<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kerem Şahin arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/kerem-sahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/kerem-sahin/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:10:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Kerem Şahin arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/kerem-sahin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocuklarımızın manevi eğitimi-2 &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 11:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukların Manevi Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Psikolojik Danışman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17439</guid>

					<description><![CDATA[<p>            ÇOCUKLARIMIZIN MANEVİ EĞİTİMİ-2             İlk yazıda aile içinde çocukların manevi eğitiminin ve değerler eğitiminin önemi ve bu eğitimleri nasıl verebiliriz onun üzerinde durmuştuk. Bu eğitim içinde teknolojiden ve kitaplardan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-2/">Çocuklarımızın manevi eğitimi-2 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>            ÇOCUKLARIMIZIN MANEVİ EĞİTİMİ-2</strong></em></p>
<p><em>            İlk yazıda aile içinde çocukların manevi eğitiminin ve değerler eğitiminin önemi ve bu eğitimleri nasıl verebiliriz onun üzerinde durmuştuk. Bu eğitim içinde teknolojiden ve kitaplardan da yararlanılması gerektiğinden bahsetmiştik. Bu hafta da çocukların yaşlara göre ideal ekran kullanım süreleri ve kitap okuma alışkanlığını kazandırmanın yolları konularına değineceğiz.</em></p>
<p><em>            <strong>İdeal Ekran Kullanım Süreleri</strong></em></p>
<p><em>            Çocukların yaşlara göre günlük ideal ekran kullanım süreleri şu şekilde olmalıdır:</em></p>
<ul>
<li><strong>0-24 ay: Teknolojiyi sadece görüntülü konuşma için ebeveynleriyle birlikte kullanmalı. </strong>2 yaşın altındaki çocuklarda teknolojik cihazlar ve ekranlar hiçbir şekilde üretken bir rol oynamıyor. Aksine çocuğun zeka gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Bu yüzden bebeklerin tablet ya da telefonu kullanabiliyor olmasıyla gurur duymak yerine onları bu dijital ekranlardan bir an önce uzaklaştırmanızda yarar var.</li>
</ul>
<h4>·         2-5 yaş: Sadece kaliteli içeriklerle en fazla 1 saat geçirmeli. Çocuklar, hareketlenmeye ve bağımsızlığı keşfetmeye başladığı bu dönemde gelişim safhalarını tamamlar. Zihinsel gelişimleri hızlanır ve huyları hızla değişebilir. Bu dönemde çocuklarını teknolojiyle tanıştıran ebeveynlerin kullanım süresini 1 saatle sınırlaması ve sadece çocuğun gelişimini destekleyen kaliteli içerikler tüketmesine izin vermesi gerekiyor. Bu dönemde fazla teknoloji kullanımına alışan çocukların ilerleyen dönemlerde dijital ekranlardan uzak kalması çok daha zor hale gelebiliyor.</h4>
<h4>·         <em>6-10 yaş:</em> En fazla 1,5 saat kaliteli içerik tüketmeli. İlkokul çağındaki çocuklar daha olgun ve bilgili bir birey kimliğine bürünürler. Sorumluluk duyguları gelişirken kendi işlerini yapabilmeyi öğrenmiş olurlar. Aynı zamanda “korku” ve “ölüm” gibi soyut kavramları sorgulamaya, daha çok soru sormaya başlarlar. Tüm bu sebeplerle bu dönemde çocuğa bir birey gibi davranmak, saygı duymak, sorumluluklar vermek ve onları dinlemek büyük önem taşır. İlkokul çağındaki çocuklarına doğru ve yanlışı öğretebilen ebeveynler onların teknoloji kullanımını doğru bir dille sınırladıklarında aslında onlara bir sorumluluk vermiş olacaklardır. Bu çağdaki çocuklara tepki göstermeden ve sert cezalar verilmeden 1,5 saatle sınırlandırılmış teknoloji kullanımına izin verilebilir.</h4>
<h4>·         <em>11-14 yaş:</em> En fazla 2 saat kaliteli içerik tüketmeli. Ergenlik döneminin ilk yıllarını kapsayan ortaokul çağı, çocukların karmaşık meselelere kafa yorduğu, kendilerini hem fiziksel hem duygusal olarak keşfettikleri önemli bir dönemdir. Büyük oranda dışlanma korkusu taşırlar. Bu yüzden arkadaşlarından ve çevrelerinden gördükleri şeyleri taklit etmeye çalışabilirler. Böyle bir dönemde özellikle çevresindeki tüm arkadaşları teknolojiyle uzun saatler geçiriyorsa, çocuğu dijital ekranlardan uzak tutmak ya da kullanım süresini sınırlamak daha zor olacaktır. Ancak bu dönemde çocukları zararlı içeriklerden korumak ve teknolojiyle geçirdikleri süreyi 2 saatle sınırlandırabilmek oldukça önemlidir.</h4>
<h4>·         <em>15-18 yaş:</em> Kotalı kullanım olmalı (Haftalık hakkını ister belirli günlerde ister haftanın her gününe eşit dağıtarak kullanabilmeli). Bu yaşlar gençlerin meslek seçimlerinin de yavaş yavaş şekillendiği yaşlardır. Kişisel sorumluluklarının ve ders yükünün arttığı zamanlardır. Artık tam olarak ergenlik dönemine girmiş olan lise çağındaki çocuklar asi tavırlar sergileyebilir. Çocuk olmak ve yetişkin olmak arasında kalan çocuklar, bu süreçte ailelerinden uzaklaşıp içlerine kapanabilir ya da internette kendini güvende hissettikleri ortamlara bağlanabilirler. Bu yüzden bu dönemde ailelerin çocuklara oldukça hassas yaklaşması, derslerini ve sorumluluklarını baz alarak belirledikleri haftalık kotayı düşmanca bir tavır sergilemeden kabul ettirebilmeleri gerekir. Belirlenen kotayı çocuk, günlere bölerek ister her gün, isterse bir kaç günlük hakkını birleştirerek bir gün içinde kullanabilir.</h4>
<h4></h4>
<p><strong>            </strong>Unutmayın, siz gün içinde çocuğunuzun vaktini, ilgisini çekebilecek farklı etkinliklerle ve faaliyetlerle doldurmasına yardım etmediğiniz sürece, çocuklar kendilerine çok cazip gelen teknolojiyle baş başa kalmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Bundan dolayı çocuklarımızı imkanlarımız ölçüsünde ve çocuklarımızın ilgi ve yetenekleri doğrultusunda sportif bir faaliyete, bir müzik veya resim kursuna yönlendirerek zamanını dolu dolu geçirmelerine katkı sağlayabiliriz.</p>
<p><strong>            Kitap Okuma Alışkanlığı Kazandırmak</strong></p>
<p><em>            Çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz ona bir göz atalım:</em></p>
<p><em>            Kitap okumanın önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ama kitap okuma alışkanlığını çocuklarımıza nasıl kazandıracağımız konusunda zorluk yaşıyor olabiliriz. Çünkü günümüzde kitapların yerini internet, telefon, televizyon… aldı artık. Maalesef, okumanın zevkinden mahrum, teknoloji bağımlısı bir nesil yetişiyor. Çoğu anne-baba da bilerek veya bilmeyerek buna katkıda bulunuyor. Bazen günümüzün çoğunu internette geçiriyoruz. İçinde kültürümüzü, medeniyetimizi, kendimizi ve hayatın ta kendisini bulacağımız kitaplardan uzaklaşabiliyoruz.</em></p>
<p><em>            </em><em>İnternet, telefon, televizyon… tabi ki gerekli ama kararınca. Fakat tüm bunlardan daha fazla lazım olan, kitap okuma alışkanlığı kazanmak ve çocuklarımıza bu alışkanlığı kazandırmak. Günümüzde yüzlerce olumsuz uyaranların bulunduğu çevrede, kendimize ve çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığı kazandırmak zor olsa da imkânsız değil. Anne-baba olarak bu konuda, kitap okumanın önemine inandıktan sonra ilk yapmanız gereken; çocuklarınıza örnek olmak. Daha sonra aşağıda yazılan maddeleri hayatımızın doğal akışı içinde uygulayabiliriz.</em></p>
<ul>
<li><em>Bir yaşından itibaren, çocuklarınız anlamasa bile, yaşına uygun ilgisini çekebilecek hikâye ve masal kitapları okuyabilir ve çocuklarınızın bu kitapları karıştırmasına izin verebilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınız konuşmaya ve kendini yavaş yavaş ifade etmeye başladığı zaman, geceleri uyuturken hikâye ve masal okuyabilirsiniz. Başka zaman, okuduğunuz hikâye ve masalları anlatmasını isteyebilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Evde herkesin rahatça ulaşabileceği, içinde farklı türden kitapların olduğu bir kitaplık veya kütüphane olabilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınızla birlikte dışarı çıktığınızda kütüphanelere ve kitapçılara da uğrayabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Ailecek, bulunduğunuz yerleşim yerindeki bir kütüphaneye üye olabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuğunuzun okuyacağı kitapları kendisinin seçmesine ve kendi kitaplığını/kütüphanesini oluşturmasına yardımcı olabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınıza verdiğiniz harçlıklarının bir kısmıyla onları kitap almaya teşvik edebilirsiniz. Böylece kitaplarını daha çok sahiplenecek ve onlara gereken değeri verecektir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınıza alacağınız hediyeler arasında kitap da olabilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınızı yaşına uygun bir dergiye abone olmaları ve takip etmeleri yönünde teşvik edebilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Evinizde her akşam bir kitap okuma saatiniz olabilir. O saat aralığında evde bulunan herkes tüm işini bırakıp, bir odaya toplanarak sessizce kitap okuyabilir ve okuma bittiğinde herkes okuduğu kitaptan birkaç cümle paylaşabilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Bazı günler de, kitap okuma saatinde belirli bir kitabı sırayla bir kişi okuyabilir ve diğerleri de dinleyebilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Aile içinde kitap okuma hedefi koyabilir ve hedefi tutturanlara küçük hediyeler alabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınıza akranlarıyla birlikte katılacakları kitap okuma programları düzenleyebilir ya da düzenlenen programlara katılmalarını sağlayabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklarınızı kitap okumaları için sürekli uyarmak yerine, önce siz elinize kitabınızı alıp, okumaya başlayabilir ve çocuklarınız her kitap okuduklarında onları motive edici cümleler kurabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>            İlk yazıda</em><a href="https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-1/" target="_blank" rel="noopener"><em><strong>(</strong></em><em><strong>ÇOCUKLARIMIZIN MANEVİ EĞİTİMİ-1</strong></em><em><strong>)</strong></em></a><em> ve bu yazıda bahsettiğimiz hususları uygularken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta da şudur: Nasıl ki bir öğrenci öğretmeni severse dersi de sever, öğretmeni sevmezse dersi de sevmez. Çocuklar da anne babalarını severlerse onların yaptıklarını ve söylediklerini de severler, örnek alırlar ve yapmaya çalışırlar. Ama anne babalarıyla sağlıklı bir iletişim kurmakta zorlanırlarsa ve onlarla sürekli bir çatışma içinde olurlarsa onları örnek almazlar ve dediklerini de yapmak istemezler. Bu yüzden anne baba çocuklarıyla iletişimlerini ve özellikle de ailede eşler kendi aralarındaki iletişimlerini mümkün olduğunca sağlıklı bir şekilde sürdürürlerse çocuklar onlara anlatmak istediklerinizi alacak ve uygulamakta zorluk yaşamayacaklardır.</em></p>
<p><em>            Eşinizle olan ilişkinizi daha da güzelleştirmek veya iyileştirmek için bu konudaki kitaplardan faydalanabilirsiniz. Ayrıca, anne baba olarak çocuklarınızla olan iletişiminizi güçlendirmek için, öncelikle onların gelişim dönemlerini iyi bilmelisiniz, bu konuda ve çocuklarınızla iletişim konusunda kitaplar okumalı, seminerler ve konferanslar dinlemelisiniz. Eşinizle veya çocuklarınızla iletişim ve ilişki sorunu yaşadığınızda sadece kitap okuyarak bunu çözemiyorsanız bir uzmandan destek almaktan çekinmemelisiniz.</em></p>
<p><em>            </em><strong>“Hiçbir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir mîras bırakmamışltır.”</strong> (Tirmizî, Birr, 33)</p>
<p><strong>&#8220;İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.&#8221; </strong>(Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8)</p>
<p><strong>Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>            İstifade Edilen Kaynak: https://listelist.com/cocuklarda-teknoloji-kullanimi/</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-2/">Çocuklarımızın manevi eğitimi-2 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızın manevi eğitimi-1 &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2021 11:00:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=17319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili anne babalar, Siz çocuklarınızın ilk öğretmenlerisiniz. Çocuklarınız, hayata gözlerini ilk sizlerle açtılar. İlk sizin seyrettiğiniz pencereden seyrettiler dünyayı ve belli bir yaşa kadar da seyretmeye devam edecekler. Onları maddi-manevi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-1/">Çocuklarımızın manevi eğitimi-1 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili anne babalar,</p>
<p>Siz çocuklarınızın ilk öğretmenlerisiniz. Çocuklarınız, hayata gözlerini ilk sizlerle açtılar. İlk sizin seyrettiğiniz pencereden seyrettiler dünyayı ve belli bir yaşa kadar da seyretmeye devam edecekler. Onları maddi-manevi en iyi ve en güzel şekilde yetiştirmek sizin en önemli sorumluluklarınızdan bir tanesidir. Maddi olarak bakımları konusunda elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmanızın yanı başında çocuklarınızın manevi olarak da gelişimlerini sağlamak çok önemlidir. Bu mesele herkesten önce, doğrudan anne ve babanın sorumluluğundadır.</p>
<p><em>“Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz.” </em> <strong>(Tahrim Suresi/6)</strong></p>
<p><strong>            </strong><strong>“Hepiniz çobansınız/gözetmensiniz ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz..”</strong> (Buhari, Nikah,91)</p>
<p><strong>&#8220;Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi siz de evlerinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz. Öğretmezseniz mesul olacaksınız.&#8221; </strong>(Buhârî, Vesâyâ 9; Müslim, İmâre 20)</p>
<p><strong>            </strong><strong>&#8220;Bir kimsenin bir kız evladı olsa da, onu İslam adabı ile terbiye etse ve Allah&#8217;ın kendisine verdiği nimetlerle büyütse, Allah Teâlâ, o kişiyi cehennem ateşinden korur.&#8221; </strong>(Taberani, Mu’cemu’l Kebir, 9/45, H. No: 10295)</p>
<p><strong>“… bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdetâ gayr-ı müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki dâvâcı olur: &#8216;Neden imanımı terbiye-i İslâmiye ile kurtarmadınız?..&#8217; &#8230; ”</strong> <em>(Emirdağ Lahikası-I, 20. Mektup)</em></p>
<p><em>            Manevi Eğitime Ne Zaman Başlamalıyız?</em></p>
<p><em>            Görüldüğü üzere bu konu anne baba açısından çok büyük sorumluluğu olan ciddi bir meseledir. Peki çocukların manevi eğitimi hangi yaşta verilmeye başlanmalıdır? Bu sorunun cevabı: Çocuğun manevi eğitimine daha anne karnındayken başlanmalıdır. Çünkü helal lokma kişinin manevi hayatına doğrudan tesir eder. Anne karnındayken annenin yedikleriyle beslenen bebek; anne yediklerine içtiklerine dikkat ediyor, haram yemiyor, şüpheliden kaçınıyor ve helal gıda yiyorsa manevi açıdan alıcıları daha kuvvetli olacaktır. Çocuğun manevi eğitimi, onun doğumundan sonra da hız kazanarak devam edecektir. Artık doğumdan sonra baba da daha aktif olarak bu eğitimde yer alacaktır.</em></p>
<p><em>            </em></p>
<p><em>            Rol-Model Olmalıyız</em></p>
<p><em>            Çocuklar en çok model alarak ve taklit ederek öğrenirler. Anne babalar çocuklarına kazandırmak istedikleri iyi ve güzel özellikleri, öncelikle kendileri yaşayarak ve onlara örnek teşkil ederek kazandırmalıdırlar. Anne baba tarafından yaşanmayan hiçbir güzellik, sadece sözel olarak ifade edilerek çocuğa kazandırılamaz.</em></p>
<p><em>            Korkutarak ve Zorlayarak Değil Sevdirerek</em></p>
<p><em>            Özellikle manevi eğitimde temel prensip, korkutmak değil sevdirmek olmalıdır. Çocuklar Allah&#8217;ın azabı ile, cehennem ile korkutulmamalı, tam aksine Allah&#8217;ın sevgisi ve cennet ile sevindirilmelidir. Çünkü, sevgiyle öğretilenler daha kalıcı olurlar. </em><strong>&#8220;Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın.&#8221;</strong> [Müslim, Cihâd, (1732).]</p>
<p><strong>Çocuklara Namazı Nasıl Sevdirebiliriz?</strong></p>
<p>Çocuklarımıza namazı sevdirmeyi, onları namaza teşvik etmeyi ve dinen mükellef olduktan sonra düzenli olarak namaz kılmalarını hepimiz arzu ederiz. Ama bu ibadetin insanın tabiatı haline gelmesi bir anda olmaz. Çocuğunuz ibadet yapmakla mükellef olduktan sonra, onu karşınıza alıp &#8220;Artık sana ibadetler(namaz, oruç&#8230;) farz, bundan sonra aksatmadan her gün beş vakit namaz kılmalı ve her yıl Ramazan ayı boyunca oruç tutmalısın&#8221; demenin, çocuklarımız üzerinde çok fazla etkisi olmaz. Belli bir yaştan itibaren düzenli ibadet etmesini istediğimiz çocuklarımıza, öncelikle rol-model olarak daha sonra da küçük küçük adımlarla ibadeti sevdirmeliyiz. Örneğin, çocuğunuza namazı sevdirmek için şöyle bir yol izleyebilirsiniz: 6 veya 7 yaşında çocuğunuza &#8220;Hadi bir namazı(öğle, akşam&#8230;) seç, bu yıl seninle o namazı birlikte kılalım. Her bir ay için bir tane tablo hazırlayalım ve kıldığın her gün için bir çıkartma yapıştıralım. Bir ay sonunda eğer her gün kılmış olursan sana sürpriz bir hediyem olacak. Ne dersin?&#8221; diyebiliriz.</p>
<p>Çocuk ilk etapta sünnetleri de kılması konusunda zorlanmamalı. Farzla başlanmalı ve yavaş yavaş sünnetlere de geçilmelidir. Çocuk bir ay içinde bir-iki gün kaçırmış olsa bile aşkını şevkini kırmamak için hediye verilmemezlik yapılmamalı. Verilen hediyenin maddi değeri çok büyük olmamalı. Çok sevdiği bir yemek, bir pasta, küçük bir oyuncak bile hediye olabilir. Bu şekilde her yıl bir vakti kılmaya alışmış olan çocuk, beş yılın sonunda beş vakti de kılmaya alışmış olacaktır. Ayrıca, üç aylarda Recep, Şaban ve Ramazan ayları için bir tablo yapılabilir. Böylelikle hem namaza alıştırma hem de bu ayların önemini anlatma birlikte verilmiş olur.</p>
<p><strong>Çocuklara Paylaşmayı ve Yardımlaşmayı Nasıl Öğretebiliriz?</strong></p>
<p>Bizim dünyamızda yardımlaşma ve paylaşma çok önemlidir. Çocuklarımıza bu değeri kazandırmak için de şöyle bir yol izleyebilirsiniz: Öncelikle çocuğa onun da beğeneceği güzel bir kumbara alın. Sonra bu kumbaraya kendisine verilen paralardan biriktirmesini söyleyin. Epey bir para biriktikten sonra, çocuğunuzun almak istediği bir oyuncak ya da başka bir şey varsa, bunu kumbaradaki parasıyla alabileceğini söyleyin. Ama dünyada yardıma muhtaç başka çocukların ve insanların da olduğunu çok fazla detaya girmeden anlatın. Kumbarayı açtığında parasının bir kısmını bu çocuklara ulaştırmanın çok güzel bir davranış olduğunu ifade edin. Kendinizin de bazen bu çocuklara ve insanlara yardım ettiğinizi, isterse onun da parasını kendinizin parasıyla birleştirip gönderebileceğinizi söyleyin. Ne kadar vereceği konusunda çocuğunuzu zorlamayın. Çocuğunuz böylelikle hem tasarruf etmeyi hem de paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenmiş olur.</p>
<p><strong>Her Zaman Olumlu Dil Kullanmalıyız</strong></p>
<p><em>            Çocuğa manevi eğitim, olumsuz(günah, haram&#8230;vb.) üzerinden değil, olumlu üzerinden verilmelidir. Örneğin; çocuğunuz yenmesi haram olan bir şeyi istedi. Ona direkt &#8220;Bu haram, yenmez.&#8221; derseniz, onun ilgisini çeken şeye ulaşmak için önüne çıkan engelin &#8220;din&#8221; olduğu mesajını iletmiş olursunuz. Halbuki bunun yerine &#8220;Bu, sağlığımız için çok zararlı ya da bunun içinde sağlıksız bazı maddeler var, ben senin için bunun sağlıklı olanını bulup alacağım.&#8221; denebilir. Yani anlatılmak istenen durum, çocuğa olumlu bir dil kullanılarak anlatılmış olunur. Daha sonra da muhakkak, çocuğun istediği şeyin uygun olanı alınıp verilmelidir.</em></p>
<p><em>            Dini Gün ve Geceleri Fırsata Çevirmeliyiz</em></p>
<p><em>            Çocuklara manevi eğitim verilirken bizim için önemli dini gün ve gecelerimiz muhakkak değerlendirilmelidir. Özellikle bir İslam ülkesinde yaşamayan çocuklar, içinde yaşadıkları gayrimüslim toplumların görünürdeki o ışıltılı, parıltılı, rengarenk özel günlerinin(christmas, noel, sinterklaas&#8230;vb.) cazibesine kapılabilirler. Örnek olması açısından üç aylarda çocuklara yönelik neler yapılabileceğini ele alalım:</em></p>
<ul>
<li><em>Öncelikle bu özel zaman dilimleri gelmeden çocuklara &#8221; üç aylar geliyor, çok az kaldı. Şu gün &#8230;.. Kandili, çok heyecanlıyım. Ramazana şu kadar kaldı. Ramazanın havası bir başka oluyor. Ben Ramazan ayını çok seviyorum&#8230; vb&#8221; şeklinde doğal, samimi konuşmalar yapılarak onlarda merak uyandırılabilir. Sonra üç aylar, kandiller, Ramazan, bayram hakkında çocukların yaşlarına uygun bilgilendirme yapılabilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Yaşı müsait olan çocuklar anne babalarıyla birlikte tam gün, yaşı küçük olanlarsa tekne orucu tutabilirler. O gün çocuklara sevdiği yemekler hazırlanabilir ve küçük bir hediye alınabilir. Oruç tutsalar da turmasalar da özellikle kandil günlerinde ve Ramazanda çocuklara ara ara küçük hediyeler verilebilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Özellikle kandil günleri ve tüm Ramazan boyunca evimiz, çocukların hoşuna gideceği şekilde onlarla birlikte süslenebilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Artık tam gün oruç tutmakta zorlanmayan çocuklarla orucun önemini anlatan yaşlarına uygun bir kitap Ramazandan önce birlikte sesli bir şekilde okunabilir ya da bununla ilgili yaşlarına uygun videolar izlenebilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Ramazan ayı Kur&#8217;an ayı.. üç aylar boyunca -özellikle Ramazanda- çocuklar Kur&#8217;an okumaya teşvik edilebilir. Paylaştığımız hatimlerden Kur&#8217;an okumasını bilen çocuklarımıza birer ikişer sayfa verilebilir. Ya da ayrıca yaşlarına uygun makul günlük/haftalık hedefler(1 sayfa, 2 sayfa&#8230;) verilebilir.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Özellikle Ramazan ayına özel çocuklara yönelik ev içinde günlük etkinlikler planlanabilir. (Bu konuda biraz araştırma yapılarak uygun etkinlikler çok rahat bulunabilir.)</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Unutmayalım, çocuklar model alarak öğrenirler. Sadece üç aylarda değil, her zaman mümkün olduğunca, namaz kılıyorsak çocuklarımızın gözü önde kılalım, Kur&#8217;an ya da kitap okuyorsak çocuklarımızın gözü önde okuyalım.</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>Çocuklar nefsî davranırlar ve her zaman daha güzel olanı, daha çok hoşlarına gideni severler ve isterler. O yüzden, onlara kazandırmak istediğimiz hasletleri, değerleri çok güzel bir şekilde ambalajlamalı ve sunmalıyız ki istemediğimiz şeylere meyletmesinler.</em></li>
</ul>
<p><em>            Teknolojiden de Yararlanmalıyız Ama Ölçülü!</em></p>
<p><em>            Çocuklara manevi eğitim ve değerler eğitimi verirken muhakkak teknolojiden de faydalanmalıyız. Zira teknoloji çağında yaşıyoruz. Çocuklarımızı teknolojik aletlerden uzak tutmak imkansız. Teknolojinin, çocuklarımız tarafından sınırsız ve kontrolsüz kullanımının önüne uygun bir şekilde geçerek, onu daha verimli nasıl kullanabiliriz, bunun yollarını araştırmalıyız. Çocuklar için uygun çizgi filmleri, animasyonları, filmleri, dizileri, belgeselleri, youtube kanallarını araştırıp bularak bunları çocuklarımızın manevi eğitiminde ve değerler eğitiminde aktif bir şekilde kullanmalıyız. Ama, çocuklarımızı ekranla muhatap ederken ölçüyü kaçırmamalıyız.</em></p>
<p><em>            Muhakkak Kitapları da Kullanmalıyız</em></p>
<p><em>            Çocuklara manevi eğitim ve değerler eğitimi vermenin en güzel yollarından birisi de kitapları kullanmaktır. Anne babanın çocuklarına okuyacağı masallar, hikayeler onların manevi eğitimleri ve değerler eğitimi açısından oldukça önemlidir. Çocuklar okuma-yazma öğrendikten sonra da anne baba onlara kitap okumaya devam etmenin yanı sıra, çocukların da okumaları için onlara örnek olmalı ve kitap okuma alışkanlığı kazanmaları konusunda onları teşvik etmelidir.</em></p>
<p><em>            Çocukların yaşlara göre ideal ekran kullanım süreleri ve kitap okuma alışkanlığını kazandırmanın yolları konularını da gelecek hafta paylaşalım.</em></p>
<p>(Yazımızın devamı bir sonraki bölümde olacak&#8230;)</p>
<p><strong><em>  Hizmetten | Kerem Şahin       </em></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cocuklarimizin-manevi-egitimi-1/">Çocuklarımızın manevi eğitimi-1 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlam arayışımız &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/anlam-arayisimiz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2021 11:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16189</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu olarak, zahiren sebeplerle örgülenen, dünya dediğimiz bir madde âleminde yaşıyoruz. Dinamik bir yapıya sahip olan bu dünya hayatında, insan da maddi yapısı itibariyle dinamik bir süreç içerisinde. Bebeklikten gençliğe,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anlam-arayisimiz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Anlam arayışımız | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu olarak, zahiren sebeplerle örgülenen, dünya dediğimiz bir madde âleminde yaşıyoruz. Dinamik bir yapıya sahip olan bu dünya hayatında, insan da maddi yapısı itibariyle dinamik bir süreç içerisinde. Bebeklikten gençliğe, gençlikten yetişkinliğe, yetişkinlikten yaşlılığa bu değişim devam edip gidiyor. Fiziki yapısı itibariyle değişen insanın, hayatı da dinamik bir yapıya sahip ve devamlı surette değişiyor. İnsan, bir gün iyi bir gün kötü, bir gün hasta bir gün sağlıklı, bir gün kolaylık içinde bir gün zorluk içinde&#8230;</p>
<p>Peki, bu dinamik süreç içerisinde insan ruh sağlığını nasıl koruyacak? &#8220;Anlam&#8221; ile.. <strong>İnsan, içinde bulunduğu değişken hallere, başına gelen olaylara, karşılaştığı durumlara yüklediği tutarlı ve olumlu anlamla ruh sağlığını koruyabilir.</strong></p>
<p>İki insan düşünelim. İkisi de aynı olayla karşılaşmış olsun. Biri başına gelen o olaya olumsuz anlam yüklesin, diğeri ise olumlu anlam yüklesin. Görülecektir ki, olumsuz anlam yükleyen, hem olayın ağırlığı hem de olaya yüklediği olumsuz anlamın ağırlığıyla beraber, karşı karşıya kaldığı olaydan, diğer insana göre çok daha fazla etkilenecektir. Bu da o insanın ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir.</p>
<p>Daha da somutlaştıracak olursak; suçsuz yere hapse girmiş iki insanı ele alalım. Birincisi hapiste oluşuna &#8220;Nereden başıma geldi bu, buradan çıkamayacağım, burada öleceğim&#8230;&#8221; diyerek olumsuz anlam yükleyerek, hem hapishane şartlarının ağırlığı, hem de belki de hiç yaşamayacağı bu düşündüğü ve dillendirdiği düşüncelerin ağırlığıyla daha fazla ızdırap çekecek, ruhsal ve fiziksel olarak kötüleşecektir.</p>
<p>İkincisi ise, &#8220;Ben suçsuzum, ama başıma gelen bu olay, benim kişisel bir takım hatalarım yüzündendir, hem benden önceki bir çok insan inandığı değerler uğruna çeşitli sıkıntılara maruz kalmıştır. Bu olay benim için hayırdır. Ben şimdi burada çok fazla zamana sahibim. Bu zamanı maddi-manevî gelişimim adına çok iyi değerlendirmeliyim&#8230;&#8221; diye düşünüp hapiste oluşuna olumlu anlam yükleyerek ruhuna ve bedenine gereğinden fazla ızdırap çektirmemiş olacaktır.</p>
<p><strong>Anlamı, sahip olduğumuz değerler besler. İdeali olan bir insanın, idealine duyduğu &#8220;inanç&#8221; bir değerdir. Bu idealine ulaşmak için yürüdüğü yolun gerektirdiği bir takım özellikler değerdir. Bağlılık, vefa, dürüstlük, aldatmama, yalan söylememe&#8230; gibi.</strong></p>
<p>Hepimizin bildiği şu cümlelere bakarak, ne demek istediğimizi daha iyi anlatmış olacağız: <em>&#8220;Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hatta bir bahtiyar mazlum adam idam olunurken, bedbaht zalimlere demiş: Ben idam olmuyorum. Belki terhis ile saadete gidiyorum&#8230;&#8221; (Sözler, 13. Sözün 2. Makamı)</em> Bu cümlelerde, hapishaneye ve ölüme yüklenen anlamın, insanın olaylara bakış açısını olumlu manada tam tersine çevirdiğini görüyoruz. Sahip olunan değerler anlamı besliyor ve böylelikle ruh ve beden sağlığı korunmuş oluyor.</p>
<p><strong>Tüm bunları söylerken, karşılaştığımız olumsuz olaylara, olumlu anlam yükleyerek, pasif bir teslimiyet içine girelim demiyoruz. Tam aksine, olumlu anlam yüklemenin yanı sıra, yaşanılan olumsuz olaydan kurtulma adına bütün sebeplere riayet edilmeli ve elden ne geliyorsa yapılmalıdır.</strong> Bunun örneğini de, yukarıdaki cümlelerin sahibinin mahkeme savunmalarında ve hayatında görmek mümkün.</p>
<p>İbrahim Hakkı Hz.&#8217;nin dediği gibi, &#8220;<em>Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah&#8221;</em>. Olaylara &#8220;hikmet&#8221; nazarıyla bakabilme de, olumlu anlam yükleyebilme adına çok önemli ve gereklidir. Olayları bir bütün olarak, öncesiyle ve sonrasıyla değerlendirebilme perde arkasını görmeye çalışma, olumlu anlam yüklerken bize çok büyük katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Negatif ve kötümser düşünme gibi, pozitif ve iyimser düşünme de bulaşıcıdır. <strong>Çevremizdeki insanların olumlu, pozitif ve iyimser düşünen insanlar olmaları, olaylara olumlu anlam yükleyerek ruh ve beden sağlığımızı koruma adına çok büyük katkıları olacaktır.</strong></p>
<p>Bu bağlamda yeniden düşünecek olursak; hapse girmemiz tüm dünyamızın başımıza yıkılması mı, her şeyimizi kaybetmemiz mi, yoksa hem peşinden koştuğumuz bir ideal uğruna bedel ödeme hem de kendimizle başbaşa kalıp maddi-manevî yükselme mi? Ülkemizi terk etmek zoruda kalmamız, bir daha geri dönememecesine bir sürgün mü, yoksa yeni başaklar verme adına toprağa -yani aslımıza- bir hicret mi? Malımızın gasp edilmesi, fakir, perişan bir duruma düşmek mi, yoksa &#8220;istediğine verip, istediğinden alma&#8221; yetkisine sahip olanın emanetini geri alması ve üstelik bunu sadaka sayması mı?</p>
<p>Ne dersiniz? Zaman hızla akıp geçiyor. Peki, biz bu zamanla beraber nasıl akıp gidiyoruz? Ruh ve beden sağlığımızı kaybetmeden, başkalarının da ruh ve beden sağlığını korumalarına yardımcı olarak mı yol alıyoruz ya da yaşadığımız olaylara olumsuz anlam yükleyerek, kaldıramayacağımız bir yükün altına mı giriyoruz. Bu ikincisine mahkum değiliz.</p>
<p><strong>Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/anlam-arayisimiz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Anlam arayışımız | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek mutluluk! &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/gercek-mutluluk-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Dec 2020 11:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatının her alanında mutlu olmak istiyor insan. Evde, işte, okulda, yalnızken&#8230; Her anını mutlu kılabilmek için çabalıyor. 21. yüzyılın insanı mutlu olmak için yemek yiyor, alışveriş yapıyor, mülk ediniyor&#8230; Peşinden&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gercek-mutluluk-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Gerçek mutluluk! | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatının her alanında mutlu olmak istiyor insan. Evde, işte, okulda, yalnızken&#8230; Her anını mutlu kılabilmek için çabalıyor. 21. yüzyılın insanı mutlu olmak için yemek yiyor, alışveriş yapıyor, mülk ediniyor&#8230; Peşinden koştuğu; içinde derdin, sıkıntının, acının, hüznün olmadığı mutluluğu elde etme adına parasını, zamanını ve sağlığını harcıyor. Kendinden, ailesinden, çevresinden ödün veriyor. Peki kişinin bu fedakarlıkları onu gerçekten mutlu edebiliyor mu? Acının, hüznün, kederin, derdin, sıkıntının olmadığı bir mutluluk mümkün mü bu hayatta? Gerçekten mutlu insanlar, hiç üzülmüyor, ağlamıyor, acı ve sıkıntı çekmiyor mu?</p>
<p>Bu soruların cevabı, biraz da kişinin mutluluktan ne anladığına bağlı. Mutluluk; yukarıda bahsedilen olumsuz durumları ve duyguları içinde barındırmayan bir hayatsa, bu dünyada mutlu olmak imkansızdır. Ama, olumlu duygu ve durumlarla beraber olumsuz duygu ve durumların da farkında olarak, bunlarla başedebilme becerisine sahipse bir insan, o zaman mutluluktan bahsedebilir. Belki bu beceriye sahip bir insana &#8220;mutlu&#8221; demekten ziyade, &#8220;huzurlu&#8221; demek daha doğru olacaktır. <strong>Kanaatimce bu dünyada &#8220;gerçek mutluluk&#8221; diye bir durum söz konusu değildir. Fakat, olumlu olumsuz her duygu ve durumla beraber &#8220;gerçek huzur&#8221; daha elde edilebilir bir ruh halidir.</strong></p>
<p>Bir de nasıl gerçekten mutlu olabilsin ki insan? <strong>Salt mutluluğu nasıl yaşayabilir, tek gerçeğin ölüm olduğu ve her küçük ayrılığın büyük ayrılık olan ölümün bir provası olduğu hakikatiyle her an yüzleşip durmaktayken? Hele, son yıllarda bu son cümleyi iliklerimize kadar yaşıyorken ve hissediyorken. </strong>Dert, ızdırap, acı, hüzün, ayrılıklar hayatımızın baş köşesine kurulmuş birer tanrı misafirleriyken&#8230;</p>
<p>Bu misafirlerle gerçek mutluluğu yaşayamasak da, çoğumuz itibariyle gerçek huzuru yaşadığımızı düşünüyorum. Çünkü farkındayız biz bu olumsuz duyguların ve durumların. Farkındayız onları bize misafir gönderenin. Farkındayız misafirin bir gün geldiği yere döneceğinin. Farkındayız, eğer farkında olursak başımızdaki her olumsuzlukların ve teşekkür edersek onları bize gönderene, işte o zaman ebedi huzuru yakalayacağımızın.</p>
<p>Bu dünyada mutluluktan daha değerli ve anlamlı olan huzuru yudumlaya yudumlaya yaşayabilmek mümkün. <strong>Hasta-sağlıklı, tutsak-hür, kaybeden-kazanan, ayrı-beraber hangi hal içinde olursak olalım, eğer insan kendinden daha büyük bir şeye(bir değere, bir anlama, bir ideale&#8230;) kendini adamışsa ve bu uğurda yaşatmak için yaşıyorsa, dünyanın en huzurlu insanlarından biridir. </strong>Çünkü farkındadır o insan, bu yolda attığı her adımın, sonsuz bir huzurun davetçisi olduğunun. Farkındadır ve tadını almıştır bir kere, dünya insanına huzuru tattırma gayretinin kendini nasıl huzurlu kıldığının.</p>
<p>Bir anlama, değere, ideale kendini adamış huzur talibinin, bu yolda yürüyen diğerleriyle omuz omuza vermesi, sendeleyenin koluna girmesi, düşeni kaldırması, ağlayanın gözyaşını silmesi, ayrılanı ve kaybedeni teselli etmesi, geride kalana el uzatması, yaralanmışların yarasını sarması hem diğer yolcuların, hem kendinin hem de topyekün bir insanlığın huzuru adına çok önemlidir. <strong>Yolun hangi şeridinde ilerleyen yolcu olursa olsun, kabiliyeti olduğu her alanda diğer yolculara sahip çıkması, onlara yalnızlık, kimsesizlik, çaresizlik ve ümitsizlik duygularını yaşatmaması huzurlu bir yolculuk için olmazsa olmazdır.</strong></p>
<p>Hepimize iyi yolculuklar ve huzurlu hayatlar&#8230;</p>
<p>Bu yazıda anlattıklarımı daha açık şekilde psikolojik bir izahla yazacaktım, o niyetle başlamıştım ama hissiyatım beni daha muğlak yazmaya itti. Yine de dikkatli bir şekilde okunursa, yazının psikolojik bir alt yapısı olduğu anlaşılacaktır. Umarım maksat hasıl olmuştur. Zira söylediği ve yazdığı her şeyin, bu yolculuğun sonunda kişinin lehine veya aleyhine olacağının farkındayım. İstifadeli olması ümidiyle.</p>
<p><strong>Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/gercek-mutluluk-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Gerçek mutluluk! | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eyvah Asimile mi Oluyoruz? &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/eyvah-asimile-mi-oluyoruz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2020 11:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[asimile]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15475</guid>

					<description><![CDATA[<p>2020 yılı bitiyor, 2021 yılına giriyoruz. Özellikle batı ülkelerinde yeni yıla girerken hummalı bir hazırlık yapılıyor. Bu hazırlık hem bireysel hem de kurumsal olarak yapılıyor. İnsanlar evlerinin içini, bahçelerini, yerel&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/eyvah-asimile-mi-oluyoruz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Eyvah Asimile mi Oluyoruz? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2020 yılı bitiyor, 2021 yılına giriyoruz. Özellikle batı ülkelerinde yeni yıla girerken hummalı bir hazırlık yapılıyor. Bu hazırlık hem bireysel hem de kurumsal olarak yapılıyor. İnsanlar evlerinin içini, bahçelerini, yerel yönetimler ise sokakları, caddeleri, meydanları rengarenk süslüyorlar ve ışıklandırıyorlar. İnsanlar birbirlerinin yeni yılını kutlamak için hediyeler alıyorlar, tebrik kartları hazırlıyorlar&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;de de yeni yıl kutlama hazırlıkları olurdu ama buralardaki gibi değildi. Buralardaki kutlama hazırlıkları özellikle çocuklarımızın dikkatini çekiyor. O rengarenk süslemeler, ışıl ışıl ışıklandırmalar, çeşit çeşit hediyeler, çikolatalar çok hoşlarına gidiyor ve onları cezbediyor. Sadece çocukların değil, büyüklerin de dikkatini çekiyor ve hoşuna gidiyor.</p>
<p>Anne babaların aklına bu konularda bazı sorular takılabiliyor ya da çocuklar direkt bu konularla alakalı sorular sorabiliyor veya fikirlerini, isteklerini dile getirebiliyorlar: <strong><b>&#8220;Anne/baba, biz de evimizi böyle süsleyemez miyiz? Bizim bayramlarımız neden bu kadar güzel değil?&#8230;&#8221;</b></strong> Muhakkak bu ve benzeri bir çok soru size tanıdık geliyordur.</p>
<p>Çoğu anne baba bu tarz soruları duyunca endişelenebilirler ve çocuklarının &#8220;asimile&#8221; olmasından korkabilirler. Bu, anlaşılabilir doğal bir reflekstir. Peki, gerçekten durum böyle midir? Gerçekten de, yeni yıl hazırlıklarının, süslemelerin, ışıkların çocukların hoşuna gitmesi, onların da kutlama yapmak istemesi çocuklarımızın asimilasyona maruz kalmaya başladığını mı gösterir? Anne babalar, çocukların bu masumca isteklerinden ne kadar korkmalıdırlar?! Çocukların bu istekleri karşılanmalı mıdır?</p>
<p>Bu sorulara farklı açılardan(kültürel, dini, psikolojik&#8230;) bir çok cevap verilebilir. Ama ben burada bazı açılardan şahsi fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle dünyanın bir çok ülkesi güneş takvimini, yani miladi takvimi kullanıyor. Biz de zamanımızı bu takvime göre tanzim ediyoruz. Bu noktada geçmiş her bir yıl ve gelecek yıllar, en az başkalarının olduğu kadar bizim de yılımız. Batılı ülkeler 2021 yılına girerken biz farklı bir yıla girmeyeceğiz. Yani hepimizin içinde yaşadığı şu dünya, güneşin etrafında hepimiz için dönüyor. Bu açıdan, yeni bir yılın gelişini kutlamak için, inandığımız değerlerle çelişmeyecek ve hassas sınırlarımızı ihlal etmeyecek şekilde bir hazırlık yapmanın bir sakıncası olmasa gerek.</p>
<p>İçinde yaşadığımız ülkelerde özellikle çocuklarımızın entegre olmaya çalışırken asimile olmasından korkmamız doğal bir duygu. Ama bir noktayı gözden kaçırmamamız gerekiyor ki o da entegre olmak. <strong><b>Entegre olacağız derken asimile olmaktan endişe ettiğimiz kadar, asimile olmayalım derken entegre olamamaktan da endişe duymalıyız.</b></strong> Çünkü, içinde yaşadığımız topluma her alanda katkıda bulunabilmek, onlarla aramızda köprüler inşa edebilmek ve dünya barışına giden yolda bir adım daha atabilmek için sağlıklı bir entegrasyon sağlamak zorundayız. Bunun için de muhataplarımızın değerlerine saygı duymalı ve bu saygıyı çocuklarımıza da yaşatarak öğretmeliyiz. Birlikte yaşadığımız toplumun değerlerine saygı duyarak, onların da bizim değerlerimize saygı duymalarına zemin hazırlamış oluruz. Bu toplum içinde iletişim halinde olduğumuz insanların yeni yıllarını ve başka özel günlerini kutlamak, tebrik etmek onlarla olan iletişimimizi güçlendirir. Onlarda bizlere karşı olumlu bir bakış açısı oluşturur. Onların da bizim özel günlerimize saygı duymalarına, o günlerimizi kutlamalarına ve bizi tebrik etmelerine vesile olur. Böylece aramızda bir sinerji oluşur.</p>
<p>Fakat tüm bunları yaparken bir noktayı kesinlikle ihmal etmemeliyiz. Kendi dini ve milli bayramlarımızı, kandillerimizi en az içinde yaşadığımız toplumun özel günlerini kutladığı kadar, çocuklarımızın ilgisini çekecek ve onların hoşuna gidecek şekilde güzel kutlamalıyız. Bu özel günlerimizde evlerimizi ışıl ışıl süslemeli, çocuklarımıza hediyeler almalı, onları en güzel şekilde giydirmeliyiz. Çocuklar her zaman daha ışıltılı, daha parıltılı, daha süslü, daha güzel olanı severler. <strong><b>Biz kendi özel günlerimizi en az içinde yaşadığımız toplumun özel günleri kadar cazibeli hale getirmiyorsak, çocuklarımızın daha güzel olana meyledip asimile olmasından korkabiliriz.</b></strong></p>
<p>Yaşadığımız toplumun özel günlerinde; çocuklarımızla beraber, onlara hediyeler hazırlamak, tebrik kartları vermek, mesajla, arayarak veya yüzyüze günlerini kutlamak entegrasyon adına çok önemlidir. Sadece mutlu günlerinde değil, mutsuz, üzüntülü, yaslı zamanlarında da onların yanında olduğumuz mesajı vermek ve maddi-manevi destek olmak hem bir insanlık vazifesi, hem de gönüller arası köprüler kurma vesilesidir.</p>
<p>Bu şekilde davranarak yaşadığımız topumun özel zaman dilimlerini, olduğu gibi benimseyip, tıpkı onlar gibi kutlama yapalım demiyorum. <strong><b>Ama, her konuda olması gerektiği gibi bu konuda da aşırı uçlara kaçmadan, dengeyi yakalayarak, muhataplarımıza saygı duyduğumuzu gösterelim ve bunu yaparken de, değerlere ve farklılıklara saygılı olmayı çocuklarımıza hem yaşayarak ve yaşatarak hem de çocuklarımızın bu konulardaki meşru isteklerini elimizden geldiğince karşılayarak onların duygularını tatmin edip, asimile olmadan entegre olmalarına zemin hazırlayalım diyorum. </b></strong>Unutmayalım ki; bizim iyi bir niyetle yaptığımız her şey, muhataplarımıza sıcak ve samimi gelecek ve onların da iyi ve güzel olana ancak iyi ve güzel olanla cevap vermesini sağlayacaktır.</p>
<p><strong>*(Önemli Not:</strong> Bu yazıda anlattıklarım benim şahsi görüşlerim olup, yazınının yayınlandığı<br />
platformları bağlamaz. Bu yazdıklarım bir cevaz, bir fetva olarak algılanmamalı ve<br />
anlaşılmamalıdır. Meseleye dini açıdan yaklaşan okuyucular, konuyu alanında uzman<br />
ilahiyat hocalarına danışabilirler.<strong>)</strong></p>
<p><strong>Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/eyvah-asimile-mi-oluyoruz-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Eyvah Asimile mi Oluyoruz? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olumlu düşünelim ama nasıl? &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/olumlu-dusunelim-ama-nasil-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Dec 2020 11:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15305</guid>

					<description><![CDATA[<p>            Olumlu düşünmeyle ilgili bugüne kadar bir çok şey okumuş ve dinlemiş olabilirsiniz. Ben bu yazıda size, olumlu düşünmenin faydalarından bahsetmeyeceğim. Sadece, olumlu düşünmeyi farklı bir açıdan ele almaya çalışacağım.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olumlu-dusunelim-ama-nasil-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Olumlu düşünelim ama nasıl? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>            </strong>Olumlu düşünmeyle ilgili bugüne kadar bir çok şey okumuş ve dinlemiş olabilirsiniz. Ben bu yazıda size, olumlu düşünmenin faydalarından bahsetmeyeceğim. Sadece, olumlu düşünmeyi farklı bir açıdan ele almaya çalışacağım.</p>
<p>Olumlu düşünmenin çok yanlış anlaşılan bir konu olduğu kanaatindeyim. Öyle ki, karşılaşılan olaylarla ilgili hep olumlu düşünülünce sanki hiç olumsuz bir şey yaşanmayacağına inanılabiliyor. Bu da, böyle inanan insanlarda hayal kırıklığına sebep olabiliyor. Hatta bazen olumlu düşünme o kadar çok abartılıyor ki, başka hiçbir şey yapmadan, sadece olumlu düşünerek mutlu ve zengin olunacağı anlatılıyor. İnsanlar farkında olmadan olumlu düşünme(ama sadece düşünme!) tuzağına çekiliyor.</p>
<p><strong>Olumlu Düşünmek Polyannacılık Değildir</strong></p>
<p><strong>            </strong>Olumlu düşünmek, her şeyde sadece olumlu olanı, iyiyi ve iyi olma ihtimalini görmek değildir. Olaylara ve durumlara toz pembe bakmak, her şartta iyimser olmak demek değildir.</p>
<p><strong>            Olumlu Düşünmek Olumsuzu Görmemek Değildir</strong></p>
<p>Olumlu düşünebilmek için, olumsuz, kötü, çirkin olayları göz ardı etmek gerekmiyor. Olumsuza göz kapamak, kulak tıkamak, onu hiç düşünmemek her şeyi olumlu yapmıyor. Tam aksine, olumlu düşüneceğim derken olumsuzu hesaba katmamak, insanı istemediği sonuçlarla karşı karşıya bırakabiliyor.</p>
<p><strong>Olumlu Düşünmek Tedbir Almamak Değildir</strong></p>
<p>Olumlu düşünmek, bir şeyler planlarken süreç ve sonuç muhakkak olumlu olacakmış gibi düşünerek, karşılaşılabilecek olumsuzluklarla ilgili tedbir almamak değildir. Olumsuzluklar düşünülmeden planlanan her iş, kişiyi çoğu zaman olumlu sonuçlara götürmez.</p>
<p>İnsan, hayatı boyunca her anlamda mutluluğu, saadeti elde etme ve yaşama çabasındadır. Ama en nihayetinde insanız. Bu hayatta, iyi-kötü, güzel-çirkin, mutluluk-hüzün&#8230; kısacası olumlu-olumsuz her şey bizim için. Mesele, hayattaki olumsuzlukları görmezden gelerek, hep olumlu düşünerek ve olumluyu görerek mutluluğu elde etmeye çalışmak değil. Mesele, olumluyu ümit edip, olumsuzu da hesaba katarak elde edilen sonuca hazırlıklı olma ve sonuca göre mutlu olma veya mutluluğa kavuşabilme adına yeni yol ve yöntemler geliştirebilme meselesidir.</p>
<p>Bazılarımızın sürekli olumlu düşünerek mutlu kalabilme çabası, aslında hayatın her yönüyle kucaklanıp asıl değerlendirilmesi gerektiği şekilde değerlendirilememesine sebep olabiliyor. Bu da her karesi dolu dolu, duyarak ve hissederek yaşanması ve değerlendirilmesi gereken hayatın ıskalanmasına sebep olabiliyor. Çünkü mutluluk ve saadet sadece düşünerek elde edilmiyor. Bunun için çalışmak, çabalamak, sorumluluk almak ve her türlü sonuca hazırlıklı olmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Aklınıza, &#8220;O zaman niçin <em>&#8216;Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır&#8217;</em> diye bir söz söylenmiş, bu sizin dediklerinizle çelişmiyor mu?&#8221; diye bir soru gelebilir. Bu cümleyi tek başına okumamak gerektiğini düşünüyorum. Bu cümle, sözün sahibinin muhtelif eserlerinde söylediği diğer sözlerle bir bütün olarak değerlendirilmeli. Bu cümlede ve bu cümlenin sahibinin yazdığı diğer eserlerde anlattıklarında, &#8216;hayatta bir mücadele verirken&#8217; karşı karşıya kalınan olumsuz, acı, kötü hadislere hikmet nazarıyla bakıp, hikmet sahibinin asıl murad ettiği hikmetin hep güzel olduğunu görebilme ve o hikmetin sonunda hep hayır olduğunu kavrayabilme, ardından da o acı, kötü, olumsuz veya tatlı, iyi, olumlu hadiseden lezzet alabilme olduğunu düşünüyorum. İnsan, başına gelen her olumlu ve olumsuz hadiseye hikmet nazarıyla bakabildiği taktirde hayatından lezzet almayı başarabilir ve neyle karşılaşırsa karşılaşsın hep şükreder.</strong></p>
<p>Tüm bu yazdıklarımdan olumlu düşünmeye karşı olduğum, her olaya karamsar ve ümitsiz baktığım çıkarılmamalı. Tam aksine olumlu düşünmenin insanın psikolojik ve fizyolojik sağlığı açısından faydalı olduğuna inanarak her zaman olumlu, pozitif, ümitvar düşünme ve konuşma taraftarıyım. Ama bir şartla. O da, gereksiz yere dillendirmeden her zaman olumsuzu da hesaba katmak ve hayatımızda ona göre plan yapmak. Böylelikle sonuç olumsuz olduğunda şok olmayız ve hayal kırıklığı yaşamamış oluruz.</p>
<p><strong>Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olumlu-dusunelim-ama-nasil-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Olumlu düşünelim ama nasıl? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yuvanızda huzur soluklatacak değerler &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/yuvanizda-huzur-soluklatacak-degerler-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2020 11:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evlilik, iki karşıt cinsin bir araya gelmesi değildir sadece. Bizim kültürümüzde evlilik, bir ömür boyu sürecek, hatta öldükten sonra da devam edecek bir birlikteliğin başlangıcıdır. Evliliğin temelinde; sevgi, saygı, sadâkat,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuvanizda-huzur-soluklatacak-degerler-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Yuvanızda huzur soluklatacak değerler | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evlilik, iki karşıt cinsin bir araya gelmesi değildir sadece. Bizim kültürümüzde evlilik, bir ömür boyu sürecek, hatta öldükten sonra da devam edecek bir birlikteliğin başlangıcıdır.</p>
<p>Evliliğin temelinde; sevgi, saygı, sadâkat, hoşgörü, merhamet, fedakârlık, güven, sorumluluk… gibi çok önemli değerler vardır. Aile içi şiddetin ve boşanma olaylarının ciddi manada arttığı günümüzde, bu değerler üzerine inşa edilen ve bu değerler ekseninde devam ettirilen evlilik, “ideal bir evliliktir”. <strong>Aynı zamanda ideal evlilik; neslin biyolojik, psikolojik ve sosyolojik açıdan sağlıklı bir şekilde devamı, ailenin tatlı bir meyvesi olan çocukların en güzel şekilde yetiştirilmesi ve yine her açıdan mutlu ve huzurlu bir toplumun inşası bakımından da oldukça önemlidir. </strong>Bundan dolayıdır ki; eşler arasında sağlıklı bir iletişimin kurularak mutlu ve huzurlu bir yuvanın tesisi, yukarıda zikredilen değerleri aile hayatının her alanına yaymakla mümkündür.</p>
<p>Bahsi geçen değerlerden yoksun bir evlilik; eşlerin her ikisine, varsa çocuklara ve hatta eşlerin ailelerine de zulümdür. Bu değerlerden mahrum evliliklerde kavga gürültü eksik olmaz, eşler bedensel ve ruhsal açıdan yıpranır ve en önemlisi de olup bitenlere hiçbir anlam veremeyen çocuklar psikolojik(kimi zaman da fiziksel) olarak ciddi manada zarar görürler.</p>
<p>İnsanoğlunun hata yapması kadar doğal bir şey yoktur ve hataları düzeltmek için de hiçbir zaman geç değildir. Şimdi, şu andan itibaren evliliğimizi daha da güzelleştirmek, ailemizi çok daha sıcak bir yuva haline getirmek, eşimizin huzuru ancak bizde bulabileceği bir eş olmak, maddi-manevi her açıdan ideal bir çocuk yetiştirmek ve mutlu bir toplum inşa etmek için yukarıdaki değerlere sahip olmak adına ilk adımı atabiliriz.</p>
<p><strong>Peki bu değerleri hayatımıza nasıl tatbik edebiliriz?</strong></p>
<p>İnsan, iradesiyle hareket eden bir varlıktır. Bahsi geçen değerlerin bazıları iradî(sadâkat, fedakarlık, hoşgörü, sorumluluk, güven), bazıları ise gayriiradîdir(sevgi, saygı). Fakat eşler arasında evlenmeden önce birbirlerine karşı gayriiradî bir sevgi hissedilir ve sonra aralarında duygusal bir bağ oluşur. <strong>Bundan sonra, aradaki bu sevgiyi beslemek, büyütmek, çoğaltmak iradî bir meseledir.</strong></p>
<p><strong>Aile içinde doğru iletişim kurmak, çatışma durumunda kişiliğe değil davranışa odaklanmak, sadece sözle değil davranışla da sevgiyi hissettirmek, doğru sevgi diliyle hitap edebilmek&#8230; sevgiyi beslemek ve çoğaltmak adına çok önemlidir.</strong></p>
<p>Eşlerden sadece birinin bu değerleri beslemeye çalışması ilişkiyi sağlıklı bir şekilde devam ettirmeye yetmeyebilir. Hem erkeğin hem de kadının aynı derecede gayret sarfetmesi lazımdır.</p>
<p><strong>Özellikle, erkekten kadına akacak sevgi ve şefkat, kadından da erkeğe sevgi ve saygının akmasına sebep olur.</strong> (Detay için bakınız: Şualar, 9. Şua)</p>
<p>Evlilikte huzuru soluklatacak önemli bir değer de sadâkattir. <strong><em>&#8220;Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlahiyenin mûnis, latif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama.&#8221;</em></strong> (Sözler, 32. Söz, 3. Mevkıf) Eşler birbirlerini, Allah&#8217;ın bir hediyesi ve emaneti olduğunu bilerek sevmelidirler. Dış güzelliğe aşık olmak, insanı sadakatsizliğe götürebilir. Halbuki insanı insan yapan iç güzelliğidir, sahip olduğu ve yaşadığı değerleridir.</p>
<p>Aynı zamanda bu değerler birbirlerinin lâzımı gibidir. Evlilik bir çarksa, bu değerler de o çarkın dişlileridir. Dişlinin biri yerinde olmazsa ya da kırılırsa çark sağlıklı bir şekilde işlemez. Sürekli olarak sorumluluğunu yerine getirmeyen birine güvenmek zorlaşır. İnsan güvenmediği kişi için fedakarlık yapmak istemeyebilir. Sorumsuz ve güven vermeyen birine hoşgörü göstermek de zor olabilir&#8230;</p>
<p>Hoşgörülü olmaktan, her şeyi sineye çekip pasif konumda beklemeyi kastetmiyoruz. Hoşgörmek, göz yummak değildir. <strong>Bir insan aynı hataları tekrar tekrar yapıyorsa, bilerek veya bilmeyerek karşısındakine zarar veriyorsa burada acilen çözülmesi gereken bir problem vardır.</strong></p>
<p>Ancak her şeyde olduğu gibi burada da dengeyi kurmak gerekiyor. Kişinin, yaptığı ufak bir hatada agresif tepki verilmemeli, önce kulakverilip dinlenmeli, açıklama yapmasına müsaade edilmelidir. Olaya toptancı bir yaklaşımla bakılmamalı ve bir hata dokuz doğruyu götürmemelidir. Hele bir de muhatap eşinizse, daha bir hoşgörülü olmalısınız. Unutmayın, eşinizin bir kötü huyu varsa, dokuz tane de güzel huyu vardır. Pire için yorgan yakılmamalı ve dokuz bire feda edilmemelidir.</p>
<p>Özellikle aile içinde sorumluluğu kolayca yerine getirmenin formülünü de şöyle açıklayabiliriz: &#8220;<strong><em>A&#8217;malin taksimi, mesainin tanzimi ve teavün düsturunun teshili.&#8221;</em></strong> (Risale-i Nur)</p>
<p><strong>Evde hangi işi kim yapacak(a&#8217;malin taksimi), ne zaman yapacak(mesainin tanzimi) belirlenirse ve gerektiğinde eşler birbirine yardımcı olursa(teavün düsturunun teshili) herkes sorumluluğunu bilir ve kolayca yapar.</strong></p>
<p>Olumlu yönde bir değişime açık olun. &#8220;Ben buyum, ben böyleyim!&#8221; demeyin. Alternatif yollar her zaman vardır. Bu değerleri hayatımıza hayat kılmak, yuvamızda her daim huzur soluklamak, ideal bir nesil ve ideal bir toplum meydana getirmek bizim elimizde. Sorumluluğumuz büyük ve hele bir de anne-baba isek daha da büyük. Bu sorumluluğun altından kalkabilmek için okumalı, araştırmalı, uygulamalı ve ihtiyaç duyduğumuz anda da profesyonel yardım almalıyız.</p>
<p><strong>Hizmetten |  Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yuvanizda-huzur-soluklatacak-degerler-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Yuvanızda huzur soluklatacak değerler | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahremiyet eğitimi -2 &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-2-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2020 11:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta birinci kısmını aktardığım yazının ikinci kısmını paylaşıyorum. İyi okumalar. «SÖZEL VE GÖRSEL VE SANAL MAHREMİYET» BİLİNCİ ✓Anne-baba veya herhangi biri, çocukların duyacağı bir şekilde belden aşağı konuşmamalı, cinsel&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-2-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Mahremiyet eğitimi -2 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta birinci kısmını aktardığım yazının ikinci kısmını paylaşıyorum. İyi okumalar.</p>
<ol start="5">
<li><strong> «SÖZEL VE GÖRSEL VE SANAL MAHREMİYET» BİLİNCİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Anne-baba veya herhangi biri, çocukların duyacağı bir şekilde belden aşağı konuşmamalı, cinsel sohbetlerde bulunmamalı, özel bölgelerle ilgili konuşmamalı, küfür etme gibi mahremiyeti zedeleyici sözcükleri kullanmamalıdır.</p>
<p>✓Anne ve baba, özellikle 0-3 yaş arası bebeklerin gözü önünde çıplak veya iç çamaşırları ile bulunmamalıdır. Çocuk anne ve babasının özel hayatlarına şahit olmamalıdır.</p>
<p>✓Çocuk, sözel ve görsel mahremiyeti zedeleyici küfür, erotik, pornografik içerikli film, resim ve müziklerden uzak tutulmalıdır. Bunun için de çocuk, internetle, telefon ve TV ile denetimsiz bir şekilde baş başa bırakılmamalıdır.</p>
<p>✓Çocuğa internette yabancılarla konuşmaması gerektiği, sanal ortam da olsa bu ortamın gerçek ortamdan farkının olmadığı anlatılmalıdır. Özel resimlerin ve bilgilerin(TC kimlik numarası, doğum tarihi, telefon numarası vb.) sanal ortamlarda(facebook, twitter, instagram vb.) paylaşılmaması gerektiği, «Nasıl ki sokaktan geçen bir yabancıya resimlerini, özel bilgilerini vermiyorsan, sanal âlemde de bu bilgilerini kimseye vermemelisin.» gibi açıklayıcı cümlelerle çocuğa anlatılmalıdır.</p>
<p>✓«Çocuk bir şeyden anlamaz, bilmez.» anlayışından uzak durmalı, çocuğun her şeyi kayıt altına aldığı unutulmamalıdır.</p>
<ol start="6">
<li><strong> «YALNIZLIK VE ÇIPLAK OLMAMA» BİLİNCİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Banyoda çıplak olmama(örneğin bir havuz şortuyla banyo yaptırılabilir veya çocuk büyükse kendi yapabilir), soyunup giyinirken, tuvalette ve banyoda yalnız olma davranışlarını kazandırmada en önemli husus, anne ve babanın çocuğa model olmasıdır.</p>
<p>✓Tuvalet eğitimi esnasında tuvaletini tek başına yapabilecek seviyeye gelmiş çocuğun tuvalette yalnız bırakılmasında fayda vardır. Yalnız kalamıyorsa, anne veya baba, çocuk tuvaletini yaparken sırtını dönerek, çocuğuna yalnız yapılacak bir davranış içerisinde olması gerektiği mesajını verebilir.</p>
<p>✓Her ne sebeple olursa olsun, 4 yaşına girmiş bir çocuğa tuvaletin «özel» bir mekân olduğu, tuvalet ihtiyacını gideren birinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmayacağı öğretilmelidir.</p>
<p>✓Anne-baba çocuklarıyla tamamen çıplak halde aynı anda banyoda bulunmamalı ve birlikte yıkanmamalıdır.</p>
<p>✓Çocuklar 3 yaşından itibaren banyo yaparken üzerlerinde külot yada şort bulunmalıdır. Böylece çocuklar, genital bölgelerinin görülmemesi gerektiğini pratikte uygulayarak da öğrenir.</p>
<p>✓Özellikle 7 yaşından sonra genital bölgelerinin her ne sebeple olursa olsun(tıbbi sebepler hariç) bir başkası tarafından görülmemesi gerekir.</p>
<p>✓Çocuk, kendi odasında anne-baba yardımı dışında soyunma ve giyinmede kimsenin olmaması gerektiğini bilmelidir.</p>
<p>✓Anne ve baba yalnızlık ilkesine uymuyorsa, aile içinde eşlerin ve çocukların yanında giyinip soyunuyorsa çocuğa mahremiyete dair hiçbir şey öğretemezler.</p>
<ol start="7">
<li><strong> «İZİN VERİRSEM KABUL EDİLİRSİN» İLKESİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Anne-baba ve yakın akrabalar 4 yaşından itibaren çocuğun odasına girerken kapıyı çalıp, «girebilir miyim» diyerek izin almalı ve bu bilinç çocuğa adım adım kazandırılmalıdır. Bu izin alma, anne ve babasının odasına girmek üzere olan çocuğun da izin almasını sağlayacaktır.</p>
<p>✓7 yaşından sonraysa, artık çocuktan izin almadan onun özel dünyasına adım atılmaması gerekir. Böylece çocuk, odasının kendisine ait olduğunu, biricikliğini ve özerkliğini hissedecektir.</p>
<p>✓Çocuk, odasının özel alanı olduğunu kavrayıncaya, kendi izni olmadan özel dünyasına kimsenin giremeyeceğini ve gerekirse izin vermeyebileceğini öğreninceye kadar bu eğitim devam etmeli ve gereken özen gösterilmelidir.</p>
<p>✓Bu eğitim, hem çocuğun kişiliğine saygıyı arttırır, hem de rahatsız olduğu bir durumda ona itiraz edebilme becerisini kazandırır.</p>
<ol start="8">
<li><strong> AKRABA-ÇEVRE FARKINDALIĞI</strong></li>
</ol>
<p>✓Çocuklar, çevresindeki her yetişkine karşı sonsuz güven duygusu beslerler. Onların dünyasında bir yetişkinin yalan söylemesi, kötülük düşünmesi ve anormal davranışlar sergilemesi neredeyse imkânsızdır.</p>
<p>✓Bir çocuğun çevresinde kendisi için tehlike olabilecek kişileri kavrayabilmesi en erken 7-9 yaş döneminde başlar. Hatta birçok çocuk, bu tehlikelerin büyüklüğünü ancak 14-15 yaşlarında ya da ergenlik döneminde kavrayabilir.</p>
<p>✓Çocukların yetişkinleri kategorize etmesi ne kadar zor da olsa, ilk çocukluk yanılgılarının önüne geçebilmek ve «amca» diye hitap ettiği yabancılar ile kendi amcası  arasındaki farkı öğrenmesi için anne-babanın rehberliğine ihtiyacı vardır. (Öz amca ile Bakkal Amca arasındaki fark öğretilmeli.)</p>
<p>✓Kuzenler «kardeş» değildirler. Toplumumuzda kuzenlere, «siz kardeşsiniz» dendiğini, buna bağlı olarak zaman zaman birlikte yatmalarına, hatta masumca birlikte «banyo yapmalarına» izin verildiğini çok fazla görmekteyiz. Bu yüzden kuzenlere kesinlikle «siz kardeşsiniz» denmemeli, onlara birbirlerinin akrabaları olduğu öğretilmelidir.</p>
<ol start="9">
<li><strong> BAŞKALARININ MAHREMİYETİNE SAYGI DUYMAK</strong></li>
</ol>
<p>✓Bu konuda öncelikle anne-baba çocuğa örnek olmalıdır. (Odasına girerken, sevmek, öpmek için izin istemek. Cinsel obje içerikli ses ve görselleri çocuğun gözü önünde dinleyip izlememe. Çocuğun yanında başkalarının mahremiyetini ihlal edici konuşmalar yapmama, küfür etmeme vb.)</p>
<p>✓Anne-baba izin istiyorsa çocuk da isteyecektir. Anne-baba çocuğu izliyorsa çocuk da izleyecektir. Bundan dolayı iyi örnek olmalı ve izlemenin, bir başkasının özel bölgesine bakmanın ve dokunmanın hoş bir davranış olmadığı çocuğa anlatılmalıdır.</p>
<p>✓Bu anlatım, küçük çocuklarda oyun yöntemi kullanılarak yapılmalıdır. Çocuğa nasihat ederek mahremiyeti öğrenemeyeceği bilinmelidir.</p>
<ol start="10">
<li><strong> «HAYIR» DİYEBİLMEYİ ÖĞRENMEK</strong></li>
</ol>
<p>✓İstismar edilmiş çocuklarla yapılan görüşmelerde görülen gerçeklerden biri de, çocuğun ilk andan itibaren «hayır» diyememesidir.</p>
<p>✓Çocuğa «hayır» demeyi öğretmek, çocuğun isteklerine «hayır» cevabı vermekle öğretilmez.</p>
<p>✓Çocuğun «hayır» kelimesini kullanmayı öğrenmesinin temel şartı, çocuk «hayır» dediğinde anne-babanın bu cevaba saygı duyması ve bunu «evet»e çevirmek için çaba harcamamasıdır.</p>
<p>✓Aile içinde kendini değerli bulan, duygu ve düşüncelerine saygı duyulan ve hak ettiği statü verilen çocuk, kendini rahat ifade eder.</p>
<p>✓Çocuk, hoşuna gitmeyen bir istek karşısında, «hayır» diyebiliyor, bu tercihi ailesi ve çevresi tarafından saygı görüp bu isteksizliği anlayışla karşılanıyorsa; böyle bir çocuk, istismar olaylarına karşı savunma sistemini geliştiriyor demektir.</p>
<p>✓Kendi yaş dönemine göre, «vicdan mekanizması» gelişmemiş çocuğa «hayır» demeyi öğretmek doğru değildir. Vicdani duyguları gelişmemiş bir çocuk «hayır» demeyi öğrenirse, artık hayatı boyunca iyi-kötü her şeye hayır diyebilir.</p>
<p>Hizmetten |  Psikolojik Danışman Kerem Şahin</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p><strong>1) Çocuk Bu İhmale Gelmez / Uzman Klinik Psikolog Mehmet KURTOĞLU / Nesil Yayınları / Ocak 2016</strong></p>
<p><strong>2)Nezaket ve Zarafet İçin Mahremiyet Eğitimi / Uzman Pedagog Dr. Adem GÜNEŞ / Timaş Yayınları / Aralık 2015</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-2-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Mahremiyet eğitimi -2 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendi amelinin yazıcı meleği olmak &#124; Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/kendi-amelinin-yazici-melegi-olmak-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2020 11:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14971</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip:  Bizim hakkımızda Allah&#8217;tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!&#8217; derler.&#8221;  [Tirmizî,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kendi-amelinin-yazici-melegi-olmak-kerem-sahin/">Kendi amelinin yazıcı meleği olmak | Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><strong><em>&#8220;Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bizim hakkımızda Allah&#8217;tan kork. Zira biz sana tabiyiz. </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>sen sapıtırsan biz de sapıtırız!&#8217;</em></strong><strong><em> derler.&#8221;</em></strong><strong><em> </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><em>[Tirmizî, Zühd 61, (2409).]</em></p>
<p>            Söz, söyleyeninden bir şeyler söyler bize. Onun hakkında fikir verir. Düşüncelerini ele verir&#8230;</p>
<p>Düşüncelerimizin libasıdır söz, üslup ise ziyneti. Kelime kelime, cümle cümle akıverir düşüncelerimiz muhataplarımızın kulaklarına, zihinlerine, gönüllerine. Bazen kulak tırmalar sözümüz, bazen zihin açar, zihin yorar, zihin bulandırır, bazen gönül kırar ve bazen de gönüller arası köprüler kurar.</p>
<p>Her söz niyet kokar. Çünkü niyetimiz, mayasıdır sözümüzün. Her yere sinmiştir maya ama görünmez. Tatlı ise tadından yenmez ama ekşi ise kokusundan ele verir kendini.</p>
<p>Bu özellikleri haiz söz; kılıçtan keskindir. İnsanın başına ne gelirse, dili yüzünden gelir. Öyle zaman olur ki; sözlerimiz bomba olup düşer insanların kalplerine. Bir başladık mı konuşmaya, hiç susmayız. Eseriz, gürleriz; fakat ne bir &#8220;damla&#8221; olup toprağa düşeriz ne de bir &#8220;çiğ&#8221; olup yaprağa. Hiç düşünmeden konuşuruz. Önce konuşuruz, sonra düşünürüz. Belki sonra düşünürüz ama iş işten çoktan geçmiş olur. Artık kalp kırılmış, yalan söylenmiş, saygısızlık yapılmış, tutulamayacak sözler verilmiş, iftiralar atılmış, ve hatta geri dönüşü olmayan yollara girilmiş olur. İşte o zaman Hz. Ali(radıyallahü anh)&#8217;ın dediği duruma düşeriz: &#8220;Söz ağızdan çıkana kadar o senin esirin, ağızdan çıktıktan sonra sen onun esirisindir&#8221;.</p>
<p>Onca sözümüzü bir işiten, bir yazan vardır. Unutulmaz, silinmez sözlerimiz. Zaten bu da ayetle sabittir: <strong><em>&#8220;</em></strong><strong><em>Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.&#8221; </em></strong><strong><em>(Kâf Suresi 17-18)</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong><strong><em>            </em></strong><strong>Sözü de amelidir insanın. Yaptıklarından hesaba çekileceği gibi insan, konuştuklarından da hesap verecektir. Hem de hiç itiraz hakkı olmadan. Çünkü kaydedilmiştir ne yaptıysa, ne söylediyse, ne yazdıysa. Üstelik sadece yazıcı melekler değil, insan kendi de kaydetmiştir yaptıklarını, söylediklerini. Bir de bu yapıp söylediklerine milyonlarca şahit tutmuştur. Yani </strong><strong>&#8220;kendi amelinin yazıcı meleği olmuştur</strong><strong>&#8221; insan. </strong><strong>Bunu bugün; &#8220;twitter&#8221;da, &#8220;facebook&#8221;da, &#8220;instagram&#8221;da ve diğer sosyal medya mecralarında yapmaktadır insan.</strong><strong> Hem de pervasızca. Hiç düşünmeden, tartmadan. Zanlarının peşine takılıp, </strong><strong><em>&#8220;Ey müminler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bazısı günahtır.&#8221;</em></strong><em> (Hucûrât, 49/12)</em> ik<strong>âzını unutarak. Sadece alacağı beğenilerin hesabını yaparak nefsini tatmin yolunda aklına geleni yazmaktadır, kaydetmektedir insan. Farkında veya değil, sözünün nereye gittiğini bilerek ya da bilmeyerek yazıp çizmektedir ameline şahitler tutarak. Allah &#8220;Settâr&#8221;dır ama insan, Rabbiyle kendi arasında gizli bir şey bırakmamaktadır tuttuğu bu şahitlerle.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>            &#8220;Bir düşünüp bin konuşuyoruz&#8221;, oysa &#8220;bin düşünüp bir konuşmalı&#8221; insan. Sözünün nereye gideceğini çok iyi hesap etmeli. &#8220;Her düşündüğünü söylememeli ama her söylediğini düşünmeli&#8221;. Yine &#8220;her söylediği doğru olmalı insanın fakat her doğruyu da her yerde söylememeli&#8221;. </strong><strong>“<em>Kişinin her duyduğunu söylemesi, ona günah olarak yeter”</em></strong><em>(Hadis-i Şerif)</em><strong>.</strong> Çoğu zaman susmalı. Dili susmalı, h<strong>âli konuşmalı. </strong>Sessizliğiyle çok şey anlatmalı. Diliyle açtığı yaraların, kırdığı kalplerin, acıttığı gönüllerin veb<strong>âli ile öteye gitmemeli insan. Özellikle sosyal medyada her ne sâikle olursa olsun pervasızca konuşup, yazarak ameline milyonları şahit tutmamalı. Söyleyeceklerinde ölçü; insanların beğenisi değil, Allah&#8217;ın rızası olmalı. </strong><strong>Oruç tutturmalı diline, kalemine, klavyesine&#8230; </strong><strong>Dil yarasıyla iftar yapmamalı, yaptırmamalı.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>            Söz kılıçtan daha keskin</strong></p>
<p><strong>            Dilini kınından çekti</strong></p>
<p><strong>            Okunu fırlatmaya hazır bir yay kadar gergin</strong></p>
<p><strong>            Hoyrat bir rüzgâr gibi pervasızca esti</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>            &#8220;Bin düşün bir konuş&#8221; derler</strong></p>
<p><strong>            Ölüm kalım savaşındaymış gibi</strong></p>
<p><strong>            Dilini kınına sokmayan sözde erler</strong></p>
<p><strong>            Zahiri zafer, bâtını mağlubiyet bir savaş sahibi</strong></p>
<p><strong> </strong><strong><em>“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun.”</em></strong><em> (Hadis-i Şerif)</em></p>
<p><em> </em><strong>    Hizmetten |   Kerem Şahin</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kendi-amelinin-yazici-melegi-olmak-kerem-sahin/">Kendi amelinin yazıcı meleği olmak | Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahremiyet eğitimi-1 &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-1-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2020 11:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[mahremiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14861</guid>

					<description><![CDATA[<p>            Mahremiyet hissi, çocuklara erken yaşta kazandırılması gereken çok önemli bir histir. Mahremiyet eğitimi, özellikle anne-baba ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişiler tarafından hassasiyetle verilmelidir. Aşağıda okuyacağınız yazı, mahremiyet eğitimiyle&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-1-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Mahremiyet eğitimi-1 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>            </strong>Mahremiyet hissi, çocuklara erken yaşta kazandırılması gereken çok önemli bir histir. Mahremiyet eğitimi, özellikle anne-baba ve çocuğun bakımını üstlenen diğer kişiler tarafından hassasiyetle verilmelidir.</p>
<p>Aşağıda okuyacağınız yazı, mahremiyet eğitimiyle alakalı yazılmış iki kitaptan özetlenmiştir. Piyasada bu konuyla alakalı bir çok kaynak bulabilirsiniz. Bu yazı için yararlanılan kaynaklardan ve başka kaynaklardan da yararlanabilirsiniz.</p>
<p>Biraz uzun olduğu için yazı iki bölüm halinde yayınlanacaktır. İyi okumalar.</p>
<p>Mahremiyet eğitiminde, mahremiyetin bir davranış olarak sergilenmesini sağlamak amaçlanmalıdır. Mahremiyet, kelime anlamı olarak «gizlilik ve kişisel gizlilik» anlamlarına gelir.</p>
<p>Mahremiyet eğitimi; çocuğun küçük yaşlardan itibaren (3 yaş), özerkliğinin ve kendisine ait kişisel bir gizliliğinin farkına varması, gizliliğini sergilemesi, bu gizliliğini koruması, başkalarının da gizliliğine ve özerkliğine saygı duyması sürecidir. Mahremiyet eğitiminin uzun bir süreci kapsadığı unutulmamalıdır. Mahremiyet eğitimi, çocuğun gelişimine uygun, davranış eğitimi şeklinde, 3-7 yaşları arasında verilmelidir. Şimdi adım adım bu sürecin nasıl yürütüleceğini açıklayalım:</p>
<ol>
<li><strong> «BEDENİM BANA ÖZEL!» BİLİNCİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Çocuk bedeninin kendisine özel olduğunu hissetmelidir. Bu his önce anne-baba tarafından kazandırılmalıdır. Çocukların bedenleriyle ilgili tasarruflarda, çocuklardan onay almak gerekir. Mesela çocuğu öperken bile ondan izin istenmelidir ki, çocukta bu benim bedenim bilinci gelişsin.</p>
<p>✓Anne-babalar altını ıslatmış, üzerini kirletmiş, terlemiş çocuğunun kıyafetlerini öfkeyle çıkarmamalı, çocuğun onurunu kırmamalı, sabırlı olmalıdır. Bu durumda «Altını ıslatmışsın, üzerin kirlenmiş, değiştireyim istersen. Çok terlemişsin, istersen atletini çıkaralım.» tavrıyla yaklaşmalıdır.</p>
<p>✓Çocuk, izin alarak sevilmelidir. «Seni öpebilir miyim kızım/oğlum? Seni kucaklayabilir miyim? Yanağını okşayabilir miyim?» gibi sorularla çocuk izin almaya alıştırılmalıdır.</p>
<ol start="2">
<li><strong> «DOKUNULMASI YASAK OLAN YERLERİM» REFLEKSİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Çocuklar 4-5 yaşlarından itibaren, vücutlarının belli bölgelerine temas edilmesinden rahatsız olmaya başlamalıdırlar. Dokunulması yasak olan, çocuğun özel bölgelerinin popo, göğüs ve bacak arası bölgeler olduğu çocuklara oyunlarla anlatılmalıdır. Çocuk oyuncak bebeğini giydirerek görülmemesi gereken bölgeleri öğrendiğini gösterebilir.</p>
<p>✓Çocuklar anne-baba, akraba, eş-dost tarafından cinsel organlarına dokunularak, öpülerek, vurularak sevilmemelidir.</p>
<p>✓Alt değiştirme sırasında, büyük kardeşler mümkünse orada bulunmamaları gerekir. Ama ergenlik sonrası dönemdeki çocuklarımızdan gerektiğinde yardım alabiliriz.</p>
<p>✓Bir zaruret olmadığı taktirde, çocuğun altını sadece anne değiştirmeli, bunun mümkün olmadığı zamanlarda sürekli farklı kişiler değil, sabit kişilerin (anneanne, babaanne vb.) değiştirmesi daha uygun olur. Böylece çocuğun doğal utanma duygusu zedelenmemiş olur.</p>
<p>✓Tuvalet temizliği görevi adım adım çocuğa devredilmelidir. 4 yaşından itibaren bir çocuk, artık kendi temizliğini kendi yapar hale gelmelidir. Bu konu mümkün olduğu kadar geciktirmeden halledilmelidir.</p>
<ol start="3">
<li><strong> FİZİKSEL BASKIYA DİRENME GÜCÜ</strong></li>
</ol>
<p>✓Küçük yaşlardaki çocuklar kendi güçsüzlüklerini ve çaresizliklerini, büyüklerin gücünü keşfettikçe anlar. Ne yazık ki yetişkinler bazen farkında olmadan, çocukların üzerinde güç gösterisinde bulunurlar (Bir büyüğün çocuğu zorla sevmek istemesi, kollarını kilitlemesi, zorla kucaklaması, zorla öpmesi gibi) Fakat çocuk, o esnada kendinden büyük birinin gücüne teslim olur ve ondan kaçılamayacağını hafızasına yazar. Yapılan araştırmalarda suiistimal edilmiş çocukların birçoğunun bu düşünce yüzünden çırpınmadığını, bağırmadığını, kaçmaya çalışmadığını gösterir.</p>
<p>✓Çocuklarında bu olumsuz kanaati oluşturmak istemeyen anne-babalar, çocuklarını severken büyük ve orantısız güç gösterilerinden sakınmalıdırlar. Çocuğa, kendisine karşı bir güç gösterisinde bulunulduğunda direnme ve karşılık vermenin işe yarayacağı bilinci edindirilmelidir.</p>
<p>✓Bunun için de çocuğun kaçma becerisini geliştirecek saklambaç, mendil kapmaca, yakalamaca, köşe kapmaca gibi oyunlar oynanabilir.</p>
<p>✓Anne-babanın ceza amaçlı güç kullanması da çocuğun «fiziksel baskılara direnme refleksini» zedeler. Aile içi itişip kakılmaya alışan, zor kullanılarak bazı davranışlara ikna edilen çocuğun tacize direnme becerisi kırılır. Kendi gücünün yetersizliğini öğrenen çocuk, büyükler karşısındaki güçsüzlüğünü kabul eder ve zor anlarda güçlüye kendini teslim etme pasifliği kazanır. Bu nedenle çocuklar asla fiziksel güç kullanarak bir işe razı edilmemelidir. (Bahçede oynayan çocuğu yaka paça eve sokmak vb.)</p>
<ol start="4">
<li><strong> «VÜCUDUM GÖRÜNMEMELİ» HİSSİ</strong></li>
</ol>
<p>✓Çocuk, vücudunun belli bölgelerinin, özellikle genital bölgelerinin görünmesinden ve açıkta bulunmasından rahatsızlık duymalıdır.</p>
<p>✓Bebek yürümeye başladığı andan itibaren, ortada çırılçıplak bırakılmamalıdır. Çocuk hatırlayabildiği en küçük yaştan itibaren (bu yaklaşık 3 yaştır) başkalarının yanında genital bölgelerinin hep iç çamaşırı ile örtülü olduğunu hatırlamalıdır.</p>
<p>✓Özellikle 4 yaşından itibaren çocuk, ev içinde ve ev dışında çırılçıplak bulunmamalı, giysilerini kendisinin giyip çıkarmasına imkan sağlanmalıdır.</p>
<p>✓Böylece çocuk, kendi çıplaklığına karşı bilinçsizce bir alışkanlık kazanır ve buna bağlı olarak refleks geliştirir. Başkalarının yanında kendini çıplak görmeye alışkın olmayan çocuk, giysilerinin birileri tarafından değiştirilmesinden büyük rahatsızlık duyar.</p>
<p>✓Çocuk, ev dışında sokak ortasında başkalarının rahatlıkla görebileceği yerlerde tuvaleti yaptırılmamalı, altı değiştirilmemeli ve çırılçıplak havuza/denize sokulmamalıdır. Sokak ortasında tuvalet yaptırılan çocuğun utanma hissi zedelenmiş olur.</p>
<p>✓Anne-babalar çocuğun yanında soyunup giyinmemeli, çocuk odada ise ondan dışarı çıkması istenmeli. Aynı şekilde çocuğun kendi başına, odasında veya müsait bir odada giyinmesi sağlanmalıdır.</p>
<p>✓Çocuk anne-babasının odasına kapıyı vurup girmek için izin istemeli. Aynı şekilde anne-baba da çocuğun odasına izinsiz girmemeli.</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p><strong>Hizmetten |  Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p><strong>1) Çocuk Bu İhmale Gelmez / Uzman Klinik Psikolog Mehmet KURTOĞLU / Nesil Yayınları / Ocak 2016</strong></p>
<p><strong>2)Nezaket ve Zarafet İçin Mahremiyet Eğitimi / Uzman Pedagog Dr. Adem GÜNEŞ / Timaş Yayınları / Aralık 2015</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/mahremiyet-egitimi-1-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">Mahremiyet eğitimi-1 | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
