<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Necasi arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/necasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/necasi/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Necasi arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/necasi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Üzülme Kızım… &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/uzulme-kizim-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 07:33:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Necasi]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menfaatleri için yapmayacakları kötülük, irtikap etmeyecekleri zulüm olmayan insan müsveddeleri; tiranlıklarını kötülük, hukuksuzluk, yolsuzluk üzerine kurarlar ve sistemlerini sarsacak her şeyden, herkesten korkarlar. Gücü elinde tutuyorlarsa hele bir ülke yönetiyorlarsa&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uzulme-kizim-ismet-macit/">Üzülme Kızım… | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menfaatleri için yapmayacakları kötülük, irtikap etmeyecekleri zulüm olmayan insan müsveddeleri; tiranlıklarını kötülük, hukuksuzluk, yolsuzluk üzerine kurarlar ve sistemlerini sarsacak her şeyden, herkesten korkarlar. Gücü elinde tutuyorlarsa hele bir ülke yönetiyorlarsa o devletin tüm organlarını masum insanlara musallat ederler.</p>
<p>İslam’ın başladığı yıllarda Mekke’yi yöneten elitler de hakkın galip gelerek, menfaat şebekelerini yıkılacağını anladıklarında; inananları yıldırmak, dinlerinden döndürmek için bir zulüm fırtınası estirmeye başladılar. İşkenceler, hapisler, tecritler, tehditler, boykotlarla batıl sistemlerini ayakta tutma gayretine girdiler.</p>
<p>Allah Rasulü (sav) ise bir taraftan gelen vahiyler ve sünnetiyle ilmek ilmek İslam dantelasını örüyor diğer taraftan yapılan zulümlere İslam’ın ruhuna uygun karşılık verecek şekilde bir dizi tedbirler alıyordu. Bu kutsal emaneti taşırken yürüyecekleri yolun ‘güzergah emniyetini’ temin ediyor, esbaba tevessül adına o yörenin ve zamanın şartlarına uygun stratejiler geliştiriyordu.</p>
<p>Sahabelerinden bir kısmına Habeşistan’a hicret etmelerini söylüyor, bunu ince detaylarına kadar organize ediyordu. Diğer taraftan Müslüman olduğundan dolayı sahipleri tarafından işkence gören sahabelerinin zengin Müslümanlar tarafından satın alınıp hürriyetlerine kavuşması için onları teşvik ediyor, ihtiyaç sahiplerine muavenet için elinden gelen gayreti gösteriyordu.</p>
<p>Efendimizin (sav) çile döneminde yaptığı temel gayretlerden biri de zulmün duyurulması ve zulmü yapanlar üzerinde bir baskı oluşturma çabası idi. Zulmün hız kesmesi ve durdurulası adına başta Mekke yakınındakiler olmak üzere çevre kabileleri ziyaret ediyor ve onların sosyal ve siyasi gücünden istifade adına desteklerini istiyordu.</p>
<p>O yıllarda Arap kültürü ve toplum yaşantısında ilişkileri belirleyen, bireylerin yaşantısına tesir eden, sosyal yaşamı dizayn eden en temel unsur asabiyet yani kabilecilik anlayışı idi. Şahısların herhangi bir kabileye mensup olmadan, eğer kabilesi yoksa himayesine girmeden, ittifak anlaşması olmadan yaşama şansları neredeyse yoktu.</p>
<p>İslam’ın ilk ortaya çıktığı günlerde başta Mahzumoğulları’ndan Ebu Cehil olmak üzere Mekke yöneticilerinin sert muhalefetinin temel sebeplerinden biri de işte bu kabilecilik anlayışı idi. Efendimizin (sav) başta Taif yolculuğu olmak üzere kabileleri ziyaret edip onlarla görüşmesinin nedenlerinin başında onlarla sağlayacağı ‘kitlesel destek’ olduğu tespiti yapılabilir.</p>
<p>O günkü sosyo-politik ortamda Müslümanlara zulmeden Kureyş kabilelerinin önüne geçecek bir strateji şekliydi bu. Efendimizin (sav) diğer kabilelerin desteğini almadan mücadelesine devam etmesi mümkün görünmüyordu. Bu hususta o devrin siyasi şartları içerisinde yeni ortaya çıkmış ve din oligarkları, güç odaklarını başta Kureyş kabilelerini ciddi şekilde rahatsız etmişti.</p>
<p>Müslümanlara zulmeden Kureyş kabilelerini bu hususta zorlayacak olan temel strateji bu idi. Habeşistan örneğinde olduğu gibi sahabe oraya göçüp <strong><em>‘halkına zulmetmeyen ve adil bir hükümdar tarafından yönetilen’</em></strong> ülkenin himayesine girince dinlerini daha rahat yaşama ve anlatma imkanı bulmuşlardı. Zira bu ülke insanca yaşamaya çok müsait idi.</p>
<p>Mekke yönetimi Müslümanlara Necaşi’nin sahip çıkmasında son derece rahatsız olmuştu zira yeni ortaya çıkan bir dini resmen tanıyan, muhafaza eden ilk devlet Habeşistan ilk yönetici ise Necaşi olmuştu. Ve bir devleti karşılarına alamazlardı. Bu Efendimizin (sav) dünya konjonktürünü ve siyasi dengeleri çok iyi bildiğinin ve ferasetinin delilidir.</p>
<p>Mekke yönetimi bir müttefikini kaybetmenin öfkesi ile boykot kararı almıştı. Boykot yıllarında daha çok Müslümanların dertleri ile uğraşan Efendimiz (sav) boykotun bittiği sene iki destekçisini kaybetmiş Mekke tiranlarının baskıyı artırması sonucu Taife giderek oradan destek istemişti…</p>
<p>Habeşistan hicretlerinden sonra artan zulme set olur düşüncesiyle Efendimiz (sav) Arap kabilelerini ziyaret ederek kendisine destek vermelerini istedi. Gerek yaşadıkları yerlere giderek gerekse de Zu&#8217;lmecaz, Ukaz ve Mecenne gibi panayırlara giderek kendisine destek vermelerini istedi. Neredeyse tamamından beklediği desteği bulamadı. Ama asla ümidini yitirmedi ye’se düşmedi hak ve hakikati anlatmaktan vazgeçmedi.</p>
<p>Müşriku’l Ezdi diyor ki:</p>
<p><em>“Babamla hac yaptığım sene bir kısım insanların toplanıp bir adama işkence ettiklerini gördüm. İnsanlardan kimi O’nun yüzüne tükürüyor kimi başına toprak saçıyor kimisi de sövüp sayıyordu. Babama kim bu işkenceye maruz kalan zat diye sordum. O da “atalarının dinini terk eden la ilahe illallah diyen kurtulur diyen Muhammed’dir (sav)” dedi. Bu işkenceler gün boyu devam etti. Daha sonra bir kız çocuğu elinde su dolu bir kapla geldi, ağlıyordu. Allah Resulü (sav) bu kaptan içti, elini yüzünü yıkadı. <strong>“Kızcağızım; Baban hakkında tuzağa düşürülüp öldürülecek, zillete uğrayacak diye korkma. Allah babanı ve davasını zayi etmeyecek.”</strong></em></p>
<p>Öyle de oldu.. Çekilen hiçbir çile, strateji geliştirmek için gösterilen hiçbir gayret israf olmadı. Mekke granitlerine düşen tohumlar Medine toprağında başağa yürüdü. Dün Allah Rasulüne (sav) destek vermeyen ve ona eziyet eden kabileler birer aysberg gibi rahmet güneşiyle eriyip o nurdan okyanusa döküldüler.</p>
<p>Onun (sav) yolunu takip edenler aynı çilelere maruz kaldıklarında O’nun (sav) sünnetine uygun hareket ettiklerinde er geç muvaffak olmuş ve olacaklardır…</p>
<p>Ne mutlu her türlü zulme rağmen hak yoluna ömrünü vakfedip sabırla koşturanlara..</p>
<p>Ne mutlu şu zulümleri dünyaya duyurup bir an evvel hukukun gelmesi, adaletin yeniden dirilmesi için gayret gösterenlere…</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uzulme-kizim-ismet-macit/">Üzülme Kızım… | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığı Yaşatanlar &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/insanligi-yasatanlar-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 May 2022 07:49:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Ebubekir]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Necasi]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzanya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25721</guid>

					<description><![CDATA[<p>Malını Allah’a satanlar&#8230; Hz. Osman (ra) servetini değişik zamanlarda Allah yolunda cömertçe dağıtan infak kahramanıdır. Bir gün Şam&#8217;dan Hz. Osman&#8217;a (ra) yüz deve yükü buğday gelmişti. Kıtlık senesiydi. Sahabeler Hz.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insanligi-yasatanlar-ismet-macit/">İnsanlığı Yaşatanlar | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Malını Allah’a satanlar&#8230;</strong></p>
<p>Hz. Osman (ra) servetini değişik zamanlarda Allah yolunda cömertçe dağıtan infak kahramanıdır. Bir gün Şam&#8217;dan Hz. Osman&#8217;a (ra) yüz deve yükü buğday gelmişti. Kıtlık senesiydi. Sahabeler Hz. Osman’ın (ra) etrafını çevirdiler. Buğdayı satın almak için Medineli müslümanlar yüksek fiyatlar verdiler. Hz. Osman (ra) kabul etmedi ve gelenlere; «sizden daha yüksek fiyat veren var O`na vereceğim.&#8221; dedi.</p>
<p>Sahabe efendilerimiz buna üzüldüler, doğruca Halife Hz. Ebû Bekir’in (ra) yanına gittiler. Durumu Hz. Ebû Bekir’e (ra) arz ettiler : “Ya Emire&#8217;l Mü&#8217;minin Hz Osman’a (ra) bugün yüz deve yükü buğday geldi. Yüksek fiyat vermemize rağmen bize vermedi. Hep sizden daha yüksek fiyat veren var ben ona vereceğim dedi. Muhacir ve Ensar&#8217;a bunu yapmak reva mı? Daha fazla para istemesi ona yakışır mı?&#8221; dediler.</p>
<p>Hz. Ebû Bekir (ra): “Siz Osman hakkında kötü düşünmeyiniz, aranızda bir münakaşa da çıkmamıştır. Osman, Rasûlüllah (sav)&#8217;ın Me&#8217;vâ Cennetinde refikidir. Resul-i Ekrem&#8217;in damadı olmak şerefini kazanmıştır. Her halde siz onun sözünü yanlış anladınız, beraber gidelim&#8221; buyurdu. Beraber kalkıp Hz. Osman’ın (ra) yanına vardılar.<br />
“Ya Osman! Ashâb-ı Kiram senin bir sözüne üzülmüştür. Kimdir sana yüksek fiyat veren?&#8221; Hz. Osman (ra) “Evet ya Halife-i Rasûlüllah! Onlardan iyi olan bire yedi yüz veriyor. Bunlar bire yedi veriyorlar. Biz buğdayı bire yediyüz verip alana verdik. Allah&#8217;ın şu ayetini okumadınız mı?</p>
<p>Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah&#8217;ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir.” (Bakara Suresi-261)<br />
“Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir.” (Bakara Suresi-262)<br />
Bundan sonra yüz deve yükü buğdayı Medine-i Münevvere&#8217;de bulunan fakirlere dağıttı.</p>
<p><strong>Devrin Sahabeleri</strong></p>
<p><strong> </strong>Yunanistan`daki muhacirleri Tanzanya’dan bir grup arkadaş muavenet niyetiyle ziyaret ediyor. Neredeyse tamamı yerli arkadaşlardan oluşan ekibin ziyaretinden Yunanistan`daki muhacirler o kadar memnun oluyorlar ki, ağlayarak şunları ifade ediyorlar<em>: “Daha dün denilecek yakın bir gelecekte biz Afrika’ya yardım ediyorduk. Şimdi Tanzanyalardan buralara bizleri ziyarete gelmeniz bizleri o kadar memnun etti ki çektiğimiz tüm acıları unuttuk”</em></p>
<p>Dün Hz. Osman`ın (ra) kıtlık yıllarında Medine`de gösterdiği civanmertliği bugün insanlık ölmedi dedirten bir dayanışma ve yardımlaşma örneği ile devrin Habeşistan’ları ve Necaşileri gösteriyor.</p>
<p><strong>İnsanlık Ölmedi</strong></p>
<p>Avrupa&#8217;ya ulaşma umuduyla Afrika&#8217;dan yola çıkan göçmenlerin dramı sık sık Akdeniz&#8217;deki kurtarma operasyonlarıyla gündeme geliyor.</p>
<p>Ancak İtalya&#8217;ya ayak basan göçmenlerin umuda yolcuğu burada son bulmuyor. Birçoğu Fransa&#8217;nın eski sömürgelerinden gelen göçmenler en az Akdeniz kadar tehlikeli bir başka engele yöneliyor: Alp Dağları.</p>
<p>Fransa &#8211; İtalya sınırındaki Briançon kasabasına sert geçen kış mevsimine rağmen her gün ortalama 10-12 göçmen ulaşıyor.</p>
<p>Çoğu hayatında kar görmemiş, sıcak kıtanın insanları derecelerin -20&#8217;leri gösterdiği soğuk kış gecelerinde, yetersiz ekipmanla, 1.800 &#8211; 2000 metrelik rakıma sahip geçitleri aşıyor.</p>
<p>Akdeniz&#8217;de yaşanan dramları ekranları başında izleyen Fransız köylüler, yanı başlarında benzer dramların yaşanmasına engel olmak için, yılın ilk karıyla birlikte gözlerini İtalya&#8217;dan gelen dağ yollarına, patikalara çevirdi.</p>
<p>Briançon ve çevre köylerde yaşayan halk, &#8220;SOS Alpes Solidaires&#8221; (Alp Dayanışması) adı altında organize olarak Fransa Alpleri&#8217;nde kendi imkanlarıyla göçmen kurtarma operasyonu yapıyor¨ (Euronews)</p>
<p>Tarih bu türlü insanlık örneklerini kaydediyor.</p>
<p>Tarih Türkiye’den zulümden kaçan insanlara bağrını açan insanları Hz. Necaşi ile devletleri ise Habeşistan ile beraber anacak&#8230;</p>
<p>Rabbim ülkemdeki zulmü bir an evvel zalimle beraber bitirsin inşallah&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/insanligi-yasatanlar-ismet-macit/">İnsanlığı Yaşatanlar | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önüme Altından Dağlar Yığsan da &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/o%cc%88nu%cc%88me-altindan-dag%cc%86lar-yig%cc%86san-da-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Dec 2021 08:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Necasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23634</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.”  Nahl Suresi ,41 Acının, çilenin, ızdırabın bir rüzgar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/o%cc%88nu%cc%88me-altindan-dag%cc%86lar-yig%cc%86san-da-ismet-macit/">Önüme Altından Dağlar Yığsan da | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Zulme uğradıktan sonra </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Allah yolunda hicret edenlere gelince, </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Keşke bilselerdi.”</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> Nahl Suresi ,41 </em></p>
<p>Acının, çilenin, ızdırabın bir rüzgar gibi başını yüreklere vura vura estiği günler. Mekke’nin ‘gözyaşı vadisine’ döndüğü; inanıyorum diyen insanlara tiranların alçakça saldırdığı, yüreklerin dağlandığı zamanlar. İnsanlık düşmanlarının mazlum müminlere her türlü işkenceyi reva gördüğü çile yılları&#8230;</p>
<p>Baskıların dayanılmaz hâle geldiği günlerdi. Hira’da Hz. Cebrail ile ilk buluşmasının üzerinden beş yıl geçmişti. İnanan insanlara yapılanları acı acı yudumlayan mahzun Nebi’nin mübarek dudakla- rından çöle iniltili bir ses gibi şunlar döküldü: “Habeşistan’a gidin. Orada halkına zulmetmeyen âdil bir hükümdar vardır. Orası doğruluk ülkesidir. Allah Teâlâ bir kolaylık gösterinceye kadar orada kalın.”</p>
<p>On bir erkek ve dört kadın Allah’ın geniş arzında kalpsiz tiranların şerrinden yüreğini memleket etmiş Necaşi’nin ülkesine doğru yola çıktılar. Aralarında Efendimizin (sav) kızı Hz. Rukiyye (ra) ve damadı Hz. Osman da (ra) vardı. Kafile Şuaybe Limanı’ndan gemiye binip memleket edinecekleri Habeşistan’ın Aksum Şehri’ne ulaştılar.</p>
<p>Necaşi aziz bildi misafirlerini. Sahibinden emanet kabul etti. Mekke’nin asilzadeleri, Amr ibn As’ı göndermişti Necaşi’ye, muhacirleri alıp getirsin diye. Amr hediyeler yığdı Necaşi’nin önüne. Necaşi, “Önüme altından dağlar da yığsan bu insanları sana teslim etmeyeceğim” dedi. Ve Habeşistan günleri başladı insanlığın bahtına düşmüş bu nurdan insanların. Hicret inanan toplumun ortak amelidir, kaderidir. Medeniyetler göçmenler tarafından aşılanır, büyür, gelişir. Rabbin yarattığı arzın tamamı hicret niyetiyle yola çıkanların memleketidir. Hasret ve özlem yürekleri yaksa da muhacir gittiği yere insanlık taşır, yüreğini götürür ve memleket eder bastığı toprakları.</p>
<p>Geride bıraktıklarındaydı yüreklerinin bir yanı. Geride bıraktıkları meraktaydı. Günlerce haber gelmedi bu kutlu kafileden. İlk haberi o taraftan gelen bir kadın getirdi. Efendimiz (sav) hepsinin hâlini sorduktan sonra “Kızım?..” dedi. Mahzun Nebi’nin (sav) hasret kokan nefesi rahmet olup dökülmüştü Mekke çöllerine. Kadın: “Damadını ve kızını gördüm. Damadın kızını bir merkebin üzerine bindirmiş, kendisi de merkebi sürüp götürüyordu.”</p>
<p>Allah Resulü (sav) çok sevindi kızından gelen bu habere, özellikle Hz. Osman’ın (ra) kızına adeta gözü gibi baktığına. Ve “Lût’tan (as) sonra ailesiyle hicret eden ilk kimse Osman’dır.” buyurdu.</p>
<p>Bu günlerde Hz. Rukiyye namzetleri, Mekke tiranlarının günümüz versiyonlarından kaçıp “halkına zulmetmeyen” ülkelere sığınıyor. Ve Allah Resulü’nün (sav) kızı Hz. Rukiyye ve damadı Hz. Osman için yaptığı dualar çağları aşıp son devrin mahzun yürekleriyle buluşuyor.</p>
<p>Rabbim hicret edip dünyaya yayılan, zalimler yüzünden ülkeden çıkamayıp gaybubet yaşayan, memleket hapishanelerinde çile çeken mazlumlara hakkıyla sahip çıkıp, bizi onların acılarını yürek- ten hissedenlerden eylesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/o%cc%88nu%cc%88me-altindan-dag%cc%86lar-yig%cc%86san-da-ismet-macit/">Önüme Altından Dağlar Yığsan da | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Necaşi&#8217;den Günümüze &#8220;Rüşvetle Masum Avına Çıkanlar!&#8221; &#124; Muhittin Akgül</title>
		<link>https://hizmetten.com/necasiden-gunumuze-rusvetle-masum-avina-cikanlar-muhittin-akgul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2020 14:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[Muhittin Akgül]]></category>
		<category><![CDATA[Necasi]]></category>
		<category><![CDATA[Rüşvet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11670</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen yakındaki ışık görülmez. Buna yakın körlüğü de diyebiliriz. Tarihte bunun fert ve toplum bazında pek çok örneği vardır. Allah Resûlü (s.a.s.), Mekke’lilerin yakından tanıdığı bir simaydı. Aynı şehirde, aynı&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/necasiden-gunumuze-rusvetle-masum-avina-cikanlar-muhittin-akgul/">Necaşi&#8217;den Günümüze &#8220;Rüşvetle Masum Avına Çıkanlar!&#8221; | Muhittin Akgül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bazen yakındaki ışık görülmez. Buna yakın körlüğü de diyebiliriz. Tarihte bunun fert ve toplum bazında pek çok örneği vardır. Allah Resûlü (s.a.s.), Mekke’lilerin yakından tanıdığı bir simaydı. Aynı şehirde, aynı mahallelerde, aynı ortamlarda pek çok defalar ondaki benzersiz güzel ahlakının pek çok örneğine şahit olmuşlardı. Ticaretteki güvenini, insana saygısını ve sevgisini, yardımseverliğindeki ulaşılmazlığını ve doğruluğunu, emin ve güvenilirliğini defalarca yakından görmüşlerdi. Kırk yıl gibi uzun bir süre aralarında kalmış Peygamber’in (s.a.s.), kendilerine karşı yalan söylemeyeceğini kesin olarak biliyorlardı. Ancak bütün bunlara rağmen, tevhid dinini onlara hatırlatınca ve Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söyleyince, hepsi sırtını döndü. Sanki Resûlullah, hiç tanımadıkları bir yabancı haline gelmişti.</div>
<div></div>
<div>Mekke, zâlimlerin işkence ve zulmünden dolayı yaşanmaz bir hale gelince, Allah Resûlü (s.a.s.) ashabına, Habeşistan’a hicret etmelerini, zira orada Necâşi adında adaletle hükmeden sâlih bir kralın olduğunu söyledi. Peygamberliğin beşinci ve ertesi yılında kadın erkek iki kâfile yola çıktı. Böylece Mâlikü’l-Mülk olan Allah Teâla onları, başka bir ülkede, daha sıcak karşılayacak bir hâminin harîmine yerleştirdi.</div>
<div></div>
<div><b>Habeşistan’daki Müslümanların Hayatı</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Kureyş müşrikleri, ashabın Habeş ülkesinde emniyet ve sükûnete kavuşmuş ve orada yurt yuva edinip yerleşmiş olduğunu öğrenince, aralarında toplantı yaptılar. Habeşistan’a hicret edenleri oradan geri almak için çeşitli istişarelerde bulundular. Varılan karar; din adamlarına, kralın yanındakilere ve Necâşi’ye hediyeler vererek, Müslüman muhacirler hakkında hiçbir görüşme yapmadan, onları Necâşi’ye muhatap etmeden direkt iadelerini sağlamaktı. Bunun için Kureyş, içlerinden iknâ ve hitabet açısından meşhur ve zeki iki kişiyi gönderme kararına vardılar. Bunlar, Amr b. El-As ve Abdullah b. Rabia’ydı. Bu iki Kureyşli elçi, hem Necaşi hem de din adamları ve krala yakın kimseler için ayarladıkları en değerli hediyelerle yola çıktılar. Bunları rüşvet olarak verecekler ve karşılığında Müslümanları teslim alacaklardı. Kesin sonuç elde edecekleri hususunda hiçbir şüpheleri yoktu. Habeşistan’da bu kişiler, denilenleri aynen yaptılar ve hediyeleri (rüşvetleri) sahiplerine ulaştırdılar. Her bir kişiye hediyeyi verirken de, uyarı ve yönlendirme yapmayı ihmal etmiyorlardı.</div>
<div></div>
<div>Değerli hediyeleri alan kralın adamları, denilenleri aynen yerine getireceklerini söylediler. Bu defa hediyelerle birlikte Necaşî tarafından kabul edilen elçiler, aynı şekilde: “Ey hükümdar! Bizden birtakım aklı ermez gençler senin ülkene gelip sığındılar. Onlar kavimlerinin dininden ayrıldılar, senin dinine de girmediler. Onlar bizim de, senin de bilmediğin bir din uydurdular. Onların babalarından, amcalarından ve yakın akrabasından olan kavimlerinin eşrafı, onları kendilerini geri çevirmeniz için bizi sana yolladılar. Çünkü onlar, bunları başkalarından daha iyi bilir, kusurlarını, kabahatlerini başkalarından daha iyi anlar” mâhiyetinde, iknâya yönelik sözler söylediler.</div>
<div></div>
<div>Necâşi’nin yanında bulunan kumandanları da: ‘Ey Kralımız! Bu iki adam doğru söylüyor. Kavimleri onları daha iyi bilirler ve kusurlarını bizden daha iyi anlarlar. Sen onları bu iki adama teslim et, ülkelerine ve kavimlerine geri götürsünler!” dediler.</div>
<div>Necâşi onların bu tekliflerine kızdı ve: “Hayır! Vallahi, ben onları bu iki adama hemen teslim edivermem! Gelip ülkeme sığınmış, beni başkalarına tercih ederek benim himayeme girmiş bir topluluğa kötülük yapmış olurum! Onları derhal huzuruma alın. Bu elçilerin söyledikleri hakkında onlara sorular soracağım. Şayet elçilerin dedikleri gibi iseler, onları teslim eder, kavimlerine geri gönderirim. Şayet söyledikleri gibi değillerse, onların ilticalarını kabul eder ve himayemde kaldıkları müddetçe de en güzel şekilde korur ve kollarım” dedi. Sonra da, misafirleri huzuruna almalarını emretti.</div>
<div></div>
<div><b>Kilise’de Karşılaşma ve Dinlenen Kur’ân</b></div>
<div><b> </b></div>
<div>Necâşi ve din adamlarının huzurunda Cafer b. Ebi Talip şöyle konuştu: “Ey hükümdar!’ Biz cahil bir toplumduk. Putlara tapardık. Ölmüş hayvan eti yerdik. Bütün kötülükleri yapardık. Akrabalarımızla ilgilerimizi keser, akraba hakkı gözetmezdik. Komşularımızı unutur, komşuluk vazifelerini yerine getirmezdik. İçimizden güçlü olan, güçsüz, zayıf olanı yerdi. Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bildiğimiz Resûlü gönderinceye kadar, biz hep bu kötü durum ve tutumda idik. O peygamber, bizi, bizim ve babalarımızın Allah’tan başka tapageldiğimiz taştan, ağaçtan, altın ve gümüşten yapılmış putları bırakarak Allah’ın birliğine inanmaya ve yalnız O’na ibadet etmeye davet etti. Yine o peygamber, doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akraba haklarını gözetmeyi, komşulara iyi davranmayı, haramlardan uzak, kan dökmekten geri durmamızı bize emretti. Yine o, bizi her türlü çirkin, yüz kızartıcı söz ve işlerden, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten de yasakladı. Ayrıca: Hiçbir şeyi kendisine eş ve ortak tutmaksızın yalnız Allah’a ibadet etmemizi, namaz kılmamızı, zekât vermemizi, oruç tutmamızı da bize emretti. Biz onu doğruladık ve ona iman ettik. Allah tarafından getirdiği şeylere göre ona tâbi olduk. Bir ve tek olan Allah’a ibadet ettik, O’na hiçbir şeyi şirk koşmadık. O’nun bize haram kıldığını haram, helâl kıldığını helâl olarak kabul ettik. Bunun üzerine, kavmimiz bize düşman kesildi. Bizi dinimizden döndürmek, Yüce Allah’a ibadetten vazgeçirip putlara taptırmak, öteden beri helâlleştirip serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için, bizi işkenceden işkenceye uğrattılar. Onlar bize böylece galebe çalıp zulmettikleri, bizimle dinimiz arasına gerildikleri ve tazyiklerini arttırdıkları zaman, biz senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık. Seni başkalarına tercih ederek, senin koruman altında ve komşuluğunda bulunmayı arzu ettik. Ey hükümdar! Biz senin yanında hiçbir zulme uğramayacağımızı umuyoruz!”</div>
<div></div>
<div>Necâşî: “Allah tarafından peygamberinizin getirip sizlere bildirdiği şeylerden, senin yanında bir şey var mı?’ diye sordu. Cafer: “Evet! Var” dedi. Necaşî: “Onu bana oku!” dedi. Câ’fer, Meryem Sûresi’nin baş tarafından, Hz. Yahya ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili âyetleri <b>(1-35) </b>okuyunca, Necâşî o kadar ağladı ki, akan gözyaşlarından sakalı ıslandı. Din adamları da okunan âyetleri dinledikleri zaman ağladılar. Bunun üzerine Necaşî, Mekke’den gelen iki Kureyşliye: “Bu dinlediğim şey, İsa’ya gelmiş olanla muhakkak aynı yerden gelmektedir! Siz ikiniz, gidin artık! Hayır! Vallahi ben onları size ne teslim ederim, ne de onlara dokunulur!” dedi.</div>
<div></div>
<div>Ertesi gün, Amr b. As, Necâşî’nin yanına gidip: “Ey hükümdar! Onlar İsa b. Meryem hakkında çok büyük ve ağır sözler söylüyorlar! dedi. Necâşi tekrar: “Meryem oğlu İsa hakkında ne diyeceksiniz?” diye sordu. Cafer b. Ebi Talip: “Biz, onun hakkında, Peygamberimizin bildirdiklerini söylüyoruz. O diyor ki: “İsa Allah’ın kulu, resûlü ve Allah’a bağlanmış bir kız olan Meryem’e ilka eylediği kelimesidir’” deyince, Necaşî, elini yere uzatıp oradan bir çöp aldıktan sonra: “Vallahi, İsa b. Meryem de, senin söylediğinden başka bir şey değildir! Arada, şu çöp kadar bile fark yoktur!” dedi. Necâşî bunu söylediği zaman, çevresindeki kumandanlar homurdanmaya başladılar. Necâşî, kumandanlara: “Vallahi, siz homurdansanız da, gerçek olan budur!” dedi. Muhacirlere de: “Gidiniz! Sizler, benim ülkemde, tamamıyla emniyet içindesiniz! Size söven ve dil uzatan kimse cezalandırılacaktır! Ben, sizden hiç birinize, bir dağ altın karşılığında bile olsa, eziyet etmek istemem! Getirdikleri hediyeleri de şu iki adama geri verin! Benim onlara ihtiyacım yok! Vallahi, Allah bana saltanatımı geri verdiği zaman, benden rüşvet almadı ki, ben bu hususta rüşvet alayım!” dedi.</div>
<div></div>
<div>Tarih tekerrür etmektedir. On dört asır önce gerçekleşen bir olay, aynıyla günümüzde de yaşanmaktadır. Mekkeli müşriklerin rolünü, Müslüman olduğunu iddia eden yeni Mekkeliler almıştır. Daha düne kadar ülke çapında ve dünya genelinde İslam’a ve insanlığa hizmetlerinden dolayı takdir ettikleri, alkışladıkları, beraber oldukları, güvendikleri, güvendiklerinden dolayı çocuklarını emanet ettikleri mâsum ve samimi insanları, bir darbe oyunuyla terörist ilan ettiler. Bu vesileyle mâsumiyet karinesi, suçun şahsiliği ve kânûnilik ilkesine bakmadan ve hâlen yürürlükte olan kânunlara göre bile suç olmayan uydurma delillerle yüzbinlerce insanı, hâmile, çocuklu kadın, ihtiyar, hasta demeden tutukladılar. Bazılarının mal varlığına el koydular; kimilerini sorguda, kimilerini hapishane hücrelerinde çeşitli işkencelere maruz bıraktılar. Bu kötü gidişattan etkilenen bazıları, bulabildikleri imkânlarla havadan, karadan, denizden bir yolunu bulup ülke dışına çıktılar. Gittikleri yerler, dinleri, dilleri ve kültürleri farklı olan ülkelerdir. Bu defa Mekkelilerdeki kin ve nefretin benzeri, yeni Mekkelilerde depreşmişti. Gittikleri yerlerde, masumlara kapıların açılması ve değer verilmesi, yeni Mekkelileri rahatsız etti ve aynı yöntemi kullanmaya karar verdiler. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılara ve yığınla çözüm bekleyen probleme rağmen, en büyük dertleri, rüşvetle, masum insanları bulundukları ülkelerden geriye almak oldu.</div>
<div>Aylarca, gidilen ülkelerin rüşvet paydaları görüşüldü, milletin paralarıyla, henüz doğmamış çocuğun üzerine yükledikleri borçlarla ve rüşvetten elde edilen çuvallar dolusu parayla, istedikleri meblağı topladılar. Hangi ülkedeki insan, neden hoşlanırın ve hangi şey karşılığında hayır diyemezin hesaplarını yaptılar. Aynı zamanda her ülkenin din ve kültürünü de dikkate alarak, masumlarla ilgili kime hangi yalanı söylersek, rahatça ikna edebilirizin de tartışmalarını yaptılar. Bu arada, ülkenin içinde meydana gelen kargaşa, açlık sıkıntısı, komşu ülkelerle problemlerin çözümü, aile ve gençliğin önündeki büyük tehlikeler ve benzeri devâsâ bir sürü problemler bir tarafa bırakıldı, bütün devlet ricali buna odaklandılar.</div>
<div></div>
<div>Ellerinden kaçıp kurtulan masumları elde etme ve işkenceler altında bırakarak, hınçlarını almak için, hatırı sayılır kişilerle, hatırı sayılır rüşvetler, yeni Mekkelilerin ümidi oldu. Ancak kendileri gibi rüşvet ve yolsuzluk çarkıyla iş çeviren birkaç istisna dışında, hiçbir ülkeyi ikna edemediler. Hele ki, demokrasi ve insan haklarının yaşanıp uygulandığı ülkeleri. Masumlar hakkında uydurdukları yalan ve iftiralar, yüzlerine çalındı, istedikleri kişilerin güvenilir ve yollarının da doğru olduğu yüzlerine söylendi ve gittikleri gibi elleri geriye boş döndüler.</div>
<div></div>
<div>Ellerinin boş dönmesi, yeni Mekkelilerin kinini, nefretini ve gayzını daha da artırdı; bu defa suçsuz hapse attıkları, mal ve mülklerine el koydukları, mesleklerini ellerinden aldıkları masumlara, çektirmedik eza ve cefa bırakmadılar. O gün için Mekkelilerin sonu nasıl olduysa, yeni Mekkelilerin sonunun da aynı olacağında hiç bir şüphe yoktur. Tarih tekerrür etmektedir. Mekkelileri yeni Mekkeliler, Necaşileri yeni Necaşiler ve masumları da yeni masumlar takip etmektedir.</div>
<div></div>
<div>
<div><b>Kaynak : Samanyoluhaber | Prof. Dr. Muhittin AKGÜL</b></div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/necasiden-gunumuze-rusvetle-masum-avina-cikanlar-muhittin-akgul/">Necaşi&#8217;den Günümüze &#8220;Rüşvetle Masum Avına Çıkanlar!&#8221; | Muhittin Akgül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
