarak anlatılıp da tenzili fermanda da ilk emir “oku” olursa,.</p>
<p>Fakat aynı zamanda bu zannedildiği kadar kolay da değildir. Mesele bir terkip ve tahlil mevzuudur. Zahir ve batın hassaların faal ve vakalar karşısında titiz oldukları nispette bir duyuş, bir görüş alsa bile, bu hassalardan bir tanesindeki arıza büyük bir nispette diğerlerini de tesirsiz kılar.</p>
<p>Onun için Kur’an-ı Muciz-ül-Beyan da körlük, sağırlık ve dilsizlik beraber zikredilir. Zira tekvini emirler gözle okunduğu gibi, tenzili emirlerin ilk makes bulacakları esrarlı perde de kulaktır ve bu müşahede ve duyuşa tercüman ise lisandır.</p>
<p>Binaenaleyh afak ve enfüsü göremeyen, kulağına geleni de duymayacak, duysa da anlamayacaktır. Keza kulağına çarpan ilahi emirlerle uyanmamış bir gönül Şeriat-ı Fıtriye ile abes olarak iştigalden kendini kurtaramayacaktır.</p>
<p>Demek ki «oku», bir bütünleşmenin ve bütünleştirmenin, bir müşahede ve değerlendirmenin, bir görme ve onun yanında sezmenin, sonra da bu iç irfana dili tercüman kılmanın ifadesi oluyor ki, bizim için bir ilk emir olması ne kadar manidardır.</p>
<p>Ehemmiyetine binaen uzun gitti ve yer yer sadet harici mevzular kurcalandı. Tekraren mütalaası bizi mazur gösterir ve affettirir ümidini beslemekteyim.</p>
<p><strong>M.Fethullah Gülen Hocaefendi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sorular-ve-cevaplar-haziran-1979/">&#8220;Oku&#8221; diye başlamadaki hikmet nedir? | Sorular ve Cevaplar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
