<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuran arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/kuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/kuran/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 17:05:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Kuran arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/kuran/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Respect’ten Kur’an Eğitiminde Yeni Dönem: Yetişkinler İçin Tilavet Programı Kayıtları Başladı</title>
		<link>https://hizmetten.com/respectten-kuran-egitiminde-yeni-donem-yetiskinler-icin-tilavet-programi-kayitlari-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[#respevtgraduateschool]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Tilavet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=48292</guid>

					<description><![CDATA[<p>Respect Graduate School, Kur’an-ı Kerim’i en doğru ve güzel şekilde okumak isteyenler için yeni dönem kayıtlarını açtı. Uzman heyet eşliğinde hazırlanan program; hem tecvidli okuma becerisi kazandırmayı hem de namaz&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/respectten-kuran-egitiminde-yeni-donem-yetiskinler-icin-tilavet-programi-kayitlari-basladi/">Respect’ten Kur’an Eğitiminde Yeni Dönem: Yetişkinler İçin Tilavet Programı Kayıtları Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Respect Graduate School, Kur’an-ı Kerim’i en doğru ve güzel şekilde okumak isteyenler için yeni dönem kayıtlarını açtı. Uzman heyet eşliğinde hazırlanan program; hem tecvidli okuma becerisi kazandırmayı hem de namaz kıraatlerini hatasız hale getirmeyi hedefliyor. Eğitimler, 19 yaş ve üzeri yetişkinler için online platformda, bire bir veya grup dersleri şeklinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p data-path-to-node="3">Öğrenciler, seviyelerine göre özelleştirilmiş sınıflarda eğitim görüyor. İlk kez kayıt yaptıranlar için sunulan ücretsiz seviye tespit görüşmesiyle, her katılımcı kendisine en uygun gruba yönlendiriliyor. Program kapsamında; Elif-Ba’dan başlayan giriş derslerinden, okumayı serileştiren ileri seviye tecvid derslerine kadar geniş bir müfredat sunuluyor.</p>
<p data-path-to-node="4">Bire bir ders kategorisinde eğitimler kişiye özel planlanıyor. Öğrenciler, kendi hızlarında ve uygun oldukları zaman dilimlerinde haftalık 30 dakikalık canlı derslere katılabiliyor. 13 hafta sürecek olan bu eğitim yolculuğuyla, Kur’an harflerinin doğru mahreçle seslendirilmesi ve akıcı bir okuma yetkinliği kazandırılıyor. Başvurular ve detaylı bilgi için kurumun resmi internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p data-path-to-node="4"><strong>Detaylı Bilgi</strong>: https://turkce.respectgs.us/kuran-tilaveti-programi/#Kaydol</p>
<p data-path-to-node="4"><strong>Kayıt Formu: </strong>https://respectgraduateschool.my.site.com/kaydol/s/</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_87178"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/YN1nB2sUvRo?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/respectten-kuran-egitiminde-yeni-donem-yetiskinler-icin-tilavet-programi-kayitlari-basladi/">Respect’ten Kur’an Eğitiminde Yeni Dönem: Yetişkinler İçin Tilavet Programı Kayıtları Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an ve Bilimin Buluşma Noktası Leipzig’de Ele Alındı</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuran-ve-bilimin-bulusma-noktasi-leipzigde-ele-alindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 15:48:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[leipzig]]></category>
		<category><![CDATA[Panel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=46173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya’nın Leipzig kentinde, Bilim ve Hikmet Enstitüsü tarafından Kur’an Paneli programı düzenlendi. Türkçe gerçekleştirilen programa çok sayıda katılımcı iştirak etti. Panelde Prof. Dr. Yunus Serin, Prof. Dr. Ayhan Tekineş ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-bilimin-bulusma-noktasi-leipzigde-ele-alindi/">Kur’an ve Bilimin Buluşma Noktası Leipzig’de Ele Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya’nın Leipzig kentinde, Bilim ve Hikmet Enstitüsü tarafından Kur’an Paneli programı düzenlendi. Türkçe gerçekleştirilen programa çok sayıda katılımcı iştirak etti. Panelde Prof. Dr. Yunus Serin, Prof. Dr. Ayhan Tekineş ve Dr. Taceddin Kayaoğlu konuşmacı olarak yer aldı. Programın sunuculuğunu Prof. Dr. Ayhan Tekineş yaptı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-46175" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-700x525.jpeg" alt="" width="700" height="525" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-700x525.jpeg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-1200x900.jpeg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-768x576.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-1536x1152.jpeg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-1920x1440.jpeg 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-1170x878.jpeg 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1-585x439.jpeg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Yunus Serin, Kur’an’ın bilimsel konulara işaret eden yönleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Kur’an-ı Kerim ile kâinatın, insanın ve evrenin anlaşılmasında birbirini tamamlayan iki ilahi kaynak olduğunu ifade eden Serin, Kur’an’ın tefekküre rehberlik eden yönüne dikkat çekti. Sunumunda, Kur’an’da adı geçen bitkilerden biri olan yonca üzerindenI特别le durarak, Abese Suresi 28. ayette geçen “yoncalar” ifadesinin tarım bilimi açısından taşıdığı anlamları ele aldı.</p>
<p>Prof. Dr. Serin, yoncanın yüksek protein değeri, toprağın doğal yollarla azot bakımından zenginleşmesine katkısı ve tarımsal verimi artırıcı özelliğiyle modern tarımda önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Ayette kullanılan çoğul ifadenin, baklagiller familyasını kapsayan bütüncül bir sisteme işaret ettiği yönündeki değerlendirmeler paylaşıldı.</p>
<p>Panelde konuşan Dr. Taceddin Kayaoğlu ise Kur’an’da geçen “zeyyene lehumu’ş-şeytân” (şeytanın süslemesi) kavramını ele aldı. Kayaoğlu, bu ifadenin Kur’an’da geçtiği ayetler çerçevesinde kötülüğün nasıl meşrulaştırıldığına ve algı bozulmasına yol açan zihinsel süreçlere dikkat çekti. Sunumda, tarihî örnekler üzerinden bireysel ve toplumsal düzeyde yaşanan ahlâkî çözülmeler değerlendirildi; kavramın günümüz dünyasındaki yansımalarına da değinildi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-46176" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-700x525.jpeg" alt="" width="700" height="525" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-700x525.jpeg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1200x900.jpeg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-768x576.jpeg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1536x1152.jpeg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1920x1440.jpeg 1920w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-1170x878.jpeg 1170w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11-585x439.jpeg 585w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Image-2025-12-17-at-15.28.11.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Programın son bölümünde Prof. Dr. Ayhan Tekineş, Kur’an’ın bilimsel tefsirine duyulan ihtiyaca ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tekineş, Kur’an’ın bir bilim kitabı olmadığını ancak insanı, tabiatı ve evreni düşünmeye sevk eden güçlü işaretler barındırdığını ifade etti. Bilimsel tefsirin amacının ayetleri bilimsel teorilere indirgemek değil, Kur’an’ın evrene bakışını çağdaş bilginin imkânlarıyla daha iyi anlamak olduğunu vurguladı. Bu yaklaşımın, özellikle modern insanın din-bilim ilişkisini sağlıklı bir zeminde ele almasına katkı sunabileceği belirtildi.</p>
<p>Panel, Kur’an’ın farklı disiplinlerle birlikte ele alınmasının imkân ve sınırlarının tartışıldığı değerlendirmelerle sona erdi.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-bilimin-bulusma-noktasi-leipzigde-ele-alindi/">Kur’an ve Bilimin Buluşma Noktası Leipzig’de Ele Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’ân’dan Hakkıyla İstifade Edebilmenin Yolu</title>
		<link>https://hizmetten.com/kurandan-hakkiyla-istifade-edebilmenin-yolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2021 06:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21911</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru:Sohbetlerinizde Kur’ân’dan hakkıyla istifade edebilmek için ona duygu safveti ve ihtiyaç tezkeresiyle müracaat etmenin önemi üzerinde duruyorsunuz. Burada söz edilen duygu safveti ve ihtiyaç tezkeresi nasıl anlaşılmalıdır? Cevap: Kur’ân-ı Kerim’in doğru&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurandan-hakkiyla-istifade-edebilmenin-yolu/">Kur’ân’dan Hakkıyla İstifade Edebilmenin Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong>Sohbetlerinizde Kur’ân’dan hakkıyla istifade edebilmek için ona duygu safveti ve ihtiyaç tezkeresiyle müracaat etmenin önemi üzerinde duruyorsunuz. Burada söz edilen duygu safveti ve ihtiyaç tezkeresi nasıl anlaşılmalıdır?</p>
<p><strong>Cevap: </strong>Kur’ân-ı Kerim’in doğru anlaşılması ve ondaki ilâhî maksatların görülmesi için dikkat edilmesi gereken pek çok kaide ve disiplinden bahsedilebilir. Bu konuda Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kiramın izah ve temsilleri çok önemli olduğu gibi İslâm ulemasının konuyla ilgili ortaya koyduğu disiplinler de mutlaka göz önüne alınmalıdır. Fakat Kur’ân ilimlerine dair dikkat edilmesi gereken bu tür prensiplerin de öncesinde bir insanın duygu ve düşünce safvetine sahip olması ve Kur’ân’ın ortaya koyduğu beyan ve ahkâma ihtiyaç hissetmesi çok önemlidir.</p>
<h3><strong>Duygu Safveti</strong></h3>
<p>Duygu safveti, insanın, düşünceleri itibarıyla duru olması, samimiyetten ayrılmaması, ele aldığı meseleyi incelerken ve anlamaya çalışırken onun dışındaki başka mülâhazalara kapanması demektir. Bu yönüyle o, her meselede önem arz eder. Kur’ân ve Sünnet’e duygu safvetiyle yaklaşma, insanın bütün önyargılardan sıyrılarak ve yabancı ideoloji ve felsefelere kapanarak bu iki kaynağı murad-ı ilâhiye uygun olarak kendi bütünlüğü içinde anlama niyetini, azmini ve gayretini ifade eder. Duygu safvetine sahip olan bir insan sadece Allah’ın rızasını düşünür. Dolayısıyla o, Kur’ân’ı, kendisini anlatma adına bir basamak yapmaz. Kur’ânî bir ruha sahip olan insan, Allah’ın kelâmını hiçbir şeye âlet etmez. Zira onun asıl maksadı öncelikle ilâhî beyanı Allah’ın maksatlarına uygun olarak anlayabilmek, sonra da bunları başkalarına duyurmaya çalışmaktır.</p>
<p>Eğer bir insan Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerini, kelimelerini, konularını, muhtevasını iyi biliyor ama bunları, kendini ifade etmeye vesile olarak kullanıyorsa, onun duygu ve düşüncelerinin saf ve duru olduğu söylenemez. Kur’ân hakkındaki bilgisine dayanarak başkalarının kendisine ihtiram göstermesini isteyen veya bununla bir kısım makamlar elde etmeyi arzulayan bir insanın duyguları kirli demektir. O, Kur’ânî bir gönle ve ruha sahip değildir. Böyle bir insanın umduğu şeylere nail olması imkânsızdır. Muvakkaten bazı insanlar aldansa ve onun arkasından koşsalar da bu sürekli olmayacaktır.</p>
<p>Duygu safvetinin niyet ve maksatla sıkı bir münasebeti vardır. Kişinin niyetinin iyi veya bozuk olmasına göre Kur’ân’dan istifadesi de değişecektir. Bilgiçliğini ortaya koyma, başkaları tarafından saygı ve takdir görme, insanların teveccüh ve alâkasını kazanma gibi bozuk niyetlerle Kur’ân’a yönelen ve bu alanda ilim sahibi olmak isteyen bir insan muvakkaten bu emellerine nail olsa bile hakkıyla Kur’ân’dan istifade edemeyecektir. Buna mukabil, derya yerine bir damlaya talip olmayan, küçük hesapların peşinde koşmayan ve sadece Allah rızasını düşünen, Allah’ın insanlığa inzal buyurduğu Yüce Kitab’ı vasıtasıyla O’nun maksatlarını anlamaya çalışan ve bu sayede Allah’a kâmil bir kulluk ortaya koymayı isteyen bir insan ise Kur’ân’ı çok daha derince anlayacak ve çoklarının göremediği hakikatleri görecektir.</p>
<p>Bu açıdan insan en başta, Kur’ân karşısındaki duygu ve düşüncelerini gözden geçirmeli ve zihninde onu nereye koyduğuna dikkat etmelidir. Kur’ân’ın Allah kelâmı olduğunu unutmamalı ve ona -haşa- bir beşer sözüymüş gibi sathi bir nazarla bakmamalıdır. Onun kendine has bir edası ve ifade biçimi olduğunu hatırda tutmalıdır. Eğer Kur’ân’ın kendisine kapılarını açmasını ve sonrasında bu açık kapılardan onun içine girmeyi istiyorsa, duygu ve düşüncelerinin kendisi için bir perde ve hail olmamasına ve kendisine husuf ve küsuf yaşatmamasına dikkat etmelidir. Kur’ân’ı doğru görmek, onun mânâlarını doğru anlamak ve Rabbimizin, onun ifadeleri arasında yer alan muradına ulaşmak için her türlü kirli mülâhazadan sıyrılmalı ve niyet duruluğuna ulaşmalıdır.</p>
<p>Bir insanın Kur’ân karşısında böyle bir niyet duruluğuna erişmesi, ulaşılması çok zor bir hedef olduğu için bu konuda Allah’a ne kadar dua edilse sezadır. Bir insanın ellerini kaldırıp, “Allah’ım, bize gönderdiğin ilâhî kelâmında yer alan yüce maksatlarını anlamak istiyorum. Kelamında Sen’i tanımak ve Sen’i duymak istiyorum. Kelamını Sen’den duyuyor gibi veya en azından Habibinin lâl ü güher saçan dudaklarından dökülüyor gibi duymak istiyorum. Allah’ım, beni Kur’ân’ı anlamaya muvaffak kıl!” demesi çok önemlidir. Eğer bir kimse fakire gelip bu şekilde bin defa dua ettiğini söylese benim cevabım, “Niye iki bin defa değil!” şeklinde olacaktır.</p>
<h3><strong>İhtiyaç Tezkeresi</strong></h3>
<p>İhtiyaç tezkeresi ise, bir insanın Kur’ân’ı, -bir kitaba isim olmuş bir ifadeyle- “menhelü’l-azbü’l-mevrûd” yani tertemiz ve dupduru bir tatlı su kaynağı gibi görmesi ve ona olan ihtiyacını hissetmesi demektir. Böylece ondan istifade etme adına fikir, mantık ve muhakeme kovasını salacaktır. Hatta meseleyi sadece akıl düzeyinde de bırakmayarak kalbinin enginlikleri ve vicdanının derinlikleriyle işin içine girecek ve oradan alabildiğini alacaktır. Aksi takdirde insan bu tatlı su kaynağına kovasını salsa bile bir şey elde edemez ve onu boş olarak çıkarır.</p>
<p>Bilindiği gibi ihtiyaç çok önemli bir üstattır. O, insanı yeni şeyler öğrenmeye ve yeni keşiflerde bulunmaya sevk eden önemli bir dinamiktir. İhtiyacın ileri derecesi olan “ıztırar”ın (zaruret durumuna maruz kalma, dara düşme) Allah’a karşı çok önemli bir müracaat üslubu olduğu ve Allah’ın “muztarr”ın (ıztırar durumuna düşmüş, darda kalan kimse) duasına icabet edeceği bizzat Kur’ân-ı Kerim’de ifade edilmektedir.</p>
<p>İşte insan ıztırar derecesinde bir ihtiyaç ile Kur’ân’a yönelir, “Allah’ım ben Kur’ân’sız edemem. O olmadan doğru yolu bulamam, sırat-ı müstakimde kalamam.” der, Kur’ân’a duyduğu ihtiyacı derinlemesine hissederek ona müracaat ederse aradığını onda bulur. İnsan, dilenmeye doymuş, ihtiyaç izhar etmeyen, yüzünü öbür tarafa çevirip “Verirsen ver, vermezsen verme!” tavırları içerisinde kendisinden bir şeyler isteyen dilenciyi önemseyip ona bir şey vermez. Buna karşılık bir de gerek hâl ve tavırlarıyla gerekse sözleriyle ihtiyaç içerisinde olduğunu hissettiren dilenci vardır ki böylesini reddetmek zordur. Dolayısıyla dilencinin bile ihtiyacının farkında olması, dilenmesini ve istemesini bilmesi maksadına ulaşması adına çok önemlidir.</p>
<p>Keza, müstağni tavırlarla, bilmiş bilmiş konuşarak soru soran kimsenin alacağı cevap da ona göre olacaktır. Muhatabı ya böyle bir soruya cevap vermeyecek ya da kerhen birkaç şey söyleyip meseleyi geçiştirecektir. Fakat bir insan soru soracağı şahsa güven içerisinde ve gerçekten onun cevabına muhtaç bir tavırla soru soracak olursa, cevap veren de elinden geldiği ölçüde onun talebini karşılamaya çalışacaktır.</p>
<p>Aynen bunun gibi eğer bir mü’min, Kur’ân-ı Kerim’e duyduğu ihtiyacının farkında olarak ona gönülden teveccüh ederse onu daha derince ve engince anlayacaktır. Zira Kur’ân, hazinelerini ancak, samimi hislerle kendisine yönelen kimselere açar. Fakat Kur’ân’a karşı müstağni davranana Kur’ân da “kıskanç” davranacaktır. Kendisine müstağniyane tavırlarla yanaşan kimseye karşı panjurlarını indirecek, kapılarını kapatacak ve “Beyhude yorulma, kapılar sürmelidir.” diyecektir. Her ne kadar Kur’ân âyetlerini okuyan kimse onların zahirî mânâlarından bir şeyler anlasa da katiyen arka plânına nüfuz edemeyecek, derinliklerine inemeyecek ve onların altında yatan makasıd-ı ilâhîyi göremeyecektir.</p>
<h3><strong>İhtiyacının Farkında Olma</strong></h3>
<p>Burada bir hususun daha üzerinde durulması faydalı olacaktır. Bir insanın Kur’ân’a ihtiyaç tezkeresiyle başvurabilmesi için öncelikle ihtiyacının şuurunda olması gerekir. İşte bu ihtiyacı hissedebilme adına bir kısım dinamiklerin değerlendirilmesi gereklidir. Mesela Kur’ân’ın nasıl bir kitap olduğunu anlama, bizim dünyevî ve uhrevî ihtiyaçlarımızı karşılamada onun nasıl hayatî bir rolü olduğunu idrak etme, Kur’ân’da yer alan bir kısım meselelerin daha iyi anlaşılmasını sağlama gibi noktalarda birbirimizi ikaz edebilir ve tevcihte bulunabiliriz. Gerekirse Kur’ân’a dair bir kısım eserleri aramızda müzakere etmek suretiyle bu konuda daha donanımlı hâle gelmenin imkânlarını değerlendiririz. Kur’ân’la ilgili sohbet ve dersler yapmak ve bu derslerde bir kısım meseleleri ele almak suretiyle insanlara Kur’ân’a nasıl ihtiyaçları olduğunu gösterebiliriz. Eğer biz bu konular etrafında sürekli pratik yapar, yapacağımız sondajlarla Kur’ân’a dair bir kısım meseleleri ortaya çıkarır ve dikkatleri bunların üzerine çekmeye çalışırsak zamanla insanlara ihtiyaçlarını hissettirebilir ve onları Kur’ân’a yönlendirebiliriz.</p>
<p>Aksi takdirde Kur’ân, anahtarlarını elde edemediğimiz bir hazine olarak önümüzde durur da biz ondan layıkıyla istifade edemeyiz. O, ne kadar ulvî ve değerli bir hazine olursa olsun ondan istifade edebilmek için anahtara ihtiyaç vardır. İşte ihtiyaç tezkeresi ve duygu safveti ondan istifade edebilme adına böyle önemli iki anahtardır. Bu açıdan öncelikle bu anahtarlara sahip olmanın ve bu konuda başkalarına da yardımcı olmanın yollarını aramalıyız.</p>
<p>Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: <span class="arabic">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ </span><em>“Ey iman edenler! Allah sizi, hayat verip dirilteceği gerçeklere çağırdığında, siz de O’nun ve Resûlü’nün çağrısına icabet ediniz.”</em>(Enfâl sûresi, 8/24) Demek ki bizim dirilişimiz Allah ve Resûlü’nün çağrısına icabet etmemizle yani Kur’ân’ın hükümlerine tâbi olmamızla gerçekleşecektir. Bu çağrıya kapalı kalanların diri kalmaları da mümkün değildir. Çağrıya tam mânâsıyla icabet edebilmenin yolu ise insanın her türlü önyargıdan, ülfet ve ünsiyetten, şartlanmışlıktan kurtularak duygu safvetiyle Kur’ân’a bakabilmesi ve aynı zamanda ihtiyaçlarının farkında olarak bunları onunla gidermeye çalışmasıdır.</p>
<p>Farklı bir tabirle, dirilebilmeniz için mutlaka Kur’ân’dan istifade etmeniz gerekir. İstifade edebilmek için de ondan bir şeyler yudumlamanız, onu duymanız, hissetmeniz, tam mânâsıyla içinize sindirmeniz, tabiatınıza mâl etmeniz, biraz daha sade Türkçeyle söyleyecek olursak onu içtenleştirmeniz gerekir. Öyle ki aklınız ve mantığınızla Kur’ân’ın içine girdiğiniz zaman aksine ihtimal vermeyecek şekilde onun Allah kelâmı olduğunu kabullenmelisiniz. Bu, Allah’tan istememiz gerekli olan en önemli şeylerden birisidir.</p>
<p>Çocukken bize öğretilen saf ve basitçe bir akideyle Kur’ân’a bakma değil, bilakis, Kur’ân’a olan imanımızı aklımıza, mantığımıza, hislerimize, latifelerimize kısaca mahiyetimize öyle sindirmeliyiz ki aleyhte bir şeyle karşılaştığımızda düşünmeden ve farkında olmadan buna reaksiyon gösterebilmeliyiz. Kur’ân’ı müdafaa noktasındaki tepkimiz bizde tabii hâle gelmeli. Dıştan gelen yanlış, ters ve sapık fikirler tabiatımızın tepkisiyle ters yüz edilmeli. Eğer bu konuda içimizde şüpheler beliriyor ve sarsıntı yaşama sath-ı mailinde duruyorsak bu, Kur’ân’ı anlamamıza mâni olacaktır.</p>
<p>Bu açıdan ellerimizi açıp, “Allah’ım, bana Kur’ân konusunda öyle bir iman ver ki karşıma bin tane şeytan çıksa ve aklî ve mantıkî delillerle beni Kur’ân’ın kelamullah olmadığı noktasında ikna etmeye çalışsalar, ben yine de bunların hepsini elimin tersiyle itebileyim. Ne akıl ne tasavvur ne de tahayyül planında Kur’ân’a olan imanımın yanına, muhalif hiçbir mülâhaza sokulmasın. Sokulanlar da benim imanımın sübuhat-ı vechi karşısında eriyip gitsin.” demeli ve bu konuda kararlı durmalıyız. Daha önce de söylediğimiz gibi bu konuda Allah’tan ne kadar çok talepte bulunursak bulunalım yine de az istemiş oluruz. Fakat ne yazık ki insanları ruh haletleriyle değerlendirdiğimiz zaman bu mevzuda Allah’tan ciddi bir istekte bulunulmadığını görüyoruz.</p>
<p>Bir insan bu konuda Allah’tan ısrarlı bir şekilde talepte bulunursa, kendisi de en azından, “Acaba böyle bir imanı nasıl elde edebilirim?” diyecek ve bu işin arkasına düşecektir. Bir seyyah gibi bunu araştıracak, bulduklarını yeterli görmeyecek ve sürekli, <em>“Daha yok mu?”</em> diyecektir. Bunun arkasına düşen bir insan eğer ciddi ve gayretli olur ve bütün benliğiyle işin içine girerse er-geç maksuduna ulaşacaktır. Fakat aramayanın bulması mümkün değildir.</p>
<p>Bu sebeple sık sık kendimizi yoklamalı ve bu konuda nerede durduğumuzu kontrol etmeliyiz. Neyin peşinde olduğumuza bakmalı, bizim için hayatımızın en önemli meselesinin ne olduğunu düşünmeliyiz. İman ve marifette derinleşmeyi hayatımızın en önemli gaye-i hayali hâline getirmeli, yeme-içme, çoluk-çocuk sahibi olma gibi dünyevî bir kısım meşgalelerimizi bile bununla irtibatlı götürmeliyiz. Yoksa dağınıklığa düşeriz. Zamanla bir kısım dünyevî işler bizim için birinci gaye olmaya başlar ve biz asıl yaratılış gayemizi unuturuz.</p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / İstikamet Çizgisi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurandan-hakkiyla-istifade-edebilmenin-yolu/">Kur’ân’dan Hakkıyla İstifade Edebilmenin Yolu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an’a adanmış bir ömür: Bekir Yılmaz &#124;  Mehmet Yıldız</title>
		<link>https://hizmetten.com/kurana-adanmis-bir-omur-bekir-yilmaz-mehmet-yildiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2021 15:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21736</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mümin odur ki; görüldüğünde Allah hatırlanır” hadisi ne manidardır. Onlar yolumuzu aydınlatan projektör mesabesindedir. “Gelir bir bir, gider bir bir, kalır bir. Gelen gider, giden gelmez bu bir sır” Bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurana-adanmis-bir-omur-bekir-yilmaz-mehmet-yildiz/">Kur’an’a adanmış bir ömür: Bekir Yılmaz |  Mehmet Yıldız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin odur ki; görüldüğünde Allah hatırlanır” hadisi ne manidardır. Onlar yolumuzu aydınlatan projektör mesabesindedir.</p>
<p>“Gelir bir bir, gider bir bir, kalır bir.</p>
<p>Gelen gider, giden gelmez bu bir sır”</p>
<p>Bir bir gidiyor yolumuzu aydınlatan, ruhlarımızı kanatlandıran, duruşlarıyla sıradağları andıran, bakışlarıyla çevresine istikamet kazandıran, dillerinde her an nurefşan bir beyan olan, hallerinde lâhûtilik nümâyân, zalimlere boyun eğmeyip mazlum durumuna düşse de mağdurların yanında duran asrımızın kahramanları.</p>
<p>Kur’an’la bütünleşen bir hayatı vardı Bekir hocamızın. Kur’an’a meftundu adeta.</p>
<p>70’li yıllarda zeminin bir damla suya muhtaç olduğu bir zamanda o gönüllere çağlayanlar gibi coşup coşup aktı. Bitmeyen bir enerjisi vardı gerçekten. Helal Para Cami’sinde tanıdım onu. Ebedi Risalet sempozyumunda okuduğu Kur’an’la meftun oldum ona. Hele hele 89’ arda 90’larda Asrın Hatibi’nin hitabından hemen önce kendine has yer yer Mustafa İsmail’i andıran okuduğu enfes Kur’an’la tanıdım onu.</p>
<p>Vefa insanıydı. Hassastı, estetiğe önem verirdi. Her şeyin hakkı neyse hedefinde olan o idi. Vazife insanıydı.</p>
<p>Hizmet adına en küçük bir işareti emir telakki eder, onu yerine getirmeye çalışırdı. Kalbi sevgi dolu olduğu için çevresine bol bol sevgi dağıtırdı. O yer yer halkın içinde onların dertlerini dinleyen çözüm yolları arayan halktan biri, yer yer de vazifenin ağırlığını omuzlarında hisseden ve bu şuurla hareket eden mümtaz bir şahsiyet idi. İnsanlar arasında bir insan olma özelliğini temsil eden, ama asla laubaliliğe düşmeyecek kadar da vakur biriydi.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-21737 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/08/Bekir-Yilmaz-700x700.jpg" alt="" width="700" height="700" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/08/Bekir-Yilmaz-700x700.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/08/Bekir-Yilmaz-150x150.jpg 150w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/08/Bekir-Yilmaz-768x768.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2021/08/Bekir-Yilmaz.jpg 873w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Dolu dolu bir hayat yaşadı şahsi,ailevi, içtimai sorumlulukların, fevkalade bilincinde güzel izler bırakıp gittiği şu fani dünyadan.  Ezan okurken ezanlaşır, Kur’an okurken Kur’an’laşır, Kur’an iklimine adım atınca, ikliminde Kur’an esmeye başlardı. Dinleyenleri de mest ederdi. Çünkü o Kur’a’na meftundu.</p>
<p>Namaza duyduğu hassasiyet de bir başkaydı. Hele cemaate namaz kılma konusunda çok hassastı. Uğradığı her yere tohumlar bırakıp öyle gitti. Binlerce Kur’an talebesi yetiştirdi. Derdi vardı. Kur’anı okumak, Kur’anı yaşamak, Kur’anı yaşatmak ve sevdirmek ve bunun için bir ömür boyu çırpındı durdu. Yaptığı unutulmaz hizmetlerle, unutulmazların kervanına katılıp öyle gitti. Namaza öyle aşıktı k,i bir namaza hazırlık esnasında abdest alırken ruhunun ufkuna yürüdü.</p>
<p>“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle haşrolursunuz” diyordu Kâinatın Efendisi(sav). Bekir Hocam bu hadisin son şahitlerindendi.</p>
<p>Ötelerde Kur’an yoldaşın ve şefaatçın olsun aziz Bekir Hocam.</p>
<p>Efendimize (sav) komşu olasın, makamın firdevs olsun Bekir Yılmaz Hocam.</p>
<p>Başta Hocaefendi’nin ve sevenlerinin başı sağ olsun geride kalanlara da Rabbim’den sabır temenni ederim.</p>
<p>Makamın cennet’ül firdevs olsun güzel insan.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurana-adanmis-bir-omur-bekir-yilmaz-mehmet-yildiz/">Kur’an’a adanmış bir ömür: Bekir Yılmaz |  Mehmet Yıldız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an ve Sünnet çizgisinde ilm-i siyaset</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuran-ve-sunnet-cizgisinde-ilm-i-siyaset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 06:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Bazı kimseler hilâf-ı vâki beyanlarını ve gayrimeşru bir kısım icraatlarını ilm-i siyaset adı altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bir mü’min açısından ilm-i siyaset nasıl anlaşılmalı ve nasıl tatbik edilmelidir? Cevap: Aslı itibarıyla&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-sunnet-cizgisinde-ilm-i-siyaset/">Kur’an ve Sünnet çizgisinde ilm-i siyaset</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Bazı kimseler hilâf-ı vâki beyanlarını ve gayrimeşru bir kısım icraatlarını ilm-i siyaset adı altında meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bir mü’min açısından ilm-i siyaset nasıl anlaşılmalı ve nasıl tatbik edilmelidir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Aslı itibarıyla Arapça olan siyaset kelimesi, idare etme anlamına gelmektedir. Biz, “idare etme” kelimesini iki anlamda kullanırız. Bunlardan birincisi; bir sistemi, bir topluluğu veya bir kurumu kendi kuralları içerisinde makul olarak yönetme demektir. İdare etmenin ikinci anlamı ise müdârâttır. Müdârât ise düşmanlık duygusuyla hareket edenlere bile sabırla, diplomasinin inceliklerini kullanarak, değişik iyilik vesilelerini değerlendirerek muamelede bulunmak ve böylece onların kötülüklerini savmaya çalışmak demektir. Bu konuyla alakalı Hazreti Üstad, Hâfız-ı Şirazî’nin şu sözünü nakleder:</p>
<blockquote><p>Asayiş-i dü gîtî tefsir-i în dü harfest;<br />
Bâ dostân mürüvvet bâ düşman müdârâ.</p></blockquote>
<p>Yani “İki cihanın rahat ve selâmetini iki kelime tefsir eder; dostlara karşı mürüvvetkârâne hareket etmek, düşmanlara karşı da sulhkârâne muamele etmektir.”</p>
<p>Dostlara karşı mürüvvetkârâne hareket etmekten maksat, onlara değer vermek, iyilik yapmak, bağrını açmak ve ciddî bir insanlık mülâhazasıyla onları kucaklamaktır. İnsan, ahsen-i takvimin göz kamaştıran bir abidesi olduğu için, ona karşı saygılı olunması, ona değer verilmesi ve insanca davranılması gerekir. Hiçbir hümanist hareket, İslâmiyet’in insana verdiği bu değeri verememiş, pratik hayatta da bunu temsil edememiştir.</p>
<h3>Müdârât ile takiyye arasındaki fark</h3>
<p>Düşmanlara karşı müdâratta bulunmak ise onları idare etmek demektir. Bunun anlamı, gereksiz yere demagoji ve diyalektiklerle düşmanları tahrik etmemek, diplomasiyi çok iyi kullanmak, karşı taraftan gelebilecek hücum ve tahribatı akıllıca stratejilerle bertaraf etmektir. Yani siz düşmanlarla kuracağınız ilişkilerde bir taraftan onlarla karşı karşıya gelmeyecek, diğer taraftan da zarar görmeyecek şekilde bir politika izlemelisiniz. Görüldüğü üzere bu yaklaşım, sırat-ı müstakimden ayrılmış bir mezhebin başvurduğu takiyyeden çok farklıdır. Onlar, kendilerinden olmayanları kandırma, aldatma ve bu uğurda her türlü yalanı mubah görme gibi korkunç bir dalalet içerisindedir. Müdârât ise sabır ve metanetle, aklı ve diplomasiyi kullanarak düşmanca tavırları engellemeye çalışma demektir.</p>
<p>Evet, diplomasiyle çözülmesi mümkün olan problemler kaba kuvvetle çözülmeye çalışılırsa, düşmanlara karşı akıllıca bir strateji takip edilmez ve ittihatçı toy delikanlıların yaptığı gibi hemen maddî mücadeleye kalkışılırsa, ülke bir çıkmaza sokulabilir ve parçalanabilir. İttihatçılar, Rusya ile girdikleri savaş neticesinde sahabeden sonra emsalini göstermenin mümkün olmadığı kocaman Devlet-i Âliye’yi paramparça etmişlerdi. İşte biz müdarat derken ülkeyi bu ve benzeri maceralara sürüklememe adına takip edilmesi gereken siyaset ve idare şeklini anlıyoruz.</p>
<h3>Siyaseti aldatma sanatı sanan zihniyet</h3>
<p>Günümüzde siyaset denildiğinde sadece siyasî partiler şeklinde organize olmuş ve toplumu idare eden insanların yaptıkları iş anlaşılmaktadır. Fakat ilm-i siyaset sadece devlet yönetimiyle ilgili değildir. Herkesin şahsî, ailevî ve ictimaî hayatında takip etmesi gereken bir idare ve siyaset şekli vardır. Buna riayet edilmediği takdirde huzursuzluk ve çatışmalar ortaya çıkar. Fakat inanan bir gönül için siyaset adına başvurulacak yolların dinin ortaya koyduğu disiplinlere uygun olması gerekir. Dolayısıyla küçük daireden başlamak üzere devlet yönetimine kadar hangi alanda olursa olsun, gayrimeşru icraatların ve Müslüman kimliğine yakışmayacak tavır ve davranışların ilm-i siyaset olarak görülemeyeceğini ifade etmek gerekir.</p>
<p>Örnek vermek gerekirse devletlerin, devletler muvazenesinde güçlü bir yere sahip olma, sahip olduğu bu gücü devam ettirme, gözünün içine baktırma, onayı alınmadan başkalarına iş yaptırmama gibi bir kısım hedefleri vardır. Şayet onlar bu hedeflerine ulaşmak için farklı bahanelerle dünyanın değişik yerlerindeki yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürme, nazarî planda olan düşmanlıkları kendilerine yapılan kat’î bir taarruz gibi göstererek başka ülkelere girme, oranın insanlarını kendi ruh ve mânâ köklerinden uzaklaştırma ve onları benliksiz-kimliksiz hâle getirme gibi yollarla başkalarına zulmediyor, hukuku ihlâl ediyor ve despotluk yapıyorlarsa, buna siyaset denmez. Buna dense dense insaf ve vicdanını kaybetmiş devlet terörü denir.</p>
<p>Kendi konumlarını korumak isteyen bir kısım ülkeler bu tür gayrimeşru siyasetler takip edebileceği gibi, ülke içerisinde yönetimi ele geçirmiş olan bir kısım insanlar da kendi ikbal ve istikballeri adına bu tür hukuksuzluklara girebilirler. Onlar, kendileri bir yana çocuk ve torunlarının bile geleceğini garanti altına alma adına stoklar yapar, sürekli kendi ekiplerini iş başına getirmeye çalışır, kendilerinden olmayan insanlara hayat hakkı tanımaz ve bir de bütün bu mesavilerini geniş halk kitlelerine kabul ettirebilme adına bir kısım kılıflar bulurlar. Bazen yalan söyler, bazen iyi niyetten dem vurur, bazen yaptıkları bütün bu zulümleri siyasetin bir gereği olarak sunmaya çalışır, bazen de kendilerini haklı gösterme adına zulmettikleri insanları karalarlar. Fakat her ne kadar dindar görünseler, sürekli dinden, imandan bahsetseler ve Müslümanlığı kimseye bırakmasalar da bu zulümleri yapanlar Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve onun Raşit Halifelerinin takip ettiği siyasetten fersah fersah uzaktırlar.</p>
<h3>Zulmü meşrulaştırma çabası</h3>
<p>Bütün bunların yanında meşru ve masum zannedilerek yapılan gayrimeşru işler de vardır. Diyelim ki birisi bir camide vaizlik yapıyor. Vazifesi bitip kendisi kürsüye veda ettikten sonra oraya bir yakınını getirmek istiyor ve onun vaizlik için liyakati olduğunu düşünüyor. Arkasından da onu bu göreve getirebilme adına bu konudaki kanun ve mevzuatın amir hükümlerini görmezden gelerek kendisine göre bir yol takip ediyor. İşte bu da hiç farkına varmadan gayrimeşru bir yola sapma demektir. Farklı bir ifadeyle meşru bir hedefe ulaşma adına gayrimeşru yolları kullanma demektir.</p>
<p>Aynen bunun gibi devlet yönetimini ele geçiren bazı kişiler, halkı soyup soğana çevirirken, kendi kasalarını doldururken, gayrimeşru yollarla elde ettikleri paraları başka ülkelerin bankalarında stoklarken meselâ şöyle diyebilirler: “Bizim güçlü olmamız lazım. Zira olur da, yarın biz bu imkânları kaybedersek, bir kere daha derlenip toparlanabilelim; mensup olduğumuz hizbi yeniden canlandıralım; parçası olduğumuz organizasyonu yeniden harekete geçirebilelim.” Bütün bunlar, bu ülkeye ihanet ölçüsünde zarar veren davranışların arkasında yer alan ve masum gibi görünen mülâhazalardır. Masum gibi göründüğünden ötürü de mütedeyyin insanlar bile bu tür yollara başvurabilirler. Fakat bu, düpedüz bir dalâlettir, düpedüz emanete hıyanettir. Bu tür yollara tevessül eden insanlar hiç farkına varmadan gelecekte yaşayacakları rezilliklere kendi elleriyle davetiye çıkarmış olurlar.</p>
<p>Eğer gerek onlar gerekse onları destekleyen kitleler bütün bunları umur-u siyasetin bir gereği sayıyor ve bunun ismine ilm-i siyaset diyorlarsa, büyük bir aldanmışlık içindeler demektir. Çünkü her şeyden önce siyasetin ahlâkî ve dinin prensiplerine uygun olması gerekir. Müslüman bir siyasetçi, idare ve siyaset adına Allah Resûlü’nün ve onun varislerinin izlediği yolu izlemek zorundadır. İnsanlığın İftihar Tablosu ve O’nun hakiki varisleri ise hayatlarını ciddî bir helâl-haram hassasiyeti içinde geçirmiş ve asla gayrimeşru alana adım atmamışlardır. Bu açıdan gayenin meşruiyetinin yanında vesilelerin de meşru olması adına kılı kırk yararcasına hassas hareket etmek gerekir. Özellikle zirveleri temsil edenler bu konuda hassas yaşarlarsa, hem çevrelerine güven telkin etmiş hem de başkalarına örnek olmuş olurlar.</p>
<h3>Halkın güveni en büyük kredi</h3>
<p>Esasında Allah yolunda hizmet eden adanmışların dünyanın dört bir yanında hüsn-ü kabulle karşılanmalarının altında yatan sır da budur. Onlar, istikametten ayrılmadıkları, yaptıkları hizmetleri dünyevî-uhrevî herhangi bir beklentiye bağlamadıkları ve şer’î disiplinlere uygun hareket ettikleri için muvaffak olmuşlardır. Bundan sonra da aynı azim, kararlılık, hassasiyet ve sabırla hareket ettikleri takdirde Cenâb-ı Hak, onlara kalblere giden yolu açacaktır.</p>
<p>Benim yeryüzünde bir dikili taşım bile yok. Olmasını da hiç arzu etmedim. Hatta kendimin değil, kardeşlerimin bile böyle bir imkâna sahip olmaması için dua ettim. Yakınlarımı bir yerlere getirmeyi hiç düşünmedim. Yakınımda duranlara ev edinmemelerini ve zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde bir hayat standardıyla yaşamalarını tavsiye ettim.</p>
<p>Başkalarına güven telkin etmenin yolu budur. Siz azıcık kendinizi düşünseniz, halkın nazarında güven erozyonu yaşarsınız. Oysaki dünyanın yüz yetmiş ülkesine ulaşmış ve dalıyla budağıyla her yere ser çekmiş olan bu gönüllüler hizmeti tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Millet ondan elini çektiği zaman, Allah’ın inayeti de kesilir ve yapılan işler akamete uğrar. Tevfîk-i ilâhinin vesilesi, milletin himmetini yanınızda bulundurmaktır. Bu vesileyi yok ettiğiniz zaman Allah’ın tevfiki de kesilir.</p>
<p>Sizi çekemeyen, sindiremeyen ve hazmedemeyen insanlar zaman zaman, değişik iftiralarla, ortaya konulan hizmetleri karalamaya çalışabilirler. Siz istikametinizi koruduktan sonra hiçbir müfterinin iftira ve komplosu Allah’ın izniyle size zarar veremez. İnsaf ve vicdan sahibi herkes biliyor ki, dünyanın dört bir yanında sevgi ve hoşgörünün bayrağını dalgalandıran eğitim kurumları vefakâr Anadolu insanının himmetleriyle ortaya çıkmıştır. En zayıf olduğu bir dönemde İstiklâl mücadelesini gerçekleştiren Anadolu insanı, ikinci bir şahlanma faslı yaşamış ve orta ölçekte ekonomik imkânlara sahip olmasına rağmen dünyanın dört bir yanına açılmıştır. Ayrıca kendi ruh ve mânâ köklerinden süzülüp gelen değerleri dünyanın dört bir tarafına taşıma ve onlardan da alacaklarını alma adına binlerce muallim, rehber ve talebe dünyaya açılmış, hiç gidilmedik yerlere gitmiş ve burs ölçüsündeki ücretlerle geçinmeye çalışmışlardır. Demek ki toprak mümbit olduğu için bu türlü güzellikleri ortaya çıkarabiliyor. Bir vefa borcu olarak ben belki günde on defa bu arkadaşlara dua ediyorum. “Allah’ım! Dünyaya açılan o rehberleri, talebeleri, öğretmenleri, mütevellileri peygamberlerinle birlikte haşr u neşr eyle! Onların kuvve-i maneviyelerini takviye eyle!” diyorum.</p>
<p>Hâsılı, dinimize ve insanlığa hizmet adına böyle güzel bir tablonun oluşmasının arkasında halkımızın güven ve itimadı vardır. Bu sebeple şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da onu zedeleyebilecek her türlü tavır ve davranıştan yılandan-çıyandan kaçar gibi uzak durulmalıdır.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-sunnet-cizgisinde-ilm-i-siyaset/">Kur’an ve Sünnet çizgisinde ilm-i siyaset</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an ve İncil&#8217;de Meseleler &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuran-ve-incilde-meseleler-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2021 14:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=20659</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her başağında yüz tane bulunan bir tanenin haline benzer. Allah  dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah’ın lütfu geniş geniştir, ilmi her&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-incilde-meseleler-safvet-senih/">Kur&#8217;an ve İncil&#8217;de Meseleler | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her başağında yüz tane bulunan bir tanenin haline benzer. Allah  dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah’ın lütfu geniş geniştir, ilmi her şeyi kaplar. Mallarını Allah yolunda harcayıp da infaklarının ardından minnet etmeyenler, rahatsızlık vermeyenler yok mu, işte onların Rabb&#8217;leri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar üzüntü de duymayacaklardır. Bir tatlı söz, bir kusur bağışlama, peşinden incitme gelen maddi yardımdan (sadakadan) çok daha iyidir. Zira Allah  Ganî (zengin) ve Halîm’dir. (Müsamahalıdır).  Ey iman edenler!  Sadaka verdiğiniz kimselere minnet edip başlarına kakarak  incitmek suretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Allah’a da, âhirete de inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kaygan bir kayaya benzer ki, şiddetli bir yağmur olur olmaz toprağı kayıverir de cascavlak kalır. Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükâfaat elde edemezler. Zira Allah, inkârcılar güruhuna hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.”  (Bakara Suresi, 2/261-264)</div>
<div></div>
<div>Luka İncil’inde (8: 10-65)  âyetlerinde  Hz. İsa Aleyhisselam şu misali anlattı: “Çiftçinin biri tohum ekmeye çıkmış. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düşmüş, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem olmuş. Kimi kayalık yere düşmüş, filizlenince susuzluktan kuruyup gitmiş. Kimi dikenler arasına düşmüş. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğmuş. Kimi ise, iyi toprağa düşmüş, büyüyünce yüz kat ürün  vermiş.”  Bunları söyledikten sonra “İşitecek kulağı olan  işitsin!” diye seslendiği Hz. İsa Aleyhisselam  bu temsilin mânâsını, kendisinden soran öğrencilerine, “Göklerin melekûtunun sırlarını anlama yeteneği sizlere verildi.” dedi. “Fakat başkalarına misallerle sesleniyorum. Bu temsilin mânâsı şudur: Tohum Allah’ın kelâmıdır. Yol kenarındakiler, sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alır götürür.  Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri sınandıkları zaman imandan dönerler. Dikenler arasına düşenler, sözü işiten ama zamanla hayatın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler.”</div>
<div></div>
<div>Kur’an-ı Kerim Fetih Suresinde şöyle buyurur: “(Sahabelerin)  İncil’deki misalleri ise, şöyledir: Öyle bir ekin ki, filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerine doğrulmuş. Öyle ki, ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfaat hazırlamıştır.”  (49/29)</div>
<div>İşte misal ve temsiller!</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-ve-incilde-meseleler-safvet-senih/">Kur&#8217;an ve İncil&#8217;de Meseleler | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur’an peygamberleri nasıl nitelendirir? &#124; Veysel Ayhan</title>
		<link>https://hizmetten.com/kuran-peygamberleri-nasil-nitelendirir-veysel-ayhan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2021 10:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[veysel ayhan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19990</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Nübüvvet ve Devlet Yazıları- 5) Kur’an niçin Allah Rasulü’ne (sas) “Melik” veya “Emir” demez? Eğer Allah Rasulü kendisine teklif edilen “Hükümdâr (Melik) bir peygamber mi, yoksa kul olan bir peygamber mi?” seçeneklerinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-peygamberleri-nasil-nitelendirir-veysel-ayhan/">Kur’an peygamberleri nasıl nitelendirir? | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><i>(Nübüvvet ve Devlet Yazıları- 5)</i></p>
<p>Kur’an niçin Allah Rasulü’ne (sas) “Melik” veya “Emir” demez?</p>
<p>Eğer Allah Rasulü kendisine teklif edilen <i>“Hükümdâr (Melik) bir peygamber mi, yoksa kul olan bir peygamber mi?”</i> seçeneklerinden ilkini tercih etseydi muhtemelen Kur’an’daki hitaplardan bazıları “Melik” veya “Emir” olabilirdi.</p>
<p>Allah Rasulü’nün (sas) dini tebliğ sorumluluğuyla hareket ettiği; emirlik, meliklik ve hakimiyet iddiasının olmadığı, her dönemde görülebilir.</p>
<p>Kendileri bisetin ilk yıllarında panayırları geziyor, dini tebliğ ediyordu. Bir panayırda Güney Arabistan’ın dört ayrı koldan oluşan büyük bir kabilesi Sa’saaoğulları ile karşılaştı. Onlara İslam’ı anlattı. Kabilenin önde gelenlerinden Bayhara b. Firas şöyle dedi: <i>“Sana bu işte itaat etsek, ardından da sana karşı çıkanlara Allah seni üstün kılsa, senden sonra mülkü (yönetimi) bize bırakır mısın?”</i> Allah Rasulü (sas) <i>“Güç ve kudret Allah’ınındır, onu dilediğine verir,” </i>dedi. Bu cevaptan memnun olmadılar şöyle dediler: <i>“Senin için Arapları kendimize düşman mı edelim? Allah seni üstün kılarsa yönetim bizden başkasının olacak. Sana ihtiyacımız yok!”</i> diyerek uzaklaştılar. Oysa onların İslam’ı kabul etmeleri kaydıyla hâkimiyet kazanınca yönetimden pay vermeyi teklif edebilirdi.</p>
<p>Yıllar geçti. 30-40 insan Müslümanlığı kabul etti. Allah Rasulü için (sas) bu durum, vazifesini yapmış olmayı ifade ediyordu. Ötesinde bir “devlet” tahayyülü yoktu. Nasıbin (Nusaybin) cinlerinden bir grup Allah Rasulü’nden (sas) Kur’an dinlemeye gelmişti. Geldiler, dinin esaslarını öğrenip iman ettiler. Bu hadiseden sonra Allah Resulü (sas) kendisine refakat eden İbn-i Mesud’a döndü:</p>
<p><i>“Demek ki benim öbür tarafa göçme zamanım geldi. Ben ins-ü cinne peygamber olarak gönderildim; Mekke’de bu işi götürecek insanlar var, bugün cinlerden de iman edenler oldu; artık vazifem bitti!”</i> mealinde konuştu.</p>
<p>Aynı ruh halini Hz. Yusuf’ta (as) da görüyoruz:</p>
<p>Hz. Yusuf, zindandan çıkınca hükümdar tarafından özel müsteşar ve müşavir olma emrivakisi karşısında o kurbiyet makamını değil de mâli ve ekonomik işleri tercih etti. Hükümdâr’ın hususi bir vazifelisi olsa onun verdiği hükümlerden doğacak sorumluluk tehlikesi vardı. Bunu istemedi. Kabiliyeti konusunda ihsas-ı reyde bulundu. Mısır’a mâli nâzır oldu. Rüyada görülen zor yılları atlatma vazifesinin kendisine düştüğünü “te’vîl-i ehâdis” yeteneği ile fark etmişti. O yıllar zarfında Mısır halkı ve kardeşleri hidayete erişmiş, hak ve hakikat halk nezdinde hüsnü kabul görmüştü. Kıtlık yılları bitmiş, bolluk yılları gelmişti. Hem şahsi çilesi hem de ülkenin ekonomik problemleri bitmişti. Artık önünde rahat bir devlet yönetimi dönemi vardı. Ama o kendine tebliğ ve temsil dışında bir misyon biçmiyordu. Kur’an, O’nun dünyadan istiğna ve duasını bize örnek olarak gösterir:</p>
<p><i>“Rabbim! Bana iktidar ve hakimiyetten önemli pay verdin ve bana belli seviyede, hadiselerin manâ ve yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratıp, değişmez bir sistem ve prensipler üzerine oturtan! Sen, dünyada da Âhiret’te de benim sahibim ve gerçek koruyucumsun. Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler içine kat!” (Yusuf, 101)</i></p>
<p>Daha önceki bazı peygamberlerde “Melik”, “Hükümdar” gibi vazifelendirmeler olmuştu. İsrailoğulları tarihinde Hz. Yuşa’dan sonra yaklaşık beş yüz sene süren “Hükümdârlar” ve “Hâkimler” dönemi var. Bu devrin en son hâkimi Tevrat’ta Smahel isimli peygamberdir. Kur’ân’da adı tasrih edilmeden geçer. Bunlar dışında hükümdar-peygamber Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman’dır.</p>
<p>Mesela Hz. Davut’a için Kur’an’da şu ayetler vardır:</p>
<p><i>“Biz onun hâkimiyetini (iktidarını) güçlendirdik…” (Sâd, 20)</i></p>
<p><i>“Davud! Biz seni ülkede hükümdar yaptık, sen de insanlar arasında adaletle hükmet…” (Sa’d, 26)</i></p>
<p>Hz. Süleyman’ın “devlet”i şöyle anlatılır:</p>
<p><i>“Günün birinde, Süleyman’ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplanmış olup, hepsi birlikte, düzenli olarak kendisi tarafından sevk ediliyordu.” (Neml, 27/17)</i></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’in Peygamberimize (sas) hitapları bu yönüyle açıklayıcıdır:</p>
<p>Kur’an’da onlarca yerde “nebi” ve “rasul” lafızları ile isimlendirme ve hitap vardır.</p>
<p>“Ey Nebî”: (12 yerde)</p>
<p><i>Enfâl: 64, 65, 70; Tevbe: 73; Ahzâb: 28, 45, 50, 59; Mümtehıne: 12; Talak: 1; Tahrîm: 1, 9</i></p>
<p>“Ey Rasûl”: (3 yerde)</p>
<p><i>Mâide: 41, 67; Furkân: 30</i></p>
<p>Bunların hepsi Allah Rasulü’nün(sas) nübüvvetini ve mesajını vurgular.</p>
<p>Efendimiz farklı bir niteleme de istemiyordu:</p>
<p><i>“Bana ‘Allâh’ın kulu ve Rasulü’ deyiniz!”  (Buhârî, Enbiyâ, 48)</i></p>
<p>Eğer devlet başkanlığı zorunluluktan doğan konjonktürel bir sorumluluğu olmasaydı hiç olmazsa medeni ve ahkama dair ayetlerde “Melik” “Hükümdâr” veya “Emir” gibi bir niteleme ile karşılaşabilirdik.</p>
<p>Rasûl-Hükümdâr ayrımı bir başka önemli noktada da karşımıza çıkar.</p>
<p>Allah Rasul’ü(sas) ile ilgili dört yerde; (Sâd (86) (Furkan, 57) (Yusuf 104) (Nebe’, 47)</p>
<p>Hz. Nuh’la ilgili üç yerde; (Yunus 72) (Hud 29)(Şu’ara 109)</p>
<p>Hz. Hud’la ilgili iki yerde; (Hud,51) (Şu’ara,127)</p>
<p>Hz. Salih (Şu’ara, 145); Hz. Şuayb (Şu’ara, 180) ve Hz. Lut (Şu’ara, 164) ile ilgili birer yerde toplam 12 yerde hemen hemen aynı kelimelerle şu içeriğe vurgu yapılır:</p>
<p><i>“Ben, sizden dini tebliğ etmem karşılığında bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, Rabbime aittir.”</i></p>
<p>Diğer peygamberlerde bu tür bir tasrih yoktur. Hz. Davut, Hz. Süleyman gibi hatta nebi kabul edersek Hz. Zülkarneyn gibi kendileri hakkında “devlet başkanlığı” ve “hükümdarlık” söz konusu olan nebiler için Kur’an’da bu anlamda bir istiğna vurgusu yoktur. Çünkü onlar aynı zamanda devlet yöneticisi ve hükümdar idi.</p>
<p>Nübüvvet ve devletin genetiği farklıdır. Peygamberler karşılıksız dine hizmet eder. Hükümdarlar ise hizmet eder, halkı yönetir karşılığında hazineden dilediği kadar pay alır.</p>
<p>Bu karşılıklılık nübüvvetin genetiğine zıttır.</p>
<p>İkazın Kur’an’da 12 defa vurgulanması tebliğ ve paranın; ateş ve barut gibi oluşundandır. İçine az bile olsa zaruret harici para karışan tebliğ tesirini ve ihlasını yitirir. Hz. Davud, peygamberliğin yanında saltanata, hükümdarlığa da sahip olmasına rağmen, devlet hazinesinden bir şey almamıştır. Geçimini kendi el emeğiyle kazanarak sürdürmüştür.</p>
<p>Bundan dolayı Allah Rasulü (sas), Hz. Davut’u bize örnek gösterir:</p>
<p><i>“İ</i><i>n</i><i>sanın yediğ</i><i>i</i><i> ş</i><i>e</i><i>ylerin en gü</i><i>z</i><i>eli kendi emeğ</i><i>i</i><i>yle kazandığ</i><i>ı</i><i>dır. Allah’ın nebîsi Dâvûd kendi elinin emeğinden başkasını yemezdi” (Buhârî).</i></p>
<p>Hz. Dâvûd (as) zaman zaman tebdil-i kıyafet halkın arasına karışır, halkın istek ve sıkıntılarını yerinde görürdü. Böyle bir gün karşılaştığı birisine, ‘Kral Dâvûd nasıl birisidir?’ diye sordu. Bu kişi esasen insan suretine girmiş bir melekti. O melek, Dâvûd’un ümmetinin en hayırlısı olduğunu ifade etti. Tek tek faziletlerini saydı. Fakat kendisinin sadece bir şeye çok dikkat etmesini söyledi. Hz. Dâvûd (a.s.) ne olduğunu merak etti. İnsan suretindeki melek, Kral Dâvûd’un kendi el emeğini yemesinin, devlet hazinesinden bir şey almamasının daha doğru olacağını söyledi.</p>
<p>Hz. Dâvûd bunun üzerine Allah’a yalvararak geçimini temin edecek bir kazanç yolu ihsan etmesini dilemiş, bunun üzerine kendisine zırh yapma sanatı öğretilmişti. Yaptığı zırhları satar bir kısmını ailesi ve kendi geçimi için ayırır kalanı ise İsrailoğullarının fakirlerine dağıtırdı. <i>(Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Kur’an ve Hadisler Bağlamında Hz. Dâvûd’un Örnekliği, Mustafa Karabacak)</i></p>
<p>Hükümdar-Rasûl ayrım ve farklılığı dine davette de kendisini gösterir.</p>
<p>Allah Rasulü’nün Hudeybiye dönüşü yazdığı İslam’a davet mektupları müeyyide içermez. Bir devlet başkanı üslubuyla değildir.</p>
<p>Mektuplar “Mekke Emiri Muhammed’den” veya “Hicaz Hükümdârı Muhammed’den” diyerek başlamaz.</p>
<p>Bizans imparatoru Heraklius’a mektubu şöyledir:</p>
<p><i>“…Allâh’ın kulu ve Rasûlü Muhammed’ten, Roma kralı Herakliyüs’e!..</i></p>
<p><i>Hidâyete tâbî olanlara selâm olsun! Ben seni İslâm’a dâvet ediyorum. İslâm’a gir ki, selâmete eresin. Ve Allâh da sana ecrini iki kat versin! Şayet bundan kaçınacak olursan, köylülerin (yani tebeanın) günahları da senin üzerinde toplanacaktır…”</i></p>
<p>İran Kisrası Perviz’e gönderilen:</p>
<p><i>“…Allah’ın Rasûlü Muhammed’ten İran’lıların Büyük Başkanı Kisrâ’ya:</i></p>
<p><i>… Ben seni tam bir İslâm dâveti ile (İslâma) çağırıyorum. Zirâ ben, kim olursa olsun can taşıyan herkese belli bir tehlikeyi haber verip bunları uyandırmak ve inanmayanlar üzerinde Allah’ın sözünü gerçekleştirmek için istisnâsız bütün insanlara gönderilmiş bir Allah Rasûlüyüm. O halde sen İslâm’a gir, sonunda emniyet ve selâmet içinde olursun! Şayet kaçınacak olursan, bu halde hiç şüphesiz Mecûsîlerin günahı senin üzerinde toplanacaktır”</i></p>
<p>Mısır Mukavkısı’na gönderilen şöyledir:</p>
<p><i>“Allâh’ın kulu ve Rasûlü Muhammed’ten, Kıbtîlerin büyüğü Mukavkıs’a. Hidâyete uyan, doğru yolu tutanlara selâm olsun. Seni İslâm’a dâvet ediyorum. Müslüman ol, selâmeti bul da Allâh sana ecir ve mükâfâtını iki kat versin. Eğer bu dâvetimi kabûl etmezsen Kıbtîlerin günâhı senin boynuna olur.”</i></p>
<p>Daveti kabul etmemenin müeyyidesi yoktur. Ve gönderen devlet başkanı ve hükümdar değildir. “Allâh’ın kulu ve rasulü”dür.</p>
<p>Habeş Necaşi’sine gönderilen de aynıdır. Müeyyide yoktur. Şu cümle ile biter:</p>
<p><i>“Nasihat ve sözlerimi kabul etmenizi tavsiye ederim.”</i></p>
<p>Yemen Emirine, Yemame Meliki’ne, Gassan Hükümdarı’na da benzer içerikli mektuplar gitmiştir.</p>
<p>Peki Allah Rasul’ü nübüvvete denk bir asli vazife olarak “hükümdâr” ve “devlet başkanı” olma sıfatını taşısaydı davet mektupları nasıl olacaktı?</p>
<p><i>Sonraki yazı: Peygamberler ve “istilacı hükümdârlar”</i></p>
<p><strong>Kaynak: Veysel Ayhan | TR724</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kuran-peygamberleri-nasil-nitelendirir-veysel-ayhan/">Kur’an peygamberleri nasıl nitelendirir? | Veysel Ayhan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2021 16:00:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu mektupta Hâfız Ali Ağabey 29. Mektub’un 3. Kısmının 9. Meselesinden bahsediyor. Bu 9. Meselede şöyle deniliyor:  “Ey kardeşler! Madem Cenab- Hak, kemâl-i rahmetiyle bizi Kur’an-ı Hakime hizmetkâr kabul ettiğini&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/">Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Bu mektupta Hâfız Ali Ağabey 29. Mektub’un 3. Kısmının 9. Meselesinden bahsediyor. Bu 9. Meselede şöyle deniliyor:  “Ey kardeşler! Madem Cenab- Hak, kemâl-i rahmetiyle bizi Kur’an-ı Hakime hizmetkâr kabul ettiğini gösterir bir tarzda bizi muvaffak ediyor. Biz de merhametine, inayet ve tevfikine dayanıp o nûrânî merkez etrafında kuşatıcı bir daire olmaya çalışmalıyız. (&#8230;) Evvelâ, her birimiz, evlâdı varsa, en az bir evladına, yoksa kabiliyetli başka bir çocuğa Kur’an’ı öğretmeliyiz. Kendi öğretmese de öğretmek için himâye ve teşvik vâsıtasıyla birisini yetiştirmeli. İkinci olarak: Kardeşlerimizde Arapça yazısı varsa çok güzel olmak şart değil, tayin ettiğimiz tarzda bir-iki cüz yazmaya gayret etmek. Arapça yazısı olmayanlar, onlara yani, o yazanlara ciddi yardım etmek lâzım gelir. Üçüncü olarak: Bize fikirleriyle, kalemleriyle yardım etsinler. Buldukları Kur’anî meziyetleri bize bildirsinler. Çünkü umum kardeşler namına bu mühim mesele ortaya konuluyor. Bir-iki şahsın haddi değil, bunu çevirebilsin.”</div>
<div>Hâfız  Ali Ağabeyimiz  Üstad’a diyor ki: “Ey Muhterem Üstadım, 29. mektubun 3. Kısmının 9. Meselesinde emir buyurulan Kur’an hizmetinden hissesine iki erkek ve bir kız çocuğu da düşmüş imiş&#8230; Aynı emri alıp gelirken düşünüyordum; acaba, akraba taallukatımda çocuklar var, hangisini seçeyim? Benim bu düşünceme mânen denilmiş ki, ‘Ha Ali! Kendi başına buyruk değilsin. Onu seçmek başka kapıya aittir.’ Üç gün sonra Yaşar ve Necati isminde iki çocuk, bana hem refik, hem ders arkadaşı geldi ve bir derece onlara kalfa olarak tayin edildim. Çocuklar harfleri tam bilmedikleri için bazan yazı ile, bazan kitaptan gösteriyorum. Bir ay sonra Kur’an okumaya başladılar.”</div>
<div></div>
<div>“Mübarek Üstadım, bu hususu çok düşünüyordum ki; lâakal bir-iki senede Kur&#8217;ân okumağa liyâkat kesbedilirken, me&#8217;mûlun hilâfında meydana gelen emr-i azîm kimseye verilmez, ancak ve ancak i&#8217;câz-ı Kur&#8217;ân&#8217;ın o büyük denizinin reşhasıdır ve iki cihan fahri, Nebiyy-i Âhirzaman Peygamberimiz  Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâmın himmet-i mâneviyeleriyle o i&#8217;câzın izhar ve intişarına me&#8217;mur edilen üstadımın duası gibi, çok büyük kuvvetlerle hâsıl olduğuna, ben değil bu hâle şâhid, karyemizin ekserisi îman edip, tasdik ediyorlar. Bütün köy ehl-i îmanı nâmına, bu emr-i hayra vesile olan üstadımıza, -lâ-yuad ve lâ-yuhsâ- teşekkürlerle &#8220;Cenâb-ı Hak sizlerden ebeden razı olsun&#8221; duasını âciz lisanımla daima söylüyorum.</div>
<div></div>
<div>“Üstadım, bir şey daha var ki, emr-i üstadânelerine intizardayım. O da şudur: Cenâb-ı Hak ihsan ederse, dairenizin şâkirdini Hafız Yaşar bu kışta bahara sebep olup, mütenevvi çiçekleri açmasına Nisan yağmuru misillû, vücudunuz o çiçekler arasında, bir gül-ü Muhammedî (A.S.M.) yetiştirmekte inşâallah vesile olacağınıza şübhe yoktur. Mübarek dairenin mübarek talebesine, mübarek Cum&#8217;a gecesinde hatminin duasiyle, hıfzının ibtida duasını ve fakir-i pür-kusurun afv duasını, bütün hâsse ve duygularımla, hürmetle el ve eteklerinizden öper ve kusurlarımın afvını niyaz ederim, efendim Hazretleri.</div>
<div></div>
<div>Mutlaka başta kendi çocuklarımıza ve başka çocuklara Kur’an öğretmeliyiz. Ama Kur’an’ın mânâsını ve ruhunu da seviyelerine göre anlatmak mecburiyetindeyiz. Tabii bunun fem-i Muhsin denilen Kur’an’ı düzgün ve güzel okuyanların öğretmesi gerekir…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklara-kuran-ogretme-safvet-senih/">Çocuklara Kur&#8217;an Öğretme | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her şey Kur&#8217;an hizmetine vesile &#124; Safvet Senih</title>
		<link>https://hizmetten.com/her-sey-kuran-hizmetine-vesile-safvet-senih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 May 2021 14:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[safvet Senih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19053</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Barla  Lahikasındaki 143 numaralı bu  mektup  Hulûsi Ağabeye yazılmıştır. Hulûsi Ağabey, Barla’ya çok yakın olan Eğirdir’den tayini uzaklara çıkınca elbette çok üzülür. Onun için üzüntüsünü belirten bir mektup yazar.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-sey-kuran-hizmetine-vesile-safvet-senih/">Her şey Kur&#8217;an hizmetine vesile | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div>Barla  Lahikasındaki 143 numaralı bu  mektup  Hulûsi Ağabeye yazılmıştır. Hulûsi Ağabey, Barla’ya çok yakın olan Eğirdir’den tayini uzaklara çıkınca elbette çok üzülür. Onun için üzüntüsünü belirten bir mektup yazar. Üstad da ona şöyle der: “Evvelâ: Mektubun bana tesir etti. Fakat (histen sıyrılıp) hakikatı düşündüm, o teessür gitti. İşte hakikat şudur ki, aramızdaki münasebet ve kardeşlik, inşâallah hâlis ve Allah için olduğundan, zaman ve mekânla bağlı olmaz. Bir şehir, bir vilayet, bir memleket; belki küre-i Arz, belki dünya, belki varlık âlemi iki hakiki dost için bir meclis hükmündedir. Böyle dostluk ve kardeşliğin ayrılığı yok, hep visâldir (kavuşmadır). Fâni, mecâzî, dünyevî dostlukların sahipleri, ayrılığı düşünsün, bize ne! (…) Hem senin gibi, inşallah kalbi selim, aklı istikametli, hakiki iman dersini veren zâtlara başka yerler daha ziyade muhtaçtır. Eğirdir’de Allah’a hamdolsun imana çok hizmet ettin. Oradan ziyade,  başka yerler belki daha muhtaçtır.”</div>
<div></div>
<div>Üstad, Hulûsi Ağabeyimizin  ikinci sorusuna “Dünya makam ve mertebeleri, benim nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber, senin gibi mertebe ve makamını Kur’an hizmetine vesile yapanlar için, minnet ve zillet altına girmemek şartıyla hoş görüyorum” diyerek çok önemli bir ölçü ve mesaj veriyor.</div>
<div></div>
<div>Üçüncü olarak bahar ve yaz meşgalelerin verdiği gevşeklik ve tembelliğe karşı “O (Risale-i Nur) dersleri, imâni ilimlerden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bilhassa siz daima bir-iki hakiki kardeşi de bulursunuz. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenab-ı Hakkın şuur sâhibi çok mahlûkatı vardır ki, iman hakikatlarını dinlemekten çok zevk alırlar. Sizin o kısım arkadaşlarınız ve dinleyicileriniz çoktur. Hem tefekkür müzâkereleri, o çeşit imanî sohbetler, yeryüzünün mânevi bir ziyneti ve şeref vesilesi olduğuna işareten bir zât şöyle demiştir: ‘Gökler, yeryüzüne gıbta eder ki, yeryüzünde hâlisen Allah için sohbet, zikir ve tefekkür için bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar. Cenab-ı Hakkın çok güzel rahmet eserlerini ve çok hikmetli ve süslü sanat eserlerini birbirlerine göstererek Yaradan Sanatkârlarını sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler’. Hem de ilim iki kısımdır: Bir nevi ilim vardır ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi su gibi her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. ‘Bir defa anladım, yeter’  diyemez. İşte îmânî ilimler bu kısımdandır. Önümüzdeki Sözler (Risaleler) ekseriyet itibariyle, inşallah o cümledendir.”</div>
<div></div>
<div>Nasıl ki, nebâtâtın her bir tâifesi güzel birer sanat eseri olarak Cenab-ı Hakkın da kendilerinde tecelli eden güzel isimlerini ve sanat harikalarını kâinatın her tarafında sergileyebilmek için medet ve imkân isterler. Hak Taâlâ da onlara, öyle imkanlar yaratır ki, âlemin her tarafına yayılıp giderler. Onların bazılarına öyle kanatlar verir ki, bir planör gibi uçar giderler. Bu Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye’de de cebr-i lütfî olarak sürgünler zulûm şeklinde bile tecelli edebilir. Nefsim tenbelliği ve alışkanlıklarının verdiği esaret hep yerinde saydırıp ilerleme ve inkişafa mânî olduğu için, böyle aşağı bir eşikten daha yüksek bir eşik ve konuma engel bütün bu çeşit eşik gardiyanlarından kurtarmak için kaderimiz böyle nefse hoş gelmeyen takdirlerde bulunabilir. Zamanla anlarız ki, Cenab-ı Hakkın bu icraatı bizim lehine olmuştur. Onun için bize aktif sabır düşer, bu icraatın hikmetlerini düşünmek düşer. Nice canımızı sıkan, hatta acıtan ve sabrımızı zorlayan olaylar olur ki, ilk sadme geçip yavaş yavaş perdeler açılıp hikmetleri görülmeye başlayınca, kendi kendimize bu sefer de “İyi ki, bunlar olmuş!” demeye başlarız.</div>
<div></div>
<div>Evet, her yenilik bir lezzet verir… Yerinde sayma bir bıkkınlık bir sıkıntı verir. Akmayan sular bile zamanla kokmaya ve solucan üretmeye başlar. Cenab-ı Hakkın, FA’ÂL ism-i şerifi hareketliliği ve yeniliği gerektirerek insandan bir faaliyet ister. İşte bu türlü zulüm kılıfında gelen sürgünler, inşaallah Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyenin cihanın her tarafında yepyeni sürgünler verip o mübarek ağacın güzelliklerinin yayılmasına ve sayesinin bir muhtaçlara bir sığınak olup onları gölgelendirmesine vesiledir…</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-sey-kuran-hizmetine-vesile-safvet-senih/">Her şey Kur&#8217;an hizmetine vesile | Safvet Senih</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasret bitiyor: Gecenin Bereketi ‘Yeniden’ kapınızı çalacak</title>
		<link>https://hizmetten.com/hasret-bitiyor-gecenin-bereketi-yeniden-kapinizi-calacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2021 09:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[Gecenin bereketi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sahur programi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=18385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan aylarının bir ekran klasiği haline gelen Gecenin Bereketi, uzun bir aradan sonra Yeniden Gecenin Bereketi olarak evlerinize konuk olacak. Program her gece sahur vakti, MC EU televizyon kanalından ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hasret-bitiyor-gecenin-bereketi-yeniden-kapinizi-calacak/">Hasret bitiyor: Gecenin Bereketi ‘Yeniden’ kapınızı çalacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan aylarının bir ekran klasiği haline gelen Gecenin Bereketi, uzun bir aradan sonra Yeniden Gecenin Bereketi olarak evlerinize konuk olacak. Program her gece sahur vakti, MC EU televizyon kanalından ve Hizmetten Youtube kanalından canlı olarak yayınlanacak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İslam dünyası sahurları, iftarları ve ibadetleri ile yeni bir Ramazan’ın manevi atmosferine girmeye hazırlanıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu Ramazan ayı, yıllardır süren bir hasreti de sona erdirecek. Uzun bir süredir ekranlardan ayrı kalan sahur programı Gecenin Bereketi, bu Ramazan’da ‘Yeniden Gecenin Bereketi’ ismiyle ekranlara dönüyor.<span class="Apple-converted-space">   </span></p>
<p>Yeniden Gecenin Bereketi programı, hasret çekenlerin kapısını sahur vaktinde yeniden çalacak. Kur’an-ı Kerim tilaveti, farklı ülkelerden canlı bağlantılar, her güne özel konu ve konuklar, klipler ve daha fazlası Yeniden Gecenin Bereketinde olacak. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hizmetten Youtube ve MC EU’nun iş birliği ile hazırlanan sahur programı Barış Cem Kaya’nın sunumuyla ekranlarda olacak. Her gün Türkiye saati ile 03:30, Berlin saati ile 02.30’da başlayacak olan Yeniden Gecenin Bereketi yaklaşık 75 dakika sürecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Canlı olarak yayınlanacak program MC EU televizyonu ve Hizmetten Youtube kanalından izlenebilecek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Diğer yandan her gün Türkiye saati ile 17:00, Berlin saati ile ise 16:00’da Mehmet Ali Şengül ağabeyin mukabele programı Hizmetten Youtube kanalında yayınlanacak.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_31048"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/EEUEbAsh5Gs?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/hasret-bitiyor-gecenin-bereketi-yeniden-kapinizi-calacak/">Hasret bitiyor: Gecenin Bereketi ‘Yeniden’ kapınızı çalacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
