<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Ünal arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mustafa-unal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mustafa-unal/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:18:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Mustafa Ünal arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mustafa-unal/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kapına geldik Yâ Râb! &#124; Mustafa Ünal</title>
		<link>https://hizmetten.com/kapina-geldik-ya-rab-mustafa-unal/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2021 10:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20627</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ey, bizleri yaratan, yaşatan, rızklandıran, koruyup gözeten, her hâlimizi bilen ve gören, dua edenin duasına icabet eden, âlemlerin Rabb’i, mülkün mâliki, celâl ve ikram sahibi, mü’minlerin velîsi, tevekkül edenlerin vekili,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kapina-geldik-ya-rab-mustafa-unal/">Kapına geldik Yâ Râb! | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Ey, bizleri yaratan, yaşatan, rızklandıran, koruyup gözeten, her hâlimizi bilen ve gören, dua edenin duasına icabet eden, âlemlerin Rabb’i, mülkün mâliki, celâl ve ikram sahibi, mü’minlerin velîsi, tevekkül edenlerin vekili, mazlumların sığınağı, yalnızların enîsi, güçsüzlerin muîni, gariplerin sahibi Rabb’im! Bizlere ihsan ettiğin maddî-manevî bütün nimetlerin için kâinatın zerreleri adedince Sana hamdolsun. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Resûl’ün, Habîb’in, Seyyidü’l-Murselîn, Hâtemü’n-Nebiyyîn Efendimiz Muhammed Mustafa Resûl-ü Müctebâ’ya (s.a.v.) ve onun ehl-i beyt ve ashâbına da salât ve selâm olsun.</div>
<div></div>
<div>  Kullarına karşı çok merhametli olan, dilediği kulunun günahlarını affeden, lütfu engin, rahmeti engin, mağfireti engin Rabb’imiz! Bilerek ya da bilmeyerek, gizli veya açık işlediğimiz günahları, hataları, kusurları afv ve mağfiretinle affeyle. Bizlere daima hakkı görmeyi, hakikati duymayı, duyurmayı, hakka bağlılığı, bâtıldan sakınmayı ihsan ve müyesser eyle.</div>
<div></div>
<div>Rabb’imiz! Bütün salih ve samimi kullarını rahmetinin, merhametinin, inayetinin, lütfunun, kereminin, mağfiretinin tecellileriyle payidar eylediğin gibi bizleri, eşlerimizi, evlâdımızı, zürriyetimizi, analarımızı, babalarımızı, atalarımızı, kardeşlerimizi, salih akrabamızı, samimi dost ve arkadaşlarımızı da payidar eyle. Resûllerine, nebîlerine, sıddîklere, ilmiyle amel eden âlimlere, velîlere, salihlere, şehidlere ihsan ettiğin nimetlerini bizlere de ihsan eyle. Bizi sırat-ı müstakîmde sabit, Sana hakkıyla âbid, sadık, salih, hâlis, tâhir, muhsin, muhlis, muttakî; dünyaya ve dünyalığa karşı zahid, senin dinin uğrunda mücahid ve her türlü küfr, şirk, nifak, ilhad, fısk, fücur, ifsad, günah ve kusurdan azade eyle. İmanımızı kavî, kalbimizi selîm, niyetimizi halis, ibadetlerimizi makbul, ömrümüzü bereketli, bedenimizi sıhhatli, rızkımızı helâl ve geniş, akıbetimizi hayr, dualarımızı kabul eyle.</div>
<div></div>
<div>Rabb’imiz! Sana karşı isyandan, tuğyandan, yolundan sapmaktan, kullarının haklarına tecavüzden; İslâm’a, Müslümanlara, ülkemize, kamu malına, kul hakkına zarar vermekten, kula kulluk etmekten, hakikati gizlemekten, küfre ve zulme rızadan, zalime duadan, her türlü dert, belâ, musibet, âfât ve hastalıktan; şerlilerin şerrinden, zalimlerin zulmünden, müfsidlerin ifsadından, mülhidlerin ilhadından, müfterilerin iftirasından, kezzâbların kizbinden, ehl-i bidat ve dalalet hizbinden; nefislerimizin, insî ve cinnî şeytanların vesvese ve iğvasından; şehvet ateşinden, gaflet, gam, keder, tembellik, çaresizlik ve ümitsizlik zilletinden muhafaza eyle.</div>
<div></div>
<div>Rabb’imiz! Dertlerimize deva, hastalıklarımıza şifa, borçlarımız için eda, sıkıntılarımız için ferah ve felah ihsanıyla hayırlı muradlarımızı hasıl, isteklerimize nail eyle. Hakkımızda her şeyin hayırlısını nasip eyle. Bütün mü’minlere Sen’in rızan yolunda küfre, şirke, zulme karşı samimî birlik, beraberlik, yardımlaşma, dayanışma ihsan eyle. Dünyanın her yanında Senin rızan uğruna hâlisâne gayret edenlere yardım ve onları muzaffer eyle. Din-i Mübin-i İslâm’ı arzın her yanına ulaştır ve her yerde hâkim eyle. Hürriyetlerinden yoksun bırakılan, hakları ve malları gasp edilen bütün masum ve mazlum kullarına en yakın, en yakın, en yakın zamanda nezdinden ferec, ferahlık, reha, halâs ihsan eyle Allah’ım!</div>
<div></div>
<div> Rabb’imiz! Ümmet-i Muhammed’in başında dönüp duran kara bulutları kaldır. İslâm’a, Müslümanlara, senin rızan için çalışanlara ve çalışmalarına, ülkemize, Müslümanların yaşadığı diğer ülkelere düşmanlık eden, iftira atan, tuzak kuran, zarar veren dâhilî ve hâricî kâfir, fâsık, facir, zalim, gafil, münafık, müfsid, mülhid, münkir, müfteri bilcümle mahlûku, Ahzâb ordusunu bir gecede kudretinle târümâr eylediğin gibi darmadağın, perişan, zelil ve rüsvâ eyle, hezimete uğrat; onların birliklerini boz, plânlarını başlarına geçir, tuzaklarına kendilerini düşür. Onlara tanıdığın mühleti de bir an evvel sona erdir Allah’ım!</div>
<div></div>
<div> Rabb’imiz! Bütün ibadet, taat, hayr ve hasenatımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Üzerimizde hakkı bulunan kullarının haklarını helâl ettirmeyi sağlığımızda bizlere nasip ve müyesser kıl. Bizleri daima mü’min olarak yaşat, son nefesimizde ruhumuzu iman-ı kâmil ile teslim etmeyi nasip eyle. Bizleri, eşlerimizi, evlâdımızı, zürriyetimizi, analarımızı, babalarımızı, atalarımızı, kardeşlerimizi, salih akrabamızı, samimi dost ve arkadaşlarımızı, Sen’in rızan uğrunda hayatını vakfetmiş, gayret göstermiş, maddî destekte bulunmuş âlimleri, velîleri, şehidleri, hâlen aynı gaye uğrunda emek sarf edenleri ve sair kullarını huzuruna mağfur, mes’ud, mahbûb mü’minler olarak al. Hepimizi, Sen’den razı olan ve Sen’in rızanı kazanmış kulların olarak sevdiklerimizle birlikte cennetinde iskân ile Efendimize (s.a.v.) komşu eyle. Bizlerde hakkı olan mü’min kullarını da bu haklarına muhtaç olmadan afv, mağfiret ve ihsanınla cennetine dahil eyle Allah’ım.</div>
<div></div>
<div>Ey, Âlemlerin Rabb’i olan Allah’ım! Zâtın hakkı için, sıfâtın hakkı için, İsm-i A’zam’ın hakkı için, Esmâü’l-Hüsnâ’n hakkı için, Kur’an-ı Hakîm hakkı için, Habîbin Resûl-i Zîşân (s.a.v.) hatırına, Halil’in Hz. İbrahim (a.s.) hatırına, Kelîm’in Hz. Musa (a.s.) hatırına, ülü’l-azm bütün resûllerinin hatırına, ensâr ve muhacirîn hatırına, âlimler, velîler, sıddîklar, şehidler hatırına, mazlumların, masumların, sabîlerin hatırına, Sen’in katında değeri olan sair salih kullarının hatırına, iyi bulup dergâh-ı izzetinde kabul ettiğin amellerimizin hatırına dualarımızı kabul eyle. Âmîn.</div>
<div></div>
<div>Allâhümme salli ala seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim. Ve’l-hamdü Li’llâhi Rabb’il-Âlemîn.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Samanyoluhaber | Mustafa Ünal</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kapina-geldik-ya-rab-mustafa-unal/">Kapına geldik Yâ Râb! | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman, İslâm ve İman-Amel İlişkisi &#8211; 2 &#124; Mustafa Ünal</title>
		<link>https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2020 14:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmetten]]></category>
		<category><![CDATA[iman islam ve amel]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11530</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önceki yazımızda imanın asıl yerinin kalb olduğunu ve imanda asıl olanın kalb ile tasdik olduğunu belirtmiştik. Tasdik, iman esaslarının tamamının doğru, hak ve gerçek olduğunu, tereddüt göstermeden tam bir inanç&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-2/">İman, İslâm ve İman-Amel İlişkisi &#8211; 2 | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="news-text">
<div>Önceki yazımızda imanın asıl yerinin kalb olduğunu ve imanda asıl olanın kalb ile tasdik olduğunu belirtmiştik. Tasdik, iman esaslarının tamamının doğru, hak ve gerçek olduğunu, tereddüt göstermeden tam bir inanç içinde kesin olarak kalben kabul edip onaylamaktır.</div>
<div></div>
<div><b>Tasdik iki kısımdır:</b></div>
<div>1. Tasdik-i şuhûdî: Gözle görülen ya da varlığı herhangi bir yolla kesin olarak bilinip algılana bilene inanmaktır. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’e inanmak bir tasdik-i şuhûdîdir. Çünkü Kur’an, görülmekte ve okunmaktadır.</div>
<div></div>
<div>2. Tasdik-i gaybî: Deney ve gözleme konu olmayan, duyularla algılanamayan ancak Allah (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.) tarafından bildirilmiş olan hususlara inanmaktır. Allah’a (c.c.), O’nun sıfatlarına, meleklere, ilahî kitapların Allah’ın (c.c.) kelâmı olduğuna, peygamberlerin Allah (c.c.) tarafından görevlendirildiğine, kıyamete, ahirete, mizana, sırata, cennete, cehenneme&#8230; iman etmek tasdik-i gaybîdir.</div>
<div></div>
<div>Mü’minin, gaybî olan iman esaslarına, sanki onları görmüş, tanımış gibi yakinen inanması gerekir. Buna göre,</div>
<div></div>
<div>Allahü Teâlâ’yı, O’na özgü bütün esmâ ve sıfatıyla bilmesi, tanıması (örneğin; Allahü Teâlâ’nın bir, ezelî, ebedî ve varlığının kendinden olduğuna; eşinin, benzerinin, denginin, ortağının olmadığına; O’ndan başka rab, ilâh, yaratan, yaşatan, rızk veren, yöneten, hüküm koyan bulunmadığına; Allah’ın (c.c.) sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olup dilediği her şeyi dilediği şekil ve zamanda yaratmaya kâdir, bütün yaratılmışların mâliki, hâkimi, yöneticisi, ibadet ve hamd edilmeye lâyık tek ilâh olduğuna; her şeyi noksansız olarak görüp bildiğine, her sesi işittiğine, evrende hayat bulan her varlığın ve gerçekleşen her olayın, evrendeki nizam, intizam ve varlıklardaki özelliklerin Allah’ın (c.c.) esmâ ve sıfatlarının tecellisi olduğuna inanması) ve bu bilgi ve ma’rifetle Allah’a (c.c.) kulluk etmesi,</div>
<div></div>
<div>Kur’an-ı Kerim, Tevrat, İncil ve Zebûr’a, bu kitapların Allahü Teâlâ’dan peygamberlere (aleyhimüsselâm) inzal edilişine bizzat tanıklık etmiş gibi inanması,</div>
<div></div>
<div>Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve diğer peygamberlere, onlarla birlikte yaşamış, vahye mahzar oluşlarını bizatihî müşahede etmiş gibi,</div>
<div></div>
<div>Meleklere; onları görmüş, onlarla arkadaşlık etmiş, görevlerini ifa edişlerine (meselâ, Cebrail’in (a.s.) vahyi getirmesine, İsrafil’in (a.s.) sûra üflemesine, Azrail’in (a.s.) can almasına, Kiramen Kâtibîn’in amelleri deftere yazmasına) şahit olmuş gibi inanması,</div>
<div></div>
<div>Kıyamete, onu ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn yaşamış;</div>
<div>Ahirete, diriltilip kabrinden kalkarak mahşer yerine gelmiş;</div>
<div>Sırata, üzerinden geçmiş;</div>
<div>Mizana, amellerinin tartılmasını görmüş, gözlemlemiş;</div>
<div>Cennete, içine girip hayat sürerek güzelliklerini görüp tatmış;</div>
<div>Cehenneme, insanları cezalandırmasına şahit olmuş gibi inanması gerekir.</div>
<div></div>
<div>Tasdik kalble yapılır ve imanın esasıdır. Ancak tasdikde şüphe ve tereddüdün olmaması gerekir.</div>
<div></div>
<div>Kalb ile inanılıp tasdik edilen imanı dil ile söylemek ise ikrardır. Bir başka ifadeyle ikrar, kişinin, iman esaslarına kalbiyle inanıp tasdik ettiğini dili ile ifade etmesidir. Dil ile ikrar, imanın bir rüknü veya şartı değildir. Bir insan, iman esaslarına kalben inanıp tasdikte bulunsa, bunu diliyle ikrar etmese Allah (c.c.) katında mü’mindir. Meselâ; konuşamayan bir kişi, iman esaslarına kalben inandığı takdirde mü’min kabul edilir. Öldürülmekle tehdit edilen bir mü’minin, ölümden kurtulmak için diliyle inanmadığını söylemesi de onun kalbindeki imanına zarar vermez. Çünkü Allahü Teâlâ Kur’an’da, “inkâra mecbur bırakılıp da bunu yalnızca diliyle yapan, fakat kalbi imanla dopdolu olan” kimsenin mümin olduğunu belirtir.(1) Buna karşılık; kalben inanıp tasdik etmeyen kişinin inandığını söylemesinin bir değeri yoktur. Yani iman esaslarına kalbden inanmadığı hâlde dille inandığını söyleyen kimse, -zahiren mü’min kabul edilse de- Allah (c.c.) katında mü’min değildir. Bu husus, Kur’an’daki “Ey Resûl! Ağızlarıyla ‘İnandık.’ deseler de, kalbleri asla iman etmemiş olanlardan (münafıklardan) ve Yahudi olanlardan küfürde birbirleriyle yarışırcasına koşturup duranlar seni üzmesin&#8230;”(2) ayeti ile “Bedevîler, ‘İnandık.’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama ‘Boyun eğdik.’ deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi&#8230;”(3) ayetinde ifade edilmektedir.</div>
<div></div>
<div>İmanda asıl olan kalble tasdik olmasına rağmen, bir kimsenin mü’min olduğunun insanlarca bilinebilmesi ve mü’min muamelesi görmesi için imanını dille ikrar etmesi gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.), insanların mü’min muamelesi görebilmesi için imanlarını ikrar etmelerinin gerekli olduğunu belirtmiştir.(4) İslam âlimlerinin çoğunluğu da “İman, kalb ile tasdiktir. Ancak dil ile ikrar, kişinin dünya hayatında  Müslüman olduğunun bilinmesi ve Müslüman muamelesi görmesi için şarttır.”(5) demişlerdir. Çünkü kalpteki imanın birinci derecedeki ifade aracı sözdür.</div>
<div></div>
<div>İnandığını sözle ifade ettiği bilinmeyen kişinin mü’min olduğunu gösteren bir amel işlemesi, meselâ; namazlarını kılması ikrar yerine geçer. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Kim bizim namazımızı kılar, bizim kıblemize yönelir, bizim kestiğimizi yerse işte o Müslüman’dır.”(6)  buyurmuştur.</div>
<div></div>
<div>İmanda kesinlik esas olduğundan, inanılması gereken hususlardan herhangi birinde şüpheye düşen veya herhangi bir iman esasına inanmakta tereddüt eden kimse mü’min değildir. Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c.) tarafından gönderildiğine inandığı hâlde sure veya ayetlerinden herhangi birinin veya bir ayetin bir bölümünün Allah’ın (c.c.) kelâmı olmayabileceğini düşünen ya da bunda şüphe eden kimsenin imanı geçersiz olur.(7) Örneğin, Fâtiha suresinin veya bir ayetinin Kur’an’dan olduğuna kesin olarak inanmayan kimse mü’min sayılmaz.</div>
<div></div>
<div>İmanın geçerli olması için imanın şartları dediğimiz altı esasın tamamına ayrım yapmadan inanmak şarttır. Bunlardan birini inkâr etmek imanı yok eder. Meselâ, diğer iman esaslarına inandığı hâlde ahiretin varlığını inkâr eden kimse mümin olamaz.(8)  Ayrıca, dinden olduğu kesin olarak bilinen inanç, ibadet, ahlak ve toplum hayatıyla ilgili hükümlere de inanmak gerekir. Bunlardan herhangi birini kabul etmeyen kimse mü’min sayılmaz. Allahü Teâlâ, “Onlar, Kur’an’ı bölüp ayıranlardır. Rabb’in hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.”(9) buyurarak Kur’an-ı Kerim’deki hükümlerin bir kısmına inanmayanları uyarmaktadır. Meselâ, şartlarını taşıyan kimsenin zekâtını vermesi Allahü Teâlâ’nın emridir.(10) Zekâtın farz ve İslâm dininin bir rüknü olduğu hadislerde de açıklanmıştır.(11) Bir kimse, zekâtın farz olduğunu kabul etmese iman etmiş olmaz.</div>
<div></div>
<div>Allahü Teâlâ’nın varlığına, birliğine; Rab, İlâh ve Ma’bûd oluşunda, isim, sıfat ve fiillerinde, emir ve hükmetmesinde ortağının bulunmadığına inanmak imanın gereği olduğu gibi Allah’ın (c.c.) kendine özgü sıfatlarının tamamına inanmak da imanın gereğidir. Bunlardan herhangi birini reddetmek, meselâ, Allahü Teâlâ’nın ezelî ve ebedî olduğunu inkar etmek veya O’nun yaratıcılığını kabul etmeyerek varlıkların kendiliğinden oluştuğunu ya da başka varlık tarafından yaratıldığını iddia etmek imana aykırı olup küfürdür. “O, Allah’ı bırakıp kendisine ne faydası ne de zararı dokunacak şeylere yalvarır. Bu, (haktan) büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.”(12) ayetinde de dikkat çekildiği üzere Allah’tan (c.c.) başkasını ilâh kabul edip ondan yardım beklemek, Allah’tan (c.c.) başkasını ibadete layık görüp ona tapınmak, Allahü Teâlâ’yı herhangi bir varlığa ya da herhangi bir varlığı Allah’a (c.c.) benzetmek veya Allah’a (c.c.) özgü isim veya sıfatları O’ndan başkasına nispet etmek de şirktir.</div>
<div></div>
<div>Tağuta, yani Allah’ın (c.c.) emirlerini reddeden ya da kendisinin tanrı olduğunu iddia eden veya haramı helâl, helâli haram sayıp bunu insanlara kabul ettirmeye çalışan, insanları Allah’ın (c.c.) hükümlerine veya Resûlullah’ın (s.a.v.) kesin emirlerine isyana sevk eden kişi veya kuruma inanıp itaatten, şeytanın iğvalarına bilerek ve isteyerek uymaktan kaçınmak mü’min olmanın şartıdır.(13)</div>
<div></div>
<div>İmanın geçerliliği için dinî hükümlerin tamamının iyi, doğru, hikmetli ve güzel olduğunu kabul etmek, hükümlerde bir değişiklik yapmamak ve her hükmü, Allah’ın (c.c.) ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bildirdiği şekilde kabul ve tasdik etmek gerekir. Meselâ, Allahü Teâlâ’nın veya O’nun vahyi ile Hz. Peygamber’in (s.a.v.) helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul etmek mümin olmanın şartıdır. Çünkü haramı helal veya helali haram sayan kimsenin kâfir olduğu şu ayette açıklanmaktadır: “&#8230; Allah’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve onun haram kıldığını helal kılmak için (haram ayını) bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.”(14) Buna göre; meselâ faiz, rüşvet, gasp, hırsızlık, zina, sarhoşluk veren maddeler, kumar, leş, domuz eti, mü’min olan bir insanı kasten öldürme, iftira, yalan, hile gibi haramlardan herhangi birini helal-mubah sayan, dinin emrettiği farz ibadetleri gereksiz sayan, bu ibadetleri yasaklayan veya gereksiz ya da suç kabul edip yapılmasını engelleyen kimse iman etmiş olmaz.</div>
<div></div>
<div>Allahü Teâlâ veya Kur’an veya diğer İlâhî Kitapların Allahü Teâlâ’dan vahyedilmiş aslı veya peygamberler ya da melekler hakkında hakaretvârî sözler söylemek, alay etmek; mü’mine kâfir, müşrik veya münafık demek, mü’min olmayana mü’min demek, iman etmeden öldüğü bilinen kimseye Allah’tan (c.c.) rahmet dilemek, Kur’an’ın herhangi bir ayeti veya dinin herhangi bir hükmü ya da ezan, namaz gibi şiarı ile alay etmek veya bunları hafifsemek, gereksiz görmek imanı yok eder. İslâm’dan başka dinin mensuplarına benzemek maksadıyla onlara ait dinî kıyafetleri giymek, takmak; fala veya falcılara inanmak da aynıdır.</div>
<div></div>
<div>İmanı ortadan kaldıran herhangi bir inanışı, kanaati, sözü, tavrı, fiili kalben kabul edip onaylamak, övmek, alkışlamak, desteklemek de küfürdür.</div>
<div></div>
<div><b>Devam edecek</b></div>
<div><b>Dipnotlar</b></div>
<div>(1) bk. Nahl, 16/106.</div>
<div>(2) Mâide, 5/41.</div>
<div>(3) Hucurât, 49/14.</div>
<div>(4) Buhârî, “Cihad”, 102; Müslim, “İman”, 8; Ebû Dâvûd, “Cihad”, 104.</div>
<div>(5) Nureddin Sâbûnî, Mâturîdiyye Akaidi, 179.</div>
<div>(6) Buhârî, “Salât”, 28; Nesâî, “İman”, 9.</div>
<div>(7) bk. Bakara, 2/85.</div>
<div>(8) Yunus, 10/45.</div>
<div>(9) Hicr, 15/91-93.</div>
<div>(10) bk. Bakara, 2/43, 110; Tevbe, 9/60; Hac, 22/78; Nûr, 24/56; Ahzâb, 33/33; Müçadele, 58/13</div>
<div>(11) Buhârî, “Zekât”, 1, 33, 34, 35, 41, “Sadaka”, 1, 63; Müslim, “İman”, 31; Tirmizî, “Zekât”, 6; Ebû Dâvûd, “Zekât”, 4; Nesâî, “Zekât”, 4, 5, 46; İbn Mâce, “Zekât”, 9</div>
<div>(12)  Hac, 22/12.</div>
<div>(13) bk. Nahl, 16/36; A’râf, 7/30.</div>
<div>(14)  Tevbe, 9/37.</div>
</div>
<div class="news-info"></div>
<div><strong>Kaynak: Samanyoluhaber | Mustafa Ünal</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-2/">İman, İslâm ve İman-Amel İlişkisi &#8211; 2 | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman, İslâm ve İman-amel ilişkisi &#8211; 1 &#124; Mustafa Ünal</title>
		<link>https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 12:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[İman-amel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allahü Teâlâ, bütün mü’minlerin yalnız kendi dinine uymalarını, hayatlarını her alan ve yönüyle İslâm’a uygun şekillendirip yaşamalarını emretmektedir. İman esaslarının tamamına tereddütsüz olarak inanan ve Allah’ın (c.c.) ahkâmına bilerek ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-1/">İman, İslâm ve İman-amel ilişkisi &#8211; 1 | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Allahü Teâlâ, bütün mü’minlerin yalnız kendi dinine uymalarını, hayatlarını her alan ve yönüyle İslâm’a uygun şekillendirip yaşamalarını emretmektedir. İman esaslarının tamamına tereddütsüz olarak inanan ve Allah’ın (c.c.) ahkâmına bilerek ve isteyerek teslim olan mü’minin;</div>
<div>İnancında, düşüncesinde, kanaatinde, sözünde, hâlinde, tavrında İslâm’ın ahkâmına aykırı davranması; ideolojilere bel bağlaması, beşerî sistemlere gönül rızasıyla boyun eğmesi,</div>
<div>Hâlık’a (c.c.) isyan olan hususta mahlûka itaat edilmeyeceği kesin prensip iken insanların İslâm’a aykırı emir ve kararlarına bilerek ve isteyerek uyması, gerek korku gerekse dünyevî endişe ve maksatlar için önlerinde bel kırıp boyun bükmesi, yaratılmışı ilâhî sıfatlarla vasıflandırıp putlaştırması,</div>
<div>Ahireti kazanmak için verilen ömrünü dünya ve dünyalık için harcayıp da Allah’ın (c.c.) ahkâmının, Resûlü’nün (s.a.v.) ahlâkının tanıtılması adına gayret göstermekten uzak durması; makamı, zenginliği, şöhreti iman ve Kur’an hizmetine tercih etmesi,</div>
<div>Menfaatine en küçük bir halel geldiğinde tepki ve hattâ şiddet gösterdiği hâlde Allah’a (c.c.), Peygamber’e (s.a.v.), İslâm’a, Kur’an’a hakaret edildiğinde, dil uzatıldığında ise sessiz kalması; İslâm’a aykırı sözleri, tutum ve davranışları normal görüp onaylaması,</div>
<div>Allahü Teâlâ Kur’an-ı Kerim’inde, “Hep birlikte Allah’ın I</div>
<div>pi’ne sımsıkı sarılın ve asla ayrılıgˆa düs¸meyin…”(1) emr-i fermanîsiyle vahdet ve ittihadı emrettiği ve Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsaf-ı İslâmiye muhabbet ve ittifakı istediği hâlde adâvete sebebiyet veren ve adi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı iman ve İslâm’a tercih ederek -Kur’an’ın tavsifiyle kardeşleri olan- mü’minlere mesnedsiz fetvalar ve iftiralarla dil uzatıp onların aleyhlerinde bulunması,</div>
<div>Aynı Ma’bûd’a (Allah’a) (c.c.) ibadet etmek, aynı Kitab’a inanmak, aynı Resûl’e ümmet olmak, aynı dini kabul etmek, aynı kıbleye yönelmek gibi kâinatı ve küreleri birbirine bağlayan mânevî zincirler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti gerektirdiği; tevhîd-i imanî tevhîd-i kulûbu istediği, vahdet-i itikad dahi vahdet-i ictimaiyeyi iktiza ettiği hâlde onların yerine şikak ve nifaka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri, dünya menfaatini, politik-ideolojik tercihleri esas alması ve hayatını Allah (c.c.) yolunda yaşamaya niyetli, gayretli ve hamiyetli mü’minlere kin ve husumet beslemesi, düşman olması,</div>
<div>Allahü Teâlâ insanları aynı baba ve anneden (Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’dan) yarattığı, Hz. Peygamber (s.a.v.), hiçbir insanın başkasından üstün olmadığını, üstünlüğün ancak takva yönünden olduğunu belirttiği hâlde insanlar arasında ırk, soy, bölge, makam, mevki, zenginlik gibi farklılıkları bahane ederek ayrım yapması,</div>
<div>Namaz, oruç, zekât, sadaka, hac, hamd, şükür, ma’rufu emr ve tavsiye, münkerden nehy gibi ibadetleri terk etmesi; anne babaya iyilik ve itaat, büyüğe hürmet, küçüğe merhamet, adalet, insaf, doğruluk, dürüstlük, ahde vefa, sözleşme ve anlaşmaya riayet, mahremiyete saygı gibi prensiplere uymaması,</div>
<div>Katl, kumar, zina, hırsızlık, yolsuzluk, faiz, rüşvet, iltimas, yalan, iftira, gıybet, sû-i zan, söz taşıma, ara bozma, hile yapma, kul hakkını gasp, temel hak ve özgürlükleri ihlâl, alkol ve uyuşturucu kullanma gibi haramları kasten işlemesi düşünülemez.</div>
<div>Dolayısıyla Müslümanların yaşadıkları toplumlarda Allahü Teâlâ’nın emr, Resûlullah’ın (s.a.v.) yapıp tavsiye ettiği ibadet, tâat, hayr ve hasenatın mümkün olan azami derecede yerine getirilmesi, ferdî, ailevî ve ictimaî hayatta İslâm ahkam ve ahlâkının esas alınarak uygulanması; her türlü haramdan da kaçınılması mü’minliğin gereği bir zarurettir. Fakat ne yazık ki günümüz Müslüman toplumlarda umumiyetle bunlara uyulmamakta, câhiliyye âdet ve alışkanlıklarının hemen hepsi pervasızca işlenebilmektedir. Bu dejenere ve yozlaşmanın temel sebebi ise iman ve İslâm’ın Kur’anî anlamda kavranamaması ve mü’min evsafıyla yeterince mücehhez olunamamasıdır.</div>
<div>Bu sebeb binaen, “Kur’anî anlamda imanın mahiyeti” üzerinde durup sonra da “İslâm inancının temel özelliklerini” ve “iman-amel ilişkisini”, sonrasında da “iman-ahlâk ilişkisi ve İslâm ahlâkı” konusunu birkaç yazımızda Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) inayeti ölçüsünde izah etmeye çalışacağız.</div>
<div>İmanın Mahiyeti</div>
<div>Arapça “emn” kökünden türemiş olan iman, kelime olarak; inanmak, tasdik etmek, güvenmek, güvende olmak, güven vermek, bir kimsenin sözünün doğru olduğunu onaylamak gibi anlamları ifade eder. Terim olarak iman; Allahü Teâlâ’nın kendine özgü bütün esmâ ve sıfatıyla varlığına ve birliğine, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Allah’ın (c.c.) kulu ve Resûlü olduğuna, onun Allah’tan (c.c.) getirdiği her şeyi tereddütsüz kabul edip bunların doğruluğuna gönülden inanmak, bu inancı dil ile de ifade etmektir.</div>
<div>İnsanın Allah’a (c.c.) tam anlamıyla kul olabilmesi, ibadetlerini istek ve iradesiyle yapması, ibadetlerinin de Allah ( c.c.) katında kabul görmesi için önce iman etmesi gerekir. İnanılması gereken hususlara tereddütsüz yani kesin olarak kalben inanan kimse Kelime-i Şehadet’i söylediğinde mümin kabul edilir.</div>
<div>İslam dininde inanılması gereken esaslar bellidir. Bu esaslar Kur’an’da açıklanmıştır: “Ey iman edenler! Allah’a, Resûl’ü (Muhammed)’e, Resûlü’ne indirdiği kitaba (Kur’an’a) ve daha önce indirmiş olduğu kitaplara (hakkıyla ve gerçek anlamda) iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve ahiret gününü tanımayıp inkâr ederse hiç şüphesiz haktan büsbütün sapıp gitmiş demektir.”(2) Peygamberimiz( s.a.v.) de kendisine “İman nedir?” diye sorulduğunda, “İman; Allah’a (c.c.), meleklere, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’ın (c.c.) yaratmasıyla olduğuna inanmandır.”(3) diye cevap vermiştir.</div>
<div>İnancın doğru olması için Kur’an’da bildirildiği ve Peygamberimizin (s.a.v.) açıkladığı şekilde inanılması zorunludur. Örneğin, Kur’an-ı Kerim’de Allahü Teâlâ’nın doğmadığı ve doğurmadığı belirtilir.(4) Buna rağmen Yahudiler Hz. Üzeyr’in (a.s.), Hristiyanlar ise Hz. İsa’nın (a.s.) Allah’ın (c.c.) oğlu olduğunu(5); Mekkeli müşrikler de meleklerin Allah’ın (c.c.) kızları olduğunu iddia etmişlerdir. Allahü Teâlâ onların bu iddialarını sapkınlık olarak nitelendirmekte ve reddetmektedir.(6)</div>
<div>İman konusu, hadis kaynaklarında geniş şekilde yer almış, kelâm ilminde ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bunun sebebi, dinin temelinin imana dayanması ve dinî hayatın imana göre anlam ve değer kazanmasıdır. Bu nedenle ilâhî mesajlarda imanla ilâhî emirlere uymak arasında sıkı bir ilişki bulunduğuna dikkat çekilir. Müminlerin Allah’tan (c.c.) başkasını ilâh edinmemeleri, O’nun emirlerine uyup yasaklarından kaçınmaları istenir; böylece iradeye dayalı imanın, ibadetlerle desteklenmesinin gerekliliğine işaret edilir. Gerçek müminler, Allah (c.c.) anıldığında yürekleri titreyen, ayetleri okunduğunda imanları artan ve yalnız Rab’lerine (c.c.) güvenen, namazını kılan (ibadetlerini hakkıyla ikame eden), servetlerinden Allah (c.c.) yolunda harcayan kimseler olarak nitelendirilir.(7)</div>
<div>İmanın asıl yeri kalbdir ve imanda asıl olan kalb ile tasdiktir. Tasdik, iman esaslarının tamamının doğru, hak ve gerçek olduğunu, tereddüt göstermeden tam bir inanç içinde kesin olarak kalben kabul edip onaylamaktır.</div>
<div>Devam edecek</div>
<div></div>
<div>Kaynaklar:</div>
<div>(1) Âl-i İmran, 3/103</div>
<div>(2) Nisâ, 4/136.</div>
<div>(3) Buhârî, “İman”, 1; Müslim, “İman”, 1.</div>
<div>(4) İhlâs, 112/3-4.</div>
<div>(5) Tevbe, 9/30.</div>
<div>(6) Bakara, 2/116; Tevbe, 9/30; Enbiyâ, 21/26; Meryem, 19/88-89.</div>
<div>(7) bk. el-Enfâl, 8/2-3.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Samanyoluhaber | Mustafa Ünal</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/iman-islam-ve-iman-amel-iliskisi-1/">İman, İslâm ve İman-amel ilişkisi &#8211; 1 | Mustafa Ünal</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
