<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>millet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/millet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/millet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Jan 2023 19:46:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>millet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/millet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Bugün milleti kurban edenler, yarın olurlar millete kurban!” &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/bugun-milleti-kurban-edenler-yarin-olurlar-millete-kurban-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Sep 2022 04:30:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cüneyd-i Bağdadî hazretleri şöyle der: “(Ey Nefsim!) Heva kapısından girmek dilersen, kolayca girersin. Ne var ki, dışarı çıkmak istersen, pek zordur bilesin.” Hevâ kapısından girmek.. nefsin dürtülerine uymak.. şeytanın dürtüleriyle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bugun-milleti-kurban-edenler-yarin-olurlar-millete-kurban-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Bugün milleti kurban edenler, yarın olurlar millete kurban!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cüneyd-i Bağdadî hazretleri şöyle der: “(Ey Nefsim!) Heva kapısından girmek dilersen, kolayca girersin. Ne var ki, dışarı çıkmak istersen, pek zordur bilesin.” Hevâ kapısından girmek.. nefsin dürtülerine uymak.. şeytanın dürtüleriyle yanlış yollara sapmak.. bu çok kolaydır. Fakat bir kere de içine düştün mü, çırpındıkça batarsın, çırpındıkça batarsın, çırpındıkça batarsın. Zira Hazreti Pîr’in dediği gibi: “Her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır.” “Bugün milleti kurban edenler, yarın olurlar millete kurban!”</p>
<p>*“Bir adaletgâh-ı vâsidir bu dâr-ı imtihan / Bugün milleti kurban edenler yarın olurlar millete kurban!” Geniş bir dâr-ı imtihan bu dünya. Bugün kötülük yapanlar, yarın öyle kötülüklere maruz kalacaklardır ki, hiç şüpheniz olmasın, ettiklerinin on katıyla Cenâb-ı Hak onlara azap edecek. Kıvranacak, gözlerini dikip sizin yüzünüze bakacaklar; medet dilenecekler kendilerini çok güçlü görenler.</p>
<p>*Firavun da kendini çok güçlü görüyordu; Hazreti Musa (aleyhisselam) ve bir avuç Musevî karşısında gark olup giderken, döndü sığındı ama artık iş işten geçmişti. Kur’an diyor ki: “Şimdi mi?” Sen ondan evvel hep başkaldırdın, serkeşlik yaptın durdun. Ama madem o kadar dedin, senin bedenine necat vereceğim. O da sana yaramayacak da, arkadan gelenler için; senin gibi Nemrutların, Şeddâdların, Firavunların akıbetine şahit olmaları için; lâşelerini koruyacağım onların. “Lâ şey” olduklarının farkına varmadıklarından ve kendilerini bir şey zannettiklerinden dolayı “lâ şey” ve “lâşe” oldular; lâşe korundu, arkadan gelenlere bir ibret tablosu sunuldu. “Bugün milleti kurban edenler yarın olurlar millete kurban!” Hiç tereddüdünüz olmasın!..</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bugun-milleti-kurban-edenler-yarin-olurlar-millete-kurban-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">“Bugün milleti kurban edenler, yarın olurlar millete kurban!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milletlerin Ömrü</title>
		<link>https://hizmetten.com/milletlerin-omru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2021 07:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Osmanlı tarihinde “Lale Devri” ismiyle bilinen bir zevk ve eğlence döneminden bahsedilir. Bu dönemin, Osmanlı’nın yıkılışına bir işaret olduğunu söyleyebilir miyiz? Cevap: Osmanlı tarihinde 1718-1730 yılları arasında geçen süreye ‘Lale Devri’&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/milletlerin-omru/">Milletlerin Ömrü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span> Osmanlı tarihinde “Lale Devri” ismiyle bilinen bir zevk ve eğlence döneminden bahsedilir. Bu dönemin, Osmanlı’nın yıkılışına bir işaret olduğunu söyleyebilir miyiz?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> Osmanlı tarihinde 1718-1730 yılları arasında geçen süreye ‘Lale Devri’ denilmiştir ki bu devir, Osmanlı Devleti’nin artık baş aşağı gitmeye başladığı bir devirdir. Her milletin kaderinde böyle devirler vardır ve bundan kaçmak çok zordur. Ancak Allah dilerse -ve insanlar da gerekli sebepleri yerine getirirlerse- gelişme, kültür ve irfan devrini uzatabilirler de…</p>
<p>Milletler de insanlar gibidir. Doğar, emekler, yürür, büyür, yaşlanır ve sonra da ölür giderler. Büyüme devrinde fertler çok samimidirler, inandıkları dava uğruna ruhlarını seve seve feda edebilirler. Bu devirde insanları, rahat bir yatak aramadan, yerde yatarken görürsünüz. Ancak daha sonra bu durum değişir ve bir ülfet ve kokuşma dönemi başlar. Meselâ bir fert, talebe iken son derece mütevazıdır, hasırın üzerinde yatar ve günde bir defa yemekle yetinir. Talebeliği sona erip de bir göreve geldiği zaman bakarsın birden değişivermiş.</p>
<p>Milletlerin hayatında da aynı şeyler bahis mevzuudur. Yükselme devresi sona erdikten sonra millet; duygusu, düşüncesi, kılığı ve kıyafetiyle yavaş yavaş değişir. Topkapı, Dolmabahçe olur. Arkadan Çırağan gelir, yetmez Yıldız yapılır. Lüksün, zevkin ve sefahatin yerleri birbirini takip eder gider. Daha sonra eğlencelere dalarlar, bunu gaflet takip eder ve ardından Allah’ın gazabı gelir. Bu âkıbet her milletin tarihinde vardır ve insanlık, var olduğu günden bugüne bu akıbetten kurtulamamıştır. Ancak biz, bu sürecin en uzununu yine Müslümanlıkta görüyoruz. Mesela, Râşid Halifelerden sonra gelen Emevilerin içinde birçok sefih ve ahlâksız yönetici olmasına rağmen, devlet bünyesi çok sağlamdır. Gerek halk, gerekse ordu dimdik ayaktadır ve bu sebeple Emeviler uzun zaman ayakta kalabilmiştir. Bu durum nispeten Abbasiler için de geçerlidir. Ancak Râşid Halifelerden sonra bünye olarak en sağlam devlet Osmanlılar olmuştur. Bunu kimse inkâr edemez. Saffet, sadelik ve duruluk Osmanlı’da uzun zaman devam etmiştir. Fakat hayatlarında ihtişam, debdebe, lüks ve israf başlayınca onlar da yıkılıp gitmişlerdir.</p>
<p>İşte ‘Lale Devri’ böylesi bir hayatın yaşandığı bir devir olmuştur. O devirde Gazi Giray gibi gazaya giden insanlara dem tutma yoktur. Nedim’in “sadâbâd”ları, beşerî duyguları, behîmî arzuları kamçılayan şiirler ve yazılar vardır. Bu bir baş aşağı gitme devresidir. Osmanlılar böyle bir duruma düşmeyebilirler miydi? Bu mevzuda bir şey söyleyemeyiz. Ama ömürlerini uzatabilirlerdi. Dişlerini sıkıp fikir adamları yetiştirebilselerdi, padişahlar orduyla beraber gazaya çıkmaya devam etselerdi, askere yüce idealler aşılanabilseydi, devre göre eğitim müesseseleri açabilselerdi, yüksek tahsil yapan kimselere yüce duygular ve idealler aşılanabilseydi, ömürlerini belki biraz daha uzatabilirlerdi. Ne var ki hakikatte Osmanlı da devresini tamamlamıştı.</p>
<p>Milletler için beş devre mevzubahistir: Yükselme devresi, kültür devresi, sanat devresi, zevke dalma devresi ve daha sonra Allah’ın gazabına maruz kalma devresi. Her millet bu beş devreyi mutlaka yaşar, kimse bundan kurtulamaz. Yalnız bu devreler uzayıp kısalabilir. Osmanlı’da bu devreler altıyüz senede tamamlanmıştır. Bunun üç yüz senesi yükselme dönemidir ki, haddizatında bu çok müthiş bir hâdisedir. Fakat bir süre sonra diğer devreler birbirini takip etmeye başlar ve artık baş aşağı gidişin önü alınamaz.</p>
<p>Biz Müslümanlar olarak, aslında bu türlü fikrî ve ruhî bozulmayı şiddetle reddederiz. Her zaman zindeliğin ve canlılığın yanındayızdır. Yükselme döneminde nasıl saf ve sade yaşıyorsak ileride de –inşâallah– bu saflığımızı bozmamalıyız. Bu elimizde midir, değil midir? Bu mevzuda bir şey diyemeyeceğim. Fakat bugün çok büyük meseleleri omuzlayan insanlar, nasıl yüce bir mevkide bulunduklarını ve kendilerini nasıl ciddi vazifelerin beklediğini düşünerek hayatlarındaki saffeti bozmamalıdırlar. Bir insan, her şeye sahip olduğu anda, hiçbir şeye sahip olmadığı zamandaki hâlet-i ruhiyesini muhafaza edebiliyorsa, Allah’ın izniyle onun canlılığını devam ettirmesi mümkündür. Resûl-i Ekrem hayatı boyunca çizgisini hep korumuştur. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar için dünyalık nimetler de çoğalmaya başlamıştı. Belki çoğu kimsenin evi halılarla döşenmişti, fakat Allah Resûlü’nün evinin tabanı hâlâ topraktı ve üzerinde sadece bir battaniye vardı. Herkes Mekke’ye muzaffer bir ordu edasıyla girerken O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bineği üzerinde iki büklümdü ve bu tavrını hiçbir zaman değiştirmemiş, yaşayışını bozmamıştı. İşte böylesi bir hayat tarzı, yüce insanların kâmetine uygun yüce bir yaşayıştır.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/milletlerin-omru/">Milletlerin Ömrü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millet Ruhunun Gurbet Yılları veya Batı Tutkusu</title>
		<link>https://hizmetten.com/millet-ruhunun-gurbet-yillari-veya-bati-tutkusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Feb 2020 07:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir kısım zararlı inatlarımızı müşâhede ettikçe, târihî tekerrürlerden hiçbir şey anlamadığımızı görüyor, üzülüyor, utanıyor ve zaman zaman da sarsılıyoruz&#8230; Birkaç asır var ki batı hayranlığı bizde böyle bir inat ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/millet-ruhunun-gurbet-yillari-veya-bati-tutkusu/">Millet Ruhunun Gurbet Yılları veya Batı Tutkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kısım zararlı inatlarımızı müşâhede ettikçe, târihî tekerrürlerden hiçbir şey anlamadığımızı görüyor, üzülüyor, utanıyor ve zaman zaman da sarsılıyoruz&#8230; Birkaç asır var ki batı hayranlığı bizde böyle bir inat ve inattan da öte bir hastalık halini aldı.</p>
<p>Bizde şiddetli bir vuslat arzusu, onlarda nazlı bir kaçış; bizde, binbir kanalın içine akıp durduğu o erâcif gölüne karışıp bütünleşme isteği, onlarda inatlı bir engelleme.. asırlar var, biz bu muhâtaralı sevdâdan vazgeçemedik, onlarda hiç mi hiç yumuşamadı. Evet, biz &#8216;Şeb-i arûs&#8217; deyip inledik onlar ise, &#8216;Beyhude yorulmayın, kapılar sürmelidir&#8217; deyip aralanmış veya aralanmış gibi görünen kapıları yüzümüze kapadılar. Biz milletçe varlık ve bekâmızı onlara bağlı görüp, onlardan koptuğumuz takdirde mahvolup gideceğimiz vehmine kapıldık, onlarsa her fırsatta bizi yere serip üzerimizde hora tepti ve haklarındaki iyilik vehmimizi suratlarımıza çarptılar&#8230;</p>
<p>Milletçe varolmamızın yolunu, kendi azmimizde, kendi manâ kökümüzde ve kendi târihî dinamiklerimizde aramamız lâzım gelirken, biz tâlihimizin tepe taklak olduğu günden bu yana hiçbir zaman böyle bir yolu denemeyi düşünmedik.. aksine düşmanlarımızdan gördüğümüz en kahredici felâketleri, en utandırıcı muâmeleleri görmemezlikten gelerek, kanımızı emen, ruhumuzu dinamitleyen hasımlarımızın kapısında iki büklüm olup onlara dilencilik ettik ve kendimize rağmen hep onların yanında olduk. Bunca felaket ve bunca kötülükten sonra olsun, yine de onların yaldızlı laflarına bakıp aldanacak ve ettiklerini görmemezlikten gelerek arkalarından gideceksek, târih bizi affetmeyecektir.</p>
<p>Ne gariptir ki, onlar, dünden bugüne hep kendilerini insaniyetin hamisi, zulmün düşmanı, ilim ve sanatın mümessili, bizi de cehalet ve barbarlığın temsilcisi gibi gösterip, sürekli sefaletimizden ve onlara ihtiyacımızdan dem vurup durmalarına karşılık, bizdeki bir kısım safderûn kimseler veya kültür sarhoşları, bu zalim dünyâyı kendi nesillerine Hızır gibi gösterip, devamlı alkışlatmışlardır. Onların gazete, mecmua, radyo ve televizyonlarında görüp duydukları hemen her şeyi, fevkalâde bir lâubâlilikle kendi nesillerine anlatmış ve hatta bu ülkede onların düşüncelerinin kavgasını vermişlerdir.</p>
<p>Oysa ki, batı bizi hiçbir zaman sevip-kabullenmedi&#8230; O, güçlü olduğumuz zaman, tabasbus, riyâ ve entrikalarla, güçlendiği dönemlerde de bizi ezerek ve inleterek hep kendi hedeflerini takip etti. Tabiî bu hedeflerin başında da İslâm&#8217;ın sesini kesmek geliyordu.. evet, Osmanlı Devleti&#8217;nin başına açılan gâileler bunun için, çevremizde koparılmak istenen kızıl kıyâmetler de bunun içindi. Mezhep mülâhazasıyla kıyâm edenler onun tahrîkiyle kıyâm ediyordu.. ırkçılık düşüncesiyle başkaldıranların arkasında o vardı. Defaatla ülkemizi dörtbir yandan sarıp tehdit eden aynı dünyâ, binlerce masum çocuğu, tâli&#8217;siz genci, bedbaht ihtiyarı kendi topraklarında cellatlar gibi boğazlayan da aynı kanlı ellerdi. Evet, o elleri şeytanları bile ürkütecek cinayetleri alkışlayanlar. Onlardı Ermeniye çanak tutup, güneydoğudaki eşkiyâya yeşil ışık yakanlar!</p>
<p>Medeniyetin öncüsü olduğu iddiasını kimseye bırakmayan bu dost(!) dünyâ değil miydi ki, hemen her zaman bir kanlı kâbus gibi başımıza dikildi ve bizi ezdi, ezdirdi..! Bu dünyâ değil miydi ki, mazlumları binbir tahkirle yerin dibine batırırken, zâlimleri tebcîllerle göklere çıkardı! Ve milletimizin aleyhinde değerlendirilebilecek sinek vızıltılarını top sesi gibi gösterip cihanı velveleye verdi; bizim, yeri-göğü inletecek canhırâş feryatlarımızı duymadı veya duymak istemedi. Evet, bir-iki asır var ki, biz, en hâince plânlar, en zâlimce tecâvüzlerle kahrolup giderken, yıkılan yuvalarımızdan, sönen ocaklarımızdan yükselen çığlıkları yine sadece biz duyduk, biz inledik ve biz dindirmeye çalıştık. Şu anda da fazla bir değişiklik olmadığı kanaatindeyiz.</p>
<p>Oysa ki, kendini alâkadar eden en küçük meseleler karşısında sağa-sola ültimatomlar çeken, donanmalar gönderen ve ambargolarla tehdit eden bu kendini beğenmiş kızıl ruhlu dünyâ, dün Osmanlı teb&#8217;asına yapılan zulüm ve haksızlıkları nasıl bir umursamazlık ve gönül rahatlığı içinde seyretmiş ise, bugün de Balkanlardan Ortaasya içlerine kadar olup-biten binlerce fâciayı aynı umursamazlık içinde görmezlikten gelmekte, hatta yer yer bu fâcia ve fazîalara sebebiyet verenleri alkışlamakta ve desteklemektedir.</p>
<p>Batı, Müslüman-Türk dünyâsında bir kısım canavarların kanlı pençeleri ve onların amansız-îmansız elleri altında parçalanan, didiklenen binlerce mâsumun hak, hürriyet ve emniyetleri için bugüne kadar müspet manâda hiçbir şey yapmadığı gibi, bir kerecik olsun, erkekçe haykırma mertliğini dahi göstermemiştir. Şu günlerde olsun, etrafımızda binbir hiyanetle dolaşıp duranlara &#8216;yeter ettikleriniz elverir artık!&#8217; diyemez miydi? Demedi.. demeyi düşünmedi.. aksine, Bulgaristan&#8217;da, Batı Trakya&#8217;da, Orta Asya&#8217;da irtikâb edilen zulümleri, dökülen kanları, yıkılan hânümânları ve boğazlanan insanları âdeta, medeniyetin vahşete muzafferiyeti şeklinde görüp alkışladı ve hiçbirzaman bizim hissiyatımıza saygılı olmadı ve olamadı.</p>
<p>Şimdi, bütün bunlardan sonra onun, Ermeni meselesinde insânî davranacağını, Türk-Yunan münasebetlerinde Türkiye&#8217;ye destek vereceğini, şayet bir yararı varsa AT&#8217;a girmemizi kolaylaştıracağını bugüne kadar yüz kere allayıp-pullayıp gündeme getirdiği azınlıklar meselesinden vazgeçeceğini ve artık ne olursa olsun bizi sıkıştırmayacağını, aksine esîr Türklerin problemleriyle meşgul olacağını, İslâm ve Türk dünyâsını istismar etmeyeceğini, ülkemize misyonerler gön-dererek Müslümanları hıristiyanlaştırmaya çalışmayacağını, içimizden satın aldığı insanları başımıza musallat etmeyeceğini, hâsılı, bu kin ve nefret dünyâsı, bütün o eski huylarından vazgeçip, Hazreti Mesîh&#8217;in yumuşaklık, müsâmaha ve şefkat tavsiyelerine uyacağını beklemek apaçık bir gaflet ve aldanmışlıktır.</p>
<p>Biz nasıl düşünürsek düşünelim, o, bir zaman haçlı orduları ve işgalci güçleriyle dilediğini yapıp yaptırdığı gibi, şimdi de, içimizden kiraladığı bir kısım yabancılaşmış kimselerle kendi hedefini ta&#8217;kib etmektedir.</p>
<p>Denebilir ki o, bizim için şu anda eskisinden daha tehlikeli sayılabilir. Zirâ artık, &#8216;kurt gövdenin içine girdi ve millî ruh delik-deşik edildi.&#8217; Bu arada bizler de, geçmişimizi onlara borçlu bulunduğumuz bütün târihî dinamikleri bir kenara atarak gidip onların erâcif dünyâlarına aborde olduk. Duygu ve düşünce dünyâmız en korkunç erozyonlarla yokolup gitti.. genç dimağlar batı kültürü ve batı değerleriyle yoğruldu.. toplum hemen her kesimiyle batıya göre yeniden inşâ edildi -tabiî eğer buna inşâ denecekse,- ırz çiğnendi, nâmus pâyimâl oldu; ama, batı kapıları bize hiç mi hiç aralanmadı. Demek ki, onun beklediği bedelleri henüz ödeyemedik&#8230;</p>
<p>Bundan sonra da ne onların umduklarını ödeyebilmemiz ne de doyma bilmeyen bu insanları tatmin etmemiz mümkün değildir. Biz yakın tarihimiz itibariyle, toy Mehlikâ Sultan hayranları gibi, tehlikeli bir meçhule yelken açtık ve daha sonra da kenara çıkmaya fırsat bulamadık. Ne yediğimiz tokatlar bizi uyarabildi ne de gördüğümüz kötülüklerden aklımız başımıza geldi, gayrı bunca şeyden sonra, hâlâ bir kısım kimseler batıyla zifâfa koşacak ve zirveleri tutanlar da bu sevimsiz maceraya &#8216;dur!&#8217; demeyeceklerse, bize daha bir süre &#8216;Yâ Sabûr!&#8217; deyip beklemek düşecektir.</p>
<p><strong><span class="source21">Sızıntı, Eylül 1990, Cilt 12, Sayı 140 M.Fethullah Gülen</span></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/millet-ruhunun-gurbet-yillari-veya-bati-tutkusu/">Millet Ruhunun Gurbet Yılları veya Batı Tutkusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
