<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikmet arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hikmet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hikmet/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Oct 2023 08:31:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Hikmet arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hikmet/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CUMA HUTBESİ &#124; Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-kissalarindaki-hikmetler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Aug 2023 17:41:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Kıssaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=34352</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ ‎اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَاْتِكُمْ مَثَلُ الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَاْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللهِ اَلَا&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-kissalarindaki-hikmetler/">CUMA HUTBESİ | Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong><br />
‎<strong>اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَاْتِكُمْ مَثَلُ الَّذينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَاْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللهِ اَلَا اِنَّ نَصْرَ اللهِ قَريبٌ (Bakara, 2/214)</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Muhterem Müslümanlar!</strong></p>
<p style="text-align: left;">Hutbemiz, <strong>Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</strong> hakkındadır.</p>
<p style="text-align: left;">Kur’an-ı Kerim’de, <strong>Hazreti Âdem</strong> (aleyhisselâm) ’dan başlayıp, <strong>Hazreti İsa</strong> (aleyhisselâm)’a kadar devam eden, peygamber kıssaları yer almaktadır. Bu kıssalar içerisinde de en fazla <strong>Hazreti Musa</strong> (aleyhisselâm) ’dan bahsedilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Kıssaların hemen hepsinde, bir bakıma kıyamete kadar devam edecek olan <strong>iman-küfür mücadelesi</strong> anlatılmaktadır. <strong>Hazreti Âdem</strong>, başta oğlu Kabil olmak üzere evlatları içinde dinden dönenlerle uğraşmış, <strong>Hazreti Nuh</strong>, kavmi ve oğlu Kenan tarafından bir hayli sarsılmış, Semûd kavmine gelen <strong>Hazreti Salih</strong>; dağları delip binalar yapan kibirli kavmiyle, yaka-paça olup mücadele etmiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Tarihin ilerleyen devirlerinde bu mücadele hep devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir. Yeryüzünde “<strong>Allah, Allah</strong>” diyecek bir fert kalmadığı zaman, bu âlemin mânâsı bittiği için <strong>Allah dünyayı yıkacak ve kıyameti koparacaktır</strong>. Cenâb-ı Hakk’ın yüce adını bayraklaştıracak, sanatını alkışlayacak, hakikate arka çıkacak bir cemaat olduğu sürece kıyamet kopmayacaktır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kur’an’da</strong>, peygamber kıssaları anlatılırken <strong>evvela</strong>, kıyamete kadar devam edecek <strong>tarihî tekerrürlere dikkat çekilmekte</strong>, sonra da Efendimize adeta şöyle denilmektedir: “Hak-bâtıl mücadelesi seninle başlamadı. Bu, öteden beri devam edegelen bir husustur. Bu, yaratılışın kanunudur. Allah’ın, bu hilkat âdetini kimse değiştiremez. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların ekserisi bunu bilmezler, anlamazlar&#8230;’ (Rûm, 30/30)</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İkinci olarak</strong>, Cenâb-ı Hak Efendimizi, teselli için bu kıssalardan bahsetmektedir. Kur’an’da bir ayette şöyle buyurulur: “<strong>Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın</strong>. Eziyet ettiler de, Allah onu, onların dediklerinden akladı, berî olduğunu ortaya koydu. O, Allah nezdinde pek itibarlı bir kişi idi.” (Ahzâb, 33/69) <strong>Bu Âyet</strong>, iman edenlerden bazılarının, <strong>Hazreti Musa’ya eziyet ettikleri gibi, bir gün Efendimiz’e de, onun yolunda gidenlere de eziyet edeceklerini hatırlatmaktadır.</strong> Öyle ki bir defasında birisi Efendimiz’in omzunu tutup çekerek incitici bir ses tonu ile “Benim hakkımı ver!” deyivermiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Başka bir defasında da Efendimiz’in yaptığı taksime razı olmayan biri, “Bu taksimde adalet olmadı, biraz âdil ol!” diyerek eziyet etmişti. <strong>O bedevînin</strong> bu sözünden çok rencide olan Efendimiz de: “<strong>Eğer ben de âdil olmazsam, kim âdil olacak ki</strong>?” mukabelesinde bulunmuştu. Nebiler Serveri daha sonraları Hazreti Musa’nın eza görmesini anlatırken,<strong> (رَحِمَ اللهُ مُوسَى لَقَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ) “</strong>Allah’ın bol bol rahmeti Hazreti Musa’ya olsun. O, bundan daha çok eziyete maruz kaldı ama sabretti.” buyurmuştur. Âyet-i kerime de Allah, Hazreti Musa’ya yapılan ezâ ve cefâdan bahsetmiş olmakla beraber, <strong>Efendimize de “Eziyet gören sadece Sen değilsin</strong>” demiştir.</p>
<p style="text-align: left;">Peygamberlere ait kıssaların Efendimizi teselli ettiğine dair şöyle bir misal daha verebiliriz: <strong>Ashaptan 70 kişi Bi’r-i Maûne</strong> ismi verilen yerde <strong>ihanete uğramış ve şehit edilmişti</strong>. Nebiler Efendisi bu duruma çok üzülmüş <strong>ve otuz-kırk gün sabah namazlarında bu zulmü yapanlara beddua etmiştir</strong>. Cenâb-ı Hak da O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem), eskiden beri devam edegelen âdet-i sübhaniyesini, “<strong>Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara maruz kalmadan Cennet’e gireceğinizi mi sandınız?</strong> Onlar öyle zorluklara, öyle sıkıntı, hastalık ve baskılara dûçâr oldular, öyle şiddetle sarsıldılar ki, peygamber ile yanındaki mü’minler bile ‘Allah’ın vaat ettiği yardım ne zaman yetişecek?’ diyecek duruma geldiler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.” diyerek hatırlatmıştı. (Bakara, 214)</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Âyet-i kerimede, önceki milletlerin maruz kaldıkları sıkıntı ve zorluklar artık son kerteye gelip de sebepler bütünüyle devreden çıkınca Allah’ın yardımının geldiği ifade edilir.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Peygamber kıssalarından yola çıkarak <strong>Efendimizi ve bizi ilgilendiren bir misal daha</strong> verelim. Değişik rivayetlerde, hiç ümmeti olmayan nebilerin olduğundan, buna rağmen onların vazifelerine devam ettiklerinden ve yaptıklarına karşılık da herhangi bir ücret talep etmediklerinden bahsedilir.<br />
Bunlarla Cenâb-ı Hak, âdeta Efendimiz’e şöyle demektedir: “Senden evvel başka nebiler de kavimlerini irşada çalışıyorlardı. Gel gör ki onlara da kimse inanmadı veya çok az inanan oldu. Ama (şunu unutma ki) insanların inanmaması, peygamberlik sevabından mahrum olmaya sebep değildir. Senin vazifen tebliğ ve irşattır, insanlara kabul ettirmek ise Allah’ın işi, şe’n-i rubûbiyetin gereğidir. Sen, hakkı-hakikati insanlara kabul ettirmekle mükellef değilsin. Binaenaleyh sen peygamberlik sevabını tam olarak alacaksın..”</p>
<p style="text-align: left;">Bu nedenle Efendimiz, hiç sarsılmadan, hiç duraksamadan, bin defa reddedilse dahi yine gidiyor bir kapı buluyor, tokmağına vuruyor ve <strong>قُولُوا: لا إِلَهَ إِلا اللهُ تُفْلِحُوا “Lâ ilâhe illallah’ deyin kurtuluşa erin.</strong>” diyordu.</p>
<p style="text-align: left;">Kıymetli Müminler, Kur’an’da geçen bu kıssalar, Efendimize pek çok mesaj verdiği gibi, bize de pek çok şey anlatmakta ve birçok ders ve ibreti içermektedir. Bundan dolayı; Efendimiz’e ait davayı ve halkı irşat vazifesini omzuna alan kimseler de kendi toplulukları tarafından kabul edilmeyip insanî haklardan mahrum edilmeyi göze almalıdırlar. Her şeye rağmen <strong>iman eden bu zümre</strong>, sarsılmadan, kırılmadan, yılgınlık göstermeden, “<strong>Dünya, dayanma dünyasıdır; darılma dünyası değil</strong>.” diyerek sebat etmelidirler.</p>
<p>Hiç ümmeti olmayan veya sadece birkaç kişinin kendisine iman ettiği nebilerin geldiğini bizzat Efendimiz haber vermiştir. <strong>Ümmetleri çok az olan ya da hiç olmayan bu Nebiler; “İnsanlar niçin inanmıyorlar, neden inandıramıyoruz.</strong>” diyerek yılgınlığa düşmemişlerdir.</p>
<p><strong>Netice olarak</strong>; Kur’an’da anlatılan <strong>kıssalar</strong> sadece anlatılan konunun haberini veriyor değildirler. Bu kıssaların, <strong>her bir devir için ifade ettiği bir mânâ olduğu gibi bizim devrimize de ifade ettiği bir mana ve mesaj vardır</strong>. Bizim yakalamamız gereken <strong>ana nokta</strong> ise, peygamber kıssalarının günümüze bakan yönlerini anlamaya çalışmak ve buna göre hareket etmek olmalıdır. Böyle yaptığımız takdirde sırat-ı müstakime, dosdoğru yola ulaşacak ve –inşâallah– Rabbimize karşı su-i edep vaziyetini almadan yolumuza sabırla devam etmiş olacağız.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/08/PEYGAMBER-KISSALARI.-HUTBE.-01.09.2023.pdf">PEYGAMBER KISSALARI. HUTBE. 01.09.2023</a> (PDF)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/08/PEYGAMBER-KISSALARI.-HUTBE.-01.09.2023.docx">PEYGAMBER KISSALARI. HUTBE. 01.09.2023</a> (WORD)</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-peygamber-kissalarindaki-hikmetler/">CUMA HUTBESİ | Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hikmet.net&#8217;in yeni Ramazan bülteni yayında</title>
		<link>https://hizmetten.com/hikmet-netin-yeni-ramazan-bulteni-yayinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 19:12:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan bülteni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=30480</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan&#8217;a çok az bir süre kaldı. Hikmet.net sitesi Ramazan ayını en iyi şekilde değerlendirebilme adına özel yazılarından derlediği “Feyiz ve Bereket Ayı: Ramazan” adlı bülteni takipçilerinin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-netin-yeni-ramazan-bulteni-yayinda/">Hikmet.net&#8217;in yeni Ramazan bülteni yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan&#8217;a çok az bir süre kaldı. Hikmet.net sitesi Ramazan ayını en iyi şekilde değerlendirebilme adına özel yazılarından derlediği “Feyiz ve Bereket Ayı: Ramazan” adlı bülteni takipçilerinin istifadesine sunuyor.</p>
<p>Bültende oruç, teravih, itikâf gibi Ramazan ayına has olan ibadetlerle ilgili temel bilgiler, merak edilen bazı konulara dair açıklamalar bulunuyor.</p>
<p>Site, herkesin kolaylıkla ulaşabilmesi ve paylaşabilmesi için site içinde okuma ve PDF olarak indirme imkânı da sağlıyor.</p>
<p>Bültene şu linkten ulaşılabilir:</p>
<p><a href="https://hikmet.net/ramazan-ayi-2023-hikmet-net-bulten/">2023 Ramazan Ayı | Hikmet.net Bülteni </a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-netin-yeni-ramazan-bulteni-yayinda/">Hikmet.net&#8217;in yeni Ramazan bülteni yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bela ve musibetlerin hikmetleri &#124; Abdullah Aymaz</title>
		<link>https://hizmetten.com/bela-ve-musibetlerin-hikmetleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 15:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aymaz]]></category>
		<category><![CDATA[bela]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=16022</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanları inkâra sürüklemek için Albert Camus &#8220;Veba&#8221; isimli bir kitap yazmıştır. Yazarın kafasında kurguladığına veya yaşanmış bir olaya göre, bir Hıristiyan ülkede veba salgını baş gösterir. Bir papaz ev ev&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bela-ve-musibetlerin-hikmetleri/">Bela ve musibetlerin hikmetleri | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>İnsanları inkâra sürüklemek için Albert Camus &#8220;Veba&#8221; isimli bir kitap yazmıştır. Yazarın kafasında kurguladığına veya yaşanmış bir olaya göre, bir Hıristiyan ülkede veba salgını baş gösterir. Bir papaz ev ev dolaşıp insanları teselli etmeye çalışır. İnkârcı birisi de hastalığı vesile edip merhametli bir tanırının olmadığını telkine çalışır. Sonra bunlar bir evde karşılaşırlar. Papaz, “Tanrı çok merhametlidir, günahlarınızı affetmek ve sizi temizlemek için bu salgını sizin başınıza musallat etti… v.s…” şeklinde sözlerle teselli etmeye çalışır. O münkir “Peki  peder! Bu büyüklerin günahı vardı da vebaya tutuldu diyelim bu çocukların ne günahı vardı?” der. Papazın da kafası atar, o da dinsiz olur. Kitabın özeti bu. Bunu insanları evrimci ve materyalist yapmak için çok kullandılar. Tabii musibetlerin gelişi günahlara kefaretten başka bir hikmet bilmeyenler için bir tuzak soru; inanan insanları, çıkmaz bir sokağa hapsetmek için çok uygun bir kurgu… Ama, İslâmiyet ve İslam âlimleri pek çok hikmeti ortaya koyarak bütün itirazlara cevap verecek ve bütün tuzakları geçersiz hale getirecek gücü ortaya koymuşlardır. Elbette en  başta günahlara keffaret olma hikmeti vardır. Hatta çoğu günahları da Allah affeder.  (Şûrâ Sûresi, 42/30)</div>
<div></div>
<div>İkincisi, masumluk sıfatına sahip peygamberlerin ve diğer masum insanların  başlarına gelenler ise, sabırlarını sınamak, derecelerini yükseltmek içindir. Derecelerine göre bazı insanların durumu da böyledir. Onun için  biz, başına bela ve musibet gelen herkesi günahkar göremeyiz. En azından hüsn-i  zanla, insanlar hakkında böyle düşünmek zorundayız. Çünkü hüsn-i zannın bir zararı yoktur ama sû-i zanda bulunmak insanı günaha sokar.</div>
<div></div>
<div>Üçüncüsü, imtihan sırrı bozulmamak için çocuklara ve masumlara da umûmî bela ve musibetten bazı şeyler isabet edebilir: “Öyle bir musibetten sakınınız ki, geldiği zaman sadece günahkarlara isabet etmez, içinde masumlar da yanar” (Enfâl Suresi, 8/25) meâlindeki âyetin işaretinde bu hikmet de vardır. İsteseydi Cenab-ı Hak yıldızları yan yana dizer ve gökte böyle parlak bir “Lâ ilâhe illallah” yazardı. Ama bu sefer imtihan sırrı bozulur, Ebu Bekir ile Ebu Cehil aynı seviyede olurdu. Çünkü o ve onun gibiler de iman etmek zorunda kalırdı. İşte belâ ve musibetlerde masumlar, günahkarlar ve çocuklar hep ayrılıp seçilse ve kurtarılsa idi, imtihan sırrı bozulurdu.</div>
<div></div>
<div>Dördüncüsü, bazı musibetler ikaz içindir. Normal hayatta, azgınlık taşkınlık yapmadan hayat süren müminlere Cenab-ı Hak, imkânlar ve makamlar ihsan ederek deneyip sınar. Bazıları ellerine güç ve makam geçince, yoldan çıkmaya başlarlar. O zaman, gönderilen ikazlarla ve bilhassa musibet taşları ile uyarılırlar. Aklını başına alan, o yoldan dönüş yapar. Bu hususu Üstad Hazretleri bir temsille anlatır. Yani, bir koyun sürüsü başkasının tarlasına girmeye kalkışınca, çoban onlara dönmeleri için taşlar atar, onlar da hemen dönerler. Bizim o hayvanlardan geri olmamamız lâzımdır.</div>
<div></div>
<div>Beşincisi, daha yüksek nimetlere yükselebilmemiz, yükselme rampasından sıçrayabilmemiz için Cenab-ı Hakka çok candan niyaz ve tazarruda bulunmamız gerekir. O atmosfere girebilmemiz için çok sıkıntılı mengenelerden ve can yakıcı cenderelerden geçmemiz gerekebilir. Efendimizin (S.A.S.) âlemlere rahmet olduğunun ilanı için, bütün gök ehline gösterilmesi gerekiyordu. Nasıl bütün insanlığa peygamber olduğu bir parmağının işaretiyle, Ay’ın ikiye ayrılıp inşikak etmesiyle gösterildi. Miraç mucizesiyle bütün ruhaniyet âlemine O’nun (S.A.S.) âlemlere rahmet olduğu ilan edildi. Ama ondan önce Mekke’de müthiş bir boykot olayı ile karşı karşıya getirildi… Günümüzün zulümlerine de biraz öyle bakmak lâzım. Hizmetin dünya çapında ilanatının yapılması, tanıtılması başka nasıl olacaktı? Bu bakımdan bu zulümlerden sonraki sürpriz nimetleri ancak Allah bilir!..</div>
<div></div>
<div>Altıncısı, bela ve musibetlerin, bilhassa çocuklara gelenlerin hikmeti şeriat-ı fıtriye ile ilgilidir. Çocuklar dinî hükümlerle mükellef değillerdir ama şeriat-ı fıtriye ile yükümlüdürler. Meselâ bir çok şefkat hissiyle donatıldığı için sevdiklerine ve yapılan kötülüklere karşı koyar, en azından ağlayarak tepkisini verir. İşte kendisinde fıtratan şefkat hissi olmasına rağmen, kuş yuvalarını bozuyorsa, karıncaları, eziyorsa, arı yuvalarını ateşe veriyorsa, ya düşer başı kırılır ve sakatlanıp topal veya çolak kalır. Onun için “Bu masumun başına bu neden geldi?’  diye itiraz edilemez. Doğuştan veya başkalarının hatasından olanlar yine imtihan sırrı ile ilgilidir…</div>
<div></div>
<div>Ben Risale-i Nurlardan anlayabildiklerimi yazdım. Elbette hikmetlerin hepsi bunlardan ibaret değildir…</div>
<div></div>
<div>Aslında bu meselenin üzerinde çok ciddi olarak durmamız gerekmektedir. Zira  bilhassa Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı&#8217;ndan sonra inkârcılık ve dinsizlik artmıştır. Çünkü milyonlarca insan niye öldü? Merhametli Tanrı niye müsaade etti, diye itirazlar başlamış ve bilhassa başta sözünü ettiğimiz Veba  gibi romanlar da bu itirazları şiddetli şekilde körüklemiştir… Türkiye’de 1968 ve öncesi bu tip kitaplar tercüme edilip gençliğe okutulduğu için materyalist anlayışın yayılmasına sebep olmuştur. Bunun ilacı Kur’an tefsirleri Risale-i Nurlar ve M. Fethullah Gülen Hocaefendinin bu çeşit şüphe ve tereddütlere verdiği cevaplardır. Bunların çok iyi mütalaa  ve müzakere edilmesi gerekmektedir. Ayrıca yine bu eserlerdeki imanî hakikatların isbatı, izahı üzerine söylenip yazılanların çok iyi özümsenip kendimize mâl  edilmelidir. Gençlerimiz bunlarla çok  iyi beslenmezse, Allah korusun tehlike çok çetin olabilir. Hazırlığımızı çok iyi bir şekilde yapmamız gerekmektedir.</div>
<div></div>
<div><b>Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/bela-ve-musibetlerin-hikmetleri/">Bela ve musibetlerin hikmetleri | Abdullah Aymaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</title>
		<link>https://hizmetten.com/peygamber-kissalarindaki-hikmetler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2021 07:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Kısssaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=15956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Kur’an-ı Kerim’de, peygamberlerin kıssalarından bahsedilmesinin hikmetleri nelerdir? Cevap: Kur’an-ı Kerim’de, Hazreti Âdem’den (aleyhisselâm) başlayıp Hazreti Mesih’e (aleyhisselâm) kadar devam eden peygamber kıssaları yer almaktadır. Bu kıssalar içerisinde en fazla Hazreti Musa’dan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-kissalarindaki-hikmetler/">Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> Kur’an-ı Kerim’de, peygamberlerin kıssalarından bahsedilmesinin hikmetleri nelerdir?</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Kur’an-ı Kerim’de, Hazreti Âdem’den (aleyhisselâm) başlayıp Hazreti Mesih’e (aleyhisselâm) kadar devam eden peygamber kıssaları yer almaktadır. Bu kıssalar içerisinde en fazla Hazreti Musa’dan (aleyhisselâm) bahsedilir. Bunların hepsi Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) ve O’nun vasıtasıyla da bize anlatılır.</p>
<p>Kur’an’da anlatılan peygamber kıssalarının hemen hepsinde, bir bakıma Hazreti Âdem (aleyhisselâm) ile başlamış ve kıyamete kadar devam edecek olan iman-küfür mücadelesi anlatılmaktadır. Zira iman ve küfür arasındaki bu mücadele tarih boyunca hiçbir zaman durmamıştır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Hazreti Âdem, başta Kabil olmak üzere evlatları içinde dinden dönenlerle sarsılmıştır. Hazreti Nuh (aleyhisselâm), kavminden kâfir olanlar ve rivayete göre kavmi içinde yer alan oğlu Ken’an tarafından bir hayli sarsılmıştır. Semûd kavmine gelen Hazreti Salih (aleyhisselâm); dağları delip binalar yapan mağrur ve mütekebbir kavmiyle uğraşmış, onlarla yaka-paça olup mücadele etmiştir.</p>
<p>Tarihin ilerleyen devirlerinde de bu mücadele hep devam etmiştir. Yeryüzünde “Allah, Allah” diyecek bir fert kalmadığı zaman, bu meşhergâh-ı âlemin mânâsı bittiği için Allah dünyayı yıkacak, dağıtacak ve kıyameti koparacaktır. Müslim’in Sahih’inde geçen, Enes İbn Mâlik’in rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde ‘Allah, Allah!’ diyen olduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Yani Cenâb-ı Hakk’ın yüce adını bayraklaştıracak, onu âfâk-ı âlemde dalgalandırarak hakikate arka çıkacak bir cemaat olduğu sürece kıyamet kopmayacaktır. Çünkü böyleleri bulunduğu sürece yeryüzü hâlâ bir mânâ ifade ediyor, hâlâ bu meşhergâh-ı âlemde Allah’ın sanatlarını alkışlayan insanlar var demektir. Eğer böyle insanlar da olmazsa, yeryüzünün bir mânâsı kalmayacağından, Allah da bu meşhergâhını kapatacak ve başka bir âlemi açacaktır. O âlemde de habisler kayıp aşağı düşecek ve Cehennem’e yuvarlanacaklar, âlî ruhlar ve yüce varlıklar ise yükselip Cennetlerde değişik nimetlerle serfiraz olacaklardır.</p>
<p>Ayrıca Kur’an’da, peygamber kıssaları anlatılırken evvela, kıyamete kadar devam edecek tarihî tekerrürler keyfiyetine dikkat çekilmekte, sonra da Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) adeta ders verilircesine şöyle denilmektedir: “Ya Muhammed! Küfürle imanın, bir başka ifadeyle kâfir ile peygamberin mücadelesi seninle başlamadı. Bu, öteden beri devam edegelen bir husustur. Bu, yaratılışın kanunudur. ‘O hâlde Sen, bâtıl dinlerden uzaklaşarak yüzünü ve özünü, hak din olan İslâm’a yönelt. Yani Allah’ın insanları yaratmasında esas kıldığı o fıtrata uygun hareket et. Allah’ın, bu hilkat âdetini kimse değiştiremez. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların ekserisi bunu bilmezler, anlamazlar.’ (Yani bu, değişmeyen bir yoldur, benim kanunlarımda da değişme yoktur, bu hep böyle devam edecektir.)”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Genel bir bakışla evvelâ kıssaların umumi mânâda böyle bir ders verdiğini söylemek mümkündür.</p>
<p>İkinci olarak, Cenâb-ı Hak Efendimiz’i (aleyhissalâtü vesselâm), kendisine karşı sarf edilen yakışıksız söz ve hareketler üzerine teselli ve hoşnut etmek için bu kıssalardan bahsetmektedir. Meselenin daha iyi anlaşılması için bir misal vermek istiyorum. Kur’an’da bir âyette şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Eziyet ettiler de, Allah onu, onların dediklerinden akladı, berî olduğunu ortaya koydu. O, Allah nezdinde pek itibarlı bir kişi idi.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Bu âyet, iman edenlerden bazılarının, Hazreti Musa’ya (aleyhisselâm) eziyet ettikleri gibi bir gün Efendimiz’e de (aleyhissalâtü vesselâm) eziyet edeceklerini ihsas etmektedir. Nitekim belli bir dönemde bu gerçekleşmiştir. Öyle ki bir defasında birisi Efendimiz’in omzunu tutup çekerek “Benim hakkımı ver! Babanın hakkını mı veriyorsun&#8230;” deyivermiştir.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Başka bir defasında da Efendimiz’in yaptığı taksime razı olmayan biri, “Bu taksimde adalet olmadı, biraz âdil ol!” diye ezada bulunmuştu. O bedevînin bu sözünden çok rencide olan Efendimiz de: “Eğer ben de âdil olmazsam, kim âdil olacak ki?” mukabelesinde bulunmuştu.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha sonraları Hazreti Musa’nın eza görmesini anlatırken, <span class="arabic">رَحِمَ اللهُ مُوسَى، لَقَدْ أُوذِىَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ</span> “Allah’ın bol bol rahmeti Hazreti Musa’ya olsun. O, bundan daha çok eziyete maruz kaldı ama sabretti.” buyurmuştur.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a> Yukarıdaki âyet-i kerime ile Allah (celle celâluhu), Hazreti Musa’ya yapılan ezâ ve cefâdan bahsetmiş olmakla beraber, Efendimiz’e de, “Eziyet gören sadece Sen değilsin” demiştir.</p>
<p>Peygamberlere ait kıssaların Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) teselli ettiğine dair şöyle bir misal daha verebiliriz: Ashabdan 70 kişi Bi’r-i Maûne ismi verilen yerde ihanete uğramış ve şehit edilmişti. Nebiler Efendisi bu durumdan çok müteessir olmuş ve Cenâb-ı Hakk’ın kapısına özel teveccühte bulunmuştu. Cenâb-ı Hak da O’na (sallallâhu aleyhi ve sellem), eskiden beri devam edegelen âdet-i sübhaniyesini, “Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara maruz kalmadan Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Onlar öyle ezici mihnetlere, öyle zorluklara, öyle sıkıntı, hastalık ve baskılara dûçâr oldular, öyle şiddetle sarsıldı ve ırgalandılar ki, peygamber ile yanındaki mü’minler bile ‘Allah’ın vaad ettiği yardım ne zaman yetişecek?’ diyecek duruma geldiler. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a> diyerek hatırlatmıştı.<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></p>
<p>Âyet-i kerimede, önceki milletlerin maruz kaldıkları sıkıntı ve zorluklar artık son kerteye gelip de sebepler bütünüyle devreden çıkınca Allah’ın yardımının geldiği ifade edilir. Evet, işte bu noktada Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm), beklenen zafer ve yardımın bir kısım sıkıntı ve mahrumiyetlerden sonra elde edileceği bildirilir.</p>
<p>Peygamber kıssalarından yola çıkarak Efendimiz’i (aleyhissalâtü vesselâm) ve bizi ilgilendiren bir misal daha vermek istiyorum. Değişik rivayetlerde, hiç kimsenin kendisine inanmadığı nebilerin olduğundan, buna rağmen onların vazifelerine devam ettiklerinden ve yaptıklarına karşılık da herhangi bir ücret talep etmediklerinden bahsedilir. Meselâ Hazreti Nuh (aleyhisselâm), kendi cemaatine karşı: <span class="arabic">وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللهِ</span> “Ey halkım! Bu tebliğimden ötürü sizden maddî bir karşılık istiyor değilim. Benim mükâfatımı verecek olan yalnız Allah Teâlâ’dır.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> derken Hazreti Hûd da (aleyhisselâm) kavmine şöyle demiştir: <span class="arabic">يَا قَوْمِ لاَ أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِنْ أَجْرِيَ إِلاَّ عَلَى الَّذِي فَطَرَنِي أَفَلاَ تَعْقِلُونَ</span> “Ey halkım! Risaleti tebliğden dolayı sizden hiçbir ücret beklemiyorum. Ben, mükâfatımı yalnız ve yalnız beni yaratandan beklerim. Hiç düşünmez misiniz?”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a> Cenâb-ı Hak, Hazreti Nuh ve Hûd’un kavimlerine söyledikleri bu sözleri anlatırken (üslub-u hakîm ile) âdeta Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) şöyle demektedir: “Senden evvel başka nebiler de halkından hiçbir şey istemiyordu, onlar da senin gibi gayet saf ve duru düşüncelerle kavimlerini irşada çalışıyorlardı. Gel gör ki onlara da kimse inanmadı veya çok az inanan oldu. Ama (şunu unutma ki) insanların inanmaması, peygamberlik sevabından mahrum olmaya sebep değildir. Senin vazifen tebliğ ve irşaddır, insanlara kabul ettirmek ise Allah’ın işi, şe’n-i rubûbiyetin gereğidir. Sen, hakkı-hakikati insanlara kabul ettirmekle mükellef değilsin. Binaenaleyh sen peygamberlik sevabını tam olarak alacaksın..”</p>
<p>Bu âyât-ı beyyinâtın her biri Efendimiz’in mübarek ruhunu, donanım ufkuna göre aydınlatıyor ve murad-ı ilâhînin esas olduğunu hatırlatıyordu. Bu sayede O’nun içinde bir iz’ân hâlinde bulunan hususlar, ruhunun derinliklerine kadar kök salıyor ve ciddi bir itmi’nan içinde, hiç sarsılmadan, hiç fütûr göstermeden, bin defa reddedilse dahi yine gidiyor bir kapı buluyor, tokmağına vuruyor ve <span class="arabic">قُولُوا لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ تُفْلِحُوا</span> “‘Lâ ilâhe illallah’ deyin kurtuluşa erin.” <a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a> diyordu.</p>
<p>Ayrıca Kur’an’da geçen bu kıssalar, peygamberlere ve onların sultanı Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) pek çok hususu anlattığı gibi, günümüzde bize de pek çok şey anlatmakta ve birçok ders ve ibreti ihtiva etmektedir. Binaenaleyh Efendimiz’e ait davayı, yüce risâlet (peygamberlik) vazifesini yani halkı irşad vazifesini omzuna alan kimseler de kendi toplulukları tarafından ters yüz edilip insanî haklardan mahrum edilmeyi göze almalıdırlar. Bir kısım kimseler, birilerine şirin görünmek veya dünyevî bir menfaat elde etmek için ihanet içinde bulunabilirler. Buna mukabil iman eden bu zümre sarsılmadan, kırılmadan, yılmadan, yılgınlık göstermeden, “Dünya, dayanma dünyasıdır; darılma dünyası değil.” diyerek sebat etmelidirler.</p>
<p>Hiç ümmeti olmayan veya sadece birkaç kişinin kendisine iman ettiği nebilerin geldiğini bizzat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) haber verirken,<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a> biz kim oluyoruz da Rabbimize karşı: “İnsanlar niçin inanmıyorlar, onları neden inandıramıyoruz.” diyerek haddimizi aşıyoruz? Unutmamalı ki mü’mine düşen vazife, tebliğ ve irşaddır. Kabul ettirmek, şe’n-i rubûbiyetin gereğidir.</p>
<p>Bu noktada mevzu ile alâkalı ibretlik bir hâdise aktarmak istiyorum. Şöyle bir vak’a anlatılır: “Bir zaman şeytan, Hazreti Mesih’e demiş: ‘Madem ecel ve kader Allah’ın elindedir, sen kendini şu dağın başından at bakalım, ölmeyecek misin!’ Bunun üzerine Hazreti Mesih ona şöyle cevap vermiş: “Allah, kulunu imtihan eder, fakat kulun hakkı yok ve haddi değil ki Allah’ı imtihan etsin.”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a> Allah şayet bir mukavele vaz’ etmiş ve kul da onu bozmamışsa, Allah vaat ettiği şeyi mutlaka yerine getireceğini Kur’an’ında belirtmektedir: <span class="arabic">أَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ</span> “Siz Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki Ben de size karşı ahdimi yerine getireyim!”<a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a> Yani âyette Cenâb-ı Hak şöyle demektedir: “Bana verdiğiniz sözü yerine getirmezseniz, namaz ve niyazı unutmak veya İslâm uğrunda mücadeleyi terk etmek suretiyle mukaveleyi bozarsanız, Ben de o ahdin karşılığında size vereceğim ihsanımı vermem.”</p>
<p>Netice olarak, Kur’an’da anlatılan kıssalar sadece anlatıldığı konunun haberini veriyor değildirler. Bu kıssaların, her bir devir için ifade ettiği bir mânâ vardır. Bize düşen, bu mânâyı anlamaya çalışmak ve kendimizi doğruya tevcih etmektir. Böyle yaptığımız takdirde sırat-ı müstakime ulaşacak ve –inşâallah– Rabbimize karşı su-i edep vaziyetini almamış olacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak: Bahar Neşidesi / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<hr class="uk-divider-icon" />
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a>  Müslim, îmân 234; Tirmizî, fiten 35.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a>  Rûm sûresi, 30/30.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>  Ahzâb sûresi, 33/69.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Buhârî, farzu’l-humus 19; edeb 68; Müslim, zekât 44.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a>  Buhârî, menâkıb 25, edeb 95, istitâbetü’l-mürteddîn 4; Müslim, zekât 148.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>  Buhârî, farzu’l-humus 19, ehâdisü’l-enbiyâ 28, megâzî 56, edeb 53, isti’zân 47, daavât 19; Müslim, zekât 140.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a>  Bakara sûresi, 2/214.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a>  Bkz. el-Beğavî, Meâlimü’t-tenzîl 1/349.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a>  Hûd sûresi, 11/29.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Hûd sûresi, 11/51.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/492, 4/63, 341, 5/371, 376; İbn Ebî Şeybe, el- Musannef 7/332.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> Bkz. Buhârî, tıb 17, 41, rikak 50; Müslim, îmân 374.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> Ma’mer İbni Râşid, el-Câmi’ 11/113; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 4/12.</p>
<p><a href="https://fgulen.com/tr/eserleri/bahar-nesidesi/peygamber-kissalarindaki-hikmetler#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Bakara sûresi, 2/40.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/peygamber-kissalarindaki-hikmetler/">Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her İşte Bir Hikmeti Vardır&#8230; &#124; Hüseyin Yağmur</title>
		<link>https://hizmetten.com/her-iste-bir-hikmeti-vardir-huseyin-yagmur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Oct 2020 14:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Yağmur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14060</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili dostlar, başımıza gelen bela ve musibetlerin bir hikmeti vardır. Başımıza gelen bela ve musibetlerin bir kitap gibi okunup doğru yorumlanması gerekir&#8230; Biz biliyoruz ki kâinatta tesadüfî meydana gelen ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-iste-bir-hikmeti-vardir-huseyin-yagmur/">Her İşte Bir Hikmeti Vardır&#8230; | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>Sevgili dostlar, başımıza gelen bela ve musibetlerin bir hikmeti vardır.</div>
<div>Başımıza gelen bela ve musibetlerin bir kitap gibi okunup doğru yorumlanması gerekir&#8230;</div>
<div>Biz biliyoruz ki kâinatta tesadüfî meydana gelen ve başıboş bırakılmış hiçbir hâdise yoktur. Her şey bir plân ve program dâhilinde cereyan etmektedir. Öncelikle bu hakikatin çok iyi kavranması gerekir. Şura suresi, 30. Ayette Cenabı Allah şöyle buyurur:</p>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/80304821.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div>“Başınıza gelen her musîbet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder.”</div>
<div>Müminlere başına gelen sıkıntılar, onlar için keffarettir. Allah’ın dinine hizmet için çalışan kimsenin çektiği sıkıntılar ise, onun sadece günahlarına keffaret olmakla kalmayıp aynı zamanda Allah katındaki derecesinin de yükselmesine vesiledir.</div>
<div>Eğer derince bir imanla bu hakikat iyi sezilebilirse meydana gelen olayların arka plânları ve hikmetleri anlaşılmaya başlanır.</div>
<div>Kur’an’da kabul olmuş dualara pek çok örnekler verilir.</div>
<div>Hz. Eyyub Aleyhisselâm’ın:</div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/62626978.jpg" alt="" /></div>
</div>
<p>“Yâ Rabbi! Zarar bana dokundu ve Sen Erhamü’r-Râhimînsin.” Duasına Cenab-ı Allah şu şekilde cevap verdiğini ifade buyurur:</p></div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/75926900.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div>“Eyyûb’u da an! Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın” diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını bir misliyle beraber vermiştik. (Enbiya suresi, 83-84)</div>
<div></div>
<div>Müfessirler derler ki: Hz. Eyyûb (a.s.) Rûm diyarında Peygamber idi. Serveti ve hanedanı, evlatları pek fazla idi. Allah onun mallarını giderdi, sabretti. Çoluk çocuğunu aldı, sabretti. Sonra bedenine hastalıklar ârız oldu, sabretti. Fakat halk: “Onun başına bunca derdin gelmesi boşuna değil, büyük bir günahı olmalı!” deyince, şifa niyazında bulundu. Allah da şifa lütfetti.</div>
<div></div>
<div>Hz. Yunus Aleyhisselâm’ın:</div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/97850599.jpg" alt="" /></div>
</div>
<p>“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Hakikat ben haksızlık edenlerden oldum.” (Enbiya suresi, 87) Duasına Cenab-ı Allah:</p></div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/48809547.jpg" alt="" /></div>
</div>
<p>“Onun da duasını kabul buyurduk ve kendisini o sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle kurtarırız.” (Enbiya suresi, 88) diyerek cevap verdiğini bize bildiriyor..</p></div>
<div></div>
<div>Biz müminleri bu şekilde kurtarırız diyerek bu durumun Hz. Yunus Aleyhisselam&#8217;a mahsus olmadığını, Allah’a inanıp itimat eden bütün müminler için de geçerli olduğunu ifade buyuruyor&#8230;</div>
<div></div>
<div>Bizim vazifemiz, duanın kabul edileceğine inanarak dua etmektir. Duânın ayrılmaz bir şartı olan yalvarış ve yakarış edâsıyla dua etmektir. İstenilen şeylerin muhakkak surette Cenâb-ı Hakk tarafından kabul göreceğine, zerre kadâr tereddüt göstermeden dua etmektir.</div>
<div></div>
<div>Yeryüzüne dağılan insanımızın bu günlerde çokça okuması gereken bir dua ile, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellemin), bir beldeyi teşrif buyurduğunda okuduğu duasıyla bitirelim:</div>
<div>
<div>
<div><img decoding="async" title="" src="http://image.writeclouds.com/Images/Resim/Images/News/20201002/84315586.jpg" alt="" /></div>
</div>
</div>
<div> “Allahım, bu beldenin bolluğuyla bizi rızıklandır. Veba gibi bulaşıcı hastalıklarından bizi koru. Bizi bu beldenin halkına, bu beldenin salihlerini de bize sevdir. Allah&#8217;ım, burayı bizim için bereketli eyle” (Bkz.: et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 5/88)</div>
<div><b> </b></div>
<div><b>Kaynak: Hüseyin Yağmur | Samanyoluhaber</b></div>
<p><a href="https://hizmetten.com/her-iste-bir-hikmeti-vardir-huseyin-yagmur/">Her İşte Bir Hikmeti Vardır&#8230; | Hüseyin Yağmur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hikmet</title>
		<link>https://hizmetten.com/hikmet-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2020 06:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11417</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlim, irfan, fıkıh, felsefe, sebeplerin ruhunu kavrama, eşyanın perde önü ve perde arkasına ıttıla, kâinat kitabı ve dinin özündeki fayda, maslahat ve gayelere vukuf gibi.. pek çok mânâlara gelen hikmet;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-2/">Hikmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlim, irfan, fıkıh, felsefe, sebeplerin ruhunu kavrama, eşyanın perde önü ve perde arkasına ıttıla, kâinat kitabı ve dinin özündeki fayda, maslahat ve gayelere vukuf gibi.. pek çok mânâlara gelen hikmet; hakikat ulemâsınca, daha çok faydalı ilim ve salih amel beraberliği şeklinde yorumlanmıştır ki, bunlardan biri diğerinin iradî sonucu, beriki de bir kısım yeni mevhibelerin başlangıcı ve mukaddimesidir.</p>
<p>Yukarıdaki yaklaşımı nazar-ı itibara alarak bazıları, tıpkı aklı, &#8220;amelî ve nazarî&#8221; şeklinde iki bölümde ele aldıkları gibi, hikmeti de &#8220;amelî ve nazarî&#8221; diye iki kısma taksim etmişlerdir. Nazarî hikmet, varlık ve hâdiseleri, bir meşher gibi temâşâ etmek; bir kitap gibi okumak; bir senfoni gibi dinlemek; her zaman eşyanın perde arkasını kollamak; fizik ve metafizik dünyalardaki sırlı münasebetleri mütâlaa etmek, çözmeye çalışmak ameliyesi, cehdi ve mevhibesidir.</p>
<p>Amelî hikmete gelince o, böyle nazarî bir yolla elde edilen ilim, irfan, alâka, münasebet ve kulluk şuuruyla bu meşherin sahibine, bu kitabın kâtibine, bu koronun idarecisine yönelip ubûdiyetle O&#8217;nu aramak, aşkla, şevkle hep O&#8217;na koşmak, hayret ve dehşetle O&#8217;nun huzurunda olmanın saygı ve mehâbetini yaşamaktır. Bu itibarla da hikmeti, evveli tefekkür, tefahhus, tecessüs ve temâşâ; ortası itaat ve ibadet; sonu da zevk-i ruhânî ve ebedî saadet şeklinde hulâsa edebiliriz.</p>
<p>Ayrıca bu önemli hususların yanında, Kur&#8217;ân&#8217;ın hikmetle alâkalı şu tesbitleri de her biri başlı başına birer esas sayılacak mahiyettedir.</p>
<p><strong>1)</strong> Hikmet, Kur&#8217;ân&#8217;ın incelikleri ve sırları mânâsına gelir ki, bu, aynı zamanda Kur&#8217;ân&#8217;ın şerh ve izah ettiği kâinat kitabının da sırları ve incelikleri demektir. Bu gerçeğe Kur&#8217;ân:</p>
<p><span class="arabic">يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا</span> &#8220;Allah hikmeti dilediğine verir; kime de hikmet verilirse, ona bol bol hayır verilmiş demektir.&#8221; (Bakara, 2/269) âyetiyle işaret eder.</p>
<p><strong>2)</strong> Peygamberlik ve esrâr-ı risâlet ki, bu mânâ, hadisçilerce Sünnet&#8217;e hamledilmiştir ve <span class="arabic">وَاتَاهُ الله الْمُلْكَ وَالْحِكْمَة</span> &#8220;Allah Dâvud Aleyhisselâm&#8217;a saltanat ve hikmet verdi.&#8221; (Bakara, 2/251) veya <span class="arabic">وَلَقَدْ اتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ</span> &#8220;And olsun biz Lokman&#8217;a hikmet verdik.&#8221; (Lokman, 31/12) gibi âyetler bu gerçeği ihtar eder.</p>
<p><strong>3)</strong> Nazarî ve amelî hikmet mânâlarını da ihtiva eden bir câmiiyetle hayırhahlıktır ki, <span class="arabic">أُدْعُ إِلى سَبيلِ رَبِّكَ بالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ</span> &#8220;İnsanları Rabbin yoluna hikmet ve mev&#8217;ize-i hasene ile davet et!..&#8221; (Nahl, 16/125) meâlindeki âyetler de bu anlamdaki hikmeti hatırlatır.</p>
<p>Hikmeti, yerli yerince davranma ve her şeyi yerli yerince kullanma şeklinde yorumlayanlar da olmuştur. Mûtedil ve müstakim olma mânâlarına da gelen bu son tesbiti şu şekilde biraz daha açmak mümkündür:</p>
<p><strong>1)</strong> İfrat ve tefrite girmeden her şeyin hakkını verip itidali korumak.. sorumluluklarımızı şer&#8217;î çerçeve içinde anlamak ve yerine getirmek.. esbap dairesi içinde kaldığımız sürece sebeplere riayette kusur etmemek.. iyiliklerde dahi olsa aşırılığa girmeyip dinin, her şart altında yaşanılırlığı düşüncesini korumak.. ve hayatı Sünnet programlı yaşamaya çalışmak..</p>
<p><strong>2)</strong> Hakk&#8217;ın takdirlerini kendi tercihlerimiz önünde düşünmek ve O&#8217;nun şer&#8217;î ve kevnî her türlü icraatını gönül rızasıyla karşılayıp, ömürlerimizi <span class="arabic">أَسْلِمْ تَسْلَمْ </span>&#8220;Teslim ol, selâmeti bul!&#8221;[1] çizgisinde sürdürerek &#8220;her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah&#8221; mülâhazasını bir lâhza bile hatırdan çıkarmamak..</p>
<p><strong>3)</strong> Düşünce ve davranışlarımızda, peygamberâne bir azim ve idrakle <span class="arabic">قُلْ هذِه سَبيلي أَدْعُو إِلَى اللهِ عَلى بَصيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَني</span> &#8220;De ki: İşte benim yolum; basiret üzere Allah&#8217;a davet ediyorum.. ben de, bana tâbi olanlar da&#8230;&#8221; (Yûsuf, 12/108) gerçeğini ruhlarımızda duyup her şeyi Fetânet-i Âzam&#8217;ın vesâyetinde basîretle plânlayıp icrâ etmek bu hikmet telâkkilerinin birer televvünü sayılabilir.</p>
<p>Büyük ölçüde hikmetin kaynağı vahiy ve ilhamdır. Bu açıdan da, peygamberlerin ve derecesine göre diğer mürşidlerin, metâları hikmet birer hakîm olduklarını söylemek yerinde bir tesbit olsa gerek. Zira bu zâtlar, kendilerine sığınan gönül ve ruh hastalarını &#8220;tıbb-ı ruhânî&#8221; ile tedavi eder ve ellerinden geldiğince onların kalbî hayatlarını &#8220;ahlâk-ı rezile&#8221; virüslerinden temiz tutmağa çalışırlar.</p>
<p>Bu itibarla da, onların hareket sahaları ve meşguliyet alanlarını da göz önünde bulundurarak, aşağıdaki önemli meselelerin tahlili içinde işaret nev&#8217;inden bir kere daha &#8220;hikmet&#8221; demek istiyoruz:</p>
<p><strong>1)</strong> Hikmet; bir düşünce, tasavvur ve davranış bütünlüğüdür. Evet düşüncede isabet, ifadede gereklilik ve ölçü, sonra da o çizgide hareket tam bir hikmet televvünüdür..</p>
<p><strong>2)</strong> İlimde yakîn, amelde sağlamlık ve itkan hikmete bir diğer yaklaşım.. buna ilmin amel ile ve sanat ruhunun itkanla beslenmesi de diyebiliriz.</p>
<p><strong>3)</strong> Dinin gaye ve maksatlarını kavrayıp, onu ferden temsil etmenin yanında, topyekün hayata hayat kılma düşünce ve cehdi de hikmetin bir başka çizgisi.</p>
<p><strong>4)</strong> Varlığın özü ve iç yüzündeki gerçeği, her nesneye ait ayrı ayrı hususiyetleri ve bu hususiyetler arasındaki münasebetleri, Yaratıcı tarafından hedeflenen gayeleri idrak ve şuur da hikmetin ayrı bir buudu..</p>
<p><strong>5)</strong> Sebepler ve illetler âlemine yönelerek, varlığı fayda ve maslahat yanlarıyla görüp tanımak, tahlil ve terkiplerde bulunmak, Yaratıcı&#8217;nın halifesi olma unvanıyla, O&#8217;nun izni ve emri dairesinde varlığa müdahale, hilâfet televvünlü, sanat buutlu hikmetin ayrı bir yanı.</p>
<p><strong>6)</strong> Nizam ve âhengiyle kâinattaki her şeyin yerli yerinde olması ilâhî hikmetinden hareketle, kendi dünyamızda bu denge ve düzenin korunmasına riayet, arz, atmosfer ve semâlardaki muvazenenin muhafazası istikametinde değişik ad ve unvanlarla değişik ilim dallarını geliştirmesi de hikmetin ayrı bir yorumu.</p>
<p><strong>7)</strong> Her zaman en iyi hedefleri takip ederek, sevk ve idare edilenler arasında, iyilik ve güzellik arayışları içinde bulunmak, insanlarla muâmelelerimizde ilâhî ahlâkla tahalluk etmek suretiyle arzı ve arzdaki idârî sistemleri semâvîleştirme gayreti göstererek peygamberlerin gönderilme gayelerini gerçekleştirmek de hikmetin bir diğer enfes tarafı&#8230;</p>
<p>İnsanoğlu her zaman, şeytanın telkin ve vesvesesiyle, rahmânî mantık ve muhakemeyi tefrik edebilmesi için, aklını Rasûlüllah&#8217;ın (sav) emrine vererek tetikte olma mecburiyetindedir. İşte ancak bu sayededir ki, insanda, müstakim muhakeme ve ilâhî hikmet mevhibeleri belirmeye başlar.. duygu, düşünce istikameti güçlenir ve derken fert, davranış bütünlüğüne ulaşır.. sonra da bu duygular işlene işlene onun tabiatıyla bütünleşir ki, bu da ilâhî ahlâkla ahlâklanma demektir. İsterseniz buna nazarî aklın amelî akla, nazarî hikmetin de amelî hikmete inkılâp etmesi.. veya bir kısım büyüklerin yaklaşımıyla, insanın melekî yanlarının şeytânî yönlerinin önüne çıkması da diyebiliriz.</p>
<p>Bu açıdan da, ilim ile amele, hikmet gerçeğinin birer parçası, birer derinliği olarak bakmak icab eder ki, bu da amel, imanın bir cüz&#8217;ü olmasa da, dinin bir yanı olduğu hakikatini ifade demektir. Zaten, İslâmiyet&#8217;te, bilgiden hemen kulluğa geçilmesi de herkesin ittifak ettiği bir esastır ki, <span class="arabic">وَمَا خَلَقْتُ الْجنَّ وَالإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ</span> &#8220;Ben, cin ve insanları bana kulluk yapsınlar diye yarattım.&#8221; (Zâriyât, 51/56) âyeti de bu hususu ihtar etmektedir. Evet, herhangi bir konuda, nazarî olarak derinleşip de amele geçmeme, faydasız bir gayret, dolayısıyla da apaçık bir hüsrandır. Başta da ifade edildiği gibi; varlık bir hikmet kitabı, bir hikmet meşheri, Kur&#8217;ân da bu hikmetler mecmuasının dili, tercümanı, yorumcusu ve tarifnâmesidir. İnsanların vazifesi ise, Kur&#8217;ân&#8217;da kâinat kitabını okumak, kâinat meşherini tanımaya çalışmaktır ki, böyle biri, Kur&#8217;ân&#8217;ın ifadesiyle hayr-ı kesîre mazhar olur ve letâifinin enginliğine, zenginliğine göre de değerler üstü değerlere ulaşır. Aksine, varlığın çehresindeki gerçekleri görüp de arkasındaki hakikatlere ulaşamama ve bu nizamla hedeflenen gayeyi sezememe, varlığın ve var olmanın en önemli mesajını alamamadır ki, bu da mutlak bir kazanç kuşağında apaçık bir kaybetme demektir.</p>
<p dir="rtl"><span class="arabic">اَللهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ امِينَ.</span></p>
<hr />
<p>[1] Buhârî, bed&#8217;ü&#8217;l-vahy 6; Müslim, cihad 74</p>
<p><span class="source21"><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-2/">Hikmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hikmet</title>
		<link>https://hizmetten.com/hikmet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2020 07:00:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aklın yolunu aydınlatıp ona yeni ufuklar açan bir ilâhî meş&#8217;ale vardır ki, onun aydınlığında bir senede kat&#8217;edilecek yollar bir saatte alınabilir: O da, fikirdir. Fikrin işi, doğruyu araştırmaktır. Malzemesi ilâhî&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet/">Hikmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aklın yolunu aydınlatıp ona yeni ufuklar açan bir ilâhî meş&#8217;ale vardır ki, onun aydınlığında bir senede kat&#8217;edilecek yollar bir saatte alınabilir: O da, fikirdir.</p>
<p>Fikrin işi, doğruyu araştırmaktır. Malzemesi ilâhî mevhibeler olan onun laboratuvarında, çok doğrular, doğruluk hesabına tekrar-ber-tekrar değiştirilir ki, fikrin asaleti de, işte buradadır.</p>
<p>Fikir, düşünmek demektir. Düşünmek, muhakeme etmeden akla gelen şeylere inanmak ve başkalarının ârızalarını bulup, onlara itirazlarla ömrünü çürütmekten daha ziyade, hakikata ulaştıran faziletli bir gayrettir ki, gücünü mantık, hikmet ve ilâhî vâridâttan alır&#8230;</p>
<p>Fikir, bir mânâda aklın inceliği ve nûrânîleşmesidir. Fikirsizlik, akılsızlık demek değildir. Aklın, her şeyi aydınlıkta yakalayıp değerlendirmesine mukabil, fikir, mütalâa edeceği şeyleri daha çok karanlıkta mütalâa etmeyi sever. Evet, fikir ile ruh, karanlıkta daha çok iş görürler&#8230;</p>
<p>Hikmet veya İslâmî felsefe, hep bu mânâdaki düşünce yamaçlarında boy atıp gelişmiştir. Sağlam düşüncenin hâkim olduğu her yer ve her devirde sağlam hikmet, sakat ve eksik düşüncenin hükümfermâ olduğu yerlerde ârızalı ve yanıltan felsefe zuhur etmiştir.</p>
<p>Eksiği ve gediği ile felsefeye hikmet diyeceksek, feylesof da, hikmet seven mânâsına hakîm demektir.</p>
<p>İnsan düşüncesini bulanıklıktan, gönlünü de vahşetten kurtararak, onun ruhunu tasfiye edip, vicdanının eline, uğrayacağı yerleri aydınlatacak bir meş&#8217;ale tutuşturan ve bu aydınlıkta varlığın çehresindeki yazıları okutturan en önemli ışık kaynaklarından biri de, hikmet veya İslâmî felsefedir.</p>
<p>İlimler, akıl dairesi içinde döner-dururlar; hikmet, ruhiyât atmosferinde çimlenir-gelişir. Mâneviyât, akıl ve ruh dairesinin çok ötesinde, ruhâniyât ikliminde doğar ve büyür.</p>
<p>Hikmetin gâyesi, Allah&#8217;a ve ruha giden yolları aydınlatmaktır. Bu aydınlatma, zaman zaman eserden eser sahibine, zaman zaman da eser sahibinden esere ulaştırma şeklinde olur. Her iki yol da, hikmet meş&#8217;alesini elinde taşıyanın niyet ve nazarının sağlamlığı ölçüsünde insanı hayra ve mutlak güzelliklere ulaştırabilir.</p>
<p>Âlim, bilen değil, bildiği şeyi vicdanında duyandır. Câhile karşı âlim ne ise, âlime karşı da hakîm ve feylesof odur.</p>
<p>Âlim, şehadet âlemi ve sırf mülk cihetiyle varlıklarla münâsebete geçer; hakîm ise, sürekli olarak gayb âlemi ve öteleri kurcalar durur&#8230;</p>
<p>Âlim, görüp şâhit olduğu, fakat vicdanında ledünnî bir zevk hâlinde duymadığı güzel şeyleri fena sayabilir. Hakîm, her şeye perde arkası durumu itibarıyla yaklaştığı için, bütün fikrî faaliyetlerini âdeta bir ibadet neşvesi içinde sürdürür.</p>
<p>Sevilmeyen her şey, mutlaka çirkin ve fena demek değildir. Çocuklar, okuma ve düşünmeyi, iğne ve ilacı sevmezler.. ama, ateş ve yılanla oynamaya bayılırlar&#8230; İlim aklıyla hikmet aklı da, aynı ölçüler içinde mütalâa edilebilir.</p>
<p>Bizdeki yeni felsefeciler, felsefe ile en az münasebeti olanlardır. Pek çoğunun yaptığı, yarım yamalak bir tercüme.. onu olsun mükemmel bir şekilde yapabilselerdi..!</p>
<p>Hikmet, akıl ile değil, ruhun tasdik ve şehadetiyle takdir edilebilir. Evet, hikmeti yine hikmet anlar; akıl, onun ya düşmanı veya samimî olmayan dostudur.</p>
<p>Aklın çok defa hikmeti beğenmemesi, onu idrak edememesindendir. Hikmetin meseleleri o denli ince ve akıl üstüdür ki, ilhamla kanatlanmayan aklın ona ulaşması çok zor, hatta imkânsızdır.</p>
<p>Akıl, gözün ak tabakası ise, hikmet onun siyah tabakasıdır ki, akıl nurundan sonraki zulmetten doğar&#8230;</p>
<p>Akıl, eşyayı el yordamıyla, hikmet ise gözle yakalamanın; akıl, varlığa gözlüklerle bakmanın; hikmet, onu dürbün veya teleskopla seyretmenin adıdır.</p>
<p>Akıl, maddenin sınırlarını aşamaz.. madde ötesini hikmet ve hakikî felsefe görüp sezebilir. Ne acıdır ki, insanlar, hikmetin o gürül gürül ve aldatmaz sesini dinleyeceklerine, gider, davul-zurna dinlerler&#8230;</p>
<p>Hayatın karanlık ve dolambaçlı yollarını aydınlatan iki meş&#8217;ale vardır: Biri sâlim akıl, öbürü de hikmet&#8230;</p>
<p>İlimler, aklın ziyası; hikmet ise, ruh semasında çakıp-duran şimşeklerdir.</p>
<p>Maddeci felsefe ile hikmeti birbirine karıştırmak, ikisini de bilememenin ifadesidir. Ne gariptir ki, şimdi her yanda duyulan da, bu tür câhillerin gevezeliği..!</p>
<p>Mâyesi hikmetle yoğrulmuş hakîm, hücresinin daracık duvarları içinde kâinatları seyreder ve öyle ulaşılmaz noktalara ulaşır ki, dünyaları gezen seyyahlar, onların yüzde birini bile göremezler&#8230;</p>
<p>Feylesofa kâinatşinas diyorlar; hakikatşinas ve &#8220;ârif-i billah&#8221; olmayan, hakikî feylesof olamaz.</p>
<p>Her söz, ferdin irfan ve kültür derecesine göre ruhundan fışkırır, ortaya çıkar ki, bunu da ancak, ufku o seviyede olanlar anlar. İnce sözleri, ince hakikatleri anlamamak veya âdî görmek, ruhun bilgisizlik ve kabalığından değil, onun irfansızlığındandır.</p>
<p>Milletler, sık sık hikmetsiz kuvvetin paletleri altında kalıp ezilmişlerdir. Aslında, hikmetsiz kuvvet, kuvvetsiz hikmeti ezerken, gerçekten ezilip ağlayan biri vardır: O da, hakikat&#8230;</p>
<p>Cevâhir kadrini sarraflar, ilim adamını âlimler, insanı da insanlığa yükselmiş olan kâmiller anlar. Cevher, bakırcılar çarşısında garip; âlim, câhiller arasında; insan, hayvânî ruhlar içinde; hakîm de, muhakeme ve vicdanın kulak ardı edildiği bir dünyada&#8230;</p>
<p><strong><span class="source21">Sızıntı, Kasım-Aralık 1989, Ocak-Şubat 1990, Cilt 11-12, Sayı 130-133 M.Fethullah Gülen</span></strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet/">Hikmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
