<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Îsâr arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/isar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/isar/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:10:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Îsâr arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/isar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Îsâr ruhu</title>
		<link>https://hizmetten.com/isar-ruhu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2021 06:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Îsâr]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21206</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: İnsanlığa ait problemlerin çözümünde îsâr hasletinin yeri ve önemi nedir? Îsâr hasleti nasıl kazanılabilir? Cevap: Başkalarını kendisine tercih etme mânâsına gelen îsâr, yitirdiğimiz en önemli değerlerimizden biridir. Bugün fert ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar-ruhu/">Îsâr ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em class="bold2">Soru: İnsanlığa ait problemlerin çözümünde îsâr hasletinin yeri ve önemi nedir? Îsâr hasleti nasıl kazanılabilir?</em></p>
<p><strong>Cevap:</strong> Başkalarını kendisine tercih etme mânâsına gelen îsâr, yitirdiğimiz en önemli değerlerimizden biridir. Bugün fert ve toplumlar arasında yaşanan herc ü mercin, ihtilâf ve iftirakların, insanların birbirini kabul edememesinin ve sindirememesinin arkasında îsâr ruhunun ölümü vardır. Bu ruhun ölmesinin sebebi ise kalbe ait değerlerin bozulmaya yüz tutmasıdır. Çünkü kalb fesada uğrayınca bütün insanî değerler, insandaki ahsen-i takvime ait yazılar ve tuğralar silinip gider ve şeytan da insanın düşünce dünyası üzerinde daha rahat oyununu oynar. Bu açıdan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), <span class="arabic">إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ</span> <em>“Helâller bellidir haramlar da bellidir.”</em> şeklinde başlayan hadis-i şerifin sonunda şöyle buyurmuştur: <span class="arabic">أَلَا وإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلَا وَهِي الْقَلْبُ</span> <em>“Dikkat edin! Cesette öyle bir et parçası vardır ki, o sıhhatli olunca beden de sıhhatli olur, o bozulunca beden de bozulur. Aklınızı başınıza alın! İşte o, kalbdir!”</em> (Buhârî, îmân 39; Müslim, müsâkât 107)</p>
<p>Demek ki insanın, kalbini her türlü toz ve kirden temiz tutması, her gün birkaç defa onu gözden geçirmesi mânevî hayatının korunması adına çok önemli bir faktördür.  Bu konuda insanın çok dikkatli olması ve çok dua etmesi gerekir. Öyle ki, kalbde çirkin bir kısım izler bırakabilecek olumsuz hayal ve düşüncelerden bile insan uzak durmalıdır. Çünkü hadisin de ifadesiyle, Allah (celle celâluhu, insanın kalbine bakar ve onu kalbine göre değerlendirir. (Bkz.: Müslim, <em>birr</em> 32-33; İbn Mâce, <em>zühd</em> 9) Cenâb-ı Hak, bir insanın kilosuna, rengine, boyuna posuna, neş’et ettiği kültür ortamına göre değil, kalbinin safvet ve nezahetine göre muamelede bulunur. Öbür tarafta mizanda da kalbin ağırlığına bakılır; kalb ne kadar O’na teveccüh etmiş ve ne kadar O’nun için çarpmışsa insana o ölçüde değer verilir. (Bkz.: Şuarâ sûresi, 26/88-89)</p>
<h3>Îsâr ruhunun altın çağı: Asr-ı Saâdet</h3>
<p>Kalbi pak ve temiz olan kişiler aynı zamanda insanlığa karşı re’fet ve şefkat hisleriyle dolu olacak ve yaşamadan daha çok yaşatmayı düşüneceklerdir. Esasen îsâr ruhu da buna bağlıdır. Kur’ân-ı Kerim, îsâr hasletine şu ifadeleriyle dikkat çekmiştir: <span class="arabic">وَيُؤْثِرُونَ عَلٰۤى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ</span> <em>“Onlar, muhtaç olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler.”</em> (Haşir sûresi, 59/9) Asr-ı Saâdet’te bu ruh ve düşünce çok ileri seviyedeydi. Meselâ Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), karnı aç olan bir misafirini hane-i saâdetinde doyurmak istemiş, kendi mübarek hanesinde sudan başka bir şey bulunmadığı söylenince onu bir sahabiye göndermişti. Onun da evinde sadece bir kişiye yetecek kadar yemek bulunduğundan, karı-koca çocukları uyutmuş, ışığı söndürmüş, kendileri kaşıklarını tabağa boş getirip götürmüşlerdi. Böylece kendileri aç kalmıştı ama gelen misafir karnını doyurabilmişti. (Buhârî, menakıbu’l-ensar 10, tefsîru sûre (59) 6; Müslim, eşribe 172, 173)</p>
<p>Mehmet Akif, îsâra ait bu yüce ruhu Yermuk Muharebesi vesilesiyle gözümüzün önüne sermiştir. Bu savaşta sahabe efendilerimizden Hâris İbn Hişam, İkrime İbn Ebî Cehil ve Ayyâş İbn Ebî Rebîa (radıyallâhu anhum) ölümcül yara almıştı. Şehadetleri beklenirken onlardan Hazreti Hâris su istemiş, hemen bir sahabî efendimiz matarayı eline alıp onun imdadına koşmuştu. O, son anlarını yaşamaktaydı. Belki de sadece bir kelime söylemeye gücü vardı. Tam matarayı dudağına götüreceği sırada Hazreti İkrime’nin su istediğini duymuş, suyun ona götürülmesini işaret etmişti. Sahabî suyu ona götürmüş, o da tam matarayı dudağına götüreceği esnada bu sefer de Hazreti Ayyâş su istemişti. Hazreti İkrime, suyun ona götürülmesini işaret etmişti. Sahabî, Hazreti Ayyâş’a matarayı götürdüğünde onun şehit olduğunu görmüştü. Diğerlerine suyu yetiştireyim diye yanlarına vardığında onların da çoktan şehit olduklarını anlamıştı. (el-Hâkim, el-Müstedrek 3/270; İbn Abdilberr, el-İstîâb 3/1084)</p>
<p>Buca kampındayken hiç unutmadığım buna benzer bir hâdise yaşanmıştı. Yemek yerken tabağıma bir et parçası düşmüştü. Ben de onu hemen yanımda oturan misafir bir hocanın önüne itmiştim. O da yanındakine itti; derken et parçası belki on iki tane insanın önünde dolaştıktan sonra yine onun tabağına gelmişti. Nüktedan bir insan olan hoca da, Yûsuf Sûresi’nde geçen bir âyet-i kerimeyi okuyarak,<span class="arabic"> بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا</span> <em>“Bidâa döndü dolaştı ve bizi buldu.”</em> (Yusuf sûresi, 12/65) demişti. İşte insanlar arasında bu duygu ve düşüncenin yaygınlaşması toplumun huzuru, kardeşlik ruhunun tesisi adına çok önemlidir.</p>
<h3>Makam ve mansıpta kardeşini tercih</h3>
<p>Bütün bunlar îsâr adına önemli misaller olsa da, îsârı sadece yeme-içme, giyme gibi hususlardan ibaret görmemek gerekir. Belli bir makam, mansıp ve paye elde etme söz konusu olduğunda kardeşini kendine tercih etme de îsâr adına çok önemlidir. Bu konuda Hazreti Ömer’in şu tavrı ne kadar çarpıcı ve güzel bir misaldir: İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürüdüğü zaman, vahdet-i ruhiye bozulmasın ve İslâm toplumu dağılmasın diye sahabe hemen bir imam etrafında ittifak etmek üzere bir araya toplanmışlardı. Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer’in faziletlerini anlatarak ona biat etmek istediğini ve onun halife seçilmesi gerektiğini ifade etmişti. Ama Hazreti Ömer hemen Hazreti Ebû Bekir’in elini tutmuş ve “Allah Resûlü’nden sonra başa geçecek birisi varsa o da Ebû Bekir’dir.” diyerek ona biat etmişti. İşte, âmirlikte, önde bulunmada kendini geriye çekip kardeşini ileriye sürmek îsârın çok önemli bir çeşididir. (Bkz.: Buhârî, fezâilü ashâb 5, cenâiz 3, meğâzî 83; Nesâî, cenâiz 11; İbn Mâce, cenâiz 65)</p>
<p>Bu arada şunu ifade edeyim ki, biz, Hazreti Ebû Bekir’le Hazreti Ömer Efendilerimizin büyüklüklerini kıyas edebilecek durumda değiliz. Çünkü elimizde onların kendi kamet-i kıymetlerine göre ağırlıklarını tartacak bir kantar yok. Zannediyorum ahiretteki mizan bile Ebû Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi (radıyallâhu anhüm) sevaplarıyla tartmaya kalksa, kırılır. Onların hepsi birbirinden kıymetlidir. Hatta onlar, öyle at başı gitmişler ki, bir paye olarak önlerinde sadece peygamberlik kalmış, Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra peygamberlik olmadığı için bu payeyi ihraz edememişler. Eğer İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan (sallallâhu aleyhi ve sellem) sonra bir peygamber gelecek olsaydı, onlar olurdu.</p>
<p>Evet, Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer’i halifeliğe lâyık görürken, o da diğerini lâyık görmüştü. Katiyen hiçbiri “Ben bu işi daha iyi beceririm. Falan parmaklarıyla beni işaret etti.” dememişti. İşte maddî menfaatlerin yanında belirli makamları elde etme söz konusu olduğunda başkalarını kendine tercih edebilme, belki maddî menfaatlerin ötesinde bir îsâr hasletidir.</p>
<p>Bu haslete sahip bir insan yaşamayı değil, yaşatmayı tercih edecek ve “Gerekirse ben ölüp gideyim, önemli olan âlemin yaşamasıdır. Eğer bir milletin ayakta durması benim kurban edilmeme bağlıysa, Cenâb-ı Hak tez elden bunu bana nasip etsin!” diyecek kadar yürekli davranacaktır. Bunun aksine kendisini arzın altındaki öküz gibi farz eden, kendisi çekildiğinde yerin yıkılacağını, kıyametin kopacağını vehmeden insanlar ise bu ruhtan nasipsiz bedbahtlardır.</p>
<h3>Cennet’in kapısının önünde bile</h3>
<p>Îsâr hasletinin nereye kadar ulaşabileceğini göstermesi açısından ahirete ait şu tablo ne kadar dikkat çekicidir. Rivayet edildiğine göre Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm zenginler ile âlimlerin Cennet kapısında karşılaşmalarını gayb-bîn gözüyle görerek bize haber vermiştir. Buna göre -biraz açarak ifade etmek gerekirse- âlimler zenginlere hitaben, “Buyurunuz, öncelik sizin hakkınızdır, evvela siz giriniz. Çünkü siz servetinizi Allah yolunda infak etmeseydiniz, ilim yuvaları açmasaydınız ve eğitim imkânları hazırlamasaydınız, biz ilim sahibi olamaz ve doğru istikameti bulamazdık. İlim yolunda bulunmamıza ve ufkumuzun açılmasına siz vesile oldunuz; biz size borçluyuz. Dolayısıyla öncelik hakkı size aittir. Buyurunuz!” diyecek ve onlara hürmeten bir adım geriye çekilecekler. Fakat cömert zenginler, “Aslında biz size borçluyuz; çünkü eğer siz o engin ilminiz sayesinde bizim gözlerimizi açmasaydınız, bize güzel rehberlik yapmasaydınız, tekvinî ve teşriî emirleri beraberce okumasını öğretmeseydiniz ve helâlinden kazanıp Allah için infak etmenin güzelliğini göstermeseydiniz, biz servetimizi böyle hayırlı bir iş uğrunda sarf edemezdik. Siz kılavuzluk yaptınız ve bizi bir verip bin kazanma çizgisine taşıdınız. Bundan dolayı, dünyada olduğu gibi burada da öncülerimizsiniz; buyurunuz, evvela siz giriniz!” mukabelesinde bulunacaklar. Bu tatlı muhavereden sonra âlimler öne geçecek ve cömert zenginlerle ard arda Cennet’e dâhil olacaklar.</p>
<p>Âlimlerle cömert zenginler arasındaki bu konuşmayı sadece ileride vuku bulacak bir hâdisenin nakledilmesi şeklinde anlamamak gerekir. Bilâkis burada aynı zamanda îsârın enginliği de anlatılmaktadır. Düşünün ki, Cennet’in kapısının önüne gelinceye kadar o insanların arkada bıraktıkları ağır hesaplar ve zor geçilen bir köprü vardır. Önlerinde ise gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir hatıra gelemeyen Cennet’in cezbedici ve baş döndüren güzellikleri vardır. İnsan o güzellikleri gördüğünde âdeta zevkten başı dönüp bayılacak hâle gelir. Düşünün ki, böyle bir manzara karşısında bile îsâr ruhu sergilenmektedir. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) çizmiş olduğu bu resimle bize îsâr ruhunun bu noktaya kadar yolu olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Çağımızın nadide fıtratı ve peygamber varisi olan zatın, <em>“Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum; ömrüm hep, harp meydanlarında, esaret zindanlarında ve çeşitli çilehanelerde geçti. Çekmediğim eza, görmediğim cefa kalmadı… Gözümde ne Cennet sevdası, ne de Cehennem korkusu var; milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım, çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur…”</em> (Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller)) sözlerini duyan bir insan, bu ses ve soluğun âdeta on dört asır öteden geldiğini zanneder. Zannediyorum toplumumuzun havadan ve sudan ziyade böyle engin bir îsâr ruhuna ihtiyacı vardır.</p>
<p>Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Miraç yolculuğunda görülmezleri görmesi, erilmezlere ermesi, aşılmazları aşmasından sonra tekrar bu mihnet yurduna dönmesi îsâr ufkunun ulaşabileceği son noktayı anlama adına çok önemlidir. Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu yolculuğunda Hazreti Mesih, Hazreti Musa, Hazreti İbrahim ve Hazreti Âdem (aleyhimüsselâm) ile karşılaşmış, bu mübarek zatlar tarafından teşrif, tekrim ve tebcil edilmiş, sonra Cennet’e girerek oranın baş döndüren güzelliklerini görmüştü. (Bkz.: Buhârî, bed’ü’l-halk 6, enbiyâ 43, menâkıbü’l-ensâr 42; Müslim, îmân 259, 264) Ardından da Cenâb-ı Hakk’ın cemâl-i bâ-kemâlini müşahede buyurmuştu. Kim bilir insan ruhu Müşahedetullah’ı nasıl duyuyor ve nasıl hissediyordur! Bed’ü’l-emâlî’de, Rü’yetullah’la müşerref olan mü’minlerin Cennet nimetlerini bile unutacakları söylenmiştir. (el-Ûşî, Bed’ü’l-emâlî s.41) Yani bu esnada Cennet’in bütün köşk ve yalıları, bir tanesinin bile cemâlinin dünyaya aksetmesiyle bütün dünyanın nura gark olacağı huriler, meyveler, yiyecekler vs. hepsi görülmez hâle geliyor. İşte bütün bunlara mazhar olan ve vücûp ve imkân arası bir noktaya ulaşan Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gördüğü, duyduğu ve hissettiği nimetleri ümmetine de duyurmak için gözü kamaşmadan tekrar insanlığın içine dönmüştür.</p>
<p>Abdülkuddus, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) böyle bir yolculuktan geriye dönüşünü anlattıktan sonra, “Vallahi, billâhi ben o makamlara erseydim, geriye dönmezdim.” demiştir. Başka birisi de onun bu sözüne şu yorumu yapmıştır: “İşte Peygamberle en büyük veli arasındaki makam farkı budur.” Evet, Peygamberler tamamen yaşatmak için vardır. Veliler ise bir yönüyle yükselmeyi ve mânevî zevklere ulaşmayı isteyebilir.</p>
<p>Ayrıca, daha dünyada iken böyle bir ufka ulaşan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinin elinden tutmak için yine onların arasına döndüğü gibi ahirette de ümmetinden Cehennem’e gidenlerin çığlıklarını duyduğu zaman, kim bilir, onun kenarına kadar gidecek, onlara el uzatacak ve onları Cehennem’den çıkarmak isteyecektir. Bunların hepsi peygamber ufkunda îsârın değişik tecelli dalga boyundaki zuhurlarıdır.</p>
<h3>Çatışma ve vuruşmaların panzehiri</h3>
<p>İmanla, kalbî hayatla, Allah’a yakın olmakla, şefkatle, yaşatma duygusuyla çok yakından irtibatı bulunan îsâr ruhuna bugün çok ihtiyacımız vardır. Evet, günümüzde heva ve hevese bakan yönü itibarıyla dünyayı içindekilerle birlikte elinin tersiyle itebilecek, sadece yaşatmak için yaşayacak ve “Allah’ım! Başkalarını yaşatmaya vesile olacaksam yaşamamın bir kıymet-i harbiyesi olabilir. Yoksa ben başkalarına bir yararı olmayan ve onlarda bir diriliş duygusu hâsıl etmeyen bu anlamsız hayattan tiksinti duyuyor, Sana sığınıyorum. Beni bu ağır vebal altından kurtar.” diyecek babayiğitlere ihtiyacımız var.</p>
<p>Çünkü “ben” diyen ve her şeyi benlik ve egoizmaya bağlayan kişiler, hep insanları birbiriyle vuruşturmuş, hasetleri, kıskançlıkları, çekememezlikleri ve rekâbetleri harekete geçirmiş ve toplumu yaşanmaz hâle getirmişlerdir. Oysaki falanın, filanın yapacağı işleri yapacak binlerce insan vardır. Ne olurdu azıcık Allah’a itimat olsaydı; ne olurdu sahabe ve peygamberden bahsederken azıcık onların yolunda yürümeye karar verilseydi; ne olurdu yeri geldiğinde bir adım geri atılsa ve “Al bu işi biraz da sen götür.” denilseydi! İşte birbirinden kopmuş ve parçalanmış toplumu yeniden bir araya getirecek olan bir iksir varsa, o da gönüllerde yeniden yeşerecek olan bu îsâr ruhudur.</p>
<p>Yoksa günümüzdeki problemlerin tam olarak ne diplomasi, ne siyasî oyunlar, ne ayak oyunları, ne de think tank kuruluşlarının stratejileriyle çözülebilmesi mümkün değildir. Çözülseydi dünden bugüne değişik inkılaplar ve metamorfozlar yaşamış toplum şimdiye kadar çoktan ileri bir ufka adım atmış olurdu. Ama görüldüğü üzere hâlâ canavarlık devam ediyor ve hâlâ insanlar tıpkı yamyamlar gibi birbirlerini yiyor. Allah aşkına, insanların üzerine bomba yağdırmanın, zehirli gaz kullanmanın, başkalarına hayat hakkı tanımamanın, İslâm-fobya ile hareket etmenin, cemaat fobisiyle türlü zulümler yapmanın yamyamlıktan ne farkı var! Bunların hepsi değişik türde canavarlıktan başka bir şey değildir. Bütün bunları bertaraf etmenin yolu ise, yeniden insan olmaya yönelmek ve îsâr ruhuyla ahsen-i takvime mazhariyetin gereklerini yerine getirmeye çalışmaktır.</p>
<p><strong>Kaynak:Yolun Kaderi/ M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar-ruhu/">Îsâr ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Îsar Ruhu &#124; Mehmet Ali Şengül</title>
		<link>https://hizmetten.com/isar-ruhu-mehmet-ali-sengul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2020 14:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Îsâr]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Şengül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müminler arasında îsar ruhu oldukça önemlidir. Îsar ruhu; mü’min’in  mü’min kardeşini kendi nefsine tercih etmesidir. Böylesine helaket ve  felaketlerin toplumu sardığı ve sarstığı bir asırda, insanların zillet ve sefaletle  boğuştuğu&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar-ruhu-mehmet-ali-sengul/">Îsar Ruhu | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Müminler arasında îsar ruhu oldukça önemlidir. Îsar ruhu; mü’min’in  mü’min kardeşini kendi nefsine tercih etmesidir. Böylesine helaket ve  felaketlerin toplumu sardığı ve sarstığı bir asırda, insanların zillet ve sefaletle  boğuştuğu böyle bir dönemde davayı islama gönül vermiş ve Kur’an, sünneti sahiha, nurlar ve pırlantalardan beslenmekte olan kutsiler ve gönül erlerinde bu  ruhu az dahi olsa müşahede etme sevindiricidir.</div>
<div></div>
<div>Tarihte, bilhassa saadet asrında bu ruhu temsil eden yüzler değil, binlerce  örneği olduğunda şüphemiz yoktur. Bugünde îsar ruhuna ait çok güzellikleri  değişik vesilelerle gitmiş olduğum dünyanın her yerinde defalarca gördüm ve  arkadaşlarımdan dinledim.</div>
<div></div>
<div>Hizmeti temsil eden bu fedakâr arkadaşlarımız değil mü’minleri, ömründe  bir defa dahi Allah’ın adını duymamış insanlara rabbimizi sevdirme adına,  değişik vesilelerle diyaloglar kurup samimi, gönülden onlara sahip çıkma gayreti içinde çırpınmakta olduklarını müşahede ediyoruz.</div>
<div></div>
<div>Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, tebliğ ve temsil sorumluluğundan  kurtulmamız mümkün değildir. Çünkü yaratılış gayemiz budur. Bununla beraber  müessir olmanın en önemli vesilelerinden birisi, îsar ruhuna sahip olmaktır.</div>
<div></div>
<div>Asır sûresinde Cenab-ı Hakk “Yemin ederim zamana:” “İnsanlar  hüsranda.” “Ancak şunlar müstesna: İman edip makbul ve güzel işler yapanlar,  Bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.” buyurmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Müddessir sûresi birden onuncu ayete kadar olan ayetlerde Cenab-ı Hakk: <b> “Ey örtüye bürünen! </b>(İnziva arzu eden!)</div>
<div><b>Ayağa kalk ve insanları uyar!  </b></div>
<div><b>Rabbinin büyüklüğünü an!  </b></div>
<div><b>Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın,  </b></div>
<div><b>Pis ve murdar olan her şeyden kaçın!  </b></div>
<div><b>Verdiğini çok bularak minnet etme!  </b></div>
<div><b>Rabbinin yolunda sabret  </b></div>
<div><b>Sûr’a üflendiği gün,  </b></div>
<div><b>doğrusu o, çok çetin bir gün!  </b></div>
<div><b>Kâfirlere hiç kolay olmayan bir gün!”</b></div>
<div></div>
<div>Kehf Sûresi 6. ayette Kur’an-ı Muciz-ül beyan: (Ey şanı yüce nebi)<b> “Şimdi,  bu söze inanmazlarsa, demek sen onların ardına düşüp nerdeyse kendi kendini  yiyip tüketeceksin!”, </b></div>
<div>Şuara Sûresi 3. ayette: (Habibim) “<b>Onlar iman etmiyor diye üzüntüden  nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.”, </b></div>
<div></div>
<div>Fatır Sûresi 8. ayette: <b>“Hiç kötü işleri kendisine güzel görünen kimse, iyilik  edip dürüst işler işleyen kimse gibi olur mu? Allah dilediğini sapıklık içinde  bırakır, dilediğini doğru yola iletir. O halde insanlardan ötürü üzülüp kendini  mahvetme! Çünkü Allah onların bütün yaptıklarını bilir.”, </b></div>
<div></div>
<div>Nahl Sûresi 127. ayette: (Ey Resulüm) “<b>Sabret! Senin sabrın da ancak  Allah’ın yardımı iledir. Kâfirlerin yüz çevirmelerinden mahzun olma, yaptıkları  hilelerden dolayı da telaş edip darlanma”</b> buyurulmaktadır.</div>
<div></div>
<div>İslam sadece müslümanların değil, bütün insanlığın dinidir ve herkese  kapısı açıktır. Hizmet islam-ı temsil etmektedir. Onun için sadece mü’minleri  değil, insan olan herkese kucak açar.  Hizmet; samimiyet, ihlas, vefa ve sadakat ve iman erkanını esas alarak  gelişen bütün ilme, tekniğe ve terakkiye açıktır. Ne var ki çocuğun anne babaya  bağlı büyümesi ve varlık sebebi olan o kişileri küçümsememesi, onlara saygıda  kusur etmemesi esastır.</div>
<div>“<b>Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve  babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak  senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme,  onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.” </b>İsra sûresi 23. ayette  Cenab-ı Hakk emretmektedir.</div>
<div>Hizmette amirlik memurluk değil, kardeşlik esastır. Hz. Üstad, bütün  muhataplarına, talebelerine hep aziz sıddık fedakâr muhlis kardeşlerim tabirini  kullanmıştır.</div>
<div></div>
<div>Hocaefendi kendisine; herkesin bildiği gibi, hâşâ hep Kıtmir tabirini  kullanmaktadır. Herkesi kendinden aziz bilmekte ve hâlâ Allah’la münasebeti açısından imansız gideceğim korkusunu göz yaşlarıyla zaman zaman ifade  etmekte ve İbrahim Nehaî hazretlerini kendisine örnek almaktadır. Bu gerçekler  karşısında ben şahsım adına kendimi koyacak bir yer bulamıyorum. Bu bir ye’s  değildir. Herkes kendi zaviyesinden, Allah’ın sonsuz lütufları ve nimetleri  karşısında yerini tayinden ibarettir.</div>
<div></div>
<div>Zıtların cem olduğu bir dünyaya, zıt kabiliyetlerle donatılmış olarak  yaratılıp gönderildik. Kabiliyetlerimizi müspet manada irademizle geliştirmek  zorundayız. Şerre değil hayra vesile olmamız gerekmektedir. Tohumun sırrını  toprak çözdüğü gibi, insanların karakterlerini, kabiliyetlerindeki sırları da bazen  başa gelen musibetler ve sıkıntılar çözer.</div>
<div></div>
<div>Günümüzde insanların inandığı gibi yaşamamalarını ve çıkarları  doğrultusunda fikirlere iltifatın değer kazandığını görüyoruz. Maalesef bugün  masum insanların tertemiz kalp aynalarının kirletildiği işlerin yapıldığını acı acı  müşahede ediyoruz. Maksatlı kişilerin tuzak, plan ve oyunları piyasalarda geçer  akçe olarak dolaşıyor. Böylesine ortalığa fitne ve fesat verip yalan ve iftiralarla  yuvaları dağıtan aile fertlerini ve insanları birbirine hasret bırakan, aralarına kin  ve nefret tohumu ekerek düşman haline getirmek isteyenlere karşı, inanmış  gönüllerin hiçbir şeye takılmadan, ifsada karşı ıslahçı, tahribe karşı tamirci,  menfaat ve çıkarlara karşı îsar ruhu ile inandıkları davayı temsil etmeleri  gerekmektedir.</div>
<div></div>
<div>Başarı ve muvaffakiyetler; iman, iz’an, ihlas, vefa ve sadakatle davaya  fisebilillah sahip çıkmaya bağlıdır. Onun için Kur’an-ı Muciz-ül beyan <b>“Müminler  sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a  karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.”</b>(Hucurat sûresi 10)</div>
<div></div>
<div>“Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu desteğinden  mahrum bırakmaz. Bir kimse için müslüman kardeşini hakir görmek kadar  büyük bir kötülük yoktur.” (hadis-i şerif)</div>
<div>Bundan dolayı Cenab-ı Hakk mü’min kullarına imanlarını yenileme ve  tazeleme adına: “<b>Ey iman edenler! Allah’a, Resulüne, gerek Resulüne indirdiği,  gerek daha önce indirdiği kitaplara imanınızda sebat edin. Kim Allah’ı,  meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse hakikatten  iyice uzaklaşmış, sapıklığın en koyusuna dalmış olur.</b>”(Nisa sûresi 136)</div>
<div>Hiçbir şey Allah’a gizli değildir. Yapılan bütün hizmet ve ibadetlerin safi olması, O(cc)’nun rızası için yapılması esastır. Gönlünü Allah’a teslim edip, hayırlı  hizmetlerde gece gündüz koşturan halis kullarını başarılı kılan Allah’tır. Hiçbir kul  elde ettiği başarılarını kendinden bilmemeli ve Allah’ın inayetiyle geçekleştiğine  inanmalıdır.</div>
<div>Hüsnüzan en güzel ibadettir. Her mü’min nefsinin savcısı, başkalarının  avukatı olmalıdır. İnsan kendini teminat altında görüyorsa tehlikenin eşiğindedir.  Nebevi ahlaka uygun hareket etmek, mü’min olmanın vasfıdır. Onun için  yapayım derken hiçbir zaman yıkmamalı, yaptığımız yapacağımız her şeyin  tahrip mi, yoksa tamir mi olduğuna azami derecede dikkat etmeliyiz. Zira  üslubumuz namusumuzdur.</div>
<div></div>
<div><strong>Kaynak:Mehmet Ali Şengül | Samanyoluhaber</strong></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar-ruhu-mehmet-ali-sengul/">Îsar Ruhu | Mehmet Ali Şengül</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Îsâr</title>
		<link>https://hizmetten.com/isar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 06:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Îsâr]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11406</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın, başkalarını kendisine tercih etmesi mânâsına gelen îsâr; ahlâkçılara göre, toplumun menfaat ve çıkarlarını şahsî çıkarlarından önce düşünmek.. tasavvuf erbabınca ise, en hâlisâne bir tefânî düşüncesiyle topyekün şahsiliklere karşı bütün&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar/">Îsâr</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın, başkalarını kendisine tercih etmesi mânâsına gelen îsâr; ahlâkçılara göre, toplumun menfaat ve çıkarlarını şahsî çıkarlarından önce düşünmek.. tasavvuf erbabınca ise, en hâlisâne bir tefânî düşüncesiyle topyekün şahsiliklere karşı bütün bütün kapanıp, yaşama zevkleri yerine yaşatma hazlarıyla var olmanın unvanı kabul edilegelmiştir.</p>
<p>Îsârın tam karşıtı &#8220;şuhh&#8221;tan doğan cimrilik ve şahsî çıkar duygusudur ki, Hak&#8217;tan, halktan ve Cennet&#8217;ten uzak kalmanın âmili sayılmıştır.<sup>[1]</sup> Evet, &#8220;şuhh&#8221;tan &#8220;buhl&#8221; diyeceğimiz cimrilik; &#8220;îsâr&#8221; ruhundan da &#8220;cûd&#8221;, &#8220;sehâ&#8221; ve &#8220;ihsan&#8221; sözcükleriyle ifade edeceğimiz cömertlik, semâhat ve civanmertlik doğmuştur. Cûd: ferd-i mü&#8217;minin, gönlünde herhangi bir rahatsızlık duymadan, sahip olduğu şeylerin, hiç olmazsa bir kısmını infak etmesinin ve başkaları için o kadar var olabilmesinin adıdır.</p>
<p>Sehâ; müminin, infakı ve başkalarını düşünmeyi önde götürmesi ve kendi mutluluğu içinde, hatta onun da önünde onların mutluluğunu düşünebilmesi, ihsan ise; onun, ihtiyacı olduğu hâlde başkalarını kendine tercih edebilmesidir ki:</p>
<p><span class="arabic">وَلاَ يَجدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بهِمْ خَصَاصَةٌ</span> &#8220;Onlar, mü&#8217;minlere verilen şeylerden nefislerinde herhangi bir kaygı duymaz ve muhtaç olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.&#8221; (Haşr, 59/9) âyetiyle işaret edilmek istenen îsâr zirvesi de işte budur. Biz, buna, o has ve enfes tarifiyle ihsan da diyebiliriz.</p>
<p>Îsârın gayri ihtiyarî olanına &#8220;esere&#8221; denir ki, ortada çiğnenen bir hak söz konusu değilse sabır vâridatından öte bir meziyeti yoktur ve kat&#8217;iyen îsâr seviyesinde de değildir.</p>
<p>Yukarıda yarım yamalak karşılıklarıyla aktarmaya çalıştığımız cûd ve sehâ, aynı zamanda seviye ve derece farkını da ifade etmek üzere şöyle sıralanabilir:</p>
<p><strong>1)</strong> Hak yolunda ve O&#8217;ndan ötürü iman ve ehl-i iman uğrunda candan geçilmesidir ki, civanmertliğin zirvesi sayılır.</p>
<p><strong>2)</strong> Riyâset ve makam mevzuunda her türlü fedakârlıkta bulunmadır ki, birincisine nisbeten bir kadem daha geri kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>3)</strong> Maddî refah ve mutlulukta başkalarını düşünme ki, öncekilere göre oldukça ucuz bir kahramanlıktır.</p>
<p><strong>4)</strong> Bedel ve karşılık beklentisine girmeden ilim ve fikir bezlinde bulunmak ki diğerleri kadar ağır olmasa gerek.</p>
<p><strong>5)</strong> Sa&#8217;yin semeresini infak ki, zekât ve sadaka gibi sorumluluklarımız bu cümleden sayılabilir.</p>
<p><strong>6)</strong> Güler yüz, tatlı dil ve değişik hayırlara vesile olma ki, hemen herkesin muvaffak olabileceği bir hayır türüdür.</p>
<p>Bunlardan birincisi, cûd ve sehânın zirvesi, îsârın da esaslı bir derinliğidir ki, ona muvaffak olmak her babayiğidin kârı değildir. Bu babayiğitliği Baharistan sahibi şöyle seslendirir:</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">بَسِيم و زَر جَوَانمَردِي تَوَان كَرد<br />
خُوش آنكَس که جَوَانمَردِي بَجَان كَرد</span></p>
<p>&#8220;Gümüş ve altınla cömertlikte bulunmak kolaydır; hoştur o kimse ki, canıyla cömertlik eder.&#8221;</p>
<p>İnsanların temsil durumları itibarıyla îsâr da kendi içinde derece derecedir:</p>
<p><strong>1)</strong> Başkalarını yedirip içirip kendisinin aç ve susuz durması ve başkalarını görüp-gözettiği hâlde kendisini yer yer ihmal etmesi ki, herhangi bir kul hakkını çiğnememe kaydıyla ebrâr ahlâkındandır ve insanı evc-i kemalât-ı insaniyeye çıkarır.</p>
<p><strong>2)</strong> Herkese ve her şeye rağmen, Allah&#8217;ın ona olan bütün ihsanlarını, sadece ve sadece O&#8217;nun rızâsını düşünerek bezletmektir; bezlettikten sonra da düşünmemektir ki mukarrabînin tavrıdır. Bu tavrın temsilcilerinde verme hazzı birkaç kadem daha alma sevincinin önündedir.</p>
<p><strong>3)</strong> &#8220;Îsâr-u îsârillah&#8221; sözleriyle ifade edilen hâldir ki; apaçık hususî mazhariyetlere bile birer mahmil bularak, ücret ve huzûzât vaktinde bütün mevhibeleri nisyâna gömüp, sadece ve sadece O&#8217;nu duyup, O&#8217;nun varlığının ziyâsının gölgesi olduğunu hissetmektir ki, &#8220;Akrabü&#8217;l-Mukarrabîn&#8221;in yoludur. Bu mânâda, Hz. Şeref-i Nev-i İnsan ve Ferîd-i Kevn-i Zaman bir îsâr kahramanıdır; O kahramanın mîrâcı da bu engin arayış sayesinde O&#8217;nu aranan biri hâline getirmenin serencamesidir.. O&#8217;nun gökler ötesi âlemlerden, dönüp insanlar arasına inmesi hiç kimseye nasip olmayan bir &#8220;îsâr&#8221; derecesi ise, ümmeti adına Cennet&#8217;ten çıkıp cehennemlere gözyaşı salması, salıp bütün insanları dilemesi de hiç kimsenin tasavvur bile edemeyeceği bir başka îsâr derinliğidir.</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اَللهُمَّ اجْعَلْنَا بـجَاهِ نَبيِّكَ الْمُصْطَفى مِنَ الَّذينَ {لاَ يَجدُونَ في صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بهِمْ خَصَاصَةٌ}[2] وَصَلِّ اللهُمَّ عَلى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلى الِهِ وَصَحْبه وَسَلِّمْ.</span></p>
<hr />
<p>[1] Bkz: Tirmizî, birr 40<br />
[2] Haşr, 59/9</p>
<p><span class="source21"><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/isar/">Îsâr</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
