<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mefkure arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/mefkure/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/mefkure/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2023 11:54:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>mefkure arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/mefkure/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şu mefkurenden vazgeç! denilse&#8230; &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/su-mefkurenden-vazgec-denilse-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2022 04:30:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[mefkure]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=27076</guid>

					<description><![CDATA[<p>insanın fiyatı olsa olsa Allah’ın rızasıdır; o Cennet’e de satılsa, ucuza gitmiş sayılır!.. *Bu açıdan da yüce bir gayeye gönül vermiş, yüksek bir ideale bağlı bulunan insanlar dünyevî, bayağı şeylere&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/su-mefkurenden-vazgec-denilse-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Şu mefkurenden vazgeç! denilse&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>insanın fiyatı olsa olsa Allah’ın rızasıdır; o Cennet’e de satılsa, ucuza gitmiş sayılır!..</p>
<p>*Bu açıdan da yüce bir gayeye gönül vermiş, yüksek bir ideale bağlı bulunan insanlar dünyevî, bayağı şeylere dilbeste olmamalıdırlar. Dünyalar dolusu altın bile olsa, insan onun karşısında peylenmeyecek kadar kıymetlidir. Hazreti Ali’nin (kerremallahu vechehu) “Kendini küçük bir cirim görüyorsun; hâlbuki bütün âlemler sende gizlidir. Sen bütün kâinatın bir fihristisin.” der. M. Akif, seyyidina Hazreti Ali’nin sözünü nazmen ilaveleriyle şöyle ifade etmiştir: “Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen / “Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen. / Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir: / Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.”</p>
<p>*Sen, şu kevn u mekânların bir fihristisin; sana bakan, bütün kâinatı ve tekvinî emirleri okuyabilir. O mahiyette yaratılmışsın. Dolayısıyla hiçbir şey senin fiyatın olamaz; Cennet bile olamaz. Kendini Cennet karşısında peylesen, ucuza peylemiş olursun. Senin fiyatın olsa olsa Allah’ın rızası olur.</p>
<p>*Dünyada hiçbir şey karşısında peylenmemeye kararlı durmalı. Viyana’nın anahtarları, Belgrad’ın anahtarları, Roma’nın anahtarları getirilse, sana verilse, “Şu mefkurenden vazgeç!” denilse; yani, “O yüce duygunu dünyaya duyurmaktan, ruhunun ilhamlarını başkalarına aşılamaktan vazgeç!” denilse, bunun karşısında az bir tereddüt geçirirsen, ben sana dönek nazarıyla bakarım; “Seni gidi dönek, müzebzeb, zıp orada zıp burada!..” derim. Bu video 02/08/2015 tarihinde yayınlanan “Yürekler Acısı Dünya ve Diriltici Ruh” isimli bamtelinden alınmıştır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/su-mefkurenden-vazgec-denilse-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Şu mefkurenden vazgeç! denilse&#8230; | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüce Bir Mefkûrenin Kutlu Talipleri</title>
		<link>https://hizmetten.com/yuce-bir-mefkurenin-kutlu-talipleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 06:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[mefkure]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadis-i şeriflerinde İslâm’ın yeryüzünün her yerine ulaşacağını ifade buyurmaktadır. (Bkz.: Müslim, fiten 19; Tirmizî, fiten 14; Ebû Dâvûd, fiten 1) Bunu gerçekleştirme adına Müslümanlara düşen sorumluluklar nelerdir? Cevap: Allah Resûlü (sallallâhu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuce-bir-mefkurenin-kutlu-talipleri/">Yüce Bir Mefkûrenin Kutlu Talipleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadis-i şeriflerinde İslâm’ın yeryüzünün her yerine ulaşacağını ifade buyurmaktadır. (Bkz.: Müslim, <em>fiten</em> 19; Tirmizî, <em>fiten</em> 14; Ebû Dâvûd, <em>fiten</em> 1) Bunu gerçekleştirme adına Müslümanlara düşen sorumluluklar nelerdir?</p>
<p><strong><span class="arabaslik">Cevap</span></strong><span class="arabaslik">:</span> Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), birçok hadislerinde gelecekte vuku bulacak hâdiselerden bahsetmiştir. Gayb-aşina gözüyle görüp haber verdiği bu tür hâdiseler O’nun peygamberliğinin ayrı bir delilidir. Bugüne kadarki genel yaklaşımımız içerisinde meseleye bakacak olursak, O’nun gelecekte vuku bulacak bazı hâdiselerden haber vermesi, sadece ümmetini bilgilendirmeye matuf değildir. Bilakis bu konuda yapılması gerekenleri yapmaları adına onlara bir hedef göstermedir. Nitekim bizden önceki seleflerimiz de O’nun istikbale ait sözlerini bu istikamette anlamış ve kendilerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalışmışlardır.</p>
<p>Mesela bir hadislerinde Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), <span class="arabic">لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذٰلِكَ الْجَيْشُ</span> <em>“Konstantiniye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden asker ne güzel askerdir ve onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır.” </em>(Hâkim, <em>el-Müstedrek</em> 4/468; Ahmed İbn Hanbel, <em>el-Müsned</em> 4/335) buyurmaktadır. Allah Resûlü, bu sözleriyle, gerçekleşecek bir olayı haber vermenin yanında, ümmetini de bunu gerçekleştirme adına teşvik etmekte ve onlara bir hedef göstermektedir.</p>
<p>Allah Resûlü, bu hadisleriyle çok net ve kesin olarak bir fetihten bahsetmiş olmasına rağmen sahabe efendilerimiz ve onlardan sonra gelen Müslümanlar oturup bunun gerçekleşmesini beklememişlerdir. Onlar Asr-ı Saadetten itibaren gözlerini hep İstanbul üzerine dikmiş ve gelip gelip o surlara toslamışlardır. Hatta sahabe de dâhil olmak üzere birçokları bu surların önünde şehit olmuştur. Onlardan birisi de Ebû Eyyub el-Ensarî künyesiyle meşhur olmuş Hâlid İbn Zeyd Hazretleridir. O, seksen yaşını aşkın olmasına aldırmadan orduyla birlikte yüzlerce kilometrelik yolu katetmiş, Efendimiz’in bu müjdesine nail olabilmek için İstanbul önlerine kadar gelmiş ve nihayet burada şehit olmuştur. Şehit olduğu yere de defnedilmiş ve sanki mezarıyla orayı tapulamış, tescillemiştir. O, hayatında Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) mihmandarlık yaptığı gibi, vefatından sonra İstanbul da âdeta, “Sen Peygamberi misafir edersin de biz seni misafir etmez miyiz?” demiş, ona bağrını açmış ve onun mihmandarı olmuştur.</p>
<h3>Yâd-ı Cemil Olmanın Yolu</h3>
<p>Aynen bunun gibi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), getirdiği değerler bütününün ve mübarek adının güneşin doğup battığı her yere ulaşacağını ifade etmişse, bize düşen vazife bunu tahakkuk ettirmektir. Çünkü O, bu gaybî haberiyle ümmetine bir hedef göstermiştir. Dolayısıyla mü’minler, oturup bunun gerçekleşmesini beklemek yerine, dünyanın dört bir yanına hicretler tertip etmeli, hicretlerini irşat ruhuyla derinleştirmeli ve bu yüce gayeyi gerçekleştirmeye çalışmalıdırlar.</p>
<p>Maalesef bugüne kadar O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gaybî haberi tam manasıyla gerçekleştirilememiştir. Demek ki Müslümanlar olarak bu konuda fevkalâde bir hassasiyet ortaya koyamamışız. Belli bir dönemde dünyaya açılamamışız. Eğer günümüzde de bu gerçekleştirilemezse bizden sonra gelenler de vebali bize yükleyeceklerdir. Biz, atalarımızı hayırla yâd etmeye ve mümkün mertebe onların hata ve yanlışlarını dile getirmemeye çalıştığımız gibi bizden sonra gelen nesillerin de bizi hayırla yâd etmelerine yardımcı olmalıyız. Bir kısım ihmal ve tembelliklerimiz yüzünden onları kendimiz hakkında suizanna sevk etmemeliyiz. Onlara, “Atalarımız miskin miskin yatmışlar, kendi rahatlarını düşünmüşler ve bu yüzden de dünyaya açılamamışlar. Yazıklar olsun onlara!” dedirtmemeliyiz. Bu itibarla da hakkımızda bir gün bu tür olumsuz sözlerin söylenebileceğini de hesaba katarak bugün elimizde olan her şeyi son damlasına kadar kullanmalı ve dünyanın dört bir yanına açılmaya çalışmalıyız.</p>
<p>Esasında günümüzde bu kabilden gayretlerin olduğunu söyleyebiliriz. Bugüne kadar arkadaşlar dünyanın pek çok ülkesine gittiler. Neredeyse gidilmedik ülke bırakmadılar. Allah’a binlerce şükür olsun ki, onlar gittikleri yerlerde de hüsn-ü kabul gördüler. Kapılar yüzlerine kapanmadı. Üstad Hazretleri, herhangi bir yerde mü’mince duygu ve düşüncenin kabul görmesi adına orada bir talebesinin bulunmasını yeterli görmüştür. O, bu yaklaşımıyla bizlere bir taraftan yüce ve yüksek mefkûrelere bağlanmanın önemini hatırlatmakta; diğer yandan da himmetlerimizi âli tutarak gittiğimiz yerlerde ne yapıp edip bu yüce gayemizi gerçekleştirmemiz gerektiğini ders vermektedir.</p>
<p>Eğer siz, gidilen yerlerde yüksek bir gaye-i hayale bağlanmaz ve buna göre bir hayat yaşamazsanız bencillik girdabına maruz kalmadan kurtulamaz, bir egoist olur çıkarsınız. Sözü yine Hz. Üstad’ın şu yaklaşımına bağlayabiliriz: “Gâye-i hayâl olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” (Bediüzzaman, <em>Sözler</em> s.771) Aslında bu da bir yönüyle Allah’ın insana vermiş olduğu bir cezadır. İnsan, uğruna hayatını adadığı değerleri anlatmak suretiyle kendisini ifade etmeye çalışmadığında Allah bu defa o insanı kendi nefsine bağlar; tavır ve davranışlarıyla, ses ve sözüyle, duygu ve düşünceleriyle sürekli kendisini anlatmaya başlar. Bunun da Allah’ın insanlara musallat ettiği ayrı bir bela olduğunda şüphe yoktur. Bundan kurtulmanın çaresi ise yüce hedeflere kilitlenmektir.</p>
<p>Böyle yüce bir gaye istikametinde hareket eden insanların, işi nereye kadar götürecekleri ise ayrı bir meseledir. Bunu takdir edecek olan Allah’tır. Önemli olan bizim bu yörüngede bir hayat yaşamamız ve yine bu yolda ruhumuzu sahibine teslim etmemizdir. Ebû Eyyüb el-Ensarî, İstanbul’un fethi adına yola çıkmış fakat maksadına ulaşamadan orada şehit olmuştur. Böyle bir fetih ise arkadan gelen fütüvvet ruhunun temsilcisi genç bir serdara müyesser olmuştur. Bugünkü nesillere düşen vazife de mefkûreleri adına yapılması gerekli olan işi yapmaya çalışmaktır. Allah onlara bu işin ne kadarını nasip eder, bunu bilemeyiz. Fakat onlar bayrağı alır bir yere kadar götürürler; arkadan gelenler de onların bıraktığı yerden alır ve onu daha ilerilere taşır, bugünkü nesilleri de hayırla yâd ederler. Yani siz, gelecek nesiller arasında yâd-ı cemil olursunuz.</p>
<p>Fakat yüce bir gaye etrafında bir araya gelen adanmışlar, yapmış oldukları hizmetleri, kendilerinin göreceği bir neticeye bağlamadıkları gibi, başkalarının bilmesi ve görmesine de bağlamazlar. Onlar bütün tavır ve davranışlarını, kalblerinin sesine göre ayarlamaya çalışır ve sadece Allah rızasını düşünürler. Fakat onlar bunu istemeseler bile Allah (celle celâluhu) arkadan gelenlere onları hayırla yâd ettirir. İşte sonraki nesillerin duasına nail olabilmenin ve onlar arasında yâd-ı cemil hâline gelebilmenin yolu, Allah’ın ihsan ettiği imkânların son santimine kadar değerlendirilmesinden geçmektedir.</p>
<h3>Yıkık Bir Rüyadan Mamur Bir Hülyaya</h3>
<p>Evet, eğer biz maziye ait yıkık bir rüyamızın gelecekte mamur bir hülyaya dönüşmesini, gelecek nesillerin kendi değerlerimizle tanışmasını ve bizi hayır dualarla yâd etmesini istiyorsak, bugünden gaye-i hayalimizi gerçekleştirme adına üzerimize terettüp eden vazifeleri hassasiyetle yerine getirme adına bütün imkânlarımızı sonuna kadar kullanmalıyız. Biz, bize düşeni yaptıktan sonra Cenâb-ı Hak da bizim bu emeklerimizi zayi etmeyecek ve yaşanan uzun bir kıştan sonra yeni baharlar getirecektir.</p>
<p>Nitekim bunun emareleri çoktan belirmiştir. Şafak horozları çoktan ötmeye başlamıştır. Üst üste şafaklar birbirini takip etmektedir. Ne var ki büyük doğumların çok ciddi sancılarla beraber geldiği de unutulmamalıdır. Bazen bir doğumun, beraberinde anayı da alıp götürmesi gibi, toplum çapında yaşanacak büyük doğumlar da bazen olur bir nesli alır götürür. Şu kadar var ki bu çok da önemli değildir. Önemli olan, doğumun başarıyla gerçekleşmesidir. Biz gitmişiz ne olur gitmemişiz ne olur; nasıl olsa bir gün bu dünyadan ahirete göç edecek değil miyiz? Hayatın zevk ve lezzetlerini tadıp tatmamamızın da çok da bir önemi yoktur.</p>
<p>Hatta bunların da ötesinde bir kısım zalim ve mütecavizler hayatı bize zindan edebilirler. Öyle ki firarlar, sürgünler, hapisler, zindanlar, zulümler birbirini takip edebilir. Size dünya zevki namına hiçbir şey tattırmazlar. Fakat hemen ifade etmeliyim ki bütün bunlar sorumluluğumuz açısından hiçbir şey ifade etmez. Bizim fıtratımızın gayesi ve yaratılışımızın neticesi belirlenmiştir. Bize düşen bunu gerçekleştirmeye matuf hareket etmektir. Bunu gerçekleştirdikten sonra bütün bunlar ne ifade eder ki! Fakat siz Allah’ın adını yüceltme, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) adını bütün âleme duyurma istikametinde bir şey yapmadan bu dünyadan giderseniz, işte o zaman ahirete yürürken gözünüz açık gidersiniz.</p>
<p>Bu itibarladır ki günümüzde maddi ve manevi füyuzat hislerinden fedakârlıkta bulunmaya hazır olan, tıpkı Üstad Hazretleri gibi, “Ben cemiyetin iman ve selameti yolunda ahiretimi de feda ettim, dünyamı da. Gözümde ne cennet sevdası var, ne de cehennem korkusu. Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım.” diyecek ölçüde davasına bağlı sadık ve vefalı temsilcilere ihtiyaç var. Yoksa meselenin değişik ad ve unvanlarla kendini ifade etmeye, aidiyet mülahazalarına sığınmaya, cemaat enaniyetine girmeye hiç tahammülü yoktur. Bütün bunlar öz ve mânâdan kaçmanın ve şekle sığınmanın birer ifadesidir.</p>
<p>Bence nam ve nişanlarla övünme veya falanlara, filanlara intisapla kendi şahsi enaniyetini güçlendirme yerine, ortaya konan düstur ve disiplinlere bağlı kalmaya çalışmalıdır. Birilerinin, insanları öldürerek bir yere varmaya çalışmasına mukabil, yürüdüğü yolda sesi soluğu kesilinceye kadar koşmak suretiyle ölen adanmış ruhlara ihtiyaç var. Bu yolda kendi rahatını ve cismanî zevklerini feda edebilen, maddî manevî füyuzat hislerini düşünmeyen bu adanmışlar sayesindedir ki bizim yıkık rüyamız tekrar mamur hâle gelecektir.</p>
<p>Peygamberlerin hayatlarını tükettikleri bir yolda yürümek ne büyük şeref! Onlarla aynı yolda yürüyen ve aynı gayeyi paylaşan insanlar ahirette de aynı yere düşeceklerdir. Gerçi onlarınkine düşme değil yükselme demek daha doğru. Çünkü bazı hadislerden de anladığımıza göre ahirette insanlar farklı kategoriler içerisinde mütalaa edileceklerdir. İşte orada ihtimal, malını Allah yolunda infak edenler, hicret edenler, hicretlerini irşatla derinleştirenler vs. ayrı birer kategoride değerlendirilecektir. Aynı bunun gibi, belki i’lâ-i kelimetullah yolcuları da beraber oldukları insanlarla birlikte ayrı bir yerde toplanacaklardır. Herkes dünyadaki amelleri cihetiyle hangi kategoriye giriyorsa, onlarla birlikte haşrolacaktır.</p>
<p>Kim enbiya-i izamla, kendisinden önce yaşamış İmam Rabbani, Mevlânâ Halid el-Bağdadî, Üstad Bediüzzaman gibi büyük zatlarla birlikte haşrolmak istemez ki! Böyle bir neticeyi elde etmek için ne verilse değer.</p>
<p><strong>Kaynak:Dert Musikisi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuce-bir-mefkurenin-kutlu-talipleri/">Yüce Bir Mefkûrenin Kutlu Talipleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mefkûre İnsanı</title>
		<link>https://hizmetten.com/mefkure-insani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 07:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[mefkure]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağın insanı, gayesizliğin, mefkûre­siz­liğin kurbanı olmuştur. O bazen mefkûresizliğiyle iradesinin üzerine yatarak olduğu yerde kokuşmuş kalmış; bazen de iradî olma adına etrafını yakıp yıkmış, bir anarşist, bir nihilist gibi davranmıştır.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mefkure-insani/">Mefkûre İnsanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağın insanı, gayesizliğin, mefkûre­siz­liğin kurbanı olmuştur. O bazen mefkûresizliğiyle iradesinin üzerine yatarak olduğu yerde kokuşmuş kalmış; bazen de iradî olma adına etrafını yakıp yıkmış, bir anarşist, bir nihilist gibi davranmıştır. Doğrusu o, durgunlaşınca içten içe kendini yiyip bitirmiş, harekete geçince de din, diyanet, ahlâk ve adalet gibi değerleri yıkıp yerle bir etmiştir.. evet, onun kabuğuna çekilip münzevîleşmesi de, sosyal çevre ile münasebete geçmesi de hep bir problem olmuştur.</p>
<p>Bu midesi aktif, beyni pasif, hisleri sürekli galeyanda ve kalbinin mevcudiyetinden habersiz cismanî varlığın, gündelik dedikodu dışında kalıcı, ruhlara inşirah verici ve onu geleceğe taşıyıcı kayda değer hiçbir yanı, hiçbir düşüncesi, hiçbir tavrı ve hiçbir projesi yoktur. Zayıf olduğu zaman her şeyi suskunlukla geçiştirir. Güçlendiği zaman da değişik tahrip yollarıyla kendini ifade etmeye çalışır; yer yer hazanla savrulan yapraklar gibi esintilere göre şurada-burada sürüklenir durur, zaman zaman da çer çöp gibi sıkışıp kaldığı yerde gelen üzerinden geçer, giden üzerinden geçer.</p>
<p>Yıllar var ki bu meş&#8217;ûm hava âdeta insanımızın tabiatı hâline geldi. Evet o, duygusunda, düşüncesinde ve gaye-i hayalinde daralıp, büzüşüp dar bir fânusun içine girmeye razı olduğu günden beri ya aşağılık komplekslerine kapıldı ya da hezeyanlarla boşalmaya çalıştı.. ve her iki durumda da millî karakteriyle savaşıp durdu. Maalesef şimdilerde de bu savaş, daha farklı bir buudda bütün hızıyla devam ediyor. Düşünün ki âlem, yeni bir çağ mülâhazasıyla projeden projeye koşarken biz büyük ölçüde hâlâ birbirini takip eden buhran fasit daireleri (kısır döngüler) içinde kıvranıp duruyoruz. Düşüncelerimiz dağınık, duygularımız süflî, davranışlarımız tutarsız, yüreklerimiz de merhametsiz.. yığınlar mânâsız gelgitlerin ağında birer oyuncak, toplum her gün ayrı bir mihrap peşinde ve rehberler de gaflet içinde. Öyle ki hangi müesseseye bir göz atsanız, içten içe kaynadığını görür ve ürperirsiniz. Evet, bir düşünce hayatını ya da ahlâkı, kültürü, sanatı, siyaseti, iktisadı, hukuku içiniz burkulmadan seyredemezsiniz.</p>
<p>Bir dönemde bizimle aynı kaderi paylaşmış, aynı mazlumiyet ve mağduriyetleri yaşamış çevremizdeki toplumlar da, bize özeniyormuşçasına, her türlü mesâvîde âdeta bizimle atbaşı.. hattâ bazı olumsuzluklarda fersah fersah bizim önümüzde oldukları bile söylenebilir. İçten içe birbirini yemeler, sürekli harb u darp, peşi peşine ihtilaller, her zaman kuvvetin hak üzerindeki hakimiyeti ve şuursuzca taklit bu koskoca dünyanın âdeta alın yazısı. Zaten, kartalların yenik düştüğü bir mücadelede serçelerden başka bir şey de beklenemezdi.</p>
<p>Böyle iç içe sadmelerle sürekli sarsılan, sarsıldıkça her gün biraz daha su alan millet gemisini onarıp uzun seferlere hazırlamak için bugüne kadar inanç, azim ve ümidini koruyabilmiş yüksek mefkûreli, uzun soluklu, yaşamasını yaşatmaya bağlamış ve maddî-mânevî füyuzât hislerinden fedakârlıkta bulunabilecek babayiğitlere ihtiyaç var.. birkaç asırdan beri dünyanın üzerine çöken değişik dalga boyundaki tazyikleri, farklı görünümdeki baskıları parçalayıp dağıtacak, hiç olmazsa yumuşatıp hafifletebilecek polat iradeli babayiğitlere. Kendi kurtuluşlarını kurtarmaya bağlayan, ikbal ve geleceklerini başkalarının mutluluğu adına toprak gibi ayaklar altına serebilen; hava gibi herkesin demine damarına karışıp, her bünyede kan gibi deveran edip duran; su gibi hasret ve hararetlerin üzerinde çağlayıp her yana hayat üfleyen; sonra da bütün hareketlerini ruhunun derinliklerinde mefkûreleştirebildiği bir mesuliyete bağlayan; ferdî sorumluluk sınırlarını aşkın bir merhamet iradesi ve bütün insanlığı kucaklayacak enginlikte bir şefkatle bize yitirdiğimiz ruh ve mânâyı kazandırmaya çalışan; çalışıp son bir kere daha bize insanî muhtevamızı hatırlatan bu yüksek idealler sayesinde öyle zannediyorum ki, bütün insanlığın yüzü gülecek, şu birkaç asırlık muzdariplerin ızdırapları dinecek ve belki de dünya yeniden bir kez daha mihverine oturacaktır.. tabiî bu arada, bunca zamandır mefkûresiz yaşayan âvâre ruhlara da birer örnek teşkil edeceklerdir.</p>
<p>Zaten, insanların müşterek kaderi de, onlara ayrı kalma, ayrı yaşama fırsatını vermeyecek şekilde bir program ihtiva etmektedir. Biz gözlerimizi yumup kulaklarımızı tıkasak da hâdiseler, aramızdaki pek çok müşterek noktayı değişik yollarla kafamızın içine sokarak bizi münferit hislerden daha çok müşterek lezzet ve elemler atmosferine çekip vicdanlarımıza içtimaîliğimizi hatırlatmakta. Zîrâ bizim her hareketimiz, şöyle veya böyle herkesi alâkadar ettiği gibi, âlemin en ücrâ bir köşesinde meydana gelen herhangi bir hâdise de bizi alâkadar etmektedir. Böyle bir iç içelik, biraz da insanın insan olmasından, onun duygularından, düşüncelerinden ve uzak-yakın çevresinde cereyan eden hâdiselerin müşterek tesirinden, sözün özü başkalarıyla beraber yaşama kaderinden ve paylaşma konumunda yaratılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Aslında insanoğlu, fıtratının bu ölçüde cebrî beraberliğe programlandığı sırrını kavrayabilse, kaderin hükmünü de yanına alarak daha hızlı hareket edebilir. Ayrıca o, niyet ve iradesiyle kendini bu tabiî akışa saldığı takdirde, tabiîliğe aklî, mantıkî ve iradî bir derinlik de kazandırarak, bir yandan insan olma esprisini ortaya koyarken, diğer yandan da dileme ve niyet etme sevabını elde edecek ve iradesini, kendi ebedîleşme mefkûresini çözen bir anahtar hâline getirecektir.</p>
<p>Onun içindir ki, &#8220;e­­bed-müddet&#8221; var ol­ma­­yı düşünen herkes, mut­la­ka başkalarını da kurtarıp kucaklamayı ül­­kü edinmelidir ki, ebediyet yolunda kurtarıp kucakladığı herkes tarafından da kucaklanabilsin. Bunun aksine, kendi kurtuluşlarını başkalarını yıkma üzerine bina eden bencil, harîs ve merhametsiz ruhlar, sevmedikleri gibi sevilmemişler ve her kesim tarafından istiskal edilegelmişlerdir. Ayrıca, yararlı insanın yararı herkesten evvel kendine, zararlı insanın zararı da kendinedir. Tabiatında yararlı olma cevheri bulunan bir insan, tabiat ve karakterini sergileyip gönlünün diliyle kendini ifade ettiği her yerde, granitler gibi en sert gönüllerde bile taht kurabilmiş ve herkesin &#8220;vird-i zebânı&#8221; olagelmiştir.</p>
<p>Bencil, hırslı, kindar, merhametsiz davranan ve kendi varlığını sürdürme adına, yarasalar gibi hep harabeleri kollayan muhteris kimseler, hep ferdî dünyalarının dar mahbesinde kalmış ve müşterek bir dünyanın enginliğini hiçbir zaman duyamamışlardır. Hattâ onlar, o kendi daracık âlemlerinde bile asla huzur içinde olamamışlardır. Kalb ve vicdanlarında her zaman kaybeden bu insanlar, her şeyden evvel kendi içlerinde insan olma değerlerini kurutmuş ve kalblerini öldürmüşlerdir.</p>
<p>Evet, sadece kendilerini düşünüp başka herkese karşı kapalı yaşayan bu kimseler, birer miskinlik örneği ve ölüm-hayat arası sürüm sürüm öyle canlı cenazelerdir ki, ne hayatın sıcaklığını duyabilirler ne de yaşatmanın hararetini.</p>
<p>Gerçek hayat, bugünün ve yarının insanları düşünülerek plânlanan ve onlar için yaşama gayesiyle mefkûrelendirilen hayattır. İşte baştan sona kadar hayatın her basamağına hakim olan böyle bir şuur, bir idrak, bir his, hakikî insan olma karakterinin tam resmi ve hadd-i tâmmıdır. Bu öyle bir resimdir ki, firasetle ona bakabilen herkes, bu fotoğrafın arkasında bütün bir varlıkla ne derin ve ne sıcak bir alâkanın bulunduğunu rahatlıkla görebilir. Bu resimde, insan, hem kendine hem de başkalarına kalb gözüyle bakar ve bakıp gördüklerini de vicdanın kadirşinaslığı ile değerlendirir. İşte insan böyle bir bakış zaviyesi sayesinde, kendi iç dünyasını daha iyi temâşâ ettiği gibi, aynı menşurla çevresini de daha yakından görüp tanıma imkânını yakalar ve herkesi, her şeyi daha mülâyim, daha yumuşak ve daha sıcak bulur. Ne var ki, böyle bir iç derinlik, hemen birdenbire elde edilemez. O, vicdanlarımızın derinliklerinde uzun bir mayalanma döneminden sonra ortaya çıkan bir merhamet tezahürü ve gönlün dilinden bir insanî çağrıdır. Bu çağrı, gönül adamının vicdanından fışkırır, her yana kendi boyasını çalar ve zamanla da her şeyi kendi diliyle konuşturmaya başlar. O doğrudan doğruya kalbden yükseldiği için de dıştaki şerarelerden ve şurada-burada havayı kirleten parazitlerden de asla müteessir olmaz.</p>
<p>Göklerde ve yerde hüsnükabule açık, iman esaslı, ihsan derinlikli bu çağrıya, bir gün bütün ruhanîlerin saygıyla yöneleceği, gök kapıları aralanarak ona iltifat ve teveccühlerin yağacağı muhakkaktır. İşte esas o zaman bütün gönüller merhametle atacak, merhametle düşünecek, merhametle konuşacak, merhametle davranacak ve bütün varlığı merhametle kucaklayacaktır.. ve zannediyorum, yeryüzü, bu ölçüde bir merhametin pırıl pırıl aynası hâline geldiği işte o gün bizler de, hayatı daha içten sevecek, sevdirecek ve başkalarına ebedileşme yollarını gösterme uğrunda nefsimize ait hasis şeylerden bütün bütün sıyrılarak, vicdanın müşâhede ufkuyla hem kendimizi hem de bizim dışımızdakileri daha farklı görebilme zaviyesini yakalamış olacağız; yakalamış olacak ve sadece yapabileceğimiz iyilik ve güzellik düşüncesiyle yetinmeyip, elimizden gelmeyen iyiliklere, güzelliklere de ulaşmaya çalışacak ve bu konuda sürekli erilmez zirvelerin hülyalarıyla oturup-kalkacağız. Ulaşılmazlar ulaşılır hâle gelince &#8220;tahdîs-i nimet&#8221;le gürleyecek; takatimizin sınırlarını zorlayan aşkın mefkûreler karşısında da hep ümitten soluklarımızı imanla kanatlandırarak aktif bekleyiş içinde olacağız.</p>
<p>Her hâlde iyilik aşkıyla kendi sınırlarını zorlayan böyle bir ruhî seviye, insanın en derin yanı ve kayda değer en engin yönü olsa gerek. O, bu yanı ve bu yönüyle Hak katında da, halk katında da değerler üstü değerlere ulaşacaktır ki, işte onun &#8220;ahsen-i takvîm&#8221;e mazhariyeti de bu derinliği itibarıyladır. Bu ölçüde, Allah ile iyi münasebetin neticesi olarak herkese karşı duyulan böyle bir alâka, ferdiyet plânında bir mefkûre; &#8220;Beni şehit eyle, milletimi aziz eyle.&#8221; sözleriyle seslendirilen düşünce, yüksek bir millî mefkûre; &#8220;Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım.&#8221; ifadeleriyle dile getirilen civanmertlik, aşkın bir mefkûre; hayatına kastedenlere karşı: &#8220;Allah&#8217;ım, ümmetimi bağışla, onlar beni bilmiyorlar.&#8221;<sup>[1]</sup> kelimeleriyle ifade edilen âlemşümul şefkat ise mesuliyet eksenli, merhamet derinlikli kuşatan bir mefkûredir.</p>
<p>Kanaatimce, toplumumuzun şimdilerde, şuna-buna değil, bu ölçüde mefkûre kahramanlarına ihtiyacı var. Önce kendi milletimize, sonra da bütün bir insanlığa merhamet duygusuyla ellerini uzatabilen ve ellerini Rabbine her kaldırışında başkalarını dileyen mefkûre kahramanlarına. Böyle büyük bir ihtiyacı başkaları karşılayamayacağına göre, konumumuzun gereği kendi içimizden başlayarak onu seslendirmek de yine bize kalıyor.</p>
<p class="notice">[1] Buhârî, enbiyâ 54; Müslim, cihâd 104-105.</p>
<p class="attention"><strong>Sızıntı, Ekim 1998, Cilt 20, Sayı 237</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mefkure-insani/">Mefkûre İnsanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
