<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mümin arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mumin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mumin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Nov 2023 06:42:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>mümin arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mumin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Mümini Bekleyen Beş Afet</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2023 06:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Beş âfet]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=35290</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ في قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ Onlardan sonra gelenler&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ في قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ</strong></p>
<p>Onlardan sonra gelenler (başta muhacirler olarak, kıyamete kadar gelecek müminler): “<strong>Ey kerim Rabbimiz, derler, bizi ve bizden önceki mümin kardeşlerimizi affeyle! İçimizde müminlere karşı hiçbir kin bırakma</strong>! Duamızı kabul buyur ya Rabbenâ, çünkü Sen Rauf’sun, Rahîm’sin!” (şefkat ve ihsanın son derece fazladır). (Haşr;10)</p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, “<strong>Müminleri Bekleyen Beş Afet</strong>” hakkındadır.</p>
<p>Allah’a (cc) imandan sonra; o yüce imanı, susamış başka gönüllere ulaştırma gayreti içerisinde olmak şahsın durumuna göre her mümin için farz-ı ayndır, yani her Müslümanın yapmakla sorumlu olduğu ibadettir. Hayırlı işlerin muzır mânileri olur fehvasınca; alimlerimiz inananlar arasında dikkat edilmesi gereken beş sinsi hastalıktan bahsetmişlerdir ve Allah yolunda hizmet eden insanları, bu hastalıklara karşı uyarmışlardır. Bu âfetlerin her biri ruha tuzak ve kalbi öldüren amansız birer hastalıktır. Ancak bunlar aşılamayacak hususlar da değillerdir.</p>
<p><strong>Bu afetlerin birincisi; menkıbe Müslümanı olma:</strong></p>
<p>Başkalarına ait meziyetleri ve faziletleri anlatmakla yetinip, başkalarının kahramanlıklarını destanlaştırıp; öyle olma duygu, düşünce, hamle ve gayretinden mahrum yaşamaktır. Yani bir nevi evliya menkıbeleriyle müteselli olup, evliya olma, yani Allah’a (cc) dost olma duygu ve düşüncesinden mahrum olmak, ciddi bir afettir. Zühd, takvâ, ihlâs ve samimiyetle gece gündüz çırpınan her fert, hayran olduğu, hayranlıkla destanlarını anlattığı insanların keyfiyetini kazanmaya çalışmalıdır. Mesela, “Falan zat her gece nafile yüz rekât namaz kılardı, falan zat ise senenin yarısını oruçlu geçirirdi.” şeklinde yaşanmış ve yaşanması muhtemel güzel örnekler verip de benzer ibadet aşkıyla, gayretiyle yaşamıyorsa insan, bu durum şüphesiz o insan için bir afettir.</p>
<p>Medenî dünyanın ilim ve teknolojisinin arkasında İslâm âlimlerinin bir dönem yaptıkları önemli çalışmaların büyük katkısının olduğu hakikatini, bugün insaf sahibi herkes kabul etmektedir. Ancak bunu anlatıp da onlardaki ilim aşkından mahrumiyetle tembel tembel oturmak da bizim için bir afettir.</p>
<p><strong>İkinci âfet; büyüklerin büyüklüğünü kabul etmeme:</strong></p>
<p>Kendini aşırı beğenmişlik bazen öyle bir kerteye varır ki, insan gururun ve kendini beğenmişliğin bir ifadesi olarak, kendisini o büyüklerin seviyesinde hatta daha ileride görebilir. Mesela, Allah’ın (cc) veli kullarını ve ilmiyle amel eden gönül eri âlimleri kendisi gibi görme ve “İhtimal ki, Şâh-ı Geylânî de, Nakşibendî de, Ebû Hanîfe de benim gibi bir insandı!” gibi sözler sarf etme, bu tür bir hastalığın sözlere yansımış şeklidir. Böyle düşünen kimse, büyüklerin füyûzâtından ebediyyen mahrum kalabilir. Allah (cc) muhafaza buyursun.</p>
<p>Evet, aziz Müslüman! Şu hakikati teslim edelim; biz kat’iyen İmam Ebû Hanife, İmam Şafiî, İmam Malik veya Ahmed İbn Hanbel olamadığımız gibi, Şâzilî, Ahmed Bedevî, Ahmed Rufaî, Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend ve İmam Rabbânî de değiliz ve olamayız. Binaenaleyh bir insanın kendini, tasarrufları –Allah’ın inayet ve izniyle– asırlarca devam eden kimselerle müsâvi görmesi kadar büyük bir gaflet ve dalâlet olamaz. Herkes bu hususta haddini bilmeli ve onlara yaklaşma adına ihlasla, sebatla gereken ceht ve gayreti göstermelidir. Onlar alamasak da bir ömür samimi gayretle, Allah’ın (cc) izniyle velayet, yani Allah’a (cc) dost olma ufkunu ihraz edip o yüce kametlerle arkadaş olabiliriz!</p>
<p><strong>Üçüncü âfet; Vesile ve vasıtaların asıl gaye yerine geçmesi:</strong></p>
<p>İnsanlar her hizmete, her yüce davaya, şevkle sahip çıkarlar, onu tahakkuk ettirmek için çeşitli vesilelere başvururlar. Yüce duygu ve düşünceleri gönüllere yerleştirmek için müesseseler açarlar. Hedefe giden yolda kullanılan sebeplerin vesileliği unutulur, bunlara asıl gaye olarak bakılır ve o müesseseler esas olarak ele alınır, böylece insanlar hedeften ve gayeden sapmış olurlar. Yani dînî duygu ve düşüncenin serpilip gelişmesi için açılan müesseselerde o vazifenin yapılamamasına, gerektiği şekilde edâ edilmemesine karşılık, hâlâ bir kısım müesseseler açılmakta ise, müesseselerin vesile olmaları unutulmuş ve bu vesileler gâye yerine konulmuş olur. Vesilelere gâye diye tapmak da mümini bitiren bu beş âfetten bir tanesidir.</p>
<p><strong>Dördüncü âfet; İstişaresiz hareket etme:</strong></p>
<p>Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için hizmet eden müminlerin, sadece kendi ilim, idrâk ve bilgilerine güvenip müstakil olarak hareket etmeleri; başka ilim, irfan ve düşünce kaynaklarına müracaat etmemeleri, hususiyle de ihtisasa saygılı olmadan, ‘Ben, bana yeterim!’ düşüncesi ile hareket etmeleri, büyük bir âfet ve gaflettir. İnsan çok akıllı ve ilim ehli dahi olsa katiyen istişareden vazgeçmemelidir. Zira istişare bir vazifedir. “İstişare eden kaybetmez!” buyurur Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem). Bir Arap atasözünde de denildiği gibi, “İki ilim bir ilimden hayırlıdır.” Böyle olunca, üç ilim bir ilimden haydi haydi hayırlı olmuş olur. Ayrıca istişarede bulunan insan, başkalarının ilmini de kendi ilmine katmış ve onların düşüncesiyle de hareket etmiş demektir.</p>
<p><strong>Beş hastalığın sonuncusu; mümin kardeşlerimizin iman ve Kur’an aşkının sönmesidir:</strong></p>
<p>Bu afeti, <strong>insanda yavaş yavaş İslâmî aşk ve heyecanın, dînî duygu ve düşüncenin, mücahede azminin sönmesi ve ferdin metafizik gerilimini kaybetmesi</strong> şeklinde de ele alabiliriz. Zira metafizik gerilimin korunması ve mücahede ruhunun daima canlı tutulması, bir milletin ebediyen yaşayabilmesinin en büyük garantisidir. İman ve îmanî hakikatlere düşkünlüğün kaybolması şeklinde de ifade edebileceğimiz bu afeti, bin aşk ve şevkle çıkılan yolda, yola ve yolun güzelliklerine bağlanıp kalmak ve hedefi unutmak, olarak da tarif edebiliriz.</p>
<p>İmana ve Kurana hizmet aşk ve şevkinin sönmesi veya dünyanın geçici güzelliklerine karşı duyulan yaşama arzusunun ve hâneperestliğin ruhlara hâkim olması, çoğu zaman maksadın aksiyle tokat yemeye sebebiyet vermiştir. Buna mukabil hayatını iman ve Kur’an’a hizmet aşkıyla geçirip izzetle yaşayan kimseler ise hem kendileri, hem aileleri, hem haneleri, hem de milletleri ile beraber izzet içinde yaşamışlardır.<br />
Rabbim, hepimizi dile getirilen bu ve benzeri afetlerden korusun! Bizleri, menkıbe kahramanlarını dinleyip de onlar gibi olmamaktan, büyüklerin büyüklüğünü kabullenemeyip kendimizi beğenmişlikten, hizmet adına açılan müesseselerin insanlığa hizmet yolunun dışında dünyevi maksatlara alet edilmesinden, meşveretsiz hareket etmekten ve İslâmî aşk ve heyecanımızı kaybetmekten muhafaza buyursun! Amin!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/11/hutbe5.docx">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet.</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-mumini-bekleyen-bes-afet/">CUMA HUTBESİ | Mümini Bekleyen Beş Afet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Müminlerin Özellikleri</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muminlerin-ozellikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 21:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cuma hutbe]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=34748</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN : ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ الم (1) ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (2) الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (3) وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muminlerin-ozellikleri/">CUMA HUTBESİ | Müminlerin Özellikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN : ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>الم (1) ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (2) الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (3) وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (4)</strong></p>
<p>“Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle ifa ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler. Hem sana indirilen kitabı hem de senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar. (Bakara;1-4)</p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Mü’minlerin Kur’an daki Özellikleri</strong> Hakkındadır.<br />
Kur’an da; inananların, diğer insanlardan ayırt edici özellikleri genel hatları ile şöyle anlatılır:<br />
Gayba îmanla beraber beş vakit namazı şartlarına riayet ederek yerine getirmek,<br />
Allah ’ın verdiği rızıktan bir miktarını ihtiyaç sahiplerine vermek,<br />
Semavi kitapların tamamına îman ve ahirete hiç şüphe etmeksizin inanmak,<br />
Faydasız oyun, eğlence ve boş sözlerden kaçınmak, vaktini boş geçirmeyip zamanın kıymetini bilmek,<br />
Zinadan, adam öldürmeden, bütün kötülüklerin anası olan içkiden kendini korumak,<br />
Emanete riayet edip yerli yerince sahibine vermek,<br />
Seher vaktinde istiğfara devamla daima Allah’tan korkmak,<br />
Gücü yettiğince hayırlı işlere koşmak, insanlık gereği işlediği günâha tevbe etmek,<br />
Üzerindeki nimetlere şükretmek,<br />
İnsanlar arasında iyi olan şeylerin yaygınlaşmasına, kötü olan şeylerin terkine çalışmakla beraber Allah’ın bütün emir ve yasaklarını korumak,<br />
Kibir, böbürlenme, yalan yere şehadet, fasıklara yardım gibi kötü huyları terketmek,<br />
Cahil ve akılsızların kötülüklerine yumuşaklıkla muamele ve iyilikle karşılık vermek.<br />
<strong>İşte bunlar Kur’an’ın müminlerden istediği üstün meziyetlerdir.</strong></p>
<p>Cenab-ı Hak müminlerin ilk beş özelliğini Bakara suresinin başında şöyle beyan etmiştir.<br />
<strong>Birincisi gaybe imanlarıdır.</strong> Gaybe îman, Allah Teâlâya, meleklerine, Yüce Peygamberlere, Kitaplara, Ahiret gününe, ahirette hesaba çekileceğimize, mizana, Cennet ve Cehenneme îmandır ki, insan bunları, gözüyle görmese bile, görmüş gibi inandığından, <strong>bunlara iman, gaybe îmandır.</strong></p>
<p><strong>Müminlerin ikinci sıfatları</strong>, namazı güzelce kılmalarıdır. Cenab-ı Hak îmandan sonra bedenle yapılan ibadetlerin en yükseği olan namazı zikretmiştir.</p>
<p><strong>Müminlerin üçüncü özellikleri,</strong> mal ile igili ibadetlerin önemlisi olan zekâtı vermeleridir. Müminlere yakışanın, mallarının zekâtını vermek olup, zekâtta cimriliğin caiz olmadığına işaret etmiştir.</p>
<p><strong>Müminlerin dördüncü sıfatları</strong>, Allah tarafından diğer peygamberlere indirilen kitapların asıllarına îman etmektir.</p>
<p><strong>Müminlerin beşinci sıfatları,</strong> ahirete ve ahiretin ahvâline, ahirette karşımıza çıkacak bedenle birlikte dirilmeye, haşre, mizana, sırata, cennete ve cehenneme îman etmektir. Allah Tealâ mü’minlerin güzel yönlerini şöyle açıklar: <strong>(الَّذِينَ هُمْ فِي صَلاَتِهِمْ خَاشِعُونَ)</strong> Yani “Gerçekten kurtulan müminler, öyle kimselerdir ki, onlar namazlarını <strong>huşû üzere, tam bir saygı ile eda edenlerdir</strong>.” (Mü’minun;2)</p>
<p><strong>Huşu</strong>; namazda Allah’ın dışındaki her şeyi terkederek, himmetini ve kalbini birleştirmek, bütün organları sükûnet üzere bulunmak, sağına soluna iltifat etmemek, gözünü secde yerinden ayırmamak, daima huzur-u ilâhide bulunduğunu tefekkür etmektir. Namazda huşu, namazın kabulünün ve sevabının şartıdır. Huşusuz eda olunan namazda kişi farz borcundan kurtulsa da Allah’ın rızası ve sevabından mahrum kalır.</p>
<p><strong>(وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ)</strong><br />
“Müminler o kimselerdir ki onlar, lüzumsuz, maddî ve manevî faydası olmayan boş söz, boş laflar, boş yere vakit geçirmekten uzaklaşırlar.” (Mü’minun;3) <strong>Çünkü mümine lâyık olan dünyevî ve uhrevî faydası olmayan şeylerle meşgul olmamaktır</strong>. (Mü’minun;4).</p>
<p>Yine <strong>(وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ</strong>) “müminler o kimselerdir ki, onlar zinaya âlet olan yerlerini haram olan şeylerden korurlar.” (23/5). Zira zina gibi bütün dinlerde haram ve âlemin yıkılışına sebep olan şeyi yapmak, müminlere yakışmaz.</p>
<p>Yine (<strong>وَالَّذِينَ هُمْ لأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ)</strong> “Müminler o kimselerdir ki onlar, Allah tarafından kendilerine tevdi olunan İlâhî emirlere, insanlar tarafından kendilerine bırakılan emanetlere, birbirlerine verdikleri söze ve anlaşmalarına tamamiyle riayet ederler.” (Mü’minun;2/8)</p>
<p>Kur’an’dan devam edelim öğrenmeye; Cenneti kazananıp, ödüllerine kavuşanlar anlatılırken,<br />
<strong>آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ}كَانُوا قَلِيلاً مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ</strong> “Rablerinin verdiği mükafatı alan Müminler, ahiretten evvel Rablerini görmüş gibi ibadet eden, helâlinden mal kazanıp muhtaçlara yardım eden muhsinlerdir ve onlar gecede az uyuyan ve çok ibadet eden kimselerdir.” Buyrulmuştur. (Zâriyât, 51/16-17).</p>
<p>(<strong>وَبِاْلأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ</strong>) “Müminler, seher vaktinde istiğfar ederler.” (Zariyat/51;18). Seher vakti, insanların Rabblerine münacâat edecekleri zamanın en değerlisi olduğundan, o vakitte istiğfar eden kimseleri Cenab-ı Hak övmüş, istiğfara teşvik etmiş ve o vakitte istiğfarı, müminlerin yüce vasıflarından saymıştır. Seher vaktinde uyanık bulunmak, vücuda faydalı olduğu gibi, <strong>o vakitte yapılan dualar da diğer vakitlerdeki dualardan üstün sayılmıştır.</strong></p>
<p>Ve diğer âyette ehl-i îmanın sıfatını beyan hakkında Allah Teâlâ <strong>(وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ</strong>) “onların kalpleri, Rabblerinin huzuruna dönecekleri mülâhazasıyla korkar ve titrer.” (Müminun/ 23;60). <strong>Ve daima işlerini, İlâhî huzurda mahcup olmayacak bir şekilde düzene koyarlar.</strong> Yani <strong>(أُولَئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ)</strong> “şu yüce vasıfları taşıyan mü’minler, <strong>hayırlı işlere koşmada acele ederler; onların hâl ve şânları hayırlı işlere koşmada diğerlerini geçmektir</strong>.” (Müminun/23;61). Çünkü bunlar, Allah’ın azabından korkup ahirete inandıklarından ömürlerinin bir kısmını hayırlara sarfederek emsallerinden ileri gitmeğe gayret ederler.</p>
<p>Başka bir âyette müminlerin özelliklerini beyan hakkında Cenab-ı Hak:<br />
<strong>التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ</strong> buyurmuştur.</p>
<p>Yani kendilerine Cennet vadedilen mü’minler, o kimselerdir ki, onlar insan olmanın gereği yaptıkları kusurlarına tevbe ve pişmanlık duyar, gururunu kırıp Allah’tan af diler ve Allah’a ibadetle, nail oldukları nimetlerin şükrünü yerine getirme hususunda Allah’a hamdederler. Ve onlar bu kadarla da yetinmez, Allah’ın nimetlerinden istifade etmek üzere ticaret, ilim tahsili ve yanlışla mücahede gibi hayırlı işler için seyahat eder, <strong>seyahatlerinde namazlarını terketmez</strong>, rükû ve secdeyle meşgul olurlar. Ve mü’minler kendi cinslerine emri bilma’ruf ve nehyi anilmünkerden dahi geri durmazlar. <strong>İşte böyle olan mü’minleri Habibim sen Cennetle müjdele!”</strong> (Tevbe/9;112)</p>
<p>Diğer âyette kâmil müminlerin vasıflarını beyan hakkında Allah Teâlâ:<strong> وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلاَمًا</strong> buyurmuştur. Yani Rahman Teâlâ’nın halis kulları o kimselerdir ki onlar, yeryüzünde sükûnet, vakar ve mükemmel bir mütevazilikle yürürler ve asla kibirlenmezler. Herhangi bir kimseyle de tartışacak durumlara meydan vermezler. Onlara birtakım câhiller sevmedikleri sözlerle hitap ettiklerinde, onlar o cahillere selametle dua ve iyilikle karşılık verirler. Onların çirkin sözlerine çirkinlikle karşılık vermeğe tenezzül etmezler.” (Furkan/25;63)</p>
<p>Ve <strong>(وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا</strong>) “Allah’ın halis kulları, geceleyin evlerinde gecelediklerinde, Rabblerine secde ve İlâhî huzurda namazla vakit geçirirler ve riyasız bir şekilde kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışırlar. Hâlis müminler o kimselerdir ki onlar, Rablerine münacaat ve niyazlarında: “Ey Rabbimiz! Âsiler için hazırlanan cehennem azabını üzerimizden kaldır” derler. Allah’ın halis kulları o kimselerdir ki onlar, muhtaçlara az vermekle fakirleri de sıkıntıya sokmazlar. Halis mü’minler Allâh’la beraber başka bir ma’buda ibadetle şirk etmezler. Ve onlar “Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler.” “Allah’ın mü’min halis kulları zina da etmezler.” Çünkü zina, korunması istenilen nesebi zayi ettiğinden, haram olan şeylerin en zararlısı ve en çirkinidir. Ve “Halis mü’minler, o kimselerdir ki onlar, yalan yere şahitlik etmezler&#8230;” (25/64-72).</p>
<p>Kıymetli Mü’minler;</p>
<p>Bunlar Kur’an’ın beyan ettiği, mü’minin yüce vasıfları ve güzel ahlakıdır. Bize düşen şey ise bu sıfatları hayatımıza taşımaktır. Rabbim kul olmanın hakkını verenlerden ve böylece hem dünyada hem ahirette mutlu olanlardan eylesin.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/10/MUMINLERIN-OZELLIKLERI.-HUTBE.-06.10.23.docx">MÜ&#8217;MINLERIN ÖZELLIKLERI. HUTBE. 06.10.23</a> WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/10/MUMINLERIN-OZELLIKLERI.-HUTBE.-06.10.23.pdf">MÜ&#8217;MINLERIN ÖZELLIKLERI. HUTBE. 06.10.23</a> PDF</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-muminlerin-ozellikleri/">CUMA HUTBESİ | Müminlerin Özellikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Zavallı Kimseler Mü’minken Zalimleşenlerdir!.. &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/en-zavalli-kimseler-muminken-zalimlesenlerdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 04:30:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[zalim]]></category>
		<category><![CDATA[Zavallı Kimse]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27578</guid>

					<description><![CDATA[<p>En Zavallı Kimseler Mü’minken Zalimleşenlerdir!.. *Fakat kanaat-i acizânemce, bu çekmelere belki insan katlanabilir. Şu anda birilerinin sizi preslemeleri, alıp sağa sola savurmaları, insanî haklardan mahrum etmeleri, adalet gözetmeden hakkınızı yemeleri&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-zavalli-kimseler-muminken-zalimlesenlerdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">En Zavallı Kimseler Mü’minken Zalimleşenlerdir!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">En Zavallı Kimseler Mü’minken Zalimleşenlerdir!.. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Fakat kanaat-i acizânemce, bu çekmelere belki insan katlanabilir. Şu anda birilerinin sizi preslemeleri, alıp sağa sola savurmaları, insanî haklardan mahrum etmeleri, adalet gözetmeden hakkınızı yemeleri ve hukukunuza tecavüz etmeleri… Bunlar, zalimin, gaddarın, hainin yaptığı çok hafif şeylerdir. Ayrıca, zulüm zirve yaptığı zaman, Allah (celle celâluhu) cezalandırır. Dünyada en acınacak insanlar, hele bir de mü’min iseler, başkalarının hukukuna tecavüz eden zalimlerdir. Çünkü size zulmetmişlerse, çok yakın bir gelecekte, Allah (celle celâluhu) onları tepetaklak edecek ve cezalandıracaktır. Bu defa o mazlumlar (!) karşısında sizin içiniz cız edecek, acı duyacaksınız; çünkü insansınız! Zalim insanlığını yitirmiş; siz insanlığınızı yitirmediğinizden dolayı, insanlara karşı alaka duyacak ve acıyacaksınız. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*“Allah insanlara zulmetmez. İnsanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.” (Yunus, 10/44) Zulmetmek suretiyle zulüm muamelesine çağrıda bulunuyorlar. Birilerinin hakkını yemek suretiyle, bir gün bütün haklarının ellerinden alınmasına kendilerini mahkûm ediyorlar. Olmazsa burada, çok yakın bir gelecekte.. can hulkuma geldiği halden başlayarak kabirde Münker ve Nekir’e cevap vermeye, ondan berzah hayatındaki ve mahşerdeki azaba kadar, çok yakın bir gelecekte.. öyle azaplara duçar olacaklar ki, orada, o ezilmişlik içinde şefkat dilenircesine, gözlerini sizin gözlerinizin içine dikecek, “Ne olur hakkınızı bize helal edin!” diyecekler.. ama geçmiş olacak artık o mesele!.. En Ağır İmtihan: Dava Arkadaşlarının Birbirleriyle Yaka Paça Olmaları </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*İşte bütün bunlardan daha kötü bir tehlike var: Bir gün bütün dünyanın size açılması.. hizmet eden bazı arkadaşların, kendi ettikleri hizmetin altında kalmaları.. hizmetlerine bakarak “ben” demeleri.. “Bana da şu denmeli! Ben de şöyle gösterilmeliyim! Ben de bir yerden geçerken, millet bana kıyam etmeli, tazimde bulunmalı!..” mülahazaları.. Cenâb-ı Hakk’ın eltâf-ı Sübhâniyesi karşısında herkesin kendine bir pay çıkarması.. kendine nispet ettiği şeylerden dolayı bir beklentiye girmesi.. ve aynı dava, aynı daire içinde bulunan insanların birbiriyle yaka-paça olmaları… Bu öyle ağır bir musibettir ki; Bedir’deki savaştan daha ağırdır; Uhud’daki savaştan daha ağırdır; Huneyn’deki savaştan daha ağırdır. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Hizmet-i imaniye ve Kur’aniye adına en çok korkulacak husus şudur: Bir gün </span><span class="strikethrough style-scope yt-formatted-string" dir="auto">hafizanallah</span><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto"> bazılarının </span><span class="strikethrough style-scope yt-formatted-string" dir="auto">bugün bir kısım kimselerin yaptığı gibi</span><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto"> bazı kazanımlarını kendi refahları, huzurları, mutlulukları, saadetleri adına kullanırken rakip saydıkları insanları ezmeyi de haklarıymış gibi görmeleridir. Öyle olmasın inşaallah!.. İçimizde o duygu varsa, kuyruğunu dikip bizi zehirlemeden evvel, Cenâb-ı Hak emanetini alsın, öbür dünyaya götürsün!.. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Meşru dairede, ticaretle, yatırımla kazandığımız şeyleri kazanmış olabiliriz. Fakat Kur’an’a, imana gönül vermiş insanlar olarak, giderken arkada bir dikili taş bırakmadan gitmeye Cenâb-ı Hak hepimizi muvaffak eylesin!.. Varsa imkânlarınız </span><span class="strikethrough style-scope yt-formatted-string" dir="auto">şurada burada sakladığınız bir kefen parası hariç</span><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto"> vasiyetnamenize yazın, onu da mutlaka bir hayır müessesesine vakfedin, hibe edin, bağışlayın. Tâ öbür tarafa öyle saray maray, kapıkulları, halayık, şöhret, debdebe, ihtişam, değişik giysiler… gibi hesabının altından kalkılamayacak şeylerle gitmemeye bakın!.. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*İç çekişmeler bitmeyen çekişmelerdir, sonu gelmeyen çekişmelerdir; ona düşmemek için bizim rehabiliteye, kalbî ve rûhî hayata yönlendirilmeye çok ihtiyacımız var. “Dünya bir pislik yığınıdır. Onun arkasından koşanlar da kelblerden başkası değildir!” buyuruyor İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem). Ticaretiyle, yatırımıyla, içte ve dışta yaptığı işlerle meşru dairedeki kazanımlar müstesnadır bu mevzuda.</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/en-zavalli-kimseler-muminken-zalimlesenlerdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">En Zavallı Kimseler Mü’minken Zalimleşenlerdir!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek mü’min sözleriyle değil, muameleleriyle belli olur! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/gercek-mumin-sozleriyle-degil-muameleleriyle-belli-olur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2022 04:30:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[muamele]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.” *Büyük işler yapmalı fakat sonra hemen arkaya çekilip gizlenmeli. Edip eylenen, ortaya konulan başarılarla görünmemeli. Onlarla takdir edilme, alkışlanma arkasına düşmemeli.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gercek-mumin-sozleriyle-degil-muameleleriyle-belli-olur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Gerçek mü’min sözleriyle değil, muameleleriyle belli olur! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.”</p>
<p>*Büyük işler yapmalı fakat sonra hemen arkaya çekilip gizlenmeli. Edip eylenen, ortaya konulan başarılarla görünmemeli. Onlarla takdir edilme, alkışlanma arkasına düşmemeli. İnsan, herkesten daha iyi bilen birisinin mevcudiyetine yürekten inanıyorsa, O’nun bilmesini yeterli bulmalı. Evet, O biliyorsa, yeter!.. Kayda değer buluyorsa, yeter!.. Kıymet atfediyorsa, yeter!.. O bildikten, bulduktan, kıymet atfettikten sonra bütün dünya reddetse, ehemmiyeti yoktur. Peygamber Yolunda Taklitten Tahkîke, Nazarîden Amelîye</p>
<p>*Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) din-i mübîn-i İslâm’ı bize emanet ederken, فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتيِ وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ، عَضُّوا عَلَيْهَا بالنَّوَاجِذِ “Siz, Benim ve doğru yolda olan Raşid Halifeler’in yolunu yol edinin. Bu yolu, azı dişlerinizle tutar gibi sımsıkı tutun.” buyurmuş; nazarları Hulefa-yı Râşidîn’in yoluna çevirmiştir; çünkü o yol Peygamber yoludur. Hadis-i şerifteki “Azı dişleriyle tutma” tabiri, Arapça’da kullanılan bir ifade tarzı, bir idyumdur. Şu manaları ihtiva etmektedir: Benim ve Raşid Halifeler’in yolunu hiçbir zaman bırakmayacak şekilde âdeta bir kerpetenle tutar gibi sımsıkı tutun; ona sımsıkı sarılın. Sadece ellerinizle, pençelerinizle değil, azı dişlerinizle de sıkı tutun; onu elden kaçırmamaya çalışın.</p>
<p>*İnsanların hayatında nazarî Müslümanlığı amelî Müslümanlığa çevirmek, taklit ortamında elde edilen Müslümanlığı tabiatın bir derinliği haline getirmek Raşid Halifeler’in yolu sayesinde olmuştur. Onlar, temsillerini deyip ettiklerinin on adım önünde götürmüşlerdir. Aslında bir mü’minin bir numaralı hedefi de bu olmalıdır: Mü’min, yetiştiği kültür ortamından elde ettiği o taklidî ve nazarî imanı, amelî ve tahkikî iman seviyesine yükseltmeye çalışmalıdır.</p>
<p>*Bir insanın, herhangi bir araştırma lüzumu duymadan, görüp duyduğu gibi inanması ve netice itibarıyla da davranışlarını ona göre ayarlaması bir taklittir. Bu türlü davranışta muhakeme ve dolayısıyla da “ilm-i yakîn” bulunmadığından, kitlelerin akışına, hârîcî müessirlerin ağır basmalarına göre, sık sık yer ve yön değiştirmeler olabilir. Ayrıca, fen ve felsefeden gelen dalâlet ve küfran karşısında taklit Müslümanları mukavemet edemezler. Bu bakımdan da -bilhassa günümüzde- tahkîkî imana ulaşma yollarının araştırılmasına ve bu konuda insanların uyarılmasına ihtiyaç hatta zaruret vardır. Gerçek mü’min sözleriyle değil, muameleleriyle belli olur!..</p>
<p>*İnsanlar araştırma mevzuunda hem ciddi, kararlı ve sürekli olurlar, hem de elde ettikleri bilgileri ibadette derinleşme hesabına kullanırlarsa bugün olmazsa yarın tahkîke ulaşabilirler. Güzel davranışlar, salih ameller ve ibadetler, bir süre sonra insanın tabiatı haline gelerek onu, mücerret bilgiyle ulaşılamayan noktalara ulaştırır. Mücerret bilgi ve malûmat, insanı hiçbir zaman, amelin, yaşamanın, tecrübe etmenin ve ibadetin yükselttiği seviyeye yükseltemez. Öyleyse, vicdan mekanizmasını işlettirmek ve ondan semere almak için insan “sâlih amel”e yapışmalıdır.</p>
<p>*Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde iman ve amel-i sâlih beraber zikredilmektedir. Sâlih amel, Cenâb-ı Hak nezdinde güzel ve makbul olan iş demektir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât ve sadaka vermek gibi ameller amel-i sâlihe dâhildir. İmanın tabiata mâl edilmesi ve iç derinliği haline gelmesi bu salih amellerle gerçekleşir. Hadislerde beyan edildiği üzere; “Din, muameledir”; tavırdır, davranıştır, haldir. Hatta bir ifadeye göre, “Gerçek mü’min muâmelâtıyla belli olur!” Bu biraz daha derin; yani, mü’min, alış-verişiyle, ticâretiyle, idârî hayatıyla, haram-helal gözetmesiyle, o mevzuda hassas hareket etmesiyle, şüpheli şeylere karşı da hassas yaşamasıyla belli olur.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gercek-mumin-sozleriyle-degil-muameleleriyle-belli-olur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Gerçek mü’min sözleriyle değil, muameleleriyle belli olur! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mü’min, doğru karşısında geri adım atabilmelidir! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/mumin-dogru-karsisinda-geri-adim-atabilmelidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2022 04:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26151</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzafi bir sarsıntının her şeyi allak bullak ettiği, bir insan olması yönüyle kalb-i nebevînin inkisara uğrayabileceği, pek çok gönlün de rencide olduğu esnada Allah (celle celâluhu) çok yumuşak bir emirle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-dogru-karsisinda-geri-adim-atabilmelidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Mü’min, doğru karşısında geri adım atabilmelidir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzafi bir sarsıntının her şeyi allak bullak ettiği, bir insan olması yönüyle kalb-i nebevînin inkisara uğrayabileceği, pek çok gönlün de rencide olduğu esnada Allah (celle celâluhu) çok yumuşak bir emirle meselenin yeniden meşveret edilmesini emretmişti: Habib-i Edibim! Sen zaten katı kalbli, hırçın ve haşin olamazsın, değilsin. Öyle olsaydın bu insanlar zaten Senin etrafında kümelenip savaş meydanına kadar gelmez, etrafında hiç toplanmaz ve dağılır giderlerdi. Ey Habib-i Edibim! Bir de onların içtihat hataları oldu. Dolayısıyla فَاعْفُ عَنْهُمْ Sen affet onları! وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ Ve onların affedilmeleri için Allah’tan mağfiret dile!</p>
<p>*Kur’ân-ı Kerim’in, إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا “Yaptıkları bazı şeylerden dolayı şeytan onların ayağını kaydırdı.” (Âl-i İmrân, 3/155) ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, Efendimiz’in çevresindeki o seçkin sahabî topluluğu yaptıkları içtihatta hata etmişlerdi. Âyet-i kerimede, yapılan hata için “iktisap” değil de, “kesp” tabirinin kullanılması da, hatanın bir içtihat hatası olduğunu göstermektedir. Evet, okçular tepesindeki sahabe efendilerimiz, emre itaatteki inceliği kavrayamamışlardı ve neticede muvakkat bir hezimet yaşanmıştı. Fakat, her şeye rağmen Cenâb-ı Hak istişareyi emretmişti: وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ Meseleyi bir kere daha meşveret masasına yatır, müzakereye arz et ve yapılması gerekeni etrafındaki insanlarla bir kere daha görüş!..</p>
<p>*Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), yaşanan bu muvakkat hezimeti zafere çevirmişti. Düşünün ki, Uhud’un hemen akabinde Ebû Süfyan, ordusunu toplamış ve Mekke’ye doğru yola koyulmuştu. Fakat bir ara müşrik ordusu içerisinde Müslümanları tamamen yok etmek için Medine’ye yeniden hücum fikri ortaya atılmıştı. Bu esnada Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ilahi emir gereği ashabıyla yine meşverette bulunmuş, onların gönüllerinin itminanla dolmasına vesile olmuş ve Uhud’a katılan ashabıyla müşrik ordusunu takibe koyulmuştu. Arkadan yara-bere içinde Müslümanların geldiğini gören Ebû Süfyan ise, “Geriye dönüp de yeniden başımıza iş açmayalım. Elde ettiğimiz bu zafer gibi bir şeyle gidip Mekkelileri sevindirelim.” diyerek tekrar Müslümanların karşısına çıkmaya cesaret edememişti de Mekke’nin yolunu tutmuştu. Mü’min kendisinin rağmına olsa da mutlaka hakka boyun eğmeli ve doğru karşısında geri adım atabilmelidir!..</p>
<p>*Görüleceği üzere, İnsanlığın İftihar Tablosu meşverete riayet ederek kendi düşüncesinden -tabiri caizse- geriye adım atıyor. Bize ne olmuş ki bir kısım doğrularımızdan geriye adım atmayalım?!. Bu, başka insanlara saygı göstermenin, onların da doğru düşünebileceğini ve o düşüncelerin de bir işe yarayabileceğini kabul etmenin ifadesidir.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-dogru-karsisinda-geri-adim-atabilmelidir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Mü’min, doğru karşısında geri adım atabilmelidir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müminin Rekabeti ve Faust-Mefisto &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/muminin-rekabeti-ve-faust-mefisto-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 08:09:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Faust-Mefisto]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22964</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Hazmedilememeyi hazmetmek, sindirilememeyi sindirmek, yumruk sallayana yumruk sallamamak, baş sallayana baş sallamamak sizin vazifeniz. Her gün sıkıntılar katlanarak artacak, durum daha da zorlaşacak. Hissî rekabetler haset sınırına dayanacak. Şok yaşamamanız&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminin-rekabeti-ve-faust-mefisto-recep-atici/">Müminin Rekabeti ve Faust-Mefisto | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hazmedilememeyi hazmetmek, sindirilememeyi sindirmek, yumruk sallayana yumruk sallamamak, baş sallayana baş sallamamak sizin vazifeniz. Her gün sıkıntılar katlanarak artacak, durum daha da zorlaşacak. Hissî rekabetler haset sınırına dayanacak. Şok yaşamamanız için şimdiden görmek lazım bunları. Bazen müminin rekabeti kâfirin küfründen daha fazla zarar verir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Hocaefendi, bu ifadeleriyle üzerimize doğru gelen Tsunami’yi çok erken fark etmiş ve basiret ehlinin de dikkatini çekmiş. Gerçi bunu görmek için basiret ehli olmak gerekmez. Zira “<em>umur-u hayriyenin çok muzır m</em><em>â</em><em>nileri olur. Şeytanlar o hizmetin h</em><em>â</em><em>dimleriyle çok uğraşır</em>”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> fehvasınca gaye-i hayali bütün insanlığı hayra, iyiliğe ve güzelliğe davet etmek olan kimselere karşı kıskançlık ve rekabet yolun kaderi olup sanki genel bir kaide gibidir. Bir de bu işin fikir mimarı, başkalarına göre sıradan görünüyor ve düşünceleri makul bulunup âlem tarafından kabul görüyorsa, o zaman baştan Habil olmayı kabullenmeniz gerekir.</p>
<p>Bu meyanda insanlık tarihine bakıldığında, “Goethe’nin “Faust-Mefisto” oyunu, yani insanın şeytanla olan mücadelesi, ilk defa şeytanın Hz. Âdem’e olan düşmanlığı ile başlamıştır. Bu, aslında iman-küfür kavgasıdır olup insan nesli var olduğu sürece kıyamete kadar da “Faust-Mefisto” oyunu aralıksız devam edecektir. Bu oyunun figüranları sadece cinnî Şeytanlar (Kehf;18/50) değil, aynı zamanda insî şeytanlar da (En’âm, 6/112) bu oyuna dâhil olacak ve gerçek şeytan hiçbir zaman bilinemeyecektir.</p>
<p>Mefisto, Hz. Âdem’den sonra da evlatları Kabil’in, Habil’i öldürmesiyle oyun kurmaya devam etmiştir.(Mâide; 5/27-31) Peygamber nesli olan Kabil, Habil’i kıskanmış, hırs ve hasedinin kurbanı olmuş ve kardeşini öldürmüştür. Aynı psikolojiyi Hz. Yusuf’un kardeşlerinde de görmek mümkündür. Onlar, lakabı İsrâîl (Meryem 19/58) olan ve bu yönüyle bütün İsrâiloğulları’nın ceddi konumundaki babalarının sofrasına oturmuş olsalar da huy ve karakterlerine sirayet eden kıskançlık ve rekabet marazından kurtulamamışlardır. Kur’an, onları anlatırken şöyle der: <em>Hani o kardeşler; “Biz güçlü kuvvetli olmamıza rağmen, babamız evlatlarını sevme noktasında Yusuf ve kardeşini bize tercih ediyor. Kanaatimizce Babamız apaçık yanılgı içindedir. Yusuf&#8217;u öldürün ya da bir yerlere atın ki, babanızın muhabbeti size dönsün. Sonra da (tövbe eder), salihlerden oluruz.</em>(Yusuf; 12/8-9) Burada görüldüğü gibi insanda cibillî olarak hemhudut olan gıpta-haset, iyi tespit edilip hayra yönlendirilemezse, -nebi evladı bile olsa- telafisi mümkün olmayan sonuçları netice verebilir.</p>
<p>Tarih süzüldüğünde, bu genel kaidenin kıskacından kurtulamamış pek çok mümin görmek mümkündür. Bütün bu hadiselerde karşımıza çıkan netice ise kıskançlığın, diğer adıyla rekabetin nicelerini baş aşağı cehenneme sürüklemesidir. Malumunuz, Ebu Leheb Efendimiz(sav)’in amcasıdır. Oda rekabet hissiyle Efendimiz (sav)’i kıskanılmış ve Bedir’de, Efendimiz(sav) galip geldiğini duyunca kahrolmuş ve tepetaklak cehenneme gitmiştir.</p>
<p>Efendimiz (sav)’den sonra koşusuna devam ettiren Mefisto, Efendimiz (sav)’in torunu Hz. Hasan’ı kendine hedef seçse de o, bu oyun neticesinde büyük bir fitnenin çıkacağını fark eder ve halifeliği Muaviye’ye bırakarak şeytanın oyununu bozar. Ancak buradan umduğunu alamayan Mefisto, bu sefer Hz. Hüseyin’i hedefe koyar ve oyunun figüranı Muaviye’nin oğlu Yezîd’dir.  O, halifeliği şahsında saltanata dönüştürür ve bu yüzden Hz. Hüseyin ona biat etmez. O da bu durumu hazmedemez, şuuraltında biriktirdiği kıskançlık ve hasedi Mefisto yardımıyla intikama dönüştürür. Şimir ve Küfe halkının da desteğiyle, Hz. Hüseyin’in başını gövdesinden ayırtır.</p>
<p>Kur’an ve tarihe ait bu misalleri noktaladıktan sonra günümüze gelirsek, tarihî tekerrürler daimî perspektifinde her şey misliyet çerçevesinde aynıyla cereyan ediyor ve “<em>Biz bu filmi daha önce izlemiştik</em>” dedirtiyor. Dolayısıyla “Hz. Âdem&#8217;e secde emrine isyan bayrağı açan şeytan ne ise, günümüz Mefisto&#8217;ları da onun izinden giderek hemen her gün, iyiye-güzele başkaldırmaktalar. İman ve Kur’an davasına musallat olan bu mülhitler, hak ve adalet bilmez tiranlar, masum insanlara şeytanların yapamadıklarını yapıyorlar. Öyle ki, düşünceleri olabildiğine kirli, içleri kin ve nefretle köpürüp duran bu şer şebekeleri, kendileri gibi düşünmeyen herkese saldırmakta, istediklerini göklere çıkarırken istemediklerini de yerin dibine batırmaktalar. Bundan daha kötüsü ise mesailerini zâlim ve müstebitlerin güdümünde sürdüren bu talihsizler, hep başlarındaki tiranların emellerine hizmet etmekteler.</p>
<p>Evet, bu, dün böyleydi, bugün de değişen bir şey yok. Misal mi istiyorsunuz buyurun: “Yan odada namaz kıldığı halde mazlumlar hakkında mahkûmiyet kararı vererek terfi bekleyen hâkimler. Peygamber yolunun yolcularını fırak-ı dâlle diyecek kadar aklını yitirmiş teologlar. Terör arttıkça oylarımız artıyor diyecek kadar gözü dönmüş neo hariciler. Hırsızlığa, “<em>Zarar-ı </em><em>â</em><em>mmı def için zarar- h</em><em>â</em><em>ss ihtiyar olunur</em>” fetvası veren ulemâü’s-sû. Okul kapatmak için ülke ülke gezen sözüm ona kendisini Halife zanneden Tiran bozması mük’âp cahil ve hampaları&#8230; Evet, hepsi ama hepsi hakikatin başını gövdesinden koparan birer Yezid, birer Şimir’dir.</p>
<p>Netice olarak, Goethe’nin “Faust-Mefisto” oyunu, hâlâ hükmünü icra ediyor. Bu oyunun gereği bazı insanlar, rekabet hissiyle akla hayale gelmedik düşmanlık yapıyorlar. Ancak bizler ilk paragrafta denildiği gibi hazmetmeyi bilmeli ve karakterimizin gereği kapıları kapatmamalıyız. Yaşadığımız bu sıkıntıları vicdan taşıyan herkese anlatmalı ve vazifemizin gereği güneşin doğup battığı her yere gaye-i hayalimizi duyurmaya çalışmalıyız. Sırattan geçmek kadar zor olsa da bu bizim sevdamız diyerek geride kahraman veya cani arama yerine yaraları sarmalıyız.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Ahmet Kurucan, “<em>Zaman Gazetesi</em>”. Bu Ne Hazım Allah Aşkına!</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bediüzzaman, “<em>Lem’alar</em>”, Söz Yay. 2020, s. 268</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminin-rekabeti-ve-faust-mefisto-recep-atici/">Müminin Rekabeti ve Faust-Mefisto | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</title>
		<link>https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2021 06:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Sükûtun Çığlıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22676</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mü&#8217;min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/">Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Mü&#8217;min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu bir âbide insandır. O, bütün bir ömür boyu her işini Allah tarafından görülüyor olma mülâhazasına bağlar ve her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde bulunur. Bu engin ve derin duyuş ve duruşuyla o, halk karşısında da Hak karşısında da hep nazik, terbiyeli, hatırnaz ve incedir. Öyle ki, hayatıyla tehdit edilse, değişik baskılara maruz kalsa ve iftiraya uğrasa da, meşru müdafaanın dışında herhangi bir kabalığa asla tenezzül etmez. Evet, o, Allah&#8217;a kul olmanın benliğinde hâsıl ettiği zarafet ve derinlikle bütün tavır ve davranışlarında fevkalâde kibar, olabildiğine temkinli, dediklerinin-ettiklerinin farkında, her konuda ciddî mi ciddî, aynı zamanda rahat, mülâyim ve herkese sinesi açık müstesna bir insandır.</p>
<p>O, bir yandan, imanın iç dünyasında oluşturduğu genişlik ve zenginlikle karşılaştığı hemen herkesi kucaklar, onlara kâse kâse sevgi sunar ve şefkatle bağrına basar; Allah&#8217;a yakın olmanın bütün güzelliklerini rast geldiği herkese gösterir ve elinden geldiğince onların ruhlarına duyurmaya çalışır; diğer yandan da, Hak&#8217;la karşılaşacağı günün hülyalarıyla yer yer sevinir, kendinden geçer, zaman zaman da derin bir mehâbet hissiyle ürperir ve böyle bir müthiş buluşma heyecanıyla râşeler yaşamaya durur: Görmez çevresindeki kin, nefret sisini-dumanını.. duymaz haset ve iftira fırtınalarının ruhuna çarpıp kırılan esinti ve dalgalarını.. ve bütün bu olumsuzlukların hâsıl ettiği/edeceği stresleri, hafakanları. Zira o artık öyle bir huzurdadır ki, durduğu o muallâ yer itibarıyla silinir gider düşünce ve tasavvur dünyasındaki bütün münasebetsizlikler ve pırıl pırıl bir hâl alır kalb, ruh ve his dünyası. Aslında, her gün birkaç defa nâsezâ-nâbecâ ve yakışıksız şeylerden arınan birinin başka türlü olması da düşünülemez. İç dünyası ötelerden gelen mevhibelerle dopdolu, tavırları her zaman böyle bir zenginlik ve derinliğe ayarlı, yürüdüğü yol belli, hedefi hiçbir şeyle becayiş edilemeyecek ölçüde müteâl, inancı tastamam, nazarında büyükler hep büyük, küçükler şefkatle koklanan birer gül ve değerler cetvelinde de her şey yerli yerinde ise, yok demektir bu incelerden ince ruh yapısında en küçük bir yırtık ve sökük&#8230;</p>
<p>Zaten o, mefkûresini ifade etmeyen her türlü plan ve projeden, netice itibarıyla Allah&#8217;a götürmeyen dağınık düşüncelerden, lağv u lehv sayılan davranışlardan ve boş lakırdı, boş mülâhazalardan uzak mı uzak; sükûtu fikir, konuşması zikir, zâhir ve bâtın hâsseleriyle hep O&#8217;na kilitli, melekler kadar teveccühü derin ve arı-duru, her zaman yüksek uçmaya hazır ve gerilimi baş döndürücü, fakat aynı zamanda kendi plan ve projelerini gaye ölçüsünde öne çıkarmayacak kadar da yöneldiği Yüce Dergah&#8217;a saygılı, gözleri hep ufuk ötesinde, himmeti dağları delecek kadar yüce, hayatının gerçek deseni kabul ettiği inançlarını yedi cihana duyurma gayretiyle tam bir metafizik gerilim içinde, yaptığı ve yapacağı işlerin gerektirdiği nezaketin de farkında kusursuz bir basiret insanıdır.</p>
<p>Yetirir o dapdaracık ömrünü hem dünyayı imar etmeye hem de ukbâyı peylemeye; boşuna zayi etmez kendine ilk bahşedilen mevhibelerin en küçüğünü ve meşgul olmaz dünya ve öteler adına bir şey vaad etmeyen &#8220;mâlâyâniyât&#8221;la.. rahatlıkla bağışlayabilir kendine lütfedilenlerin bütününü Hak rızası yolunda.. bağışlar ve bir pulunun boşa gitmemesi konusunda da olabildiğine titiz davranır. Çalışıp kazanırken hak ölçülerine ve haram-helâl mülâhazalarına fevkalâde dikkat ettiği gibi, edip eylediği işlerin birer çağlayana dönüşüp ötede Cennet ırmaklarını oluşturması için de her zaman rıza hedefli, &#8220;i&#8217;lâ-yı kelimetullah&#8221; yörüngeli hareket eder, dikkatli ve hesaplı davranır; damlasını deryalara çevirme yollarını araştırır, zerre ile güneşleri peylemeye çalışır ve bir ömür boyu gelip geçici şeyleri ebedîleştirmek için çırpınır durur.</p>
<p>Herkesi ve her şeyi O&#8217;ndan dolayı sever, her zaman sevgi soluklar ve çevresinde sevgiden bir atmosfer oluşturur. Koşar ağlamaları dindirir, âh u vâhları keser, ızdıraplara panzehirler çalar ve gülmeye çevirir feryad u figanları.. hamd ü senâlara döndürür çaresiz sinelerden yükselen iniltileri.. rıdvan meltemleri hâline getirir etrafta esip duran alevden fırtınaları. Âlemin inlememesi için hep inler durur ve başkalarının ağlamaması için de gözyaşlarını ceyhun eder. O kendine, başkaları için bir şey ifade etme durumuna göre değer verir ve onun nazarında &#8220;ben&#8221; değil her zaman &#8220;biz&#8221; söz konusudur. Hodgâm değil diğergâmdır; beden insanı değil bir ruh ve mânâ eridir. Çiğnetmez kalbini cismine ve ruhunu da bedenine. Peygamberâne bir iffet ve ismet peşindedir. Meşru dairenin zevk ve lezzetlerini yeterli bulma mevzuunda öyle bir disiplin kahramanıdır ki, nefis ve cismaniyetle mücadelede iradesinin hakkını vererek -Allah&#8217;ın izniyle- bir hamlede her engeli aşar ve gider ta ruhunun ufkuna ulaşır.</p>
<p>Böyle biri, iyilikleri ve güzellikleri temsilde, fenalıkları ve çirkinlikleri aşmakta öylesine ciddî, öylesine azimli ve öylesine kararlıdır ki, ihtimal bu tavrıyla o çok defa meleklerle atbaşı hâle gelmekte ve bir kere daha onlara &#8220;Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ&#8221;<a title="_ref1" href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sukutun-cigliklari/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin#_1" name="_ref1"><sup>[1]</sup></a> dedirtmektedir. Zira o, ilk mevhibe olarak Hakk&#8217;ın lütfettiği şeylerin hiçbirini yaratılış gayesine (mâ hulika leh) aykırı kullanmamış ve her zaman emanette emin bir emanetçi gibi davranmıştır; Allah da onu maiyyetiyle şereflendirmiştir.</p>
<p>Evet, her fert için vücud bir emanet, onun yüksek insanî değerlerle donanımı ayrı bir emanet; Cennet arzusu ve oraya girebilme istidadı, yöntemi, daha ötesinde Hak cemâlini müşâhede edebilme kabiliyeti apayrı birer emanettir.. ve bunların hepsi de Yaratan&#8217;ın belirlediği çizgide kullanılmaları gayesine bağlı olarak insana bahşedilmişlerdir. Bu itibarla, günahlar, hatalar, beden ve cismaniyetin güdümünde yaşama gibi bayağılıklar, bu ilk mevhibelere karşı öyle saygısızca şeyler, öyle hıyanet ve cinayetlerdir ki, bunların her biri şeytanları sevindirse de &#8220;mele-i a&#8217;lâ&#8221;nın sakinlerini utandıracaktır.</p>
<p>Onun içindir ki, gönülden O&#8217;na inanmış her mü&#8217;min, O&#8217;nun bu ilk armağanlarını, daha sonraki lütuflarına erme adına önemli birer vesile bilir ve değerlendirir.. ve bunlarla gerçek kimliği olan Hakk&#8217;a kulluğu, O&#8217;nun yakınlığını ve O&#8217;nun hoşnutluğunu elde etmeye çalışır. Aksine, tam inanamadığından dolayı ilk mevhibeleri görmeyen ve onları iman, mârifet ve muhabbet yolunda değerlendiremeyenler ikinci ve sermedî lütuflardan da mahrum kalırlar.</p>
<p>Aslında böyleleri, bütün bütün ahiret hayatlarını ihmal ettikleri gibi, dünyada da hiçbir zaman tam mutlu olamazlar; inkâr kaynaklı bir sürü problem altında hep inim inimdirler ve kat&#8217;iyen streslerden, hafakanlardan kurtulamazlar. Depresyonlar yaşar, cinnet nöbetleri geçirir, paranoyalarla kendi huzurlarını dinamitler ve öteki âlemlerin aydınlık bir koridoru sayılan bu güzel dünyayı kendileri hakkında Cehennem&#8217;e çevirirler.. evet bunlar, diğer insanları sevemez, hatta farklı mülâhazalarla kendilerinden başka herkesten nefret eder, nefret ettiklerinden nefret görür; her zaman hırsla kıvranır durur, umduklarını elde edememenin inkisarıyla inler; ölüm korkusuyla tir tir titrer; daha çok yaşama arzusuyla nelere nelere katlanır; çok defa bu karmakarışık hislerle sıhhatlerini bozar ve zihnî teşevvüşlere girerler. Akı kara, karayı ak, iyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye başlarlar. Kendileri gibi düşünmeyenleri düşman ve hain görür, sürekli hıyanet kâbuslarıyla yatar-kalkar ve vicdanlarındaki Cehennem zakkumundan dolayı daha Cehennem&#8217;e gitmeden Cehennem ızdıraplarıyla kıvranır dururlar.</p>
<p>Hakikî mü&#8217;mine gelince o, Allah&#8217;ın kendisine lütfettiği her şeyi yedi, yetmiş ve yedi yüz veren başaklara çevirir.. bunları O&#8217;na yükselmenin merdivenleri hâline getirir, Hak hoşnutluğuna (rıza ufku) ulaşmada birer rampa gibi kullanır.. ve yürür Cennet mirasçılarıyla beraber inşirahla tüllenen akıbetine doğru&#8230;</p>
<p class="notice"><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/sukutun-cigliklari/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin#_ref1" name="_1">[1]</a> Meleklerin, <i>&#8220;Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan Sensin.&#8221;</i> (Bakara sûresi, 2/32) mealindeki sözlerine işaret edilmektedir.</p>
<p><strong>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allah-karsisindaki-durusuyla-mumin/">Allah karşısındaki duruşuyla Mü&#8217;min</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakiki mü’min kimdir? &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakiki-mumin-kimdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2021 08:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[mizan]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Sohbet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canlı kalabilmenin yolu, öncelikle hal ve temsil ile sürekli hakikatlere tercüman olmak, sonra da gerektiğinde dil ile o hal ve temsilin şerhini yapmaya çalışmaktır. Evvelâ: Esasen her mü’min, inandığı şeyleri başkalarına&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakiki-mumin-kimdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Hakiki mü’min kimdir? | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe src="//www.youtube.com/embed/JqjH-xvmmFM" width="560" height="314" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p>Canlı kalabilmenin yolu, öncelikle hal ve temsil ile sürekli hakikatlere tercüman olmak, sonra da gerektiğinde dil ile o hal ve temsilin şerhini yapmaya çalışmaktır.</p>
<p>Evvelâ: Esasen her mü’min, inandığı şeyleri başkalarına duyurmak, hususiyle temsil ile meşherlerde sergilemek, hâl ile dünya meşherlerinde sergilemek suretiyle, kendini canlı tutar. Ele-âleme hayat nefhettiğiniz sürece canlılığınızı korumuş olursunuz. Mü’minin canlılığını muhafaza etmesi meselesi, esas, etrafa -bir yönüyle- hayat nefhetmesine bağlıdır, İsrâfîl gibi. Bunun heyecanını yaşama… “Benim, canlı kalmam lazım! Her zaman Allah’ı görüyor gibi ibadet yapmam lazım! Allah tarafından görülüyor olma mülahazasıyla asâ gibi iki büklüm yaşamam lazım!” Biraz evvelki mülahazalara bağlı, Allah’a karşı ubudiyeti aradan çıkarma, -efendim- sonra sıvışıp gitme şeklinde değil. “Keşke hiç bitmese, şu öğlen hiç bitmese!”</p>
<p>Hadis-i şerifte buyurmuyor mu? “Kalbi, camiye muallak olan insan!” Öğleni kılıyor, “İkindi ne zaman gelecek? Ben, yeni bir irtibatla, salat-ı vüstâ ile bir irtibat daha tesis edeyim?!.” Dünya işlerine gidiyor; idareci ise, idaresinin başına gidiyor, masasının başına oturuyor ama kalbi, cami için çarpıyor: “Bir ezan okunsa da, yeniden, ezan ile bir konsantrasyona geçsem; bir kamet okunsa, yeni bir konsantrasyona geçsem; bir sünnet kılsam, bir kat daha konsantrasyonumu artırsam; bir farza dursam, Allah ile tam münasebete geçsem de bir kere daha o tadı tatsam!..” Öyle…</p>
<p>Şimdi herkese bu duyguyu, bir yönüyle duyurma… Arz ettiğim gibi, meşher-i âlem çarşısında, memerr-i âlem çarşısında (âlemin gezip dolaştığı çarşıda) hâl ile, temsil ile sergileme… Halin/temsilin -bir yönüyle- net anlaşılmadığı yerlerde -esası odur- kavli devreye sokma… Yani “Niye bu insanlar, bu kadar ince?!. Neden gözler kontrol altında?!. Neden kulaklar, mesmû olmaması gerekli olan şeylere karşı kapalı?!. Neden dil, hep konuşulması gerekli olan şeyleri konuşuyor?!. Neden sükût, tefekkür; konuşma, hikmet?!.” Bu hususlarda, el-âleme, o temsilin dilinden anlamayan, hâlin dilinden anlamayanlara, sen, “İşte şunun için!” diyeceksin. Şimdi bu, esas o vazifeyi yapan, o misyonu edâ eden, o işin mücâhidi diyeyim, o işin mücâhedecisi olan o insanın canlı kalması adına, hep dipdiri kalması adına çok önemli bir faktör.</p>
<p>İkincisi: O mesaj size sunulmuş ve dünyanın her yerine o meseleyi ulaştırma, bir sorumluluk şeklinde size yüklenmiş mi, yüklenmemiş mi? Diyor mu, demiyor mu İnsanlığın İftihar Tablosu, sallallâhu aleyhi ve sellem: “Benim adım, Güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!” Ve bu ümmet, mübarek ümmet, Kur’an-ı Kerim’de takdir edilirken, كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللهِ  “(Ey Ümmeti Muhammed!) Siz, insanların iyiliğine olarak ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Usulünce iyilik, doğruluk ve güzelliği teşvik edip yayar, kötülük, yanlışlık ve çirkinliğin önünü almaya çalışırsınız; elbette Allah’a inanıyor (ve bunu da zaten inancınızdan dolayı ve onun gereği olarak yapıyorsunuz).” (Âl-i Imrân, 3/110) Evet… Münafıklar, kendilerine ait hususlarla anlatıldıktan sonra, mü’minlere gelince, onlar, bu evsafla anlatılıyorlar. Kaç yerde, hakkı/hakikati anlatma ve aynı zamanda münkerâttan insanları vazgeçirme meselesi, ciddî bir sorumluluk şeklinde, inanan insanlara birer vazife olarak tahmil ediliyor. Bu sorumluluğu yerine getireceksiniz. Bu, bir esas; bunlar, usûl. Ama bu mevzuda üsluba gelince, onu da o müctehidlerin o mevzuda ortaya koydukları temel disiplinlerle, her çağda gelen müceddidlerin ortaya koydukları disiplinlerle belirleyeceksiniz. Böylece siz, usulü, esası, “üslub”a fedâ etmeyeceksiniz. Usûlü/esası, deldirmeyeceksiniz, üslup hatasıyla. O da ayrı bir mesele. Ortak akla müracaat edeceksiniz; “Şöyle bir mesele var fakat insanların tepkisine de sebebiyet verebilir; ben bu meseleyi nasıl diyeyim, nasıl edeyim?!.” diyeceksiniz.</p>
<p>Bir de bu mesele… Sizin canlı kalmanızın çok önemli bir dinamizmi olmasının yanı başında; aynı zamanda o güzellikleri değişik meşherlerde teşhir ederek, temsil ile, hal ile göstererek onları herkese duyuracaksınız. Cami minberlerinde/mihraplarında lafazanlıkla anlatarak değil; esasen, إِذَا رُؤِيَ ذُكِرَ اللهُ Ricalin değişik kâmet-i bâlâlarında görülen bir hususiyettir; “Hakiki mü’min odur ki, görüldüğü zaman, Allah hatırlanır!” يَا مَنْ إِذَا سَجَدَ تَجَلَّى اللهُ deniyor, Efendimiz ile alakalı. “Ey secde ettiği zaman, Cenâb-ı Hak tecelli ettiği insan!” deniyor. Aynı zamanda secdedeki kıvranmasını da ifade ediyor, Kur’an-ı Kerim bir yerde: وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ “(Kulluk görevini yerine getirebilmen için) secde edenler arasında secdede kıvrım kıvrım kıvrandığını (ve o secde edenlerin iyi birer kul olabilmeleri için nasıl gayret sarf ettiğini de) görüyor.” (Şuarâ, 26/219) Sizi böyle gören insanlar, “Niye?” falan derler, “Neden?” derler. Ve bu, size, esasen, o meselenin izahı, şerhi, haşiyesi adına kendinizi ifade etme yolunu açar. Bir yönüyle size bir imkân verilmiş olur, siz o işi sergilerseniz. Bu da meselenin bir diğer yanı.</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="AUitQlLgPv"><p><a href="https://www.herkul.org/bamteli/bamteli-derin-ve-canli-muslumanlik/">Bamteli: DERİN VE CANLI MÜSLÜMANLIK</a></p></blockquote>
<p><iframe class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Bamteli: DERİN VE CANLI MÜSLÜMANLIK&#8221; &#8212; Fethullah Gülen Hocaefendi&#039;nin  sohbetleri." src="https://www.herkul.org/bamteli/bamteli-derin-ve-canli-muslumanlik/embed/#?secret=0TZRaR5WG3#?secret=AUitQlLgPv" data-secret="AUitQlLgPv" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakiki-mumin-kimdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Hakiki mü’min kimdir? | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mü’minler Kardeştirler</title>
		<link>https://hizmetten.com/muminler-kardestirler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 07:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Müslümanların, “Mü’minler kardeştirler.”[1] âyet-i kerimesini, ruhuna uygun bir şekilde anlayabilmeleri ve İslâm kardeşliğinin devamlılığı için nasıl bir anlayış içinde olmaları lâzımdır? Cevap: İslâm kardeşliği başlı başına bir mevzu olup özellikle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminler-kardestirler/">Mü’minler Kardeştirler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru: Müslümanların, “Mü’minler kardeştirler.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> âyet-i kerimesini, ruhuna uygun bir şekilde anlayabilmeleri ve İslâm kardeşliğinin devamlılığı için nasıl bir anlayış içinde olmaları lâzımdır?</span></p>
<p><span class="highlight">Cevap: İslâm kardeşliği başlı başına bir mevzu olup özellikle günümüzde ehemmiyet arz eden hususlardandır. Sözlerimize bu mevzudaki isteklerimizi Rabbimize arz ile başlayalım: Allah, esbabını hâsıl ederek aramızda razı olacağı bir uhuvvet tesis buyursun! Çünkü Kur’an’dan öğreniyor ve inanıyoruz ki O, kalblerimizi telif etmedikten sonra biz asla bu işe muvaffak olamayız. Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), kalblerin en büyük müellifi Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) için dahi, “Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin yine de onların kalblerini birleştiremezdin. Fakat Allah’tır ki, onların arasını telif buyurdu, onları birleştirdi.” buyurmaktadır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Neye göre? Belki bu işin bir kısım basit şartları vardır. Belki içte bir niyet, belki başkalarının kusurlarına nazar-ı müsamaha, belki de mesleğin muhabbetiyle yaşayıp başkalarının hizmetlerini de alkışlama… İşte böyle basit bir şarta bazen Allah’ın büyük bir lütfu olabilir. Ancak kalbleri telif edenin Allah (celle celâluhu) olduğunda şüphe yoktur.</span></p>
<p>Günümüzde kardeşliğe çok ihtiyacımızın olduğunu hissediyor ve aramızdaki kardeşliğin pekişmesi lâzım geldiğine yürekten inanıyoruz. Ama hâdiselerin farklı cereyanı itibariyle de görüyoruz ki, çok defa mesele aksine cereyan etmekte, kardeşlik teessüs edeceği yerde, iftiraklar ve ihtilaflar olmaktadır. Bu durumun belki bir kısım sebepleri de vardır. Mü’minler, dış kaynaklı düşüncelerle ayrılığa düşmüştür; bu husus yeni de değildir. Bir fikir, mü’minler arasında farklı düşüncelerin vücut bulmasına, Mutezile mezhebi gibi farklı cereyanların meydana gelmesine ve Müşebbihe ve Muattıla vb. daha pek çok bâtıl mezhebin oluşmasına sebebiyet verdiği gibi günümüze kadar bir kısım ayrılıklara da sebep olmuştur. İçimizde Müslüman görünen pek çok insan vardır. Bunlar dışta ve içte çok mühim vazifelerle bu milletin kaderiyle oynamaktadırlar. İçteki ayrılıklarımızın büyük bir kısmı onlara ait olduğu/olabileceği gibi dışta itibarımızın sarsılması ve devletçe haysiyetimizin zedelenmesi de büyük bir nispette yine onların eliyle meydana gelmektedir. Tabi buna karşı devletçe çok şuurlu bir kısım tedbirlerin alınması icap etmektedir.</p>
<p>İkinci mesele, yaşadığımız ayrılıklarda bir büyük düşmanımız da Müslümanlık hakkındaki cehaletimizdir. İslamiyet tam manasıyla bilinse, insanlar farklı düşünseler de birbirleriyle mücadele etmez, birbirlerinin hizmetlerini engellemezler. Herkes mesleğinin muhabbetiyle yaşar, “Benim mesleğim hak.” der ama “Başkalarının mesleği, meşrebi yıkılsın gitsin!” deyip onları engellemeye çalışmaz. Dinin emirlerini yerine getirmeye çalışan bir profesöre, “Bu milletin en büyük düşmanı falanlar mı, filanlar mı?” diye sorduklarında o profesör, “Bu milletin en büyük düşmanı, cehalettir!” diyerek ibretlik bir cevap veriyor. Müslümanlar şuurlu olsa, Müslümanlığı tam olarak bilseler, bütün şer güçlere karşı daima dikkatli olurlar. Evet, bizim en büyük problemimiz, Müslümanlığı bilmeyişimizdir.</p>
<p>Beraber Cennet’e gireceğimiz –inşaallah- arkadaşımıza düşmanlık yapmanın hiçbir mânâsı yoktur. Sıratı beraber geçecek, Cemalullah’ı beraber müşâhede edeceğiz. Bugün birbirine düşmanca bakan kimseler, belki orada yan yana olacak ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Livâü’l-Hamd’i altında da beraber bulunacaklardır. Burada ise hasımlarımız müşterektir. Bu hasımlar bizi birbirimize düşürüp adeta lokmalar halinde yutmaktadırlar. Haddizatında karşımızda müşterek bir düşman vardır ve içimize iftirak tohumları atmaktadır. Düsturlarda ifade edildiği gibi<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> yaratıcımız bir, sahibimiz bir, mâbudumuz bir, râzıkımız bir, bir bir.. bine kadar bir bir. Hem Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, bir bir.. yüze kadar bir bir. Sonra devletimiz bir, memleketimiz bir.. ona kadar bir bir. Bu kadar birler birliği, ittifakı, muhabbet ve kardeşliği gerektirirken ayrılığa düşme, Müslümanlığın irfanına ermiş, ilmini elde etmiş bir insanın yapacağı şey değildir. Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun!</p>
<p>Bununla beraber eğer yine de ayrılıklar olursa, bir taraf çok yumuşak olmalı, mü’minlerin kusurlarına nazar-ı müsamaha ile bakmalı, onların hizmetlerini alkışlamalı, kendi hizmet yolu ve metodu uğruna onları ve hizmetlerini karalamaya teşebbüs etmemelidir. Din-i Mübin-i İslâm’a hizmet eden herkesin hizmeti takdire şâyandır ve herkes, hizmetinin neticesi ile inşâallah Cennet’e girecektir.</p>
<p>Evet, bir kesim, herkese karşı müsamahalı olmalıdır. Karşı taraftan bir kısım hamlıklar, kabaca davranışlar olabilir. Ama bunları hoşgörü ile karşılamalı ve affedici olup bu tavırlarını, meseleyi anlayamadıklarına vermelidir. Hatalarını anlayıp da bir gün geri gelme düşüncesi içlerine doğarsa –inşâallah– aradaki mesafenin çok açılmadığını görmelidirler.</p>
<p>Bugün böyle ayrı parkurlarda koşmak, ayrı istidatların inkişafına vesile olması bakımından hem uygun hem de hikmetlidir. Yarın, ayrı ayrı güzellikler kazanan bu parkurlar bir araya gelecek, büyük bir şehrâh meydana getirecektir.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a>  Hucurât sûresi, 49/10.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a>  Enfâl sûresi, 8/63.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/muminler-kardestirler#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a>  Bkz. Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, 22. Mektub, 1. Mebhas.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/muminler-kardestirler/">Mü’minler Kardeştirler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mü’min neye benzer? &#124; Yücel Men</title>
		<link>https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 13:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[yücel men]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16392</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslam’ın ilk muhatapları, farklı kimliklerden (mü’min, müşrik, münafık, münkir ve ehl-i kitap gibi) oluşur. Ve bu kimliklerin karakterleri, zihin kodları, hayat ve hareket felsefeleri, psikolojileri, bakış açıları, niyet ve hedefleri,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/">Mü’min neye benzer? | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam’ın ilk muhatapları, farklı kimliklerden (mü’min, müşrik, münafık, münkir ve ehl-i kitap gibi) oluşur. Ve bu kimliklerin karakterleri, zihin kodları, hayat ve hareket felsefeleri, psikolojileri, bakış açıları, niyet ve hedefleri, duygu ve düşünceleri, tavır ve davranışları, söz ve eylemleri, hadiseler karşısında duruşları, iş, muamele ve münasebet ahlakları arasında büyük ve önemli farklılıklar vardır. Allah Resûlü, bu farklılıkların doğru anlaşılması ve inananların onlara benzememesi adına mü’minin farkını ortaya koyan birtakım tanımlamalarda, vasıf ve özellikleriyle ilgili açıklamalarda bulunur. Aradaki sınırları, kalın ve net çizgilerle çizer ve zaman zaman tespit ve değerlendirmelerini, daha rahat anlaşılması için birtakım temsil ve teşbihlerle de ifade eder. Bu çerçevede O (aleyhissalâtu vesselâm), hikmet dolu beyanlarında hem tarif hem takdir hem de ulaşmaları gereken ufku tayin noktasında hakiki mü’mini/Müslümanı, şu benzetmelerle nazarlara arz eder:</p>
<h4><strong>Canlılıkta Yapraklarını Dökmeyen Ağaca</strong></h4>
<p>İman ile Allah’a bağlanan mü’minin ana hedefi, O’nun hoşnutluğunu kazanmak ve ebedi kurtuluşa nail olmaktır. Bundan dolayı o, irade, kalp, kafa, vicdan ve ruh itibarıyla hep canlıdır. Değişen şartlara rağmen asla renk atmaz ve dökülüp yollarda kalmaz; her zaman iman kıvamını, insanî kalitesini ve istikamet çizgisini korur. Darlık ve genişlik, sıkıntı ve saadet zamanlarında hep inandığı ve doğru bildiği değerlerle irtibat halindedir. Asla Kur’ân ve Sünnet ile şekillenen karakterinden ödün vermez, sabır ve şükür aralığında sürekli hareket halindedir ve hiç heyecan yorgunluğuna düşmez. İmtihanda ve her anının hesaba tabi olduğu şuuruyla yaşar. Bu yönüyle o, âdeta dört mevsim meyve veren cennet ağaçları gibidir. Nitekim Allah Resûlü, onu, yaz kış “yaprağını dökmeyen ve sürekli yeşil kalan bir ağaca” benzetir<span id="easy-footnote-1-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-1-5642" data-hasqtip="0" aria-describedby="qtip-0"><sup>1</sup></a></span> ve onun bu yeşilliğinin ve canlılığının, çevresini de cıvıl cıvıl hale getirdiğine işaret eder.</p>
<h4><strong>İş Ahlakında Bal Arısına</strong></h4>
<p>Temizlik, imandandır ve iman, “kalbi”, inkâr, nifak, şirk, şüphe ve batıl şeylerden temizler. Bu yüzden mümin, her yönüyle temiz insandır. O, habis duygu ve düşüncelerden, kirli emellerden, pis işlerden ve yerlerden uzak durur. Maddi manevî en saf, en duru ve en temiz kaynaklardan beslenir ve en yüce mefkureler peşinden koşar. Kendisinden iman, ibadet, ahlak, adalet, hayır, hasenat, iyilik ve takva gibi hep en safî şeyler hasıl olur. Sözleri, yazıp çizdikleri, yapıp ettikleri, yiyip içtikleri, hedefe giderken kullandığı yolları, işleri ve kazançları tertemizdir. Ömrünü temiz ve nezih ortamlarda, temiz ve nezih insanlarla birlikte ve salih ameller peşinde geçirir. Hayat ve hareket felsefesinde, muamele ve münasebetlerinde, iş ahlakında çok duyarlı, dikkatli ve dengelidir. Asla bulunduğu konuma ve çevresine zarar vermez; vazifesini, kimsenin hak ve hukukunu ihlal etmeden yapar. Allah Resûlü, bu noktalarda onu, bal arısına benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min, bal arısına benzer. Arı, daima temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve nazik davrandığı için konduğu yere zarar vermez, orayı kırıp dökmez.”<span id="easy-footnote-2-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-2-5642" data-hasqtip="1" aria-describedby="qtip-1"><sup>2</sup></a></span></p>
<h4><strong>Bela ve Musibetler Karşısında Yeşil Ekine</strong></h4>
<p>Mü’min, dünya hayatının bir gerçeği olan bela ve musibetler karşısında her zaman en doğru duygu ve düşüncelere yönelir ve o istikamette en isabetli duruşu sergiler. İmanı, karakteri, hadiselerin arkasındaki hak, hakikat ve hikmetlere odaklanışı, sünnetullaha saygısı, realitelerin farkında oluşu, kâinatta hiçbir şeyin abes ve Cenâb-ı Hakk’ın ilminin ve izninin dışında olmadığı gerçeği, onu teenniye sevk eder ve esnek hale getirir. Bu onu, olağanüstü durumlarda bile kendisini hayatta/ayakta tutan hatta sonunda kazançlı çıkaran bir güce sahip kılar. Fitne ve zulüm rüzgarları onu sağa sola yatırsa da tamamen deviremez; beslenme kaynaklarıyla irtibatını koparamaz ve büyümesine engel olamaz. O, aktif sabırla göğüslediği bu sıkıntılar geçince tekrar doğrulur ve varoluş gayesini gerçekleştirme adına emin adımlarla yoluna devam eder. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, yeşil ekine benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min, taze, yeşil ekine benzer. Rüzgâr hangi taraftan eserse onu o tarafa yatırır, rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mü’min de böyledir; o, bela ve musibetler sebebiyle eğilir (fakat kökünden kopup devrilmez). Kâfir/münafık ise sert ve dimdik selvi/çam ağacına benzer; ki Allah onu dilediği zaman (bir defada) söküp devirir.”<span id="easy-footnote-3-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-3-5642" data-hasqtip="2" aria-describedby="qtip-2"><sup>3</sup></a></span></p>
<h4><strong>Birbirini Desteklemede Binaya ve Bedene</strong></h4>
<p>Mü’min, sevgi, şefkat ve merhamet insanıdır. O, Allah’ı ve Resûlü’nü bilen, ahirete ve hesaba inanan birisi olarak çevresine karşı çok hassastır. Kardeşlik ortak paydasında buluştuğu diğer mü’minlere karşı ise apayrı bir duyarlılığı vardır. Sevinçleriyle sevinir, dertleriyle dertlenir, elinden gelen maddi manevi her türlü desteği verir ve asla kardeşlerini yüzüstü bırakmaz. Allah Resûlü, mü’minlerin birbirleriyle olan bu sıkı dayanışmasını ifade sadedinde “Mü’minin mü’min karşısındaki konumu, parçaları birbiriyle sımsıkı kenetlenmiş bir binanın durumu gibidir.” buyurur ve bu hakikati ifade ederken iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek kenetler.<span id="easy-footnote-4-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-4-5642" data-hasqtip="3" aria-describedby="qtip-3"><sup>4</sup></a></span> Bir başka zaman da gerçek mü’mini/mü’minleri, bu noktalarda bir bedene benzetir:</p>
<p>“Mü’minler birbirlerini sevme, karşılıklı şefkat ve merhamet etme ve birbirlerini koruma ve dertleriyle dertlenme hususlarında vücudun işleyişine benzerler. Nitekim onun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar uykusuzluk ve humma ile (vücut hararetini yükseltmekle) onun elemine iştirak ederler.”<span id="easy-footnote-5-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-5-5642" data-hasqtip="4" aria-describedby="qtip-4"><sup>5</sup></a></span></p>
<h4><strong>İmana Sadakatte Küheylana </strong></h4>
<p>Mü’min, gönülden inandığı ulvi hakikatlere her zaman bağlı ve sadıktır. O, hayatı devam ettirme adına dünyevî şeylerin peşinde koşuyor olsa hatta bu esnada birtakım yanlışlara girse bile vakti gelince veya yaşadığı kopukluğun farkına varınca hemen imanının gerektirdiği işlere ve istikamet çizgisine geri döner. İbadet, dua ve tevbe ile O’na yönelir. Allah Resûlü, bu zaviyeden müminin halini şöyle anlatır:</p>
<p>“Mü’min ve imanın misali şuna benzer; mümin ve imanı halkalı demir kazığa bağlanmış bir küheylan gibidir. Küheylan, gezer-dolaşır, otlar sonra bağlı olduğu yere döner. Mümin de iyilik yapar-günah işler, şaşar-yanılır ama sonunda imanına döner. O halde yemeğinizi iyilere yediriniz, iyiliklerinizi ve güzelliklerinizi mü’minlere yöneltiniz!”<span id="easy-footnote-6-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-6-5642" data-hasqtip="5" aria-describedby="qtip-5"><sup>6</sup></a></span> Diğer mü’minlere, mü’min kardeşi bir yanlış yaptığında onu terk etmeme ve ihsan ile yaklaşarak Allah ile buluşmasını kolaylaştırma, hızlandırma ve ona yardımcı olma misyonunu yükler.</p>
<h4><strong>Değerini Korumada Saf Altına</strong></h4>
<p>İnsan, mahiyeti, misyonu ve donanımı itibarıyla en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Fakat bu konumunu koruması ve daha da ilerilere taşıması, kalbini “iman” ile doldurmasına ve hayatını, “salih amellerle” sürdürmesine bağlıdır. O, imanla kendisini insaniyetten düşürecek uçurumlardan kurtulur; özü itibarıyla saf ve değerli bir varlığa dönüşür. Artık onun yönü ve yüzü hep yüce duygu düşüncelere doğru çevrilidir. Bundan sonra Malik’i, zaman zaman onu birtakım imtihanlarla sınasa da o, bu süreçlerde iradesinden, imanından, ümidinden, azim ve gayretinden bir şey kaybetmez ve asla isyana/nankörlüğe düşmez. Yaşadıklarını, sabır içinde şükürle karşılar, kurtuluş adına ortaya koyduğu gayretler ilahi inayetle buluşacağı ana kadar kazaya rıza ve kadere teslim ile hareket eder ve gevşemez; onu Hak katında değerli yapan özelliklerini her zaman korur:</p>
<p>“Mü’minin misali saf altın parçasına benzer. Sahibi onu ateşe tutsa dahi özelliğini kaybetmez ve ağırlığı eksilmez.”<span id="easy-footnote-7-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-7-5642" data-hasqtip="6" aria-describedby="qtip-6"><sup>7</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hakka İttiba ve Hayırlı İşlere Koşturmada Deveye</strong></h4>
<p>Allah ve Resûlü, “mü’mini” ilme, tefekküre, imana, ahlaka, ibadete, iyiliğe ve adalete davet etmiş ve ona, dünyası, ahireti, canı, aklı, sıhhati, malı, ruhu , bedeni, ailesi, akrabaları ve başkaları ile münasebeti noktasında hayrına ve saadetine vesile olacak hak, iyi ve güzel şeyleri emretmiş ve batıl, kötü, çirkin ve zulüm kapsamına giren şeyleri yasaklamıştır. Mü’min de bu hak ve hakikatlere gönülden teslim olmuş; onları hem görev ve ödev hem de ahlak edinmiştir. Bu yüzden o, Kur’ân ve Sünnet’in esaslarına uymaya çağrıldığında ne halde olursa olsun çok istekli ve uyumludur. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, uysal bir deveye benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Gerçek mü’min öylesine uyumlu ve yumuşak huyludur ki, o, gö­türülmek istendiğinde kayanın üzerinde olsa bile, (sahibine) itaat ederek çöken bir deveye benzer.”<span id="easy-footnote-8-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-8-5642" data-hasqtip="7" aria-describedby="qtip-7"><sup>8</sup></a></span></p>
<h4><strong>İnsanlığa Faydalı Olmada Hurma Ağacına</strong></h4>
<p>Mü’min, zerre ağırlığınca da olsa kendisinden sadır olan şeylerin uhrevi bir karşılığı olacağı şuuruyla hareket eder. Elinde kısa bir ömür, önünde büyük bir hesap vardır. Bundan dolayı o, her anını hep hayırlı iş ve uğraşılarla değerlendirmeye çalışır; zararlı ve malayani sözlerden, fiillerden ve işlerden uzak durur. Baştan ayağa hayır ve iyilik yüklüdür ve Allah Resûlü, onun duygu ve düşüncelerine, basiretine, hal ve hareketlerine, söz ve eylemlerine hatta sükutuna büyük önem atfeder. Mü’minin her yönüyle çevresine faydalı bir insan olduğunu haber verir ve onu, dalı, yaprağı, meyvesi, lifi, gövdesi ve gölgesi ile birçok açıdan kendisinden istifade edilen hurma ağacına benzetir:</p>
<p>“Hakiki bir mü’min, hurma ağacına benzer. Hurma ağacından ne koparırsan sana faydası dokunur.”<span id="easy-footnote-9-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-9-5642" data-hasqtip="8" aria-describedby="qtip-8"><sup>9</sup></a></span></p>
<h4><strong>Kur’ân İle İrtibatta Portakala</strong></h4>
<p>Kur’ân, müttaki mü’minler için bir hidayet, hakikat ve şifa kaynağı; iki cihan saadetine giden yolun, haritasıdır. Mü’min, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine uzattığı bu kopmaz ipe, sıkı sıkı tutunmuş haldedir. Bir taraftan onu kılavuz edinir, hayatını ona göre şekillendirmeye çalışır, eşya ve hadiselere onun sunduğu perspektiften bakar diğer taraftan ibadet, zikir ve tefekkür adına sürekli onunla irtibat halindedir. Onun atmosferine giren kendisinden inşirah duyar, ruh alır, manevi değerler adına bir canlanma hisseder, mutlu ve mutmain olur. Onunla konuşur, sohbet eder ve sözünü dinlerse lezzet alır. Allah Resûlü, onun Kur’ân ile kurduğu bu samimi, seviyeli, sağlam ve istikrarlı irtibatı bir misalle söyle anlatır:</p>
<p>“Kur’ân okuyan mü’minin misâli turunçgillerden portakala benzer ki kokusu hoştur, tadı güzeldir!”<span id="easy-footnote-10-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-10-5642" data-hasqtip="9" aria-describedby="qtip-9"><sup>10</sup></a></span></p>
<h4><strong>İç Güzelliğinde İçi Mamur Eve</strong></h4>
<p>Mü’min, dışa bakan tarafıyla fakirlik vb. birtakım sıkıntılardan dolayı zahiren kırık dökük görülse de iç dünyası itibarıyla her zaman mamurdur. O, her an Allah’ın insanın iç dünyasına; onun duygu ve düşüncelerine, niyetine nazar ettiğini bilir ve hep bunun bilincinde hareket eder. İradesini, ruhunu, kalbini, kafasını, nefsini ve vicdanını, kibir, şirk, nifak, inkâr, kin, riya, ucub, hased, cehalet… gibi her türlü menfi şeylerden uzak tutar. İman, ibadet, ahlak, ilim, ihlas, Kur’ân, iyilik, sevgi, saygı, şefkat, adalet… gibi müspet değerlerle doldurur, donatır; bunlarla bayındır hale getirir ve her zaman bu halini korur ve geliştirir. Zira o bir irade insanıdır ve iradesini de hep hayır istikametinde kullanır. Allah Resûlü, bu yönüyle gerçek mü’minin iç dünyasını şöyle anlatır:</p>
<p>“Gerçek mü’min, içi mamur, dışı harabe olan bir eve benzer. İçine girdiğinde her yanı güzel bulursun. Münkir ise, dışı beyaz ve güzel olan bir kabre benzer. Dışı görende hayranlık uyandırır. Fakat içi aslında pis kokularla doludur.”<span id="easy-footnote-11-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-11-5642" data-hasqtip="10" aria-describedby="qtip-10"><sup>11</sup></a></span></p>
<h4><strong>Çevresine Yaydığı Şeyler Hususunda Güzel Koku Satana</strong></h4>
<p>Akraba, dost ve arkadaşlar başta olmak üzere çevrenin, insan üzerinde ciddi etkileri vardır. Bu yüzden mümin, yakın çevresine dikkat eder; kiminle oturup kalktığı, hareket ettiği ve iş yaptığı hususunda hassastır. Aynı şekilde müminin kendisi de başkalarının yakın akrabası, arkadaşı, dostu ve ortağı olabilir. Fakat o, karakteri, ahlakı, temiz duygu ve düşünceleri ve muameleleri itibarıyla bir emniyet ve güven insanıdır. Yeryüzünde hakkın, hayrın, müspet his ve hareketlerin temsilcisidir. İnsanın sahip olduğu her türlü imkânı ve donanımı, doğru zamanda, şekilde ve yerde nasıl kullanacağının canlı bir örneğidir. Bundan dolayı çevresine hep güzellik yayar ki onunla oturup kalkan asla pişmanlık yaşamaz. Allah Resûlü, bu yönüyle onu, attara benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Mü’min güzel koku satan kimseye benzer. Onunla beraber oturursan sana faydası olur, beraber yürürsen sana faydası olur, beraber iş yaparsan yine sana faydası olur.”<span id="easy-footnote-12-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-12-5642" data-hasqtip="11" aria-describedby="qtip-11"><sup>12</sup></a></span></p>
<h4><strong>Hastalıklar Karşısında Kor Ateşe Sokulan Demire</strong></h4>
<p>İnsan için bu dünyada bir imtihan unsuru da hastalıklardır. Mü’min, bu türlü imtihanlarla karşılaşınca sabır gösterir, afiyet ve sıhhat nimetine tekrar kavuşma adına tedavi yolları arar ve derdine şifa ihsan eylemesi için Allah’a dua eder. Fakat asla şikâyet ve isyan etmez; nankörlükte bulunmaz. Süreci, sabır ve teslimiyetle göğüsler. Bu selim ve güzel duruşundan dolayı Cenab-ı Hak, onu ödüllendirir; çektiği acı ve sıkıntıları, günahlarına kefaret ve mağfiretine vesile kılar. Kul hakları hariç onu manevî olarak tertemiz hale getirir ve manevi derecesini yükseltir. Allah Resûlü, tam bu noktada hastalığa yakalanan mümini, ateşe sokulan demire benzetir ve şöyle buyurur:</p>
<p>“Hastalıklara veya hummaya yakalanan mü’min, ateşe sokulan demire benzer. Ondaki bütün habis şeyler giderde geriye sadece temiz öz kalır!”<span id="easy-footnote-13-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span><span class="easy-footnote"><a title="" href="https://www.peygamberyolu.com/mumin-neye-benzer/#easy-footnote-bottom-13-5642" data-hasqtip="12" aria-describedby="qtip-12"><sup>13</sup></a></span></p>
<h4><strong>Sonuç</strong></h4>
<p>Örneklerde de görüldüğü üzere Allah Resûlü, mü’mini değişik açılardan sürekli yeşil kalan ağaca, arıya, saf altına, yeşil ekine, binaya ve bedene, küheylana, uysal deveye, hurma ağacına, portakala, içi mamur eve, güzel koku satana/yayana, kor ateşe sokulan demire benzetir; olması ya da durması gereken yer ve yön ile alakalı açıklamalarda bulunur. Ona her hususta ve her halükârda kendisine yakışanı, hak ve doğru olanı yapmaya yönlendirir. Bunu gerçekleştirme adına nelere dikkat etmesi ve nasıl hareket etmesi gerektiğini, rahatlıkla anlayabileceği ve hatırlatıcı olması adına hayatın gündelik akışı içerisinde sıklıkla karşılaşabileceği birtakım misal ve benzetmelerle de dile getirir. Ayrıca ona, hal, hareket, duygu, düşünce ve duruş noktasında diğer kimliklerin içine düştüğü boşluklara yuvarlanmaktan alıkoyacak incelikleri de haber verir.</p>
<div class="easy-footnote-title">
<h4>Dipnot:</h4>
</div>
<ol class="easy-footnotes-wrapper">
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-1-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bkz. Buhârî, İlim 4, 5, 50; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfikîn 15 (63)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-2-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned (6724); Hâkim, Müstedrek 4/558 (8566); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 5/58 (5765, 5766); İbn-i Hibbân, Sahîh 1/481 (247); Taberânî, Kebîr 19/204 (459); Nesâî, Kübrâ 6/376 (11278)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-3-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Tevhid 31; Tirmizî, Emsal 4; Edeb 79; Müslim, Sıfâtu’l-münafikûn 14 (58-62); Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 12, 16/118, 452</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-4-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Salât 88; Müslim, Birr 65</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-5-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Edeb 27; Müslim, Birr 66</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-6-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 18/86 (11526); Ebû Ya’lâ, Müsned 2/492 (1332); İbn-i Hibbân, Sahîh 2/381 (616); Beyhakî, Şuabu’l-Îmân 7/452 (10964); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 10/204</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-7-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 11/457, 458 (6724)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-8-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>İbn-i Mâce, Sünnet 6. Ayrıca bkz. Ebû Dâvud, Sünnet 5</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-9-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1/88; Bezzâr, el-Ahkâmu’ş-Şeriyyetu’l-Kübrâ, 3/138; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, 1/177</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-10-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Buhari, Fedâilu’l-Kur’ân 17; Et’ıme 30; Müslim, Salâtu’l-musâfirîn 243</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-11-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Suyûtî, Câmi’ 19/377; Deylemî, Firdevs 4/132 (6410)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-12-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 12/418 (13541); Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 2/15 (273)</li>
<li class="easy-footnote-single"><span id="easy-footnote-bottom-13-5642" class="easy-footnote-margin-adjust"></span>Bezzâr, Müsned 8/379; Heysemî, Keşfu’l-Estâr 1/362 (756, 757)</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak: Yücel Men | Peygamberyolu.com</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mumin-neye-benzer-yucel-men/">Mü’min neye benzer? | Yücel Men</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
