<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>konusamayanlarin dili arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/konusamayanlarin-dili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/konusamayanlarin-dili/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:55:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>konusamayanlarin dili arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/konusamayanlarin-dili/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Konuşamayanların dili olmak istedim&#8221; &#124; Recep Atici</title>
		<link>https://hizmetten.com/konusamayanlarin-dili-olmak-istedim-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2021 10:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[konusamayanlarin dili]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ailelerin, fert fert insanların, şehirlerin hatta ülkelerin kaderlerinde derin izler bırakan tarihler vardır. Mutluluk sebebidir bazıları, bazıları ise bir fay hattı gibi kırıp geçmiştir insanların hayatlarını, ailelerin birlikteliğini, ümitlerini, hatıralarını,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/konusamayanlarin-dili-olmak-istedim-recep-atici/">&#8220;Konuşamayanların dili olmak istedim&#8221; | Recep Atici</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ailelerin, fert fert insanların, şehirlerin hatta ülkelerin kaderlerinde derin izler bırakan tarihler<br />
vardır. Mutluluk sebebidir bazıları, bazıları ise bir fay hattı gibi kırıp geçmiştir insanların<br />
hayatlarını, ailelerin birlikteliğini, ümitlerini, hatıralarını, ülkelerin geleceğini&#8230; Maestro<br />
Productions, böyle bir tarihin yıl dönümünde “40 Yıllık Hatırayı Silerek Geçtim Meriç’ten”<br />
adlı bir belgesel çekerek tarihe not düştü. Bu belgeselde Meriç’ten geçerken geriye dönüp<br />
‘vatanına veda eden’ her bir insanın ayrı bir hikâyesi var.<br />
Yazıya başlık olarak seçtiğimiz ‘Konuşamayanların Dili Olmak İstedim’ cümlesi ise Dr. Halil<br />
Dinç Bey’in eşi Nihal Dinç hanıma ait. Kimdir Halil Dinç? Eski Samanyolu okullarında<br />
müdürlük yapmış Hizmet Hareketi’nin yaşadığı tenkil sürecinin sembol isimlerinden biri.<br />
Meriç’ten geçerek hicret eden Halil Dinç, 45 yaşında Yunanistan’da geçirdiği kalp krizinin<br />
ardından birçokları gibi hakka yürüdü. 15 Temmuz sonrası başlayan cadı avından dolayı<br />
Türkiye’de nefessiz kalanlar kurtuluş çaresini zor da olsa Meriç nehrinden geçmekte buldu. İşte<br />
bu belgesel hicret yolunda çekilen meşakkatlerin destansı hikayesinden oluşuyor.<br />
“40 Yıllık Hatırayı Silerek Geçtim Meriç&#8217;ten” belgeseli 15 Temmuz 2021&#8217;de yayınlandı. O güne<br />
gelmeden 11 Temmuz tarihinde Hocaefendi’nin tabiriyle “vefat edeceği ana kadar dik duruş,<br />
kararlı duruş…” sergileyen Mehmet Ali Şengül hocamız vefat etti. Onun vefatı sebebiyle bu<br />
belgesel biraz sanki gölgede kalır gibi oldu. Oysa yapımcısı Mevlüt Hilmi Çınar’ın ifadesiyle<br />
yaklaşık olarak 25 saatlik çekimlerden ortaya çıkan 1 saat 55 dakikalık belgesel çuvallarla para<br />
harcanarak sahte darbe girişimini tekrar gündemde tutma gayretiyle çekilen “Şafak Vakti”<br />
filmiyle kıyaslandığında gene de çok ciddi mana da seyredildi.<br />
Bu belgeselin kahramanları, darbe girişimini fırsat bilen siyasetçiler, her şeye bir yorumu olan<br />
gazeteciler, ekran kompleksi bulunan profesörler, sözüm ona bilim satan akıl daneler ve ne<br />
idüğü belirsiz uzmanlar değil. Bu belgesele ruh verenler, bir avuç gönül eri, bir düzine meçhûl<br />
kutsilerden ibaret. Evet, “Onlar, her dâim ah edip inleyen, sînesini yakıp sızlayan, gönül verdiği<br />
yüce hakikatlardan ötürü dövülüp kovulan; her gün yığın yığın gailelerle burun buruna gelen;<br />
her dem ayrı bir ölümle tehdit edilen, heran horlanıp hakîr görülen garipler.“<span style="font-size: 8pt;">1</span></p>
<p>Onların derdi mağduriyetten ve mazlumiyetten bir destan çıkarmak değil. Dolayısıyla<br />
belgeselde yer alanlar da bizim bildiğimiz manada birer kahraman değiller. Sıradan, sizden,<br />
bizden, içimizden birileri. Hepimizin hikâyesinden bir parça var anlattıklarında, hepimizin<br />
yolunun kesiştiği bir kavşak onların gözyaşlarıyla anlattıkları duygular. Hani Mevlâna’ın bir<br />
sözü vardır. “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.” İşte onlarla bizi<br />
aynı ortak duyguda buluşturan ortak hikâyelerimiz var. Çünkü onlarla bizim hikâyelerimiz, ya<br />
Meriç’te ya Medrese-i Yusufi’yede, ya gurbette ya da işsiz, aç-susuz kalıp aylarca, yıllarca<br />
güneş yüzü görmeden, şafağın sökmesini beklediğimiz kimsenin bilmediği gaybubetlerde.<br />
Bir soru ile başlıyor belgesel. “Bir gecede her şeyini kaybedeceğini bilsen, yine de girer miydin<br />
o yola?” Bu soruya cevap verenlerden biri olan Göz doktoru Duygu Hanım, Afrika’daki fakir<br />
insanların göz ameliyatını yaparken yüzleşmiş o geceyle. Basit nedenlerle gecenin karanlığını<br />
gündüzün aydınlığından ayıramayan insanların karanlık dünyalarını aydınlatmak için gittiği<br />
kara kıtanın bir ülkesinde o günü yaşamak. İşte onu sadece yaşayan bilir. Ve o karanlık geceden<br />
beş yıl sonra her şeyini kaybetmiş biri olarak söz alıyor Duygu Hanım. Ödediği bedelleri,<br />
yaşadığı özlemleri, kayıplarını ve ömrünün yarısında ayrılmak zorunda kaldığı vatanından<br />
geride kalanları anlatıyor.<br />
Belgeselin bir başka hikâyesi ise Samanyolu okullarında müdürlük yapan ve belgesele isim olan<br />
“Kırk beş yıllık hâtırâyı Silerek geçtim Meriç’ten” mısralarının sahibi Halil Dinç beyin eşi<br />
öğretmen Nihayet Hanım’a ait. Meriç’ten geçerken geriye dönüp “Vatana yaslı bir bakışla”<br />
veda edişin hikâyesi onunkisi. Dr. Halil Bey’in acı hikâyesini onun yerine bizlerin yazması<br />
kolay olsa da Dr. Halil Bey’in eşi olarak onun ortak hikâyeyi anlatmak hiçte kolay olmasa<br />
gerek.<br />
Daha yeni evlenmişken aynı zamanda tutuklanıp hapse giren Said ile Cansu, bebekleriyle<br />
birlikte hapse atılan Birgül ile Bünyamin çifti, son olarak da son 5 yılın bir bölümünü<br />
gaybubette, sonrasını da ailesinden ayrı gurbette geçirmek zorunda kalan Bülent Bey’in<br />
hikâyelerini gözyaşlarıyla seyrettik Kırk yıllık hâtırâyı Silerek geçtim Meriç’ten belgeselinde.<br />
Belgeseli izlemeyenler mutlaka oturup izlemeli. En azından izleme zahmetinde bulunarak<br />
Nihayet Hanım’ın deyimiyle ‘hiç olmazsa bu işte bir tuzumuz olsun’ demeliyiz. Gene onun<br />
deyimiyle ‘anlatanların anlatırken aynı acıları tekrar yaşamalarına’ rağmen bizler onların o<br />
acılarını paylaşarak onlara acı veren ızdırapları azaltmalıyız. Zira acılar paylaşıldıkça azalır. M.<br />
Âkif’in; “Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım, Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım”<br />
dediği gibi bu elemi paylaşmalı ve yaşanan bu yürek yangınlarının her yerde dili olmalıyız.<br />
Sonra da birilerine tavsiye ederek veya teknolojinin imkânlarını kullanarak bu belgeseli<br />
duymayanlara duyurmalı ‘konuşamayanların dili’ olmalıyız.<br />
Maalesef bugün birileri sırf kendi çıkarlarını koruma adına şeytana bile rahmet okutturacak<br />
şeyler yaptılar. Bir taraftan hukuku alt üst ettiler, diğer taraftan herkesi halayıkları hâline<br />
getirdiler. Yozlaştırabileceklerini yozlaştırdılar, şayet istediklerini evet demediyseniz<br />
ezebileceklerini de ezdiler, sömürebilecekleri bütün değerleri -buna din de dâhil- sömürdüler.<br />
Dolayısıyla bizler olup biten bunca fezayi ve fecayii görmezden gelemeyiz. Bu güne kadar<br />
yaşananlar karşısında sâmit bir infialin (sessiz bir reaksiyon) olduğunu söylemek oldukça zor.<br />
Nerdeyse top yekûn öyle bir umursamazlık ve aldırmazlık söz konusu ki yangın kendi evimize<br />
girmediği sürece tepki vermiyoruz. “Ateş düştüğü yeri yakar.” şeklindeki bencilce ifade sanki<br />
hayat tarzımız hâline gelmiş. Oysaki Hocaefendi’nin “Ateş nereye düşerse düşsün önce beni<br />
yakar” vecizesi bizim rehberimiz olmalı değil mi?<br />
Evet, “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü dar düşünceli insanlara ait nesepsiz bir düşüncedir. Niye<br />
nesepsiz diyoruz? Çünkü bizim ruh ve mana köklerimizden gelmiyor, onlarla beslenmiyor,<br />
onlara dayanmıyor. Oysa mü’min öyle insandır ki, ateş nereye düşerse düşsün, onu da yakar.<br />
Özellikle bir Müslümanın inanç atlasını, değerler dünyasını yakıyorsa, onun sessiz ve tepkisiz<br />
kalması düşünülemez. Zira Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle<br />
buyurur: “Müslümanların derdiyle dertlenmeyen, onlardan değildir.” (et-Taberânî, el-Mu’cemü’levsat 1/151, 7/270; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/356)<br />
Eskiler, adam kıtlığını “kaht-ı rical” tabiriyle ifade ederlerdi. Günümüzde yaşanan da maalesef<br />
biraz bu. Çoğu zaman ufuklu insan bulmak için Diyojen’in deyimiyle gündüz vakti fener yakıp<br />
aramak gerekiyor. Kendini yüce bir mefkûreye adamış yüksek ruhların sayısı günümüz<br />
itibariyle bir hayli az. Bu belgeseli akledenler, düşünenler bir nebze olsun hala ufuklu insanlar<br />
da var dedirtiyor insana. Çok kıt ve amatör imkânlarla neredeyse kendi alanında oskar ödülü<br />
alacak kadar muhteşem bir şey olmuş. Bu işte emeği, semeği olan herkesi kutluyor ve bunun<br />
devamını da kendilerinden bekliyoruz. Vur Ferhat kazmayı çoğu gitti azı kaldı.</p>
<p>1.Fethullah Gülen, “Sızıntı” Ekim 1982, Cilt 4. Sayı 45.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/konusamayanlarin-dili-olmak-istedim-recep-atici/">&#8220;Konuşamayanların dili olmak istedim&#8221; | Recep Atici</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
