<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kibir arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/kibir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/kibir/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Jan 2023 18:39:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Kibir arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/kibir/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kibir Kaynaklı Ölümcül Hastalıklar! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/kibir-kaynakli-olumcul-hastaliklar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 04:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=29447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kibir Kaynaklı Ölümcül Hastalıklar *Gerçek Müslümanlık adına tevâzu ve mahviyet çok önemli bir esastır. Kibir, şeytanı şirâzeden çıkardığı gibi günümüzde de şeytanın avenesini ve çıraklarını yoldan çıkarmaya devam ediyor. Diğer&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-kaynakli-olumcul-hastaliklar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kibir Kaynaklı Ölümcül Hastalıklar! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">Kibir Kaynaklı Ölümcül Hastalıklar </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Gerçek Müslümanlık adına tevâzu ve mahviyet çok önemli bir esastır. Kibir, şeytanı şirâzeden çıkardığı gibi günümüzde de şeytanın avenesini ve çıraklarını yoldan çıkarmaya devam ediyor. Diğer bir ifadeyle, şeytan kendisini yoldan çıkaran kibir dinamiğini bugünkü çıraklarına karşı da kullanıyor. Onlar da kendilerini olduklarından büyük görüyorlar, büyük kabul edilmek istiyorlar, herkesten alkış bekliyorlar, “sen, sen” denmesini duymak arzuluyorlar. Evet, bu bir iç maraz, bir hastalıktır. Bir insan böyle bir hastalığa tutulmuş, bünyesine böyle bir virüs girmişse </span><span class="style-scope yt-formatted-string strikethrough" dir="auto">muhakkikîne göre</span><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto"> dinde buna büyüklenme, kibir deniyor. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Kibirli bir insanın iman dairesine girmesi, bir şekilde girmişse uzun süre o daire içinde kalması çok zordur. O, yerinde başını alır nifak vadilerinde dolaşır; hafizanallah, bir gün gelir tepetaklak küfür gayyâsına yuvarlanır. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Nifak, bir yönüyle küfür ile iman arasında bir orta menzildir. Zâhiren, şeklen müslüman gibi görünürler; müslümanların yaptıklarını yaparlar; namaz kılarlar, oruç tutarlar. Fakat Allah ile münasebetleri yoktur; mağrurdurlar, kibirlidirler! </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*Gurur, aldanmışlık demektir; mahiyetini görememe, bilememe, kendini tanıyamama ve menşeiyle kendini okuyamama demektir. Bunun insanın içine aksedişine “ucub” denir, “iç beğeni” diyebilirsiniz; dışa vuruşuna da “fahr” denir; böbürlenme. Bunlar İmam Gazzâlî hazretlerinin “Mühlikât” tabir ettiği “insanı helâkete götüren faktörler”dendir. </span></p>
<p><span class="style-scope yt-formatted-string" dir="auto">*İnsan bu türlü virüslere yenik düşmüşse, camiye gelmesi, namaz kılması da onu kurtaramayabilir. Çünkü bu marazlar başka marazlara birer çağrı, birer davetiyedir. Bunlara yakalananlar marazdan maraza sıçrayarak/geçerek bir marazlar fâsid dairesi içinde dolaşır dururlar. Sıyrılamazlar bir türlü!..</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-kaynakli-olumcul-hastaliklar-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kibir Kaynaklı Ölümcül Hastalıklar! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her türlü şerrin anahtarı kibirdir! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/her-turlu-serrin-anahtari-kibirdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2022 04:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26175</guid>

					<description><![CDATA[<p>İkinci Halife devrinde bir ara Mekke ve Medine kuraklıkla kavruluyor ve günler geçmesine rağmen bir türlü yağmur yağmıyordu. Hazreti Ömer çok zaman, başını yere koyar, gizli-açık, sesli-sessiz münacaat ve tazarruda&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-turlu-serrin-anahtari-kibirdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Her türlü şerrin anahtarı kibirdir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Halife devrinde bir ara Mekke ve Medine kuraklıkla kavruluyor ve günler geçmesine rağmen bir türlü yağmur yağmıyordu. Hazreti Ömer çok zaman, başını yere koyar, gizli-açık, sesli-sessiz münacaat ve tazarruda bulunurdu. Yanından ayırmadığı Eslem onun halini anlatırken diyor ki, “Hazreti Ömer’i çok defa secdede hıçkırıklarla kıvranırken ve tir-tir titrerken görüyordum; şöyle niyaz ediyordu: Öyle zannediyorum yağmursuzluk benim günahlarım sebebiyle! Allahım! Ümmet-i Muhammedi benim günahlarımdan dolayı mahvetme!..”</p>
<p>*Evet, kuraklık ve kıtlık uzayınca, halk Hazreti Ömer’e müracaat etti. Yağmur duasına çıkmasını istediler. Hazreti Ömer birden, bir şey hatırlamış gibi koştu. Gitti, Hazreti Abbas’ın evine vardı. Kapısını vurdu. “Gel benimle” dedi. O’nu bir tepeye çıkardı. Orada, Hazreti Abbas’ın ellerini tutup, yukarıya kaldırdı. Sonra dudaklarından şu sözler döküldü: “Allahım! Bu Senin Habibinin amcasının elidir. Bu el hürmetine bize yağmur ver.” Sahabi diyor ki, “O el, daha aşağıya inmeden yağmur yağmaya başladı. Biz yağmurla, selle birlikte evlerimize döndük.” İşte Hazreti Ömer’in bu tavrı, öncelikle mahviyet ve tevazuundan kaynaklanmaktaydı; sonra da Hazreti Abbas’a karşı hüsn-ü zannının, onu Hakk’ın muradı görmesinin neticesiydi. Mütekebbir, herkesi tasmalı köle gördüğünden en küçük muhalefeti ihanet sayar!..</p>
<p>*Her türlü şerrin anahtarı kibir, her türlü hayrın anahtarı da tevazudur. Hazreti Pir-i Muğan’ın ifadesiyle, büyüklerde büyüklüğün emaresi tevazu ve mahviyettir; küçüklüğün emaresi de tekebbürdür, burnunu dikmektir, kendini kast sistemine göre en üst basamakta saymak ve başkalarını da halayık gibi, kapıkulu gibi, tasmalı köleler gibi görmektir. Dolayısıyla da mütekebbir, kendisine muhalif bir şey söylenince veya yanlış bir davranışı yüzüne vurulunca, onu ihanet saymak suretiyle intikamkârâne bir duygu ve bir düşünceye kapılır; ifrit gibi o insanların üzerine saldırır. Allah parçalayıcı bir diş verse onu bile kullanmak suretiyle, bir salya verse onu da yüzlere atmak suretiyle intikam almak ister; bu hisle çok ciddi bir gerilime geçip yürür. Bu da kibrin, büyüklenmenin, egoizmin, egosantrizmin, narsisizmin dışa vurmasıdır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-turlu-serrin-anahtari-kibirdir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Her türlü şerrin anahtarı kibirdir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibir, kirli gönüllerin kiridir! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/kibir-kirli-gonullerin-kiridir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2022 08:46:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[kirli gönüllerin kiridir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tekebbür, kip itibarıyla büyüklendikçe büyüklenmek demektir; tabiatında büyüklük bulunmayan, zatında büyük olmayan, sıfır ibn-i sıfır, sıfır ibn-i sıfır birinin kibirlenmesidir. Aslında küçük olan insanlar bir aşağılık duygusunun gereği olarak büyük&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-kirli-gonullerin-kiridir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kibir, kirli gönüllerin kiridir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tekebbür, kip itibarıyla büyüklendikçe büyüklenmek demektir; tabiatında büyüklük bulunmayan, zatında büyük olmayan, sıfır ibn-i sıfır, sıfır ibn-i sıfır birinin kibirlenmesidir. Aslında küçük olan insanlar bir aşağılık duygusunun gereği olarak büyük görünme kompleksine girerler.</p>
<p>*Aslında kelam-ı kibâr olan ama hadis diye şâyi bulunan “Et-Tekebbürü ale’l-mütekebbiri sadakatün – Mütekebbire karşı tekebbür sadakadır.” sözü yanlış yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in beyanları arasında böyle bir söz yoktur. Eğer bir büyük tarafından söylenmişse, ona da makul bir mahmil bulmak lazımdır: Şayet birisi seni hor hakir görüyor ve sana tepeden bakıyorsa, ona zillet göstermek insanlığına karşı saygısızlıktır. Fakat bu sözü -haşa ve kellâ- “Biri geldi, ayağını ayağının üstüne attı; o halde ben de atayım. Çünkü kibirlenen birine karşı kibir tavrı sergilemek sadaka sayılır!” deyip o şekilde davranmak doğru değildir. Rica ederim, dünyanın süper güçlerinden vezir seviyesinde elçiler, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun huzuruna gelip kendilerine göre bir tavır aldıklarında O (aleyhissalâtü vesselam) Şah İsmail’in tahtı gibi bir tahta kurulup ayağını ayağının üstüne mi attı?!. Öyle yapmadığı gibi, dışarıdan gelen insanlar çoğu zaman O’nu cemaat içinde tefrik dahi edemiyorlardı. Allah Rasûlü, “taayyün-i evvel”in kahramanıydı ama insanlardan bir insan olarak yaşardı!..</p>
<p>*İnsanlığın İftihar Tablosu, büyüklüğüne ve faziletlerine rağmen (Hazreti Ali’nin dile getirdiği) كُنْ عِنْدَ النَّاسِ فَرْدًا مِنَ النَّاسِ “İnsanlar içinde insanlardan bir insan ol!” düsturunu haliyle temsil ediyordu. Belki çoğu kimselerde Abdullah İbn-i Selam’daki firaset yoktu; o, Efendimiz’i görür görmez, “Vallahi bu simada yalan yok!” deyivermişti. Doğrusu, Allah Rasûlü’nün güzellerden güzel cemalini gören bir ehl-i basiret O’nu hemen fark ederdi. Fakat o firasette olmayan, o ölçüde kıvamı bulunmayan kimseler İnsanlığın İftihar Tablosu’nu ilk bakışta tefrik edemezlerdi; zira O aralarında bulunduğu insanlardan farklı bir duruş ve hareket ortaya koymazdı. Mesela; Hicret esnasında Kubâ’da istirahat buyurduğu esnada Allah Rasûlü’nü ziyaret için koşan insanlar ancak Hazreti Ebu Bekir’in işaret etmesiyle Kendisine yöneliyorlardı; zira o farklılık ifade eden hiçbir tavır sergilemiyordu.</p>
<p>*Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz, tasavvufî ifadesiyle “taayyün-i evvel”in kahramanıdır; “Sen olmasaydın, şu âlemleri yaratmazdım” kudsî hadisinin mazharıdır. Bu hadis, hadis kriterleri açısından sahih olmasa bile mânâ itibarıyla doğrudur; çünkü o “Muarrif” olmasaydı, bu âlemlerden de, bu kitaptan da hiç kimse bir şey anlamayacaktı. O halde bu hadisin mânâsı şudur: “Ey Rasûlüm! Bu kitapların okunması da, mânâlarının şerhi de senin sayende oldu. Öyleyse sen elindeki Kur’ân’la her şeyin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhısın.”</p>
<p>*Kibir, kirli gönüllerin kiridir. Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuyor ki: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan Cennet’e giremez!”</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-kirli-gonullerin-kiridir-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Kibir, kirli gönüllerin kiridir! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibir</title>
		<link>https://hizmetten.com/kibir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 07:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22901</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbürlenme, kendini beğenme ve çok defa bir fâikiyet mülâhazası içinde bulunma diyebileceğimiz kibir, kişinin, bir kısım farklı özellikleri varmış gibi davranması, oturuşu-kalkışı, nefes alıp verişi, el-ayak hareketleri ve mimikleriyle hep&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir/">Kibir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="dropcap">Böbürlenme, kendini beğenme ve çok defa bir fâikiyet mülâhazası içinde bulunma diyebileceğimiz kibir, kişinin, bir kısım farklı özellikleri varmış gibi davranması, oturuşu-kalkışı, nefes alıp verişi, el-ayak hareketleri ve mimikleriyle hep bir farklılık peşinde bulunması, farklılık soluklanması, üstün bir karakter olduğunu ifade etmeye çalışması&#8230; gibi tavırlarla bencilliğin (egoizm) dışa vurması sayılan bir çeşit cinnet ve ruhî bir rahatsızlıktır. Böyle bir hasta her zaman kendini olağanüstü görmenin yanında çok defa, başkalarını, hususiyle de meslek, meşrep, yol-yöntem açısından kendine/kendilerine rakip saydığı kimseleri küçük görür ve gösterir; onlara karşı sürekli fâikiyet hezeyanları yaşar; başkalarına ait fazilet ve meziyetleri duymaya asla tahammül edemez; edemez ve duydukça öfkeden çatlayacak hâle gelir.</p>
<p>Böyle bir hasta, sürekli &#8216;ben&#8217; mülâhazalarıyla soluklanır, her zaman tafralarla köpürür durur; kendinin değerler atlasında bulunmayan hiçbir düşünce ve davranışa iltifat etmez ve karşısında vahy-i semavî dahi olsa şahsî yorumlarına öncelik tanıyarak yine kendini ifade peşinde koşar.. ve ne yapar yapar hemen her mülâhazayı evirir-çevirir kutsal (!) saydığı kendi düşünce ve istinbatlarına bağlar.</p>
<p>İşte böyle bir aldanmış, zamanla daha da ileri giderek çevresindekileri halâyık görmeye başlar.. horlar ve hafife alır herkesi.. umulmadık beklentilere girer; beklediklerini bulamayınca da kırar-geçirir en sâdık kapıkullarını; bezdirir candan takdirkârlarını ve kaçırır en vefalı yâranlarını; kaçırır zira böyle biri mukaddeslere saygısızlık yapanları affetse de, bağışlamaz şahsına hürmet, tâzim, ihtiram ve saygıda kusur edenleri; ademe mahkûm eder hayalinde kendisine tasarladığı makam, mansıp ve pâyeleri şöyle-böyle sağda solda seslendirmeyenleri.</p>
<p>Bu hasta tip, başkalarının büyüklük ve meziyetlerine tahammül edemese de, yine de kendilerinden bir şey umduğu kimselerle aynı karelerde bulunmayı asla kaçırmaz; dünyevîlerin arkasından koşturur durur ve düz insanlarla bir arada bulunmayı, aynı kareye düşmeyi kendine zül sayar. Bu insanlar anası-babası, amcası-dayısı bile olsa kat&#8217;iyen onlarla anılmayı istemez. Tevazuu hiç düşünmemiştir; hikmetten tamamen habersizdir; bazı şeyleri okumuş gibi görünse de bilgisi sırf bir gümandan ibarettir. Görünme, bilinme, söze-sohbete konu olma, öldüren bir hırs ölçüsünde onun en büyük arzusudur. Konuşmaların dönüp dolaşıp kendisine dayanmasını, muhâverelerin onun meziyetleri etrafında cereyan etmesini, hatta hayatının romanlara konu olmasını bekler; bütün bunlar olmayınca da hırçınlaşır, çevresini vefasızlıkla suçlar, &#8216;kadirbilmez nankörler, gerçeği görmez aymazlar, densizler, dirayetsizler&#8217; der; kibrini nefrete, öfkeye çevirir; patlamaya hazır bir gayz küpü hâline gelir.</p>
<p>Mütekebbirin hiçbir fikri, hiçbir işi, hiçbir tavrı normal değildir; düşünürken her şeyi kendini beğenmeye, ucbe bina eder. Hareket ve davranışlarında hep çalımlıdır. Sürekli fâikiyet mülâhazalarıyla oturur-kalkar. Onun evi mutlaka lüks, arabası son model, yalısı tam deniz kenarında ve rıhtımda da yatı olmalıdır. Aslında bütün bunlar onu zavallı bir lüks, bir fantezi tutsağı hâline getirmiştir ama, o bunun farkında bile değildir; farkında değildir ve kibrini, gururunu okşayan bu şeylere ulaşma uğrunda ölür ölür dirilir; akla-hayale gelmedik sefilliklere girer; yerinde el-etek öper, yerinde zulmeder, can yakar, hânümanlar yıkar, dahası bütün bu çılgınlıklarını &#8216;ahvâl-i âdiye&#8217;den hâdiselermiş gibi görür.</p>
<p>Mütekebbirler arasında Karun gibi servetle büyüklük taslayıp <i>&#8220;Bu imkânlara ben ilmim ve irfanım sayesinde kavuştum.&#8221;</i> (Kasas Sûresi, 28/78) diyen, sonra da yerin dibine batırılanlar olduğu gibi, İblis edasıyla, <i>&#8220;Ben ondan hayırlıyım..&#8221;</i> (A&#8217;raf Sûresi, 7/12) diyenler, daha da küstahlaşıp <i>&#8220;Ben de öldürür ve diriltirim.&#8221;</i> (Bakara Sûresi, 2/258) şeklinde mırıldananlar, bütün bütün şirazeden çıkarak, <i>&#8220;Ben sizin yüce Rabbinizim.&#8221;</i> (Nâziat Sûresi, 79/24) hezeyanına girenler de olmuştur. Eski çağların Firavun ve Nemrut&#8230; gibi tiranları, modern devirlerin Lenin, Stalin, Hitler, Mussolini&#8230; gibi zorbaları ve &#8216;Ben yarattım, ben yaptım, her şey bizim eserimiz&#8230;&#8217; türünden sözlerle çılgınlıklarını haykırıp duranlar hiçbir dönemde eksik olmamışlardır. Bunların yanında, kibrine dinî bir kisve giydirerek kendisinin müçtehid, müceddid, kutup, gavs, hatta Mehdi ve Mesih olduğunu iddia eden aldanmış delilerin sayısı da az değildir.</p>
<p>Bunların hemen hepsinin ortak yanı, kendilerini olağanüstü varlıklar ve çevrelerindeki kimseleri de sıradan yaratıklar görmenin yanında, başkalarına ait fazilet ve meziyetlere tahammül edememe, bütün iyilikleri ve güzellikleri kendilerinden bilme, her türlü kötülüğü ve olumsuzluğu da mümkünse halâyık saydıkları kimselere fatura etme gibi bir gayretlerinin bulunmasıdır. Bunlar, şöyle-böyle tasarruf daireleri içinde meydana gelen her güzel şeyin kendilerine mal edilmesini isterler; başkalarının eliyle ortaya konan olumlu işleri de ya gasp edilmiş hakları gibi görür, kendilerine mal etme yollarını araştırırlar ya da ciddî bir kıskançlık hissiyle en nadide şeyleri dahi çirkin göstermeye çalışırlar. Ülkeyi alıp ilerilere götürme, toplumu çağın en seviyeli milleti hâline getirme, insanların ufkunu açıp yaşadıkları asrı iyi okumalarını sağlama, hatta topluma çağ atlatıp onu bütün milletlerin önüne geçirme gibi çok önemli ve hayatî hizmetleri, şayet kendileri o işin içinde yok iseler, mel&#8217;un sayarlar; lânet okurlar olup bitenlere ve bu önemli faaliyetlerin kahramanlarına.</p>
<p>Bu marazî ruh haletinin arkasında bazen soyluluk, bazen zenginlik, bazen maddî-mânevî pâye ve mansıp, bazen saf yığınların ölçüsüz takdir ve şımartması, bazen güç ve kuvveti elinde bulundurma, bazen de siyasî, içtimaî ve idarî statü farklılığı&#8230; gibi şeyler bulunmaktadır. Bu tür hastalar, şayet iyi bir eğitim ve rehabilitasyonla gerçek insanî değerlere, kalb ve ruh ufkuna yönlendirilmezlerse, toplum içindeki konumları ve kültür ortamları itibarıyla bazılarının Firavunlaşması, bazılarının Nemrutlaşması, bazılarının Karunlaşması, bazılarının da Mehdilik ya da Mesihlik iddialarına kalkışması kaçınılmaz olur. Görmezler hakikati.. doğru okuyamazlar gördükleri şeyleri.. yanlıştır bakış zaviyeleri.. çarpıktır değerlendirmeleri. Çünkü onlar küstahlaşmış ve Zât-ı Ulûhiyet&#8217;e mahsus büyüklüğü &#8216;kibir&#8217; unvanıyla O&#8217;nunla paylaşmaya kalkışmışlardır. O da, <i>&#8220;Dünyada büyüklük taslayanlara, âyet ve işaretlerimi doğru okuyup doğru anlama imkânını vermem.&#8221;</i> (A&#8217;raf Sûresi, 7/146) fermanı gereğince onları korkunç bir mahrumiyete mahkûm etmiştir.</p>
<p>Kibir, imana giden yolda insanın önünü kesen bir set, &#8216;Kalbinde zerre kadar büyüklük hissi bulunan kimse Cennet&#8217;e giremez.&#8217; mazmununca da ebedî saadet yolunda aşılmaz bir engeldir. Bu maraz, bir kalbe yerleşmeyedursun, onun ötelere nâzır bütün ışıklarını söndürür ve onu başkalarına ait her türlü fazilet ve meziyetlere karşı bir tepki yumağı hâline getirir. Böyle bir hasta oturur-kalkar benlikle homurdanır, çevresinden saygı ve hürmet beklemeye koyulur. Zamanla bulduklarıyla yetinmez de &#8216;daha&#8217; der durur. Umduklarını bulamayınca da hafakandan hafakana girer. Sık sık çevresini kadirnâşinaslıkla suçlar. Bazen bütün bütün kendini hezeyanlara salıp, yer yer soyundan-sopundan bahisler açarak, zaman zaman ilm ü irfanından dem vurarak veya başarılarından söz ederek, hatta mâneviyata açık bir ortamın çocuğuysa veya hakkında öyle bir kabul söz konusu ise evliyâ, asfiyâ ve ebrârdan olduğuna imâ, işaret ve -cinnetinin derecesine göre- açık beyanda bulunarak kutbiyet ve gavsiyetini seslendirir ve evirir-çevirir ifadelerini şöyle-böyle kendi fâikiyetiyle noktalar.</p>
<p>Kibrin, Allah ve Peygamber tanımazlık şeklindeki en kabacasını, <i>&#8220;İblis dışında bütün melekler Adem&#8217;e secde ettiler; o kibrine yediremedi &#8216;ııh..!&#8217; dedi ve küfrü seçenlerden oldu.&#8221;</i> (Bakara Sûresi, 2/34) beyanında da görüldüğü gibi şeytan ortaya koydu. Kendilerine kitap verilenlerin bir kısmı da <i>&#8220;Demek size ne zaman nefislerinizin hoşlanmadığı bir kısım mesajlarla peygamber geliverse, böbürlenecek, ona kafa tutacak, sonra da kiminiz onu yalan sayacak, kiminiz de öldürmeye kalkacaksınız.&#8221;</i> (Bakara Sûresi, 2/87) beyanında görüldüğü gibi şeytanı takip ettiler. <i>&#8220;Büyüklük tasladı ve mücrimler gürûhundan oldular.&#8221;</i> (A&#8217;raf Sûresi, 7/133) mazmunu etrafında şeref-nüzul olmuş âyetler âdeta bu türden devrilmiş pek çok kavmin kara yazısı gibidir. <i>&#8220;Kibre girdiler, zira onlar kendilerini fâik ve yüce görüyorlardı.&#8221;</i> (Mü&#8217;minun Sûresi, 23/46) ifadesi de bu konuda ayrı bir talihsizliğin şahidi. <i>&#8220;Biz; Karun, Firavun ve Hâmân&#8217;ı da helâk ettik, zira Musa (aleyhisselâm) onlara apaçık mucizelerle gelmişti ama, bu (mütekebbir)ler o yerde büyüklük tasladılar ve (inanmadılar) ama başlarına gelecek şeyin de önüne geçemediler.&#8221;</i> (Ankebut Sûresi, 29/39) beyan-ı sübhânîsiyle sunulanlar ise, tarihî bahtı karalardan sadece birkaçı.</p>
<p>Kur&#8217;ân âyetlerinin ışığında bu türden lânetlenmiş daha pek çok tiran zikredilebilir ama, biz o konuyu mevzu ile alâkalı hazırlanmış ve hazırlanacak olan ansiklopedilere havale edip geçmek istiyoruz. İşin özü, kibirli insan hakka kapalı, insanlara kapalı, hikmete kapalı, ilâhî mârifete kapalı; şeytana açık, küfre açık, halk nazarında menfur, riyâ, süm&#8217;a, hıkd u haset gibi İblis kaynaklı mesâvî ile kirlenmiş -üzerinde durulabilir- bir bahtsızdır. Bu tür bahtsızlardan şimdiye kadar iflâh olan görülmemiştir. Aksine hayatını kibir ve gurur zeminine bina edenlerin âkıbetleri hep küfürle noktalanmıştır.</p>
<p>Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, <i>&#8220;Allah, mütekebbir ve kaba kuvvet temsilcisi cebbarların kalbini işte böyle mühürler.&#8221;</i> (Mü&#8217;min Sûresi, 40 /35) fermanı konuyla alâkalı ne ürpertici bir tehdittir..!</p>
<p class="attention"><b>Sızıntı, Ağustos 2005, Cilt 27, Sayı 319</b></p>
<p class="p1"><b>Kaynak: Sükûtun Çığlıkları / M.Fethullah Gülen</b></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir/">Kibir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibir İmana Engeldir</title>
		<link>https://hizmetten.com/kibir-imana-engeldir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2021 07:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[Kibir]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Kibrin imana engel ve ilerlemeye mâni olduğu söyleniyor. Kibirden nasıl kurtulabiliriz? Cevap: Kibir, insanın, kendisini üstün ve büyük görmesi; hakkı olmayan yerlere kendisini lâyık görmesi demektir. İnsan ancak imanın güçlendirilmesi sayesinde&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-imana-engeldir/">Kibir İmana Engeldir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="highlight">Soru:</span> Kibrin imana engel ve ilerlemeye mâni olduğu söyleniyor. Kibirden nasıl kurtulabiliriz?</p>
<p><span class="highlight">Cevap:</span> Kibir, insanın, kendisini üstün ve büyük görmesi; hakkı olmayan yerlere kendisini lâyık görmesi demektir. İnsan ancak imanın güçlendirilmesi sayesinde kibirden kurtulabilir. Çünkü imanı güçlenen insanın gözü hakikate açılır ve o insan, ululuğun sadece Cenâb-ı Hakk’a ait olduğunu görür.</p>
<p>Allah Teâlâ, kudsî bir hadiste, “Kibriya ridâm, azamet ise izârımdır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> buyurmaktadır. Bu mânâda kibir sahibi bir insan, Cenâb-ı Hak’la kendi hesabına nizâa giriyor, ilâhî sıfatta hak iddia ediyor demektir. Bu itibarla Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennet’e giremez.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> buyurmaktadır. Kibir en başta imana girme hususunda inhiraf ettirici ve saptırıcı bir hastalıktır. O, iman ettikten sonra da insanın ilerlemesine mâni bir virüstür. Kibir, imanla beraber aynı yerde bulunamaz. Kibirli hiçbir insandan şimdiye kadar ehlullah çıkmamıştır. İman sahibi de olsa kibirli bir insan terakki edemez ve kendi gururunun kurbanı olur.</p>
<p>Bazen bir kısım meziyetlerinden dolayı halk tarafından makam-mansıp verilmiş, ancak kendisini aşamamış, hazm-ı nefs edememiş kimseler hüsnüzannın verdiği makamlara dilbeste olabilirler. Onlar, gerçekten sırtlarına giydirilen urbanın kendilerine ait olduğunu zannederler. Bu tip kimseler –hafizanallah– kayıp gidebilirler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kim tevazu gösterirse Allah onu yüceltir.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> buyurarak insanın terakkisi adına bir ölçü koymuştur. Bir kimse kendisini herkesten aşağı görüyorsa, yükselmeye namzet demektir. Üstad Hazretleri bu hakikati, “Ey enesi çifteli, kafası da kibirli! Şu mizanı bilmeli: Her adam için elbet cemiyet-i beşerde, içtimaî binada, görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi vardır. Eğer pencere kâmet-i himmetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, uzanacak. Eğer pencere kâmet-i himmetinden alçaksa, tevazuyla tekavvüs edecek, eğilecek. Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük. Nâkıslarda, küçüklüğün mizanıdır büyüklük.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> ifadeleriyle dile getirmektedir.</p>
<p>Az önce ifade ettiğimiz hadisin devamında ise Allah Resûlü, “Kim de kibirlenirse Allah onu yerin dibine batırır.” buyurmaktadır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Haddizatında hiç kimse kendi olarak büyük değildir. İnsan, başlangıcı itibariyle bir damla pis sudan yaratılmıştır. Sonu itibariyle ise içinde kurtların cirit attığı bir kemik yığınıdır. İnsan bu iki necaset arasında muvakkaten Cenâb-ı Hak’tan gelen tecellîlere mâkes olunca ahsen-i takvîm sırrına mazhar olmaktadır. Hadis-i şerifte geçen “tekebbür” ifadesi, sunî (kendini zorlayarak) büyük görünme demektir. Yani büyüklenen kişi zatında küçüktür. Şayet insanda bir büyüklük varsa o ancak Allah’a intisabın ve O’nunla irtibatın kuvveti ölçüsünde olur. Nitekim bir âyette, <span class="arabic">اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللهِ اَتْقٰيكُمْۜ</span> “Allah’ın ikram ve ihsanına en çok mazhar olanınız, Allah indinde en çok takvalı olanınızdır.” buyrulmaktadır.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>Âyette, “Sizin en büyüğünüz” denilmeyip, “Allah’ın ikram ve ihsanına en çok mazhar olanınız” buyruluyor. İnsan, takvalı olduğu ölçüde büyüklük kazanır. Fakat bu, insanın kendine ait şahsî bir büyüklük değildir. Belki kendisini Allah kapısında bir kıtmir olarak görmesi neticesinde yine Allah’tan (celle celâluhu) gelen bir iltifattır. İnsan, bir kıtmir gibi başını Hakk’ın eşiğine koyup, –Alvar İmamı’nın tabiriyle– orada sular gibi çağlayacak, Eyyüb gibi ağlayacak ve ciğergâhı dağlayacak ki Cenâb-ı Hak da başından tutup onu kaldırsın, “Hayır, sen o değilsin, sen Benim için Beni gösteren bir mir’ât-ı mücellâsın” diyerek tekrim ve teşrifte bulunsun. Demek ki mahiyeti böyle olduğu hâlde insan yine de kibre giriyorsa onda herhangi bir dengenin varlığından söz edilemez.</p>
<p>Tekebbür, –az önce de ifade ettiğimiz gibi– büyük olmadığı hâlde büyüklük taslama, diğer insanları hakir görme demektir. Bir insan sunîliğe girer de yapmacık büyüklüklere talip olursa –hadisteki ifadeyle– Allah onu yerin dibine batırır. Böyle bir insan, iman sahibi olsa bile terakki edemez. Terakki edemediği gibi ötede de sürüm sürüm olur. Bu zaviyedendir ki kibir, küfrün sebeplerinden biri sayılmıştır. İçindeki büyüklük duygusunu atamayan bir insan, iman dairesi içinde değilse o daireye girme bahtiyarlığına eremez. Nitekim münafıkların lideri Abdullah İbn Übey İbn Selûl mü’min olamamıştı. O, Yahudilerle oturup-kalkan, Tevrat ve İncil’i bilen zeki bir insandı. Bütün bu özelliklerinden dolayı Medine’ye emir olmayı bekliyordu. Tam o esnada, ateş böceğine mukabil Hakiki Güneş, Medine-i Münevvere’de birdenbire doğunca yalancının mumu da sönüvermişti. İşte Abdullah İbn Übey’in hazmedememe problemi böyle başlamıştı. O, hayatının sonuna kadar da içindeki kibri yenemeyecek ve Allah Resûlü’ne karşı içten içe hep düşmanlık besleyecekti. Kibirli insan, belli bir zirveye ulaşsa bile orada kalması düşünülemez, zamanla baş aşağı gider.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, “Tevazua niyet onu ifsat eder, tekebbüre niyet onu izale eder…”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> demektedir. Tekebbür, niyetle olmaz; kibir, insanın kendi ruhunda vardır ve onda huy hâline gelmiştir. O, mütekebbirdir ve büyüklük duygusuyla zehirlenmiştir. Tevazu da insanın ruhunda, fıtratında vardır ve o insan, neye malik olursa olsun mütevazidir. İnsan, kendi içinde hesabını görmüş, muhasebesini yapmış, kendi kendine karar vermiş ve “Ben, insanların en küçüğüyüm” diyebilmişse, değerini korumuş demektir. Bir gün, rastladıkları köpek yavrularının kendi aralarında güzel güzel oynaştıklarını gören talebeleri, Mevlâna’ya, “Şunlara bakın ne kadar da cana yakınlar, oynaşıyorlar” derler. Mevlâna ise bu söze şöyle mukabele eder, “Bir kemik atın da o zaman görün siz onları!” Evet, bir insanın gerçek durumunu da benliğine bir iğne saplandığında görmek lâzımdır. O bakımdan göstermelik, yapmacık bir ahlâk ile doğrudan doğruya fıtrat hâline gelmiş ahlâk birbirinden çok farklıdır.</p>
<p>Bu mevzuda iki insan tipi karşımıza çıkıyor. Bu insanlardan biri, iffetli değildir. Tenhada kaldığı zaman gözleriyle her tarafı tarar ve herkese bakar. Ancak yanında arkadaşları olduğunda iffetli görünüp başını öne eğer. Bu durum sunîdir, yapmacıktır. Diğer insan ise günah manzaralarına gözü kaysa bile ciddi bir pişmanlıkla kıvranıp iki büklüm olur ve “Aman ya Rabbi, hata ettim” der. Bu ise samimidir ve tabiîdir. İnsan, günaha girmiş de olabilir. Ancak suniliğe girmek, o günahtan daha büyük bir günahtır.</p>
<p>Evet, bir insan tekebbüre niyet etse (içinde kibir olmadığı halde büyük görünmeye çalışsa), onun yaptığı sunî, yapmacık bir tekebbür olur. Sunî olarak yapılan tekebbür (büyük görünme çabası) ise vakar kabul edilir. Yani o kimse, bir mevkinin hakkını vermek için öyle görünme mecburiyetinde kalmıştır. Meselâ bir hoca, dersini takrir ederken; bir hâkim, mahkemede hüküm verirken; bir subay, erlerin başında gerekli olan disiplini temine matuf bir tavır alırken kibir göstermiş sayılmaz, belki o meslek, o hâl ve o vaziyetin gerektirdiği vakarı izhar etmiş demektir. Bu gereklidir ve günah da değildir. Tevazu da öyledir. İnsan tevazu yapmaya niyet ederse tevazuu ihlal eder. Tevazu böyle bir insanla bütünleşmemiş demektir. Böyle bir insan hakikatte tevazu değil, kendini küçük göstererek riyakârlık yapıyor demektir.</p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Müslim, birr 136; Ebû Dâvûd, libâs 26.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Müslim, îmân 147-149; Tirmizî, birr 61; Ebû Dâvûd, libâs 26.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>  Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/76; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 5/140.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a>  Bediüzzaman Said Nursî, Sözler s. 790-791 (Lemaât).</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>  Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/76; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 5/140.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>  Hucurât sûresi, 49/13.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>  Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye s. 185 (Şemme).</p>
<div class="fastsocialshare_container fastsocialshare-align-center">
<div class="fastsocialshare-subcontainer">
<div class="fastsocialshare-share-fbl fastsocialshare-button">
<div class="fb-like fb_iframe_widget" data-href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/kibir-imana-engeldir" data-layout="button" data-width="100" data-action="recommend" data-show-faces="false" data-share="false"><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/kibir-imana-engeldir/">Kibir İmana Engeldir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
