<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nafile namaz arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/nafile-namaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/nafile-namaz/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Jan 2023 01:24:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.3</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Nafile namaz arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/nafile-namaz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bazı Nafile Namazlar</title>
		<link>https://hizmetten.com/bazi-nafile-namazlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 May 2021 06:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19825</guid>

					<description><![CDATA[<p>a. Teheccüd Namazı Teheccüd, gecenin namazla ihya edilmesi demektir. Gece, melekût âleminin kapılarının aralandığı, semavî birtakım menfezlerin açıldığı ve ötelerin müşâhede edildiği bir zaman dilimidir. Bediüzzaman’ın tespitiyle, teheccütle gecenin ihya&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bazi-nafile-namazlar/">Bazı Nafile Namazlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>a. Teheccüd Namazı</h3>
<p>Teheccüd, gecenin namazla ihya edilmesi demektir. Gece, melekût âleminin kapılarının aralandığı, semavî birtakım menfezlerin açıldığı ve ötelerin müşâhede edildiği bir zaman dilimidir. Bediüzzaman’ın tespitiyle, teheccütle gecenin ihya edilmesi, berzah âlemini aydınlatan bir projektördür.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Gece ibadeti bir ölçüde, inziva, halvet, teveccüh ve tebettül mânâlarını da ihtiva eder. Kur’ân, <span class="arabic">وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلاً</span><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a> yani <em>“Allah’tan ba</em><em>ş</em><em>ka her </em><em>ş</em><em>eyle bir mânâda alâkan</em><em>ı</em><em> keserek kendini tamamen O’na ver! Ve sadece O’nun mârifeti, O’nun muhabbeti, O’nunla alâkal</em><em>ı</em><em> zevk-i ruhanîler ve O’nun tecellîleri ile otur-kalk.”</em> tarzındaki bir üslûpla bu önemli hususa işaret etmektedir. Bu ise ancak insanın kendini o işe hazırlaması, iradî olarak uykusunu, sıcak döşeğini terk etmesi ile gerçekleşebilir.</p>
<p>Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), peygamberlik öncesi de belli ölçüler içinde inzivada bulunarak, her zaman Rabb’ine yakınlaşma yollarını araştırıyor.. iç âlemini, zaten temiz olan duygularını ve sürekli Hakk’a açık gönlünü, tıpkı günebakan çiçekleri gibi, mukabele arayışlarına bağlı götürüyor ve rasat ufuklarında gezdiriyordu. Yine o, rüyalarla berzahî derinliklere açılmanın, ledünnî düşüncelerle baş başa kalmanın yanında, ukbâ hayatının kapılarını aralayarak, Rabb’ine kurbetini hızlandıracak ve akdes-mukaddes feyizlerin sağanak sağanak üzerine yağmasına vesile olabilecek her şeyi değerlendiriyor ve farklı bir düşünce haritası çiziyordu.</p>
<p>Yukarıda verdiğimiz âyetin geçtiği Müzzemmil sûresinde açık iki önemli husus vardır: Birincisi, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, bir sevk-i ilâhî ile inzivaya yönelmesi. İkincisi de, ileride dava-yı nübüvvet adına önemli bir misyonu ifa edebilmesi için bir ruhî hazırlıkta bulunması.</p>
<p>Bunları biraz daha açacak olursak; Allah (celle celâluhu), başta Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere, hemen her büyük insanı, sevk-i rabbânîsiyle yönlendirmiştir. Bu durum bütün enbiya ve mürselîn için söz konusu olduğu gibi, bütün asfiya için de söz konusudur: Mesela İmam Gazzâlî, belli bir dönemde kendini ulûm-u âliye-i İslâmiyeye vermiş, ömrünü tekye ve medreselerde geçirmiş.. ve derken <em>İ</em><em>hyâu ulûmu’d-dîn</em> gibi feyyaz bir kaynakla hayatının gayesini noktalamıştır. Keza İmam Rabbânî, senelerce, Hindistan’ın değişik kesimlerinde gezmiş-dolaşmış, okumuş-düşünmüş, riyazet yapmış, ötelere açılmış, Müslümanların itikatlarını sağlam zemine oturtma istikametinde ciddi faaliyetlerde bulunmuş ve yepyeni bir düşünce sistemi kurmuştur.</p>
<p>Bediüzzaman’ın hayatı da onlardan farklı değildir. O, –kendisinin de <em>Lahikalar’</em>da “tahdis-i nimet” nev’inden anlattığı gibi– ömrünün ilk yıllarını tekye ve medreselerde geçirmiş; o üstün dimağ ve zekâsı ile medreselerde okutulan metinler arasında dolaşmış, dinî ilimler ve fennî bilgilerle haşır neşir olmuş, tekyenin ruhunu yudumlaya yudumlaya yetişmiş ve bir gün gelmiş kendini, beyan-bürhan-irfan çizgisinde imana hizmet zemininde bulmuştur. Yani o, kendi döneminde, birbirinden kopuk gibi gözüken malumatı yoğurarak, tefekkürle besleyerek mahz-ı mârifet hâline getirmiştir. Bu arada, şartların gereği ülke müdafaasına koşmuş, cephelerde mücadele etmiş ve aynı anda talebeleriyle ders okumuş, derken hapishane, mahkeme ve zindanlarda ömür tüketerek hep bir yüksek iradenin sevkine bağlı yaşamıştır.</p>
<p>İşte Allah Resûlü de (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hazırlık döneminde sürekli, lâhut âleminin dilini öğrenmeye çalışmış, berzah âlemiyle diyaloğa geçmiş, iç murâkabe, iç müşâhede ve bir nevi riyazetle, eşyanın perde arkasına nüfuz edebilme menfezlerini araştırmış ve bu uzun hazırlığın arkasından da peygamberlik vazifesiyle serfiraz kılınmıştır.</p>
<p>Şimdi bu ölçüde ciddi ve fevkalâde önemli bir göreve getirilen birinin bütün gece uyuması, böylesine önemli vazifenin gerektirdiği sorumlulukla uyuşmasa gerek. Öyleyse bu vazife ile muvazzaf olan kimse, geceleri kalkıp Rabb’ine ibadet etmeli, hem öyle bir ibadet etmeli ki onun Yaratanı karşısındaki tavırları vazife ve misyonuna muvafık düşsün.</p>
<p>İşte bütün bunlara işaret sadedinde Kur’ân diyor ki:  <span class="arabic">يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ ۝ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا ۝ نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا ۝ أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا</span> <em>“Ey örtüsüne bürünmü</em><em>ş</em><em> yatan! Kalk, bir k</em><em>ı</em><em>sm</em><em>ı</em><em> hariç bütün geceni ibadetle geçir, namaz k</em><em>ı</em><em>l. Gecenin yar</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em><em> ya da biraz daha az ya da ço</em><em>ğ</em><em>unu. Kur’ân’</em><em>ı</em><em> da tane tane, teemmülle oku!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Neden? Zira böylesi bir misyon, insanî normları aşan bir fevkalâdelik ister ve böylelerinin hayatları hep fevkalâdelikler içinde cereyan etmelidir. Oysaki bu konuda, eğer bizim gibi düz insanlara bir şey denecekse şöyle denir: Yatsıyı –vitir namazı dâhil– kıldıktan sonra, sabah namazına kalkma niyeti ile yatınız. O zaman uykudaki soluklarınız bile ibadet olur. Peygambere ise, <em>“Gecenin pek az</em><em>ı</em><em> müstesna, kalk, Rabb’in huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde dur.”</em> deniliyor; çünkü yüklendiği misyon O’nun öyle olmasını gerektirmektedir.</p>
<p>Âyet-i kerimedeki <span class="arabic">نِصْفَهُ</span> gecenin yarısı demektir. Âyetin devamında ise, bunun biraz azaltılması veya çoğaltılması emri yer alıyor. Gece şöyle hesaplanır: Mesela Güneş saat 6’da batıyor, sabah da 6’da doğuyorsa, bu, bütün gecenin 12 saat olduğunu gösterir. Öyleyse gecenin yarısı 6 saattir. Ondan biraz azı 4-5 saat, ondan çoğu da en az 6,5-7 saat olur. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), vahyin ilk tayflarıyla sonsuza yöneldiği ilk günden, yaşlandığı dönem, hatta hayat-ı seniyyelerinin sonuna kadar bu ölçüdeki ibadet hayatına devam etmişlerdi. O, geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılar; şayet herhangi bir mazereti sebebiyle, bu şekildeki gece ibadetini aksatacak olsa, bu defa onu gündüz katlayarak kaza ederdi.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p><em>“Kur’ân’</em><em>ı</em><em> tane tane oku!”</em> şeklinde mealini verdiğimiz, Kur’ân’ın tabiriyle <em>“tertil”</em>e gelince; Kur’ân harflerinin hakkı verilerek ve kalb, ruh ufku itibarıyla duyularak okunması demektir. Bediüzzaman Hazretlerinin <em>Mesnevî</em>’sinde belirttiği gibi, Kur’ân’ı, Allah’tan dinliyor, Cibrîl’den işitiyor veya Allah Resûlü’nden alıyor gibi okuma ve anlama, Allah Resûlü’nün veya bizlerin kıraat adına memur olduğu üç ayrı buuttur.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Bir başka ifadeyle tertil; insanın Kur’ân’ı kendi düşünce, tasavvur ve tahayyül mekanizmalarının üstünde, vicdanında duyarak, lâhûtîliğin yamaçlarında gezerek ve hissederek okuması demektir. Öyle ki insan, okuduğu âyetin her kelimesini telaffuz edişinde, susuz bir insanın suyu yudumladığı zaman hissettiği şeyi hissetmelidir. Ne var ki bu bir seviye işidir ve herkese de müyesser olmayabilir.</p>
<p>Bugün çoklarının okuduğu şekilde Kur’ân okuma, tertil değildir ve onun insan vicdanında ürpertiler meydana getirmesi mümkün değildir. Böyle bir okuyuşla, Kur’ân âyetlerinin insana yeni yeni şeyler ilham etmesi, duygu ve düşüncede ya da amel ve aksiyonda bizleri yenileştirmesi de mümkün değildir. Öyleyse Kur’ân’ın hakkını vermek için bizler de bir ölçüde onu, –peygamberlikten tecrit düşüncesi içinde– kendimize nazil oluyor gibi okumalıyız.</p>
<p>Abdullah İbn Ömer’in (radıyâllahu anh) rivayet ettiği bir hadis ve bir hâdise bu mevzumuza ışık tutar. Abdullah İbn Ömer Hazretleri diyor ki: “İnsanlar rüya görür ve gelir Allah Resûlü’ne anlatırlardı. Ben de kendi kendime, “Keşke berzah âleminin kapıları bana da aralansa, ben de bir kısım şeyler görsem ve gördüğüm şeyleri gelip İnsanlığın İftihar Tablosu’na anlatıversem; O da bunları tabir etse.” derdim. Derken bir gün rüyamda gördüm ki, iki zat beni kollarımdan tutup derdest ederek, derin ve alevli bir kuyunun başına getirdiler. O derince kuyunun içinden âdeta bir hortum gibi döne döne alevler yükseliyordu. Anladım ki bu, Cehennem’dir. Beni başına getirdiklerinde, oraya atacaklar diye çok korktum. Allah’a sığınıp, “Yâ Rab!” diye yalvarmaya başladım. Birisi bana dedi ki: “Korkma! Senin için endişe edecek bir şey yok. Sen oraya girmeyeceksin.” Sonra uyandım ve ablam Hafsa’ya rüyamı anlattım ve bunun tabirini Resûlullah’a sormasını istedim. Ablam sorunca Allah Resûlü buyurdular ki: <em>“</em><em>Abdullah ne güzel bir insan, ah bir de geceleri ihya etse!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a></p>
<p>Burada berzah âleminin dehşetinden kurtulma yolunun gösterildiği açıktır. O da geceleri ihya etmektir. Evet, gönüllerin diri ve canlı olması, bir yönüyle gecelerin canlı olmasına bağlıdır. Bu hakikate hayatında erken uyanmış ve o engin ansiklopedik kültürüyle hemen herkesin dikkatini üzerine çekmiş, pek çok alanda söz sahibi İbrahim Hakkı Hazretleri bu konuda ne hoş şeyler söyler:</p>
<blockquote><p><em>“Ey dîde, nedir uyku, gel uyan gecelerde<br />
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde<br />
Bak hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret<br />
Bul Sâni’ini ol âna hayran gecelerde<br />
Çün gündüz olursun nice a</em><em>ğ</em><em>yâr ile gafil<br />
Ko gafleti dildârdan utan gecelerde<br />
Az ye, az uyu, hayrete var, fani ol andan<br />
Bul bekâ ol âna mihman gecelerde<br />
Gafletle uyumak ne revâ abd-i hakîre<br />
</em><em>Ş</em><em>efkatle nida eyleye Rahman gecelerde<br />
Cümle geceyi uyuma Kayyûm’u seversen<br />
Tâ hay olas</em><em>ı</em><em>n Hayy ile ey cân gecelerde<br />
Â</em><em>şı</em><em>klar uyumaz gece hem sen uyuma kim<br />
Gönlün gözüne görüne Cânan gecelerde<br />
Dil, beyt-i Hudâ’d</em><em>ı</em><em>r onu pâk eyle sivâdan<br />
Kasr</em><em>ı</em><em>na nüzul eyleye Sultân gecelerde<br />
Az ye, az uyu, hayrete var fani ol ondan<br />
Bul cân-</em><em>ı</em><em> beka, ol O’na mihmân gecelerde<br />
Allah için ol halka mukarin gece gündüz<br />
Ey Hakk</em><em>ı</em><em>, nihân-</em><em>ı</em><em> a</em><em>ş</em><em>k oduna yan gecelerde.”</em></p></blockquote>
<p>Eşyanın melekût cihetine vâkıf olma, insanlığın irşadıyla yakından alâkalıdır. Aslında bu, <em>“Kulum Bana bir kar</em><em>ış</em><em> yakla</em><em>şı</em><em>rsa, Ben ona bir ar</em><em>şı</em><em>n yakla</em><em>şı</em><em>r</em><em>ı</em><em>m, o Bana yürüyerek gelirse, Ben ona ko</em><em>ş</em><em>arak giderim.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a> kudsî hadisi zaviyesinden de değerlendirilebilir.</p>
<p>Evet, insanlığın kurtuluşu mesajıyla gelen Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendi iradesiyle Allah’a yaklaşmaya azmetmiş, Allah da kendi azamet ve rahmetinin enginliği ölçüsünde O’na yaklaşmıştır. Ama burada dikkat edilecek bir husus var ki, o da, her zaman insanlığın kurtuluşunu arayan Allah Resûlü bunu, ötelere açılmakta ve eşyanın melekût cihetine vâkıf olmada aramış ve onun için de her gece ayrı bir gece yolculuğuyla hep Allah’a (celle celâluhu) yürümüştür. O, her işinde olduğu gibi bu konuda da yapması gerekli olanı yapıyordu. Evet, madem O’nun yükü herkesten fazlaydı, öyleyse O her gece ayrı bir <em>“isrâ”</em> (gece yolculuğu) yaşamalı ve Kur’ân’ı da duya duya ve doya doya okumalıydı.</p>
<p>O’nun yükü çok ağırdı; Kur’ân devamla O’na, <span class="arabic">إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا</span> <em>“Senin üzerine çok a</em><em>ğı</em><em>r bir söz yükleyece</em><em>ğ</em><em>iz.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> diyordu ki, buradaki ağırlıktan kastın peygamberlik misyonu olduğunda şüphe yoktu. Allah O’na, muhatapları anlasa da anlamasa da anlamak istemese de hep anlat diyordu. Böyle bir hizmette müessir olmak da her zaman Rabb’le irtibatın kuvvetli olmasına bağlıydı.</p>
<p>Kur’ân, gece kalkışının hikmeti adına şu değerlendirmeyi yapar: <span class="arabic">إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا ۝ إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلاً</span> <em>“</em><em>Ş</em><em>üphesiz gece k</em><em>ı</em><em>yam</em><em>ı</em><em>, daha tesirli ve sa</em><em>ğ</em><em>lam bir k</em><em>ı</em><em>raat ad</em><em>ı</em><em>na da daha elveri</em><em>ş</em><em>lidir. Hâlbuki gündüz Seni me</em><em>ş</em><em>gul edecek y</em><em>ığı</em><em>nla i</em><em>ş</em><em> vard</em><em>ı</em><em>r.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> Evet, geceler, o büyülü enginlikleriyle, insanın ayağını yere sağlam basması, dediğini duyması, yaşadığını hissetmesi adına önemli bir ortam ve gönüllerin Allah’a (celle celâluhu) açılacağı birer halvet koyu gibidirler.. ve mutlaka değerlendirilmelidirler. İnsan, gündüzleri değişik işlerle meşgul olur, zâhirî duygularının dünyasında dolaşır ve onların tesirinde yaşar. Böyle bir şey, İnsanlığın İftihar Tablosu için, hele bizim anladığımız mânâda asla söz konusu olmasa da, bizim gibi sıradan insanlar için her zaman bahis mevzuu olabilir. Öyle ise, burada âyeti şöyle yorumlamak yerinde olur zannediyorum: Allah, Resûlü’nün şahsında bize, “Siz gündüz şununla bununla meşguliyet içinde gafilane yaşıyor, kendi iç derinliklerinize yönelemiyor ve ötelerle irtibat kuramıyorsunuz; kuramazsınız da. Zira bu hususta esas olan gecelerdir. Yani hiç kimsenin olmadığı bir zemin ve zamanda, insanın Allah’a yönelerek hicranla yanıp yakılacağı ve seccadesine baş koyup, gözyaşı dökeceği bereketli zaman dilimi gecelerdir. Siz içinizi dökerken sadece O bilecek ve siz de O’nun bilip görmesine göre bir tavır alacaksınız.”</p>
<h3>Dava-yı Nübüvvetin Vârislerinin Gece Hayatı</h3>
<p>Peygamberlik, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile son bulmuştur. Ama O’nun davası, ilelebet devam edecektir. Kimlerle? Dava-yı nübüvvetin vârisleriyle. Nebilerin eda ettiği misyonu eda edebilmek için, onların geçtiği köprüden geçmek gerekir. Bu bir vecibe ve bir zarurettir.</p>
<p>Öyleyse geceler ihya edilecek, melekût âleminin kapıları aralanacak ki, o yüce söz ve beyanlar beyanı etrafında dönüp duran bu ağır yük hakkıyla taşınabilsin. Her zaman kayma zemini üzerinde bulunan, beşerî hırslarının, kaprislerinin, nefretlerinin ve kinlerinin tesirinde olan kimseler, bu olumsuz huylardan sıyrılarak değişik sahalardaki imtihanlara karşı mukavemet edebilsin; edebilsin ve kazanma kuşağında kaybedenlerden olmasınlar!</p>
<p>Evet, Allah, peygamberlerle temsil edilen bu davayı ve bu kudsîler hizmetini, öteden beri hep yeni, ter ü taze insanlara temsil ettirmiştir; ölmüş ya da pörsümüş ruhlara değil. Yani hep işin önünde göründüğü hâlde bir türlü önde olamayan –olma ile görünme arasında yer-gök farkı var– insanlara değil. Keza bazı şeylere karşı tepki gösterse de aksiyon ve hamle insanı olamamış kimselerle de değil; kalb ve ruh kahramanlarıyla temsil ettirmiştir. Aksine bu dava kalbsizlere, ruhsuzlara kalınca, Allah (celle celâluhu), <span class="arabic">مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ</span>&#8230;<em> “Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, (onlar</em><em>ı</em><em>n yerine) sevdi</em><em>ğ</em><em>i ve kendisini seven bir toplum getirecektir.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a> ve, <span class="arabic">إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ</span> <em>“Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn11" name="_ftnref11"><sup>[11]</sup></a> âyetleriyle ifade buyurduğu gibi, onları alır-götürür ve yepyeni, gecesi ve gündüzü ile bu işi hayatının gayesi yapmış, gözlerini her açıp kapayışında insanlığın irşadını düşünen nesiller getirir. İnşâallah bugün böylelerinin sayısı binlerce hatta milyonlarcadır.</p>
<p>Öyleyse dava-yı nübüvvetin vârisleri gece ibadetlerini, Müktedâ-i Küll, Rehber-i Ekmel Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi yapmalı ve herkes kendi vicdanında;</p>
<blockquote><p><em>“Çün gündüz olursun nice a</em><em>ğ</em><em>yar ile gafil<br />
Ko gafleti dildârdan utan gecelerde”<br />
(</em><em>İ</em><em>brahim Hakk</em><em>ı</em><em>)</em></p></blockquote>
<p>demeli ve şayet geceyi ihmal etmişse, o günü kaybedilmiş bir gün saymalıdır; saymalı ve Hz. Âdem’in, cürüm işlediğini zannettiği andan itibaren yaptığı gibi, hep aşağıya bakmalı..süt dökmüş kediler gibi iki büklüm olmalı ve “Kalkıp bu geceyi ihya etmedim, öyle ise sırtımda ölü bir gece var.” demelidir. Böyle birkaç gece daha geçirecek olursa, “Galiba ben de ölüp gidecek ve ölülerden bir ölü de ben olacağım.” düşüncesinde olmalıdır. Biraz ürpertici olsa da, benim, Allah’ın (celle celâluhu) en sevgili kuluna söylediği bu sözleri, Kur’ân hadimlerine karşı söylemem fazla görülmemelidir.</p>
<p>Barla’daki o yaşlı kadının sözünü hep hatırlarım, Üstad Hazretlerinin evini ziyarete gittiğimizde o kadın aynen şöyle demişti: “Ah Hocaefendi, ah Hocaefendi! (Üstad’ı kastediyor) Sabahlara kadar o çınar ağacının başında arı gibi vızıldar dururdu. Biz sabaha kadar onun uyuduğuna şahit olmazdık.”</p>
<p>Ve son bir husus: Bin bir tecrübe ile sabittir ki, gecelerini ihya edenler, gündüzleri de küheylanlar gibi koşarlar. Benim şimdiye kadar bu vasıflarıyla hiç çizgi değiştirmeden hayatlarını sürdüren, tanıdığım dünya kadar insan oldu. Senelerdir başlarını bu eşikten hiç mi hiç kaldırmadı ve gece hayatlarını hiç mi hiç aksatmadılar; tabi, millete hizmetten de hiç geri kalmadılar.</p>
<p>Aksine, gece hayatında zikzak yapanlar, gündüzleri de Hizmet hayatlarında hep zikzak çizdiler. Böyleleri bazen Hizmet’te önde koşar gibi gözükseler de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşınca hemen geri durmuşlardır. Evet, bunlar tazyik, meşakkat ve sıkıntının en küçüğüne bile dayanamamışlardır. Diğerlerine gelince, onlar tanıdığım günden beri, geceleri hep engin bir ruh hâli içinde, ırmaklar gibi çağlamış, gündüzleri de küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koşmuşlardır.</p>
<h3>b. Hâcet Namazı/Duası</h3>
<p>Hâcet namazı, hâcet duası, –cenaze, istiska veya husuf-küsuf namazı gibi– sünnet-i sahiha ile teşri kılınmış ibadetlerdendir. İnsan bir şeye ihtiyaç duyduğunda iki rekât namaz kılar, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim buyurduğu bazı duaları okuduktan sonra hâcetini Rabbülâlemîn’den ister. Hâcet dualarının birbirinden farklı iki rivayeti vardır. Bunların her ikisi de Allah Resûlü’ne ait olduğundan, hiçbirinin feyzinden mahrum kalmama adına biz genelde ikisini de birlikte okuyoruz.</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:</p>
<p><span class="arabic">مَنْ كَانَتْ لَهُ إِلَى اللهِ حَاجَةٌ، أَوْ إِلَى أَحَدٍ مِنْ بَنِي آدَمَ فَلْيَتَوَضَّأْ وَلْيُحْسِنِ الْوُضُوءَ، ثُمَّ لِيُصَلِّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ لِيُثْنِ عَلَى اللهِ، وَلْيُصَلِّ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ لِيَقُلْ: «لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الحَلِيمُ الكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ العَرْشِ العَظِيمِ، الحَمْدُ لِلهِ رَبِّ العَالَمِينَ، أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ، وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ، وَالغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ، وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ إِثْمٍ، لَا تَدَعْ لِي ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًا إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ»</span></p>
<p><em>“Allah’tan ya da insanlardan bir ihtiyac</em><em>ı</em><em> olan kimse güzelce abdest als</em><em>ı</em><em>n, iki rekât namaz k</em><em>ı</em><em>ls</em><em>ı</em><em>n, Allah’a hamd ü senâda, Resûlü’ne de salavatta bulunduktan sonra </em><em>ş</em><em>öyle desin: ‘Allah’tan ba</em><em>ş</em><em>ka ilâh yoktur. O, Halîm ü Kerîm’dir. </em><em>Ar</em><em>ş</em><em>&#8211;</em><em>ı</em><em> Azîm’in sahibi Allah, her türlü noksanl</em><em>ı</em><em>klardan münezzehtir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rabbim! Senden, merhametini celbedecek </em><em>ş</em><em>eyleri, ma</em><em>ğ</em><em>firetini netice verecek vesileleri, her türlü iyili</em><em>ğ</em><em>i kazanmay</em><em>ı</em><em>, her türlü günahtan selâmette olmay</em><em>ı</em><em> istiyorum. Bende ba</em><em>ğış</em><em>lamad</em><em>ığı</em><em>n hiçbir günah, gidermedi</em><em>ğ</em><em>in hiçbir keder, Senin r</em><em>ı</em><em>zana muvaf</em><em>ı</em><em>k olup da kar</em><em>şı</em><em>lamad</em><em>ığı</em><em>n hiçbir ihtiyaç b</em><em>ı</em><em>rakma ey merhametlilerin en merhametlisi!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn12" name="_ftnref12"><sup>[12]</sup></a></p>
<p>Yine başta Tirmizî olmak üzere pek çok hadis kitabının rivayet ettiği bir hadisin bildirdiğine göre, görme özürlü bir zat İnsanlığın İftihar Tablosu’na gelerek, “Ya Resûlallah! Dua etseniz de Allah beni sağlığıma kavuştursa.” dedi. Allah Resûlü, <em>“Dua etmemi mi yoksa sabredip sabr</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n mükâfat</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> almak m</em><em>ı</em><em> istersin? Bu ikincisi senin için daha hay</em><em>ı</em><em>rl</em><em>ı</em><em>d</em><em>ı</em><em>r.”</em> buyurdular. Adamcağız, “Dua buyurun Ya Resûlallah!” deyince Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona, güzelce abdest alıp iki rekât namaz kılmasını ve ardından şöyle dua ve niyazda bulunmasını söyledi:</p>
<p><span class="arabic">اللَّهُمَّ إني أسألُكَ وأتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ، يَا مُحَمَّدُ إِنِّي تَوَجَّهْتُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي هَذِهِ لِتُقْضَى لِي، اَللَّهُمَّ فَشَفِّعْهُ فيّ</span></p>
<p><em>“Allah</em><em>ı</em><em>m! Senden diliyor ve dileniyorum; Resûlün, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed hürmetine Sana teveccüh ediyorum. Ya Muhammed! </em><em>Ş</em><em>u ihtiyac</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>n giderilmesi için Rabbime Senin hürmetine teveccüh edip ilticada bulundum. Allah</em><em>ı</em><em>m! Beni O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) </em><em>ş</em><em>efaatine mazhar eyle!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn13" name="_ftnref13"><sup>[13]</sup></a></p>
<p>Bir insanın ihtiyaç olarak gördüğü meseleler, onun kıymeti ve ufku ölçüsünde farklı farklı olabilir. Fakat bununla birlikte hâcet namazıyla talep edilecek şeylerin şu veya bu olması gerektiği mevzuunda bir ayrım yoktur. Mesela bir insan, “Bu benim hâcetimdir.” deyip ekinlerinin çok verimli olması için hâcet namazı kılabilir. Umumun istifadesi adına –istiska duasının dışında– yağmur yağsın diye hâcet namazı kılıp dua edebilir. Veya evlatlarının salahı adına hâcet namazı kılıp “Allahım! Bunlara akıl-fikir ver, bozulmalarına fırsat verme!” diye Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunabilir. Bu istekler, şahısların himmetleriyle doğru orantılıdır ve hiçbirini hafife alamayız.</p>
<p>Bir insanın iyi bir eş, iyi bir evlat istemesi, evladı için iyi bir istikbal dilemesi –belli bir himmete göre– güzel bir şeydir ve insanın bunları Allah’tan istemesi gerekir. Sahabi mantığına göre ayakkabımızın bağını kaybetsek, onu da Allah’tan isteriz. Yani en küçük şeyden en büyük şeye kadar her şeyi Allah’tan talep ederiz.</p>
<p>Ne var ki peygamberlerin himmetleri çok yücedir. Mesela onlar ellerini kaldırdıklarında, “Allahım! Ne olur insanların kalblerini imana karşı yumuşat!” diye dua ederler. Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayet edilen dualar arasında bu ifadelerin aynısı olmasa da bunlara benzer ve fakat daha derin ifadeler vardır.</p>
<p>Herkesin hâcet olarak arz ettiği mesele kendi himmetinin seviyesine göredir. Bazı kimseler hayatlarını tamamen dinin yeryüzünde şehbal açmasına bağlamışlardır. O olmayınca her gün onlar için matemdir. Onlar belki ölmeyecek kadar yer-içerler, belki aileleriyle çoluk çocuklarıyla belli bir münasebet içinde bulunurlar; ama onların gözleri hep Allah’tadır.</p>
<p>Biraz daha açacak olursak, kimisi vardır ki dünyaya ait küçük bir talebi için hâcet namazı kılar. Kimisi umum Müslümanları, cümle insanlığı alâkadar eden işlerle ilgili Cenâb-ı Hakk’a teveccüh eder, hâcet namazı kılar ve dua eder. Kimisi de din-i mübinin yeryüzünde intişar etmesi, kâfir ve günahkârların kalblerinin yumuşaması, en mütemerrit kalblerin bile o istikamette inşiraha mazhar olup imana karşı duyarlı hâle gelmesi için Cenâb-ı Hakk’a teveccühte bulunur. Zât-ı Ulûhiyet hakkında belli bir fikre sahip olan, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Kur’ân-ı Kerim’i belli ölçüde de olsa tanıyan insanların basit şeylere talip olmaması gerekir. Onlar, himmetlerini hep âlî tutmalı ve yüce şeylere talip olmalıdırlar. Zira altının, gümüşün talep edildiği bir yerde gidip de demire, bakıra talip olmak bir bakıma aldanmışlık olur.</p>
<p>Bütün bunların yanında imanın sağlamlaşması ve kalbin kaymaması için de hâcet namazı kılınıp dua edilebilir. Zira bunlar, diğer yüce şeyleri duyma adına önemli birer esastır. Sağlam bir iman olmazsa veya kalb birtakım zik-zaklar yaşıyorsa, insanlık adına yüce duygulara nasıl sahip olunacak ki? İnsanın çok ciddi bir mârifet ufkuna, ciddi bir ilâhî aşk u iştiyaka, mehâfet ve mehâbete sahip olması gerekir. Bütün bunlar için de insan hâcet namazı kılmalı ve dua dua Allah’a yalvarmalıdır.</p>
<h3>Hâcet Namazı Nasıl Kılınır?</h3>
<p>Hâcet namazı, hadis-i şeriflerde iki veya dört rekâtlık bir namaz olarak tarif edilir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn14" name="_ftnref14"><sup>[14]</sup></a> Namazda okunacak sûrelerle ilgili sarih bir beyan olmasa da bir kısım ulema hıfz namazında okunan, Secde, Dehr ve Yâsin gibi sûrelerin bu namazda da okunabileceğini ifade ederler. Ne var ki bu görüş çok mevsuk değildir. Belki daha ziyade Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetini hatırlatan âyetler okunmalıdır. Misal olarak şu âyetleri verebiliriz:</p>
<p><span class="arabic">الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذابَ الْجَحِيمِ</span></p>
<p><em>“</em><em>Ar</em><em>ş</em><em>’</em><em>ı</em><em> ta</em><em>şı</em><em>yan, bir de onun çevresinde bulunan melekler devaml</em><em>ı</em><em> olarak Rabb’lerini zikir ve O’na hamd ederler. O’na gerçekten inan</em><em>ı</em><em>r ve mü’minler için </em><em>ş</em><em>öylece af dileyip dua ederler: ‘Ey Ulu Rabbimiz, Senin rahmetin ve ilmin her </em><em>ş</em><em>eyi ku</em><em>ş</em><em>atm</em><em>ış</em><em>t</em><em>ı</em><em>r! O hâlde tevbe edenleri ve Senin yoluna tâbi olanlar</em><em>ı</em><em> affet ve onlar</em><em>ı</em><em> Cehennem azab</em><em>ı</em><em>ndan koru!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn15" name="_ftnref15"><sup>[15]</sup></a></p>
<p><span class="arabic">لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَاعَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ ۝ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ</span></p>
<p><em>“Size kendi aran</em><em>ı</em><em>zdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete u</em><em>ğ</em><em>raman</em><em>ı</em><em>z O’na a</em><em>ğı</em><em>r gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere kar</em><em>şı</em><em> pek </em><em>ş</em><em>efkatli ve merhametlidir. Buna ra</em><em>ğ</em><em>men ald</em><em>ı</em><em>rmaz, yüz çevirirlerse, ey Resûlüm de ki: ‘Allah bana yeter. O’ndan ba</em><em>ş</em><em>ka tanr</em><em>ı</em><em> yoktur. Ben yaln</em><em>ı</em><em>z O’na dayan</em><em>ı</em><em>r</em><em>ı</em><em>m. O, büyük </em><em>Ar</em><em>ş</em><em>’</em><em>ı</em><em>n, muazzam hükümranl</em><em>ığı</em><em>n sahibidir.’”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn16" name="_ftnref16"><sup>[16]</sup></a></p>
<p><span class="arabic">لَا يُكَلِّفُ اللهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ</span></p>
<p><em>“Allah, hiçbir kimseyi güç yetiremeyece</em><em>ğ</em><em>i bir </em><em>ş</em><em>eyle yükümlü tutmaz. Herkesin yapt</em><em>ığı</em><em> iyilik kendi lehine, i</em><em>ş</em><em>ledi</em><em>ğ</em><em>i fenal</em><em>ı</em><em>k da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Unutursak, hatalara dü</em><em>ş</em><em>ersek bunlardan dolay</em><em>ı</em><em> bizi hesaba çekme! Ya Rabbenâ! S</em><em>ı</em><em>rt</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>za, bizden öncekilere yükledi</em><em>ğ</em><em>in gibi a</em><em>ğı</em><em>r yük yükleme! Ya Rabbenâ! Takat getiremeyece</em><em>ğ</em><em>imiz </em><em>ş</em><em>eylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen ba</em><em>ğış</em><em>la kusurlar</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>z</em><em>ı</em><em>, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâm</em><em>ı</em><em>z, yard</em><em>ı</em><em>mc</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>z! Kâfir topluluklara kar</em><em>şı</em><em> Sen yard</em><em>ı</em><em>m eyle bize!”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn17" name="_ftnref17"><sup>[17]</sup></a></p>
<p>Bu âyetler, bir yönden Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetini çağrıştırırken diğer yönden insanın kalbinin yumuşayıp konsantrasyona geçmesini temin eder.</p>
<p>Namazı kıldıktan sonra önce Cenâb-ı Hakk’ı şu ifadelerle tazim ve tekrimde bulunmak gerekir:</p>
<p><span class="arabic">اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا، وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيرًا، وَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا ۝ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ، نَصَرَ عَبْدَهُ، أَعَزَّ جُنْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَه، لَا شَرِيكَ لَهُ ۝ اَللَّهُمَّ لَا مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلَا مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلَا مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ، وَلَا يَنْفَعُ ذَا الجَدِّ مِنْكَ الجَدُّ</span></p>
<p><em>“Büyük Allah’t</em><em>ı</em><em>r. Her türlü hamd ü senâ O Yüceler Yücesi’nin hakk</em><em>ı</em><em>d</em><em>ı</em><em>r ve sabah-ak</em><em>ş</em><em>am tesbih ile an</em><em>ı</em><em>lmaya lây</em><em>ı</em><em>k yaln</em><em>ı</em><em>z O’dur. O tek olan Allah’tan ba</em><em>ş</em><em>ka ilâh yoktur. Kuluna yard</em><em>ı</em><em>m eden, ordusunu aziz k</em><em>ı</em><em>lan ve tek ba</em><em>şı</em><em>na dü</em><em>ş</em><em>man ordular</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> hezimete u</em><em>ğ</em><em>ratan O’dur. O’nun orta</em><em>ğı</em><em> yoktur. Allah</em><em>ı</em><em>m! Senin verdi</em><em>ğ</em><em>ini esirgeyecek, esirgedi</em><em>ğ</em><em>ini de verecek yoktur. Olmas</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em> diledi</em><em>ğ</em><em>in </em><em>ş</em><em>eyi geri çevirecek, hükmünü de</em><em>ğ</em><em>i</em><em>ş</em><em>tirecek kimse yoktur. Zenginlik, </em><em>ş</em><em>an ü </em><em>ş</em><em>eref ve kuvvetin, Sana kar</em><em>şı</em><em> sahiplerine bir faydas</em><em>ı</em><em> olmaz.”</em></p>
<p>İnsanın, Cenâb-ı Hakk’ı tazim adına bunları söylemesi gerekir. Fakat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunu mutlak bırakıyor. Mesela isterseniz Fâtiha sûresinin ilk üç âyetini de okuyabilirsiniz. Yani O’nun Zât’ını tekbir, tahmid, tesbih adına nasıl tazimde bulunulacaksa, evvela öyle bir tazimde bulunmak gerekir. Sonra kemal-i huşû ile Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) cami bir salat u selam getirilir. Ardından, salat ü selama dâhil edileceklerin hepsi ismen ayrı ayrı sayılabilir. Râşid Halifeleri ayrı bir kategoride zikrettikten sonra Ehl-i Beyt söylenir. Ondan sonra peygamberan-ı izam hazeratı isim isim sayılır. Sonra melaike-i mukarrabin zikredilir. Daha sonra, Allah dostlarından gelmiş geçmiş büyük zatların isimlerini zikredip onları da duamıza dâhil edebiliriz.</p>
<p>Böyle genişçe bir salat u selam getirilir ve noktalanırken de <span class="arabic">بعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَائِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا</span> <em>“Kâinat</em><em>ı</em><em>n zerreleri ve bu zerrelerle olu</em><em>ş</em><em>an </em><em>ş</em><em>eyler adedince” </em>veya  <span class="arabic">مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَمِلْءَ الْأَرْضِ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ</span> <em> “Gökler ve yer dolusunca, bu ikisi aras</em><em>ı</em><em>nda ne varsa (göklerin ve yerin atomlar</em><em>ı</em><em>, elektronlar</em><em>ı</em><em>, molekülleri, iyonlar</em><em>ı</em><em> say</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em><em>nca) ve Senin –ya Rabbi– diledi</em><em>ğ</em><em>in her </em><em>ş</em><em>ey say</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em><em>nca.”</em> denir. Aslında bunların hepsi mahdut yani sayılı, sınırlı şeylerdir. Sonsuzu sonsuzla ifade etme adına, <span class="arabic">بِعَدَدِ عِلْمِكَ وَبِعَدَدِ مَعْلُومَاتِكَ</span> <em>“Allah</em><em>ı</em><em>m! Senin ilmin, malumat</em><em>ı</em><em>n say</em><em>ı</em><em>s</em><em>ı</em><em>nca bunlara salat ü selam eyle!”</em> de denilebilir.</p>
<p>Bunları yaptıktan sonra ümmet-i Muhammed’e dua edilir. Dua ederken, <span class="arabic">رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ</span> <em>“Ey Rabbimiz! Beni, ana-babam</em><em>ı</em><em> ve bütün mü’minleri, hesaplar</em><em>ı</em><em>n görüldü</em><em>ğ</em><em>ü günde ba</em><em>ğış</em><em>la.”</em> denilebilir. Bir başka dua da sabah-akşam <em>“</em><em>ebdâl”</em>ın<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn18" name="_ftnref18"><sup>[18]</sup></a> yaptığı şu duadır: <span class="arabic">اَللَّهُمَّ ارْحَمْ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ، اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِأُمَّةِ مُحَمَّدٍ</span> <em>“Allah</em><em>ı</em><em>m! Ümmet-i Muhammed’e merhamet buyur. Allah</em><em>ı</em><em>m! Ümmet-i Muhammed’i ma</em><em>ğ</em><em>firet eyle!”</em></p>
<p>Duaya girmeden evvel duanın mukaddimesi olarak yapılması gereken şeyler bunlardır. Bunları yaptıktan sonra hâcet duası okunur:</p>
<p><span class="arabic">لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ ۝ سُبْحَانَ اللهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ۝ الْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ۝ أَسْأَلُكَ مُوجِبَاتِ رَحْمَتِكَ وَعَزَائِمَ مَغْفِرَتِكَ وَالْعِصْمَةَ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ وَالْغَنِيمَةَ مِنْ كُلِّ بِرٍّ وَالسَّلَامَةَ مِنْ كُلِّ اثم، لَا تَدَعْ لَنَا ذَنْبًا إِلَّا غَفَرْتَهُ وَلَا هَمًّا إِلَّا فَرَّجْتَهُ وَلَا حَاجَةً هِيَ لَكَ رِضًى إِلَّا قَضَيْتَهَا يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ ۝ اَللَّهُمَّ أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ ۝ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ ۝ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ ۝ سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ وَرَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ۝ اَلْحَمْدُ لله رَبِّ الْعَالَمِينَ ۝ اَللَّهُمَّ مُفَرِّجَ الْهَمِّ كَاشِفَ الْغَمِّ مُجِيبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرِّينَ إِذَا دَعَوْكَ، رَحْمَانَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَرَحِيمَهُمَا، فارْحَمْنَا فِي حَاجَتِنَا هَذِهِ بِقَضَائِهَا وَنَجَاحِهَا رَحْمَةً تُغْنِينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ</span></p>
<p><em>“Allah’tan ba</em><em>ş</em><em>ka ilâh yoktur. O, Halîm ü Kerîm’dir. </em><em>Ar</em><em>ş</em><em>&#8211;</em><em>ı</em><em> Azîm’in sahibi Allah, her türlü noksanl</em><em>ı</em><em>klardan münezzehtir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rabbim! Senden,  merhametini celbedecek </em><em>ş</em><em>eyleri, ma</em><em>ğ</em><em>firetini netice verecek vesileleri, bütün günahlardan korunmay</em><em>ı</em><em>, her türlü iyili</em><em>ğ</em><em>i kazanmay</em><em>ı</em><em>, her türlü günahtan selâmette olmay</em><em>ı</em><em> istiyorum. Bende ba</em><em>ğış</em><em>lamad</em><em>ığı</em><em>n hiçbir günah, gidermedi</em><em>ğ</em><em>in hiçbir keder, Senin r</em><em>ı</em><em>zana muvaf</em><em>ı</em><em>k olup da kar</em><em>şı</em><em>lamad</em><em>ığı</em><em>n hiçbir ihtiyaç b</em><em>ı</em><em>rakma ya Erhamerrâhimîn. Allah</em><em>ı</em><em>m! Kullar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n ihtilaf ettikleri </em><em>ş</em><em>eylerde hakem Sensin. Yüce ve Azîm Allah’tan ba</em><em>ş</em><em>ka ilâh yoktur. Halîm ve Kerîm Allah yegâne ilâht</em><em>ı</em><em>r. Yedi kat seman</em><em>ı</em><em>n ve </em><em>Ar</em><em>ş</em><em>&#8211;</em><em>ı</em><em> Azîm’in Rabbi Allah</em><em>ı</em><em>m! Seni tesbih eder, eksik s</em><em>ı</em><em>fatlardan tenzih ederim. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Ey kederleri gideren, tasalar</em><em>ı</em><em> kald</em><em>ı</em><em>ran, dua ettiklerinde çaresizlerin duas</em><em>ı</em><em>na icabet eden Allah</em><em>ı</em><em>m! Ey dünya ve ahiretin Rahman ve Rahîm’i! </em><em>Ş</em><em>u ihtiyac</em><em>ı</em><em>m</em><em>ı</em><em>n giderilmesi ve tamamlanmas</em><em>ı</em><em> hususunda –merhamet için ba</em><em>ş</em><em>kalar</em><em>ı</em><em>na el açt</em><em>ı</em><em>rmayacak </em><em>ş</em><em>ekilde– bana merhamet et.”</em></p>
<p>Bundan sonra, Allah’tan ne tür bir dileği ve isteği varsa onu söylemelidir. Mesela himmeti yüce bir insan hâceti adına şunları söyleyebilir:</p>
<p><span class="arabic">اللَّهُمَّ أَعْلِ كَلِمَةَ اللهِ وَكَلِمَةَ الْحَقِّ وَدِينَ الْإِسْلَامِ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ ۝ وَاشْرَحْ صُدُورَنَا وَصُدُورَ عِبَادِكَ فِي كُلِّ أَنْحَاءِ الْعَالَمِ إِلَى الْإِيمَانِ وَالْإِسْلَامِ وَالْإِحْسَانِ وَالْقُرْآنِ وَإِلَى خِدْمَتِنَا</span></p>
<p><em>“Allah</em><em>ı</em><em>m! Senin yüce ad</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>, hak ve hakikati, din-i mübin-i </em><em>İ</em><em>slâm’</em><em>ı</em><em> her yerde yücelt. Hem bizim hem de di</em><em>ğ</em><em>er bütün kullar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n kalblerini imana, </em><em>İ</em><em>slâm’a, ihsan </em><em>ş</em><em>uuruna, Kur’ân’a ve Kur’ân hizmetlerine kar</em><em>şı</em><em> aç!”</em></p>
<p>Bir hadiste, Cenâb-ı Hakk’ın, bir kulu sevince yerde ve gökte o kul için hüsnü kabul vaz’ edildiği ifade edilir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftn19" name="_ftnref19"><sup>[19]</sup></a> Buradan hareketle şöyle de dua edilebilir: <span class="arabic">وَضَعْ لَنَا الْوُدَّ بَيْنَ عِبَادِكَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ</span> <em>“Allah</em><em>ı</em><em>m! Gökte ve yerde bulunan kullar</em><em>ı</em><em>n</em><em>ı</em><em>n kalbine bize kar</em><em>şı</em><em> sevgi yerle</em><em>ş</em><em>tir!”</em> Bu sözlerle, bizim için de hüsnü kabul vaz’ edilmesini, kalblerin bize karşı açılmasını ve ihlâsla dine hizmet etme imkânlarının bahşedilmesini istemiş oluruz.</p>
<p>Duada önemli bir espri de şudur: Kendiniz için dua edeceğiniz zaman şayet ümmet-i Muhammed’i de yâd ediyorsanız bu durum, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin ihtizaza gelmesine vesile olur. Size, “Benim kullarımı düşünen kulum.” nazarıyla bakar ki bu çok önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> Bkz.: Bediüzzaman, Sözler, s.44 (Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte).</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Müzzemmil sûresi, 73/8.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Müzzemmil sûresi, 73/2-4.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Bkz.: Müslim, <em>salâtü’l-müsâfirîn</em> 141; Tirmizî, salât 348; Ebû Dâvûd, <em>tatavvu</em> 26; Nesâî, <em>k</em><em>ı</em><em>ble</em> 13, <em>k</em><em>ı</em><em>yâmü’l-leyl</em> 2, 64.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Bkz.: Bediüzzaman, <em>Mektubat,</em> s.451 (Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Nükte).</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> Buhârî, <em>teheccüd</em> 2, 21, <em>fezâilü ashâbi’n-nebi</em> 19, <em>tabir</em> 35, 36; Müslim, <em>fezâilü’s-sahabe</em> 139, 140.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> Buhârî, <em>tevhîd</em> 15, 50; Müslim, <em>tevbe</em> 1, <em>zikr</em> 1, 20-22.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a> Müzzemmil sûresi, 73/5.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a> Müzzemmil sûresi, 73/6.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a> Mâide sûresi, 5/54.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref11" name="_ftn11"><sup>[11]</sup></a> Fâtır sûresi, 35/16.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref12" name="_ftn12"><sup>[12]</sup></a> Tirmizî, <em>vitr</em> 348; İbn Mâce, <em>ikâme</em> 189.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref13" name="_ftn13"><sup>[13]</sup></a> Tirmizî, <em>daavât</em> 119; İbn Mâce, <em>ikâmetü’s-salât</em> 189.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref14" name="_ftn14"><sup>[14]</sup></a> Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, <em>el-Müsned</em> 6/450.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref15" name="_ftn15"><sup>[15]</sup></a> Mü’min sûresi, 40/<em>7.</em></p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref16" name="_ftn16"><sup>[16]</sup></a> Tevbe sûresi, 9/128, 129.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref17" name="_ftn17"><sup>[17]</sup></a> Bakara sûresi, 2/286.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref18" name="_ftn18"><sup>[18]</sup></a> Ebdâl; “bedîl”in çoğulu olup; temiz, safderûn, derviş adam mânâlarına gelen ve evliyâullahtan halkın işlerine nezaret etmeye mezun, ilâhî icraatın perdedârları ve alkışçıları hakkında kullanılan bir tabirdir. (M. Fethullah Gülen, “Veli ve Evliyaullah” <em>Kalbin Zümrüt Tepeleri </em>3/75).</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar#_ftnref19" name="_ftn19"><sup>[19]</sup></a> Buhârî, <em>bed’ü’l-halk</em> 6, <em>edeb</em> 41, <em>tevhid</em> 33; Müslim, <em>birr</em> 157.</p>
<div class="fastsocialshare_container fastsocialshare-align-center">
<div class="fastsocialshare-subcontainer">
<div class="fastsocialshare-share-fbl fastsocialshare-button">
<div class="fb-like fb_iframe_widget" data-href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/bazi-nafile-namazlar" data-layout="button" data-width="100" data-action="recommend" data-show-faces="false" data-share="false"><strong>Kaynak: :Miraç Enginlikli İbadet: Namaz / M.Fethullah Gülen</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bazi-nafile-namazlar/">Bazı Nafile Namazlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nafile Namazların Fazileti</title>
		<link>https://hizmetten.com/nafile-namazlarin-fazileti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 06:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19822</guid>

					<description><![CDATA[<p>a. Farzları Tamamlarlar Nafile namazlar, “cebren li’n-noksan” teşrî kılınmıştır. Bunun mânâsı şudur; onlar farzlarda meydana gelecek herhangi bir eksikliği gidermek için eda edilir. Dolayısıyla bizim, beş vakit namazla birlikte onlara tahsis edilen&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nafile-namazlarin-fazileti/">Nafile Namazların Fazileti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>a. Farzları Tamamlarlar</h3>
<p>Nafile namazlar, <em>“cebren li’n-noksan”</em> teşrî kılınmıştır. Bunun mânâsı şudur; onlar farzlarda meydana gelecek herhangi bir eksikliği gidermek için eda edilir. Dolayısıyla bizim, beş vakit namazla birlikte onlara tahsis edilen revatib sünnetleri eda etmemiz, mânevî ve ruhî hayatımızda meydana gelen çeşitli yaraları tedavi edecek, günahlarımıza kefaret olacak ve eksik olan farz namazların yerine sayılmak suretiyle Cennet’e girmemize vesile olacaktır. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hakikati ifade eden bir hadisini, Hureys İbn Kabîsa (radıyâllahu anh) şöyle rivayet ediyor:</p>
<p>“Medine’ye geldim ve, “Ey Allahım! Bana salih bir arkadaş nasip et!” diye dua ettim. Derken Ebû Hüreyre’nin (radıyâllahu anh) yanına oturdum. Kendisine, “Ben, Allah’a bana salih bir arkadaş nasip etmesi için dua ettim. Bana, Resûlullah’tan işittiğin bir hadis söyle! Olur ki Allah Teâlâ ondan faydalanmamı nasip eder!” dedim. Bunun üzerine dedi ki: “Ben, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim<em>: “Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Rab Teâlâ, ‘Bakın, kulumun (defterinde yazılmış) nafilesi var mı?’ buyuracak. Böylece, farzın eksikleri nafile (namazları) ile tamamlanacak. Sonra diğer amelleri de bu minval üzere hesaptan geçirilecektir.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a></p>
<h3>b. Allah’a Yakınlaşmaya Vesile Olurlar</h3>
<p>Nafile namazların bir diğer mânâsı ise kurbet-i ilâhiyeye (Allah’a yakınlaşma) vesile olmasıdır. Cenâb-ı Hakk’a kurbet kazanma, O’nun sevgi dairesi içine girme demektir ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadis-i şeriflerinde bu hakikati şöyle ifade ederler: <em>“Allah Teâlâ şöyle ferman buyurdu: ‘Kim, benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana yaklaşmasını nafile ibadetlerle devam ettirir, sonunda muhabbetime mazhar olur, onu severim. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli olur; kendisini daima hayra yürütürüm. Benden bir şey isteyince veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.’”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a></p>
<p>Evet, insan, nafilelerle Allah’a yaklaşır, O’nun sevgisine mazhar olur. Allah (celle celâluhu) bir insanı sevince onu başkalarına da sevdirir. Ebû Hüreyre’nin (radıyâllahu anh) rivayet ettiği bir hadiste Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: <em>“Allah bir kulu sevdi mi Hz. Cebrail’e, ‘Allah falanı seviyor, onu sen de sev!’ diye seslenir. Onu Cebrail de sever. Sonra Cebrail Aleyhisselam, sema ehline, ‘Allah falanı seviyor, onu siz de sevin!’ diye nida eder, derken bütün sema ehli de onu sevmeye başlar. Sonra onun için yeryüzünde (insanlar arasına) hüsn-ü kabul vaz’ edilir. Allah (celle celâluhu), bir kula da buğzetti mi Cebrail’e, ‘Ben falancaya buğzettim sen de buğzet!’ diye seslenir. Ona Cebrail de buğzetmeye başlar. Sonra Cebrail sema ehline nida eder: ‘Allah (celle celâluhu) falan kimseye buğzetti, siz de buğzedin!’ Sonra yeryüzünde onun için buğz vaz’ edilir.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Demek bugün birkaç milyarı bulmuş nüfusuyla âlem-i İslâm, Allah’tan bir iltifat, inayet ve ihtimam görmüyorsa mahbub-u ilâhî olma durumunu kazanamamış olmasındandır. Hepimizin dileği Cenâb-ı Hakk’ın, mescide gelen, başını yere koyan bütün zümreleri kurb-u huzuruyla müşerref kılmasıdır. Ama çoğu defa camiye gelen insan bir vadide, Allah’ın rahmeti başka vadidedir. Kur’ân’la aynı vadide buluşamamış, dolayısıyla mescide gelirken de onun mânâsından habersiz gelmektedir. Böyle bir hâl, hiçbir zaman mescide reva görülemez. Oraya ancak hüşyâr (uyanık) bir gönülle gelinir; duyulan mehâbetten kalb titrer, göz yaşarır. Cenâb-ı Hakk’a tahsis edilmiş bir vakte ve O’nun adına yapılacak ibadetlere başka şeyler, başka niyetler karıştırılmaz. Bu şekilde değerlendirilen bir vaktin ân-ı seyyalesi, binlerce sene sürecek nursuz bir hayata tercih edilir.</p>
<h3>c. Dereceleri Yükseltirler</h3>
<p>Nafile ibadetler, kulun bir kısım günahlarına kefaret olması hasebiyle, ona derece kazandırır. Bu yüzden her nafilenin ayrı bir değeri vardır. Muhbir-i Sâdık (sallallâhu aleyhi ve sellem), mesela kuşluk namazıyla alâkalı şöyle buyurmuştur: <em>“Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih (sübhânallah) bir sadakadır. Her tahmid (elhamdülillah) bir sadakadır, her tehlil (lâ ilâhe illallah) bir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf bir sadakadır. Nehy-i ani’l-münker bir sadakadır. Kişinin kuşluk vaktinde kılacağı iki rekât namaz bütün bu sadakalara kâfi gelir.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a></p>
<p>Evet, insan vücudunda yüzlerce mafsal vardır. Bunların düzenli bir şekilde çalışması ve insanın onlar sayesinde rahatça eğilip kalkması ayrı bir nimettir. Diskopati hastalığına müptela olmuş bir insan için eğilip kalkmanın ne kadar zor olduğu ortadadır. Yine romatizmaya, siyatiğe maruz kalmış, dolayısıyla belinde ve bacağındaki ağrılarla kıvranan insanlar için rahatça ayağa kalkabilme ya da oturabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu söylemeye zannediyorum gerek yoktur. Sadece ellerimizdeki parmak eklemleri bile hareketsiz bir kemik yapısından meydana gelseydi ne olurdu? Vücudumuzda bunun gibi pek çok eklem vardır.</p>
<p>Evet biz, tepeden tırnağa nimetlerle kuşatılmış bulunuyoruz ve bu nimetlerin hiç birini kendimiz kazanmadık veya onlar bizim liyakatimize binaen verilmedi. Dolayısıyla bütün bu nimetler şükür ister. Biz sadece gözümüzün açılıp kapanmasının şükrünü eda etmeye çalışsak hayatımızın sonuna kadar eda edemeyiz. Yanıma gelip saatlerce oturduğu hâlde, göz sinirleri felç olduğundan, göz kapaklarını hiç hareket ettiremeyen bir arkadaşın durumu aklıma geldikçe, hâlâ içimde bir ürperti hâsıl olur ve sadece göz kapaklarımızı dahi açıp kapayabilmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu hatırlarım. O arkadaş bana, “Hocam uyurken dahi kapatamıyorum, ancak elimle kapatırsam kapanıyor.” demişti.</p>
<p>Ya vücudun diğer organları! Göz ayrı bir nimet, kulak ayrı bir nimet, burun ayrı bir nimet.. Cenâb-ı Hak, güç ve kudretini göstermek için, et ve kemikten meydana getirdiği bu organları vücudumuza yerli yerince yerleştirmiş ve onlara büyük hikmetler takmıştır. Bizim de O’nun bu devamlı lütuflarına karşı her an şükürde bulunmamız gerekir. Hatta Sâdî’nin ifadesiyle, her nefes alış verişimizde O’na iki defa şükretmemiz gerekir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> Çünkü nefes alıp verişimiz bizim hayatımızı teşkil eder; nefes alışımızla oksijen alır, ciğerlerimizin temizlenmesini sağlarız; nefes verişimizle de karbondioksit gazını dışarı atar, vücudumuzu zehirli gazlardan temizlemiş oluruz. Vücudumuzdaki zararlı gazları dışarı çıkaramasak vücudumuz zehirlenir ve ölürüz; nefes alıp oksijenle ciğerlerimizi temizlemesek yine ölürüz.</p>
<p>Demek Allah (celle celâluhu), her nefes alışverişimizde hayatımızı bizlere iki defa bağışlamaktadır. O hâlde, hayatımızı –âdeta idam sehpasında– her defasında bizlere geri bağışlayan Allah’a şükretmemiz gerekmez mi? İşte Allah’ın formüle edip belli bir şekle koyduğu namaz, farzıyla, vacibiyle, nafilesiyle O’na karşı böyle bir şükrü eda etme imkânını bizlere bahşetmektedir.</p>
<p>Yine gece namazının önemini bildiren bir hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), <em>“Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semas</em><em>ı</em><em>na iner ve, ‘Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir </em><em>ş</em><em>ey istemi</em><em>ş</em><em>se onu vereyim. Kim bana isti</em><em>ğ</em><em>farda bulunursa ona ma</em><em>ğ</em><em>firette bulunay</em><em>ı</em><em>m.’ der.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn6" name="_ftnref6"><sup>[6]</sup></a> buyurur. Yani rahmet-i ilâhiye tenezzül eder, gönüllerimizde kenzen bilinir, kalbgâhımıza tecelli eder, liyakatimiz olmadığı hâlde yüzümüze bakar, kabiliyetimiz olmadığı hâlde gönlümüzü okşar, dua edenin duasını kabul eder, isteyenin istediklerini verir ve bağışlama talebinde bulunanları da mağfiretine mazhar eder, bağışlar.</p>
<p>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), hayatı boyunca söylediği sözlerin arkasında olmuş, geceleri kalkıp uzun uzadıya namaz kılmış ve Rabbisine yönelmiştir. Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) validemiz bununla alâkalı yaşadığı bir tecrübeyi şöyle anlatır:</p>
<p><em>“Gece yanımda yatarken, bir ara Resûlullah’ı kaybettim. Evde yanan bir ışık da yoktu. El yordamıyla etrafı yoklayınca elim ayağına dokundu, başı secdedeydi. Sonra da kulak kesilip, ne dediğini dinledim. Rabb’ine şöyle yalvarıyordu:</em> <span class="arabic">اَللَّهُمَّ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ، وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ</span> <em>“Allahım! Senin rızanı şefaatçi kılarak öfkenden sana sığınıyorum. Affını şefaatçi yaparak cezandan sana sığınıyorum. Senden yine Sana sığınıyorum. Sana, lâyık olduğun senâyı yapamam. Sen, kendini senâ ettiğin gibisin.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn7" name="_ftnref7"><sup>[7]</sup></a></p>
<p>Evet, Hz. Âişe’nin de (radıyâllahu anhâ) müşâhede ve ifadeleri içinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabahlara kadar başı yerde, yüzü secdede Rabb’ine kullukta bulunuyordu. O hâlde sen, gündüz âleme, gece de Rabb’ine misafir gidecek, sadece O’nu duyacak, O’nu düşünecek, O’nun eşsiz sanatıyla kendinden geçeceksin. Bir sineğin, bir akrebin ısırıp sokmasından dahi ne kadar müteessir ve perişan olduğunu, gökte çakan bir şimşeğin dahi korkusunu sırtında taşıyan âciz vücudunun nasıl bir iradesizlik içinde olduğunu idrak edeceksin. Teneffüsünü sağlamakla büyük bir ihtiyacını karşılayan hava zerrelerinden, şakır şakır akan sulara, ondan da Allah’ın, ağaçların eliyle takdim ettiği meyvelere kadar muhtaç olduğun şeyleri ve kendi şahsi ve zati iktidarınla bunların binde birini dahi temin etmeye muktedir olmadığını düşünecek, sonra da bütün ihtiyaçlarını O’na havale edeceksin. Zira ihtiyaç dairesi sonsuz, iktidar dairesi ise alabildiğine dardır. Acz ü fakr nâmütenâhî, bunun karşısında sığınman gereken hasım ve düşmanlar ise bir hayli fazladır. Bu kadar büyük yükleri sırtında taşıyan bir varlık olarak, <span class="arabic">وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا</span> <em>“(Rahman’ın kulları) gecelerini Rabblerine secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn8" name="_ftnref8"><sup>[8]</sup></a> ferman-ı sübhânisine inkiyat edecek, kendinden geçmiş gibi yatağından fırlayacak ve Rabb’in huzurunda el-pençe divan duracaksın. Kendi küçüklüğüne karşılık O’nun büyüklüğünü itiraf edecek, “Vermezsen alamam, ihsan etmezsen sahip olamam, lütfetmezsen bu geniş kâinatta hükmedip sözümü geçiremem.. bütün bunların hepsi Senden. Mülk bütünüyle Sana ait. Öyleyse minnet ve şükran da Sanadır Allahım!” diyeceksin.</p>
<p>İşte o zaman, kapısını çaldığın Zât seni içeri alacak, önemli bir misafir gibi karşılayacak ve izzet ü ikramda bulunacaktır. Bunun müjdesini Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): <em>“Kıyamet koptuğu zaman insanlar haşrolur ve göklerden şöyle bir nida gelir: ‘Rabb’inin rahmetini umarak ve O’nun azabından korkarak, gece yanlarını döşekten uzaklaştıran kimseler (rahatını, Rabb’ine ibadet için terk edenler, kısa gecelerde sabah namazına kalkanlar ve mescide koşanlar) nerede?’”</em> Fahr-i Kâinat devamla şöyle buyurmuştur: <em>“Sayıları az bir topluluk Rabb’in huzurunda toplanır. Allah emir verir, Cennet’e, kendilerine soru sorulmadan girerler. Sonra diğerleri hesaba çağrılır.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> hadisiyle vermektedir.</p>
<p>O hâlde mü’min, herkesin gaflete daldığı, kendi dost ve ashabına kavuştuğu bir zamanda huzura gelmeli ve, “Rabbim! Bütün gün başka şeylerin arkasından koştum, şimdi ise Senin kapını çalmaya geldim; herkes gözüyle başkasını aradı, başka şeylerin arkasına düştü, ben ise Senin peşindeyim ve Sana ulaşmak için çırpınıyorum.” deyip karanlık gecelerde Rabb’in kapısını çalmalı, O’na teveccüh etmeli ve Resûl-i Ekrem’in gece kalktığı zaman yaptığı şu dua ile Allah’a yönelmelidir:</p>
<p><span class="arabic">اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، لَكَ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ وَلَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ مَلِكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ الْحَقُّ وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالنَّبِيُّونَ حَقٌّ، وَمُحَمَّدٌ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اَللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، أَنْتَ المُقَدِّمُ، وَأَنْتَ المُؤَخِّرُ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ</span></p>
<p><em>“Allahım, Rabbimiz! Bütün hamdler Sanadır. Sen, arz ve semavatın ve onlarda bulunanların kayyumu ve ayakta tutanısın, hamdler yalnızca Sanadır. Semavat, arz ve onlarda bulunanlar Senin mülkündür, hamdler yalnızca Sanadır. Sen, semavat ve arzın ve onlarda bulunanların nurusun, hamdler yalnızca Sanadır. Sen, semavat ve arzın ve onlarda bulunanların yegâne hâkimisin, hamdler yalnızca Sanadır. Sen haksın, vaadin de haktır. Ahirette Seninle mülâki olmak da haktır. Sözün haktır. Cennet haktır, Cehennem haktır. Peygamberler haktır, Muhammed de haktır, kıyamet de haktır. Allahım! Sana teslim oldum, Sana inandım, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim. Hasmına karşı Senin (bürhanın) ile dava açtım. Hakkımı aramada Senin hakemliğine başvurdum. İşlediğim/işleyeceğim kusuratımı affet. Gizli-açık yaptığım günahlarımı bağışla! Yükselttiklerini yükselten, ileri alan, alçalttıklarını alçaltıp geri bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur.”</em><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a> Çünkü onun şerefi, gece kalkıp Rabb’in huzurunda el-pençe divan durmasında, bütün dertlerini O’na açmasında ve ağyardan istiğna etmesinde gizlidir.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><sup><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> </sup>Tirmizî, <em>salât</em> 305; Nesâî, <em>salât</em> 9; İbn Mâce, <em>ikâme</em> 202.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Buhârî, <em>rikak</em> 38; Ahmed İbn Hanbel, <em>el-Müsned</em> 6/256.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> Buhârî, <em>bed’ü’l-halk</em> 6, <em>edeb</em> 41, <em>tevhid</em> 33; Müslim, <em>birr</em> 157.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref4" name="_ftn4"><sup>[4]</sup></a> Müslim, <em>salâtü’l-müsafirin</em> 84.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref5" name="_ftn5"><sup>[5]</sup></a> Bkz.: Sâdî-i Şirâzî, Bostan ve Gülistan, s.309.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref6" name="_ftn6"><sup>[6]</sup></a> Buhârî, <em>teheccüd</em> 14, <em>daavât</em> 14, <em>tevhid</em> 35; Müslim, <em>salâtü’l-müsafirîn</em> 168-170.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref7" name="_ftn7"><sup>[7]</sup></a> Müslim, <em>salât</em> 222; Tirmizî, <em>daavât</em> 76, 113; Ebû Dâvûd, <em>salât</em> 340.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref8" name="_ftn8"><sup>[8]</sup></a> Furkan sûresi, 25/64.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref9" name="_ftn9"><sup>[9]</sup></a> el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 3/169.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/nafile-namazlarin-fazileti#_ftnref10" name="_ftn10"><sup>[10]</sup></a> Buhârî, <em>teheccüd</em> 1, <em>daavât</em> 10, <em>tevhîd</em> 8, 24, 35; Müslim, <em>salâtu’l-müsâfirîn</em> 199.</p>
<p><strong>Kaynak: :Miraç Enginlikli İbadet: Namaz / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nafile-namazlarin-fazileti/">Nafile Namazların Fazileti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
