<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ibadet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/ibadet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/ibadet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Feb 2025 20:05:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>ibadet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/ibadet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Ramazan ve İbadetlerimiz</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ramazan-ve-ibadetlerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 20:05:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=41590</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Ramazan da itina ile yapmamız gereken bazı ibadetlerimiz hakkında olacaktır. شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ramazan-ve-ibadetlerimiz/">Cuma Hutbesi | Ramazan ve İbadetlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p>Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, <strong>Ramazan da itina ile yapmamız gereken bazı ibadetlerimiz </strong>hakkında olacaktır.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ</strong></p>
<p>“O ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi. Artık sizden kim ramazan ayının hilâlini görürse, o gün oruç tutsun. Hasta veya yolcu olan, tutamadığı günler sayısınca, başka günlerde oruç tutar. Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerini tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden ötürü Allah’ı tazim etmenizi ister. Şükredesiniz diye bu kolaylığı gösterir. <strong><em>(Bakara suresi, 185)</em></strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabına, Ramazan ayının yaklaşması münasebetiyle, vermiş olduğu bir hutbesinde şunları söylemiştir: “Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi başınızın üstüne kadar geldi. Bu öyle bir aydır ki içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Allah, bu mübarek ayın gündüzlerini farz olan oruçla, gecelerini ise nafile ibadetlerle değerlendirmenizi takdir buyurdu. Bu ayda <strong>nafile bir hayır yapan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır</strong>. Bu ayda bir farz yapan başka aylarda <strong>70 farz yapmış kadar</strong> sevap kazanır. Bu ay <strong>sabır ayıdır.</strong> Sabrın karşılığı ise Cennet’tir. <strong>Bu ay paylaşma ve yardımlaşma ayıdır. </strong>Bu ayda mü’minin rızkı artar. Bu ayda kim bir <strong>oruçluya iftar ettirirse</strong> yaptığı bu iş onun günahlarının affedilip Cehennem’den âzâd olmasına vesile olur. Oruçlunun sevabından bir şey eksilmeden onun sevabı kadar sevaba kavuşur.</p>
<p>Efendimiz devamla şöyle buyurdular: <strong>“Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem’den kurtuluştur</strong>. Bu ayda <strong>dört şeyi çok yapın</strong>. Bunlardan ilk ikisiyle Rabbinizin rızasını kazanırsınız diğer ikisinden de zaten müstağni kalamazsınız. Rabbinizin rızasını kazanacağınız <strong>iki amel, Kelime-i Şehadet’e ve istiğfara devam etmektir. </strong>Müstağni kalamayacağınız iki amel ise <strong>Allah’tan Cennet’i istemek ve Cehennem’den yine O’na sığınmaktır.</strong> Her kim oruçlu birini yedirip-içirir hoşnut ederse Allah da ona mahşer günü havuzumdan öyle bir su içirir ki Cennet’e girinceye kadar bir daha susuzluk çekmez<em>.” <strong>(İbn Huzeyme, es-Sahîh 3/191; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 3/306.)</strong></em></p>
<p><strong>Ramazan</strong>, gecesi ve gündüzü ile ibadetlerin bütün renklerini içinde barındıran bir ibadet mevsimi bir kulluk kampı, ibadetlerden yana bir egzersiz-form tutma zamanıdır.</p>
<p><strong>Ramazan,</strong> insanın vicdan genişliğine ulaşması, cömertlik ve sosyalleşme mevsimidir.</p>
<p>Bir Müslüman bu ayda <strong>gündüzleri oruç, Kur&#8217;an tilaveti ve mukabele ile</strong>, geceleri de <strong>teravih namazıyla </strong>kulluk çıtasını yükseltir. Kalp ve ruhun hayat seviyesine yükselerek, Allah&#8217;a daha yakın durmaya, ibadetlerini daha derinden ve duyarlılıkla yerine getirmeye çalışır.</p>
<p>“Oruç tutanın uykusu ibadet, susması ise tesbih sayılır. İyilik ve ibadetlerine kat kat ecir verilir. Duası Allah tarafından kabul edilip günahları affedilir.” <strong><em>(Kenzü’l-Ummal, 3/327)</em></strong></p>
<p>Bizler bir yandan oruç tutmak suretiyle melekliğe açılmalı, diğer taraftan <strong>ruhun en önemli gıdası olan Kur&#8217;an&#8217;ı daha çok okumalı,</strong> namazlarımızı da özenle eda etme gayreti içinde olmalıyız. Zaten <strong>İslamiyet’in en önemli hedeflerinden biri, imana ait değerlerin insan tabiatıyla bütünleşmesidir.</strong> Bunun yolu da dinin emirlerinin yaşanmasından, özellikle de ibadetlerin duyularak, hissedilerek eda edilmesinden geçmektedir.</p>
<p><strong>Ramazan ayı, insan tabiatının ibadetle bütünleşmesi adına manevî bir alıştırmadır.</strong> Özellikle bu aya mahsus olan <strong>teravih namazı</strong>, bildiğimiz bilemediğimiz birçok hikmetinin yanında, ibadetten hoşlanmayan insan nefsini namaza alıştırması, namazı insan tabiatının bir yanı bir derinliği haline getirerek, ibadetle bütünleştirmesi açısından çok önemlidir.</p>
<p><strong>Hatimle Teravih Namazı kılmanın önemi ve fazileti:</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz Hayat-ı seniyyelerinde dokuz yıl Ramazan orucu tutmuştur. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) teravih namazını bir-kaç gece mescitte ashabına kıldırmış daha sonra farz olur endişesi ile cemaatle kılmayıp, kendi odasında yalnız eda etmişti. Peygamber Efendimizin teravih namazını <strong>odasında nasıl ve kaç hatimle</strong> kıldığını bilemiyoruz.</p>
<p>Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ramazan ayında bir gece mescide çıktı ve mescidin bir kenarında namaz kılan insanlar görünce <strong>“Bunlar ne yapıyorlar?” </strong>diye sordu.  Orada bulunanlardan biri “Bunlar Kur’an’ın tamamını ezberleyememiş yani hafız olmayan kimseler, Übeyy b. Ka’b onlara hatimle namaz kıldırıyor.” diye cevap verdi. Efendimiz de sevinçle: “Doğru yapmışlar, yaptıkları şey ne kadar güzel!” diyerek memnuniyet ve takdirlerini ifade etmişlerdir. <strong><em>(Ebu Davut, Ramazan, 1)</em></strong></p>
<p>Hz. Aişe annemizin anlattığına göre: Efendimiz (sav) Ramazan gecelerini teravihlerle değerlendirmeye teşvik ederek şöyle derdi: <strong>“Allah, Ramazan ayında oruç tutmayı farz kıldı. Ramazan gecelerinde namaz kılmak da benim sünnetimdir. Kim, inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihlâsla oruç tutar ve gece (terâvih) namazını kılarsa, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından temiz hâle gelir.” </strong><strong><em>(Nesai, sıyam 40, İbn Mace, ikame 173; Müsned 1/191)</em></strong></p>
<p>İmkânı ve şartları müsait olan Müslümanların teravihi hatimle kılmaları büyük bir sevaba nail olacağından çok yerinde bir davranıştır.</p>
<p>Aslında kabul olunabilecek şekilde eda edilen yatsı ve teravih namazı için <strong>en az 45 dakikaya</strong> ihtiyaç var. Hatimle kılınan teravih namazı ise ortalama <strong>1 saat 15 dakikada</strong> kılınır.  Aradaki <strong>fark sadece 30 dakika kadardır.</strong> Bu kadar faziletli bir namaz için yarım saat çok değildir.</p>
<p><strong>Farz namazlarda değilde,</strong> sadece nafile namazlarda İmam Ebu Yusuf, İmam Şafiî, İmam Malik, Ahmet bin Hanbel <strong>Mushaf’ın yüzüne bakarak Kur&#8217;an okumaya cevaz vermişlerdir. </strong><strong><em>(Tahavî, Muhtasar-ı İhtilafı&#8217;l-Ulema, 1/208; Şâşî, Hılyetü&#8217;l-Ulema, 2/89)</em></strong></p>
<p>Hz. Aişe validemizin hizmetine bakan Zekvan, Ramazan ayında Kur’an’ı yüzünden okuyarak Hz. Aişe annemize <strong>hatimle teravih namazı kıldırırdı</strong>. <strong><em>(İbn-i Sahnun, Müdevvene, 1/224)</em></strong></p>
<p><strong>Teravih Peygamber Efendimiz’in sünnetidir</strong> ve ümmetin icmâsı ile sabittir. Hazreti Ömer döneminde cemaatle kılınmaya devam edilmiş ve günümüze kadar bu sünnet aynen devam etmiştir.</p>
<p>Evlerimiz müsaitse yüksek sesle, yavaş yavaş, tane tane, Kur&#8217;an okuyalım. Unuttuğumuz ezberlerimiz varsa, ahirette mesuliyetten kurtulmak ve manevi makamlara yükselmek için tekrar ezberlemeye çalışalım. Açıklamalı meal ve tefsir okumaya zaman ayıralım. <strong>Zira Kur´an,</strong> anlaşılmak ve anlatılmak için, <strong>Allah rahmetinin insan akl ü idrakine en büyük armağanıdır.</strong> Onu okumayı öğrenip, manasını anlamak hem bir vazife hem de bir kadirşinaslıktır. Kur’an’ı anlatmaksa,<strong> onun nuruna muhtaç gönüllere, saygı ve vefanın ifadesidir. </strong></p>
<p>Yüce Mevla bizi, mübarek ramazan ayının, feyiz ve bereketinden istifade eden kullarından eylesin. Âmin!</p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/02/HUTBE-RAMAZAN-1-28.02.2025-1.docx">Cuma Hutbesi | Ramazan ve İbadetlerimiz</a>  WORD</strong></p>
<p><strong><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/02/HUTBE-RAMAZAN-1-28.02.2025.pdf">Cuma Hutbesi | Ramazan ve İbadetlerimiz</a>   PDF</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-ramazan-ve-ibadetlerimiz/">Cuma Hutbesi | Ramazan ve İbadetlerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Ma’bûd &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/sana-hakkiyla-ibadet-edemedik-ey-mabud-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 04:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26913</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Konumumuza göre bir tavır belirlemeye ihtiyacımız var; yoksa hiç farkına varmadan Cenâb-ı Hakk’ın ekstradan lütuflarını kendimize mâl etme gibi bir hataya düşmüş olabiliriz. Vifak ve ittifaka sağanak sağanak gelen tevfîk-i&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sana-hakkiyla-ibadet-edemedik-ey-mabud-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Ma’bûd | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>*Konumumuza göre bir tavır belirlemeye ihtiyacımız var; yoksa hiç farkına varmadan Cenâb-ı Hakk’ın ekstradan lütuflarını kendimize mâl etme gibi bir hataya düşmüş olabiliriz. Vifak ve ittifaka sağanak sağanak gelen tevfîk-i ilâhîyi, şahsî kabiliyetlerimize ve istidatlarımıza nisbet etmeye kalkarız. Bu da bir yönüyle şirk sayılır, ondan sakınmak lazımdır. Oysaki üzerimizdeki ilahi ihsanlar, vifak ve ittifak mevzuunda gösterilen cehde Cenâb-ı Hakk’ın ayrı bir lütuf tecellisidir. Üstad Hazretleri de “Vifak ve ittifak, tevfîk-i ilâhînin vesilesidir.” diyerek bu hususa dikkat çekmektedir. Sana Hakkıyla Kulluk Yapamadık!..</p>
<p>*Cenâb-ı Hakk’ın bu fevkalâdeden lütufları karşısında bize düşen vazife, oturup kalkıp sürekli “eşşükrulillâh” ve “elhamdülillah” demektir. Aslında, biz sabahtan akşama kadar ibadet yapsak, her gün yüz rekât namaz kılsak, bir gün oruç bir gün yeme şeklinde savm-ı Dâvud veya aralıksız olarak savm-ı visal tutsak ve her sene hacca gitsek, yine de “مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ – Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Ma’bûd” demeliyiz.</p>
<p>*Cenâb-ı Hakk’ın lütufları karşısında aklımıza “Bir şeyler yaptık” mülahazası geldiği zaman hemen o düşüncenin başını “mâ abednâ”, “mâ arefnâ”, “mâ hamidnâ”, “mâ şekernâ”, “mâ sebbahnâ” (ibadetin, marifetin, hamdin, şükrün, tesbihin hakkını veremedik) duygusuyla ezmeliyiz. “Ey ibadete layık yegâne Ma’bud, Sana hakkıyla ibadet edemedik!.. Ey bütün mahlûkat tarafından bilinen Rabbimiz, Seni bilinmesi gereken ölçüde bilip tanıyamadık!.. Ey her dilde meşkûr olan Rabbimiz, Sana gereğince şükredemedik! Ey yerde ve gökte her varlık tarafından adı anılan ve tesbih edilen Rabbimiz, şanına lâyık zikr u tesbihi yapamadık!” deyip O’na gerektiği gibi kullukta bulunamadığımızı, O’nu hakkıyla bilemediğimizi, ululuğu ölçüsünde zikredemediğimizi ve şükür vazifesini tam yerine getiremediğimizi avaz avaz ilan etmeliyiz.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sana-hakkiyla-ibadet-edemedik-ey-mabud-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Ma’bûd | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nafile ibadetler eksikleri kapama vazifesi görür! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/nafile-ibadetler-eksikleri-kapama-vazifesi-gorur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2022 08:18:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Nafile]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26826</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın İftihar Tablosu, kulluğun ve hizmetin her çeşidinde her zaman en öndeydi!.. *İnsan farz ibadetleri -keyfiyetlerine uygun şekilde- yerine getirerek Cenâb-ı Hakk’a yaklaşır. Farzlarla kurbeti yakalama en sağlam bir yoldur.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nafile-ibadetler-eksikleri-kapama-vazifesi-gorur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Nafile ibadetler eksikleri kapama vazifesi görür! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın İftihar Tablosu, kulluğun ve hizmetin her çeşidinde her zaman en öndeydi!..</p>
<p>*İnsan farz ibadetleri -keyfiyetlerine uygun şekilde- yerine getirerek Cenâb-ı Hakk’a yaklaşır. Farzlarla kurbeti yakalama en sağlam bir yoldur. Çünkü farz dediğimiz şeyler, dindeki zaruriyattır, olmazsa olmaz esaslardır. Hakikî zaruriyât imân esasları; bir manada zaruriyât da İslâm’ın şartlarıdır. Evet, farzlar çok önemli birer kurbet vesilesidir ki; farzları hakkını vererek eda etmek suretiyle Hak yakınlığına ermeye “kurbet-i ferâiz” denir.</p>
<p>*Nafile ibadetler ise “cebren linnoksan” yani, “eksikleri kapama, yarayı sarma, gedikleri tıkama” vazifesi görürler. Farzlarında eksiği, gediği, kusuru olan insan nafilelerle onları telafi ettiği için, arzuladığı neticeye nafilelerin desteğiyle ulaşabilir. Öyleyse, ana atkılar yine farzlardır; nafileler ise, onların üzerindeki dantela gibi işlenmiş nakışlardır. Bu itibarla da, farzları nafilelerle tamamlayıp derinleştirme vesilesiyle Hakk’a yakınlık kesbetmeye “kurbet-i nevâfil” denmektedir.</p>
<p>*İnsanın mükellef olduğu farzlar için, Hazreti Pîr’in de ifade ettiği gibi, abdest ile beraber günde bir saat kafîdir. Fakat İnsanlığın İftihar Tablosu’na gelince, O bize mükellefiyet adına teklif buyurduğu bu ibadetlerin on katını yapıyordu. Ümmetine objektif mükellefiyeti emrediyor ve kimseyi farzların ötesine zorlamıyordu ama kendisi ayakları şişinceye kadar namaz kılıyordu.</p>
<p>*Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) her zaman vazife başında, hizmette önde ve her hayırlı faaliyetin bizzat içinde olmuştu. “Allah’ın arslanı” lakabıyla tanınan şecaat kahramanı Hazreti Ali, “Biz savaşın kızıştığı, gözlerin yuvalarından fırladığı zamanlarda Rasûlullah’ın arkasına sığınır, o sayede korunurduk” der. Huneyn Savaşı’na bakarsanız bu sözün en güzel misalini görürsünüz: Bir ara karşı cephenin askerleri zafer sarhoşluğuyla koşarken Allah Rasûlü Müslümanlara, “Nereye gidiyorsunuz ey insanlar! Yalan yok, ben Rasûlullahım; Ben Abdülmüttalib’in torunu, Abdullah’ın oğlu Muhammedim!” diye seslenir. Bu çağrı üzerine mü’minler derlenip toparlanır. Allah Rasûlü, “İşte ocak şimdi kızıştı” buyurur, yerden bir avuç toprak alıp düşmanların üzerine fırlatır; saldırıya geçilirken yine en önde O vardır.</p>
<p>*İnsanlığın İftihar Tablosu, orada önde olduğu gibi hizmetin her çeşidinde her zaman önde bulunmuştur. Bundan dolayı da, bütün tehlike dolapları herkesten önce O’nun başında dönüp durmuştur. Bu böyle devam ettiği sürece de bizim ikbal yıldızımız adeta kutup yıldızı gibi hep kendi çevresinde dönmüş, hiç yer değiştirmemiş, hiç batmamıştır; belki de bütün yıldızlar onun etrafında tavaf ediyor gibi dönmüştür. İkbal yıldızımız!.. Emevî döneminde de böyle, Abbâsî döneminde de böyle, Osmanlı’da da böyle!..</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/nafile-ibadetler-eksikleri-kapama-vazifesi-gorur-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Nafile ibadetler eksikleri kapama vazifesi görür! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sulhu Olmayan Savaş &#124; MEHMET YAVUZ ŞEKER</title>
		<link>https://hizmetten.com/sulhu-olmayan-savas-mehmet-yavuz-seker/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Yavuz Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2022 08:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yavuz Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sufi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26702</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazıya bu başlığı Sufilerin Efendisi manasına gelen Seyyidü’t-taife lakaplı Cüneyd-i Bağdadî koydu diyebiliriz. Çünkü hazret bir defasında tasavvufu “Sulhu olmayan savaş” şeklinde tarif etmiştir. “Bir defasında” dememiz, onun ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sulhu-olmayan-savas-mehmet-yavuz-seker/">Sulhu Olmayan Savaş | MEHMET YAVUZ ŞEKER</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıya bu başlığı Sufilerin Efendisi manasına gelen Seyyidü’t-taife lakaplı Cüneyd-i Bağdadî koydu diyebiliriz. Çünkü hazret bir defasında tasavvufu “Sulhu olmayan savaş” şeklinde tarif etmiştir. “Bir defasında” dememiz, onun ve diğer sufilerin tasavvufu bir tek cümleyle değil, değişik zamanlarda değişik ahval içindeyken farklı açılardan tanımlamış olmalarından ötürüdür.</p>
<p>Önce bu husus üzerinde kısaca duralım. Hicri 100-350 yılları İslamî ilimler yönüyle zamanın altın dilimi olmuştur. Bu dönemde hemen her branştan günümüze kadar fikirleri, eserleri, hizmetleri devam etmiş ve hala devam ediyor olan birçok insan yetişmiştir. Bu zaman dilimi, tasavvuf alanında da bu alanı sözleriyle ve yaşantısıyla şekillendiren ve adeta doktrinin bir parçası haline gelen birçok sufiye şahitlik etmiştir. Bu sufiler öyle bir hayat geçirmiş ve öyle şeyler söylemişlerdir ki, onların hayatları ve söyledikleri, aynı tasavvuf olmuştur. Örneğin ‘’Cüneyd-i Bağdadî eşittir tasavvuf” sözü bu bağlamda doğru olduğu gibi “tasavvuf sulhu olmayan bir savaştır” sözü de doğrudur, özdeştir.</p>
<p>Şimdi başlığa tekrar dönebiliriz. Evet, İslam’ın ruhî boyutunun adı olan tasavvuf, Cüneyd-i Bağdadî’nin tanımıyla sulhu, yani barışı olmayan bir savaştır, bitmeyen bir kavganın adıdır ve böyle olduğu için de son nefese kadar devam edecektir.</p>
<p>Bu cümleden hareketle bu savaşın hangi cephelerde cereyan ettiğini anlamaya çalışalım.</p>
<p>İslam’ın ruhî boyutu, özü, temeli üç ana öğeden oluşur. Bunlar, İslam’ın teorisi de diyebileceğimiz “iman”, dinin pratiğini şekillendiren “islam” ve bu ikisinin tezahürü ve doğal sonucu manasına “ihsan”, yani ahlaktır. Sulhu olmayan savaş ise işte bu üç cephede ve aynı ayna devam etme mecburiyetindedir.</p>
<p>Her ne kadar tasavvuf dendiğinde akla ilk olarak ahlak gelse ve bu doğru olsa da eksik bir anlayıştır. Çünkü tasavvuf az önce ifade edilen İslam’ın üç boyutu ile de birebir ve birinci derecede ilgilenir ve bu savaş bu üçünde de ateşkesi olmadan, kesintisiz devam eder.</p>
<p>Bu üç cepheyi özet halinde şöyle ifade edebiliriz:</p>
<p>1-İmanı muhafaza, onu taklitten kurtarıp tahkike yükseltme, “tahakkuk”a ulaşma, inanılan Allah hakkında marifet, muhabbet, haşyet, mükâşefe ve müşâhede sahibi olma gibi hususlar, cephelerden birincisi ve en önemlisidir. Zira bir mümin için bütün zaman ve mekanlarda tek ve değişmez gündem, imandır. Hem kendisinin hem de ulaşabildiği herkesin imanını korumak, sapasağlam hale gelmesine yönelik hizmet etmek onun olmazsa olmasıdır.</p>
<p>Kur’an, “Ne yapın edin Müslüman olarak ölmeye bakın.” (Âl-i Imran, 3/102) derken imanın bu vazgeçilmezliğine vurgu yapmaktadır. Dünyanın hiçbir meselesi, kabre imansız girip girmemekten daha önemli olamaz.</p>
<p>İmam Kuşeyri, Risale adını verdiği ve tasavvufun klasikleri arasında yerini alan değerli eserinin girişinde tevhidi anlatmış, bu bağlamda Esmâ-yı İlahiye’yi teker teker açıklamıştır. Fikir vermesi açısından şu ifadelere bakabiliriz:</p>
<p>“Cenab-ı Hak, Evvel’dir, başlangıcı yoktur. Âhir’dir, sonsuzdur. Zâhir’dir, varlığının delil ve alametleri her yerdedir. Bâtın’dır, gözlerden gizlidir. Karîb’dir, kullarına ve her şeye ilmi, iradesi ve kudretiyle yakındır. Baîd’dir, zatının anlaşılması yönüyle her şeyden uzaktır. Benzeri yoktur. Her şeyi bütün tafsilatıyla işitir ve görür.”</p>
<p>İşte Hak yolcuları, sulhu olmayan savaşın bu en tehlikeli ve riskli cephesinde bu bilinç üzere hareket ettiler. Tevhid delilleri üzerinde sürekli kafa yordular. Yüce Allah’ı zatına yakışır bir şekilde bilmenin cehdini sergilediler. Bu gayeye ulaşma adına hiçbir gevşeklik göstermediler.</p>
<p>2-Teorinin pratiğe dökümü de diyebileceğimiz “islam” ikinci cephenin adıdır. Buradaki islam kelimesi, dinin adından ziyade, ibadet ve hizmetten ibaret olan dinî yaşantıyı ifade etmektedir.</p>
<p>Dini, hayata taşımak, olanca enginliği içerisinde ibadet ve hizmette derinleşmek, öncülerden olabilmek için sürekli iradeye yüklenmek pek de kolay değildir. Bir taraftan bunları yaparken, diğer taraftan şeytanın ve nefs-i emarenin akıl almaz oyun ve vesveseleri ile mücadele etmek ve bu konularda çıtayı hep yukarda tutmayı başarabilmek elbette çok zordur. Çünkü alışıla gelmişliğin dışına çıkmak, normali delip olağanın üstüne yükselmek hiç de kolay değildir. İnsan, ibadetlerini yerine getirirken hayatının akışını değiştirdiğinden dolayı nefsi buna itiraz eder. O sürekli itiraz eder, inanan insan da onun itirazlarına rağmen, ibadet ve taatini ciddiyetle yerine getirmenin kavgasını verir. İşte bu kavga ve savaşın da sulhu, barışı yoktur, son nefese kadar devam edecektir.</p>
<p>3.Üçüncü cephe, “ihsan” kelimesiyle ifadesini bulan ve “tahalluk” da denilen “ahlak”tır. Herkese, her zaman ve her yerde ahlaklı olabilmek, nezaket ve zerafetten asla ödün vermemek de elbette kolay değildir. Az yeme, az konuşma, az uyuma gibi hasletlere sahip olabilmek, belki bir ömür çabalamaya bağlıdır. Zira ahlak, süreklilik ve yenilenme ister. Ahlakî mülahazalar her zaman tazelendiği, akla ve vicdana hatırlatmalar sürekli yapılabildiği takdirde insan ahlaklı olarak hayatını devam ettirebilir. Aksi takdirde bozulma ve unutmalar neticesinde insan yüksek ahlak normlarını her zaman tutturamayabilir. İşte bu yüzden de bu cephedeki savaş da hiç bitmeyecek, nefis ve şeytanla herhangi bir sulh yapılmayacaktır.</p>
<p>İşte Hak yolcuları bu üç cephede sürekli kavga verdi, yenilgiyi hiç kabul etmedi, dolayısıyla da sulha hiç yanaşmadılar. Bilakis, “ömür, vakti imar edilmiş bir hayattır” idealine sımsıkı sarılıp, hayatlarını anbean idrak etmek suretiyle kamil insan ufkuna kanat çırptılar.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sulhu-olmayan-savas-mehmet-yavuz-seker/">Sulhu Olmayan Savaş | MEHMET YAVUZ ŞEKER</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet Erleri İbadette Derinleşmeli! &#124; M.Fethullah Gülen Hocaefendi</title>
		<link>https://hizmetten.com/hizmet-erleri-ibadette-derinlesmeli-m-fethullah-gulen-hocaefendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 09:26:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizan]]></category>
		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=26363</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli öteler iştiyakıyla nefes alıp veren Hak dostlarının, vazifelerini tamamlayana kadar dünya hayatına katlanmaları ve gönüllerindeki vuslat arzusunu mesuliyet duygusuyla bastırmaları ancak seçkin kullara özel bir sabırdır. “Vuslata karşı sabır”&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-erleri-ibadette-derinlesmeli-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Hizmet Erleri İbadette Derinleşmeli! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli öteler iştiyakıyla nefes alıp veren Hak dostlarının, vazifelerini tamamlayana kadar dünya hayatına katlanmaları ve gönüllerindeki vuslat arzusunu mesuliyet duygusuyla bastırmaları ancak seçkin kullara özel bir sabırdır. “Vuslata karşı sabır” da diyebileceğimiz mukarrabine has bu sabır çeşidi, Hak dostlarının can ü gönülden cemâl-i İlahiyi arzu etmelerine rağmen dine hizmeti kendi nefislerine tercih ederek burada kalıp vazifeye devam etmeleri, her ânı “Ne zaman Allahım, vuslat ne zaman?!.” mülahazalarıyla geçirdikleri halde O’nun takdirine rıza göstererek ölümü değil O’nun hoşnutluğunu istemeleri ve dava düşüncesiyle dünyaya bir süre daha katlanmalarıdır.</p>
<p>*Kemalâtın her şubesinde olduğu gibi vuslata karşı sabrın zirvesini tutan da yine İnsanlığın İftihar Tablosu’dur. Allah Rasûlü, cismanî âlemdeki son anlarında, mübarek başının ağrısının dinmesi için, başına sımsıkı sargı sarmıştı. Hazreti Âişe Vâlidemiz, böyle hallerde Allah Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ellerinden tutar ve O’na dua ederdi. Hazreti Âişe, yine dua etmek üzere o mübarek elleri tutmak istediğinde, bu defa Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini çekmiş ve اَللّٰهُمَّ الرَّفِيقَ الْأَعْلٰى “Allah’ım yüce dostluğunu istiyorum.” demişti. Yani Allah Rasûlü, artık murad-ı ilâhînin öteye müteveccih bir istikamette olduğunu anlamış; “Seni çağırıyorum ey Habibim, gel!..” mesajını almış ve kendi ruhunun ufkuna seyahate yönelmişti. “Hayır hayır! Siz, peşin gelir olarak (gördüğünüz dünyanın) arkasındasınız ve onu tercih ediyorsunuz.”</p>
<p>*Hususiyle dinin tamamen siyasi güdüme girdiği, çoklarının dinî duyguları, dinî hissiyatı, dinî argümanları dünyada bir yere varmak için kullandığı, kitleleri arkalarından sürüklemek isteyen insanlar arasında “görünme dindarlığı”nın yaygınlaştığı günümüzde ibadet u taate karşı sabır çok önemlidir. Evet, bugün camiye gelirken, oruç tutarken, başını örterken, “din-diyanet” derken bütün mülahazaları tamamen dünyayı hedeflemek olan bir sürü insan var. *Her hal ve hareketiyle dünya peşinde koşan kimselere Kur’an şu şekilde hitap ediyor: كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ “Hayır hayır! Siz, peşin gelir olarak (gördüğünüz dünyanın) peşindesiniz ve onu tercih ediyorsunuz. Âhiret’i ise bir kenara koyuyorsunuz.” (Kıyâme, 75/20-21) Hayır, siz dünyaya gönlünüzü kaptırmışsınız, ahireti elinizin tersiyle itmişsiniz. Hesaptan haberiniz yok; kabirden, münker-nekirin sualinden haberiniz yok; mizandan haberiniz yok. Gırtlağınıza kadar günah içindesiniz fakat hala kendinize göre dinden bahsediyorsunuz.</p>
<p>*Dinin böylesine kalıplaştığı, müsemmasız bir isim veya sadece kılıf ve zarf haline geldiği, mazrufunun, içinin, özünün yitirildiği, tekkeden zaviyeye, ondan camiye kadar her şeyin fersudeleştiği bir dönemde, din-i mübinin usulüne, füruuna, ferâizine ve nevâfiline yürekten bir bağlılık göstererek, o mevzuda aşk ve iştiyakı canlı tutmak -zannediyorum-günümüzün hakiki mü’minlerine düşen en önemli vazifelerden biridir. Hizmet Erleri İbadette Derinleşmeli!..</p>
<p>*İnsan farz ibadetleri -keyfiyetlerine uygun şekilde- yerine getirerek Cenâb-ı Hakk’a yaklaşır. Farzlarla kurbeti yakalama en sağlam bir yoldur. Çünkü farz dediğimiz şeyler, dindeki zaruriyattır, olmazsa olmaz esaslardır. Hakikî zaruriyât imân esasları; bir manada zaruriyât da İslâm’ın şartlarıdır. Evet, farzlar çok önemli birer kurbet vesilesidir ki; farzları hakkını vererek eda etmek suretiyle Hak yakınlığına ermeye “kurbet-i ferâiz” denir.</p>
<p>*Nafile ibadetler ise “cebren linnoksan” yani, “eksikleri kapama, yarayı sarma, gedikleri tıkama” vazifesi görürler. Farzlarında eksiği, gediği, kusuru olan insan nafilelerle onları telafi ettiği için, arzuladığı neticeye nafilelerin desteğiyle ulaşabilir. Öyleyse, ana atkılar yine farzlardır; nafileler ise, onların üzerindeki dantela gibi işlenmiş nakışlardır. Bu itibarla da, farzları nafilelerle tamamlayıp derinleştirme vesilesiyle Hakk’a yakınlık kesbetmeye “kurbet-i nevâfil” denmektedir.</p>
<p>*Hizmet erleri, vakit namazlarını sünnetleriyle kılmalılar; dahası beş vakit namazdan başka nafileleri de eda etmeliler. Akşam namazını kıldıktan sonra evvâbinde de kusurda bulunmamalı; teheccüdü katiyen kaçırmamalılar. Ellerinden geliyorsa, bir işrak namazıyla günlerini aydınlatmalı ve duhâ ile bir kuşluk neşvesini günlerine kazandırmalılar. Böylece beş vakit namazın yerine adeta on vakte teşne bulunuyor gibi bir tavır ortaya koymalılar.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hizmet-erleri-ibadette-derinlesmeli-m-fethullah-gulen-hocaefendi/">Hizmet Erleri İbadette Derinleşmeli! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban İbadeti</title>
		<link>https://hizmetten.com/kurban-ibadeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2022 16:40:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[Sayit Koçer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25950</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: SAYİT KOÇER Kurban; Sözlükte “yaklaşmak veya Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” demektir. İslâmî terminolojide: “Allah&#8217;a manen yakınlaştıran şey” demektir;[1] yani “ibadet niyetiyle, belli bir zamanda, belirli şartları taşıyan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurban-ibadeti/">Kurban İbadeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: SAYİT KOÇER</strong></p>
<p><strong>Kurban; </strong>Sözlükte “yaklaşmak veya Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” demektir. <strong>İ</strong><strong>slâmî terminolojide</strong>: “<strong>Allah&#8217;a manen yakınlaştıran şey” </strong>demektir;<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><strong><sup>[1]</sup></strong></a> yani “ibadet niyetiyle, belli bir zamanda, belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce kesmek” demektir.</p>
<p>Kurban kesmek, Kitap, Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile sabittir.</p>
<p><strong>Kurban,</strong> Allah yolunda malın, canın, her şeyin feda edilebileceğini, Allah’a teslimiyeti ve O’na karşı şükür hisleriyle dolu olmayı ifade etmektedir.</p>
<p>Peygamberimiz (S.A.S) Mekke&#8217;de nâzil olan;</p>
<p><strong>إِنَّا أَعْطَينَاكَ الْكَوْثرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ</strong> &#8220;<strong>Biz gerçekten sana kevseri verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!</strong>&#8221; [Kevser 108 /1-2] emr-i İlâhîsince henüz Mekke de iken Şahsına ait olmak üzere kuşluk namazı kılıyor ve kurban kesiyordu. Daha sonra<strong> hicretin birinci yılında Medine&#8217;de Allah&#8217;ın emri doğrultusunda kavlî ve fiilî sünnetiyle bütün mü&#8217;minlere bayram olarak teşrî&#8217; buyrulmuş ve bu günlerde bayram namazı kılmak ve kurban kesmek vacip kılınmıştır</strong>.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Peygamberimiz, <strong>hicretten itibaren on y</strong><strong>ı</strong><strong>la yak</strong><strong>ı</strong><strong>n bir süre hep kurban kesmi</strong><strong>ş</strong><strong>tir.</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p><strong>Müslüman, hür, yolcu olmayan ve dinî ölçüye göre zengin sayılan </strong><em>(üzerinden bir yıl geçmemiş bile olsa nisâb miktarı mala sahip bulunan)</em> <strong>kişilere kurban kesmek vaciptir</strong>.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kurban Hac Suresi 22/34-37 ayetlerde şöyle anlatılmaktadır: </strong></p>
<p><strong>  </strong>وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ فَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ <strong>(34)</strong> الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ <strong>(35)</strong> وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ كَذَلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ <strong>(36)</strong> لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ <strong>(37)</strong></p>
<p><strong> </strong>34 – Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır. Öyleyse yalnız O’na teslim olun. Sen ey Resulüm: O alçak gönüllü, samimi ve ihlaslı olanları müjdele!</p>
<p><em>Kurban sadece hacılara değil, bütün müslümanların ittifakiyle müslüman olan herkese şamildir. Fark sadece bazı müçtehidlerin vacip görmeyip, müekked sünnet saymalarındadır.</em></p>
<p><strong><em> </em></strong>35 – Onlar ki; yanlarında Allah anıldığında kalpleri saygı ile ürperir. Başlarına gelen dertlere sabrederler. Namazlarını hakkıyla ifa eder, Allah’ın kendilerine nasib ettiği nimetlerden, O’nun rızasında harcayıp dururlar.</p>
<p>36 – Biz kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin hakkınızda Allah’ın dininin <strong><u>şeâirinden</u></strong> kıldık.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a> Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar boğazlanmak üzere saf halinde dururken onları kestiğiniz zaman Allah’ın adını anın. Yanı üstü yere yıkılınca da onlardan hem siz yiyin hem kanaat gösterip istemeyene, hem de isteyen fakire yedirin. İşte böylece onları size âmâde kıldık ki şükredesiniz.”</p>
<p>37 – Fakat unutmayın ki ne onların etleri, ne de kanları asla Allah’a ulaşacak değildir. Lâkin Ona ulaşan tek şey, kalplerinizde beslediğiniz takvâdır, Allah saygısıdır. O bu hayvanları size âmâde kıldı ki, sizi doğru yola eriştirdiği için O’nun yüceliğini ilan edesiniz. Öyleyse güzel davrananları müjdele!</p>
<p>İbadetlerin, hayır ve hasenatın kabulünün başta gelen şartı ihlastır. Allah’ın rızasını gözetmek gerekir. Zira bunların mükâfatını vermek yalnız Allah’ın yetkisindedir. O halde sadece Onu razı etmeye çalışmalıdır. “İşlerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ve maksadı ne ise, eline geçecek olan da odur.” hadis-i şerifi de bu gerçeği beyan etmektedir. Âyetteki tasvir ise kanların ve etlerin Allah’a yükselmeyeceği imajı ile, kurbanın gayesini küçük çocuklara bile mükemmel tarzda anlatmaktadır.</p>
<p>Ayrıca:</p>
<p>Kurban kıssası Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Saffât/37; 100-113] de anlatılmaktadır.</p>
<p>Kurban yine Hac sûresi/22; 26, 27, 28] de geçtiği üzere Hz. İbrahim (a.s) ‘ın sünneti olarak tes&#8217;îd edile gelmektedir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-4023 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG-700x467.jpg" alt="" width="700" height="467" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG-700x467.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG-768x512.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG-1024x683.jpg 1024w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG-600x400.jpg 600w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBxgC9jXoAMoftG.jpg 1080w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p><strong>Efendimiz (s.a.s);</strong></p>
<p><strong>1 &#8211; Hâli-vakti yerinde olduğu halde </strong><em>(dinî ölçüye göre zengin sayıldığı halde)</em><strong>, kurban kesmeyen kişi bizim musallâmıza </strong><em>(namazgâhımıza)</em><strong> yaklaşmasın</strong>.&#8221;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></p>
<p>3 &#8220;<strong>İnsanoğlu Allah nezdinde, kurban gününde kurban kesmekten daha sevgili bir iş işlememiştir. O kurban, kıyamet gününde boynuzları, postu ve tırnakları ile gelir. Kurban kanının Allah katında büyük itibarı vardır, kan akıp yere düşmeden Allah katında yüce bir mevkiye ulaşır. Kurbanı temiz ve halis bir kalp ile Allah&#8217;a takdim edin</strong>.&#8221;<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>4 &#8211; &#8220;<strong>Kurbanlar, sahipleri için sırat köprüsünü geçmede birer binit haline geleceklerdir</strong>.&#8221; <a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong><sup>[7]</sup></strong></a></p>
<p>5 &#8211; &#8220;<strong>Kurbanlarınızdan bir kısmını yeyin, bir kısmını tasadduk edin ve bir kısmını da biriktirin</strong>.&#8221;<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a> Hadisleriyle bayramın, kurbanın ve infakın önemini beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Ölen bir insan</strong><strong>ı</strong><strong>n ard</strong><strong>ı</strong><strong>ndan onun ad</strong><strong>ı</strong><strong>na sadaka verildi</strong><strong>ğ</strong><strong>i, hacc yap</strong><strong>ı</strong><strong>ld</strong><strong>ığı</strong><strong> gibi, </strong>sevabını o kimseye bağışlamak üzere <strong>kurban da kesilebilir</strong>. Nitekim <strong>Peygamber Efendimiz, ümmetinden kurban kesemeyenler ad</strong><strong>ı</strong><strong>na kurban kesmi</strong><strong>ş</strong><strong>tir</strong>.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a></p>
<p>Câbir radiyallahu anh&#8217;dan: &#8220;<strong>Allah Resulü (s.a.s), hacda hanımları namına bir sığır kesti</strong>.&#8221; <a href="#_ftn10" name="_ftnref10"><sup>[10]</sup></a> Diğer rivayette: &#8220;<strong>Kurban Bayramı günü Hz. Âişe için bir sığır kurban etti</strong>.&#8221;</p>
<p>“<strong>Hz. Ali (r.a.), birisi Peygamber Efendimiz için olmak üzere iki tane koç keserdi. Kendisine bunun sebebi soruldu</strong><strong>ğ</strong><strong>unda; &#8211; ‘Allah Resulü bana ya</strong><strong>ş</strong><strong>ad</strong><strong>ığı</strong><strong>m müddetçe kendisine kurban kesmemi vasiyyet etti.’ </strong>asla bunu terk etmem!” buyurmuşlardır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11"><strong><sup>[11]</sup></strong></a></p>
<p>Peygamber Efendimizin, Hz. Ali’ye kendisi için kurban kesmesini vasiyet etmesi, O’nun adına kurban kesilmesini sevdiğine delalet eder. Bu itibarla imkânı olanların sevgili peygamberimiz için her sene bir kurban kesmesi çok yerinde bir davranış olur.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-3796 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-700x450.jpg" alt="" width="700" height="450" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-700x450.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-768x494.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-1024x658.jpg 1024w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-780x500.jpg 780w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban-600x386.jpg 600w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/kurban.jpg 1500w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<h4><strong>Kurban Kesmenin Hikmetleri</strong><strong> <a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></strong></h4>
<p><strong>Kurban, Allah’</strong><strong>ı</strong><strong>n r</strong><strong>ı</strong><strong>zas</strong><strong>ı</strong><strong>n</strong><strong>ı</strong><strong> kazanma yolunda bir kahramanl</strong><strong>ı</strong><strong>k, fedakârl</strong><strong>ı</strong><strong>k, hasbîlik ve teslimiyetin ifadesidir</strong>. Bu teslimiyet ve hasbilik, Hz. İbrahim ve İsmail ile zirveleşerek sembolleşmiştir. <strong>Kur’ân-</strong><strong>ı</strong><strong> Kerim olay</strong><strong>ı</strong><strong>, inananlara Allah’</strong><strong>ı</strong><strong>n emirlerine teslimiyet ve itaat ad</strong><strong>ı</strong><strong>na bir ufuk olarak sunmaktad</strong><strong>ı</strong><strong>r. </strong>Böylelikle insan hakikî kulluk tavrını takınır, şükür vazifesini yerine getirmeye çalışır; Allah’a yaklaşır, kurban onun kurbiyetine bir vesile teşkil etmiş olur.</p>
<p>Bayramları, varlık gayesi ve dava mefkuresi doğrultusunda yaşamak, hac yapıyor gibi kazanca vesile olur ki meselâ: <strong>Kurban Bayramı’nda ihtiyaç sahiplerine, talebeye himmet elini uzatmak için maddî-manevî gayretten geri kalmayan mü&#8217;minler, o anda Arafat&#8217;ta ve Müzdelife&#8217;de olan kimselerin sevabına denk sevap kazanmış olabilirler…</strong>&#8220;<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a></p>
<p>Ayrıca <strong>kurban</strong><strong>ı</strong><strong>n sosyal hayata bakan hikmetleri vard</strong><strong>ı</strong><strong>r</strong>. Kurban; toplumda kardeşlik, yardımlaşma, fedakârlık ve dayanışma ruhunu mayalar ve geliştirir. Toplumda adaletin gelişmesine yardım eder. Toplum katmanları arasındaki uçurumların aşılmasına ve değişik seviyelerdeki ferdlerin birbirlerinin halini tanıyıp ilgilenmelerine ve kaynaşmalarına ciddî katkıda bulunur.</p>
<p>Fakir insan, kurban sayesinde dünya nimetlerinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendisini kurtarır ve içinde yaşadığı toplum tarafından görülüp- gözetildiğini hisseder. Yoksul, et satın alamayan veya çok az alabilen insanların hayatında kurbanın ne kadar bereketli olduğunu belirgin bir şekilde görmek mümkündür. Kurban, zengini, malını Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için vermeye alıştırır. Yardımlaşmaya teşvik eder ve yardımlaşmanın zevkini vicdanına duyurur. Böylelikle onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır.</p>
<p>Bütün bunlarla <strong>birlikte Allah r</strong><strong>ı</strong><strong>zas</strong><strong>ı</strong><strong> için kesilen kurbanlara birçok sevap vaad edilmi</strong><strong>ş</strong><strong>tir.</strong> Kurban kesmenin sevabını soran sahabeye de Peygamber Efendimiz; “<strong>Kurban</strong><strong>ı</strong><strong>‎</strong><strong>n her bir k</strong><strong>ı</strong><strong>‎</strong><strong>l</strong><strong>ı</strong><strong>‎</strong><strong> için bir sevap vard</strong><strong>ı</strong><strong>r</strong>.” Buyurmuş; sahabe tekrar: “Ey Allah&#8217;ı‎n Resûlü, kesilen kurban yünlü ise (koyun, kuzu gibi), sevabı nas‎ıl olacak?” diye sorduğunda. Aleyhissalâtu vesselâm: “<strong>Yünün her bir k</strong><strong>‎</strong><strong>ı</strong><strong>l</strong><strong>ı</strong><strong>‎</strong><strong> için de bir sevap var</strong>dır!” buyurmuştur. <a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a></p>
<p>Allah rızası için kesilen kurban ahirette geçilmesi çok zor olan sırat köprüsünde sahibi için bir binek vazifesi görecektir. Peygamber Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur; “<strong>Hayvan</strong><strong>ı</strong><strong>n iyi ve güzelini kurbanl</strong><strong>ı</strong><strong>k olarak seçin, çünkü o s</strong><strong>ı</strong><strong>rat köprüsünde size bineklik </strong>yapacaktır.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>     Bu husus Risale-i Nur’da şöyle dile getirilmektedir; “&#8230; o Rahman&#8217;ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, Âhirette cismanî bir vücud-u bâki vererek Sırat üstünde, sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor…” <strong><em><u>17. Söz.</u></em></strong></p>
<p>Kurbanın daha bilemediğimiz birçok hikmetleri vardır. İbadetler her çeşit hikmet ve faydasından önce sırf Allah rızası için yapılmalıdır. Bu itibarla kurban da her türlü ferdî, sosyal faydasıyla birlikte Allah’ın hoşnutluğu ve sırf Allah rızası esas gaye yapılarak yerine getirilmesi gereken bir ibadettir.</p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-4018 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm-700x525.jpg" alt="" width="700" height="525" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm-700x525.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm-768x576.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm-1024x768.jpg 1024w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm-600x450.jpg 600w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2019/08/EBr9MVmXYAApTjm.jpg 1200w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<h4><strong>Kurban Kesmenin Yerine Sadaka Verilemez</strong> <a href="#_ftn16" name="_ftnref16"><strong>[16]</strong></a></h4>
<p>Allah’a yaklaşmak için bir yol olan kurbanın formatı Allah tarafından ortaya konmuştur ve insanların o ibadet yerine başka bir ibadeti ikame etmeye ya da onun şeklini değiştirmeye hakları yoktur.</p>
<p>Sadece kurban değil, bütün ibadetler, fıkhî deyimiyle, taabbudî alana girer ve vahye göre şekillenmiştir. Hanefi fûkahası, taabbudî olan ve illetlerinin akılla kavranması mümkün olmayan hususlarda kıyas bile yapılamayacağına kâildirler. Evet, ibadetler “taabbudî”dir; yani, onları Allah emrettiği için, O’nun istediği zamanda, O’nun gösterdiği şekilde ve O’nun rızasını kazanmak niyetiyle yaparsak ya da sırf Allah yasakladığı için bazı şeylerden sakınırsak, işte o zaman o amelimiz ibadet hükmüne geçer. Kur’an nasıl getirmiş, Peygamberimiz nasıl göstermişse aynen öyle koruyup uyguladığımız, onlarda değişikliklere, artırma ve eksiltmelere girmediğimiz, Peygamberimiz tarafından öğretilen şekline dokunmadığımız sürece ibadetlerimiz ibadet olarak kalır.</p>
<p>Tabii ki, bu ilahî emir ve yasakların pek çok hikmetleri ve menfaatleri de vardır. Fakat, sadece bu hikmet ve menfaatler gözetilerek yapılan, kulluk düşüncesiyle ve Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle yapılmayan şeyler ibadet sayılmazlar ve insana sevap da kazandırmazlar. Çünkü, o ibadetlerin teşrîi doğrudan vahye dayalıdır ve o bilinen hikmetler, bilinmeyenlere göre çok azdır. Namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerin emredilmesinde, içki ve kumar gibi kötülüklerin de nehyedilmesinde <strong>“illet” başkadır, “hikmetler” başkadır. </strong>Bunların yapılıp yapılmamasındaki asıl “illet” Allah’ın emretmesi veya nehyetmesidir.</p>
<p><strong>Evet, ibadetlerde önemli olan Cenâb-ı Hakk’ın va’z ettiği formüllere uygun hareket etmektir. </strong>Yani, format Allah tarafından ortaya konmuş ise o bir kıymet ifade eder. Yoksa bir ibadetin şekil olarak, kendi mantığınıza göre daha mükemmelini, daha ağırını ve daha müşkilini ortaya koysanız da onun bir değeri yoktur…</p>
<p>Bir münasebetle 29. Mektup’ta bu mevzuya misal veren Bediüzzaman Hazretleri, dini emirlerden bir kısmına “taabbüdî” denildiğini, bunların aklın muhakemesine bağlı olmadığını, emrolduğu için yapıldığını ve hakikî illetin, emir ve nehy-i İlâhî olduğunu anlatır. Taabbüdî olan şeylerde bazı hikmet ve maslahatlar var olsa bile taabbüdîlik cihetinin daha önde bulunduğunu ve bilinen o maslahatların, pek çok hikmetten sadece bazıları olduğunu söyler. Ve şöyle der: “Meselâ, biri dese, “Ezanın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu halde bir tüfek atmak kâfidir.” Halbuki, o divane bilmez ki, binler maslahat-ı ezâniye içinde o bir maslahattır. Tüfek sesi o maslahatı verse de, acaba nev-i beşer namına, yahut o şehir ahalisi namına, hilkat-i kâinatın netice-i uzmâsı ve nev-i beşerin netice-i hilkati olan ilân-ı tevhid ve rububiyet-i İlâhiyeye karşı izhar-ı ubudiyete vasıta olan ezanın yerini nasıl tutacak?”</p>
<p>Demek ki, Allah, bir kulun Cennet’e girmesi ve ebedî saadete ermesi için ne ölçüde bir kıvam görmek istiyorsa, taabbudî ibadetlerle onu hasıl ediyor. Bunlara, avamca bir ifadeyle, insanın Allah’a yaklaşması, Cennet’e ve ebedî saadete ehil hale gelmesi için va’z edilmiş ibadetler de diyebilirsiniz. Dolayısıyla bunlarda, bir kısım dünyevî faydalar, maslahatlar ve hikmetler görülse bile esas bizim göremediğimiz, bilemediğimiz daha derin tesirler, neticeler, hikmetler vardır; zira bunlar, fânî olan insanı, ebediyete ehil hale getiriyor. Allah’ı görmesi mümkün olmayan insanı, O’nu müşahede edebilecek bir keyfiyete yükseltiyor. Dünya adına ne kadar zengin olursa olsun, Allah’ın rızasını peyleyecek bir servete sahip olamayan insana, Allah’ın rızasını kazandırıyor.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><strong>[1]</strong></a> ) el-İsbehânî, Müfredât fî Garîbi&#8217;l-Kur&#8217;ân, bk. k-r-b, s.602, Dâru Kahramân, İstanbul, 1986.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bk. Yazır, 9/61197-6201.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><strong>[3]</strong></a> ) Tirmizi Edahi, 11</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4"><strong>[4]</strong></a> Hac Suresi 36. Âyet; kurbanın şeairden olduğunu ifade ediyor. <strong>Şeair: </strong>İslâm işaretleri, İslâm&#8217;a ait kaideler demektir. Allah&#8217;ı anmak, hamdetmek, ezan okumak vb. cemiyette yaşanan bütün dinî uygulamalardır.</p>
<p>“Şeair, adeta hukuk-u umumiye nev&#8217;inden cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes&#8217;ul olur.&#8221; <strong><em>(Lemalar. 54)</em></strong></p>
<p>“… Bu şearini umuma taalluku cihetiyle umum onda hissedardır. Umumun rızası olmazsa onlara ilişmek, umumun hukukuna tecavüzdür. O şeairin en cüz&#8217;îsi (sünnet kabilinden bir mes&#8217;elesi) en büyük bir mes&#8217;ele hükmünde nazar-ı ehemmiyettedir. Doğrudan doğruya umum âlem-i islâma taalluk ettiği gibi, Asr-ı Saadet&#8217;ten şimdiye kadar bütün eazım-ı islâm&#8217;ın bağlandığı o nurani zincirleri koparmaya, tahrib ve tahrif etmeye çalışanlar ve yardım edenler düşünsünler ki, ne kadar dehşetli bir hataya düşüyorlar. Ve zerre miktar şuurları varsa titresinler!..&#8221; <strong><em>(Mektubat: 396)</em></strong></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> İbn Mâce, Edâhi 2.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Tirmizi, Edahi 1;</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> ) Kenzu&#8217;l-Ummâl, h.no: 121777; 7</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> et-Tâc, 3/207</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> ) Taberanî, Mucemu’l-Kebir, 3/182;</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> ) İbn Abidin, 6/313</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> ) Ebu Davud, Edahî, 1;</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a>  <a href="https://hikmet.net/kurban-kesmenin-hikmetleri/">https://hikmet.net/kurban-kesmenin-hikmetleri/</a></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Fas. Fasıla, 2/147,</p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> İbni Mace, Edahî, 3;</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a>] Münavî, Feyzu’l-Kadir, 1/496.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Geniş Bilgi için bknz: Kurban Yerine Sadaka!.. Herkul | 31/01/2005. | KIRIK TESTI</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurban-ibadeti/">Kurban İbadeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü &#124; RECEP ATICI</title>
		<link>https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Recep Atıcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2022 08:02:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[oruc]]></category>
		<category><![CDATA[Rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[recep atici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=24832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini anlamak için gelin hep birlikte hayalen Asr-ı Saadete gidelim. Efendimiz (sav)’i de minberde konuşuyor, biz de sanki Mescid-i Nebevî’de sahabe efendilerimizin içinde onu dinliyor gibi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/">Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini anlamak için gelin hep birlikte hayalen Asr-ı Saadete gidelim. Efendimiz (sav)’i de minberde konuşuyor, biz de sanki Mescid-i Nebevî’de sahabe efendilerimizin içinde onu dinliyor gibi farz edelim.</p>
<p>Ne diyor, buyurun hep birlikte dinleyelim: “Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer… ila ahir.”</p>
<p>O zaman değerli dostlar, bu ayın bereketinden istifade edebilmek için bu seneki Ramazanımızı Kur’an ayı ilan edelim. Zira, “<em>Ramazan ayı, öyle bir aydır ki Kur&#8217;ân, o ayda indirilmiştir</em>.&#8221; (Bakara, 2/185) Madem Kur&#8217;ân-ı Hakîm, Ramazan’da indirilmiş. Bizde o semâvî hitabı en güzel şekilde karşılayabilmek için Ramazan’da nefsin istek ve arzularından uzak duralım. Bizleri birinci derecede ilgilendirmeyen mâlâyâni şeyleri terk edelim. Gündüzünde tuttuğumuz oruç ile melekler gibi o Kur&#8217;ân&#8217;ı yeni nâzil oluyor gibi okuyalım ve dinleyelim. Ondaki Cenab-ı Hakkın muradını güya bize verilen bir vazife gibi dinleyelim. Veya o hitabı Resul-i Ekrem(sav)’den işitiyor gibi kulak kesilelim. Eğer yapabilirsek Hz. Cebrail&#8217;den, dinliyor gibi bir kudsî hâle girerek onu anlamaya çalışalım.</p>
<p>Evet, Ramazan-ı Şerifte İslâm âlemi bir mescit hükmüne geçiyor. Bu mescitte milyonlarca hâfız o Kur&#8217;ân&#8217;ı, o semâvî hitabı arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan,  “<em>Ramazan ayı, öyle bir aydır ki Kur&#8217;ân, o ayda indirilmiştir</em>.” âyetini, nuranî, parlak bir tarzda gösteriyorlar. Böylece Ramazanın Kur&#8217;ân ayı olduğunu ispat ediyorlar. O, yeryüzü mescidindeki cemaatin bazı fertleri huşû ile o hâfızları dinlerler. Bazıları da kendi kendine okurlar.</p>
<p>İşte böyle mukaddes bir mescitte, nefsin istek ve arzularına tabi olursak, o mescitteki cemaat tarafından nasıl karşılanırız, o cemaat bu duruma nasıl bir tepki verir, hayalen bunu görmeye çalışalım. Aslında hayalen dediğime bakmayın. Mahşer günü “<em>Defterini oku. Bugün muhasebeci olarak kendi işini görmeye kendin yetersin!</em> ” (İsra, 15/14) denildiğinde bu manzarayla -hafizanallah- karşılaşma ihtimalimiz var.  O yüzden bu kutsi ayın bereketinden istifade edemeden zamanı tüketmek aklı selim olan hiç kimseye yakışmaz.</p>
<p>Ayrıca bir kutsi hadiste Cenab-ı Hak, Efendimiz (sav)’in dilinden bize şu müjdeyi vermektedir: “<em>Oruç dışında insanoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir ve mükâfatını da ben vereceğim.”</em> (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163)</p>
<p>Şimdi bu hadisi şerifi dikkatlice baktığımızda şunu görmek mümkün. Cenab-ı Hak bize diyor ki; “Sizler oruç dışındaki ibadetlerinizle kendiniz için çalışıyorsunuz. Ama Ramazan ayı gelip çattığında tuttuğunuz oruçlar vasıtasıyla benim için çalışıyorsunuz. Dolayısıyla bu ayda tuttuğunuz orucun ücreti tarafımdan ödenecektir.” Şimdi şöyle düşünelim. Bu alem sarayının Sultanı olan zatın teftişine tabi tutulup, ücreti O’nun tarafından ödenecek bir işte çalışıyor olsaydık, nasıl bir titizlik gösterirdik. Ayrıca ödenecek ücretin miktarı baştan belirlenmemiş. Niye? Çünkü işin kalitesine göre çok büyük bir ikramiye alma ihtimaline binaen o sarayın sultanı ahalisi arasında sanki bir müsabaka düzenlemiş ve kim daha iyi iş çıkaracak onu görmek istiyor.</p>
<p>İşte değerli dostlar, bu ramazanı bu maksada matuf ciddi özen gösterelim. Kur’an’ın bu ayda indirilmiş olmasının bir hikmeti vardır diyerek, bu ayda o hikmeti yakalamak için bol bol Kur’an okuyalım inşaallah. Yapılacak mukabeleleri takip edelim. Mümkünse hatimle teravih kılalım.</p>
<p>Rabbim tutacağınız oruçları, okuyacağınız Kur’anları, Efendimiz (sav)’in sünneti olan teravih namazlarını, yapacağınız hayru hasenatları ve dualarınızı şimdiden kabul buyursun. Rabbim, Ramazan Bayramı’yla beraber Medrese-i Yusufiye’de bulunan insanımızı da hürriyetlerine kavuşturarak gerçek manada bir bayramı hepimize yaşatsın. Âmin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/buyuk-ve-mubarek-bir-ayin-golgesi-uzerimize-dustu-recep-atici/">Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerimize düştü | RECEP ATICI</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm&#8217;da Namaz-2</title>
		<link>https://hizmetten.com/islamda-namaz-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 May 2021 06:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=19006</guid>

					<description><![CDATA[<p>a. İbadetlerde Taabbüdîlik Cenâb-ı Hakk’a teveccühte, ibadet ve dualarda bir sırr-ı ubûdiyet (kulluk sırrı) vardır. Yani onlara yüklenen mânâları kul bilemeyebilir; ama sırf emredildiği için onların gereğini eda eder ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/islamda-namaz-2/">İslâm&#8217;da Namaz-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4>a. İbadetlerde Taabbüdîlik</h4>
<p>Cenâb-ı Hakk’a teveccühte, ibadet ve dualarda bir sırr-ı ubûdiyet (kulluk sırrı) vardır. Yani onlara yüklenen mânâları kul bilemeyebilir; ama sırf emredildiği için onların gereğini eda eder ve böylece emre âmâde bir kul olduğunu gösterir. Kulluk vesilesiyle kalbin, ruhun, hissin ve sırrın beslenmesi; onların Allah’a (celle celâluhu) teveccühü gibi maslahatlar hâsıl olabilir. İnsan biraz düşündüğünde bunlar dışında başka bir kısım hikmet ve faydaların meydana geldiğini de görebilir.</p>
<p>Mesela zekâtın bir İslâm köprüsü ve fakir ile zenginleri yan yana getirici, birbirine ısındırıcı, nifak ve şikakı önleyici bir tedbir olduğu akılla anlaşılabilir. Haccın bir seyahat ve tenezzüh olarak insanı dinlendirdiği, ona yeniden kendine gelme fırsatı verdiği ve aynı zamanda onun âlem-i İslâm çapında bir kongre olduğu düşünülebilir. Oruçla, insan nefsinin itaati öğrendiği, insanın bir nevi perhiz yaptığı ve sıhhat bulduğu neticesi çıkarılabilir.</p>
<p>Fakat bir mü’min, ibadetlerini kat’iyen bu fayda ve maslahatlara bağlamaz. Çünkü o bilir ki, ibadetlerde “taabbüdîlik”; yani hikmet ve maslahatları ne olursa olsun, onları anlasın ya da anlamasın, nasıl bildirildi ve emredildi ise ona göre hareket etmek ve o emirde kendi aklının almadığı daha pek çok hikmetler olabileceğini düşünmek esastır. Zekât, oruç ve hacda olduğu gibi, namazın belirli vakitlere tahsisi, rekât sayısındaki farklılıklar, rukû, secde ve kıyam gibi hususi fiiller için de bazı hikmetler ortaya konulabilir. Fakat samimi bir mü’min, namazlarını bu hikmetlere bağlamaz. Bilâkis o, emr-i ilâhiyi esas alır. Fıkıh metodolojisinde ibadetlerde gözetilen bu hususiyete “taabbüdîlik” denir.</p>
<p>Taabbüdî olan şeylerin önemli bir yanı şudur: Siz, yaptığınız şeyle, ondan sonra Cenâb-ı Hak tarafından size lütfedilen şey arasında tenâsüb-i illiyet (sebeb-sonuç ilişkisi) prensibine göre bir münasebet göremezsiniz. Mesela namaz kılarsınız, dünyevî-uhrevî, kalbî-ruhî, aklî-hissî öyle matluplarınız hâsıl olur ki, bu nasıl oldu diye şaşırırsınız. Burada ince bir nokta vardır. Taabbüdîlik, taabbüdîlik hesabına işler ve sizde sadece emredildiği için ibadet etme duygusunu geliştirir.</p>
<p>Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mucizelerini düşünürseniz, yerdeki bir parmağın kalkmasıyla kamer nasıl iki parça oluyor; parmağıyla işaret edince ağaç nasıl yanına geliyor; mübarek elini bir yemeğin üzerinde bir iki defa gezdirince o yemek nasıl bereketleniyor ve on kişilikken yedi yüz kişiyi doyuruyor! Bütün bunlarda tenâsüb-i illiyet prensibine göre, meselenin makul yanı olmadığından öyle anlaşılıyor ki Allah (celle celâluhu), hususi bir lütufta bulunuyor. Aynen öyle de insan kendi ibadetleri ve onlardan hâsıl olan neticeyi gördükçe, tavırları, davranışları, ruhî ve kalbî hayatı açısından lütuf ve nimetlere mazhar oldukça, taabbüdîlik mülâhazası da artar.</p>
<p>Ayrıca taabbüdîlik, kulluk vazifesinin arkasında hiçbir şey aramama ve amelleri sadece Allah’ın (celle celâluhu) emrine bağlama duygusunu ve Allah’a halisâne teveccüh hissini meydana getirdiği için çok önem arz eder. O’nun rıza ve hoşnutluğunu arama duygusunu besler. Hatta sadece farz ibadetlerde değil; insanın ferdî, ailevî ve içtimaî hayatıyla alâkalı vaz’ edilmiş esaslarda da bir taabbüdîlik vardır. İnsan günlük hayatında yapageldiği işlerde ve muamelâtta da sadece emredildiği için yapma niyetini gözetebilir. Âdiyât ve muamelâtta akla, mantığa ve hikmete bina edilmiş mânâların olduğu hususu daha çok görülse de onlarda bile “emredilmiş olmaları”nı esas alabilir. Kul, ister ibadetlerini, isterse günlük hayatta yapageldiği şeyleri, taabbüdîlik mülâhazasına bağlı yaparsa kendisini hâlisane kulluk ruhuna alıştırmış olur. Bunu Üstad Hazretlerinin sözüyle irtibatlandırabilirsiniz: İnsan, yaptığı bir kısım âdetlerini Allah rızası için yapar, onları sağlam bir niyete bağlarsa, mesela Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sünnet-i seniyyesine uyma niyetiyle O’nun gibi yer, O’nun gibi oturur kalkar ve her hareketinde O’na benzemeye çalışırsa âdetlerini dahi ibadete çevirmiş olur.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn25" name="_ftnref25">[25]</a></p>
<p>Taabbüdîlik esasının temelindeki espri şudur: Cenâb-ı Allah hakiki Mâlik ve hakiki Mutasarrıf’tır. İnsanlar da O’nun kulları ve dolayısıyla mülküdürler. Mülk sahibi, mülkünde istediği tasarrufu yapar. Öyleyse O, bizim tavır ve davranışlarımızı belirlemede de mutlak hâkimdir. Bununla beraber Allah (celle celâluhu), âdiyât içinde insanlara bir hilafet mânâsı vermiş, eşyaya müdahale etme hakkı tanımıştır ki bu, izafî bir mâlikiyettir. İnsanlar, Mutlak Hâkim’e, Mutlak Mutasarrıf’a taabbüdîlik mülâhazasıyla mutlak teslim ve tâbi olmalı; âdiyâtta da eşyaya müdahale etme mevzuunda kendilerine tanınan izafî ve nispî hakkı kullanmalıdırlar. Ama bu hakkı kullanırken de bilmelidirler ki, asıl mal sahibi ve Müsebbib-i Hakiki, Allah’tır.</p>
<p>Allah Teâlâ kâinatta âdât-ı Sübhâniye diyebileceğimiz, itme-çekme, sürtünme, yerçekimi gibi bazı kanunlar yaratmıştır. Mesela otlar ve ağaçlar toprakta kuvve-i inbâtiyesini bulduğu, güneşle temasını devam ettirdiği ve bir de suyla buluştuğu sürece büyür, gelişir ve verimli olur. Bitkilerin su vesilesiyle gelişip büyümesi, meyve ve ürün vermesi de Allah’ın bir kanunudur. Aslında sulamadan hâsıl olacak neticeyi yaratan Allah’tır (celle celâluhu)  ama onu bir sebep olarak halk etmiştir. Biz, bu sebebi bilince, devrin şartlarına, ilim, teknoloji ve idrakine göre değişik sulama usûlleri geliştirir ve onları tatbik ederiz. Tohumu atarken, o tohumdan beklenen neticenin en azamî derecede hâsıl olması için nasıl bir ekme metodu uygulamak gerekiyorsa onu arar, bulur ve uygularız.</p>
<p>Fakat daha tohumu atarken de, “Benim yapıp ettiklerim sadece bir sebeptir. Ürünü verecek olan Allah’tır. Bunları büyütürse O büyütür. Bire iki verirse, O verir. Fakat izzet ve azametine sebepleri perde yapar.” deriz. “İzzet ve azamet ister ki esbâb, perdedâr-ı dest-i Kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve Celâl de ister ki esbâb elini çeksin tesir-i hakikiden.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn26" name="_ftnref26">[26]</a> mülâhazasına bağlı kalırız. İşte böyle bir meseleyi dahi taabbüdîliğe bağlayarak Allah’a kulluk ederiz. O, bize, izafî de olsa eşyaya müdahale hakkı ve imkânı verdiği ve bunu da emrettiği için sebepleri yerine getirirsek, asıl kulluk şuurunu yakalamış oluruz.</p>
<h4>b. İbadetlerde Beklentisizlik</h4>
<p>Ubûdiyet sırrını kavramış bir mü’min, bütün amellerini sadece Allah’ın hoşnutluğuna bağlar. Sadece Allah Teâlâ’nın rızasına giden kapıyı açmaya, o koridoru kullanmaya çalışır. Cenâb-ı Hak, onun ruhuna da kendi gücünü kazandırır ve onu kalbî hayat seviyesine çıkarırsa, bunu Rahman u Rahîm’in ayrı bir lütfu olarak görür. Böyle bir neticeyi hâsıl etse de etmese de o, Yüce Yaratıcı’ya tahsis-i nazar ederek kullukta direnir. Hatta bazı harikulâdeliklere, hâlisane bir tavırla, ehlullahın baktığı gibi bakar: “Değildir bu bana lâyık, bu bende; bana bu lütf ile ihsan nedendir? Ben, istenmesi gerekli olan şeylerin en büyüğünü istemiştim. Ben Seni istemiştim. Sen benim ol, başka hiçbir şeyim olmasa da olur. Çünkü ancak Seni bulursam her şeyi bulmuş, fakirlikten kurtulmuş olurum.” mülâhazasını seslendirir ve tam bir ubûdiyet şuuruyla yaşar.</p>
<p>Bu çetin yolda yalnızca beklentisiz olanlar takılıp yollarda kalmaz, diğerleri her zaman aldanabilirler. Beklentisiz insanın kalbi hep şu mülâhazalarla atar: “Ya Rabbi, Sen bana meccânen (bedavadan) sonsuz nimetler vermişsin! Ben her şeyi zaten peşinen almışım. Bana hayat nimetini vermişsin, beni insan olmakla şereflendirmişsin, İslâmiyet nuruyla gönlümü aydınlatmış, mârifet ve muhabbet koridorunda yürüme imkânı lütuf buyurmuşsun. Dine, vatan ve millete hizmet etme imkânları bahşetmişsin. Ben alacağımı zaten almışım ve beni bütün bu nimetlere karşı ubûdiyet gibi lezzetli, rahat ve hafif bir hizmetle mükellef kılmışsın. İşte şimdi bana düşen, Senin o ihsanlarını iyi değerlendirmek suretiyle hoşnutluğunu kazanmaktır. Gücümün yettiğince Sana kul olmak, sonra da Senin rahmet ve keremine iltica etmektir.”</p>
<p>İşte bu mülâhazalardan dolayı Hak dostları dualarında çok defa şöyle yakarırlar:</p>
<blockquote><p>“Ya Rabbi! Bizim var olmaya, şuna buna hiç ihtiyacımız yokken Sen bize ihtiyacımız olmayan şeyleri bile nimet olarak verdin. Şimdiyse hâlisane kulluğa ihtiyacımız var. Senin lütf u keremine muhtacız. Biz yoktuk, var olmayı da hiç düşünemezdik, insan olmayı hiç mülâhazaya almamıştık, alamazdık. Bunlar bizim ihtiyacımız değildi. Ama Sen kereminle lütfettin. Oysaki bundan sonra ayakta durabilmek için Sana çok muhtacız; sürçmemek, düşmemek için Sana çok muhtacız&#8230; Cennet yolunda kalabilmek için Sana çok muhtacız; zaaflarımıza takılmamak ve rızana yürümek için Sana çok muhtacız! Ey ihtiyacımız olmayan şeyleri nasip eden Allahım! İhtiyacımız olan şeyleri de Senden dileniyoruz!”</p></blockquote>
<p>Evet, Cenâb-ı Hakk’ı nasıl bilmemiz lazım geliyorsa o ölçüde bilmemiz çok önemlidir. Bize baktığı gibi O’na bakmamız; bize teveccüh ettiği gibi teveccühte bulunmamız çok önemlidir. Bunu da yine O’nun kapısında arıyor, “Ya Rabbi! Bize kendini tanıt, mârifetini gönüllerimize duyur, muhabbetinle ruhlarımızı doyur. Kalblerimiz hiç inhiraf etmesin. Bize şeytan ve nefs-i emmârenin üstesinden gelmemiz için irade gücü ver!” diyoruz.</p>
<h4>c. İbadetlerde Şirk ve Riya</h4>
<p>Beşerî boşluk ve zaaflardan kaynaklanan ve insanın kalb ve ruh hayatını felce uğratan riya ve süm’a gibi hastalıklar farklı şekillerde kendini gösterir. Kimi zaman doğrudan doğruya sırf başkaları görsün-duysun diye yapılan ameller vardır. Bu durum apaçık bir nifak sıfatıdır. Kimi zaman ise yapılan amelin keyfiyetini derin gösterme ve böylece yapılan o amellerde insanların takdir hislerini de nazar-ı itibara alma gibi bir durum söz konusu olabilir.</p>
<p>Münafıkların, âdeta ayaklarını sürüye sürüye namaza gidişleriyle alâkalı Kur’ân-ı Kerim’de resmedilen şu tablo birinci duruma misal olarak verilebilir:</p>
<p><span class="arabic"> إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُۤوا إِلَى الصَّلٰوةِ قَامُوا كُسَالٰى يُرَۤاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللهَ إِلَّا قَلِيلًا</span></p>
<p>“Münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar, Allah da onların hilelerine ve oyunlarına karşılık verir. Onlar namaza kalkarken üşene üşene ve sırf insanlara gösteriş yapmak için kalkarlar. Yoksa aslında Allah’ı pek az anar, pek az hatırlarlar.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn27" name="_ftnref27">[27]</a></p>
<p>Devr-i risaletpenahide Müslümanların hâkim olduğu dönemde münafıklar, ya ganimetlerden istifade etmek ya da kendilerince önemli gördükleri daha başka menfaat ve çıkar mülâhazalarından dolayı namaz kılıyor gibi görünme gayreti içinde bulunuyorlardı. Bundan dolayı mescide isteksizce geliyor, namazı kerhen kılıp apar topar mescitten kaçmanın yoluna bakıyorlardı. Görüldüğü üzere münafıkların bu tavır ve davranışlarında esasında namaz kılma gibi bir dertleri yoktur; sadece öyle görünme, kendilerini öyle gösterme gibi bir gayret söz konusudur. Namaz için söylenen bu hususu diğer ibadetler için de düşünebiliriz. Mesela Cenâb-ı Hakk’ı zikir gibi bir derdi olmayan, saatlerce bir yerde oturup lakırdıya dalan biri, insanların bulunduğu bir yerde, sırf onlara gösterme ve duyurma maksadıyla eline tesbihi alıp birdenbire zikretmeye duruyorsa onun bu hâli de yukarıda resmedilen çerçeveye dâhildir.</p>
<p>Bazen de ortaya konulan amel, sırf başkalarına gösterme-duyurma gibi bir maksada matuf olmamakla beraber, şahıs o ameli yerine getirirken, amelin keyfiyetini derin gösterme gibi bir inhirafa kendini kaptırabilir. Mesela şahıs, yalnız olduğu bir yerde namaz kılarken tadîl-i erkâna riayet etmeden onu geçiştirivermektedir. Öyle ki bir kere dahi “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” deyip demediği anlaşılmayacak şekilde rukûa gitmesi ile kalkması bir olmakta; rukûdan kalktıktan sonra da tam doğrulmadan hemen secdeye gitmektedir. Secdedeki hâli de rukûdan farklı değildir. Yalnız bulunduğu zaman bu şekilde rukû ve secdesini geçiştiren bir insan, başkalarının yanında özene-bezene namaz kılıyor gibi bir tavır içine giriyorsa –hadisin beyanıyla– o şahıs, “gizli şirk” kokan bir davranışta bulunuyor demektir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn28" name="_ftnref28">[28]</a></p>
<p>Evet, bu tür davranışlara şirk bulaşır. Çünkü Allah ve rıza-i ilâhî gözetilmemiş, sadece başkalarının hoşnutluğu nazar-ı itibara alınmıştır. Oysaki dışa akseden derinlik, kalbde de varsa bir kıymet kazanır. Yoksa kendini beğendirmeye yönelik derin görünme çok tehlikeli bir durumdur ve –hafizanallah– kişi mü’min de olsa onun defterine bu bir şirk ameli olarak kaydedilir.</p>
<p>Hâlbuki Müslümanlık temelde insanları şirkten kurtarmak için gelmiş ilâhî kanunlar mecmuası bir nizamın unvanıdır. Burada bir kez daha ifade edelim ki Allah (celle celâluhu), Allah olduğu için mâbud, mahbûb, maksûd ve matluptur. Yoksa ibadet edildiği için Allah değildir. Dolayısıyla bütün mülâhazalar Zât’ına bağlanarak kulluk edilmesi ve bu kulluk vazifesinde hiçbir şeyin O’na ortak koşulmaması, O’nun hakkı, bizim de vazifemizdir. Bu vazifeyi yerine getirirken başka mülâhazaları işin içine katmak, o işi kirletmek demektir.</p>
<p>Yapılan, yapılmaya çalışılan ibadet ve hizmetlerde sadece ve sadece Cenâb-ı Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu mülâhazaya alma, her hâlükârda kulluk borcunu tastamam yerine getirme gayreti içinde olma ve hatta “Acaba ihlâsa zıt bir kısım düşüncelerle kulluğumu bulandırıyor muyum?” düşüncesiyle tir tir titreme, mü’min olarak hepimizin ulaşmak istediği bir ufuk olmalıdır. Bunun yanında bir de Allah’ın rızasını bırakıp başkalarına şirin görünme, “maşallah, bârekallah” dedirtip iltifat ve alkış beklentisi içinde olma gibi bir hâlet-i ruhiye vardır ki, bu da hiç şüphesiz mü’mine yakışmayan, şirki çağrıştıran çirkin bir hâldir.</p>
<p>Allah için yapılan her şey –Kur’ân-ı Hakîm’in ifadesiyle söyleyecek olursak– “tayyib” olmalıdır. Tayyib olanın içine “habîs” olanın zerresini bile karıştırmamak iktiza eder. Çünkü o bir zerre kir, temiz olanın da kirlenmesine, belki de tefessüh ederek çürüyüp gitmesine sebebiyet verecektir. Bu ise nefis ve şeytanı sevindirmekten başka bir şey değildir. Mü’minin gayesi ise nefis ve şeytanı değil, Allah’ı hoşnut etmektir.</p>
<h4>Küçük Şirk: Riya</h4>
<p>İnsan, namaz kılarken bazen gösteriş izhar edebilir. Allah Resûlü, bir hadislerinde “Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, küçük şirktir.” buyurur. Sahabenin, “Küçük şirk nedir?” sorusuna Allah Resûlü, “Riyadır.” cevabını verir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn29" name="_ftnref29">[29]</a> Büyük şirk, Allah’tan başka mâbudlar edinme, O’ndan başka şeylere tapınma, ulûhiyetinde Allah’a eş ortak koşmadır. Öyleyse küçük şirk nedir? O, gösteriş ve kendine bağlı yaşamaktır. İnsanın, namaz kılmasının yanında, nasıl namaz kıldığı ve namaz kılarken hangi duyguları taşıdığı da önemlidir. Öncelikle namaz, Allah rızası için ve Cenâb-ı Hakk’ın şu âna kadar verdiği nimetlere bir şükür olsun diye kılınmalıdır. Allah, hayatının her döneminde insana sonsuz nimetler bahşetmiştir. Evet, Allah bize, mânevî yapımız itibarıyla temiz bir muhit vermiş, ibadete kabiliyet bahşetmiş, gönlümüzü açmış, rüşde ve hidayete erdirmiş.. dahası, kulluğumuzu rahatlıkla yapabilmemiz için işin üstesinden gelme kabiliyeti vermiştir. Yani biz namaz kılmak istediğimizde kılabiliyoruz.</p>
<p>Bazen insan namaz kılmaya niyet etse bile, meflûç olduğundan ve bu yüzden yatağa bağlı yaşadığından dolayı namazını istediği gibi tastamam kılamaz. Veya zindanda/hapiste bulunduğundan dolayı çok istemesine rağmen cuma ve bayram namazlarından, cemaatten uzak kalır. Dolayısıyla elimizde fırsat varken, hayat merdiveninin her basamağında içimiz sonsuz şükranla dolu olarak Mevlâmız’a kulluk yapmalıyız.</p>
<p>Aslında mü’min namaza dururken Allah’ın huzurunda evvelâ O’na karşı medyûniyetini ifade etmektedir. Çünkü tepeden tırnağa kadar O’na borçludur. O, kendisine ait olan şeyleri bizden bir alıverse ortada sadece sıfır kalır. Demek ki bizler O’nun karşısında ancak O’nun bizi donattığı şeylerle durabiliyoruz.</p>
<p>Anlaşıldığı gibi namaz bütünüyle Allah’ın bir lütfudur. Allah’ın lütfettiği şeylerle O’nun huzurunda dururken ve O’na karşı şükran vazifesini eda ederken Hakk’ı unutup halka görünme ve gösteriş yapma bir densizliktir. İşte gerçek riya da budur. Riya bu olduğundan ötürüdür ki, bazen insanın iradî riyadan sakınması bile riyadan bir mânâ taşır. Riyadan bu kadar endişe eden insan acaba neden endişe ediyor? Eğer bir insan bilse ki, mal-mülk başkasının; bilse ki, kendisi başkasının ödünç olarak verdiği ayaklar üzerinde duruyor; bilse ki, Hakk’a karşı başkasına ait bir güçle ubûdiyetini izhar ediyor; bilse ki, gönlü başkasının çarptırmasıyla çarpıyor, riyadan sakınmasına lüzum kalmaz. Bu yüzden ehl-i hakikat, riya yapma korkusuyla bir kısım meseleleri terk etmeyi de ayrı bir riya saymıştır. Halka karşı gösteriş yapmak ise onlar nezdinde şirktir. Avam ve havas burada ayrılır; mesele bir idrak meselesidir.</p>
<p>Tekrar hatırlatalım ki riya, insanın sahip olmadığı bir şeyi göstermesidir. Bu meseleyi, muhaddis Ebû’l-Leys es-Semerkandî, Tenbîhü’l-gâfilîn (Gafilleri İkaz) isimli kitabının “ihlâs” bahsinde çok güzel bir misalle anlatır: Amelinde riya ve süm’a yapan insan şuna benzer: Adamın biri çarşıya çıkarken kesesini çakıl taşlarıyla doldurur. Keseyi görenler de “Kesesi ne kadar da dolu!” diye konuşur. Oysaki insanların konuşmaları dışında kesedeki taşların ona hiçbir faydası yoktur. Onlarla birşey satın almak istese alamaz. Riya ve süm’a için amel yapanın durumu da böyledir. İnsanlar, onun hakkında güzel sözler söylerler ancak ahirette onun için bir sevap yoktur.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn30" name="_ftnref30">[30]</a></p>
<p>İnsan, riya ile amel ederken esasen sahip bulunmadığı bir şeyi satıyor demektir. Kendisi için açılan pencereye boyu yetişmediğinden o pencereyi dolduruyor veya parmaklarının ucuna dikiliyor demektir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “Her adam için elbet cemiyet‑i beşerde, içtimâî binada, görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi var.</p>
<p>Ger pencere, kamet‑i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetavül edecek, uzanacak. Ger pencere, kamet‑i himmetinden alçaksa, tevâzuyla tekavvüs edecek, eğilecek.</p>
<p>Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük. Nâkıslarda, küçüklük mîzânıdır büyüklük&#8230;”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn31" name="_ftnref31">[31]</a></p>
<p>Kim riya yaparsa, Allah, kime ibadet yaptığını öbür âlemde ona gösterecektir. Kim süm’a yaptıysa Allah onu da Mele-i Âlâ’da ilan edecektir.</p>
<p>Evet, bir mü’min, nelere nasıl inanıyor, hangi güzelliklere gönül bağlıyor ve ne şekilde düşünüyorsa onları tavır ve davranışlarıyla dışa aksettirmesi icap eder. Mesela Cenâb-ı Hak’la güçlü bir irtibatı, Resûl-i Ekrem Efendimiz’le sağlam bir münasebeti bulunan ve bu durumu tabiatının bir yanı ve derinliği hâline getirmiş bir fert, kalbiyle benimsediği o inanç esaslarını, diğer uzuvlarıyla da ortaya koyacak ve hayatının her ânında, o imanın gereklerini yerine getirecektir/getirmesi gerekir. Bu istikamette o, ibadetlerini tastamam ifa edecek, namazlarını hakkını vererek kılmaya çalışacaktır. Elbette ki bütün bunları, “falan görsün, filan duysun” gibi mülâhazalara bağlı olarak değil, sırf Allah’ın (celle celâluhu) emrini yerine getirip O’nun rızasına kavuşabilmek için yapacaktır.</p>
<h4>Namazda Farklılık Ortaya Koyma</h4>
<p>Namazda “ah vah” etme, inleme ve ses çıkarma, eğer gayr-i iradî ise bir sakıncası yoktur. Bu, bir derecenin gereği ise ve cezbeden kaynaklanıyorsa buna kimse bir şey diyemez. Yani bir kimse öyle bir hâl yaşayacak ki, kendini kaybedecek ve farkında olmadan ses çıkaracak, inleyecek. Sonra ona “Böyle yaptın.” denilince de, “Öyle mi! Ben hiç hatırlamıyorum.” diyecek, yaptığının hiç farkında olmayacak. Eğer böyle değilse, değişik sesler çıkarıp da farklılık izhar etmemelidir. Ağlamak da böyledir. İnsan, mümkün olduğunca ağlamasına mâni olmaya çalışmalıdır. Her şeye rağmen engel olamıyor, gayr-i iradî olarak içinden ağlamak geliyorsa, bunun bir mahzuru olmaz.</p>
<p>Üstad’ın, namaza başlarken ve namaz içindeki hâllerini anlatanlar, namazda iken onun gözlerinin bir garip olduğunu ve sesinin de garip çıkmaya başladığını ifade ederlerdi. O, bir seviye işidir. O seviyede olmayan bir kişinin bunu taklit edip bu çeşit hareketler sergilemesi hiç doğru değildir.</p>
<p>İnsanlarla birlikte eda edilen ibadetlerde şirk ve riya tehlikesi vardır. Yalnız başına namazını verip veriştiren adam, başkalarının yanında uzatıp süslüyorsa, bu –Allah muhafaza– gizli şirktir. Yalnızken uzun uzadıya kılan birisi, başkalarının yanında kısa kılıyorsa, bunun da bir nevi riya olma tehlikesi söz konusudur; çünkü o davranışta da insanların mevcudiyetini kâle alma ve ona bir değer atfetme vardır. Öyleyse insan yalnızken nasıl namaz kılıyorsa, cemaat içinde de öyle kılmalıdır: Ne uzun ne de kısa. Hiçbir farklılık ortaya koymamalıdır. Âdeta bir çobanın, koyunlarının yanında kıldığı namaz gibi. Teşbihte hata olmasın, bir çoban, kıldığı namazı koyunların görüyor olmasını hiç dikkate alır mı?</p>
<h4>d. İbadetlerde Kulluk Şuuru</h4>
<p>Cismaniyetten kurtulma, bedenin baskısından sıyrılma, kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselme, derecesine göre herkes için söz konusu olabilir. İnsanın, üzerine terettüp eden kulluk vazifelerini yerine getirmesi ve bu arada i’lâ-yı kelimetullah istikametinde, O’nun nâm-ı celîlinin her yerde şehbal açması için gayret göstermesi, cismaniyetin üzerine dökülmüş kezzap gibidir. İnsan, bu sayede, kestirmeden ruhun derece-i hayatına girerek, mânevî terakkisi adına Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve rıdvanına ulaşabilir.</p>
<p>Evet, kulluk, mutlaka ciddi bir titizlik içinde yerine getirilmelidir. Nasıl ki misafirlere izzet ü ikram için çataldan kaşığa, en güzel yemeklerden tatlılara kadar âdâb ü erkân adına her türlü ihtimam gösterilir; aynen öyle de ibadet ü taat de en az bunun kadar titizlik ve dikkatle ele alınmalıdır. Bu, hayvaniyetten çıkıp nefsi bırakmanın, kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselmenin çok önemli bir yoludur. Şunu kat’iyetle ifade edebilirim ki insan, namazdan oruca, oruçtan nafile ibadetlere kadar her türlü ibadet ü taati en tatlı şeyleri yapıyor gibi eda etmiyor veya edemiyorsa, hususi mânâda hayvaniyetten çıkıp cismaniyeti bıraktığı söylenemez. Bir insan bu vazifeleri şuursuzca ama erkânına riayet ederek ifa etmekle sorumluluktan kurtulabilir ama böylesi ibadetlerle kalbî ve ruhî hayatın inkişaf etmeyeceği de bir gerçektir.</p>
<p>Ayrıca kalb ve ruhun derece-i hayatına girmek için helâl lokma yenmeli, gözler mutlaka haramlardan sakındırılmalı ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem)  <span class="arabic">مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الجَنَّةَ</span>  “İki çene arasını ve apış arasını koruma hususunda bana teminat verin, Cennet’e gireceğinize teminat vereyim.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/namaz/islamda-namaz#_ftn32" name="_ftnref32">[32]</a> irşadı çizgisinde, uygunsuz ve gereksiz konuşmalardan ve insanı şehevî davranışlara götüren duygulardan uzak durulmalıdır.</p>
<p>Hâsılı insan, ibadetlerine azamî derecede dikkat etmeli ve mânevî hayatını felç eden günahları işlemektense, ölümü tercih edecek kadar çelikten bir irade ve engin bir ruh hâletine sahip olmalıdır. Bunun yanında kalbler duyarlı hâle getirilmeli, şayet duyarlı değilse buna zorlanmalıdır. Zira ısrar ve gayret neticesinde en katı kalbler bile zamanla duyarlı hâle gelebilir. Bunu kazanmak için belki keyfiyete göre günler, haftalar, aylar belki de seneler gerekecektir. Ama Allah’ın rızasını kazanmak için bu uğurda ne verilse, değer.</p>
<p><strong>Kaynak: Miraç Enginlikli İbadet: Namaz / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/islamda-namaz-2/">İslâm&#8217;da Namaz-2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbadet edenin psikoljisi bozulmaz mı? &#124; Psikolojik Danışman Kerem Şahin</title>
		<link>https://hizmetten.com/ibadet-edenin-psikoljisi-bozulmaz-mi-psikolojik-danisman-kerem-sahin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2020 10:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Kerem Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14397</guid>

					<description><![CDATA[<p>            &#8220;İbadet eden insanın psikolojisi bozulmaz.&#8221;             &#8220;İnançlı insan depresyona girmez.&#8221;             &#8220;Dua eden, tevekkül eden adam kaygılanmaz&#8221;             Yukarıdaki cümleleri daha da çoğaltabiliriz. Bunlar ya da benzer cümleleri hemen&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ibadet-edenin-psikoljisi-bozulmaz-mi-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">İbadet edenin psikoljisi bozulmaz mı? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>            </strong><em>&#8220;İbadet eden insanın psikolojisi bozulmaz.&#8221;</em></p>
<p><em>            &#8220;İnançlı insan depresyona girmez.&#8221;</em></p>
<p><em>            &#8220;Dua eden, tevekkül eden adam kaygılanmaz&#8221;</em></p>
<p><em>            </em>Yukarıdaki cümleleri daha da çoğaltabiliriz. Bunlar ya da benzer cümleleri hemen hepimiz duymuş veya birilerine bu cümleleri kurmuş olabiliriz. Peki durum gerçekten de böyle mi? İbadet eden, namaz kılan, dua eden insanın ruh sağlığı/psikolojisi gerçekten de bozulmaz mı?</p>
<p>Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; ibadet etmenin ruh sağlığı üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Araştırmalarda aşağıdaki bazı sonuçlara varılmıştır:</p>
<ul>
<li><em>&#8220;&#8230;dini hayatı ve ibadetleriyle umut tazeleyen, hayatın anlamını yakalayan bu gençler, şiddetli sıkıntı, kaygı, öfke duygularını, büyük olumsuz düşünce değişimlerini daha az yaşamakta, ruh sağlığı açısından hayatın belki de en zor dönemi sayılan gençlik yıllarını daha az sıkıntılarla aşmaktadırlar denilebilir.&#8221;[1]</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>&#8220;&#8230;ergenlerin ruh sağlığında dinî pratiklerin psikolojik açıdan önemli bir etkisi vardır. Dua-ibadet ve ruh sağlığı ilişkisi özellikle bazı değişkenler açısından oldukça anlamlı sonuçlar ortaya koymaktadır.&#8221;[2]</em></li>
</ul>
<p><em> </em></p>
<ul>
<li><em>&#8220;Batıda yapılan araştırma sonuçlarının bir özetini verecek olursak şöyledir: dindarlık ile yaşam doyumu ve mutluluk arasındaki ilişkiyi araştıran toplam 100 araştırma içerisinden 79’unda dini inancın daha yüksek bir yaşam memnuniyetine, büyük bir mutluluğa ve belirgin olarak ahlaki kanaat sahibi olmaya eşlik ettiği tespit edilmiştir. Ruh sağlığına gösterge olarak ümit, iyimserlik ve yaşamın anlamı gibi faktörlerin seçildiği 14 araştırmadan 12’sinde dindarlık ile olumlu ilişki bulunmuş, 2 tane araştırmada ise ilişki tespit edilememiştir. Din ve depresyon arasındaki ilişkinin araştırıldığı 101 araştırmada ise, dindar olan bireylerin dindar olmayan bireylere göre üçte iki oranında daha az depresif semptom gösterdikleri tespit edilmiştir. Benzer sonuçların, intihar düşüncesi, aksiyete, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı için de rapor edildiği bilinmektedir (Krş.: Schowalter ve Murken, 2003:147-148).&#8221;[3]</em></li>
</ul>
<p>Ancak hiç bir araştırmada <em>&#8220;İnançlı insan depresyona girmez.&#8221; </em>türünden sonuçlar elde edilmemiştir. Bu tarz cümleler kurmak, &#8220;İnançlı insanın başı ağrımaz, grip olmaz, sakat kalmaz&#8230;&#8221; demek kadar abestir. Eğer bu tarz cümleleri kuran insan inançlı biri ise, şunu bilmelidir ki, <strong>bu dünya bir imtihan dünyasıdır ve inançlı-inançsız her insanın başına her türlü fiziki ve ruhsal hastalık gelebilir.</strong> Fiziki hastalıklarımız için doktorları ve onların uyguladıkları tedavileri yaratan Allah, psikolojik hastalıklarımız için de ruh sağlığı uzmanlarını ve onların tedavi ve terapilerini de yaratmıştır. İnançlı her insan için bu, inkar edilemez bir gerçek olsa gerektir.</p>
<p><em>            &#8220;Dini inancın etkin olduğu ve dini uygulamaların sürdürüldüğü toplumlarda, hastalıklarla karşılaşma ve onu anlamlandırmada kültürün yanında dini inanç da etkili olmaktadır. İnanç ile birleşen kültürel kodlara sahip bireyler, psikolojik hastalıkları hem damgalama hem de bunu inanç ile yorumlama eğilimi göstermektedir. Bazı yerel toplumlarda hala yaygın olan “İnançlı insan depresyona girmez” ön kabulü, hem hastalıkların nedenini din ve inanç eksikliği olarak yorumlamakta hem de din temelinde hastalıkları damgalamaktadır. Bu yaklaşıma göre; inancın olduğu kişide psikolojik hastalıkların var olması mümkün değildir. Çünkü inançlı bir bireyin psikolojik hastalık yaşadığını sandığı o hazin olay aslında onun inancındaki, ibadetlerindeki ve maneviyatındaki azalma ya da geçmişte yaptığı bir kötülük ve günah nedeniyledir. Eğer dinine yönelir, tövbe eder ve eksiklerini tamamlarsa eski sağlığına yeniden kavuşur. Ancak bu eksikliklerini tamamlamaz da bu şekilde yaşamaya devam ederse, eksiklerini tamamlayıncaya kadar bu hastalıkla yaşayacaktır.&#8221;[4]</em> Burada da ifade edildiği gibi, en başta yazılan cümlelerin içinde &#8220;Eğer psikolojik bir sorun yaşıyorsan, bunun sebebi inancındaki ve ibadetlerindeki eksikliklerdir.&#8221; mesajı vardır. Psikolojik sorunlar yaşayan kişiler hakkında bu tarz cümleler kuran kişiler, belki de farkında olmadan kendi inançlarına muhalif davranmaktadırlar. Çünkü din, su-i zannı yasaklar, hüs-ü zannı emreder. Psikolojik sorunlar yaşayan birine bu tarz cümleler kurmak, o kişi hakkında su-i zan etmektir. Belki de Allah, o kişinin manevi makamını yükseltmek için, sorun yaşayan kişiyi psikolojik bir rahatsızlıkla imtihan ediyordur. Kim bilir?</p>
<p>Kendisine bu tarz cümleler kurulmasının, psikolojik sorunlar yaşayan insanlar için faydadan ziyade zararı olabilir. Nasıl mı? Kişinin yaşadığı sorunlara inanç ve ibadet eksikliği ekseninde yaklaşıldığında, kişi de psikolojik sorunlarının sebebinin inanç ve ibadet eksikliği olduğunu düşünüp daha fazla ibadete ve duaya yönelerek, bir ruh sağlığı uzmanına başvurma gibi bir sebebe riayet etmeyebilir. <strong>İbadetlerini ve duasını arttırmasına rağmen iyileşemeyen kişi, bunca ibadetin bir faydasının olmadığını düşünerek ibadetlerini aksatma, azaltma ve hatta tamamen sonlandırma yoluna girebilir.</strong> Bu da o kişiyi ileride daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakabilir.</p>
<p>Hepimiz önce insanız, sonra müslümanız ya da başka bir din mensubuyuz. Etteniz, kemikteniz&#8230; Düşeriz, sarsılırız, hastalanırız, yaralanırız, bunalırız, endişeleniriz, üzülürüz, şok oluruz, travma yaşarız, depresyona gireriz, panik atak geçiririz&#8230; Bunların hepsi bizim için. Kişi neye inanırsa inansın, bu duyguları ve sorunları yaşayabilir. &#8220;İnançlıysan yaşamazsın.&#8221; diyemeyiz ama &#8220;İnançlıysan daha az psikolojik sorun yaşayabilirsin.&#8221; diyebiliriz. Bu noktada bize düşen, fiziki olarak hastalanıp doktora gitmenin önemine inandığımız kadar, psikolojik olarak sorun yaşayıp ruh sağlığı uzmanına(psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman) başvurmanın da aynı derecede önemli ve gerekli olduğuna inanmaktır. <strong>Bilemeyiz, belki de Allah, yaşadığımız psikolojik sorunun çözümünü daha fazla dua etmenin yanında bir uzmandan psikolojik destek almaya da bağlamış olabilir.</strong></p>
<p><em>&#8220;</em><em>Bu süreçte inançlı kişilerin tedavi kaynağı olarak hem inançlarından hem de psikolojik destek servislerinden yardım almaları, onlara sağlanacak psikolojik desteğin manevi destek ile taçlandırılmasını gerekli kılmaktadır.  (&#8230;) Psikolojik hastalık süreci ile inanç ve ibadet yaşantısı arasındaki etkileşime bakıldığında, genel olarak hastalık sürecinde inançtan ve dini uygulamalardan destek alındığı, inancın iyileşme ve psikolojik iyi oluşa katkı sağladığı görülmektedir.&#8221;[5]</em> İnanç ve idadetleri arttırmak, çoğu zaman nasıl ki tek başına diş ağrısını geçirmiyorsa, tıkanan kalp damarımızı açmıyorsa ve biz bir doktora başvurmak zorunda kalıyorsak; aynı şekilde de depresyondan çıkmak, kaygı bozukluğundan, panik ataktan, obsesif kompulsif bozukluklardan, stres bozukluğundan kurtulmak için de bir ruh sağlığı uzmanına başvurmamız ve bu tedavi sürecimizi de ibadetlerimizle ve dualarımızla desteklememiz gerekebilir.</p>
<p>Hepinize sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir hayat diliyorum.</p>
<p><strong>      Hizmetten | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</strong></p>
<p><strong> </strong>Kaynaklar:</p>
<p>[1] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/144012</p>
<p>[2] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/192027</p>
<p>[3] https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/52312</p>
<p>[4] [5] http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/ET000425.pdf</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/ibadet-edenin-psikoljisi-bozulmaz-mi-psikolojik-danisman-kerem-sahin/">İbadet edenin psikoljisi bozulmaz mı? | Psikolojik Danışman Kerem Şahin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban İbadeti ile soruların cevapları bu akşam 21.30&#8217;da Hizmetten YouTube kanalında</title>
		<link>https://hizmetten.com/kurban/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2020 10:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban]]></category>
		<category><![CDATA[safi ekmekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Sayit Koçer]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11699</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Kurban Bayramı, Hazreti İbrahim ve İsmail&#8217;den günümüze kadar, hep bir kahramanlık, bir fedakârlık, bir hasbîlik ve bir teslimiyet sembolü olagelmiştir.&#8221;  M.Fethullah Gülen Hocaefendi Kurban, kelime anlamı itibariyle yakınlaşmak demek. Kurban&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurban/">Kurban İbadeti ile soruların cevapları bu akşam 21.30&#8217;da Hizmetten YouTube kanalında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 class="entry-sub-title">&#8220;Kurban Bayramı, Hazreti İbrahim ve İsmail&#8217;den günümüze kadar, hep bir kahramanlık, bir fedakârlık, bir hasbîlik ve bir teslimiyet sembolü olagelmiştir.&#8221;  M.Fethullah Gülen Hocaefendi</h2>
<p>Kurban, kelime anlamı itibariyle yakınlaşmak demek. Kurban İbadeti ise Allah&#8217;a teslimiyetin ve yaklaşmanın önemli vesilelerinden&#8230;Ta Hazreti İbrahim&#8217;den bu yana.</p>
<p>Yılda bir defa yapılan bu ibadet ile ilgili pek çok ayrıntı unutulabiliyor veya akıllara takılıyor.</p>
<p>Kurban ibadeti ile merak edilen soruları İlahiyatçı Safi Ekmekçi soracak, İlahiyatçı Sayit Koçer cevaplayacak.</p>
<p>Hizmetten YouTube kanalında bu akşam 21.30&#8217;da(Almanya saati) yayınlanacak bu programı kaçırmayın</p>
<div class="epyt-video-wrapper">
<div class="tie-fluid-width-video-wrapper"><strong>YAYIN SAATİ</strong></div>
</div>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />21.30 Avrupa Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />22.30 Türkiye Saati<br />
<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/23f0.png" alt="⏰" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />15.30 Newyork Saati</p>
<div class="stream-item stream-item-in-post stream-item-inline-post aligncenter">
<p>KURBAN İBADETİ ve AKLA GELEN SORULAR Yılda bir defa yapılan bu ibadet ile ilgili pek çok ayrıntı unutulabiliyor veya akıllara takılıyor.</p>
<p>Kurban ibadeti ile merak edilen soruları İlahiyatçı Safi Ekmekçi soracak, İlahiyatçı Sayit Koçer cevaplayacak.</p>
<p>Hizmetten YouTube kanalında bu akşam 21.30&#8217;da(Almanya saati) yayınlanacak bu programı kaçırmayın.</p>
<div class="epyt-video-wrapper"><iframe  id="_ytid_87779"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658" src="https://www.youtube.com/embed/oU2hxf90rUo?enablejsapi=1&#038;autoplay=0&#038;cc_load_policy=0&#038;cc_lang_pref=&#038;iv_load_policy=1&#038;loop=0&#038;rel=1&#038;fs=1&#038;playsinline=1&#038;autohide=2&#038;theme=dark&#038;color=red&#038;controls=1&#038;disablekb=0&#038;" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="fullscreen; accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe></div>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4fa.png" alt="📺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />YouTube Kanalımız:<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4fa.png" alt="📺" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><br />
<a href="http://www.youtube.com/c/Hizmetten" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>http://www.youtube.com/c/Hizmetten</strong></a></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kurban/">Kurban İbadeti ile soruların cevapları bu akşam 21.30&#8217;da Hizmetten YouTube kanalında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
