<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metafizik arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/metafizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/metafizik/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Mar 2021 21:22:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Metafizik arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/metafizik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Metafizik âlemin üveykleri ve beklenen diriliş</title>
		<link>https://hizmetten.com/metafizik-alemin-uveykleri-ve-beklenen-dirilis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 07:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Metafizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: İnsanın maneviyata ve metafizik âlemlere açılabilmesi hangi hususlara bağlıdır? Cevap: Bazı insanlar, maddiyatı her şey gördüklerinden dolayı manaya ve metafiziğe karşı kapalı bir hayat yaşarlar. Bu kişilerin maneviyata kapalı kalmasında&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/metafizik-alemin-uveykleri-ve-beklenen-dirilis/">Metafizik âlemin üveykleri ve beklenen diriliş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: İnsanın maneviyata ve metafizik âlemlere açılabilmesi hangi hususlara bağlıdır?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Bazı insanlar, maddiyatı her şey gördüklerinden dolayı manaya ve metafiziğe karşı kapalı bir hayat yaşarlar. Bu kişilerin maneviyata kapalı kalmasında fıtratlarının belli bir tesiri olsa da, asıl üzerinde durulması gereken husus onların bu konuda ciddi bir azm u ceht ortaya koymamaları, iradelerinin hakkını vermemeleridir. Esasında inanıyorum dese de, maddiyata gömülmüş, aklı gözüne inmiş insanlar, düşünceleri ve kanaatleri itibarıyla kendi elleriyle kendilerini ciddi bir darlığa mahkûm etmiş olurlar. Mesela onlar, değişik asırlarda yalan söylemeleri ihtimalinin olmadığı güvenilir insanlar tarafından nakledilen binlerce diyebileceğimiz keramet türü hadiselere inanmazlar. Hatta bazıları, rivayetlerin sağlamlığından dolayı kabul etmeye mecbur kalsalar da mucizeleri bile kabul etmek istemez, onları kendilerince değişik tevillerle maddi sebeplerle izah etmeye çalışırlar. Düşünce dünyalarını maddiyatla sınırlandırmış bu kişiler zamanla eşya ve hadiselerin metafizik yönünü anlama istidat ve kabiliyetlerini de köreltmiş olurlar. Bunun neticesinde eşya ve hadiselerin arka yüzünü göremez, şer gibi görünen hadiselerin ihtiva ettiği hikmetleri kavrayamaz ve te’vil-i ehadise vâkıf olamadıklarından dolayı da hadiselerin cereyanındaki değişik manaları anlayamazlar.</p>
<h3>Hadiselerin arka yüzü ve hikmetin dili</h3>
<p>Hâlbuki hadiseler, meydana geliş keyfiyetleri itibarıyla tıpkı birer âyât-u beyyinât (apaçık ayetler) gibi insanlar için farklı farklı manalar ihtiva eder. Fakat bunu görebilmek için insanın, evvela hadiselere latife-i rabbaniyesiyle bakması ve terkipçi bir kabiliyete sahip olması gerekir. Başka bir ifadeyle insan, şer’î emirleri olduğu gibi tekvinî emirleri de bir kitap gibi okumalı, bütüncül bir nazarla hadiseler arasındaki irtibatı yakalamaya gayret etmeli, sebep-sonuç münasebetlerini görmeye çalışmalıdır. Recaizade M. Ekrem’in ifadesiyle,</p>
<blockquote><p>Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat,<br />
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.</p></blockquote>
<p>Bazı hadiseler rastlantıya verilecek olsa ve bunların meydana gelme ihtimalinin yüzde bir olduğu söylense bile, bu tür hadiselerin alâkalı olduğu daha başka hadiseler de işin içine dâhil edildiğinde ihtimal hesapları binde bire, milyonda bire ve milyarda bire doğru düşmeye başlayacaktır. Şayet insan, hayatını süzerek yaşasa, zihnine gelen, gözüne takılan, ihsas ve ihtisaslarına çarpan hadiseleri bütüncül bir nazarla değerlendirmeye tabi tutsa bu hadiselerden ve bunlar arasındaki bağlantılardan çok derin manalar çıkarabilecektir. Aynı şekilde insan, kâinatta zerre kadar tesadüfe tesadüf edilmediğini her bir hadiseyle bir kez daha ayne’l-yakîn müşahede edecektir. Fakat bazı felsefecilerin yaptığı gibi hadiseleri münferit mütalaaya alacak olursa, o zaman da kâinattaki her bir harfin altında yatan Allah’a iman mefhum ve mazmununu göremeyecektir.</p>
<p>Bu açıdan maneviyata açılması için insanın, iradesinin hakkını vermesi, hadiseleri iyi süzmesi ve daha baştan hiçbir şeyin manasız olmadığına inanması gerekir. Öyle ki insan elinden düşen ve kırılan bir bardağın bile “te’vil-i ehadis” açısından mutlaka bir manasının olduğunu bilmeli ve o bardağın kırılmasının ifade ettiği mana ve mesajı anlamak için üzerinde düşünmelidir. Fakat yanlış anlaşılmasın bu bakış açısı, hadiseler karşısında tefe’ül ve teşe’ümlere girerek biriyle şımarma diğeriyle de ümitsizliğe kapılma demek değildir. Bilakis her bir hadisenin kendi diliyle anlatmak istediği bir mananın olduğunu kavrama demektir.</p>
<h3>Metafizik âlemlere açılmanın sırlı anahtarı: Dua</h3>
<p>Varlığın metafizik buudunu görebilmek için ikinci olarak insanın, ibadet ü taat yoluyla nazarî olan bilgilerini derinleştirmeye çalışması gerekir. Hiç şüphesiz en önemli ibadetlerin başında dua gelir. Çünkü o, Allah’a karşı halis bir ubudiyetin ad ve unvanıdır. Dua, sebepler üstü bir ibadet olduğu için, insanı sebepler üstü ufka ulaştırmada en önemli merdivendir.</p>
<p>Peki, insanın duada Allah’tan isteyeceği en önemli ve en büyük talebi ne olmalıdır?</p>
<p>Mesela biz, sabah akşam dualarımızda, <span class="arabic">اَلَّلهُمَّ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ الْاَبْرَارِ</span> diyor ve Cehennem’den azat olma, Cennet’e kavuşma arzumuzu dile getiriyoruz. Cehennem’den uzak kalma ve Cennet’e girme hakikaten bir insan için çok önemli hadiselerdir. Fakat işin doğrusu insanın, bunlardan daha öte, istemesi gereken bir talebi olmadır: O da, Allah’ı doğru bilmeyi ve hiçbir zaman O’ndan gafil olmamayı taleptir.</p>
<p>Evet, insanın derin bir konsantrasyon ve şuurla dualarında elde etmek istediği en yüksek gaye bu olmalıdır. Öyle ki insan ellerini kaldırdığında her defasında öncelikle O’nun marifet ve rızasını istemeli ve bu isteğinde öyle ısrarcı olmalıdır ki, O’ndan gelen letaifin, ellerinin içinde karıncalanma meydana getirdiğini duymalı ve âdeta bir şeylerin yağdığını hissetmelidir. Tepeden tırnağa böyle bir gerilimi yakaladığında insan gönlünü yırtarcasına, şakaklarını zonklatırcasına, “Allah’ım, imanımı, marifetimi, muhabbetimi artır. İştiyakınla beni mest et. İçimi aşkınla doldur. Beni yolunun delisi eyle.” demelidir.</p>
<p>Siz hele geceleri bir kalkın ve samimi bir kalble bin defa Allah’tan bunları isteyin. Bakın o zaman Allah (celle celâluhû) nasıl fizik perdelerini yırtıyor, size yeni metafizik ufuklar açıyor ve siz de Allah’ın izni ve inayetiyle ruh ötesi âlemlere muttali oluyorsunuz. Unutmamak gerekir ki, kim bir şeyin arkasına düşer ve bu mevzuda ciddiyet gösterirse, arzuladığı şey kendisine lütfedilir. Ellerini arkasına bağlayıp müstağni bir tavırla “Veriyor musun, vermiyor musun!” diyen bir dilenciye kimse iltifat etmez ve bir şey vermez. Aynen öyle de insanın duasının kabul edilmesi; Allah’a tam bir teveccühle yönelmesine, başını O’nun eşiğine koymasına, ısrarla kapının tokmağına dokunmasına ve dualarına icabet edileceğine inanmasına bağlıdır.</p>
<p>Fakat dua, mü’min için bu kadar önemli olmasına rağmen üzülerek ifade etmek gerekir ki, günümüzde millet-i İslâmiyede en az alâka gören ibadet duadır. Maalesef o, çoktan şekil ve formatlara feda edilmiş durumdadır. Hatta camilerdeki dualar bile, ülfet ve gaflet ağında şekle kurban edilmiştir.</p>
<p>Bu ifadelerimizden, camileri ağzına kadar dolduran insanların yaptıkları ibadetlerin, ettikleri duaların kabul edilmediği mânâsı çıkarılmamalıdır. Hâşâ ve kellâ! Allah (celle celâluhû) en küçük ameli bile bir mü’minin lehinde değerlendirir ve zerre miktar dahi olsa onu mükâfatlandırır. Fakat unutmamak gerekir ki, bir insan değer verdiği şeyin kıymetiyle doğru orantılı olarak bir değer ifade eder. Siz dünyalık bir mala, bir köşke, bir villaya değer veriyorsanız, kendi değerinizi ona bağlamış olursunuz. Cennet’e değer veriyorsanız, Cennet kadar bir değeriniz olur. Fakat siz kulluğunuzu ve isteklerinizi, Allah’ın aşk u iştiyakına bağlamışsanız, O, namütenahi olduğu için, siz de namütenahi bir enginliğe ulaşırsınız.</p>
<p>Şayet siz, tesbih, tahmid ve tekbirlerinizle O’nu yüceltiyor, “Allah’ım kâinatın zerreleri adedince Sana hamd ü senalar olsun.” diyerek bunu içinizde duyabiliyor ve O’nu her anışınızda ürperiyorsanız, Allah nezdinde de yeriniz odur. Zira hadis-i şerifin ifadesiyle, nezdinizde Allah’ın yeri ne ise, Allah nezdindeki yeriniz de odur. Bu açıdan, sizin O’na ne kadar kıymet atfettiğiniz, O’nu ne kadar düşündüğünüz, O’nunla ne kadar oturup kalktığınız, O’nu ne kadar hecelediğiniz ve O’nunla ne kadar alâkadar olduğunuz çok önemlidir.</p>
<h3>Metafiziğe kapalı değil, kendini metafiziğe kapatan insan vardır</h3>
<p>Bir insan, bu ölçüde bir cehd ü gayret göstermeden de Allah ona ekstradan değişik mazhariyetlerde bulunabilir. Bu ayrı bir meseledir. Fakat objektif ve esas olan ölçü, insanın iradesinin hakkını vermesidir. Zira Cenâb-ı Hak; <span class="arabic">وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى </span><em>“İnsan için ancak sa’y u gayreti vardır.”</em> (Necm sûresi, 53/39) buyurmuştur. Mefhum-u muhalifiyle ifade edecek olursak âyetin manası “insana çalışmasının, iradesinin hakkını vermesinin ve Allah yolunda koşmasının karşılığından başka bir şey yoktur” demektir.</p>
<p>Bu açıdan, “Ben, metafizik mülâhazalara açılamıyorum. Misal âlemini bilmiyorum. Hadiseleri bütüncül bir nazarla göremiyor, onlar arasında bir irtibat kuramıyor ve bir senteze ulaşamıyorum.” diyen bir insan öncelikle, bu konuda yapılması gerekli olan şeyleri yapıp yapmadığına bakmalıdır. Acaba böyle bir insan, farzları edadaki dikkatinin yanında peşi peşine hiç aksatmadan kırk gün teheccüd namazına kalkmış ve ardından alnını yere koyarak istenilmesi gereken hususları O’ndan istemiş midir? Bunu yapmayan bir insanın, maneviyata verdiği değer de o kadar demektir. Dolayısıyla bu şahsın maneviyat ufku da ona göre olacaktır. Öyleyse bazı kimselerin maneviyata kapalı oldukları doğru olsa bile, onları bu kapalılığa Allah mahkûm etmemiştir. Bilakis onlar kendi kendilerini maneviyata kapamışlardır. Daha doğrusu, metafizik âlemlere açılma adına yapılması gerekenleri yapmadıklarından, bu mevzuda iradelerinin hakkını vermediklerinden ötürü maneviyata kapalı kalmışlardır.</p>
<p>Soruda yer almasa da, son olarak, konuyla alakalı bir hususu ifade etmek istiyorum: Başlamış olan ve şu an itibarıyla bütün yeryüzüne ümit vaad eden bu diriliş bezminin devam etmesi ve oturtulacağı zemine oturtulması, maddi ve şer’î ilimlerle beraber maneviyata ve metafiziğe açık yetkin insanların eliyle gerçekleşecektir. Evet, fizik ve metafiziğin birleşik noktasında, bu âlemlerin gereklerini de yerine getirebilecek donanımda irade insanları yetiştirebildiğiniz takdirde, Allah dostu olan ve O’nu her şeye tercih eden o maneviyat kahramanlarının eliyle insanlık yeni bir bahara uyanacak, dünyanın çehresi bir kez daha gülecek ve yeryüzü bir baştan bir başa yeni bir dirilişe şahitlik edecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/metafizik-alemin-uveykleri-ve-beklenen-dirilis/">Metafizik âlemin üveykleri ve beklenen diriliş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varlığın Metafizik Boyutuna Geçiş</title>
		<link>https://hizmetten.com/varligin-metafizik-boyutuna-gecis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 07:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Metafizik]]></category>
		<category><![CDATA[Varlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Hint fakirlerinin anlattıklarına göre yoga yapan insanlarda olağanüstü haller meydana geldiği söyleniyor. Bu konuda ne dersiniz? Cevap: Bu ve benzer meseleler üzerinde Varlığın Metafizik Boyutu[1] isimli kitapta uzunca durulmuştu. Ancak soruya ve soru&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/varligin-metafizik-boyutuna-gecis/">Varlığın Metafizik Boyutuna Geçiş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span> Hint fakirlerinin anlattıklarına göre yoga yapan insanlarda olağanüstü haller meydana geldiği söyleniyor. Bu konuda ne dersiniz?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> Bu ve benzer meseleler üzerinde <span class="highlight-orange"><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/varligin-metafizik-boyutu">Varlığın Metafizik Boyutu</a></span><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> isimli kitapta uzunca durulmuştu. Ancak soruya ve soru sahibine hürmeten özet mahiyetinde bir şeyler söylemeye çalışayım.</p>
<p>Bir insanın uzun süre aç kalabilmesi, ateşi eline alabilmesi, vücuduna şiş saplaması gibi hâller değişik mahfillerde değişik şekillerde ele alınmıştır. Mesela Spritüalistler bunu tamamen ruhun gücü olarak kabul ederler. Zira ruh, maddiyat, cismaniyât ve hayvaniyâttan alâkasını kestiği nispette fevkalâde bir güç kazanır. Bazıları da bu hâlleri, insanın cismaniyetine rağmen bir hayat yaşadığı takdirde Allah (celle celâluhu) tarafından kendisine verilmiş bir mevhibe olarak kabul eder. Tasavvufçular ise meseleyi şöyle ele alırlar: İnsanın hem melekiyet hem de şeytaniyet tarafları vardır ve bunlar birbirinin rağmına gelişir. Mesela ibadet ü taat, Allah’a gönül vermek ve uhrevi âlemlerle münasebete geçmekle, insanın ruhî ve ledünnî cephesi gelişir. Ledünnî cephesi geliştiği nispette de cismanî, maddî ve hayvanî hayatla alâkası azalmış olur.</p>
<p>Bu tecrübeler sadece yoginin yaptığı ve yogada görülen şeyler değildir. Bu ve buna benzer hâlleri mistiklerde de görürüz. Ancak bu durum tasavvufta bizim İslâmî ölçülerimize uygun şekilde cereyan eder. Hususiyle Ahmed Rifaî Hazretlerinin tarikatında, bir yoginin yaptıklarına benzer, kişinin nefsine yaptığı eza ve cefalar vardır. Meselâ şişi alıp vücutlarının bir tarafına batırırlar. Şiş diğer taraftan çıkar ve herhangi bir kanama ve acı duyma gerçekleşmez. Yine ateşi ellerine alır, ağızlarına koyar, yüzlerine sürerler ama herhangi bir yanma hâdisesi görülmez. Normalde tabiatında yakma olan ateşin yakması gerekir ancak ateş böyle bir vücudu yakmamaktadır. Bu durum tamamen insanın belli bir âlemle rezonans olmasına bağlıdır. Haddizatında bu bir hâldir. Hâl ise o istikametteki tecrübelerle elde edilir ve bilinir.</p>
<p>Sözün burasında bir misal arz etmek istiyorum. Ateş içinde yanmama keyfiyeti, Seyyidina Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) mazhar olduğu bir hâldir. “Biz ateşe şöyle ferman ettik: ‘Dokunma İbrahim’e! Serin ve selâmet ol ona!’”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> âyet-i kerimesinin ifadesiyle ateş, Hazreti İbrahim’e dokunmamıştır. Cenâb-ı Hak, ateşe emir vermiş ve ateş, Hazreti İbrahim’i yakmamıştır. Ancak burada Rabbin himayesi altında olan Hazreti İbrahim’in aldığı tavır ve vaziyet çok önemlidir. Onun, ateşin içine atılacağı ve ateşin yakmayacağı safhaya kadar geçirdiği süreç, hayvaniyet ve cismaniyetten sıyrılma sürecidir.</p>
<p>O (aleyhisselâm) mancınığa konulmuş ve ateşe atılmayı beklemektedir. Bu sırada gökten bir melek iner ve şöyle der: “Rabbin sana selâmı var. Ferman etti, eğer istersen ateşi toz duman edeyim.” Hazreti İbrahim meleğin bu sözlerine karşılık şöyle der: “Şüphesiz ki, Rabbimin bu durumdan haberi var. O hâlde ben ne diye başkasına arzuhâlde ve şekvâda bulunayım.”</p>
<p>Bir müddet sonra başka bir melek gelir ve “Ey İbrahim! Ben, Rabbin tarafından rüzgârlara tayin edilen meleğim. Arzu edersen bu ateşi rüzgârla hemen kaldırıp götürebilirim.” der. Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) cevabı yine aynı olur. Tam ateşe atılacağı an bu sefer Cebrail (aleyhisselâm) gelir ve ona bir ihtiyacının olup olmadığını sorar. Halilullah ona da şunları söyler: “Rabbim benim ihtiyacımı benden iyi biliyor.  حَسْبِيَ اللهِ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ   ‘Allah bana kâfidir, O bana yeter.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>Bu, Rable çok ciddi bir yakınlığın ifadesidir. Hazreti İbrahim, ateşin bağrına düşeceği âna kadar sebepleri ayağının altına alıp çiğnemiş ve o noktada nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyet zuhur etmiştir.</p>
<p>Bu keyfiyeti ifade için ehl-i tasavvuf, Hallac’a ait şu menkıbeyi anlatırlar: Dostları, idamına karar verilen Hallac’ı ziyaret için hapishaneye gelirler, bakarlar ki kapılar kilitli ama Hallac ortada yok. Ertesi gün geldiklerinde bu sefer hapishanenin ortadan kaybolduğuna şahit olurlar. Üçüncü gün ise Hallac da hapishane de yerindedir. Bu hâlin sebebini sorduklarında Hallac onlara şu cevabı verir:</p>
<p>Birinci gün O’nu ziyarete gitmiştim. (Nesimî’nin ifadesiyle, “Mekânım lâ-mekân oldu.”) İkinci gün O, buraya tecellî etti ve hapishane yok oldu. Bugün ise ikimiz de buradayız ve ben, şeriata göre yaptığım kabahatin cezasını çekeceğim.</p>
<p>Evet, Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), nefis ve enaniyet cihetiyle hayvaniyet ve cismaniyetten sıyrılmıştı ve böyle bir insana ateş dokunmamıştı. İnsanı süründüren şey hayvaniyet ve cismaniyettir. Onu sırtından atınca orada fiziğin ve kimyanın kanunları alt-üst olur. Bu, zaman akışı içinde şuna benzer: Eviniz, barkınız, yurdunuz ve yuvanızla bir sele maruz kaldığınızı düşünün. Selin kendine göre bir akış buudu, eni, uzunluğu ve derinliği vardır. Ancak birdenbire sizi bir kuvvet alsın ve selin üstüne çıkarıversin. Artık o noktada selin size hiçbir zararı dokunmayacaktır.</p>
<p>Aynen bunun gibi ateş, insanı belli buudlar/boyutlar içinde yakar, su da belli buudlar içinde boğar. Yine havasızlık, insanı belli buudlar içinde öldürür. Meselâ Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), atmosferin dışına çıkarak cismaniyeti ile miraç yapar fakat havasızlığa meydan okur. Çünkü O, artık bizim buudlarımız içinde değildir. Binaenaleyh az önce ifade ettiğim gibi nasıl ki insan, ateşin yakıcılığından ve suyun boğuculuğundan korunabiliyor ise, aynen öyle de bizim buudlarımızın dışına çıkarak, Rabbiyle münasebeti veya mukaddes bildiği güç ve kuvvetle münasebeti nispetinde maddesine tesir edebilecek şeylerden kurtulmuş olur.</p>
<p>Bir kısım insanî latîfelerini geliştiren herkes, gayb âlemine muttali olabilir. Cenâb-ı Hakk’ın müsaade ettiği çerçeve içinde bazı şeyleri bilir ve müşâhede eder. Bu, tamamen kalbe söz dinletme ile alâkalı bir meseledir. Ve bu hususun dinle, dinsizlikle, Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmakla hiçbir alâkası yoktur. Ruhun güç ve kuvvetiyle zuhurunu temin eden, onu ten kaydından kurtararak sınırsızlığa çıkaran kim olursa olsun, Cenâb-ı Hak ona bu mazhariyeti lütfeder. Ancak bir kere daha hatırlatmak isterim ki, bunlar zatında hiçbir kıymet ifade etmezler, asıl olan Cenâb-ı Hakk’ın rızasıdır.</p>
<p>Evet, başta da ifade ettiğim gibi bu konunun detaylarını Varlığın Metafizik Boyutu isimli kitapta dile getirmiş, tasavvuf dünyasından misaller vermiş ve hususiyle vücud-u mevhibe-i Rabbânî veya ilâhî üzerinde durmuştum. Ancak şunu tekrar ederek bu faslı da noktalamak istiyorum: Bu bir hâldir ve bu hâli tatmayan bilmez. Bu hâli yaşamayan, bast-ı zaman ve tayy-i mekân nedir bilmeyen nâdânlara gelince, onlar sadece meselenin sözünü ederler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Bkz. M. Fethullah Gülen, <span class="highlight-orange"><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/varligin-metafizik-boyutu">Varlığın Metafizik Boyutu</a></span>, Nil Yayınları, İstanbul 2011.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Enbiyâ sûresi, 21/69.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/varligin-metafizik-boyutuna-gecis#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>  el-Begavî, Meâlimü’t-Tenzîl 3/294.</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/varligin-metafizik-boyutuna-gecis/">Varlığın Metafizik Boyutuna Geçiş</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
