<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kötülük arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/kotuluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/kotuluk/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Jan 2023 01:44:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Kötülük arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/kotuluk/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kötülüğü iyilikle ve en iyi tarzda sav!.. &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/kotulugu-iyilikle-ve-en-iyi-tarzda-sav-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 04:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29486</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kötülüğü iyilikle ve en iyi tarzda sav!..” Soru: “Kur’an-ı Kerim’de اِدْفَعْ بِالَّتىِ هِىَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ âyetinden sonra وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotulugu-iyilikle-ve-en-iyi-tarzda-sav-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kötülüğü iyilikle ve en iyi tarzda sav!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kötülüğü iyilikle ve en iyi tarzda sav!..”</p>
<p>Soru: “Kur’an-ı Kerim’de اِدْفَعْ بِالَّتىِ هِىَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ âyetinden sonra وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ buyuruluyor. Kötülüğü iyilikle savma mevzuundan sonra istiâze emrinin gelmesindeki hikmetleri ve bu âyetlerden anlaşılması gerekenleri lütfeder misiniz?</p>
<p>*Kötülükleri dahi iyilikle savmaya çalışmak bir mü’min ahlakıdır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus farklı şekillerde nazara verilmektedir. Bu cümleden olarak şöyle buyurulmaktadır: وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ “İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!” (Fussilet, 41/34)</p>
<p>*Halk arasında yaygın olan bir söz vardır: “Kendisine iyilikte bulunduğun kişinin şerrinden sakın!” Ben bu sözü biraz bencilce buluyor, değiştiriyor ve “Şerrinden korktuğun kimseye bile iyilikte bulun.” diyorum. Bir lokma ekmeğe bal kaymak koy, muhatabının dudaklarına tutuştur onu. Bir kısım şeyler geveleyeceklerse, onu yemekle meşgul olsun ve diğerini gevelemesinler.</p>
<p>*Soruda zikredilen ilahî beyana gelince, Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: اِدْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ “Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de kötülüğü en iyi tarzda sav. Biz onların, senin hakkındaki asılsız iddialarını, çirkin vasıflandırmalarını pek iyi biliriz.” (Mü’minûn, 23/96) Burada bizlere yüce bir İslam ahlakı olarak kötülüğe karşı iyilikle mukabelede bulunma dersi veriliyor. Hani bir Türk atasözü vardır: “İyiliğe iyilik her kişinin kârı; kötülüğe iyilik er kişinin kârı!”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotulugu-iyilikle-ve-en-iyi-tarzda-sav-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kötülüğü iyilikle ve en iyi tarzda sav!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötülükleri savmada bazı ölçüler</title>
		<link>https://hizmetten.com/kotulukleri-savmada-bazi-olculer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2021 06:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Kötü muamele ve tavırlar karşısında Müslüman ahlakına yaraşır mukabele tarzı nasıl olmalıdır? Cevap: Kinin kin, nefretin de nefret doğuracağı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Sertliğe sertlikle, şiddete şiddet ve hiddetle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotulukleri-savmada-bazi-olculer/">Kötülükleri savmada bazı ölçüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Kötü muamele ve tavırlar karşısında Müslüman ahlakına yaraşır mukabele tarzı nasıl olmalıdır?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Kinin kin, nefretin de nefret doğuracağı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Sertliğe sertlikle, şiddete şiddet ve hiddetle mukabele etmek, öyle fasit dairelerin oluşmasına vesile olur ki hiç kimse onun altından kalkamaz, toplum paramparça olur ve o hadiseler içinde herkes boğulur gider. Dolayısıyla mü’minin sinesi çok engin olmalı, en negatif şeyleri dahi hazmedip sindirebilmeli ve böylece o kötülüğe karşı, kötülük yapanların dahi kurtuluşuna vesile olacak bir mücadele tarzı ortaya koymalıdır.</p>
<h3>En güzel uzaklaştırma!</h3>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de konuyla alakalı bir âyet-i kerimede,</p>
<p align="center"><span class="arabic">أُولٰۤئِكَ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ</span><br />
<em>“İşte onlar, gösterdikleri sabır ve sebattan dolayı çifte mükâfat alırlar. Onlar kötülüğe iyilikle mukabele eder ve kendilerine nasip ettiğimiz mallardan, Allah yolunda harcarlar.”</em> (Kasas sûresi, 28/54)</p>
<p>buyurulmak suretiyle mü’minlerin bed muameleler karşısında nasıl bir tavır içinde olmaları gerektiği ifade edilir. Vakıa âyet-i kerimenin Ehl-i Kitap’la ilgili nâzil olduğu rivayet edilir; fakat sebebin hususîliği, hükmün umumîliğine mâni değildir. Dolayısıyla âyet-i kerime herkese hitap ettiği gibi günümüz mü’minlerine de hitap etmektedir.</p>
<p>Âyet-i kerimede kendilerine iki kat ecir ve mükâfat vaadedilen insanlar, <span class="arabic">بِمَا صَبَرُوا</span> ifadesinin sarih manasından anlaşılacağı üzere dişlerini sıkıp eza ve cefa karşısında sabredenler; başlarına gelen belâ ve musibetleri sinelerinde eriterek onları adeta maytaplara çevirenler ve böylece tıpkı donanma gecelerindeki şehrâyinler gibi insanlara baş döndürücü manzaralar sunanlar olduğu ifade edilmiştir. Evet, onlar en olumsuz hâdiseleri bile olumlu şekle çevirip <span class="arabic">وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ</span>  ifadeleriyle işaret edildiği üzere kötülüğe iyilik ve güzelliklerle mukabelede bulunurlar.</p>
<p>Bu âyet-i kerimeyi hayatına hayat kılan bir mü’min, maruz kaldığı çirkin ve nâhoş muamelelerden dolayı, içinde birine veya birilerine karşı kin ve nefret duygusu hâsıl olmuşsa, hemen onu hilm ü silm duygusuyla silip eritmeye çalışır. Hani, nasıl ki,</p>
<p align="center"><span class="arabic">إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ</span><br />
<em>“Şüphesiz iyilikler kötülükleri siler-süpürür götürür. Bu, neyin nasıl anılması gerektiğini bilen insanlar için çok önemli bir hatırlatmadır.”</em> (Hûd sûresi, 11/114)</p>
<p>âyetinin fehvasınca, bir mü’min, olumsuz (negatif) bir iş yapsa ve bu, onun ibâdet ü taatine dair bir kusur teşkil edecek hale gelse, hemen bir kefaret ödeme mülâhazasıyla onu gidermeye çalışır, ayrıca üzerine bir de amel-i salih işleyerek onu taçlandırır.</p>
<p>Evet, hakiki bir mü’min bir kötülük işlediğinde, o kötülük, bir zıpkın, bir mızrak ya da bir kılçık gibi sinesine saplanır ve onun içinde bir burkuntu hâsıl eder. Bunun üzerine o, bu kötülüğünün peşi sıra hemen arkasından bir iyilik yapmak suretiyle onu gidermeye gayret eder. O, ister bir söz, ister bir davranış, isterse bir bakış, hatta bir imayla dahi olsa bir kötülük yaptığında, hemen ardından onu giderecek, zihninde bıraktığı izleri silecek olumlu bir davranışta bulunur.</p>
<p>Böyle bir tavır, esasında Allah’a (celle celâlühû) karşı kulluk tavrının bir gereğidir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazreti Muaz’a (radıyallahu anh) nasihatinde, <em>“Ey Muaz! Nerede olursan ol, Allah’tan kork. Kötülüğün arkasından iyilik yap ki onu imha etsin ve insanlara da güzel ahlakla muamele et.”</em> (İbn-i Kesîr, Sîre, 4:194-195) buyurmuştur. Evet, iyilikler, kavlî amelleri Allah’a yükselten birer helezon vazifesi gördüğü gibi, aynı zamanda kötülükleri yok edip giderici bir etkiye de sahiptir. Âyetin sonundaki, <span class="arabic">ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِرِينَ</span> <em>“Bu, anmasını bilen, neyin nasıl anılması gerektiğini çok iyi bilen insanlar için çok önemli bir hatırlatmadır.</em>” ifadelerini de, kötülükleri iyilikle giderme mevzuunun, Kur’an’ın sürekli hatırda tutulması gerekli bir hatırlatması olduğu şeklinde anlamak mümkündür.</p>
<p>Esasında, ister ferdî isterse içtimaî olsun yapılan tüm kötülükleri ve olumsuzlukları insanların zihinlerinden silip onları unutturacak olumlu her davranış, onların aynı zamanda nezd-i Ulûhiyet’te de silinmesine vesile olur. Zira Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, o olumsuzlukların ötede bir eziyet ve zahmete vesile olmamalarını, bir iç ıstırabına dönüşmemelerini gerektirir. Evet, mü’minin hadsiz nimet, sınırsız ihsan ve namütenahî iltifat yurdunda, “Ben Rabbim’e, dinime, Efendim’e ve temel disiplinlerime karşı bu saygısızlığı yapmamalıydım.” deyip sürekli onları hatırına getirmesi, onun için bir iç ıstırabına vesile olacaktır. Bu yüzden Cenâb-ı Hak, rahmetinin farklı bir tecelli dalga buudu olarak, orada onları unutturacak ve kuluna o sıkıntıyı yaşatmayacaktır.</p>
<p>Ancak insanın dünyada iken, yaptığı günahları unutması ve onları zihninden silmesi doğru değildir; zira elli sene evvel işlemiş olsa bile onu her hatırlayışında bir kere daha “estağfirullah” diyorsa, bu durum onu, hem bir kez daha aynı günaha düşmekten koruyacak, hem de onun amel defterine sürekli sevap yazılmasına vesile olacaktır. Evet, bu şekilde dile getirilen her istiğfar, yokluğa âdeta bir tırpan sallar ve böylelikle bütün kötülükleri alır götürür. Götüreceği bir kötülük kalmadığında da öyle şeylere vesile olur ki onlar ahirette kulun karşısına çıktığı zaman, kul, hayret ve sevincinden şaşırır kalır. O halde insan, kendi günahını hiçbir zaman unutmamalı, ötede onun ıstırabına maruz kalmamak için burada en küçük hatasını bile sürekli zihinde canlı tutmalı ve ruhunda duyduğu ıstırapla “estağfirullah, elfü elfi estağfirullah” deyip Hazreti Gaffâr’dan bağışlanma dilemelidir.</p>
<p>Diğer yandan mü’min yaptığı iyilikleri ise unutmalıdır. Velev ki o iyilik, İstanbul’un fethi gibi çağ açıp çağ kapatacak, yeni bir medeniyetin inşasına vesile olacak iyilik olsun. Böyle devâsa bir hizmet kendisine hatırlatıldığında bile, o, “Allah Allah! Ben öyle bir şey yapmış mıydım, hatırlamıyorum.” diyecek kadar kendini o işin dışında görmelidir. Şayet insanlar ille de “Bu işi sen yapmışsın.” diyorlarsa, o zaman da tahdis-i nimet mülâhazasıyla, “Demek Allah (celle celâlühû) benim gibi bir mücrime de bazı şeyler yaptırtmış. Bu, tamamen O’nun rahmetinin enginliğinin farklı dalga boyutundaki tecellilerindendir.” şeklinde duygularını ifade etmelidir.</p>
<h3>Kötülüğe iyilik er kişinin kârı</h3>
<p>Konuyla irtibatlı bir başka âyet-i kerimede ise,</p>
<p align="center"><span class="arabic">وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ</span><br />
<em>“İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!”</em> (Fussılet Sûresi, 41/34)</p>
<p>buyruluyor ve yukarıdaki âyetin işaret ettiği benzer bir husus dile getiriliyor.</p>
<p>Buna göre kıskançlık ve çekememezlikle düşmanlığa kilitlenmiş biri âdeta gayz ve nefretle köpürüyor, sürekli karşısındakini tahrik ediyor ve onda bir öfke meydana getirmek istiyorsa,</p>
<p align="center"><span class="arabic">وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ </span><br />
<em>“O müttakîler, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.”</em> (Âli İmran sûresi, 3/134)</p>
<p>âyetinin ifadesiyle o da ona karşı öfkesini yutmakla (kezm) mukabelede bulunmalıdır. Âyet-i kerimedeki <span class="arabic">وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ</span> ifadesi; öfkesini, hiddetini, şiddetini zorla bile olsa yutanlar, derdini dışarıya vurup izhar etmeyenler ve bu mevzuda yutkunup duranlar demektir ki onların bu tutumları, lisan-ı Nebevî’de bir fazilet olarak zikredilir. Birisi bir kusur işlediğinde ona af ile muamelede bulunma; bir kötülük işlediğinde bir daha aynı kötülüğü yapmaması için ona iyilikte bulunma.. evet, bütün bunlar, yapılan kötülüğe iyilikle mukabelede bulunma adına örneklerdir.</p>
<p>Bir başka ifadeyle başkaları elleri, dilleri, gözleri, kulakları hatta jest ve mimikleriyle hep kötülük döktürüp dururken mü’min, onların bütününe iyilikle mukabelede bulunmak suretiyle bunun bir fasit daire haline gelip devam etmesine meydan vermemelidir. Bir Türk atasözünde manzum halde bu durum, <em>“İyiliğe iyilik her kişinin kârı / Kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.”</em> ifadeleriyle dile getirilir. Dolayısıyla bir mü’mine, münkere marufla karşılık verip “Er kişi” olmak yakışır. Diğer türlü mukabele-i bi’l-misil kaide-i zâlimanesine girerek, “Onlar kötülük adına şunları dedi, bunları etti; ben de karşılık olarak şunları yaptım.” demesi gibi, ancak acûze-i şemtâların dillendirecekleri güft u gû’lara girmesi ve bir yönüyle sevap yolunda günahlara yelken açması ona yakışmaz! Böyle bir anlayışın aynı zamanda günümüz meselelerinin çözümüne hiçbir faydası olmayacaktır. Dolayısıyla bu mevzuda herkesin, özellikle de yüce bir mefkûreye gönül vermiş insanların çok hassas davranması gerekir.</p>
<h3>İyilikle mukabele ve güzergâh emniyeti</h3>
<p>Bir atasözünde, <span class="arabic">اِتَّقِ شَرَّ مَنْ أَحْسَنْتَ إِلَيْهِ</span> <em>“Kendisine iyilikte bulunduğun kişinin şerrinden sakın.” </em>denir ki bunun hodbince ve saygısızca söylenmiş bir söz olduğu kanaatindeyim. Zira yapılan iyilik, değil insanları, kobraları bile raks ettirip oynatıyor. Belgesellerde görmüşsünüzdür; çalınan neyle kobralar raks ediyor. Haddizatında kobra sağır bir hayvan olduğu için çalınan ney sesini duymaz, ancak neyzenin parmaklarının bir ağaç üzerinde hareket ettiğini ve kendisine zarar verilmediğini görünce o da raks edip oynamaya başlıyor. Ona raks ettirecek espride kusur edildiği zaman, muhtemelen ısırdığı da oluyordur ama bu davranışları çok nadir olsa gerek. Zira ney karşısında kobraların ısırmaları çok sık yaşanılan bir vaka olsaydı, zannediyorum o işe bu ölçüde teşebbüs edilmezdi.</p>
<p>Sözün özü, Allah (celle celâlühû) hayvanlarda bile kendilerine yapılan iyiliklere karşı böyle bir teveccüh hissi ihsan etmişse, insan kendinde bulunan kabiliyetleri değerlendirmeli ve <span class="arabic">أَحْسِنْ إِلَى مَنِ اتَّقَيْتَ شَرَّهُ</span> <em>“Şerrinden korktuğun kimseye iyilikte bulun.”</em> (Aliyyülkârî, el-Masnû’, 1/45; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, 1/44) anlayışıyla hareket etmelidir. Elbette ki, böyle bir tavır, umum toplumun huzur ve ahengini koruma, kin, nefret ve fitne ateşini söndürme adına iradî olarak ortaya konması gereken bir tavırdır ve çerçevesi de şahsî haklarda fedakârlıkla sınırlıdır. Yoksa umumun hukukunun söz konusu olduğu yerde zulme sessiz kalma, sessiz kalıp zulme ortak olma insanı dilsiz şeytan konumuna düşürür ve kesinlikle mü’mine yakışmaz. Ancak gerektiği yerde; mızrağını eline almış, süngüsünü takmış, öldürmek için sizin üzerinize yürüyen bir gözü dönmüş karşısında bile, “Gel kardeşim, seni bir kucaklayayım.” deyip, bununla onun o öldürücü mızrak ve süngüsünü tekrar kınına sokmak mümkünse, işte mü’minin ortaya koyması gereken tavır budur ve bir kez daha ifade edeyim ki, böyle bir davranış şekli, günümüzdeki problemlerin çözümü adına hayatî derecede önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotulukleri-savmada-bazi-olculer/">Kötülükleri savmada bazı ölçüler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötülüklerden sakındırmada denge</title>
		<link>https://hizmetten.com/kotuluklerden-sakindirmada-denge/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2021 06:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[Kötülük]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Topluma zarar vermeyen çirkinliklere göz yumma, adanmışların önemli bir vasfı olarak zikrediliyor. İslâm’da nehy-i ani’l-münkerin (kötülüklerden sakındırma) önemli bir esas olduğu zaviyesinden meseleye bakılacak olursa, günahlara göz yumma ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotuluklerden-sakindirmada-denge/">Kötülüklerden sakındırmada denge</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: Topluma zarar vermeyen çirkinliklere göz yumma, adanmışların önemli bir vasfı olarak zikrediliyor. İslâm’da nehy-i ani’l-münkerin (kötülüklerden sakındırma) önemli bir esas olduğu zaviyesinden meseleye bakılacak olursa, günahlara göz yumma ve yapılan kötülükleri affetmenin sınırları nelerdir?</em></p>
<p><em class="bold2">Cevap:</em> Öncelikle ferdî kusur ve günahlarla, toplum hukukuna tecavüz sayılan suç ve kötülüklerin birbirinden ayrılması gerekir. Çünkü bunların her birine karşı alınması gereken tavır farklıdır. Şahsın kendisiyle sınırlı kalan günahların görmezden gelinmesi ve bu tür günah işleyen kişilere karşı mümkün olduğunca afv u safh ile muamele edilmesi esas iken, başka bir şahsa veya kamu hukukuna zarar veren kötülüklerin ise imkânı varsa elle, elle mümkün değilse dille ortadan kaldırılması, hiç olmazsa o kötülüklere karşı kalbî bir tavır ortaya konulması gerekir.</p>
<h3>Ferdî haklarda afv u safh yolu</h3>
<p>Şahsın sadece kendisini ilgilendiren günahların neler olduğunu saymaya gerek yoktur. Zira bâtılın anlatılması, safi zihinleri bulandırır; dolayısıyla faydadan daha çok zarara yol açar. Umumî mânâda İslâm’ın yasaklamış olduğu bütün söz ve fiilleri bu kategoride düşünebilirsiniz. Bir insan bunlardan birini, ikisini veya daha fazlasını irtikâp etmiş olabilir. Eğer böyle birisi, başkalarına kötü örnek olmuyor, dinin emirlerini hafife almıyor, dinî değerlerle alay etmiyor ve umumun hukukunu çiğnemiyorsa, böyle bir kişiye karşı afv u safh ile muamele edilebilir.</p>
<p>Zira Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyet-i kerimede insanlara müsamaha göstermenin ve onlardan kötülük görülse de onlara karşı iyilikle muamelede bulunmanın önemi üzerinde durulmuştur. Mesela bir âyet-i kerimede,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ</span><br />
<em>“Kızdıklarında öfkelerini yutkunurlar, insanların kusurlarını affederler. Allah, böyle iyi davranan ihsan ehlini sever.”</em> (Âl-i İmrân sûresi, 3/134)</p>
</blockquote>
<p>buyrulmak suretiyle, öfkeyi yutma, affetme ve iyilik yapma takva sahiplerinin (Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/3) önemli vasıfları arasında sayılmıştır. Bu sebeple mü’minlerin, başkalarının ferdî hata ve günahları karşısında ilk olarak bu Kur’ânî düsturlara uygun şekilde hareket etmeleri ve mümkün olduğunca bunlara göz yummaları bir esastır.</p>
<p>Bununla birlikte hususiyle cahil kişilerin ortaya koyduğu bazı muamele ve davranışlar karşısında alınması gereken tavır ise, yüz çevirme ve onlardan uzak durmadır. Çünkü Kur’ân-ı Kerim,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ</span><br />
<em>“Sen her zaman af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerle uğraşmaktan uzak dur!”</em> (A’râf sûresi, 7/199)</p>
<p><span class="arabic">وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا</span><br />
<em>“(Rahmân’ın has kulları), cahiller kendilerine sataşınca ‘selâm’ der geçerler.” </em>(Furkan sûresi, 25/63)</p>
<p><span class="arabic">وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ</span><br />
<em>“(O mü’minler), her türlü boş, faydasız ve mânâsız söz ve davranışlardan yüz çevirir ve uzak dururlar.”</em> (Mü’minûn sûresi, 23/3)</p>
</blockquote>
<p>gibi âyet-i kerimeleriyle mü’minlere bu şekilde davranmayı emretmektedir.</p>
<h3>Kötülükten sakındırırken günahı fâş etmeme</h3>
<p>Bununla birlikte eğer bir insan, hata ve günahlarında ısrar ediyor, onları hafife alıyor, işlediği çirkinliklerle başkalarına kötü örnek oluyor veya toplum hukukuna tecavüz ediyorsa, bu durumda usûlünce bu kötülüğe mâni olunması gerekir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşılaşılan bu tür fenalıklar karşısında takip edilmesi gereken nehy-i ani’l-münker yöntemini şu ifadeleriyle beyan buyurmuştur:</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذٰلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ</span><br />
<em>“Sizden kim bir münker görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse dil ile irşad ve ikazda bulunsun. Buna da gücü yetmezse kalbiyle ona tavır alsın. Bu sonuncusu imanın en zayıf mertebesidir.”</em> (Müslim, <i>îmân</i> 78; Tirmizî, <i>fiten</i> 11)</p>
</blockquote>
<p>Buna göre bataklığın içine düşmüş bir insana karşı yapılması gereken ilk iş, elinden tutup onu bir kenara çıkarmaktır. Eğer sizin onun elinden tutup kenara çekecek bir gücünüz yoksa, bunu yapmaya gücü yeten birisinden yardım almalısınız. Fakat bunu yaparken de hata ve günah fâş edilmemeli, yayılmamalı, bir kusur tellalı kesilmemeli, söz konusu kişi mahcup edilmemeli ve toplum içinde onun yüzü yere baktırılmamalıdır. Çünkü burada asıl gaye, onun içine düştüğü fenalıktan kurtarılmasıdır.</p>
<p>Elle müdahalenin mümkün olmadığı durumlarda yapılması gereken ise, nasihat etmektir. Burada nasihatin üslûbu çok önemlidir. Mesela ikazda bulunurken, bütün alternatifler hesaba katılmalı ve reaksiyona sebebiyet vermeyecek bir üslûp tercih edilmelidir. Bunun için de kardeşini o kötülükten kurtarmak isteyen kişi, bir sözü, on defa düşündükten sonra ifade etmelidir. Hatta kendisinin konuşması muhatapta tepki uyandıracaksa, konuşmasından rahatsızlık duymayacağı birisinin ona nasihat etmesi temin edilmelidir. Hatta bazı hassas durumlarda ikazda bulunacak kişinin tamamen devre dışı kalması, yüz yüze gelmeden muhatabını uyarması gerekebilir. Mesela siz, gördüğünüz bir yanlışı düzeltme adına iki satırlık bir yazı yazar, yazdığınız bu yazıyı halim ve selim mülahazalarınızla elli defa gözden geçirir, sonra da bunu muhatabınızın kapısının altından atar veya onun posta kutusuna bırakırsınız. Böylece hatasını doğrudan yüzüne söyleyerek onu utandırmamış dolayısıyla da onun itibarını korumuş olursunuz.</p>
<p>Burada asıl gaye bir insanı bir fenalıktan vazgeçirmektir. O hâlde atılacak adımlar da çok iyi hesap edilmeli, söylenilen sözle kesinlikle muhatabın başına vurulmamalıdır. Mârifet, ne kötülüğün kötülük olduğunu söylemek ne de suç ve günaha bulaşmış kişiyi mahcup etmektir. Mârifet, bir şekilde o insanı kötülükten uzaklaştıracak en tesirli ve en yumuşak yolu bulmaktır.</p>
<h3>Bir acı tebessümle irşad ve ikaz</h3>
<p>Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) kötülük ve çirkinlikleri dil ile izale etmenin mümkün olmadığı durumlarda, kalbî tavır ortaya koymak suretiyle bunun değiştirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Hadisçiler genel itibarıyla bu ifadeden, münkere karşı kalb ile tavır alınması gerektiğini anlamışlardır. Bununla birlikte daha farklı yorumlara da gidilebilir. Mesela bu ifadeden, kötülükleri işleyip duran insana karşı kalbî alâkanın kesilmesi gerektiği anlaşılabilir. Öyle ki siz böyle bir kişiyle karşılaştığınızda, yüz işmizazlarınız, acı bir tebessümünüz veya ondan yüz çevirmenizle onun, yanlışının farkına varmasına ve bundan vazgeçmesine vesile olabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca tavrınız şahsa değil onun kötü davranışlarına olduğundan dolayı ellerinizi açar, “Allah’ım! Ne olur benim bu kardeşimi içine düştüğü bu fenalıktan kurtar ve onu bu günahtan tiksindir!” diyebilirsiniz. Hatta bununla da yetinmez ve kardeşlik hukukunun bir gereği olarak onun fenalıktan sıyrılabilmesi adına dualarınızda bin defa,</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">اللَّهُمَ حَبَّبْ إِلَيْنَا الْإِيمَانَ وَزَيِّنْهُ فِي قُلُوبِنَا وَكَرِّهْ إِلَيْنَا الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ وَاجْعَلْنَا مِنَ الرَّاشِدِينَ</span><br />
<em>“Allah’ım! İmanı bize sevdir, onunla kalblerimizi tezyin et; küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster. Bizleri rüşde erenlerden eyle!”</em> (Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/424; el-Bezzâr, el-Müsned 3/175)</p>
</blockquote>
<p>dersiniz. Zira Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), gaibin gaibe yaptığı duanın kabul buyrulacağını haber vermiştir. (Ebû Dâvud, vitr 29; Abd İbn Humeyd, el-Müsned s.134)</p>
<p>Geçmiş dönemde bir arkadaşın bir inhirafından bahsetmişlerdi. O günden beri onun adını anarak dua etmediğim bir gün olmadı. Aynı şekilde önceki yıllarda sağlam karakterli bir arkadaş itikadî bir probleme maruz kalmıştı. Rabbim şahit, kendime yaptığım her duada muhakkak ona da dua ettim. Bu konuda ihmalkârlık göstermeyi kardeşlik hakkına, hukukuna karşı bir saygısızlık ve vefasızlık olarak gördüm. Bu şekilde kalben dua da hadisin ifadesinden anlaşılan bir mânâdır. Dolayısıyla hadis-i şerifte geçen <span class="arabic">فَبِقَلْبِهِ</span> lafzını, sadece kalben buğz etme, alâkayı kesme ve sırtını dönüp gitme şeklinde anlamak eksik olacaktır. Burada önemli olan Allah’ın sevmediği kötü vasfa karşı bir çeşit tavır alma, onun izalesi için elinden gelen her şeyi yapma ve böylece kardeşini o kötülükten kurtarmadır.</p>
<h3>Kamu hakkı Allah hakkıdır</h3>
<p>İster geniş isterse dar dairede şöyle böyle topluma zarar verebilecek fuhşiyat ve münkerata karşı ciddî tavır alınması ve böylece onun izalesine çalışılması millî ve dinî bir vazife olduğu gibi aynı zamanda Allah hakkına saygının bir gereğidir. Zira bilindiği üzere İslâm’da kamu hakları aynı zamanda Allah hakkı kabul edilmiştir. Yani verdiği zarar ve neticesi itibarıyla bir güve gibi içten içe toplumu çürütecek fenalıklar, ferdin kendisiyle sınırlı kalan günahlar gibi değildir. Dolayısıyla bu tür fenalıklara göz yumulamaz ve onlar karşısında sükût geçilemez. Kanun gücünü uygulamakla vazifeli kişiler kendilerine verilen bu yetkiyle kötülükleri önlemeye çalışmalı, mü’minler de yerinde ilgili mercilere müracaat ederek, yerinde bu mevzuda yetkilileri yüreklendirerek, kimi zaman da şahitlik hakkını kullanarak onlara yardımcı olmalıdır. Bir kez daha ifade edelim ki bütün bunlardan maksat kötülüğe düşmüş bir insanı mahcup etmek değildir. Bilâkis bu, toplumu içten içe yiyip bitirecek fenalıklara karşı tavır alma, toplumu bu fenalıklardan sıyanet etme ceht ve gayretidir.</p>
<p>Konumuzla irtibatlı olarak, Benî İsrâil’den bir grupla alâkalı zem makamında inen fakat bizim için de önemli bir disiplin olan şu âyet-i kerimeyi hatırlayabilirsiniz. Allah (celle celâluhû) buyuruyor ki:</p>
<blockquote>
<p align="center"><span class="arabic">كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ</span><br />
<em>“Onlar kötülük yaptıkları zaman, birbirlerini kötülükten vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne çirkin davranıştı bu tutumları!”</em> (Mâide sûresi, 5/79)</p>
</blockquote>
<p>Burada geçen <span class="arabic">لَا يَتَنَاهَوْنَ</span> fiil kipinin ifade ettiği mânâyı biraz daha açacak olursak şunları söyleyebiliriz: Bu âyete konu olan insanlar, irtikâp edilen münkerlere engel olacak müşterek bir akıl geliştirmemişlerdi. Bu konuda kolektif şuura müracaat edilmiyordu. Aralarında bir koordinasyon yoktu. Bu yüzden kötülükten nehyetmeyen bu kişiler lânetlenmiş, meshe maruz kalmışlardı. (Bkz.: Mâide sûresi, 5/78)</p>
<p>O hâlde kötülüğe şahit olan insanın vazifesinin ne olduğu, gücü elinde bulunduranların bu konuda ne yapması gerektiği ve bu mevzuda umumî olarak topluma ne gibi sorumlulukların düştüğü konularında ortak bir aklın geliştirilmesine ihtiyaç vardır.</p>
<p>Hâsılı insan, kendisine karşı söylenen ve sadece kendisini alâkadar eden nâsezâ nâbecâ sözleri affetmeye çalışmalıdır. Nasıl ki bir insanın mide ve bağırsaklarında yenilen gıdaları sindiren sıvılar ve asitler varsa, mü’minlerin de kalb ve ruh dünyasında bu tür mesavileri, kötülük ve haksızlıkları hazmedip eritebilecek sistemleri olmalı ve böylece onlar kendilerine yapılan bed muameleleri rahatlıkla hazmedebilmelidir. Fakat bir kişinin şahsında bir grup veya bir cemaat hedef alınıyor ve onlar karalanıyorsa, mesele ferdî olmaktan çıkmış demektir. Böyle bir zulüm karşısında kişinin hazm-ı nefs etmesi doğru değildir. Bilâkis orada yapılması gereken, tavzih, tashih ve tekzip gibi yollarla zulmü savmaya çalışmaktır. Hatta zulüm ve haksızlıkta temerrüdün devam etmesi durumunda mütecavizlerin seslerini kesme ve zulümlerine engel olma adına daha başka hukukî yollara başvurulmalı, tazminat davaları açılmalıdır. Nitekim Hazreti Pîr de, kendisini hapishane hapishane gezdiren, tecrid-i mutlaklara mahkûm eden, zindan zindan dolaştıran, defalarca zehirleyen insanlara hakkını helâl ettiğini söylemesine rağmen hizmet-i imaniye ve Kur’âniye söz konusu olduğunda asla susmuyor, gürül gürül konuşmalarıyla zalimlerin sesini kesiyor ve böylece hakkın,  Kur’ân’ın ve umumun hukukunun müdafaasını yapıyor.</p>
<p><strong>Kaynak: Buhranlı Günler Ve Ümit Atlasımız / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kotuluklerden-sakindirmada-denge/">Kötülüklerden sakındırmada denge</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
