<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mirac arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mirac/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mirac/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Jan 2026 10:07:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>mirac arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mirac/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Miraç&#8217;ın Meyvesi Namaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-miracin-meyvesi-namaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 10:07:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=46429</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ “Namazı tam kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber siz de rükû edin.” (Bakara, 43).                      أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-miracin-meyvesi-namaz/">Cuma Hutbesi | Miraç&#8217;ın Meyvesi Namaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="font-weight: 400; text-align: center;"><strong>وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Namazı tam kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber siz de rükû edin.” <strong><em>(Bakara, 43).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">                     <strong>أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ فَهُوَ سَاجِدٌ، أَكْثِرُوا فِيهَا الدُّعَاءَ </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">“Kulun Rabbine en çok yaklaştığı an, secde anıdır. Öyleyse orada çokça dua edin.” <strong><em>(Müslim, salât 215).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Miraç’ın esas armağanı olan namaz </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gökler ötesi seyahatin en son noktasında Allah Rasulü’ne verilen <strong>Namaz,</strong> <strong>İlâhî bir armağandır.</strong> <strong>Namaz,</strong> mü’mini miraca götürecek <strong>nurdan bir helezondur.  Mi’raca</strong> namazla çıkılır, Allah’a namazla ulaşılır.  Herkese kılacağı namazı ölçüsünde bir mi’rac mukadderdir.Mü’mine düşen de, her namazda farklı farklı buutlarda bile olsa, <strong>mi’râcını tamamlamaktır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Namaz,</strong> insanın günde beş defa olgunlaşıp pişmesi ve kendisinden beklenen rengi alması demektir. Başka bir ifadeyle insanın, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerinin kendisinde meydana getirdiği hâlin rengini aksettirmesidir… <strong>Zaten ideal mü’min odur ki</strong>; onu gördüğünüz zaman, kalbiniz istikamet kazanır, ahireti ve Rabbi hatırlarsınız. Peygamberimize (s.a.s):  <strong>&#8220;Allah’ın veli kulları kimlerdir?&#8221; </strong>diye sorulduğunda:          <strong>إِذَا رُؤُا، ذُكِر اللهُ عَزَّ وَجَلَّ</strong> &#8220;Onlar öyle kimselerdir ki;<strong>görüldükleri zaman, Allah Celle Celaluhü Hazretleri hatıra gelir.&#8221;</strong> cevabını vermişlerdir. <strong><em>(Taberi, 4/2731)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Namaz; </strong>sürekli olarak insanın Allah’la alâkasını temin eder, rahmetle irtibatını devam ettirir. Bu yönüyle onunla boy ölçüşebilecek ikinci bir ibadet tasavvur etmek mümkün değildir.  <strong>Namaz, </strong>Allah katındaki <strong>en değerli ameldir; </strong>şayet ondan daha değerli bir şey olsaydı Allah, <strong>kullarını günde beş defa onunla mükellef kılardı.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Namaz,</strong> mü’minin huzur-u ilâhide hesabını vereceği ilk ibadettir. Bir insan namaz kılmıyorsa hayatının en büyük kayıp kuşağında yaşıyor demektir. Allah (c.c), kendisine <strong>kulluk adı altında tevazu gösterdiğimiz nispette,</strong> bizi yükseltip insanlığın en üst mertebesine çıkaracaktır. Aksine biz, kendi menfaatlerimizin zebunu, çıkarlarımızın esiri olarak yaşadığımız ve sürekli gündelik işlerimizle meşgul olduğumuz müddetçe,  belki zâhiren kazanacak fakat hakikatte çok şey kaybetmiş olacağız.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kur’ân’da, inanmaya ait meselelerin hemen ardında, <strong>namazdan bahsedilir</strong>. <strong>Namaz, imanın ikiz kardeşidir.</strong> İman, dinin nazarî -teorik- yanını teşkil eder; o nazarî yanın takviye edilmesi ve tabiatın bir derinliği hâline getirilmesi ise ancak namaz başta olmak üzere diğer ibadetlerle mümkün olur. Bu itibarla denebilir ki; <strong>namaz pratik imandır, iman da nazarî bir namazdır.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Hz. Ali;</strong> namaza giderken rengi sararır ve ayaklarının bağı çözülürdü. Kendisine: “Ey mü’minlerin emiri! Nedir bu hâlin?” dendiğinde de<strong> “Bilmiyor musunuz, emaneti yerine getirmeye gidiyorum.” </strong>derdi. Abdullah İbn Ömer (r.a), namaza giderken <strong>–vazifenin ağırlığını duyma havası içinde</strong>– yavaş-yavaş yürürdü.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Namaz günahlardan arınmaya vesiledir:</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabeden Selman, yanında arkadaşlarıyla bir ağacın altında otururken eline bir dal parçası alır ve onu sallayarak yapraklarını dökmeye başlar, sonra da yanındakilere, Niçin böyle yaptığımı sormayacak mısınız? der. Yanındakiler, Niçin yapıyorsun? dediklerinde de şöyle cevap verir: Allah Resûlü de böyle yaptı ve bize, Niçin böyle yaptığımı sormayacak mısınız? dedi. Biz de Niçin ey Allah’ın Resûlü? dediğimizde şöyle cevap verdi: <strong>“Müslüman bir kişi güzelce abdest alır, sonra da kalkar namaza (giderse), bu yaprakların döküldüğü gibi, onun da günahları dökülür.”</strong> Buyurdu. <strong><em>(Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/437; Dârimî, tahâret 45).</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Allah Resûlü (s.a.v) bir başka zaman şunları ifade eder: “Mümin, -Tilavet secdesi gerektiren ayetlerden- bir secde âyetini okuyup yüzünü yere koyduğu ve bu sayede Rabbine yaklaştığı zaman şeytan kaçar, oradan ayrılır ve “Eyvah bana!” diye feryat eder. <strong>Bu kişi secdeyle emrolundu, secde etti, cennete ehil hâle geldi, Rabbin rızasını kazandı.</strong> Ben de secde ile emrolundum ancak isyan ettim, benim için cehennem mukadder oldu der, vâveylâyı basar ve kaçar gider.” <strong><em>(Müslim, îmân 133; İbn Mâce, ikâme 70)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Namaz benim gerçek göz aydınlığımdır<em>”</em></strong> diyen, <strong>Âbidlerin Rehberi Peygamber Efendimiz’in</strong> <strong>namaza göstermiş olduğu alâka, </strong>Ashâb-ı kirâmın birer namaz âşığı hâline gelmelerine vesile olmuş, O’nun izini takip edenlerin gönüllerinde de, <strong>“ibadetlerin özü Namaz”a</strong> karşı derin bir iştiyak uyarmıştır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabe efendilerimiz ibadete, özellikle de namaza asla doymazlardı, gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi<strong>. Bazen saatlerce kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Namazın lezzeti onlara bedenî yorgun-luklarını unuttururdu da, artık o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Sahabenin rahlesine oturmuş <strong>hak erleri de birer namaz kahramanı</strong> olarak yetişmişlerdi. Mesela; <strong>Atâ İbn Ebî Rebâh, </strong>yaşlandığı, zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile, <strong>bir rekâtta</strong> <strong>Bakara sûresinden yüz âyet</strong> <strong>(on dört sahife)</strong> okuyordu.</p>
<p style="font-weight: 400;">O devirlerde ruhları saran ibadet iştiyakını göstermesi açısından, güzel bir misalde; onca dünyevî ve idarî işle meşgul olması gereken, Abbasi devletinin seçkin halifelerinden <strong>Harun Reşid’in,</strong>  hilafet süresi dâhil ölene kadar,<strong> her gün yüz rekât namaz kıldığı</strong> nakledilmektedir.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Namaz,</strong> haşyet ve saygı dolu bir gönülle eda edildiği müddetçe, dünyevî-uhrevî bir saadet vesilesi olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Peygamber Efendimiz (s.a.s),<strong> “Kalk ya Bilâl! Bizi namaza çağır! Namazla bizi ferahlat!” </strong>buyurmuş, hayatın yoğunluğunun ancak namazla hafifleyeceğini ümmetine hatırlatmıştır. <strong><em>(Ebû Dâvûd, Edeb, 78)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">O halde, namazlarımızı <strong>bir külfet değil</strong>, gündelik işlerle yorulan ruhlarımıza huzur veren, <strong>bir </strong><strong>nimet</strong> <strong>olarak görelim</strong>. <strong>Geciktirmeden, geçiştirmeden, sünnetlerine ve ta’dili erkânına riayet ederek huşuyla kılmaya çalışalım.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Bize düşen</strong>, niyetlerimizle ibadetlerimizde mükemmeli yapmaya çalışmak olmalıdır. Hedefe ulaşamasak da niyetimizin mükâfatını alırız. Unutmayalım ki, <strong>“Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.”</strong><strong><em> (Taberânî, VI, 185–186)</em></strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Cenab-ı Hak, kalplerimize namazın gerçek manasını <strong>duyursun,</strong> gönlümüzü ibadet sevinciyle <strong>doyursun.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kaynak:</strong> Bu hutbe <strong>“Miraç Enginlikli İbadet Namaz” </strong>kitabından derlenmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/01/Cuma-Hutbesi-Miracin-Meyvesi-Namaz.docx">Cuma Hutbesi | Miraç&#8217;ın Meyvesi Namaz</a>    WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2026/01/Cuma-Hutbesi-Miracin-Meyvesi-Namaz.pdf">Cuma Hutbesi | Miraç&#8217;ın Meyvesi Namaz</a>     PDF</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-miracin-meyvesi-namaz/">Cuma Hutbesi | Miraç&#8217;ın Meyvesi Namaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’a Şirk Koşmayanların Affedileceği Gece: Mirâc</title>
		<link>https://hizmetten.com/allaha-sirk-kosmayanlarin-affedilecegi-gece-mirac/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Feb 2024 22:31:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Şirk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=36174</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli dostlar, Salı’yı Çarşambayı bağlayan gece mübarek Miraç Kandilidir. Efendimizin (s.a.v.) Peygamberliğinin on birinci senesinde, Recep ayının 27. gecesinde en büyük mucizelerden biri olan İsra ve Mirâc mucizeleri gerçekleşmiştir. Mirâc&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allaha-sirk-kosmayanlarin-affedilecegi-gece-mirac/">Allah’a Şirk Koşmayanların Affedileceği Gece: Mirâc</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli dostlar, Salı’yı Çarşambayı bağlayan gece mübarek Miraç Kandilidir. Efendimizin (s.a.v.) Peygamberliğinin on birinci senesinde, Recep ayının 27. gecesinde en büyük mucizelerden biri olan İsra ve Mirâc mucizeleri gerçekleşmiştir. Mirâc mucizesi Efendimiz (s.a.v.)’in eşi Hatice Validemiz (r.a.) ile amcası Ebu Talib’in vefatından sonra gerçekleşmesi çok manidardır ki, Rabbimiz âdeta Efendimizi (s.a.v.)’i huzuruyla şereflendirmiş, onu teselli etmiş, rahmetin en yücesine mazhar etmiştir.</p>
<p>O gece, Cebrail (a.s.) geldi ve Efendimizi (s.a.v.) Mescid-i Haram’dan alıp Burak ile Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Oradan da, gökyüzündeki harika icraat ve Cenâb-ı Hakkın kudretine işaret eden âyet ve delillerini gösterdi. Diğer yandan semanın farklı tabakalarında bulunan bütün peygamberlerle görüştürdü.</p>
<p>Efendimizin (s.a.v.) bundan sonra <em><strong>“imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan”</strong></em> makama çıktı. Hakikî mahiyetini bilemeyeceğimiz bir şekilde mekândan münezzeh olan Cenâb-ı Hakkın kelâmını işitti ve nihayetsiz güzellikteki cemâlini müşahede etti.</p>
<p>İşte önümüzdeki Salı’yı Çarşamba’ya bağlayan gece, Mirâc mucizesinin yıl dönümüdür. Mirâc mucizesinin ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâ’ya kadarki bölüm Kur’an’da şöyle anlatılır:</p>
<p><em>“Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.” (İsra sûresi, 17:1)</em></p>
<p>Mirâc’ın ikinci merhalesi de Efendimizin (s.a.v.) Mescid-i Aksâ’dan başlayarak semanın bütün tabakalarını geride bırakıp İlâhî huzurla müşerref olmasıdır ki, bu kısım da Necm Sûresinde şöyle ifade edilir:</p>
<p><em>“O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakikî suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ’da gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm sûresi, 53: 7-18)</em></p>
<p>İnsanlık tarihinin en muazzam buluşması olan bu gecede Efendimize (s.a.v.) üç büyük nimete mazhar olmuştur. Bunlar; “<em>Beş vakit namaz, Âmenerresûlü ismiyle bilinen Bakara Sûresinin son iki ayeti ve ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların affedileceği</em>” hususudur. (Müslim, Îman: 279)</p>
<p>Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, “Namaz mü’minin Mirâc’ıdır” buyurarak, namazın bir anlamda Cenab-ı Hak ile randevu gerçekleştirmek olduğuna işaret etmiştir.</p>
<p>Burada antrparantez şunu arz etmekte yayar var. İslâm’ın beş şartından birisi olan namaz ilk defa Mirâc Gecesinde farz kılınmış değildir. Namaz Mirâç’tan önce, hatta peygamberliğin ilk gününden itibaren vardı. Ancak Mirâc Gecesinde beş vakit olarak sabitlenmiştir.</p>
<p>Bununla ilgili en meşhur örnek, Hz. Ali Efendimizin (r.a.) on yaşında iken bir gün Efendimizi (s.a.v.) Hazret-i Hatice (r.a.) ile namaz kılarken gördü ve; “Nedir bu?” diye sordu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem: “Ey Ali, bu Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni bir olan Allah’a îmân etmeye davet ederim.” dedi.</p>
<p>Hz. Ali, önce biraz durakladı ve sonra şöyle dedi: <em>“Benim şimdiye kadar görmediğim, işitmediğim bir şey bu. Babam Ebû Talib’e sormalıyım.</em>”</p>
<p>Fakat, babasını evde bulamayınca şöyle düşündü: <em>“Allah, beni yaratırken Ebû Talib’e sormadı ki, ben de Ona ibâdet etmek için gidip kendisine danışayım.”</em> dedi ve Müslüman oldu.</p>
<p>Yine Mirâc Gecesinin hediyelerinden olan Bakara Suresinin son iki ayetinin faziletiyle ilgili Efendimiz(s.a.v.) şöyle buyrulmuştur:</p>
<p><em>“Bakara sûresinin sonunda iki ayet vardır. Kim bunları okursa geceyi ihya etme adına ona yeterlidir.”</em> (Buharî, Fedâilu’l-Kur’ân:10)</p>
<p>Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadislerinde ise, bu iki ayet ile ilgili; <em>“Yüce Allah Bakara sûresine iki âyetle nihayet vermiştir. Onları okuyana mükâfatını Arş-ı Âlâdaki hazinesinden verecektir. Onları öğrenin, hanımlarınıza ve çocuklarınıza da öğretiniz.”</em></p>
<p>Dolayısıyla bu gecenin gündüzünü oruçla, geceyi de ibadetle ihya etmeliyiz. Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir mektupta bu gecede yapılacak ibadete şöyle dikkat çeker:</p>
<p><em>“Leyle-i Miraç, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i mâneviye sırrıyla, inşallah her biriniz kırk bin dille tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisanla bu kıymettar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz.” (14. Şua)</em></p>
<p>Bu muhteşem fırsatları kaçırmamak için âdeta bu günlerde medrese-i Yusuf’iyede bulunan kardeşlerimizin bir af müjdesini beklediği gibi dört gözle beklemeli ve bu geceyi hakkıyla değerlendirmek için aile ve arkadaş çevresiyle ihya etmeliyiz. İnsanlar ne kadar da dindar olursa olsun bir hatırlatma, bir teşvik, bir program bekliyor. Bilhassa topluca yapıldığında daha teşvik edici oluyor.</p>
<p>Ve tabiî ki insanlar laftan ziyade uygulama istiyor. Özellikle mübarek gecelerin kıymet ve faziletini anlatan hocaların bizzat kendisinin örnek olmasını istiyor.</p>
<p>Keşke sabahlara kadar ibadet edebilsek. Düşünsenize her programda belli bir yekûn teşkil edilse ve Rabbimize yalvarılsa, tüm dualar bütün ümmet için yapılsa toplam sayı milyonları bulmaz mı? Kim bilir, bu dua edenler arasında kalbi kırık, gözü yaşlı, yüreği yanık birisinin duasıyla her şey değişebilir.</p>
<p>İnşallah o günler de gelecek. Rabbim bizleri öylesi günlerin oluşmasına vesile kılsın, şimdiden Mi’rac gecenizi tebrik ediyor ve Rabbimin hep birlikte yapacağımız dualarımızı kabul buyurmasını niyaz ediyorum.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/author/recepatici/">YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/allaha-sirk-kosmayanlarin-affedilecegi-gece-mirac/">Allah’a Şirk Koşmayanların Affedileceği Gece: Mirâc</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Gökler Ötesine Seyahat: Miraç</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-gokler-otesine-seyahat-mirac/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2024 21:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gökler Ötesine Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=36137</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ “Kulu (Muhammed’i), kendisine âyetlerimizden bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-gokler-otesine-seyahat-mirac/">CUMA HUTBESİ | Gökler Ötesine Seyahat: Miraç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;">
<strong>سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ</strong><br />
<em>“Kulu (Muhammed’i), kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ Sûresi, 17/1)</em></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Efendimizin <strong>gökler ötesine yaptığı seyahat olan Miraç</strong> hakkındadır.</p>
<p>Recep ayındaki mübarek gecelerden birisi de <strong>Miraç gecesidir</strong>. Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) gökler ötesi âlemlere açılıp Cenâb-ı Hak’la mülâki olduğu Miraç hâdisesi, hicretten önce (M.621) <strong>Recep ayının 27. gecesi</strong> vuku bulduğu kabul edilir.</p>
<p>Allah&#8217;ın emriyle Peygamber Efendimiz (sas)&#8217;in rûhen ve bedenen, <strong>Burak</strong> isimli semavî bir binite binerek Cebrail ile birlikte Mekke&#8217;deki Mescid-i Haram&#8217;dan Kudüs&#8217;teki <strong>Mescid-i Aksa</strong>&#8216;ya kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna -ki buna <strong>İsra</strong> denilir-, oradan da bir <strong><em>mi&#8217;râc</em></strong>’la [yani; manevî asansör] yedi kat göklere yükselip tâ Sidretü&#8217;l-Müntehâ&#8217;ya ulaşması, burada Cebrail&#8217;i arkada bırakıp <strong>Refref</strong> denilen ledünnî binitle Allah&#8217;ın huzuruna varıp O&#8217;nun Zât-ı Akdes&#8217;ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına <strong>Mi&#8217;râc</strong> denilir.</p>
<p><strong>Mirac Hâdisesi</strong> ashâb-ı kiramın kayıtsız şartsız teslimiyetini gösteren vak’alardan biridir. Hicret emri daha gelmemişti. Allah Resûlü’ne, “Mekke&#8217;de dur!” deniyordu. Dur da yudum yudum ıstırap iç… Senin ıstırap çekişin insanlığın kurtuluşunun çekirdeği olacaktır. Dur da nuruna, feyzine muhtaç olanlara ışık ve nur ver…</p>
<p>O (sallallahu aleyhi ve sellem) derin bir teslimiyet içinde, Allah&#8217;tan gelen her şeyi başının üzerine koyuyor, boynunu büküyor, <strong>“Senden gelenleri kabul ettim ve emirlerine râm oldum.”</strong> sözleriyle biatını yeniliyordu. Küfür öylesine şiddetleniyordu ki her an canına kastedilmeye, her türlü fenalık yapılmaya çalışılıyordu. Zaten söylediklerine kulak asmayanların sayısı çok fazla idi. Allah&#8217;ın Resûlü, bilhassa âhirete ait meseleleri uzaktan uzağa müşahede edip orada insanların dûçâr olacağı azabı gözünün önüne getirdiği zaman imansız gidenlerin ıstırabıyla perişan oluyordu. <strong>“İşte bir kâfir daha öldü ve işte cehenneme gidiyor, işte orada ıstırap çekecek, vay benim hâlime!</strong>” diyordu. Kuran Efendimizin bu halini şöyle ifade eder; <strong>“Şimdi, bu söze inanmazlarsa, demek sen onların ardına düşüp nerdeyse kendi kendini yiyip tüketeceksin!”</strong> (Kehf;6)</p>
<p>Allah, O’nu teselli için Kâbe&#8217;de Hatim’in dibinde yatarken kurb-u huzuruna davet fermanını gönderdi. Hazreti Cebrail geldi: Ey, artık ten kafesinin kendisini çok fazla sıktığı Allah&#8217;ın aziz misafiri! Allah Seni, sıkılmayacağın, bunalmayacağın bir âleme davet ediyor. Gel tenezzüh et, gör ve sonra tekrar dünyaya dön” dedi.</p>
<p>Cebrail, Resûlullah’ın elinden tutar tutmaz, bir hamlede, bir nefhada onu <strong>Kudüs-i Şerif</strong>’e götürdü. <strong>Bütün peygamberlerin ve gelecek velilerin ruhları</strong>, Allah&#8217;ın Resûlü’nü istikbal ettiler. Onlar kendilerine, âhir zamanda gelecek büyük imamın, ufuk peygamberin namaz kıldırmasını bekliyorlardı. Ve bir aralık Allah Resûlü’nün, Hazreti Cibril&#8217;le içeriye girdiğini müşahede ettiler. Bütün cemaat, <strong>bütün enbiya-i izamın, evliyanın ervahı</strong> O&#8217;na kıyam ettiler, hepsi ayağa kalktı, <strong>‘Allahu ekber’, ‘Muhammedün Resûlullah’</strong> dediler. Ve Allah&#8217;ın Resûlü öne geçip onlara namaz kıldırdı. Namazını bitirdikten sonra, biraz sonra yapacağı miraçtan dolayı O&#8217;nu tebcil ve tebrik ettiler. <strong>“Ne mutlu sana ki, en sonda geldin fakat bu şeref ve beraat tacını giymek sana nasip oldu.”</strong> dediler.</p>
<p>Allah Resûlü Burak’ın üzerine biniyordu. Burak, Şimşeklere âdeta, “Siz durun da bugün semanın yüzünde ben parlayayım. Bugün devran benimdir.” diyor, Allah Resûlü’nü sırtına aldıktan sonra üveyk gibi kanatlanıyordu.</p>
<p><strong>Semalardaki peygamberler</strong> O&#8217;nu (sallallahu aleyhi ve sellem) karşılıyor, O’nu selamlıyor, <strong>“Miracın kutlu olsun.</strong>” diyorlardı. Tebcil ve tebrikten sonra O (sallallahu aleyhi ve sellem), onların yanlarından ayrılıyor, öyle bir noktaya geliyordu ki meleklerin bile artık bir adım ileriye atmasına imkân yoktu. Hiçbir yerde O&#8217;nu terk etmeyen Hazreti Cebrail, “Yâ Muhammed! Eğer buradan öteye bir adım atsam ben mahvolurum. Buradan öte öyle bir âlemdir ki onun tecellileri orayı kasar, kavurur. Oraya sadece Sen varacaksın.” diyordu.</p>
<p>Bilemediğimiz, ifadelerle anlatmaktan âciz kaldığımız bir âlemde, <strong>O (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ı müşahede ediyor.</strong> Ve o gün dünyayı da unutuyor, masivayı da… Kendinden geçiyor… Mest olmuş bir halde Allah&#8217;tan gelen emirleri alıyor ve ümmetine getiriyor.</p>
<p>Allah, İnsanlığın perişan hâlini Efendimiz’e gösteriyor. Avare avare sokaklarda dolaşanları, başıbozuk, perişan gezenleri, namazsızları, niyazsızları, kalbi paslanmışları, ruhu bozulmuşları, iç dünyası yıkılmışları gösteriyor.</p>
<p>Allah’ın huzurunda sonsuz hazlarla dolu dakikalar yaşarken, insanların bu hâllerini görmek Efendimiz&#8217;e çok ağır ve acı geliyor. “Yâ Rabbi! Ben Senin huzurunda duramam artık. Onların içine döneceğim, gördüklerimi onlara anlatacağım, işittiklerimi söyleyeceğim ve onların da Sana gelmelerini temin edeceğim!” diyor.</p>
<p>İşte bu noktayla alâkalı olarak büyük <strong>veli Abdu’l-Kuddüs</strong> der ki: “Hazreti Muhammed hiçbir beşerin varamayacağı ufuklara ulaştı. Mesafeler dürüldü, kâinat kitap gibi ayaklarının altında bir kütle hâline geldi ve onun üzerine çıktı. <strong>Mekânsızlıkta mekânsızlığın sultanıyla</strong> görüştü. Hazların en sınırsızını tattı. Bununla beraber O, tekrar döndü insanların içine geldi. <strong>Vallahi ben o şahikalara çıksaydım geriye dönmezdim.</strong>”</p>
<p>İşte Hazreti Muhammed&#8217;in davası. İşte O&#8217;nun büyüklüğü. İşte peygamberlerle veliler arasındaki büyük fark..</p>
<p><strong>Değerli Mü´minler!</strong> Allah, Efendimizle hidayet güneşini başımızın üzerinde yaktı. O gitti, <strong>Allah’a vâsıl oldu, nurlandı ve tekrar içimize döndü.</strong> Bizim saadetimiz için bir ömür çırpındı durdu, <strong>“İnsanlığın saadetini temin edecek bir zemin hazırladım.</strong>” ümidiyle ruhunu Allah&#8217;a teslim ederken, <strong>meseleyi bütün ağırlığıyla ümmetinin omuzlarına koydu</strong>.</p>
<p>Biz O&#8217;na dönmeyi, O&#8217;nun yolunda olmayı, O&#8217;nun bir davetini, O&#8217;nun bir selamını başlarımıza taç yaparız. Bugün bize hedef gösterilen keyfiyeti elde edebilmek için <strong>namazımızla niyazımızla işe başlamalıyız.</strong> Bütün kalbimizle Allah&#8217;a müteveccih olmalıyız. Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) miraç yaptığı şu mübarek zaman diliminde, biz de O&#8217;nun gölgesi altında <strong>ruhen miraçlar yapmaya çalışmalıyız</strong>.</p>
<p>Mi’rac’ın en büyük hediyesi; beş vakit farz namazdır. (Miraçtan önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit ikişer rakat namaz kılınıyordu.) İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi&#8217;rac asansörleri olacaktır.</p>
<p>O&#8217;nun miraçtan getirdiği hidâyet etrafında toplanmalıyız. O nur ile nurlanmalıyız ve O&#8217;nun getirdiklerine bütün benliğimizle, bütün varlığımızla bağlı olmalıyız.</p>
<p>Allah bizi Hazreti Muhammed cemaatinden, Kur&#8217;an cemaatinden ayırmasın.</p>
<p>Bu vesile ile önümüzdeki Salı’yı Çarşambaya bağlayan gece, idrak edeceğimiz <strong>“Miraç gecenizi”</strong> tebrik eder hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ederiz.</p>
<p><em><strong>Kaynak: </strong>Kısmen “<strong>Gönül Nağmeleri HUTBELER</strong>” kitabından alınmıştır<strong>.</strong></em></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2024/01/GOKLER-OTESINE-SEYAHAT.-HUTBE.02.02.23.docx">CUMA HUTBESİ | Gökler Ötesine Seyahat: Miraç</a> word form</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2024/01/GOKLER-OTESINE-SEYAHAT.-HUTBE.02.02.23.pdf">CUMA HUTBESİ | Gökler Ötesine Seyahat: Miraç</a> pdf form</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-gokler-otesine-seyahat-mirac/">CUMA HUTBESİ | Gökler Ötesine Seyahat: Miraç</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm&#8217;da Namaz-3</title>
		<link>https://hizmetten.com/islamda-namaz-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 May 2021 06:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<category><![CDATA[Namazın Dindeki Yeri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şuarâ sûresinde yer alan,  وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ“Allah, senin, secde edenler arasında dolaşmanı / secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını görüyor-biliyor.”[33] âyeti bize, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ibadetini tasvir etmenin dışında, nasıl&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/islamda-namaz-3/">İslâm&#8217;da Namaz-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şuarâ sûresinde yer alan,  <span class="arabic">وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ</span>“Allah, senin, secde edenler arasında dolaşmanı / secdede nasıl kıvrım kıvrım kıvrandığını görüyor-biliyor.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn33" name="_ftnref33">[33]</a> âyeti bize, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ibadetini tasvir etmenin dışında, nasıl ibadet etmemiz gerektiğini de anlatmaktadır. Mademki, –hadisin ifadesiyle– o nasıl namaz kılıyorsa öyle namaz kılmakla mükellefiz,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn34" name="_ftnref34">[34]</a> o hâlde bu mükellefiyeti namazın sadece şekline irca etmemiz kat’iyen doğru değildir. Namazdaki ruh ve mânâyı kavrama ve o konsantrasyon içinde Allah’a kulluğumuzu arz etme hep bu çerçeve içinde mütalâa edilmelidir. Elbette ki bir Nebî’nin kıldığı namazı şekil ve mânâ itibarıyla yakalamamız, O’nun duyduklarını duymamız mümkün değildir. Fakat bu durum, o yolda olmamıza da mâni değildir. Herkes ibadetlerinde, Allah ile olan irtibatı ve gönlünde O’na ayırdığı yer ölçüsünde mükemmeli yakalayabilir ve yakalamalıdır da.</p>
<p>Mü’min, namaza giderken en mesut bir işe koyulma neşvesi içinde koşar. Biz, bunun en bariz örneklerini Cuma ve bayram namazlarında ve hac ibadetinin yapıldığı Kâbe’de müşâhede ederiz. İnsanlar buraya sanki büyük bir ziyafete icabet ediyor gibi koşar, ibadeti kaçıracağım endişesiyle adımlarını bir pergel gibi açar ve hedeflerine doğru hızla yol alırlar. Gayeleri, kendilerini bir an önce mescide atarak Allah’ın huzuruna varmak ve kulluklarını ifa etmektir. Böyle derin bir mânâ da, insanların Ravza-i Tâhire’ye koşuşturmalarında hissedilir. Onların, omuzlarında seccadesi, ellerinde papuçları, abdest almış fakat henüz kollarını indirmemiş, saçını sakalını taramaya vakit bulamamış, sağındaki solundaki insanları görmeden O’na doğru büyük bir heyecanla koştuklarını görünce duygulanmamak mümkün değildir.</p>
<p>Namaz, işte böyle bir koşuşun heyecanını taşır mahiyettedir. Ona bakıldığı zaman bu mânâ sezilebilir ve mü’minler bunu duyabilirler. Münafıklar ise o mânâyı duyamadıkları için namaza, def-i bela kabilinden eda etme niyet ve edasıyla gelir, iman yoluyla bu neşveyi elde edemediklerinden de onu angarya kabilinden yerine getirirler. Def-i bela kabilinden kılınan bir namaz ise ancak esneye esneye ya da uyuklaya uyuklaya eda edilir ki, Allah (celle celâluhu) münafıkların bu hâlini tarif ederken:  <span class="arabic">إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللهَ إِلَّا قَلِيلًا</span> “Münafıklar –hâşâ– Allah’ı kandırmaya çalışırlar. Allah ise onların hilelerini boşa çıkarır. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn35" name="_ftnref35">[35]</a> buyurur. Evet, münafık, daima bir meskenet ve uyuşukluk içindedir; tabiri caizse boynunu düşürüp gerdan kıra kıra huzur-u ilâhiye gelir ve “Ah şu namazı bir bitirsem de dışarıya çıksam!” der. Çünkü hep dual bir hayat yaşamış, dolayısıyla da gönlü hep namazın neşvesinden mahrum kalmıştır. Cenâb-ı Hak, mü’minin kalb simasında büyük bir leke sayılacak ve kendisini mahcup edecek böyle bir duygunun kalblerimizde otağ kurmasına imkân vermesin!</p>
<p>Yine Allah (celle celâluhu):  <span class="arabic">فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ ۝ الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ</span>  “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn36" name="_ftnref36">[36]</a> buyuruyor. Namazda sehv, Rabb’in huzurunda dururken O’ndan uzak olma mânâsına gelir ki, zayıf bir hadis-i şerifte bu durum şöyle açıklanır: <span class="arabic">يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَجْتَمِعُونَ وَيُصَلُّونَ فِي الْمَسَاجِدِ، وَلَيْسَ فِيهِمْ مُؤْمِنٌ</span>  “Bir zaman gelir ki, (binlerce kişi) mescitleri doldurur, namaz kılarlar fakat içlerinde mü’min yoktur.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn37" name="_ftnref37">[37]</a> Cenâb-ı Hak’tan ümidimiz, bizi böylesine baş aşağı gelmeden muhafaza buyurması ve ferden ferda hepimizi, beraber oturup kalktığımız duası makbul iyi insanlar hürmetine affetmesidir. Zira O, yeryüzünde toplanıp kendisini anan bütün bir topluluğa mağfiret ettiği zaman, meleklerin, “Ya Rabbi! İçlerinde bir tanesi vardı ki, maksadı Seni anmak değildi, oraya başka bir şey için gelmişti!” demesi karşısında, “Ben onu da affettim. Onlar öyle bir topluluk ki, onlarla oturup kalkan bedbaht olamaz.” buyuracaktır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn38" name="_ftnref38">[38]</a></p>
<p>Evet, mü’min, namazda, olabildiğine zindedir ve bütün gönlüyle Rabb’ine yönelmenin huzuru içindedir. Zaten ona yakışan eda ve tavır da budur. Gaflet, hiçbir şekilde onun semtine sokulamaz. O, “Allahu ekber” deyip aşk u şevk içinde Rabb’in huzuruna gelirken kulluğa ait bütün hakikatleri hatırlar. Rabb’in, Ma’bud-u Mutlak olduğunu kabulle birlikte kendi acz ve fakrını da itiraf eder. Mesela o, <span class="arabic">إِيَّاكَ نَعْبُدُ</span> dediğinde şu mülâhazaları taşır: “Rabbimiz! Kalbimizi temizleyip huzura geldik. Sadece Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz. Dünyada arkasından koştuğumuz her şeyi bıraktık ve mâsivâyı bütünüyle nazarımızdan sildik. Şimdi rahmetini talep etmekteyiz. Belki ağır bir işin altına girdik. Dolayısıyla bu yükü götürmede oldukça zorlanacağız; haddizatında baştan sona kalbimizi Seninle beraber tutup Senin mehâbetin altında titrer hâle getirmek çok çetin bir vazife! Ancak şu an lâhut âleminin ufuklarına teveccühle kalbimizin dudağı mütebessim.”</p>
<p>Daha sonra o, “Rabbimiz! Devrin, belimizi bükecek, bizi secdeye ve rukûa getirecek hâdiselerine karşı yardımı Senden istiyoruz. Bize destek ol ve bu işi tamamına erdir. Namazın mânâsını, hayatımızın bütün safhalarında devam ettirmeye muvaffak kıl.” düşünceleri içerisinde <span class="arabic">وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ</span>  der.</p>
<p>Ardından o, <span class="arabic">اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ</span> “Bizi doğru yola; nebilerin, sıddıkların, şehitlerin yürüdüğü ve Senin de ana yol dediğin sırat-ı müstakîme hidayet eyle!” sözleriyle Allah’a sığındıktan sonra, O’nun büyüklüğü karşısında rukûa gider.</p>
<p>Aynı şekilde o, rukûda da,  <span class="arabic">سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيم</span>“Ey yüce Rabbim! Senin kullarına ikramlarda bulunan ve onlara karşı latif olduğunu itirafla Seni tesbih ederim.” der ve bir ahd ü peymân yenilemesi daha yapar.</p>
<p>Rukûdan doğrulurken, “Hesabın ağırlığı altında belim bükülüp rukûa gittikten sonra yeniden doğrulmaya muvaffak kılmandan dolayı Sana hamdolsun Allahım!” mânâsına <span class="arabic">سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَهُ</span>  “Allah, Kendine hamdedeni işitir.” der. Bir “elif” gibi dimdik ayakta doğrulunca da, “Evet doğru, hamd ve minnet Sanadır Allahım!” der. Bazen de sadece bunu söylemeyi az bulur ve <span class="arabic">اللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ لِلهِ كَثِيرًا وَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا</span>  “Allah, uluların ulusudur, Allah’a hamdimiz çoktur, sabah-akşam tesbihimiz Allah’adır.” der. Rukûdan kalktığı zaman bunu bir sahabi söyleyince Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Bu sözleri söyleyen kimdi?” demiş, sahabinin, “Bendim, ya Resûlallah.” demesi üzerine de şöyle buyurur: “O sözler hoşuma gitti. Sema kapıları onlara açıldı.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn39" name="_ftnref39">[39]</a></p>
<p>Hâsılı namaz, hayatın bütün mânâları kendisine serpiştirilmiş bir ibadettir. Ve o, baştan sona kulluğu itiraftır. Dolayısıyla kul, ezandan namazın bitimine kadar onu aşk u şevk içinde duyar ve idrak eder.</p>
<h4>a. Namazın Hakikati</h4>
<p>Namazın, şart ve rükünlerine riayet etme gibi zâhirî (görünen) yüzü bulunduğu gibi, onun bir de bâtınî (görünmeyen) yönü vardır. Namazı; şartlarına, rükünlerine, vaciplerine ve müstahaplarına riayet ederek kılan bir kimsenin namazı sahih sayılır. Onun bu şekilde namaz kıldığını görenler de, o kimsenin namazlarını doğru kıldığına hükmederler. Niyetin sağlam yapılması, ihlâslı olunması ve huşû içinde eda edilmesi ise namazın bâtınıyla ilgili meselelerdir. Bazı âlimler huşû ve hudû’u namazın erkânından, bazıları da vaciplerinden saymışlardır.</p>
<p>Zâhirî şartları namazın kalıpları gibidir, onlar olmadan bâtinî şartlar yerine getirilemez. İnsan, gerekli şartları yerine getirerek namazın zâhirini tam olarak yerine getirebilir. Ancak bâtını için böyle birşey söylemek mümkün değildir. Nitekim Efendimiz’in, Hz. Ebû Bekir’in veya Bediüzzaman gibi büyük zatların namazlarına baktığımız zaman, zâhiren onların namazları ile sıradan bir insanın namazları arasında bir benzerlik görülse bile, bâtını itibarıyla onların namazları çok farklıdır. Namazın zâhirinin kalıpları bellidir ancak bâtınına ait bir kalıptan söz edilemez. Diyelim ki abdest alırken yüzünüzü üç kere yıkarsanız, bu rüknü tam olarak eda etmiş olursunuz. Ancak namazın bâtınına ait böyle bir şey söyleyemezsiniz. Bu durum tamamen kulun Rabbisiyle münasebetine bağlıdır.</p>
<p>Hakiki namaz, mahiyet-i insaniyeyi aksettirme ve ortaya koymadır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyururlar:</p>
<p>“Her gün, sizin her bir mafsalınız için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih (sübhânallah) bir sadakadır. Her tahmid (elhamdülillah) bir sadakadır, her tehlil (La ilâhe illallah) bir sadakadır, her tekbir (Allahu ekber) bir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf bir sadakadır, nehy-i ani’l-münker bir sadakadır. Kişinin kuşluk vaktinde kılacağı iki rekât namaz bütün bu sadakalara muadil gelir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn40" name="_ftnref40">[40]</a></p>
<p>İnsan, sabahleyin dinç olduğu ve işinin de yoğun olduğu bir zamanda kemerbeste-i ubûdiyet içinde Rabb’inin huzuruna koşmak suretiyle Allah’ın kendisine verdiği mafsalların değerini derinlemesine hisseder. İşte insanın, kuşluk vakti kılacağı bu namaz bütün mafsalların şükrüne mukabil gelebilir. Beş vakit namaz da yine evveliyetle bu şükre karşılık gelebilir.</p>
<p>İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın, üzerindeki bütün nimetlerini namazıyla ortaya koyar. Bu sebeple namaz ahirette, insan suretinde temessül edecek, kişi kabre konulduğu an güzel simalı, gökçek yüzlü birisi yanında belirecek ve ona rehberlik edecektir. Namazlarının ahirette karşısına düzgün bir insan olarak çıkmasını arzu eden kimse, şartlarına, hususiyetlerine ve iç derinliklerine riayet ederek namazlarını kılmalıdır.</p>
<p>Mesela “et-Tahiyyat”ın mânâsı, bu kadar nimetleriyle bizleri perverde eden Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk lisanıyla ve O’nun yüceliğine, celâline ve cemaline uygun şekilde selam verme demektir. Ben kendimin sıfır, O’nun ise sonsuz olduğu, verdiği nimetlere karşı alacaklı gibi değil de borçlu biri gibi ubûdiyet ve şükürle mukabelede bulunmam gerektiği mülâhazasıyla Allah’a karşı “et-Tahiyyat” demem O’nun hakkıdır. İnsan, tek başına namaz kılarken bu mülâhazaları tam duymazsa, bu cümleleri on defa bile tekrar edebilir ki namazı hissederek kılmış olsun. Bu, benim vazifem, Allah’ın da hakkıdır. Bunu böyle söyleme gayret ve cehdim yoksa çok büyük bir hakkı yiyor, bir vazifeyi ihmal ediyorum demektir. Bu, “et-Tahiyyat”ta böyle olduğu gibi namazın diğer rükünlerinde de böyledir. Üstad, kendi kendine namaz kılarken her kelimeyi içinde duyup-hissedinceye kadar tekrar edermiş. Ancak bir insan imamsa ve halkın önündeyse böyle yapması halkın kafasını karıştırabilir.</p>
<p>Cenâb-ı Hak,<span class="arabic">قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ</span>  “Mü’minler felah buldular…” buyuruyor. Devamında ise, kurtuluşa eren bu mü’minlerin ilk vasfı olarak, namazlarını ciddi bir huşû, kalplerini Allah’a vermişlik içinde, ihsan şuuruyla, görülüyor olma mülâhazasıyla eda etmelerini zikrediyor. Herkes meseleyi bu çerçevede eda edebiliyor mu diye kendi vicdanına bakmalıdır. İnsanın bu seviyeye ulaşabilmesi için öncelikli olarak amellerinin ahirette arz edileceğine inanıyor olması gerekir. <span class="arabic">وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ</span>  “Amel edin, öyle amel edin ki, o amelinizi Allah görecek, Peygamber de, mü’minler de görecek.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn41" name="_ftnref41">[41]</a> âyet-i kerimesi bize bu konuda yol göstermektedir. Öyle amel edin ki onlar Allah’ın, Peygamberin ve gerçekten inanmış mü’minlerin görüşüne arz edilecek şekilde olsun. Âyet-i kerimeden anlaşılacağı gibi insan, gerek dünyevî gerekse uhrevî amellerini elinden geldiği kadar sağlam yapmaya çalışmalıdır. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) uygulaması da bunu teyit eder mahiyettedir; Hz. Âişe Validemizin ifadeleri içinde O, bir iş yaptığı zaman itkan üzere yani hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde sağlam yapardı.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn42" name="_ftnref42">[42]</a> Peygamberine ittiba ile mükellef olan bir mü’min, amelini, tenkit getirmeyecek, sorgulanmayacak şekilde yapmalıdır. Amellerin en güzeli namaz ise ve namazdan daha büyük bir şey yoksa, eksik ve hatalı olarak kılacağımız her namaz bizde bir gedik açıyor demektir.</p>
<p>Buna böyle inandıktan sonra namazlarımızı özene-bezene kılmak zorundayız. Belki ilk başlarda biraz tekellüfe girecek, kendinizi zorlayacaksınız. Ne var ki o, zamanla sizin tabiatınızın bir parçası hâline gelecektir. Ümmeti için daima kolay olanı tercih eden Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) tek başına namaz kıldığı zaman –İbn Mesud’un ifadeleri içinde– öylesine uzatıyor, öylesine mükemmel yapmaya çalışıyordu ki, diğer insanların bunu yapması epey zordu.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn43" name="_ftnref43">[43]</a> Ama insanlara namaz kıldırırken meseleyi daha hafif tutuyordu.</p>
<p>Evet, namazlarını hakiki mânâda eda etmek isteyen bir insan ilk başlarda biraz zorlanacaktır. Bazen hareketleri yapmacık bazen zorlama olacaktır. Ne var ki bir müddet sonra Kur’ân’da “ikâme” kelimesiyle anlatılan, namazı hakikatine uygun şekilde eda etmeye muvaffak olacaktır.</p>
<h4>b. Namazda Derinlik</h4>
<p>İnsan, melekler veya ruhanilerden farklı olarak cismaniyet sahibi bir varlıktır. Üzerinde bazen ruhun hâkimiyetinden söz edilse bile çoğu zaman cisim ve bedeninin baskısı altında yaşar. Bu sebeple de namaz başta olmak üzere ibadetlerini eda ederken onları her zaman derince duyup hissedemez.</p>
<p>Aslında Nâmütenâhî istikametinde nâmütenâhî bir duyuş, seziş ve görüş söz konusudur. Allah’a ulaşma, O’nu hissedip duyma, bu mülâhazalarda derinleşme istikametinde yapılacak şeylerin sınırı yoktur. Zira Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ı sonsuzdur ve O’na taalluk eden meselelerde de sonsuzluk söz konusudur. İnsanın, kıldığı her namazda farklı şeyler hissetmesi mümkündür. O’na ulaşma yolunda kılınacak namazlarda bir doygunluk, bir ülfet ve alışkanlık, bir nihayete ulaşmadan söz edilemez. Eğer böyle birşey söz konusu ise bu durum bize ve nefsimize aittir. Namazla ilgili nazarımızda meydana gelebilecek bir matlaşma, namazdan değil, bizim bakışımıza ait bir zafiyet ve özürden ötürüdür. Bizler, bakış, duyuş ve seziş özürlüsü insanlarız. O, her an farklı bir tecelli ile kendisini bize ifade etmektedir. Fakat biz, bunları düşünmediğimizden –ki mesleğimizin bir esası da tefekkürdür– ve meseleye öyle bakmadığımızdan dolayı en canlı, en cazip ve en renkli şeyler bile nazarımızda birdenbire matlaşıverir. Dolayısıyla onlardan duyulacak şeyleri duyamayız; her şey şekillere takılır kalır. Sureten namaz kılar, yatar-kalkarız ama kıldığımız namaz hakiki mânâda namaz değildir. Asıl mesele, namazı, herbir rüknünü kendine has derinliği ile duyarak kılmaktır.</p>
<p>İnsanın, bir taraftan abdest azalarını yıkarken, diğer taraftan mülâhazalarında da derinleşmesi gerekir. O, azalarından akan suyla birlikte günah kirlerinden de kurtulduğunu düşünür. Öyle ki bu suyun –bir bakıma günahlarla kirlendiği mülâhazasıyla– üzerine sıçramaması için son derece hassas davranır. Yüzünü yıkarken, “Öbür dünyada yüzümün karası olabilecek şeyler siliniyor ve yüzüm aklaşıyor. Allahım, bir kısım yüzlerin bembeyaz, bir kısmının da kapkara olacağı o günde yüzümü bembeyaz eyle!” diye düşünmelidir.</p>
<p>Bütün bunları derinlemesine duyma, hususiyle namaza konsantrasyon açısından çok önemlidir. Böyle derinlemesine bir duyma ile namaza durursanız her gün karşınıza farklı bir kapı aralanabilir. Bir yerde meseleyi sizin gördüklerinizin dışında farklı bir derinlik içinde duyarsınız. Bazen kıyamda dururken bir kapı aralanır, bazen rukûda, bazen kavmede, bazen secdede. Fakat hep peşinde olmak lazım ki o kapı aralansın. Eliniz kapının tokmağında kalbiniz sürekli O’nunla beraber olmazsa kapılar aralanmaz. “Bunları hissetmeden kıldığımız namazlar hiçbir şey ifade etmiyor mu?” diye sorarsanız, böyle bir namazla Allah’a karşı borcunuzu eda etmiş olursunuz ve –inşâallah– ötede sorumlu olmazsınız. Fakat namazın hakikatına ulaşmamış olursunuz. Oysaki namaz, duyularak, âdeta bir şerbet yudumlar gibi kılınmak üzere Allah tarafından vaz’ edilmiş; yerdekilere göklerin bir armağanıdır.</p>
<p>Bir de namazın ruh ve mânâsı hemen inkişaf etmeyebilir. Kendisinde namazın ruhu inkişaf eden bir insan, en tatlı bir işle meşgulken fırlayıp namaza durmak ister ve namazdan zevk alır. Her zaman olmasa bile çok defa şöyle der: “Keşke ömür hiç bitmese de ben hep böyle ayakta dursam!” Ama bunun inkişaf etmesi için insana bazen yirmi, bazen otuz, bazen kırk sene lazımdır. Kırk sene kemerbeste-i ubûdiyet içinde o kapıda durursun ve namaz ancak o zaman inkişaf eder.</p>
<p>Âyet-i kerimede <span class="arabic">وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا</span> “Bütün varlığınla O’na yönel!”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn44" name="_ftnref44">[44]</a> buyruluyor. Fiil “tefa’ul” babında olduğu için bir zorlama ifade etmektedir. Başlangıçta Peygamberimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu şekilde hitap ediliyor. Ama Efendimiz zamanla o hâle geliyor ki, “Sizin yeme-içme ve cinsî münasebete karşı duyduğunuz arzuyu ben namaza karşı duyuyorum.” buyuruyor.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn45" name="_ftnref45">[45]</a> Aynen öyle de insan, bu hususta gereğince ısrarlı olsa, sabretse namazın mânâ peçesinin onun için de açılmasını beklese, sonunda ona, “Cennet’te sofralar hazırlanmış.” deseler, buna rağmen o, “Namazımı kılayım ondan sonra geleyim. Namazımı feda edemem ben.” diyecektir. Hatta ruhunu almak üzere Azrail (aleyhisselâm) gelse, ona bile, “Müsaade edersen vakti giren namazımı kılayım, kaçmasın. Ondan sonra ne yaparsan yap.” diyecektir. Yani insanda zamanla namaza karşı öyle bir ruh hâleti hâsıl olur ki o, ölüm gelip çattığı anda bile namazını eda etmeye çalışır.</p>
<p>Namazın her rüknü son derece cazip ve son derece endamlıdır. Zannediyorum namaza bir abide yapacak olsanız, dünyada hiçbir heykelin boy ölçüşmesi mümkün olmayan bir eda ve bir endam karşınıza çıkar. Ömür boyu gözlerinizi diker, hep ona bakarsınız. Konuyla ilgili şu hadis de bu mülâhazamı teyit eder mahiyettedir: Namaz, berzah ve misal âleminde insana temessül edecektir. Eğer o, arızasız ve kusursuz eda edilmişse, orada güzellerden güzel bir şekilde sahibinin karşısına çıkacaktır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn46" name="_ftnref46">[46]</a></p>
<p>Başka bir hadis-i şerifte anlatıldığına göre bedevînin biri Mescid-i Nebevî’ye gelerek namaz kılıyor. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona, “Namaz kılmadın sen.” buyuruyor. Bedevî, kalkıyor ve namazını aynı şekilde tekrar kılıyor. Efendimiz yine “Namaz kılmadın sen.” buyuruyor. Adam, “Ya Resûlallah başka türlü bilemiyorum.” deyince Allah Resûlü, ona; kıyamda, rukûda, secdede nasıl hareket etmesi gerektiğini izah etmek suretiyle namazı eda keyfiyetini öğretiyor.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn47" name="_ftnref47">[47]</a> Zira gerçek mânâsı –eskilerin ifadesiyle mahiyet-i nefsü’l-emriyesi– ile onu ortaya koymazsanız namazı zayi etmiş olursunuz. Böyle bir durumda namazın, sizden ayrılırken mânevî ruhuyla “Beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin!” demeyeceğinden emin olamazsınız.</p>
<p>Birkaç kişiye namaz kıldıran kimse, arkasındaki cemaatte zayıfların, hastaların, kadınların ve çocukların da olabileceğini hesaba katarak namazı belki asgari seviyede tutabilir. Fakat bu asgari seviyeden kasıt günümüzde bazılarının yaptığı gibi, “Sübhânallah, Sübhânallah, Sübhânallah” yerine “sub, sub, sub” demek değildir. Mesela rukûda hakkını vere vere, kelimeleri güzelce telaffuz ederek –bazı fukahaya göre– bir kere “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” demek şarttır. Bazı fukahaya göre ise onu en az üç defa söylemek gerekir. Onun için, rukû ve secdede en az üç defa, yavaş yavaş, kelimeleri tam telaffuz ederek bu tesbihi söylemeliyiz. Pek çok kimsenin hızlı hızlı okuduğu Fâtiha, Kur’ân değildir. Çünkü Kur’ân öyle inmemiştir. Dolayısıyla böyle alelacele okunan Fâtiha ile kılınan namaz da namaz değildir. Bir nefeste, o nefes bitmeden sûreyi sona erdirme telaşıyla, soluğun tıkandığı yerde hızlıca ve can havliyle alınan ara nefeslerle okunan Kur’ân’la kıraat farzı yerine getirilmiş sayılmaz. Lafızlar mânâların kalıbıdır ama kalıbın mânâya uygun olması lazımdır.</p>
<p>Namazda kıraat, kelimelerin hakkını vererek okumak ve mânâsını duymaya çalışmak demektir. Eğer bu gerçekleşmiyorsa, mânâsı duyuluncaya kadar aynı kelimeler 3-5-7-9-11 kere tekrar edilebilir. Hz. Huzeyfe, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namazını anlatırken şöyle der: “Rukûya gitti; rukûsu kıyamından daha az değildi. (Kıyamda Bakara, Nîsâ ve Âl-i İmrân sûrelerini okumuştu.) Ayağa kalktı, kavmesi rukûsundan az değildi. Secdeye kapandı, secdesi kavmesinden az değildi.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn48" name="_ftnref48">[48]</a> İnsan, kendi kendine namaz kılarken böyle kılmaya gayret etmelidir. Madem namaz çok önemli bir ibadettir, madem o mü’minin miracıdır, madem sefine-i din namazla yürür; öyleyse namaz, hakkını vererek eda edilmelidir. Zira o işin hakkını vermek, aynı zamanda iradeli olmanın da hakkını eda etmek demektir.</p>
<h4>c. Haşyet ve Saygı Dolu Namazlar</h4>
<p>Namaz, içinin doluluğu ve duruluğu nispetinde Allah nazarında duru ve berrak bir hâle gelir. İçi haşyet ve saygıyla dolu olarak eda edilen her namazın kıyam, rukû, secde gibi her bir rüknü, Allah indinde miraç yaparken atılan birer adım hâline gelir. Biz, meselenin dış yönünü izah ederken “yatıp-kalkma” ifadelerini kullanıyoruz ve haddizatında namazda yaptığımız şeyler de bundan ibarettir. Ne var ki bu yatıp-kalkmalar, onlara katılacak iç saygı ve haşyetle birlikte Allah indinde büyük bir kıymet kazanır ve değerler üstü değere yükselir. Çünkü namaz, Allah katındaki en değerli ameldir; şayet ondan daha değerli bir şey olsaydı Allah (celle celâluhu), kullarını günde beş defa onunla mükellef kılardı.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, göklerde mükerrem ibadı olarak yarattığı meleklerden her birini, namazın sadece bir rüknüyle tavzif etmek suretiyle ona verdiği değeri göstermiştir. Öyle mükerrem melekler vardır ki, bunlar sadece kıyamda durmakla tavzif edilmişlerdir. Sadece bu kıyam bile onların Allah indinde yüce bir makama sahip olmaları için yeter de artar. Yine öyle melekler vardır ki, onlar sadece huzur-u ilâhide bel kırıp rukû etmekle görevlendirilmişlerdir. Ve bu görev, onların kâmetlerini Arş-ı Âzam’a çıkaracak mahiyettedir. Ve yine öyle melekler vardır ki, onlar sadece secde ederler.</p>
<p>Hâsılı her bir melek topluluğu, namazın bir rüknüne sahip çıkmak suretiyle arş-ı kemalata veya Rabb’in hoşnut olacağı istikamete doğru yüzüp gider. İşte Cenâb-ı Hak, bu melekler topluluğunun Kendisine karşı kulluklarını ifade etmelerine bir vesile kıldığı namazı, bütün erkânıyla ümmet-i Muhammed’e vermiştir. O hâlde insan, namazda yerine getirmeye çalıştığı her bir rüknü, âdeta arşiyesini tamamlarken merdiven basamaklarına tutunma havası içinde yapıp yerine getirmelidir. Çünkü melekleri arş-ı kemalâta yükselten bu ibadet, onların da o makama yükselmelerini temin edecektir. Dolayısıyla kul, kendisini böyle bir makama taşıyacak olan namazı, bir kısım formalitelerden ibaret görmemeli ve âdeta bir yükü sırtından atıyor havası içinde eda etmemelidir. Aksine çok ciddi bir meseleyi eda etme havası içinde, ezan okunduğu zaman huzur-u ilâhiye gelip el-pençe divan durmalı, huzurda olduğu müddetçe de hiçbir şekilde gaflete dalmamalı ve böylece namazı bir tefekkür ve bir iç heyecanı içinde tamamlamalıdır.</p>
<p>Namaz, bir huşû, bir iç saygısı ve bir edeb işidir. Bu mânâ ile eda edildiği müddetçe iç âlemimize daima bir duruluk getirir, fikirlerimize bir istikamet kazandırır. Bu şuur ve anlayış içinde eda edilmeyen namaz, insanın sırtında bir yük ve insan için bir yorgunluktur; kurbete vesile olması bir yana, kulun Allah’tan uzaklaşmasına bile sebep olur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):  <span class="arabic">مَنْ لَمْ تَنْهَهُ صَلَاتُهُ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ، لَمْ يَزْدَدْ مِنَ اللهِ إِلَّا بُعْدًا</span>  “Kimin namazı onu fuhşiyat ve kötülükten men etmezse, o namazın, o insana, kendisini Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir katkısı olamaz.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn49" name="_ftnref49">[49]</a> buyurmuştur. Haddizatında namaz, kişiyi Allah’tan uzaklaştırmaz; ama o gafletten sıyrılamadığı, nisyandan kurtulup kendini aşamadığı, dolayısıyla gönlünü sahibine vermesi gerektiği yerde dahi veremediği için, Rabb’inden uzaklaşmasına vesile olur. O hâlde kul, namazını eda ederken, âdeta nuranî bir ipe tutunuyor gibi onu eda edecek ve dikkatli davranacak; ayağı sürçüp bir lahza gaflete girse hemen nazarını yüceler yücesi âleme çevirecek, onu seyre dalacak ve böylece kulluk vazifesini eda edecektir.</p>
<p>Halef İbn Eyyûb, hadis ve fıkıh sahalarında yetişmiş büyük zatlardandır. O, namaza durduğu an, arılar sokarken bile elini kaldırıp hareket ettirmez; namazdan sonra kendisine, “Arı soktu, elini dahi hareket ettirmedin; sinek yüzüne kondu, başını bile çevirmedin.” dendiğinde de: “Ben bir zamanlar, bir kısım fasık ve facirlerle görüşmüştüm; onlar, fısk u fücurları sebebiyle padişahın kendilerini kamçılatması karşısında “gık” bile demediklerini birbirlerine karşı iftiharla anlatıyorlardı. Ya ben Allah’ın abd-i âcizi, namaz gibi bir miracı eda ederken başıma konan sinek ve arılardan nasıl müteessir olurum ki!” demiştir.</p>
<p>Hz. Ali (radıyallâhu anh), cephede hasımlarının karşısına çıkarken bile ayağı, namazda olduğu kadar titrememiştir. Oysa Hendek’te Amr İbn Abdivüdd, “Yok mu benimle savaşacak?” dediğinde, daha çocuk denecek yaşta olmasına rağmen, onunla savaşmak için Allah Resûlü’ne defalarca müracaat etmiş, karşısına çıkınca da onun, “Bana karşı seni mi gönderdiler, yok muydu senin büyüklerin? Senin ağzın süt kokuyor!” şeklindeki tahriklerine kapılmamış, yapılan hamleler karşısında kalkanının ikiye parçalanmasına ve alnından aldığı yaraya rağmen hiç fütur getirmemiş; Allah Resûlü’nün kendisine takdim ettiği Zülfikar’la hasmını alt edivermişti. Hz. Ali, bu kadar tereddütsüz, kuşkusuz ve endişesizdi. Ama namaza giderken rengi sararır ve ayaklarının bağı çözülürdü. Kendisine: “Ey mü’minlerin emiri! Nedir bu hâlin?” dendiğinde de, “Bilmiyor musunuz, emaneti yerine getirmeye gidiyorum.” derdi.</p>
<p>Allah (celle celâluhu), Kur’ân-ı Kerim’de, <span class="arabic">إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ</span>  “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn50" name="_ftnref50">[50]</a> buyurmaktadır. Bunun mânâsı, “Benliği, şuuru ve idraki; eşya ve hâdiselerin içinden Allah’a ait mânâlar çıkarma ve bu mânâlarla bir mârifet peteği meydana getirme işini insan yüklendi.” demektir. Biz, günde beş defa namaza çağrılırken işte bu vazifeyi eda etmek üzere Rabbimizin huzuruna geliyoruz. Haddizatında Hz. Ali’nin ayaklarını titreten düşünce de bu idi.</p>
<p>Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anh), namaza giderken –vazifenin ağırlığını duyma havası içinde– o kadar yavaş yürürdü ki, onu görenler, “Eğer bir karınca onunla birlikte yola çıksa mutlaka onu geçerdi.” derler. Aslında ciddi mânâda bizi endişeye sevk edecek ehemmiyetli bir iş karşısında etrafımızı görmez olur, hiç kimseyi tanımayız. Ezan, ruh dünyamız üzerinde böyle bir kıyamet koparır; Rabb’in huzuruna davet vâki olmuş gibi yerimizden kalkar, tastamam abdest alır, üzerimizdeki gafleti atmaya çalışırız. Zira birkaç dakika sonra, hayatın hesabını verme mânâsında Rabbimizin huzuruna duracağız. O huzurda, elbette gaflet içinde bulunmak uygun değildir. Rabb’in huzurunda dururken, O’na karşı dönüşümüzün nişan taşı olsun diye, Kâbe’ye yönelecek, onu karşımızda tahayyül edeceğiz. Başka bir ifadeyle, bütün gönlümüzü Rabbimize verecek, kalb ve hayalimizle Kâbe’ye teveccüh edecek, sonra da rahmet ve rıza-i ilâhiyi avlamaya çalışacağız.</p>
<p>Evet, ezan şuuruyla namaza koşan bir mü’min, Kâbe’yi tam karşısında tahayyül ederek rahmet ve rıza-i ilâhiyi avlamaya çalışacaktır. Her devirde nice sultanlar gelip geçmiştir! Bizlerin de aynı payeye ulaşması her zaman mümkündür. Zira öyle bir zemin ve zamanda bulunuyoruz ki, etrafımızda daima Allah, Peygamber, Kur’ân diyen insanlar pek çoktur. Böyle bir ortamda kendimizi muhafaza etmemiz mümkündür. Ama bununla birlikte, henüz o zatların ulaştığı seviyenin yüzde birine dahi ulaştığımız söylenemez.</p>
<p>Bir devlet reisi olarak iyi mü’min olma, çirkinlikler arasından gözünü lâhut âleminin güzelliklerine dikme, makama mansıba takılıp kalmama çok zordur. Yine bir padişah olarak, hem ordu komutanlığı yapıp fatih orduları idare etme hem de devlet kurup insanları memnun etme çok zordur. Rivayete göre Murat Hüdavendigar Hazretleri, tekbir alıp namaza duracağı zaman, birinci tekbirde Kâbe’yi göremediğinden ikinci ve üçüncü tekbirleri alır, onu karşısında müşâhede edene kadar da devam edermiş. Bir gün hocasının karşısına çıkıp şöyle demiş: “Hocam! Acaba benim bir günahım mı var ki, ilk tekbir aldığımda Kâbe’yi müşâhede edemiyor, ikinci ve üçüncü tekbirde ancak görebiliyorum.” Murat Hüdavendigar Hazretleri zanneder ki, hocası dâhil herkes, daha “Allahu ekber” dediği anda Kâbe karşısında beliverir ve bu hâli yakalayamayan da sadece kendisidir!</p>
<p>Evet, salih kimselerin namazdaki havası budur. Onlar, Rabb’in rahmetiyle münasebet kurabilmek için, bir nişan taşı mesabesindeki Kâbe’yi iki kaşlarının arasında, alev alev kabaran ve kıvılcımları dağlar büyüklüğünde olan Cehennem üzerinden Cennet’e geçişi sağlayan ve bu dehşetli manzara karşısında nebilerin dahi “Selamet ver Allahım!” dediği Sırat’ı ayaklarının altında tahayyül ederler. Bütün revnaktarlığıyla Cennet’i sağ taraflarında, bütün dehşetiyle Cehennem’i sol taraflarında, kendisine bir pençe atmak üzere elini uzatmış ve nerede yakalayacağı belli olmayan ölümü arkalarında tahayyül eder, ciddi bir korku ve bunun yanında alabildiğine bir ümitle Rablerine karşı kulluklarını eda ederler. Mü’min, namazda bu havayı yakalayıp devam ettirdiği sürece her türlü fuhşiyattan ve münkerattan uzak kalacaktır. Değilse, <span class="arabic">رُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِلَّا السَّهَرُ</span>  “Nice (gece kalkıp) namaz kılanlar vardır ki, onların bu namazlarından ellerinde kalan sadece uykudan mahrumiyettir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn51" name="_ftnref51">[51]</a> fermanının tokatını yiyecektir.</p>
<p>Netice olarak namaz, bir şuur derinleşmesi, bir iç aydınlığı ve Rabb’in rızasını kazanmadır. Korkuyla birlikte ümidin; ümitle birlikte dehşetin; mehâbetle birlikte azametin insanın içini doldurduğu, râşelerin ürpertileri takip ettiği bir hâl ve eda, namazın iç huşûunu teşkil eder. İnsan, bir an olur kalbi ağzına gelir ve canı çıkacak gibi olur; bir an olur büyük bir ümide kapılır ve tebessüm eder; bir an olur o hâlini Rabb’e karşı bir edepsizlik sayar ve hayâsını takınır, “Ben naz makamında değilim.” der ve bu hava içinde namazını eda eder.</p>
<p>Huşûun zâhirine gelince o, insanın, namazda, söyleyeceği ve yapacağı şeyleri ciddi bir edep içinde yerine getirmesi demektir. Mesela okunan âyetlerde ne söylendiğini bilerek onları okuma; rukûyu, fıkıh kitaplarında anlatıldığı şekilde ifa etme; secdeyi, celseyi, kavmeyi aynı şekilde yapıp yerine getirme. Mü’minin, ancak bu duygularla dolup taşarak eda edeceği namaz, namaz olacak ve beden gemisini bu suretle sahil-i selamete çıkarma imkânını elde edecektir.</p>
<h4>d. Namazda Üç Mühim Unsur</h4>
<p>Namazın kıyam, kıraat, rukû ve sücûd gibi rükünleri, onun sadece şekil yönünü ifade ederler. Oysa namazda ve onun rükünlerinde asıl olan, muhteva ve ruhtur. Nasıl ki yeme-içme cismaniyetimiz için bir ihtiyaçtır: namaz da mânevî hayatımız ve ruhumuz için bir gıdadır. Namaz, fıtratımızın bir gereği hâline getirilmelidir. Ruh, gıdasını ancak bu şekilde kılınan bir namazdan alabilir.</p>
<p>Namazda dikkat edilecek bir diğer husus da şudur: Nasıl vücud geliştirme çalışmalarında kalbi yormamak için fikir dünyasından uzaklaşmak gereklidir. Aynen öyle de ruhu geliştirmek için dünyevî düşünceleri devreden çıkarmak, bütünüyle kalb ve ruh insanı hâline gelmek şarttır. Tabi ki namazın dış şekillerini özenle yerine getirmek ile bu muhteva arasında sıkı bir münasebet vardır.</p>
<p>Namazda dikkat edilecek bir diğer husus da bazılarının namazına bakıp değişik tavır ve uygulamalara gidilmemesidir. Başkaları namazlarında elini, kolunu, başını sallayıp değişik tavırlar içerisine girebilirler. Bu durum kimseyi ilgilendirmemeli, herkes kendi namazını kılmalıdır. Ayrıca bu insanların, namazlarını nasıl eda ederlerse etsinler, Allah’a karşı borçlarını ödemiş olacaklarından şüpheye düşülmemeli, neticesinde insana günah yükleyecek olan suizan kapısı kat’iyen açılmamalıdır. Kaldı ki biz, kimsenin davranışlarına hakem de değiliz.</p>
<p>Bir diğer husus da şudur: İnsanın içinde bulunduğu ruh hâlinin ve etrafında cereyan eden hâdiselerin namazına tesir edeceği muhakkaktır. Fakat o, bütün bunun şuurunda olarak, iradesiyle bu şartları aşmalı ve kalbi kemal noktasına yönlendirmelidir. Feyiz ve berekete en açık olduğu anlarda bile sadece O’nu mülâhazaya almaya çalışmalı. Mesela Allah’la arasına, o anda arş-ı Rahman’a ulaştıracak bir cezbe bile girecek olsa, hemen “Hayır, Rabbim ben bunu istemem, şu namaz kılanlardan birisi gibi olayım, yeter.” diyebilmeli.</p>
<p>Son bir husus da herkesin namazı, içinde bulunduğu mertebe ve dereceye göre farklılık arz eder. Siz, kılmış olduğunuz namazı İmam Rabbânî’ye anlatsanız, belki size gülecektir. Veya İmam Rabbânî kendi namazını İbn Arabî’ye anlatsa o da ona gülecektir. Zira onların her birinin buudları birbirinden farklıdır. Burada önemli olan nokta, namaz konusunda avamca düşüncelere sahip olan kimselere hakiki namazla ilgili mülâhazaların yolunu açmaktır. Bir zerre iken kendini deryaya salıverme ve damla iken derya olma&#8230; Bunun ötesinde de, Rabbim lütfederse şu anda mahiyetini dahi bilmediğimiz o mertebelere ulaşmayı yine O’nun rahmetinden bekleyebiliriz.</p>
<h4>e. Namaza Konsantre Olma</h4>
<p>Abdest suyuyla beraber günahlarının da döküldüğüne inanan bir mü’min, abdestle kazandığı metafizik gerilimi, ezan-ı Muhammedî’yi dinlerken de devam ettirir; hatta daha da artırır. Ezanı müteakiben bir de sünnet namaz kılarak iç içe bir derinliğe ulaşır. Madem sünnet ve nafile namazlar “cebren li’n-noksan”dır; yani farz namazlardaki noksanları tamamlar, eksiği gediği giderir.. ve madem Cenâb-ı Hak nafileleri edaya ekstradan bir yakınlık vaadinde bulunmuş ve, “Kulum bana, kendisine farz kıldığım ibadetlerden daha sevimli bir amelle yaklaşamaz. Farzları eda eden kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder. Öyle ki nihayet ben onu severim. Ben kulumu sevince de artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli&#8230; olurum.” demiştir. <a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn52" name="_ftnref52">[52]</a> İşte o da, bunları düşünerek ve sürpriz bir yakınlık talebini hâliyle seslendirerek sünnet namazı tamamlar. Böylece konsantrasyon adına çok önemli bir adım daha atmış, namazla bütünleşme yolunda son mesafeyi de katetmiş ve farzı kılmaya hazır hâle gelmiş olur.</p>
<p>Böyle dikkatli ve hassas bir kul için namazı bekletme söz konusu değildir: her zaman namazı bekleme esastır. O, namazdan, hatta ezandan evvel abdestini alıp “Tam tekmil hazırım Allahım! Sen bana teveccüh buyurduğun an, nazarlarımın Sana müteveccih olduğunu göreceksin.” duygusuyla gerilmiş olarak “Haydi, şimdi huzuruma çıkabilirsin.” komutunu bekler. Zaten abdest öncesinden başlayıp ezan ve sünnet namaza kadar sürüp giden hazırlıklar silsilesinde insan böyle bir metafizik gerilimi yakalayamamışsa, o işte bir eksiklik var demektir. Fakat öyle olsa da farzdan önce kâmet getiren müezzin, insanı ibadet düşüncesinden alıkoyup mâsivâullaha çeken her şeye son darbeyi indirir ve böylece konsantrasyonunu tamamlayan kul, en derin mülâhazalarla “Allahu ekber” deyip namaza durur.</p>
<p>Meselenin bir diğer yanı da şudur: Asr-ı Saadet’te, yüce dinimiz İslâm’ın emirleri birer semavî sofra gibi ter ü tâze iniyordu. Sahabe efendilerimiz her gün farklı farklı ibadetlerle tanışıyorlardı. Mesela bir gün namazı öğreniyor, ertesi gün ezanı duyuyorlardı. Ezan kulaklarında tın tın edip içlerine bambaşka bir ürperti ve heyecan salınca, namazı da işte o huzurla kılıyorlardı. O dönemin Müslümanları, duyup öğrendikleri her meseleyi böyle orijinal, çok süslü ve pek cazip buluyor; bu göz alıcı güzelliklerin cazibesine kapılıyor ve âdeta büyüleniyorlardı. Onlar, her an gökler ötesinden haber alıyor, her gün yeni bir sürprizle karşılaşıyor ve bir nevi kesintisiz sürprizler kuşağında yaşıyorlardı. Sürekli yeni bir sûre ya da âyet duyuyor, dinliyor; onunla yunuyor, yıkanıyor ve böylece ulvî hislerle donanıyorlardı.</p>
<p>İşte bu semavî ve ilâhî donanımla da Allah’ın huzuruna çıkıyorlardı. Dolayısıyla onlar, metafizik gerilim elde etmek, gereken konsantrasyonu yakalamak ve ibadete hazır hâle gelmek için ziyade bir cehd ve gayrete ihtiyaç duymuyorlardı. Sürekli maiyyet solukladıkları için farkına varmasalar da, gayr-i iradî olarak sürekli öteler düşüncesiyle ve mânevî duygularla dolu bulunuyorlardı. “Şimdi huzura varma zamanı!” dedikleri an bütün hislerini ve latifelerini ibadet üzerine yoğunlaştırabiliyorlardı.</p>
<p>Bize gelince, semanın sağanak sağanak vahiy boşalttığı Asr-ı Saadet’ten uzak bulunduğumuzdan dolayı, o konsantrasyonu ve mânevî donanımı gayr-i iradî olarak elde edemeyiz. Bu itibarla da biz, o asırla aramızda bulunan uzaklığı, cehdimizle, gayretimizle, irademizdeki uyanıklıkla ve kararlılığımızla aşmak zorundayız. Dinin özündeki orijinalliği, iradî olarak mülâhazalarımızı canlandırmamız ve tetiklememiz sayesinde duymaya çalışmalıyız. Sahabe ve selef-i salihîn efendilerimizin yaptığı gibi en ulvî duygularla ve engin mülâhazalarla namaz kılmak istiyorsak, bu konuda da irademizin hakkını vermek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Evet, biz, her zaman temiz duygu ve düşüncelerle dolu olmaya bakmalıyız; namaza yürürken de abdest öncesinden başlamak suretiyle hep bu nezih mülâhazalar istikametinde yol almalıyız. Mesela namaza durmadan önceki son sözlerimizi mutlaka sohbet-i Cânan etrafında örgülemeli; yürekleri şahlandırmaya mâtuf, O’nunla alâkalı bir mevzu hakkında konuşmalıyız. Allah dostlarının namazla alâkalı dile getirdikleri hususları düşünmeli ve böylece, iradî olarak his ve fikirlerimizi namaza kilitlemeliyiz.</p>
<p>Bu zaviyeden, bizim mâsivâdan uzaklaşmamız ve güzelce hazırlanarak namaza yoğunlaşmamız oldukça zor görünüyor. Fakat unutulmamalıdır ki, bir işte ne kadar çok meşakkat bulunursa ve o şey ne kadar zor tahsil edilirse, onda o kadar çok sevap vardır. Bundan dolayı, “Meşakkat ölçüsünde mükâfat elde edilir.” sözü darb-ı mesel olmuştur. Evet, ne kadar zorlu işlerle meşgul olursak, ne kadar sarp tepelere tırmanırsak, mükâfatımız da o kadar büyük olur. Dolayısıyla güzel hislerle dolma ve ibadetleri tam duyma yolunda, iradî olarak zorluklarına katlanıp tastamam alacağımız bir abdestin mükâfatı da o ölçüde büyük olacaktır.</p>
<h4>f. Veda Namazı</h4>
<p>İnsan, öyle namaz kılmalı ki herkesin namazı bir diğerine misal olsun ve secde, doyulmaz bir neşveye, dualar, insana bıkkınlık vermeyen bir gıdaya; rukû ayrı bir edaya; kıraat de dane dane canlı kelimeler armonisine dönüşsün.</p>
<p>Muhbir-i Sadık,  <span class="arabic">إِذَا قُمْتَ فِي صَلَاتِكَ فَصَلِّ صَلَاةَ مُوَدِّعٍ</span>“Namazını veda namazı gibi kıl!”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn53" name="_ftnref53">[53]</a> buyuruyor. Size, “Sadece bir vakit namaz kılacak kadar ömrünüz kaldı.” deseler, o namazı nasıl özene-bezene kılarsınız. İşte her namazı böyle kılmalısınız. Evet, “Bu benim son namazım olabilir.” mülâhazasıyla kılınan namaz, veda namazıdır.</p>
<p>Evet namaz, insanın hayatında yapacağı şeylerin en güzelidir ve en güzeli olmalıdır. Hayatın en tatlı hatıraları namazla ilgili bulunmalıdır. Zira miraca namazla çıkılır. Allah’a namazla ulaşılır.. enbiyanın huzuruna namazla varılır.</p>
<h4>g. Namazdaki Üç Mertebe</h4>
<p>Namazı üç farklı mertebede değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li>Mükellefiyet olarak eda edilen namaz: Ülfet alaşımlı ve sadece Cenâbı Hakk’ın emrini yerine getirmiş olmakla sınırlı kalan namazlar bu mertebeye dâhildir. Hiç namaz kılmamaya göre elbette ki bu da bir mertebedir. Ancak böyle namaz sahipleri, namazı terk etme mesuliyetinden kurtulsa da namazdan elde edilebilecek feyizlere tam mazhar olamazlar.</li>
<li>Kötülüklerden koruyan namaz: Namaz, insanları fuhşiyattan ve dinin çirkin gördüğü bütün kötülüklerden korur. Evet, Cenâbı Hak, namaza böyle bir hususiyet vermiştir. Ne var ki namazdan bu ölçüde istifade edebilmek, namazın ruhunu yakalamakla mümkündür. Şuurla eda edilmiş her namaz, sahibini koruyucu bir atmosfer gibi kuşatır ve münkeratın yol bulup ona ulaşmasına mâni olur. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), namazdaki bu hususiyeti, kapısının önünden geçen nehirde her gün beş defa yıkanan insanın kirlerinden temizlenmesi teşbihiyle anlatır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn54" name="_ftnref54">[54]</a>Zaten namazdaki bu hususiyettir ki, sel sel olup üzerimize gelen münkerattan bizleri koruyup muhafaza etmektedir. Aksi hâlde bu kadar çirkinliğe ruhumuzun direnç göstermesi nasıl mümkün olurdu ki!</li>
<li>Miraç buudlu namaz: Her dakikası seneler kazandırabilecek çapta kılınan namaz, miraç televvünlü namazdır. Böyle bir namazı yakalamak çok zordur ve ancak seçkin ruhlara mahsustur ama yine de mümkündür. Madem mümkündür, herkes gayret etmeli ve hiç olmazsa hayatının belli dönemlerinde böyle bir namazı yakalamaya çalışmalıdır.</li>
</ol>
<p>Burada şu hatırlatmayı yapmakta da fayda var: Namaz her şeyden evvel bir mükellefiyettir; dolayısıyla da istenen seviye ve keyfiyette eda edilemese de mutlaka kılınmalıdır. Seviyeli namaz kılamıyorum diye namazı terk etmek, bir şuur emaresi değil aksine şeytana maskara olmanın ifadesidir; mü’minler bu oyuna gelmemelidir.</p>
<p>Diğer taraftan namazın belli rükünleri ve belli vakitleri vardır. Hiç kimsenin bunlarda keyfî tasarrufta bulunmaya hakkı ve salâhiyeti yoktur. Kendisinde böyle bir hak görenler de kesinlikle sağdan gelen şeytana yenik düşmüş kişilerdir. Dedikleri de söyledikleri de ilmin, bilginin değil, bu yenilginin delili ve işaretidir.</p>
<h4>h. Namaz Âşıkları</h4>
<p>Evrâd u ezkâr, dua, nafile namaz gibi ibadetler, sürekli olarak ve ısrarla yerine getirilmelidir ki bunlar, zamanla bizde ikinci bir fıtrat hâsıl etsin. Mesela iki rekâtlık bir nafileyi dört rekât kılmaya alışır, bir daha da bırakmazsanız, gün gelip bırakmaya kalktığınızda, “Eyvah, bugün de falso yaptık!” dersiniz. Böyle bir anlayış, insanda zaten mevcut olan birtakım kabiliyetlerin kullanılarak inkişaf etmesi ve insan ruhuna hâkim olmasından kaynaklanır.</p>
<p>Âbidlerin Rehberi Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namaza göstermiş olduğu alâka, O’nun izini takip edenlerin gönüllerinde de “ibadetlerin özü”ne karşı derin bir iştiyak uyarmıştır. “Namaz benim gerçek göz aydınlığımdır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn55" name="_ftnref55">[55]</a> diyen, başkalarının, bir kısım şeylere arzu duymasının çok ötesinde namaza karşı arzu duyduğunu her hâliyle ortaya koyan, mübarek ayakları şişene kadar kıyamda duran, bazen bir rekâtta bir kaç cüz okumadan rukûya varmayan, haşyet dolu yüreğinden el değirmeninin ya da kaynayan tencerenin sesi gibi hıçkırıklı ağlama sesi duyulan ve secde ederken Hak karşısındaki saygısından dolayı kıvrım kıvrım kıvranan Resûl-i Ekrem’in (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ), namaz ibadeti üzerinde hassasiyetle durması Ashâb-ı kirâmın da birer namaz âşığı hâline gelmelerine vesile olmuştur.</p>
<p>Öyle ki Fudayl İbn İyâz’ın ifadeleriyle söyleyecek olursak, sahabe efendilerimiz, benizleri atmış, yüzleri sararmış bir şekilde sabahı karşılarlardı. Çünkü gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi. Bazen saatlerce kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı. Cenâb-ı Hakk’a içlerini dökerken, rüzgârlı bir günde sallanan ağaçlar gibi sallanır; gözlerinden, elbiselerini ve yeri ıslatacak kadar yaş dökerlerdi. Namazın lezzeti onlara bedenî yorgunluklarını unuttururdu da artık o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi. Sabah olunca, yüzlerine yağ sürer, gözlerine sürme çekerler ve halkın içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş ve iyice dinlenmiş gibi çıkarlardı.</p>
<p>Hz. Ömer (radıyallâhu anh), sinesinden yediği hançerle baygınlık geçirirken kendisine, “Namaz ya emire’l-mü’minin!” dendiği zaman, “İşte kalktım!” deyip zorla doğrulmaya çalışıyor fakat her hareketinde kaybettiği kanla daha bir bitap düşüyordu. Namaz âşığı insanın vuslatı yine namazda oluyor, yüzünü yere koyup Rabbisine yakaracağı anda sinesinden yediği hançerle feryat ediyordu.</p>
<p>Hz. Ali’nin (radıyallâhu anh) hâli ondan farklı değildi; o da namaza giderken sararır solar, kendisine: “Bu ne hâl ya emire’l-mü’minin?” diyenlere de “Emaneti eda etmeye gittiğimi bilmiyor musunuz?” derdi. O da tıpkı Hz. Ömer gibi, namaz yolunda hançerlenmiş ve ruhunu o yolda Allah’a teslim etmiştir.</p>
<p>Huzur-ı ilâhîde bulunmanın mânâsını idrak etmiş ve Kur’ân’ın tadını almış bir sahabînin şu hâli onların namaza karşı iştiyaklarını göstermesi açısından ne kadar müthiştir: Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Zâtü’r-Rikâ gazvesinde Ammâr İbn Yâsir ile Abbâd İbn Bişr’i bir konak mahallinde gece nöbeti için vazifelendirmişti. Hazreti Ammâr’ın istirahati tercih ettiği bir sırada Abbâd İbn Bişr kalkıp namaza durmuştu. O sırada bir müşrik bu iki sahabîyi farketmiş ve hemen üzerlerine ok yağdırmaya başlamıştı. Oklardan iki-üç tanesi Hazreti Abbâd’ın vücuduna isabet ettiği hâlde o, namazını bozmamış, ancak rukû ve secdesini yaptıktan sonra arkadaşını uyandırmıştı. Hazreti Ammâr, sıçrayıp kalkarken bir taraftan kaçan müşriğin ardından bakakalmış diğer yandan da merak ve heyecanla Abbâd İbn Bişr’in vücudundan akan kanı ve isabet eden okları göstererek kendisini neden uyandırmadığını sormuştu. Hazreti Abbâd ise ancak bir namaz âşığının söyleyebileceği şu cevabı vermişti:</p>
<p>“Bir sûre (Kehf) okuyordum, (ayât ü beyyinât o kadar tatlı idi ki) onu bitirmeden namazı bozmak istemedim. Fakat oklar peşpeşe atılınca namazı tamamlayıp seni uyandırdım. Allâh’a yemin ederim ki Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), korunmasını emrettiği bu gediği kaybetme endişesi olmasaydı sûreyi yarıda bırakarak namazı kesmektense ölmeyi tercih ederdim.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn56" name="_ftnref56">[56]</a></p>
<p>Evet, mü’min, namaza durunca etrafını bütünüyle unutur;</p>
<blockquote><p>“Öyle bilmezdim ben kendimi<br />
O ben miyim ya ben O mu?<br />
(Gedâî)</p></blockquote>
<p>anlayışı içinde kendinden geçer ve kendi şahsını tanıyamaz hâle gelir. Zaten bir insanın, bu vazifeyi yapmak üzere Rabb’in huzuruna geldiğinde başka şeyleri düşünmesi mümkün değildir; düşünüyorsa şayet, huzura gelse bile o huzurun hakkını veremiyor demektir. İnsan, ya bütün bütün ağyara sırtını dönüp huzur-u kalble Rabbe müteveccih olur ya da kalbi başka bir vadide, cesedi başka bir vadide dolaşıp durur ve yaptığı şeyin semeresini elde edemez.</p>
<p>İşte namaza duruş da bu muamma içinde mânâsını bulur. Rable başbaşa kalma.. dünya ve mafihayı kalbden çıkarıp atma.. hatta nefsini dahi unutup kendinden geçme.. ve bir kerecik olsun böyle bir namaz kılmaya muvaffak olmaya çalışma.</p>
<h4>i. Her Gün Yüzlerce Rekât Namaz</h4>
<p>Evet, sahabe efendilerimiz ibadete, özellikle de namaza asla doymazlardı. Onların rahlesine oturmuş Hak erleri de birer namaz kahramanı olarak yetişiyorlardı. Mesela, Atâ İbn Ebî Rebâh (radıyallâhu anh) yaşlandığı, zayıfladığı ve tâkatsiz düştüğü günlerde bile bir rekâtta Bakara sûresinden yüz âyet okuyordu. Namazdaki konsantrasyonu ona bedenindeki yorgunluğu hiç hissettirmiyordu.</p>
<p>Müslim İbn İbrahim, tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu’be İbn Haccac (radıyallâhu anh) hakkında şu ifadeleri kullanıyor: “Ne zaman Şu’be’nin yanına girsem –kerahet vakitleri dışında– onu hep namaz kılarken görürdüm.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn57" name="_ftnref57">[57]</a> Ebû Katan da şu ilavede bulunuyor: “Şu’be’nin rukûda beklediği süreye şahit olsaydınız ‘Herhalde secdeye gitmeyi unuttu.’ derdiniz; onu iki secde arasında otururken izleseydiniz bu defa da ‘Galiba ikinci secdeyi unuttu.’ diye düşünürdünüz.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn58" name="_ftnref58">[58]</a></p>
<p>İşte bu namaz sevdalılarının yaşadığı zaman diliminde günde yüz rekât nafile namaz kılmak âdeta sıradan bir iş gibiydi. Onlar o kadar çok namaz kılıyorlardı ki, çoğunun ötelere yolculuğu seccadede başlıyordu. Mesela tabiîn neslinden Ebû Ubeyde el-Basrî vefat ettiğinde namazda kıyamdaydı. O dönemde, otuz-kırk sene, yatsının abdestiyle sabah namazını eda eden Vehb İbn Münebbih, Tâvus İbn Keysân, Saîd İbn Müseyyeb ve İmam Âzam gibi Hak dostlarının sayısı hiç de az değildi. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri, otuz sene cemaatle namazı ve hatta ilk tekbiri hiç kaçırmamıştı. Kalbine biraz da olsa dünya düşüncesinin dolduğunu ve namazın hakikatini duyamadığını hissetse o namazı tekrar kılardı. Her gün dört yüz rekât nafile kılmayı âdet edinmişti. Otuz yıl boyunca yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibadetle meşgul olmuştu. Muhadramûn’dan (Allah Rasûlü’nün çağına yetişmesine rağmen O’nu göremeyenlerden) Ebû Osman en-Nehdî de akşam ile yatsı arasında yüz rekât namaz kılardı. Bişr İbn el-Mufaddal ve Bişr İbn Mansur gibi gönül âleminin sultanları da her gün dört-beş yüz rekât nafile kılanlar arasındaydı. Dahası onca dünyevî ve idarî işle meşgul olması gereken Abbasi devletinin seçkin halifelerinden Harun Reşid’in de hilafet süresi dâhil ölene kadar her gün yüz rekât namaz kıldığı nakledilmektedir ki bu, o devirlerde ruhları saran ibadet iştiyakını göstermesi açısından önemli ve güzel bir misaldir.</p>
<p>Aslında tabakat kitaplarına bakılsa bu konuda daha pek çok örnek bulmak mümkün olacak ve selef-i salihîn arasında günde yüzlerce rekât namaz kılanların sayısının hiç de az olmadığı görülecektir.</p>
<p>Bu arada şu hususu da ifade etmeliyim: Dinde zorluk yoktur; İslâm, yüsr (kolaylık) üzere vaz’ edilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhi’s-salâtü vesselam) kendisi ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı hâlde ümmetine güçlerinin yettiği kadarını teklif etmiş ve onlara ibadet nev’inden bile olsa altından kalkamayacakları işleri üzerlerine almamaları tavsiyesinde bulunmuştur. Bu açıdan hem namazı tam duyma hem de çokça namaz kılma meselesi bir seviye ve gönül işidir. Bütün mü’minler, ibadet konusunda hem keyfiyet hem de kemmiyet itibarıyla her zaman daha ileri ufuklara teşvik edilirler ama bu hususta bir zorlama söz konusu değildir.</p>
<p>Nitekim Nur Müellifi, “Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn59" name="_ftnref59">[59]</a> derken dinin özündeki bu kolaylığa işaret etmiş ve objektif olan kaideyi göstermiştir. Yani bütün insanları bağlayan bir hüküm söz konusu olduğunda, en zor şartlar altındaki kimselerin de nazar-ı itibara alınması gerektiği esasına binaen, nâmüsâit şartlara maruz kalan bazı mü’minlerin abdest de dâhil bir saate sıkıştırmak suretiyle de olsa namazlarını mutlaka kılmaları gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca Hazreti Üstad, “Benim namazım nerede.. şu hakikat-i namaz nerede!” Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. ”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn60" name="_ftnref60">[60]</a> buyurarak, namaz kılarken onun mânâsını anlamayan ve gönlünde hissetmeyen avamdan bir insanın bile amel defterine bir ibadet hissesi kaydolacağını belirtmiştir. Bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar pek çok mertebeler bulunduğu gibi, namazın da derece derece olduğunu ama her mertebedeki namazın mutlaka ibadetin nurundan pay aldığını söylemiştir. Hazreti Bediüzzaman’ın bu ifadeleri, bizim gibi ümmilerin ümidini bütün bütün kırmamak, insanları ye’se düşürmemek ve objektif olanı öne çıkarmak içindir. Evet, Cenâb-ı Hak herkesin namazına bir mükâfat ihsan eder; fakat bizim burada üzerinde durduğumuz husus, namazın hakikati, ruhu ve özüdür.</p>
<p>Bu itibarla bir mü’min hiç olmazsa farz namazlarını mutlaka “ikâme” keyfiyetiyle eda etmelidir. Yani İşarâtü’l-İ’caz’da da belirtildiği üzere, “Namazda lâzım olan tâdil-i erkân, müdavemet, muhafaza gibi “ikame”nin mânâlarını mürâat etmek&#8230;”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn61" name="_ftnref61">[61]</a> suretiyle namazın bütün rükün ve esaslarını usûlüne uygun olarak yerine getirmeli, onu matlaşmaya ve renk atmaya maruz bırakmadan hep ilk günkü neşve içerisinde devam ettirmeye çalışmalıdır. Günde en az beş defa o tatlı su kaynağına koşmalı, onunla yunup yıkanmalı, hatalarından ve günahlarından arınarak tertemiz bir ruh hâletiyle Mevlâ-yı Müteâl’e yönelmeli ve âdeta her vakitte bir kere daha miraç yapmalıdır.</p>
<p><strong>Kaynak: Miraç Enginlikli İbadet: Namaz / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/islamda-namaz-3/">İslâm&#8217;da Namaz-3</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CANLI &#124; Miraç Kandili Özel Programı</title>
		<link>https://hizmetten.com/basladi-canli-mirac-kandili-ozel-programi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 17:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17686</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mi’rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir.” sözleriyle anlatır Bediüzzaman Hazretleri bu mübarek gecenin önemini. Barış Cem Kaya’nın sunumuyla şuanda ekranlara gelen CANLI yayınımızda Dr.Figen Es ve İlahiyatçı-Yazar Mehmet Yıldız&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/basladi-canli-mirac-kandili-ozel-programi/">CANLI | Miraç Kandili Özel Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mi’rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir.” sözleriyle anlatır Bediüzzaman Hazretleri bu mübarek gecenin önemini.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_36755"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/Wu7nmKR7HDI?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p>Barış Cem Kaya’nın sunumuyla şuanda ekranlara gelen CANLI yayınımızda Dr.Figen Es ve İlahiyatçı-Yazar Mehmet Yıldız gecenin anlam ve önemini anlatacak.<br />
Mozambik Yavuz Selim Külliyesi’nden Hafız Omar Saleh’in Kur’an Tilaveti ile başlayacak programımızda sizler için hazırladığımız klipler de yayında olacak.</p>
<p>Gecenin sonunda Sayit Kocer dua edecek.</p>
<p>Programımız BU AKŞAM (10 Mart Çarşamba 2021) saat 19.30’da(Avrupa Saati) başlayacak.</p>
<p>Hizmetten YouTube kanalı ve Hotbird uydusundan bulunan MC EU TV’den eş zamanlı olarak yayınlanacak.</p>
<p><strong>10 Mart 2021 Çarşamba</strong><br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />19.30 Berlin<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />21.30 İstanbul<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />13.30 Newyork<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />20.30 Maputo<br />
<strong>Yer: Hizmetten YouTube Kanalı ve MC EU TV</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/basladi-canli-mirac-kandili-ozel-programi/">CANLI | Miraç Kandili Özel Programı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miraç Kandili: 40 bin dille ibadet gecesi &#124; Cemil Tokpınar</title>
		<link>https://hizmetten.com/mirac-kandili-40-bin-dille-ibadet-gecesi-cemil-tokpinar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 15:00:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Tokpınar]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazımızın başlığını Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir mektubundan aldık. Kendisi her ne kadar ilim adamlığı ve idealleri için yaptığı mücadeleleriyle tanınsa da aynı zamanda gece ibadetleriyle meşhur âbid ve zahid, şakir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mirac-kandili-40-bin-dille-ibadet-gecesi-cemil-tokpinar/">Miraç Kandili: 40 bin dille ibadet gecesi | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazımızın başlığını Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bir mektubundan aldık.</p>
<div class="GIQduC5Y"></div>
<p>Kendisi her ne kadar ilim adamlığı ve idealleri için yaptığı mücadeleleriyle tanınsa da aynı zamanda gece ibadetleriyle meşhur âbid ve zahid, şakir ve zakir bir zattır.</p>
<p>Tefekkür mesleğinde çok ileri ufuklarda dolaşmakla beraber aynı zamanda tam bir ibadet kahramanıdır.</p>
<p>Üstad ve talebeleri için 1947-1948 yılları çok zor ve işkenceli geçmiştir. Çünkü tam 20 ay boyunca Afyon Hapishanesinde ağır baskı ve işkence, yoğun mahrumiyet ve ıztırap içinde yine iman ve Kur’an’a hizmet etmeye çalışmıştır.</p>
<p>Afyon’un şiddetli soğuğunda camı kırılmış ve soğuktan donması hedeflenmiş, ancak hasta da olsa Rabbimiz korumuştur. Sobasının bacası kapatılarak dumandan boğulması istenmiş, yine Cenab-ı Hakkın himayesiyle kurtulmuştur.</p>
<p>Bir keresinde aşı yapmak bahanesiyle enjektörle doğrudan zehir verilmiş, büyük acılar çekse de yine Rabbimizin inayetiyle vefat etmemiş, şifa bulmuştur.</p>
<p>Böyle bir ortamda bile dışarıda ne yapıyorsa aynını yapmış, El-Hüccetüzzehra isimli 15. Şua’yı yazmış, imkân ölçüsünde talebeleriyle ilgilenmiş, ibadetlerinden, evrad ve ezkârından asla taviz vermemiştir.</p>
<p>Mübarek Üç Aylar gelince de talebelerine mektuplar yazarak onları ibadetle ihyaya teşvik etmiştir.</p>
<p>İşte bu mektupların bir kısmında Üç Ayların ve mübarek gecelerin faziletini şöyle anlatır:</p>
<p>“Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar.</p>
<p>“Leyle-i Miraç, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i mâneviye sırrıyla, inşallah her biriniz kırk bin dille tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisanla bu kıymettar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz.” (Şualar, 14. Şua).</p>
<p>Üstad burada manevî şirket ifadesiyle Nur Talebeleri arasındaki iştirak-i a’mâl-i uhreviye (ahirete ait işlerde ortaklık) prensibine dikkat çekmektedir.</p>
<p>Bu düstur 21. Lem’a olan İhlas Risalesinde şöyle açıklanır:</p>
<p>“Bu iştirak-i emval (mal ortaklığı) düsturu a’mâl-i uhreviyeye (ahirete ait işlere) girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden her bir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Her biri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin her birinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, her birinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur her birinin defter-i a’mâline (amel defterine) bitamâmihâ (tamamen) gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde (arasında) meşhud (görülmüş)  ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet (rahmetin genişliği) ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır (gereğidir).”</p>
<p>Üstad Hazretleri, bu muhteşem prensibin günahlara karşı sabır ve direnişteki etkisini anlatırken de şunları nazara verir:</p>
<p>“Risale-i Nur’un hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki (arasındaki) düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla her bir hâlis, hakikî şakirt, bir dille değil, belki kardeşleri adedince dillerle ibadet edip istiğfar eder. Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dille mukabele eder. Bazı melâikenin kırk bin dille zikrettikleri gibi, hâlis, hakikî, müttakî bir şakirt dahi kırk bin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata (kurtuluşa) müstehak ve inşaallah ehl-i saadet olur.” (Kastamonu Lâhikası)</p>
<p>Bir başka mektupta ise ahirete ait ibadetlerde manevî ortaklık prensibinden dolayı talebelerinden dua isteyen Bediüzzaman Hazretleri, onlara muazzam bir müjde verir:</p>
<p>“İşte böyle bir zamanda, bu dehşetli hâdisâta karşı, ihlâs kuvvetinden sonra bizim en büyük kuvvetimiz, iştirâk-i a’mâl-i uhrevî düsturuyla birbirimize kalemlerle, her birinin a’mâl-i saliha (salih ameller) defterine hasenat yazdırdıkları gibi; lisanlarıyla, her birinin takvâ kalesine ve siperine kuvvet ve imdat göndermektir. Ve bilhassa fırtınalı tehacüme (saldırıya) hedef olan bu fakir ve âciz kardeşinize, bu mübarek şuhur-u selâsede (3 Aylarda) ve eyyâm-ı meşhurede (meşhur günlerde) yardıma koşmak, sizin gibi kahraman ve vefadar ve şefkatkârların şe’nidir (işidir). Bütün ruhumla bu imdad-ı manevîyi (manevî yardımı) sizden rica ediyorum. Ve ben dahi, iman ve sadakat şartıyla, Risale-i Nur talebelerini bütün dualarıma ve manevî kazançlarıma, yirmi dört saatte, iştirak-i a’mâl-i uhreviye düsturuyla, bazan yüz defadan ziyade Risale-i Nur talebeleri ünvanıyla hissedar ediyorum.” (Kastamonu Lahikası)</p>
<p>İşte Üç Aylar ve mübarek geceleri birbirimize ve bütün mazlumlara dua etmek için altın bir fırsat bilmeliyiz. Böylece belki binler, belki milyonlar, belki milyarlar dille dua etmiş ve ahiretimize manevî azık kazanmış oluruz.</p>
<p>İnsanlık tarihinin en büyük buluşması ve müjdeler gecesi olan Miraç Kandilini en iyi bir şekilde değerlendirmek için imkânlar ölçüsünde toplu sohbet, zikir, evrad ve dua programları yapmalı, geceye oruçlu girmeli ve ertesi gün için oruç tutarak bitirmeliyiz.</p>
<p>Mademki Bediüzzaman gibi bir ibadet kahramanı “Miraç Gecesi ikinci bir Kadir Gecesidir” demiş. Geceyi namaz, Kur’an, isitiğfar, salavat ve dua ile ebedîleştirmeliyiz.</p>
<p>Gerçi Üstad zaten yılın her gecesini kandil gibi değerlendiriyor, sabah namazından beş altı saat önce kalkıp, Büyük Cevşen’in tamamını okuyup teheccüd kılıyor, sabah namazından sonra da uzun tesbihatını yapıyormuş.</p>
<p>Peki kandil gecelerinde daha farklı ne yapıyormuş?</p>
<p>Kandil ve Ramazan gecelerinde yatsı namazından sonraki iki saatlik uykuyu da erteliyormuş. Sungur Ağabeyden dinlediğimize göre, sabah namazına kadar ibadet ediyor, sahur ve sabah namazından sonra uyuyormuş.</p>
<p>İşte Miraç ve benzeri geceleri ihya etmek demek, aynı zamanda başta Üstad olmak üzere çok ibadet eden kardeşlerimizin dua ve ibadetlerine ortak olmak demektir.</p>
<p>Rabbim hakkıyla istifade etmeyi nasip etsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: Cemil Tokpınar | Tr724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mirac-kandili-40-bin-dille-ibadet-gecesi-cemil-tokpinar/">Miraç Kandili: 40 bin dille ibadet gecesi | Cemil Tokpınar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Miraç&#8217;tan daha güzel bir şey görmüş değilim.&#8221; (sav) &#124; Z. Hicran Yıldırım</title>
		<link>https://hizmetten.com/miractan-daha-guzel-bir-sey-gormus-degilim-sav-z-hicran-yildirim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 13:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<category><![CDATA[Z.Hicran Yıldırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın (S.A.V) insanlık adına alemlerin Rabbi&#8217;yle buluştuğu kutlu gece&#8230; İslam âlemi, dualarla yarın gece Miraç Gecesi&#8217;ni idrak edecek. ‘Leyle-i Mi’râc, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/miractan-daha-guzel-bir-sey-gormus-degilim-sav-z-hicran-yildirim/">&#8220;Miraç&#8217;tan daha güzel bir şey görmüş değilim.&#8221; (sav) | Z. Hicran Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın (S.A.V) insanlık adına alemlerin Rabbi&#8217;yle buluştuğu kutlu gece&#8230; İslam âlemi, dualarla yarın gece Miraç Gecesi&#8217;ni idrak edecek.</p>
<div>‘Leyle-i Mi’râc, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i mâneviye sırrıyla, inşaallah her biriniz kırk bin dille tesbih eden bazı melekler gibi, kırk bin lisanla bu kıymettar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve duâlar edeceksiniz.’ diyerek Mirac Gecesi’nin ehemmiyetini vurguluyor Çağımızın Büyük Çilekeş’i.</div>
<div></div>
<div>İnsanlığın iftihar Tablosu’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok ağır imtihanlardan sonra şereflendirildiği Miraç.</div>
<div></div>
<div>Şi’b-i Ebî Tâlip’te boykot yaşamış üç uzun sene Efendimiz (sav), amcası Ebu Tâlib, mübarek anamız Hazreti Hatîce ve bütün ashab.  Güneşin altında kavurucu çölde yaşamaya mahkûm edilmişler.</div>
<div></div>
<div>İnsanlığın İftihar Tablosu, Allah’a iman eden bir avuç masum müminle beraber çileli bir hayat yaşıyor… Sadece kendisinin hüznünü değil, bütün müminlerin derdini de sırtlanmış.</div>
<div></div>
<div>Ebu Talib, haber veriyor müşriklere güvelerin boykot maddelerini kemirip bu insafsızca zulmü geçersiz hale getirdiğini.</div>
<div>Zulüm sona eriyor bir an için ama o üç yıl boyunca çok ağır kayıplar olmuş.  Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) fazla zaman geçmeden iki büyük ağır imtihan daha geçiriyor. Önce ona kol kanat geren Ebu Talib vefat ediyor. Ve hemen arkasından da her şeyi ile kendisini tasdik etmiş mübarek anamız, Hatîce validemiz de vefat edip gidiyor bu dünyadan.</div>
<div></div>
<div>O Şefkat ve Merhamet Peygamberi (sallallâhu aleyhi ve sellem), boykot,  ağır kayıplar ve Mekkeli müşriklerin gittikçe daha da sertleşen zulümleri karışışında yıkılıp kalmıyor, insanları ebedî saadete yönlendirmek için çırpınıp duruyor.</div>
<div></div>
<div>Bütün kapılar kapanınca Taif’e gidiyor. Fakat orada da çok şiddetli zulümlere maruz kalıyor. Taşlanıyor o Rahmet Peygamberi (sallallâhu aleyhi ve sellem), mübarek eli-ayağı yarılıyor. Duyduğunu insanlara mutlaka duyurma derdiyle adeta kıvranıyor.</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) çok incindiği, musibetlerle karşı karşıya kaldığı bu anda Mevlâ-yı Müteâl’e halini arz ederek O’nun rahmetine sığınıyor. Vücudundan akan kana, yarılan başına ve ayaklarına aldırmadan Cenâb-ı Hakk’a el açarak hazin bir sesle dua ediyor:</div>
<div></div>
<div>“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum.</div>
<div></div>
<div>Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin, benim de Rabbimsin; beni kime bırakıyorsun?!. Kötü sözlü, kötü yüzlü, uzak kimselere mi; yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, Sen benden razıysan, çektiğim belâ ve mihnetlere hiç aldırmam. Üzerime çöken bu musibet ve eziyet, şayet Senin gazabından ileri gelmiyorsa, buna gönülden tahammül ederim. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza ve daha geniştir.</div>
<div></div>
<div>İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve ahiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Veçhine sığınırım; Sen razı olasıya kadar affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Sen’dedir.”</div>
<div></div>
<div>Geri dönüyor olmuyor. Mekke’ye sokulmuyor. Bir müşriğin himayesinde dönüyor ancak evine. Fakat çok hüzünlü. Çektiği sıkıntılardan dolayı kederli değil. Kimseye bir şey anlatamama, insanları sonsuza davet edememe çok incitiyor O’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem). Çünkü O insanlığa karşı çok şefkatli ve merhametli.</div>
<div></div>
<div>İnsanlık için çektiği o sıkıntılar, dertler, tasalar ve sebeplerin tamamen suküt etmesi O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mirac’a davet edilmesine vesile oluyor.</div>
<div></div>
<div>İşte her şeyin bitti dendiği anda Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine`ye hicretten yaklaşık bir yıl önce Recep ayının 27&#8217;inci gecesi gökler ötesi aleme davet ediliyordu. &#8220;İsrâ ve Mîrâc&#8221; denilen mucizeler gerçekleşiyordu.</div>
<div></div>
<div><b>Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de İsrâ Sûresi&#8217;nin 1&#8217;inci âyetinde: </b></div>
<div>&#8220;Kulu Muhammed&#8217;i, bir gece Mescid-i Harâm&#8217;dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ&#8217;ya götüren Allah&#8217;ın şânı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür.&#8221; buyrularak bu hadise açıkça ifade ediliyor.</div>
<div></div>
<div>Efendiler Efendisi, amcası Ebû Tâlib’in kızı Ümmü Hâni’nin evinde bulunduğu o akşam ibadet maksadıyla Kâbe’ye gelmişti. Ebû Tâlib ve Hz. Hatice’nin vefatından sonra Mekkelilerin takındığı tavır, Tâif’te yaşadığı sıkıntılar ve dönüşte insanların kapılarını kapatması O`nun ruhunu sıktıkça sıkmıştı. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Kâbe`nin Hatîm  kısmında hüzünle gözyaşı döküyordu.</div>
<div></div>
<div>Bu sırada Cibril-i Emîn nüzûl etti. Yanında, daha önceki peygamberlerin de üzerine bindikleri ‘Burak’ adında bir binek getirmişti. Sebeplerin tamamen sükut ettiği bir anda İlahî bir davet vardı ve Cibril (as) da bu davete muhatap olan en kutlu misafiri almak için gelmişti. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), Hakk’ın özel davetlisi olarak semaya çağrılıyordu.</div>
<div></div>
<div>Cibril-i Emîn, Efendimiz’in göğsünü yardı ve içini Zemzem suyu ile yıkadı; ardından da altın bir kâse içinde, elinde tuttuğu iman ve hikmetle göğsünü doldurarak kapattı. Sonra da mukaddes yolculuk başladı.</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gecenin bir anında Burak’la Mekke’den Kudüs’e, Mescid-i Aksâ&#8217;ya seyahat etti. Orada önceki peygamberlerin kendisini beklediğini gördü. Efendimiz onlara iki rekat namaz kıldırdı ve semalara doğru seyahatine devam etti. Bu yolculuk sırasında;</div>
<div></div>
<div>Birinci kat semada Hz. Adem,</div>
<div>İkinci kat semada Hz. Yahya ve Hz. İsa,</div>
<div>Üçüncü kat semada Hz. Yusuf,</div>
<div>Dördüncü kat semada Hz. İdris,</div>
<div>Beşinci kat semada Hz. Harun,</div>
<div>Altıncı kat semada Hz. Musa</div>
<div>Yedinci kat semada Hz. İbrahim (as) ile görüştü.</div>
<div></div>
<div>Cebrail (as) ardından Peygamber Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) daha da yükseklere çıkardı, öyle bir fezaya vardılar ki kaderleri yazan kalemlerin cızırtıları duyuluyordu. Nihayet varlıklar âleminin son sınırı olan Sidretü’l–müntehâya ulaştılar.</div>
<div>Cebrail:</div>
<div>“İşte burası Sidretü’l Müntehâdır. Ben buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam, yanarım.” dedi.</div>
<div>Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem)  bundan sonra dört kutsal nehir ve her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beyt–i Ma’mûr gösterildi.</div>
<div>Bütün bunlardan sonra kendisine şarap, süt ve bal dolu üç bardak sunuldu. O, sütü tercih etti. İçtiği süt, onun ve ümmetinin fıtratı, yani İslâm üzere olan ve Yüce Allah’ın insanların fıtratına uygun yarattığı yoldu.  Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  ayrıca şehitlerin ve muttakilerin cenneti olan Cennetü’l–Me’vâ’yı da temaşa etti.</div>
<div></div>
<div>Cebrail’i (as) geride bırakan Zât–ı Ahmediye Aleyhisselam, burada Refref’e binerek Arş–ı A’lâ’ya urûç etti. “Kâb-ı Kavseyni ev Ednâ” diye ifade edilen “imkân dairesinin bitiş, vücûb dairesinin başlama sınırına” ulaştı:</div>
<div></div>
<div><b>“Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı. O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti. Gözlerinin gördüğünü kalbi yalan saymadı. Şimdi siz kalkmış da onun gördükleri hakkında şüphe edip kendisiyle münakaşa mı ediyorsunuz? </b></div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Me’va cenneti de onun yanındadır. O dem ki Sidre’yi bir feyiz sarıyor, sardıkça sarıyordu. Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da. Vallahi gördü, hem de Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü! (Necm S. 7-18.) </b></div>
<div></div>
<div>Efendimiz, Cenâb-ı Hakk’ın cemâl-i bâ-kemâlini müşahede ile şerefyâb olurken Cennet’ler de O’nunla (sallallâhu aleyhi ve sellem) şerefyâb oluyordu.</div>
<div></div>
<div>İnsanlığın İftihar Tablosu bütün bunları ihraz ediyor, O’na burda kal, gitme deniliyor. Ama, Şefkat Peygamberi, kendine has o derin merhamet hissi ve Cehennem’e sürüklenenlere karşı acıma duygusuyla, insanları ebedî saadete yönlendirmek için Mirac’tan şu zulmet yurduna geri dönüyordu.</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mirac’dan geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.</div>
<div></div>
<div><b>Birincisi: </b>Beş vakit farz namaz</div>
<div></div>
<div>İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen Bakara Suresi’nin son iki ayeti (Bakara, 2/285–286).</div>
<div></div>
<div><b>Üçüncüsü:</b> İsra Suresi’nin 22–39 âyetlerindeki İslâmi prensipler:</div>
<div></div>
<div>‘Sakın Allah ile beraber başka tanrı edinme! Yoksa yerilmiş, bir kenara itilmiş vaziyette kalırsın.</div>
<div>Rabbin şöyle buyurdu:</div>
<div>Allah&#8217;tan başkasına ibadet etmeyin.</div>
<div></div>
<div>Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, &#8220;öff!&#8221; bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.</div>
<div></div>
<div>Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: &#8220;Ya Rabbî, onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur!&#8221;</div>
<div></div>
<div>Rabbiniz ruhlarınızdaki duyguları pek iyi bilir. Eğer siz iyi kimseler iseniz şunu bilin ki Allah kötülüklerden, özellikle anne ve babasına yaptığı kötü muamelelerden, tövbe edenlere karşı, günahları çok affedicidir.’ (İsra Suresi, 22–39)</div>
<div></div>
<div><b>Dördüncüsü:</b> Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini…</div>
<div></div>
<div><b>Beşincisi:</b> İyi amele niyetlenen kişiye –onu yapamasa bile– bir sevap; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye –onu yapmadığı müddetçe– hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi.</div>
<div>Bir diğer hediye de Mi’rac gecesi Allah ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki<b> et–Tahiyyâtü</b> diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’rac’da Allah ile Habibi (sallallahü aleyhi ve sellem) arasındaki o kutsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir mükâlemeye namaz kılanı mazhar etmektedir. (Şualar, Bediüzzaman)</div>
<div></div>
<div>Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah’u Teala’nın huzuruna varınca Cenab-ı Hakk’a hürmetlerini ve O’nun (cc) yarattığı kullarının tahiyyatlarını arz etmek niyetiyle:</div>
<div></div>
<div>“Ettehıyyatü lillahi vessalavatü vettayyibatü”</div>
<div>“Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’adır.” demiş,</div>
<div></div>
<div>Allah’u Teala da Efendimiz’i (sallallahü aleyhi ve sellem) karşılayıp selamlayarak:</div>
<div></div>
<div>“Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh”</div>
<div>“Ey Peygamber! Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.” demişti.</div>
<div></div>
<div>Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sefer:</div>
<div></div>
<div>“Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin”</div>
<div>“Selam bizim üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun.”</div>
<div></div>
<div>cümlesiyle Allah’ın selamına mukabelede bulunmuş ve Allah’u Teala ile Peygamber Efendimiz’in bu güzel konuşmalarına şahit olan Cebrail (as) de sevinç içinde bu selamlaşma ve duaya:</div>
<div></div>
<div>“Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh”</div>
<div>“Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir.” diyerek eşlik etmiştir.</div>
<div></div>
<div>Böylece namazlarda Ettehiyyatü duası Miraç’ta Allah ile Habibi (sallallahü aleyhi ve sellem) arasındaki o kutsî sohbetin hediyesi olarak yer almıştır.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Mirac Kandiliniz Mübarek Olsun!</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak: Z. Hicran Yıldırım | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/miractan-daha-guzel-bir-sey-gormus-degilim-sav-z-hicran-yildirim/">&#8220;Miraç&#8217;tan daha güzel bir şey görmüş değilim.&#8221; (sav) | Z. Hicran Yıldırım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Miraçtan iner gibi&#8230; &#124; İsmet Macit</title>
		<link>https://hizmetten.com/miractan-iner-gibi-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 11:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17666</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Düşünsenize&#8230; Başına deve işkembeleri konuluyor (en küçüğü 40 kilo ağırlığında), gittiği yollara dikenler saçılıyor taşlanıyor, en yakınları hunharca şehit ediliyor ve boykotlara maruz kalıyor. Arkadaşları açlıktan ve yokluktan vefat&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/miractan-iner-gibi-ismet-macit/">Miraçtan iner gibi&#8230; | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Düşünsenize&#8230;</p>
<p>Başına deve işkembeleri konuluyor (en küçüğü 40 kilo ağırlığında), gittiği yollara dikenler saçılıyor taşlanıyor, en yakınları hunharca şehit ediliyor ve boykotlara maruz kalıyor. Arkadaşları açlıktan ve yokluktan vefat ediyor&#8230;</p>
<p>Taifte taşlanıyor, Mekke’ye ancak bir müşriğin himayesinde himayesinde girebiliyor. Âdeta ”her taraftan ümit kesik bir vaziyette..”</p>
<p>Ama Rabbi “bana gel&#8230;” diyor. Mucizelerle dolu İsra ve Mirac’ı yaşıyor.. Cennetteki makamını görüyor, Cemalullah şerefiyle şerefyâb oluyor nebiler resullerle bu sır dolu yolculukta görüşüyor.</p>
<p>Kendisine melekler eşlik ediyor ama o yine de kavminin, ümmetinin arasına dönüyor,Rabbini anlatmaya devam ediyor. İnsanları adeta Rabbine taşıma adına çırpınıyor bu yolda bin bir işkence ve çileye maruz kalıyor.</p>
<p>Hocaefendi Allah Rasulü’nün (sav) Miraç’tan dönüşünü öyle güzel ifade eder ki:</p>
<p>“&#8230;Bilal-i Habeşîleri, Sümeyye’leri, Yâsir’leri, Ammâr’ları kumun üstüne yatıran, kayaları onların üzerine koyan insanlar var… Dünya, O’nun için Cehennem. Fakat “Olsun!” diyor. O gördüğü şeyleri gördürmek, duyduğu şeyleri duyurmak, tattığı şeyleri tattırmak için Miraç’tan ayrılıyor, geliyor insanlığın içine; o Cehennem-zebûn hayatın içine geliyor.</p>
<p>Bir Hak dostu diyor ki: “O, öyle pâyeleri ihraz etti ki, Allah’a yemin ederim, ben o noktaya ulaşsaydım, vallâhi, billâhi, tallâhi geriye dönmezdim!” Allah Rasûlü, çile yurduna neden dönüyor? Akın akın Cehennem seline kapılmış, o akıntıya kapılmış, Cehennem’e dökülen insanlar dökülmesin diye, ciddî bir şefkat hissi ile dünyaya dönüyor&#8230;”</p>
<p>İnsanlara ahiret pasaportu verme adına çırpınıyor! Allah O’nun çilesini israf etmiyor.. Toprağa düşen göz damlaları birer sahabe olarak netice veriyor.. Kendisine ve arkadaşlarlarına zulmedenler bu şefkat güneşi karşısında eriyor, fırtına diniyor, kış yerini bahara bırakıyor ve tüm yaşadıklarını unuturcasına en azılı düşmanlarını bile affediyor.</p>
<p>Zor ve ifritten günler yaşasak da hiç bir kış sonsuza kadar sürmemiş. Hiçbir karanlık temadi etmemiştir.</p>
<p>Bahar çiçeklerinin rengarenk bir dünyayı dokuyacağı günler yakındır inşallah&#8230;</p>
<p>Yusuf’un (as) kokusunun ötelerden duyulacağı, gözyaşlarımızla birbirimizin omuzunu ıslatacağımız sevinçten günler&#8230;</p>
<p>Sırf hizmet ettiği için bunca zulmedilen arkadaşların hayatları, çektikleri ne kadar benziyor O’nun (sav) ve arkadaşlarının çektiklerine..</p>
<p>O halde şu çileli günlerde O’nun (sav) bize bıraktığı sünnete daha bi sıkı sarılacağız.. Ve yine O’nun (sav) dediği gibi “hangisine sevineceğimiz” günleri birlikte idrak edeceğiz.</p>
<p>Rabbim miraç hürmetine dünyanın başındaki bela ve musibetleri bertaraf etsin.. Miraç hediyesi kılınan namazlar hürmetine mazlum ve mağdurlara yardım etsin, zindandakileri beyaz kanatlı güvercinler gibi salıversin!</p>
<p>Bugün ellerin dillerin dua etmekten yorulacağı günler..</p>
<p><strong>Hizmetten | İsmet Macit</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/miractan-iner-gibi-ismet-macit/">Miraçtan iner gibi&#8230; | İsmet Macit</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CANLI &#124; Miraç Kandili Özel Programı YARIN akşam</title>
		<link>https://hizmetten.com/canli-mirac-kandili-ozel-programi-yarin-aksam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 21:23:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[MC]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17659</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mi’rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir.” sözleriyle anlatır Bediüzzaman Hazretleri bu mübarek gecenin önemini. Barış Cem Kaya&#8217;nın sunumuyla ekranlara gelecek CANLI yayınımızda Dr.Figen Es ve İlahiyatçı-Yazar Mehmet Yıldız gecenin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/canli-mirac-kandili-ozel-programi-yarin-aksam/">CANLI | Miraç Kandili Özel Programı YARIN akşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mi’rac gecesi ikinci bir Kadir gecesi hükmündedir.” sözleriyle anlatır Bediüzzaman Hazretleri bu mübarek gecenin önemini.</p>
<p>Barış Cem Kaya&#8217;nın sunumuyla ekranlara gelecek CANLI yayınımızda Dr.Figen Es ve İlahiyatçı-Yazar Mehmet Yıldız gecenin anlam ve önemini anlatacak.<br />
Mozambik Yavuz Selim Külliyesi&#8217;nden Hafız Omar Saleh&#8217;in Kur’an Tilaveti ile başlayacak programımızda sizler için hazırladığımız klipler de yayında olacak.</p>
<p>Gecenin sonunda Sayit Kocer dua edecek.</p>
<p>Programımız YARIN akşam (10 Mart Çarşamba 2021) saat 19.30’da(Avrupa Saati) başlayacak.</p>
<p>Hizmetten YouTube kanalı ve Hotbird uydusundan bulunan MC EU TV’den eş zamanlı olarak yayınlanacak.</p>
<p><strong>10 Mart 2021 Çarşamba</strong><br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />19.30 Berlin<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />21.30 İstanbul<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />13.30 Newyork<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />20.30 Maputo<br />
<strong>Yer: Hizmetten YouTube Kanalı ve MC EU TV</strong></p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_76238"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/Wu7nmKR7HDI?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/canli-mirac-kandili-ozel-programi-yarin-aksam/">CANLI | Miraç Kandili Özel Programı YARIN akşam</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Video &#124; Miraç Duası-Mehmet Ali Şengül</title>
		<link>https://hizmetten.com/video-mirac-duasi-mehmet-ali-sengul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2020 00:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Şengül]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gecenin sonunda Mehmet Ali Şengül Hoca  dua etti.<br />
İşte Miraç Gecesi'ne özel o duygu yüklü dua...</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/video-mirac-duasi-mehmet-ali-sengul/">Video | Miraç Duası-Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Miraç Gecesi Özel yayını MC EU TV ekranlarında ve Hizmetten.com&#8217;un YouTube kanalından canlı yayınlandı.</p>
<p>Gecenin sonunda Mehmet Ali Şengül Hoca  dua etti.</p>
<p>İşte Miraç Gecesi&#8217;ne özel o duygu yüklü dua:</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_24161"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/qfxH2067BMs?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/video-mirac-duasi-mehmet-ali-sengul/">Video | Miraç Duası-Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
