<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Parlak arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mehmet-parlak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mehmet-parlak/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:09:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Mehmet Parlak arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mehmet-parlak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Natal akşamı komşu ziyareti &#124; Mehmet Parlak</title>
		<link>https://hizmetten.com/natal-aksami-komsu-ziyareti-mehmet-parlak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 11:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Parlak]]></category>
		<category><![CDATA[Natal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15915</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Yaklaşık 3 ay önce Portekiz&#8217;li komşularının eşi büyük bir trafik kazası geçirmişti. Malesef bu kaza sonrası komşu bayanın bir bacağı kesilmişti. Üst üste ameliyatlar yapılıyor ve doktorlar tarafından komşu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/natal-aksami-komsu-ziyareti-mehmet-parlak/">Natal akşamı komşu ziyareti | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Yaklaşık 3 ay önce Portekiz&#8217;li komşularının eşi büyük bir trafik kazası geçirmişti. Malesef bu kaza sonrası komşu bayanın bir bacağı kesilmişti. Üst üste ameliyatlar yapılıyor ve doktorlar tarafından komşu bayan hayata bağlanmaya çalışılıyordu.</p>
<p>Portekiz&#8217;li komşu bey ise kazadan sonra adeta yıkılmış ve çökmüştü. Bir yandan acısını dindirmeye çalışıyor, diğer taraftan ise tek başına evin işlerini yapıyor, hastanede eşi için koşuşturuyor ve günlük ticaretini de ayarlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Demirci ustası olan bu komşuları, kazadan sonra çok üzülmüştü ve kederinden biraz da agresifleşmişti. Mahallede kimse kendisine birşey diyemiyor, geçmiş olsun diyenleri bile tersleyip kalplerini kırıyordu. Kazadan sonra adeta hayata küsüp kendisini tek başına evine kapatmıştı.</p>
<p>Komşularının geçirdiği trafik kazasını öğrenen ve çok üzülen muhacir aile, ne diyeceklerini, nasıl davranacaklarını bilememişlerdi. Bir yandan geçmiş olsun ziyaretine gitmek istiyorlar, diğer yandan da basit Portekizceleriyle duygularını tam ifade edemeyip komşularını daha fazla üzmekten ve kırmaktan korkuyorlardı. Diğer komşularından bu durumu sorduklarında &#8220;aman sakın yanaşmayın, acısını paylaştığınızı ifade etmeye Portekizceniz yetmeyebilir, yanlış anlayıp sizin de kalbinizi kırabilir&#8221; dediler. Muhacir aile bu duruma çok üzülmüştü ama konuyu zamana bırakmanın, şimdilik uzaktan uzağa selam vermekle yetinmenin daha uygun olacağına karar verdiler.</p>
<p>Aradan 3 ay geçmişti. Nihayet bu yılki Natal (Christmas) akşamını da fırsat bilen muhacir aile, cesaretini toplayıp çukolatasını da aldı ve Portekiz&#8217;li komşunun kapısını çaldılar. Evsahibi bey bahçe kapısını açınca bizim muhacir ailenin annesini ve oğlu olan genç delikanlıyı karşısında görmesin mi? Hiç beklemediği bir anda, belki de geç kalınmış bu ziyaret karşısında kendisini tutamadı ve gözyaşlarını salıverdi. Bunu gören muhacir anne de gözyaşlarına hakim olamadı ve bir süre böylece karşılıklı ağlaştılar&#8230;</p>
<p>Bu elim trafik kazası olmadan önce de muhacir anne ara sıra komşusuna böyle uğramaktaydı ve komşu bayanla ayaküstü sohbetler etmekteydi. Belki Portekizcesi çok yoktu ve sadece bildiği birkaç kelimeyle komşusunun hatırını soruyordu ancak, komşu bayanla arasında bir gönül köprüsü çoktan kurulmuştu bile&#8230;</p>
<p>Muhacir anne, anlatılanların birçoğunu anlamasa da, şimdi hastanede olan komşu bayana o zamanlar uğradığında Portekizli bayan anlatıyor, anlatıyordu&#8230;bir önceki görüşmelerinden sonra meydana gelen herşeyi muhacir anneye özetliyor ve dertlerini paylaşıp rahatlıyordu. Diğer komşularıyla çok diyaloğu kalmadığı için, ancak bizim muhacir anneyle muhabbet edebiliyor, bizimkisi de çaresizce ama nezaketle onu dinliyordu ve ancak söz bittiğinde yoluna devam edebiliyordu. Bu süre bazen yarım saati, 45 dakikayı da bulabiliyordu ama olsun, komşuyu dinlemek lazımdı ve her görüşme sonrasında Portekizli bayanın sevinci ve rahatlaması gözlerinden okunabiliyordu.</p>
<p>Şimdi ise Portekiz&#8217;li komşunun bahçesinde yoğun bir hüzün havası vardı. Trafik kazası sonrasında bahçe sahipsiz kalmış, sebzeler toplanamamış, otlar ve dikenler ise almış yürümüştü. Yaşağıdı travmanın büyüklüğü nedeniyle Portekizli bey derinden sarsılmış ve adeta çökmüştü. Acısı öyle büyüktü ki, ne bağa, ne bahçeye ve ne de hayvanlara gereği gibi bakamadığı görülüyordu. Kolay değildi, hayat arkadaşı ölümden dönmüş, bir ayağı kesilmişti ve hala hastanedeydi. Tek umudu ve hedefi, yaklaşık 2 ay sonra hastaneden çıkarıp evine getireceği biricik eşinin acılarını hafifletmek ve tekrar onu hayata bağlayacak ve onun kendi evine adaptasyonunu kolaylaştıracak düzenlemeleri yapmaktı.</p>
<p>Misafirleriyle bahçe kapısında bir süre ağlaşan Portekizli bey, kendisini biraz toparlayınca, bu Natal gecesinde kimsesinin evde olmadığını, kızının ise eşinin yanında, hastanede olduğunu ifade etti. Hiç böyle bir Natal akşamı hayal etmediklerini söyledi ve muhacir ailenin bu ziyaretinden duyduğu memnuniyeti tekrar misafirlerine ifade etti.</p>
<p>Öyle sevinmişti ki, hemen muhacir anneyi ve oğlunu evin içine davet etti. Eşi hastaneden geldiğinde artık hayata özürlü devam edeceğinden dolayı, eşi için evin içinde yaptığı düzenlemeleri misafirlerine göstermeye başladı. Mesela, evinin bir odasını eşi için komple bir özürlü banyosuna çevirmişti. Hem evin içindeki, hem de bahçedeki merdivenlere rampalar ve özürlü geçiş yerleri inşa etmiş, eşinin rahat etmesi için ne gerekiyorsa değiştirmeye başlamıştı.</p>
<p>Nihayet evde ve bahçede görülecek yerler tamamlandı ve misafirler tekrar bahçe kapısına geri geldiler. Portekizli komşularının bu Natal (Christmas) ziyaretinden memnun kalması onları da çok mutlu etmişti. Zaten geç kalınmış bir hasta ziyareti olarak da bunu düşünmüşlerdi. Portekizli bey, misafirlerin getirdiği çukolatayı hastaneye götüreceğini, eşine ziyareti anlattıktan sonra orada birlikte yiyeceklerini ifade etti. Zaten hastanede eşinin, &#8220;muhacir arkadaşım ve ailesi nasıllar, ne yapıyorlar&#8221; diye sorduğunu söyledi. Bu da misafirler için ayrı bir sevinç ve memnuniyet vesilesi oldu.</p>
<p>Birden Portekizli beyin aklına, misafirlerini eşiyle telefonda görüntülü görüştürmek geldi. Defalarca aradı eşinin telefonunu ancak bir türlü açılmıyordu. Muhtemelen eşi diğer akrabalarıyla görüşüyordu ve Natal tebrikleşmelerini yapıyorlardı. Bir süre sonra aramaktan vazgeçip birlikte kısa bir video çektiler ve eşine sevgi ve selamlarını bu video mesajıyla gönderdiler.</p>
<p>Muhacir aile evsahibine teşekkür edip ayrıldılar ve bir kez daha komşu ziyaretinin ne kadar önemli olduğuna kanaat getirdiler. Kısmet olursa 2 ay sonra, komşu bayan hastaneden geldiğinde çiçeğimizi de alıp yine geliriz diye düşündüler.</p>
<p>İçinde yaşanılan toplumla kaynaşmak, onlarla iyi ilişkiler ve gönül köpruleri kurmak için illa ki iyi derecede dil bilmek gerekmediğini bizzat yaşayarak gördüler. Buruk bir sevinçle ve iç huzuruyla evlerine geri döndüler.</p>
<p>Rabbim bu muhacir ailenin komşusuna da acil şifalar ve hidayetler lütfeylesin.</p>
<p><strong>Hizmetten | Mehmet Parlak</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/natal-aksami-komsu-ziyareti-mehmet-parlak/">Natal akşamı komşu ziyareti | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neye taliptik? &#124; Mehmet Parlak</title>
		<link>https://hizmetten.com/neye-taliplik-mehmet-parlak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2020 13:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Parlak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin hizmetle tanışma hikâyesi farklı olabilir. Ama genelde içinde, “ortaokul yıllarında” olanlar çoğunluktadır. Hani bedenlerin küçücük, kalplerin kocaman ve cesaretin dağlar büyüklüğünde olduğu yaşlar ve yıllarda. O zamanlarda bu çeşmeden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/neye-taliplik-mehmet-parlak/">Neye taliptik? | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herkesin hizmetle tanışma hikâyesi farklı olabilir. Ama genelde içinde, “ortaokul yıllarında” olanlar çoğunluktadır. Hani bedenlerin küçücük, kalplerin kocaman ve cesaretin dağlar büyüklüğünde olduğu yaşlar ve yıllarda. O zamanlarda bu çeşmeden su içmenin de gene bir sürü “kısmet” denecek hikâyeleri vardı. Kimi yolculuktan, kimi varlıktan, kimi iç dünyalarından. Ama hamdolsun bir “sebep” bizi o evlere taşıdı, o küçücük yaşlarda.<br />
Evler, hikâyelerimiz gibi farklı değildi. İki çek-yat, kitap rafları, VHS video oynatıcısı, tüplü televizyon, yemek için sini ve bir de evin abisi ve talebeleri. Ders çalışılır, sohbet edilir, çay içilirdi. Bedenler küçücük, işler bir sürü; hayat akıp giderdi…<br />
Şimdi o yıllara ve yerlere hayalen gidebilsek, o evde bir çek-yatın üstüne oturup evin abisini karşımıza alıp da sorabilseydik: “Abi, büyüyünce bizi ne bekliyor. Abi, ben hizmet eri olmak istiyorum, bana ne var? Abi, hizmet yolunda ileride karşıma ne çıkacak?” Farz edelim ki bu ve benzeri soruları sorduk. Ne cevaplar alırdık, bir düşünsenize. Evin abisi olmak zor ve kıymetli bir makam. Elbette bir şeyler biliyordur, diye aklımızdan geçerken abinin cümleleri başlar: “Kardeşim, ‘Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var’” diye başlardı herhalde. Ve ardından kendi dağarcığının, ufkunun resimlerini taşırdı sohbete. Ama sanırım kendi resmindekilerle bugün yaşadıklarımız tam örtüşmeyecekti. Yani o yıllarda;<br />
&#8211; “Gün olacak, sana sürgünler düşecek kardeşim,<br />
&#8211; “Gün olacak, sana zindanlar düşecek kardeşim,<br />
&#8211; “Gün olacak, sana hicretler düşecek kardeşim,<br />
&#8211; “Gün olacak, sana zulümler, hakaretler düşecek kardeşim,”<br />
demeyecekti, diyemeyecekti. Kim bilir! O evin abisini alıp, o günlerden bu günleri gösterip tekrar o küçük bedenlerimizin olduğu yıllara götürseydik de bize bunları söyleseydi, biz ne yapardık? Yaşınız küçük, ruhunuz büyük ve kesişim kümesinde sırrına tam eremediğimiz “Hizmet”. Ve bu üçlünün tam karşısında, abinin “felaket yıllarına” ait cümleleri duruyor:<br />
“Kardeşim! Sen evet sen. Gün gelecek işinden olacaksın. Bir sürü çirkin ithama maruz kalacaksın. Tuzaklara komplolara kurban olacaksın. Evet, yine sen. Hapislere atılacaksın. Belki annen, belki baban, belki de akrabaların seni dışlayacak, soyutlanacaksın. Bir toplum seni ‘öcü’ diye fişleyecek, garip kalacaksın. Parasız kalacaksın. Yurtsuz kalacaksın. Evet, sen kardeşim. Ülkenden sürgün edilecek, burnunda vatan kokusuyla uzak diyarlara yol alacaksın. Belki ruhunu Rahman’a zindanda vereceksin. Belki Meriç’te, belki gurbette bu dünyaya veda edeceksin. Daha bunlar ne ki kardeşim. Kardeşlerinin acısı, canını kendi acından daha çok acıtacak da onlara el uzatamayacaksın!”<br />
Şimdi o küçücük beden, kocaman ruh, ne dedi? Siz ne dersiniz? “Abi, bir düşüneyim, böyle olacaksa zor, o zaman ben bu işte yokum,” mu derdiniz. Yoksa “Olsun ya, Allah var, gam yok, zaten ben Rabbimin rızasına talibim, gayrıyı da istemem,” mi dediniz. Tabii bu hikâyelerin kahramanları için, hele o yaşlarda bunlar zor cümleler, zor sorular. Şükürler olsun böyle de olmadı. Kimse kalkıp, “var mısın, yok musun,” demedi. O evlerin abileri/ablaları şöyle de demediler: “Kardeşim, gün gelecek, bu hizmet size makam verecek, sizin tüm eksiklerinizi tamamlayacak” da demediler. Zaten ne evlerimiz ne de bizler geleceği “zenginlikle” hayal edecek kadar o günün zenginlerinden değildik. Evlerimiz fakir değildi, ama zengin de hiç olmadı. Bu evlerdeki o iki kahramanın, talebe abisinin, VHS kasetlerinden dinlediği Hocaefendi ne söyledi derseniz, işte sanırım hikâye bundan sonra başlıyor.<br />
“Gün gelecek, cendere üstüne cenderelerden geçeceksiniz. Yok mu bu karanlık gecelerin aydınlık sabahı diyeceksiniz,” diyerek kendi bamtelinden bizim bamtelimize dokunmuş, Peygamber yolunu hıçkırıkla anlatmış, buhran zamanlarından, felaket yıllarından, düşüp kaymaktan, düşüp kalkamamaktan dem vurmuş, gözyaşlarıyla anlatıp durmuştu. Mevzuyu idrak edenler elbette olmuştur. Ama evin abisi ve talebesi yolu yürüdükçe, başa geldikçe anlamıştır.<br />
“Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.”<br />
Bize, o yaşlarda ne vadettiler. Veya biz o yaşlarda neye talip olarak yola çıktık? Yaşımız ilerledi, bedenimiz büyüdü. Üniversiteli olduk, iş-güç sahibi olduk vesaire vesaire. Vaat edilenlerle taleplerimiz arasında ne gibi farklar oluşmuştu. Bu soruların cevapları kendi iç dünyamızla ilgili. Onları ortaya döküp tartmak kimsenin harcı değil. Ancak kendi cesaretimizin, yiğitliğimizin ve kendimizle yüzleşmenin sonucu olabilir. Hani veciz söz var ya; “Talep eden, talep ettiğini bulur.” Hocaefendi’nin kırk küsur yıldır kürsüden anlattıkları ve çizdiği tablo ortada. İçinde dünyaya ait süslü kareler yok. Hep aynı yerde:<br />
“Bu yol uzaktır, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.”<br />
Allah bizi “rızasını” talep edenlerden eylesin. Taleplerimizdeki eğri-büğrülükleri de düzeltsin.<br />
Hep zorluktan mı bahsetti Hocaefendi. Hayır. Bu felaket yıllarının şiirlerini okurken ardından ekledi: “Sonra bahar gelecek, sevinçten uyuyamayacağınız günler olacak. Bu yıkık virane yurdu Allah’ın izni ve inayetiyle sizler düzelteceksiniz,” dedi ve ardından resmin kenarına;<br />
“Şimdilerde şölen var bahçelerde,<br />
Bahardan ses geliyor perde perde,<br />
Aceleci, acele edip dursun<br />
Beklenen mutluluk biraz ilerde.”<br />
şiirini not düştü… Felaket yıllarının resmi tam karşımıza çıktı da, bahar resmini mi görmeyeceğiz? Baharı da tam resmettiği gibi çıkacak karşımıza. Sorular gibi, diyaloglar gibi ne vadetti, biz neye taliptik? Allah bunların hepsinin üstünde bize ne gösterdi? İç dünyalarımızda buhranlar, anaforlar kopsa da bu hazan vaktinde her şey tam Allah’ın murat ettiği gibi oldu. Kelâmında dediği gibi: “Denenip sınanmadan Cennet’e girebileceğinizi mi sandınız,” bu seslenişin de vaadi var: “Cennet! Size Cennetimi vereceğim, sınavı geçerseniz.” Vaadinde Allah’tan başka kim doğru olabilir ki? Eğer taleplerimizde onun rızası varsa (ki var inşallah) o zaman “lâ tahzen, üzülme”. Olduysa “bir” hayır, olmadıysa “bin” hayır var; de, geç!<br />
Ortaokul yıllarının abi ve talebelerine, o kahramanlara binlerce selam olsun. Ki, hiç yanlış bir şey vadetmemişler. Talep edenler de “doğru” şeylere talip olmuşlar ki, “Hem imtihan oluyoruz, hem de imtihan için doğru yerde tutuluyoruz.”<br />
Çilemiz kadar büyük, davamız kadar güçlüyüzdür. Dava, Allah’ın davası; çile, Peygamber çilesi. Ne kadar hamd etsek azdır. Ya burada olmasaydık? O abiler bize yanlış şeyler vadetselerdi? Ya taleplerimiz eğri-büğrü olsaydı? Nasıl ayakta kalırdık.<br />
Ortaokul yıllarının abileri yanlış konuşmamış, yalan vaatlerde bulunmamışlar. Talebeler de doğru şeylere talip olmuşlar. Hocaefendi de bunları resmetmiş.<br />
Şimdi sırada “baharımız” var…</p>
<p><strong>Hizmetten | Mehmet Parlak</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/neye-taliplik-mehmet-parlak/">Neye taliptik? | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir çocuğu anlattılar &#124; Mehmet Parlak</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-cocugu-anlattilar-mehmet-parlak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 11:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Parlak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir çocuğu anlattılar; beş yaşında, Sincan’da babasını ziyaretten kalan alışkanlıkla alışveriş merkezinin giriş kapısında, X-Ray cihazından geçerken ayakkabısını çıkartan çocuğu. Bir çocuğu anlattılar; on iki yaşındayken babası cezaevine giren, on&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-cocugu-anlattilar-mehmet-parlak/">Bir çocuğu anlattılar | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuğu anlattılar; beş yaşında, Sincan’da babasını ziyaretten kalan alışkanlıkla alışveriş merkezinin giriş kapısında, X-Ray cihazından geçerken ayakkabısını çıkartan çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; on iki yaşındayken babası cezaevine giren, on altı yaşında da cezaevinde babasının cenazesini teslim alan çocuğu. Annesinin <em>“Baban öldü”</em> haykırışlarını unutmak istemediğini ve <em>“Benim babam hain değil, şehittir”</em> diye haykıran çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; on bir yaşında öksüz kalmış, üstüne babasını alıp yetim bırakmışlar. Hem öksüz hem yetim haliyle yedi yaşındaki kardeşi ile birlikte, babasını cezaevinde ziyaret ederken <em>“Baba dik dur, biz dik duruyoruz”</em> diyen çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; hastanede son saatlerinde <em>“Babamı istiyorum”</em> diyerek vefat eden çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; soğuk kış günü Meriç’in azgın sularında kardeşleri ile boğulan çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; babası cezaevindeyken doğan ve ziyaretlerde yabancı diye babasına gitmeyen çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; sınıfta <em>“Baban ne iş yapıyor,”</em> diye sorulduğunda <em>“Babam uzakta çalışıyor,” </em>demek zorunda kalan çocuğu.</p>
<p>Bir çocuğu anlattılar; cezaevinde koğuş araması esnasında elindeki şekeri gardiyana uzatan çocuğu.</p>
<p>Elleri ve ayakları öpülesi kuzular. Hadi biz neysek de, ya bu fidanlar. Elleri kurusun dokunanların. Kurudu da! Yanlarında konuşamazsın bile. Kocaman cümleler kurup destanlar yazamazsın onların yanında. O küçücük beden kendi kelimeleri ile kitaplar yazmış, kitaplar hıfzetmiş. Kendi cümlelerinin en masum halinde bile kocaman paradigmalar, sonuçlar mevcuttur.  Ya Rabbi, nasıl cümleler kuruyorlar:</p>
<p><em>“Ben sevincimi öyle gösteremem, belli etmem.”</em></p>
<p><em>“Hiç kimseye babam ne zaman çıkacak diye sormadım. Durumu tahmin ediyordum, acımı çoğaltmadım.”</em></p>
<p><em>“Herkes en büyük acıyı kendisinin çektiğini sanıyordu.  Ama benim herkesten daha fazla desteğe ihtiyacım vardı, söylemedim, sakladım.”</em></p>
<p>Bizler, anne-babalar, hep ihmal ettiğimizi sanırdık, ama Allah onları hiç ihmal etmemiş. İlmik ilmik işlemiş, bugünlere yetiştirmiş. Nesli Âti diye tercih etmiş.</p>
<p>Özel zamanların özel lütuflarını, özel ikramlarını görmek isterseniz onlara dikkatli bakın, hikâyelerine bakın. Sanki değil, gerçekten öyle. “O” özenle seçmiş, her birini özenle yerleştirmiş.</p>
<p>Onları ve hikâyelerini öğrenince üzülüyor, iki büklüm oluyoruz, ama öyle de değil, belki de yapmamak lazım. Gözlerine bakıp <em>“Allah’ım! Nasıl kahramanların var, nasıl kulların var!”</em> diye secdede kalmak lazım. Çok özeller. Bunu onlara hep hatırlatmak lazım.</p>
<p>Kim bilir! O ayakkabılarını çıkartan, atide asrın evlerini inşa edecek.</p>
<p>Kim bilir! <em>“Babam şehit”</em> diyen onun yolunda atını diyarlara sürecek.</p>
<p>Kim bilir! “<em>Meriç’te boğulan”</em> ırmaklar boyu dünyaya sevgi götürecek.</p>
<p>Kim bilir! <em>“Dik dur”</em>  diyen, âhirin lideri olacak.</p>
<p>Kim bilir!.. Kim bilir!..</p>
<p>Bize düşen, acılarının bir anlamı, hikmeti olan Nesli Âti’ye bakarken, pencerelerimizin sayısını arttırmak, bir pencereden bakmamak. Hikmetle diğer pencerelerin kulpuna dokunmak! Açmak. Yahu, bu pencereden bakınca <em>“Bu bir çocuk değil, bir kahraman”</em> diye haykırmak.</p>
<p>Asla <em>“Ya ne olacak oğluma, kızıma”</em> deme. Sen nesin ki o ne olacak. Seni ödüllendiren Allah onlara cimri mi kalacak! Hiç üzülme ne olur, bu çocuklar baharın gülleri olacak!</p>
<p><strong>Hizmetten | Mehmet Parlak</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-cocugu-anlattilar-mehmet-parlak/">Bir çocuğu anlattılar | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Numan Abi &#124; Mehmet Parlak</title>
		<link>https://hizmetten.com/numan-abi-mehmet-parlak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2020 11:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Parlak]]></category>
		<category><![CDATA[Numan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız kavganın adıdır “Numan abi”. Zor bir sürecin kahramanıdır. Kimsenin olmadığı yerde “Ben varım” diyen bir kahramanın adıdır, bu asır. İstanbul Üniversitesine yakın bir yerde, talebe evinin sakinidir Numan abi.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/numan-abi-mehmet-parlak/">Numan Abi | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız kavganın adıdır “Numan abi”. Zor bir sürecin kahramanıdır. Kimsenin olmadığı yerde “Ben varım” diyen bir kahramanın adıdır, bu asır.</p>
<p>İstanbul Üniversitesine yakın bir yerde, talebe evinin sakinidir Numan abi. Odasında bir çek-yat, dolap ve kitaplığı vardır. Bir de Anadolu aksanıyla ders anlattığı kara tahtası.</p>
<p>Ömer, kenar mahallelerin birinde üç çocuklu bir ailenin en büyüğüdür. Kader, Numan abiyle Ömer’i bir gün aynı evde tanıştırır. İlk gün talebe evinin misafir yemeği; lahmacun ve ayran. Ondan sonra hep kahvaltı.  Öğle yemeği niyetine kahvaltı, akşam yemeği yerine kahvaltı. Ömer’in ilk günkü ziyafet mutluluğu gözlerinden bellidir. Lahmacunu o güne kadar yememiştir. Sonraki kahvaltılar mı? Ömer’e hep saray mutfağı.</p>
<p>İlk gün yemekten sonra VHS kasetlerden film, ardından namaz, sohbet. Gerisi ne olsun ki. Sanki oyun bahçesinin bütün oyuncakları Ömer’de. Daha sonraki günler az sıkıcı. Numan Abi tahtanın başında. Tabi ki bir deha Numan Abi. Matematik akıyor dudaklarından. Süzgeçten geçiyor, hap oluyor, yutuluyor.</p>
<p>Gene namaz, gene sohbet, gene çay. “Numan Abi; senin hiç boş vaktin olmaz mı? Alışverişe gitmez misin? Abi, senin kız arkadaşın yok mu?” Sorular içimde saklı. Numan Abi tahta başında, formüllerle konuşuyor. Ara var!!! Yaşasın. Ardından salonda “hayala salah” namaz başlasın. Belki namazdan sonra sohbet.</p>
<p>Ömer namazı annesinden öğrenmiştir. Annesi sanki namazlarında Ömer’in arkasında durur, Ömer’in sorularına cevap verirdi. “Anne, kaç rekâttı?”, “Anne, şimdi oturacak mıyım?” Anne köyde ilkokulu bitirmiş, zor bir adama helallik olmuş, susmuş, ağlamış, yakarmış ve Allah’a kul olmuştu.</p>
<p>Ömer’in öğrenciliği iyi, gelecek vadediyor, ama baba zor bir adam. Anaya zor, Ömer’e zor bir adam. Arada fakirlik diz boyu olunca ilkokuldan sonra muhtemelen çırak, babanın yanında. Ama derler ya “oldurmayanı olduran Allah’tır”. İşte Numan Abi, tahtası, acıkırsa kahvaltısı, çalışmak için kitap, arada namaz, sohbet, çay. Hepsi bir araya gelince sanki Allah tebessüm eder Numan Abiye, Ömer’e.</p>
<p>Vay be! Fakir ailenin, dindar çocuğu okumak için yol bulur bu diyarda…</p>
<p>Ömer’in hikâyesinde Numan abiler çok çıkar karşısına. Kimi zaman Yakup Numan olur; azıcık şişman, biraz kel, kimi zaman İbrahim Numan olur; zayıf, yakışıklı, espritüel. Ama hepsi de Numan abidir. İlk gün tanışılan Numan abi. Hepsi o talebe evinin müdavimidir. Kara tahta başında ders anlatır. Hepsinin evinde yemekler, kahvaltı. Nidalar “hayala salah”dır.</p>
<p>Ömer, üç çocuklu ailenin en büyüğü, zor bir babanın oğlu, fakir bir çevrenin yoksulu. Burdan başlayan hikâyesi, okumakla ADAM olur ortasında. Adam ya! Hani hâkime dediği gibi; “Bak hâkim bey, ben devletin kalemi ile çocuklarıma yazı yazdırmadım.” Adam!</p>
<p>Ömer okur okur okur. Sanki Numan abi ona “Bu dünyada başka bir şey yok” demiş gibi okur. Numan abi arada onun için kimi zaman Erzurum’dan gelir, kimi zaman İzmir’den, kimi zaman da Diyarbakır’dan. Günün ortasında bir çorba, mescitte namaz sonrası otogarda veda. Vay be Numan abi; “Sen evlenmedin mi? Yenge hanım kızmıyor mu? Abi çocuklar seni unutacak, hanım boşayacak!” gibisinden sorular havada. Numan abi sessiz, mütevekkil, bir dahaki buluşmanın kaygısında.</p>
<p>Sonra karabulutlar çöker diyara. Televizyonlarda altyazılar, üstyazılar. Numanlar tutuklandı. Numan terörist, Numan… Numan Ömer’in Numan abisi, hani talebe evinin sakini, matematik dehası, Erzurumlu, Denizlili, Diyarbakırlı. Çok geçmeden Ömer’i de tutuklarlar. İki gün sonra zindana koyarlar. Savcı, kaba bir şekilde art arda sorar: “Lan, sen o eve niye gittin? Niye kahvaltılarını yedin, derslerini dinledin, namazlarını kıldın, sohbet ettin? Utanmadan çay içtin?</p>
<p>Ömer artık mütevekkil, Cevap “Şimdi namazda kıyam vakti” Zindan harbici zor. Ömer zaten tutuklanırken sol yanını kaybetmiş, iki gözü dışarıda kalmış, tek kişilik hücrelerin en teklisinde Allah’a komşu olmuş. Günler geçer hücrede, ketıl sanki arada sırada Kur’an-ı Kerim okur Ömer’e. “Hadi Yasin dinleyelim!” Arada Numan abi gelir aklına, gözleri parlar ilk günkü gibi sofrada. Ya ne güzeldi o ayran, o lahmacun, ardından sohbet, tatlı niyetine helva.</p>
<p>“Numan abi,” der içinden Ömer, “Şimdi nerdesin, kimlerlesin, kiminlesin bilmiyorum. Seni ilk günkü gibi seviyor ve özlüyorum. Hani çıkınca gene yanıma gel, emi! Sen beni sormadığın zaman, ben asıl o zaman biterim.”</p>
<p>“Hem bu sefer geldiğinde artık benim de bir hikâyem var diyeceğim sana. Numan abi olmak istiyorum yollarda. Senin gibi vazgeçmek ondan, bundan, şundan. Kara tahtanın başında, Ömer’in yanında.”</p>
<p>Numan abinin kavgasıdır yaşadığımız süreç: Sen neden okuttun, namaz kıldırdın, neden kahvaltı sofrası hazırladın? Cebindeki harçlıkla lahmacun yaptırdın. Sen neden Anadolu’nun ücra köşesinden çıkıp adam oldun? Adamlar yetiştirdin?</p>
<p>Numan abi! Okuduysan, Ömer’in sana çok selamı var!</p>
<p><strong>Hizmetten | Mehmet Parlak</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/numan-abi-mehmet-parlak/">Numan Abi | Mehmet Parlak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
