<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hudeybiye arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hudeybiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hudeybiye/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Nov 2020 20:40:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Hudeybiye arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hudeybiye/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hudeybiye&#8217;nin Getirdikleri</title>
		<link>https://hizmetten.com/hudeybiyenin-getirdikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 07:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeybiye]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Size bir vâkıayı arîz-amîk anlatarak, önemli bir hususun mukaddimesini hazırlamaya çalıştım ki, o da Hudeybiye&#8217;nin getirdikleriydi. Ne getirdi Hudeybiye? Allah Resûlü bir sulh yapmıştı, bu sulh Müslümanlara ne kazandırdı? 1.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hudeybiyenin-getirdikleri/">Hudeybiye&#8217;nin Getirdikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Size bir vâkıayı arîz-amîk anlatarak, önemli bir hususun mukaddimesini hazırlamaya çalıştım ki, o da Hudeybiye&#8217;nin getirdikleriydi. Ne getirdi Hudeybiye? Allah Resûlü bir sulh yapmıştı, bu sulh Müslümanlara ne kazandırdı?</p>
<p><strong>1. İslâm&#8217;a Koşanlar</strong></p>
<p>Evvelâ, bu sulh döneminde İslâm&#8217;ın Kılıcı Halid b. Velid (radıyallâhu anh) Müslüman oldu.</p>
<p>Halid b. Velid, harplerde dize getirilecek bir insan değildi.. olmamalıydı da&#8230; İlerde İslâmî izzete dönüşecek gurur mevcudiyetini devam ettirdiği sürece, kılıç zoruyla İslâm&#8217;a girmesi imkânsızdı. Ayrıca, istikbalin bu eşsiz kumandanını, Cenâb-ı Hak, lütfuyla korumuş ve onun, izzetiyle İslâm&#8217;a girmesine zemin hazırlamıştı. Eğer böyle bir sulh dönemi olmasaydı, Halid&#8217;in buzları nasıl eriyecekti!</p>
<p>Nitekim, Mekke&#8217;de yapacak iş kalmayınca Halid, evet o kavgacı insan, hiç olmazsa biraz düşünme fırsatı bulmuştu. Hudeybiye&#8217;de Müslümanların zâhiren mağdur edilmeleri ve ikinci sene gelip yaptıkları umrenin hâl ve keyfiyeti, Halid ve Halid gibi düşünenleri derinden derine tesiri altına almıştı. Evet, sulh dönemi, onun için de bir durulma dönemi oldu. Ve bir müddet sonra da gelip Allah Resûlü&#8217;ne teslim olduğunu ilan etti.<sup>[1]</sup> Bu teslimiyet de onun &#8220;Seyfullah&#8221; olmasını netice verdi. Ve zaten, Allah Resûlü bu neticeyi beklemekteydi. Amr İbn Âs (radıyallâhu anh) da bu dönemde Müslüman olanlardandır.<sup>[2]</sup> Hudeybiye musalahasıyla gelen bu monoton, bu ülfet dolu hayat, bu yiğitleri, bu kahramanları ve harp meydanlarının küheylanlarını bıktırdı.. bıktırdı; gelip aksiyon cephesini seçtiler ve Allah Resûlü&#8217;nün tarafına geçtiler&#8230;</p>
<p>Osman b. Talha (radıyallâhu anh) da bu dönemde kazanılan büyüklerdendir. Osman b. Talha (radıyallâhu anh), hayatı boyunca Beytullah&#8217;ın anahtarını taşımış ve daha sonra da Allah Resûlü o anahtarları yine ona vermişti.<sup>[3]</sup> İsimleri geçen bu şahıslar, askerî ve siyasî dehalarıyla, ordular bozan insanlardı. İşte bu insanlar, sulh döneminin yumuşak ikliminde ancak kendilerini idrak edebilmişlerdi.<sup>[4]</sup></p>
<p><strong>2. Kâbe Kimsenin Tekelinde Olamaz</strong></p>
<p>İkincisi: O güne kadar Kureyş, her şeye tepeden bakıyordu: &#8220;Beytullah bizim.&#8221; diyor ve hiç kimseyi yanına sokmuyorlardı. Gelen herkes bâc ödüyor ve Kâbe&#8217;yi öyle ziyaret edebiliyordu. Aksi hâlde, Beytullah&#8217;ı ziyaretleri mümkün değildi.</p>
<p>Hâlbuki Allah Resûlü&#8217;yle yapılan anlaşmada böyle bir şart ileri sürülmemişti ki, bu da Kureyş adına çok büyük bir hata ve çok büyük bir atlamaydı. Müslümanlar ertesi yıl Kâbe&#8217;yi bâc ödemeden tavaf edince<sup>[5]</sup> diğer kavim ve kabilelerde bir uyanma oldu. Demek ki Kureyş, Kâbe&#8217;nin yegâne sahibi değildi. Öyle olsaydı, Medine&#8217;den gelen Müslümanlar, vergi ödemeden Kâbe&#8217;yi nasıl ziyaret edebilirlerdi? O hâlde kendileri niçin böyle bir hakka sahip olmasınlardı ki!</p>
<p>İşte herkeste bu fikir uyanmış ve Kureyşlilerin resmen, Kâbe&#8217;nin tek hâkimi olmadıkları ortaya çıkmış oluyordu. Böylece, daha sonraki yıllarda, herkes herhangi bir şeye takılmadan gelip Kâbe&#8217;yi ziyaret edecek ve şeâiri haykırabilecekti.</p>
<p><strong>3. Hizmet Sulh Atmosferinde Olur</strong></p>
<p>Üçüncüsü: Sulh ile, Kureyş gailesinin olmayacağı on sene garanti altına alınmış oluyordu. Bu on senelik zaman dilimi, Müslümanlar için çok mühimdi. Allah Resûlü bu dönemde yetiştirdiği irşad ekiplerini çeşitli yerlere gönderme fırsatını buldu ki, bu da, bütün Arap Yarımadası&#8217;nda İslâm&#8217;ın sesinin duyulması demekti.</p>
<p>Evet artık her yerde Kur&#8217;ân sesi yükseliyor ve herkes İslâm dinine koşuyordu. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in: <strong>يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللّٰهِ أَفْوَاجاً</strong> <em>&#8220;Fevç fevç Allah&#8217;ın dinine girerler.&#8221;</em><sup>[6]</sup> diye müjdelediği an işte bu andı. 10 sene, yeni bir neslin yetişmesi demekti. Kureyş, Müslümanlara nasıl bir fırsat verdiğinin farkında değildi. Farkında olsalardı, böyle bir anlaşmaya asla yanaşmazlardı. Bu zaman diliminde Müslümanlar hem keyfiyet hem de kemmiyet plânında epey mesafe katettiler. İslâm&#8217;a yeni dehaletler, bir taraftan ümidi, diğer taraftan da askerî gücü artırıyordu. İşte bu güç ile Müslümanlar bir gün Mekke&#8217;nin kapısına dayanınca Kureyş&#8217;in yapacak hiçbir şeyi kalmayacaktı.</p>
<p><strong>4. Sulhta İslâm&#8217;la Tanıştılar</strong></p>
<p>Dördüncüsü: Bu sulhün kazandırdığı ayrı bir avantaj da, Hudeybiye anlaşmasına kadar, iki taraftan birbirine gidip gelme olmuyordu. Karşılaşmalar hep kılıçların konuştuğu meydanlarda vuku buluyordu. Harp psikolojisi içinde, İslâmî hakikatleri karşı tarafa anlatmak da mümkün değildi. Sulh sebebiyle gidip gelmeler oldu. O güne kadar İslâm&#8217;a ait güzelliklerden habersiz yaşayanlar gidip gördüklerinde, bu güzellikler karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlardı&#8230; Medine&#8217;de yaşanan hayat, Cennet hayatından farksızdı.. ve onu gören büyüleniyordu. Abdest, ezan, cemaatle kılınan namaz ve o insanların namazdaki huşû ve hudûları, Mekkelilerin gönlünü, baş döndürücü bir cazibeyle kendine çekiyordu. Hudeybiye sulhü sayesinde, içine İslâm&#8217;ın sesinin, soluğunun ve Kur&#8217;ân mesajının girmediği hemen hiçbir ev kalmamıştı. Ebû Cehil&#8217;in evinde bile eğer, o güne kadar yaşasaydı, tek başına sadece kendisi kalacaktı. Onun için Hudeybiye, Mekke fethinden evvel bir fetihti.</p>
<p>Evet, Allah Resûlü, bir adım atarken, nasıl attığını çok iyi biliyordu. Nazarının ulaştığı yere ayağını da koyuyordu. Nazar ve ayak bütünlüğü içinde hâdiselerin üstesinden geliyor ve problemleri bir bir çözüyordu.</p>
<p><strong>5. İslâm Resmen Tanınmaya Başlandı</strong></p>
<p>Beşincisi: Bütün kavim ve kabileler bu sulh sebebiyle, Efendimiz ve O&#8217;nun temsil ettiği site devletinin, sağla-solla mukavele ve anlaşma yapabilecek bir devlet hüviyetinde olduğunu kabullenmeye başlamışlardı. Günümüzde nasıl, yeni kurulan veya bağımsızlığını ilan eden devletler, diğer devletlerin onları devlet olarak tanımalarıyla meşruiyet kazanıyor ve bunu devletlerarası münasebetlerinde bir referans olarak kullanıyor; öyle de Allah Resûlü onlarla böyle bir mukavele akdettiğinden dolayı tanınmış oluyordu. O&#8217;nu Kureyş tanıyınca Taifli niye tanımayacaktı ki? Evet, tanımalar, birbirini takip etti.</p>
<p>İşte Allah Resûlü, Hudeybiye gibi en ağır şartlar altında imza attığı bir anlaşmadan, böyle iç içe fetihler çıkaran harika bir insandı. Hiç düşünmeden, hemen karar vermek zorunda kaldığı bir atmosfer içinde, hiç akla ve hayale gelmeyen böylesi bir fethin zeminini hazırlayabilme, hiç şüphesiz beşer düşünce sınırlarını aşan ve mucize diyebileceğimiz bir muvaffakiyetti ki, bu da O&#8217;nun hak peygamber olduğuna en canlı bir şahittir. Zira hiçbir beşerin, ne kadar dâhi de olsa, böyle zâhiren hezimet gibi görülen bir anlaşmadan, bu şekilde bir fethe ulaşabilmesi görülmemiştir. Çünkü böyle bir başarı beşer takatini aşan bir güç, bir irade ve bir ilme vâbestedir.</p>
<p><strong>6. Arkasında Allah Vardı</strong></p>
<p>Evet, O&#8217;nun çözdüğü problemlere bakınca, O&#8217;nun arkasında bütün varlığa hükmeden Sonsuz Kudret&#8217;i görmemek mümkün değildir.</p>
<p>Ayrıca, O&#8217;nun, bu Kafdağı&#8217;ndan ağır meselelerin altından rahatlıkla kalkmasının arkasında, Kudret Eli&#8217;ni, O&#8217;nun sıyanetini, riayetini, hıfzını, himayesini ve O&#8217;nu korumasını, &#8220;Bu benim Peygamberimdir.&#8221; demesini görüyor ve bütün benliğimizle coşarak &#8220;Muhammedün Resûlullah&#8221; (sallallâhu aleyhi ve sellem) diye haykırıyoruz.</p>
<p>Evet, Allah Resûlü karar verirken çok hızlı karar veriyor.. bu hızlı karar için de işin içine girebiliyor.. ve içine girdiği her işin de üstesinden gelebiliyor. Evet, nasıl oluyor da O&#8217;nun hayatında -siyer şahit- bir kerecik olsun tamir isteyen bir davranışa rastlamıyoruz, hatta başkalarına göre hezimet, mağlubiyet, sarsıntı durumlarında bile, işin bir kenarından tutar-tutmaz o hezimetten bir zafer çıkarabiliyor ve kendi hesabına idbârları ikbâl yapabiliyor!</p>
<p>Evet, mağlubiyetler, O&#8217;nun elinde muvaffakiyete inkılâp ediyor, hezimetler de zafere dönüşüyor.. ve bozgunlar, O&#8217;nun sayesinde, fütûhat şeklinde arz-ı endam etmeye başlıyordu.. O, âdeta eşyanın akışına, tabiatına, fıtratına zıt, ayrı bir akış, ayrı bir tabiat, ayrı bir fıtrat meydana getiriyordu.</p>
<p>Oysaki bunlar Allah&#8217;a (celle celâluhu) ait şeylerdi: <strong>وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ</strong><em> &#8220;Sizi de sizin işinizi de yaratan Allah&#8217;tır.&#8221;</em><sup>[7]</sup> Allah (celle celâluhu), en ekmel, en eşref, en efdal mahlukunun eliyle kendi işlerini yaratıyor&#8230; Niçin yaratıyor?: &#8220;Bu benim kulum, bu benim peygamberim, bilesiniz.&#8221; demek için ve: &#8220;Bilesiniz ki, Ben, her şeyde O&#8217;nu destekliyorum. Siz milyonlar, milyarlar olsanız; O Benim biricik kulum da bir tane olsa yine hepinize galebe çalacaktır. Neden? Çünkü Ben O&#8217;nu, nezdimdeki bütün kuvvet hazineleriyle destekliyorum. <strong>لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إلاَّ بِاللّٰهِ</strong> O&#8217;nun arkasında Ben varım ve hiç kimse unutmamalıdır ki, arkasında Allah&#8217;ın (celle celâluhu) bulunduğu Zât&#8217;a karşı ilan-ı harp etmek, Allah&#8217;a (celle celâluhu) karşı ilan-ı harp etmek demektir.&#8221;</p>
<p>Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mağlup olmadı, mağlup olmayacak. O&#8217;nu mağlup etme sevdasında olanlar, akıllarıyla zıtlaşıyor, kalbleriyle de ters düşüyorlar demektir. Daha doğrusu, kendilerini olmazların kuruntularına salmış bahtsızlardır. Böylelerini Allah, ırgalar, sinyaller verir, ikaz eder, &#8220;Kendinize gelin, ey haddini bilmezler!&#8221; der.. bütün bunlardan bir şey anlamayınca da derdest eder ve işlerini bitirir.</p>
<p>Evet, Hz. Muhammed&#8217;le (sallallâhu aleyhi ve sellem) muharebe yapılmaz, O&#8217;na karşı çıkılmaz. Müeyyidi Allah&#8217;tır (celle celâluhu) O&#8217;nun. Hatta bir yerde O&#8217;nun biricik Hâmisi, zevcelerinin dahi küçük bir tavır almalarına karşı, O&#8217;nu teselli sadedinde mealen buyuruyor ki <em>&#8220;Allah senin arkandadır, melekler senin arkandadır.&#8221;</em><sup>[8]</sup> Yani semavatın bütün ruhanî sekenesi seni teyit etmektedir. Senin orduların bunlar olunca, artık milyonlarla, milyarlarla sana karşı çıkılmaz ki! Karşı çıkan kafasını sert bir yere çarpıp kendi kafasını parçalamış olur.</p>
<p>Evet, Allah (celle celâluhu) belki imhal eder, ötede herhangi bir itiraz ve mazeretleri kalmasın diye, onlara on defa, yirmi defa, otuz defa mehil verebilir ve âdeta onlara şöyle der: &#8220;Görün, anlayın, doğru yola gelin, ahirette itirazınız kalmasın.&#8221; Ama, hadisin ifadesiyle, <em>&#8220;Bir kere de yakaladı mı artık iflah etmez.&#8221;</em><sup>[9]</sup></p>
<p><span class="notice">[1] İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 4/252; İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 4/240.<br />
[2] Taberî, Tarihu&#8217;l-ümem ve&#8217;l-mülûk, 2/146; İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 4/238.<br />
[3] İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 2/137; İbn Hacer, el-İsâbe, 3/371.<br />
[4] İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 4/252; İbn Kesîr, el-Bidâye ve&#8217;n-nihâye, 4/238.<br />
[5] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/12.<br />
[6] Nasr sûresi, 110/2.<br />
[7] Sâffât sûresi, 37/96.<br />
[8] Tahrîm sûresi, 66/4.<br />
[9] Buhârî, tefsir (11) 5; Müslim, birr 61.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hudeybiyenin-getirdikleri/">Hudeybiye&#8217;nin Getirdikleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hudeybiye</title>
		<link>https://hizmetten.com/hudeybiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 07:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimizsav]]></category>
		<category><![CDATA[Hudeybiye]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14927</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir kere daha hatırlatalım: Allah Resûlü, nazarı nereye ulaştı ise kademi oraya basan, misli görülmemiş bir liderdi. Düşüncelerini pratiğe dökmede O&#8217;nun eşi ve menendi yoktu. Mevzu ile alâkalı dünya kadar&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hudeybiye/">Hudeybiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kere daha hatırlatalım: Allah Resûlü, nazarı nereye ulaştı ise kademi oraya basan, misli görülmemiş bir liderdi. Düşüncelerini pratiğe dökmede O&#8217;nun eşi ve menendi yoktu. Mevzu ile alâkalı dünya kadar hâdise sıralamak mümkündür. Ancak biz, sadece bir tek misalle iktifa edeceğiz. İbn İshak anlatıyor:</p>
<p>Hicretin altıncı senesi Allah Resûlü, tam bir metafizik gerilim içinde bulunan ashabını, umre için Mekke&#8217;ye götürmeye söz vermişti. Böyle bir umre, hem muhacirînin yıllardır süren sıla hasretini giderecek, hem de bütün Müslümanlara yeni bir gerilim kazandıracaktı. Ve Allah Resûlü bu mülâhaza ile 1400 kadar arkadaşını aldı, yola koyuldu.</p>
<p>Allah Resûlü, Müslüman olduğu Mekkeliler tarafından bilinmeyen, Huzaa oymağından birini, ihtiyat tedbiri olmak ve istihbaratta bulunmak üzere daha önceden Mekke&#8217;ye göndermişti. İstihbarî bilgilere göre Kureyş bütün kabileleri toplayarak bir toplantı yapmış ve Müslümanların Mekke&#8217;ye sokulmaması hususunda ittifakla karar almıştı.</p>
<p>Evet, Kureyş, silah kullanmak pahasına, Müslümanların Mekke&#8217;ye girmesine mâni olmak azmindeydi ve kararlaştırdıkları gibi de tatbik ettiler. Askerler, Belâdin mevkiini işgal etmiş, Halid b. Velid ve İkrime b. Ebî Cehil kumandasında iki yüz kişilik bir müfreze de Râbığ ile Cuhfe arasında olan Kurâü&#8217;l-Gamim&#8217;e kadar gelmişlerdi. Bu durumdan haberdar olan Allah Resûlü, hemen o tarafa doğru yürüyüş emri verdi. Halid, Müslümanların gelmekte olduğunu görünce, derhal Mekke&#8217;ye giderek, onları durumdan haberdar etti. Bu esnada Efendimiz de Hudeybiye&#8217;ye kadar gelmiş bulunuyordu.<sup>[1]</sup></p>
<p>Hudeybiye, Mekke&#8217;den 50-60 km uzaklıkta bir yerin adıdır. Esasen daha önceleri bu isim, orada mevcut bir kuyunun ismi iken, daha sonra, o kuyuya yakın bir köyün de adı olmuştu.</p>
<p><strong>1. Su Mucizesi</strong></p>
<p>Konaklanan yerde sadece bir kuyu vardı ve kuyuda da su yoktu. Susuzluk ciddî bir tehlike arz etmeye başlayınca, sahabe Allah Resûlü&#8217;ne müracaat etti ve ne yapmaları gerektiğini sordular. Allah Resûlü kendi sadağından bir ok çıkarıp ashaba verdi ve bu oku kuyunun dibine saplamalarını istedi. Derken okun saplandığı yerden su fışkırmaya ve kuyu yükselmeye başladı. Bu başka değil, ancak bir mucizeydi. Cenâb-ı Hak, ashabın çok muhtaç olduğu bir zaman ve zeminde, Peygamberi&#8217;nin eliyle, inananlara bir mucize daha göstermişti. Herkes bu sudan içti, abdest aldı, kaplarını doldurdu ve artık su sıkıntısı kalmamıştı.<sup>[2]</sup></p>
<p><strong>2. Elçiler</strong></p>
<p>Huzaa kabilesi, Müslümanlığı kabul etmemekle beraber Müslümanlarla müttefik idiler. Mekkelilerin hazırlıklarını onlar da duymuşlardı. Birkaç kişi gelip, durumu Allah Resûlü&#8217;ne haber verdiler. Heyet arasında Büdeyl b. Verkâ da vardı. Bu zat ancak Mekke&#8217;nin fethinden sonra Müslüman olmuştu. Efendimiz, bu zata itimat ettiği için, onu Mekkelilere göndermiş ve gayesinin sadece umre olduğunu onlara bildirmesini emretmişti.</p>
<p>Büdeyl, Mekkelilere Allah Resûlü&#8217;nün mesajını iletti. Urve b. Mesud es-Sakafî de dinleyenler arasındaydı. Söylenenleri gayet mâkul bulmuştu. Gidip Allah Resûlü&#8217;yle görüşmek teklifini ileri sürdü ve Mekkeliler onu böyle bir vazife ile Allah Resûlü&#8217;ne gönderdiler.<sup>[3]</sup></p>
<p><strong>3. Değişen İnsanlar</strong></p>
<p>Urve, Efendimiz&#8217;in yanına geldi ve O&#8217;nunla konuşurken bir aralık eliyle Allah Resûlü&#8217;nün mübarek sakalına dokunmak istedi. Bu eski bir Arap âdetiydi. İşte o anda Urve&#8217;nin eline şiddetli bir darbe indi.. darbenin sahibi, Urve&#8217;nin öz yeğeni Muğîre b. Şube&#8217;ydi (radıyallâhu anh). &#8220;Pis elini, Allah Resûlü&#8217;nün pâk sakalına sürme. Bir daha tekrar edersen elini koparırım!&#8221; dedi. Urve donup kalmıştı. Daha birkaç ay önce Muğire&#8217;nin işlediği cinayetin diyetini, o ödememiş miydi? Müslüman olunca yeğeni birden ne kadar değişmişti. Ayrıca sahabenin, Allah Resûlü&#8217;nün etrafında nasıl pervaneler gibi döndüğü de Urve&#8217;nin gözünden kaçmamıştı. Mekke&#8217;ye döndüğünde bu hayranlığını şu şekilde dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Ben nice Kisralar, Kayserler ve Necaşîler gördüm. Fakat bunların hiçbirini, etrafındaki insanların Muhammed&#8217;e (sallallâhu aleyhi ve sellem) olan bağlılığı gibi bir bağlılık içinde görmedim. Gelin beni dinleyin ve bu adamla uğraşmayın!&#8221;</p>
<p>Bu görüşme neticesiz kaldı.<sup>[4]</sup> Allah Resûlü Kureyş&#8217;e Hıraş b. Ümeyye&#8217;yi gönderdi. Ancak Kureyşliler ona hücum edip devesini öldürdüler. Kendisini de öldüreceklerdi ama, müttefiki olan bir kabile imdadına yetişti.<sup>[5]</sup></p>
<p><strong>4. Elçi Osman (radıyallâhu anh)</strong></p>
<p>Bundan sonra Kureyş&#8217;e bir başkasının gönderilmesi gerekiyordu. Hz. Ömer&#8217;e (radıyallâhu anh) teklif edildi. Ancak, Mekke&#8217;de Ömer&#8217;in düşmanı çok, dostu ise hiç yoktu. Onun gönderilişinin sulh adına bir faydası olacağı şüpheliydi. O, bu kanaatini Allah Resûlü&#8217;ne bildirince, Hz. Osman&#8217;ın (radıyallâhu anh) gönderilmesine karar verildi.<sup>[6]</sup></p>
<p>Kureyşliler Hz. Osman&#8217;ı yakalayıp hapsettiler. Bir ara onun öldürüldüğü şâyiası bile duyuldu. Gelmesi gecikince, bu şâyianın doğruluğu kanaatine varıldı. Bunun üzerine, Allah Resûlü, Müslümanları biata çağırdı. Kendisi bir ağacın altında oturmuştu, Müslümanlar da gelip gelip O&#8217;na biat ediyorlardı.<sup>[7]</sup> Daha sonra bu ağaca &#8220;Rıdvan ağacı&#8221; dendi. Rıdvan ağacı, Hz. Ömer döneminde kesilmişti; zira Hz. Ömer (radıyallâhu anh) bu ağaca kudsiyet atfedilmesinden korkuyordu.<sup>[8]</sup></p>
<p><strong>5. Ölüme Biat</strong></p>
<p>Biat sesini duyunca herkes yerinden ok gibi fırladı.. ve o uğurda ölüme kadar her şeye biat ettiler.<sup>[9]</sup> Çünkü o esnada ancak ölüm için biat edilirdi. Evet, herkes koştu, hem öyle koştular ki bir yarım insanın dışında Allah Resûlü&#8217;nün, mübarek elini sıkmadık tek fert kalmadı.<sup>[10]</sup></p>
<p>Sadece bir insan kalmıştı ki, o da şu anda Mekke&#8217;deydi ve hayatta olup olmadığı da bilinmiyordu. Allah Resûlü yine, zaman ve mekânı aştığı anlardan birini yaşıyor gibiydi. Sanki zaman ve mekân önünde dürülmüş ve sanki çok ötelerdeki Osman&#8217;ın (radıyallâhu anh) elinden tutmuş gibi bir hâli vardı. Sol elini kaldırdı, <em>&#8220;Bu benim elim.&#8221;</em> dedi. Ardından da sağ elini kaldırdı: <em>&#8220;Bu da Osman&#8217;ın (radıyallâhu anh) eli.&#8221;</em> buyurdu. Ve ardından ilave etti: <em>&#8220;Şahit olun, ben Osman&#8217;ın (radıyallâhu anh) yerine biat ediyorum.&#8221;</em><sup>[11]</sup></p>
<p>Bu ne kudsî biattı ki Allah Resûlü o biata vekâlet ediyordu..!</p>
<p>Mesele çok ciddiydi.. ve herkes feveran içindeydi. Sinirler iyice gerilmiş, ashab infilak etmeye hazır gibiydi.. ve sadece Allah Resûlü idi ki denge ve itidalini hiç bozmamıştı. Gerçi içi yanardağlar gibi fokur fokur kaynıyordu ama, O insanüstü iradesiyle bu yanardağların dahi patlayıp etrafa lavlar saçmasına mâni olabiliyordu. Aman Allahım! Bu ne sarsılmaz irade..!</p>
<p><strong>6. &#8220;İş Kolaylaştı&#8221;</strong></p>
<p>Tam bu gerginlik esnasında, Allah Resûlü ileriden bir toz belirdiğini müşâhede etti. Biraz sonra da tozlar arasından Süheyl çıkıvermişti. O, Süheyl&#8217;i çok iyi tanırdı. Yanındakilere: <em>&#8220;İş artık kolaylaştı. Kureyş anlaşmaktan başka bir şey yapamaz.&#8221;</em> dedi.<sup>[12]</sup></p>
<p>Kolaylık mânâsıyla irtibatlı, Süheyl isminden tefe&#8217;ül edilmesi de ayrı bir konu. Allah Resûlü&#8217;nün insanları tanımasına bakın ki, daha Süheyl&#8217;i görür görmez hemen neticeyi söylemişti. O, Urve&#8217;yi gördüğü zaman da Kureyş&#8217;in anlaşma niyetinde olduğunu söylemişti ama, Süheyl&#8217;le bu iş kesinlik kazanacaktı. Nitekim hâdiseler Allah Resûlü&#8217;nü tasdik çizgisinde cereyan etmeye başlamıştı bile. Süheyl, anlaşmak için geldiğini açıkça ifade etti. Zaten, Allah Resûlü de böyle bir anlaşma istiyordu.</p>
<p><strong>7. Anlaşma</strong></p>
<p>Gerçi anlaşma maddeleri ilk bakışta, tamamen Müslümanların aleyhinde gibi görünüyordu ama, Kur&#8217;ân bunu, neticesi itibarıyla bir fetih olarak anlatıyordu.<sup>[13]</sup></p>
<p>Süheyl Allah Resûlü&#8217;nden ne kadar taviz koparabilirse bunu kendisi için büyük bir muvaffakiyet sayacaktı. Onun için en küçük meseleleri dahi gündeme getirmekten çekinmiyordu. Meselâ; daha anlaşmanın başlangıcında yazılan <strong>بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</strong> cümlesine itiraz edip, bunun yerine <strong>بِاسْمِكَ اللّٰهُمَّ </strong>yazılmasında diretti. Allah Resûlü de onun bu teklifini kabul etti.</p>
<p>Suheyl&#8217;in ikinci itirazı, &#8220;Resûlullah&#8221; ifadesine oldu. &#8220;Biz zaten senin resûllüğünü kabul etmiş olsak, böyle bir anlaşmaya lüzum kalmazdı.&#8221; dedi. Efendimiz kâtiplik yapan Hz. Ali&#8217;ye (radıyallâhu anh), orayı da karalayıp <strong>مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللّٰهِ</strong> yazmasını söyledi. Ancak, bu teklif, Hz. Ali&#8217;ye ağır gelmiş ve bir miktar duraklamıştı. &#8220;Resûl&#8221; kelimesini silmek içinden gelmiyordu. Bunun üzerine Allah Resûlü, bizzat kendi eliyle o ifadeyi çizdi ve <strong>مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللّٰهِ </strong>ifadesini yazdı veya Hz. Ali&#8217;ye (radıyallâhu anh) yazdırdı.</p>
<p>Anlaşma maddelerinin hemen hepsi uzun münakaşalara sebep olmuştu. Süheyl, kendi dedikleri yazılmadıkça böyle bir anlaşmaya imza atmayacağını söylüyor, Allah Resûlü de böyle bir anlaşmanın getireceği büyük neticeler itibarıyla, dış yüzündeki ürperticiliğe rağmen bu isteklerin çoğuna &#8220;Evet!&#8221; diyordu.</p>
<p>Bu maddelere göre:</p>
<p>1. Müslümanlar bu sene Mekke&#8217;yi ziyaret etmeden geriye dönecekler.</p>
<p>2. Ziyaret ancak gelecek sene yapılacak ve ziyaret müddeti de sadece 3 gün olacak.</p>
<p>3. Yanlarına hiçbir silah almayacak ve herkes sadece beline kuşanmayı âdet hâline getirdiği kılıcı ile gelebilecek, o da kınında bulunacak.</p>
<p>4. Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye gitmek isteyen olursa kabul edilmeyecek; aksine Mekke&#8217;ye dönen kimselere de engel olunmayacak. Yani Müslümanlardan biri Medine&#8217;ye gitmiş olursa veya Müslümanlara sığınırsa, o derhal Kureyş&#8217;e teslim edilecekti.</p>
<p>5. Arap kabileleri istedikleri tarafla birleşmekte serbest bırakılacaktı.<sup>[14]</sup></p>
<p><strong>8. Hz. Ömer&#8217;de (radıyallâhu anh) Hudeybiye Şoku</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi, bu maddelerin hepsi de ilk bakışta Müslümanların aleyhine gibiydi. Hele, bir Müslümanın tekrar Kureyş&#8217;e teslim edilmesini öngören madde, Müslümanları çıldırtacak bir madde idi ki, Hz. Ömer&#8217;in (radıyallâhu anh), Allah Resûlü&#8217;nün karşısına gelerek: &#8220;Sen Allah&#8217;ın Resûlü değil misin?&#8221; diyecek kadar feveranına sebep olmuştu. Allah Resûlü bu esnada dahi sükûnetini bozmamış ve Ömer&#8217;in (radıyallâhu anh) sorularına gayet soğukkanlı şöyle cevap vermişti:</p>
<p>&#8211; Evet, ben Allah&#8217;ın Resûlü&#8217;yüm.<br />
&#8211; Biz hak yolda değil miyiz?<br />
&#8211; Evet, hak yoldayız.<br />
&#8211; Öyleyse bu zilleti niçin kabul ediyoruz?<br />
&#8211; Ben Allah&#8217;ın peygamberiyim ve Allah&#8217;a isyan edemem.<br />
&#8211; Sen Kâbe&#8217;yi ziyaret edeceğimizi söylemedin mi?<br />
&#8211; Evet, söyledim. Fakat bu sene demedim.</p>
<p>Ömer (radıyallâhu anh) hızını alamamış ve Hz. Ebû Bekir&#8217;in (radıyallâhu anh) yanına gitmiş, ona da aynı şeyleri sormuştu. O da Allah Resûlü&#8217;nün verdiği cevaplarla mukabelede bulunmuştu.</p>
<p>Daha sonraları Hz. Ömer, bu hâdiseyi her hatırlayışta ızdırapla iki büklüm olur ve nedamet yutkunurdu.. kim bilir, bu yolda, ne sadakalar vermiş, ne oruçlar tutmuş ve ne istiğfarlarda bulunmuştu! Evet O, dediğine binlerce defa pişman olmuştu.<sup>[15]</sup></p>
<p><strong>9. Ebû Cendel (radıyallâhu anh)</strong></p>
<p>Sadede dönüyoruz: Süheyl&#8217;in İslâmiyet&#8217;i henüz yeni seçen oğlu Ebû Cendel&#8217;in, o esnada ayağındaki prangaları sürüye sürüye gelişi bardağı taşıran son damla olmuştu. Ebû Cendel bitkin bir vaziyette oraya gelmiş ve kendisini Allah Resûlü&#8217;nün önüne atıvermişti. Bu manzaraya sahabeden hiçbirinin yüreği dayanmamış ve hepsi hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Süheyl: &#8220;Anlaşmanın geçerli olması için ilk şart oğlumun bana iadesidir.&#8221; dedi.</p>
<p>İşte o anda kopan çığlıklar, yavrusunu kaybetmiş bir ananın ızdırap dolu feryadı gibiydi. Allah Resûlü de gözyaşlarını tutamamıştı. Süheyl&#8217;e rica ettiler: Daha anlaşmaya imza atmadık.. Ebû Cendel muaf tutulabilir. Ancak, bu teklifler hiç mi hiç hüsnü kabul görmedi, Süheyl sözünde ve talebinde diretti. Ve Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), gözyaşları içinde Ebû Cendel&#8217;i geriye iade etti. Fakat ona, yakın bir gelecek içinde, müjdeli bir şeyler fısıldadı: <em>&#8220;Allah sana ve senin gibi olanlara çok yakında bir kurtuluş nasip edecektir.&#8221;</em>&#8230;<sup>[16]</sup> Ve dediği gibi de oldu.<sup>[17]</sup></p>
<p><strong>10. Ebû Basîr ve Arkadaşları</strong></p>
<p>Hudeybiye&#8217;den hemen sonra Mekke&#8217;den kaçan Ebû Basîr künyesi ile mâruf Utbe b. Esîd, gelip Allah Resûlü&#8217;ne iltica etmişti. Ardından Kureyş, Medine&#8217;ye iki adam göndererek Ebû Basîr&#8217;in iadesini istedi. Allah Resûlü onu da iade etti. Fakat Ebû Basîr, yolda bu muhafızlardan birini öldürdü; diğeri de kaçarak canını zor kurtardı.</p>
<p>Ebû Basîr, tekrar Allah Resûlü&#8217;nün huzuruna geldi. Ancak, İki Cihan Serveri: <em>&#8220;Bir peygamber verdiği sözden dönemez.&#8221;</em> diyerek Ebû Basîr&#8217;i Medine&#8217;ye kabul etmedi. Bunun üzerine de Ebû Basîr Medine dışında, Zülmerve&#8217;ye yakın Îs&#8217;te yerleşti. Derken Mekke&#8217;deki mağdur Müslümanlar, bu sığınaktan haberdar olunca teker teker kaçıp Ebû Basîr&#8217;in yanına yerleştiler.. ve bu, Mekkelilerin korkulu rüyası oldu. Ebû Basîr ve arkadaşları, ticaret için oradan geçmek zorunda olan Mekke kervanları için artık büyük bir tehlike teşkil ediyorlardı&#8230;</p>
<p>Mekkeliler, bizzat Allah Resûlü&#8217;ne müracaat ederek, Müslümanların Medine&#8217;ye kabul edilmesini istediler. Böylece, Hudeybiye anlaşmasının Müslümanları en çok rahatsız eden maddesi, bizzat bu maddeyi teklif edenler tarafından ilga edilmiş oluyordu. Bu da apaçık bir zafer demekti.<sup>[18]</sup></p>
<p>Zaten, Hudeybiye dönüşünde Fetih sûresi nazil olmaya başlamış ve bu anlaşma apaçık bir fetih olarak vasıflandırılmıştı.<sup>[19]</sup></p>
<p>Allah Resûlü çok memnundu. Düşündüğü her şey, mevsimi gelince çözülen düğümler gibi çözülmeye başlamıştı bile&#8230; Aslında O, fettah olan kılıcını düşmanın başına ta Hudeybiye&#8217;de indirmişti ve düğüm orada çözülmüştü ama, hâricî vücud nokta-i nazarından ve âlem-i şehadet itibarı ile düğüm şimdi çözülüyordu. Bir gün Îs&#8217;in fütüvvet ruhunu temsil eden yiğitleri, evet henüz bıyıkları terlememiş, çiçekleri burnunda bu delikanlılar, Allah Resûlü&#8217;nün &#8220;Seniyyetü&#8217;l-Veda&#8221;yı aşarak Medine&#8217;ye geldiği gibi şimdi Medine&#8217;ye giriyorlardı. Ve başta Allah Rasûlü olmak üzere bütün Medine halkı da onları, Seniyye-i Veda türküleri ile karşılıyordu. Küfür miyopları, kendi elleri ile kendi şartlarını bozmuşlardı. Ve bir gün gelecekti; Allah Resûlü&#8217;nün paktına dahil olan bir kabileye tecavüz edecek, dolayısıyla da kendi ahitlerini bütün bütün nakzedeceklerdi.<sup>[20]</sup> Allah Resûlü de Hudeybiye ile blokajı atılan büyük fethi bizzat Mekke&#8217;ye girerek fiilen tahakkuk ettirecekti.</p>
<p><span class="notice">[1] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/275-276; İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 2/95.<br />
[2] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/329; İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/277.<br />
[3] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/323-324.<br />
[4] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/324.<br />
[5] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/324.<br />
[6] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/324.<br />
[7] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/283.<br />
[8] İbn Sa&#8217;d, et-Tabakâtü&#8217;l-kübrâ, 2/100.<br />
[9] Buhârî, cihad 110; Müslim, imâret 80.<br />
[10] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/283.<br />
[11] Buhârî, fedâilü&#8217;l-ashab 7; Tirmizî, menâkıb 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/59.<br />
[12] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/330.<br />
[13] Bkz.: Fetih sûresi, 48/1. Kurtubî, el-Câmiu li ahkâmi&#8217;l-Kur&#8217;ân, 16/259-260; Buhârî, cizye 18; Müslim, cihad 94.<br />
[14] Buhârî, şurût 15; Müslim, cihad 90-92; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/325.<br />
[15] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/325.<br />
[16] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/325-326; İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/287.<br />
[17] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/331; İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/292-293.<br />
[18] Buhârî, şurût 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/331; İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/291-293; İbn Hacer, Fethu&#8217;l-Bârî, 5/448-451.<br />
[19] Buhârî, cizye 18; Müslim, cihad 94; İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 4/289.<br />
[20] İbn Hişâm, es-Sîratü&#8217;n-nebeviyye, 5/42 vd.</span></p>
<p><strong>Kaynak: Sonsuz Nur / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hudeybiye/">Hudeybiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
