<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hikmet.net arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hikmet-net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hikmet-net/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 21:22:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>hikmet.net arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hikmet-net/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hikmet.net&#8217;ten Okurlarına Kurban Bülteni</title>
		<link>https://hizmetten.com/hikmet-netten-okurlarina-kurban-bulteni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2023 23:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[kurban bülteni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=32145</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hikmet.net sitesini &#8216;2023 Kurban Bülteni&#8216; yayınlandı. Kurban ibadetinin, kulluk, ferdi ve sosyal yönlerine dikkat çekilen bültende bu ibadetin önemine vurgu yapılıyor. Allah’a “kurbet”in yani kulluk ile O’na yakınlaşmanın vesilelerinden biri olan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-netten-okurlarina-kurban-bulteni/">Hikmet.net&#8217;ten Okurlarına Kurban Bülteni</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hikmet.net sitesini &#8216;<a href="https://hikmet.net/yeni-2023-kurban-bultenimiz-yayinda/">2023 Kurban Bülteni</a>&#8216; yayınlandı. Kurban ibadetinin, kulluk, ferdi ve sosyal yönlerine dikkat çekilen bültende bu ibadetin önemine vurgu yapılıyor.</p>
<p>Allah’a “kurbet”in yani kulluk ile O’na yakınlaşmanın vesilelerinden biri olan Kurban için önemli mevsim de Kurban Bayramı.</p>
<p>Sitenin hazırladığı bültende, bu kutlu zaman diliminin yaklaştığı şu günlerde Rabbe yakınlaşma adına önemli bir fırsatın arefesinde bulunan insanlara, kurbanı iyi değerlendirebilme adına bilinmesi ve yapılması gereken hususlar anlatılıyor.</p>
<p>İçerikte, dinde kurban ibadetinin yeri ve bu ibadete taalluk eden hükümleri, kurban kesen fertlerin dikkat etmesi gereken hususlar bulunuyor.</p>
<p>“Kurban Organizasyonlarında Dikkat Edilmesi Gerekenler” ana başlığını taşıyan ve birçok alt başlık içeren yazıda da, bugün çok yaygın olan bir uygulamanın fıkhî değerlendirmesi yer alıyor.</p>
<p>Bülten ayrıca hem kurban organizesi yapan kurumlara yönelik uyarı ve hatırlatmaları hem de bu tür kurumsal yapılar aracılığıyla kurbanını kestirmek isteyen Müslümanların muhtemel sorularına cevaplar içeriyor.</p>
<blockquote><p><a href="https://hikmet.net/kurban-2023-hikmet-net-bulten/">Kurban | 2023 &#8211; Hikmet.net Bülten</a></p></blockquote>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-netten-okurlarina-kurban-bulteni/">Hikmet.net&#8217;ten Okurlarına Kurban Bülteni</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hikmet.net yeniden tüm mecralarda yayında</title>
		<link>https://hizmetten.com/hikmet-net-yeniden-tum-mecralarda-yayinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 May 2022 11:01:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[cevap]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=25649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde bilgiye ulaşmak oldukça kolaylaştı. Kısa bir internet aramasıyla insanlar istedikleri bilgiye ulaşıyor. Ancak özellikle dini konularda, doğru bilgilerin yanında çok sayıda yanlış kaynak veya bilgi de karşımıza çıkıyor. Uzmanlık&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-net-yeniden-tum-mecralarda-yayinda/">Hikmet.net yeniden tüm mecralarda yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde bilgiye ulaşmak oldukça kolaylaştı. Kısa bir internet aramasıyla insanlar istedikleri bilgiye ulaşıyor. Ancak özellikle dini konularda, doğru bilgilerin yanında çok sayıda yanlış kaynak veya bilgi de karşımıza çıkıyor. Uzmanlık gerektirecek alanlarda kimin yazdığı belli olmayan yazılar, kafa karışıklığına yol açıyor. Bu ihtiyaçtan yola çıkan sahasında uzman isimlerin kurduğu <a href="http://hikmet.net">hikmet.net</a> yeniden tüm mecralarda aktif olarak yayına başladı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-25650 aligncenter" src="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1-700x354.jpg" alt="" width="700" height="354" srcset="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1-700x354.jpg 700w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1-1200x606.jpg 1200w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1-768x388.jpg 768w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1-1536x776.jpg 1536w, https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2022/05/Hikmetnet1.jpg 1600w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Hikmet.net, bir soru cevap sitesidir. Her türlü dinî, ahlakî ve sosyal sorularınıza, kısa veya uzun metinler halinde cevap bulmaya çalışıyor.  Editör kadrosu, İslam hukuku alanında çalışma ve araştırma yapan kişilerden oluşmaktadır. Siteye gönderilen sorular bu kadro tarafından ele alınıp değerlendirilmekte ve en kısa zamanda soru soranın e-mail adresine gönderiliyor. Okuyuculardan gelen sorulara verilen cevaplar, siteden de yayınlanıyor. Yine bazı sorulara görüntülü cevaplar da veriliyor.</p>
<p>Bu mecralardan hikmet.net sitesine ulaşabilirsiniz:</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />İnternet adresi</p>
<p><a href="http://hikmet.net">hikmet.net </a></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Twitter<br />
<a href="https://twitter.com/HikmetNet99">https://twitter.com/HikmetNet99</a></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> İnstagram<br />
https://www.instagram.com/hikmetnetsorucevap/</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Telegram<br />
<a href="https://t.me/hikmetnet">https://t.me/hikmetnet</a></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f4cc.png" alt="📌" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> YouTube<br />
<a href="https://www.youtube.com/channel/UCaiXEjIQNMmgVLynt-lZKvA">https://www.youtube.com/channel/UCaiXEjIQNMmgVLynt-lZKvA</a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hikmet-net-yeniden-tum-mecralarda-yayinda/">Hikmet.net yeniden tüm mecralarda yayında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şevval orucu hakkında</title>
		<link>https://hizmetten.com/sevval-orucu-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2020 16:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[oruc]]></category>
		<category><![CDATA[Şevval]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11647</guid>

					<description><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) buyururlar ki: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona şevval ayından altı gün ilave ederse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş olur.” (Müslim, Sıyâm 204; Tirmizî, Savm 53) Hadisi&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sevval-orucu-hakkinda/">Şevval orucu hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) buyururlar ki: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona şevval ayından altı gün ilave ederse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş olur.” <em>(Müslim, Sıyâm 204; Tirmizî, Savm 53)</em> Hadisi şerifin işaret ettiği gibi Ramazan’dan sonraki ay olan Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Ve bu orucu tutan kimseye bir yıl oruç tutmuş gibi mükâfat verileceği vaad olunmaktadır.</p>
<p>Âlimler hadiste geçen bir yıl ifadesini şu şekilde açıklamışlardır: Kur’an’ın ifadesiyle insanın her yaptığı iyiliğe on kat sevap verilmektedir. <em>(En’âm Suresi, 6/160).</em> O halde otuz gün Ramazan orucu onla çarpıldığında üç yüz ediyor. Altı günlük şevval orucu da onla çarpılınca altmış gün eder. Bunların toplamı üç yüz altmış gün yapar ki, zaten senenin geri kalan beş gününde oruç tutmak (Ramazan bayramının birinci günü ve Kurban bayramının dört günü)  tahrimen mekruhtur. Bunun için de Şevval ayında bu altı günlük orucu tutan bir kişi bir yıl oruç tutmuş gibi olmaktadır.</p>
<p>Ramazan bayramının ilk günü Şevval’in de birinci günü olduğundan bu günde oruç tutulamaz. Ancak bayramın ikinci gününden itibaren bu oruca başlanabilir. Bu orucu ardı ardına veya ayrı ayrı tutmak kişinin kendi tercihine kalmıştır.</p>
<p>Recep ayında hususiyle de Şaban ayında oruç tutmak müstehap veya sünnet oruçlardandır. Çünkü Hz. Aişe’nin ifadesiyle Efendimizin Ramazan’dan sonra en çok oruç tuttuğu ay Şaban ayıdır. Yani bir yönüyle Ramazan ayına girmeden bir alıştırma yapılmış, oruç Müslüman’ın kalbinde kafasında yer etmiş ve Ramazan’a hazırlıklı girilmiş olur. Aynen bunun gibi Ramazan ayının bitmesiyle oruçla olan münasebet birden kesilmeyecek ve Şevval ayında da devam ettirilerek kademeli olarak azalacaktır. Diğer yönden kadınların büyük bir kısmı Ramazan’ın tamamını oruçlu geçiremediklerinden, tutamadığı günlerin kazasını yapmaları gerekmektedir. İşte Şevval’de tutulan oruçla kadınlar yalnız bırakılmayarak onlara eşlik edilmekte ve rahatça onların kazalarını tutmalarına ortam hazırlanmaktadır.</p>
<p>Ancak şurası unutulmamalıdır ki, ne Şevval orucu ne Şaban ayında tutulan oruç ne de diğer nafile oruçlar Ramazan orucuyla karşılaştırılamaz. Yani bu oruçlar Ramazan orucuyla denk tutulmamalı ve ona benzetilmemelidir.</p>
<p><strong>Kaza Oruçları Şevval Orucu Yerine Geçer mi?</strong></p>
<p>Aslında hadiste de görüldüğü gibi, Şevval orucu ayrıca tutulması gereken nafile bir oruçtur. Ve bir seneyi oruçlu geçirmenin nasıl olacağıyla ilgili matematik hesabı da, onun müstakil bir oruç olduğunu göstermektedir. Buna göre kişi mümkünse kaza orucundan ayrı olarak Şevval orucunu tutmalıdır. Mesela, haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri Şevval orucunu tutma, diğer günlerde de kaza orucu tutma şeklinde bunu ayarlayabilir.  Ancak herkes niyetinin derinliği ölçüsünde amellerinin mükâfatını alacağından dolayı, kaza orucunu tutarken, nafile oruca vakit bulamayanlar da ümit edilir ki, hadiste geçen müjdeye nail olurlar. Çünkü kaza oruçlarını ve kaza namazlarını hatta kişiye farz olduktan sonra haccı da ertelemeden ilk fırsatta yerine getirmek önemlidir. Çünkü ecelin ne zaman gelip bizi yakalayacağı meçhuldür.  Allah Tealâ, sonsuz rahmetiyle oruçlarımızı mükafatlandırsın.</p>
<p><a href="http://hikmet.net/sevval-orucu-hakkinda-2/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Hikmet.net</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/sevval-orucu-hakkinda/">Şevval orucu hakkında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hicret ve Niyet</title>
		<link>https://hizmetten.com/hicret-ve-niyet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2020 16:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[niyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11439</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hicret, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kiramın Mekke’den Medine’ye yapmış oldukları mukaddes göçün adıdır. Bu kutlu mekân değişikliğinin tarihi, Hazreti Ömer tarafından ay takviminde yılbaşı olarak tayin&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hicret-ve-niyet/">Hicret ve Niyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hicret, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kiramın Mekke’den Medine’ye yapmış oldukları mukaddes göçün adıdır. Bu kutlu mekân değişikliğinin tarihi, Hazreti Ömer tarafından ay takviminde yılbaşı olarak tayin edilmiştir. Bu yıl, 13 Ekim Salı’yı, Çarşambaya bağlayan gece hicrî yılbaşı gecesi olmaktadır. Bu vesileyle hicretten bahsetmek, özellikle de hicretteki “niyet” faktörüne nazarlarınızı çekmek istiyoruz.</p>
<p>Hicret, Peygamberimizden (aleyhissalâtu vesselam) sonra her dönemde olmuştur, bugün olmaktadır, kıyamete kadar da olacaktır. Zira dini anlatmak, Allah’ın adını her tarafa duyurmak, Peygamberimiz zamanında olduğu gibi bugün de en büyük vazifedir ve bu kutsi vazifeyi yerine getirmek için hicret etmek, her devirde şart olmuştur. Yurdunu yuvasını terk ederek yakın uzak bütün diyarlara dağılan ve tek gayesi Allah’ın adını, Peygamberin yâdını, İslam’ın güzelliklerini insanların gönüllerine yerleştirmek olan hicret erleri, hiçbir devirde eksik olmamıştır. Allah eksik etmesin. Allah’a şükürler olsun ki, bugün de, değişik unvan, meslek, usul ve metodlarla dünyanın muhtelif yerlerine giderek oralarda dinimizi ve milletimizi temsil eden hakka adanmışları müşahede edebiliyoruz.</p>
<p><strong>Ciddî bir niyet gerekiyor</strong></p>
<p>Hicrette “niyet” unsurunun ehemmiyetine bir hadis-i şerif çerçevesinde bakmaya çalışalım. Aişe validemizin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Efendiler Efendisi (sallallâhu aleyhi ve sellem), şöyle buyururlar:</p>
<p><em>“Mekke fethinden sonra artık (hususi manasıyla) hicret bitmiştir. Fakat bununla beraber Rabbin adını cihanın dört bir yanına duyurma gayreti ve bu niyete kilitlenme şeklinde (kıyamete kadar) devam edecektir. O halde (bu uğurda) bir nefer olmanız istendiğinde hiç tereddüt etmeden gerekeni yapın.”(Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 45, Cihâd 1, 27, 184; Müslim, Hac 445)</em></p>
<p>Evet, hususi olarak hicret bitmiştir. Yani, Allah Resulü’nün yaptığı gibi topluca, herkesin iştirak ettiği ve kimin ne için Mekke’den çıktığı belli olacak şekilde yapılan hicret artık bitmiştir. Şimdi, bundan sonra sağa sola yapılan göçler, ciddi manada niyete ihtiyaç duyularak yapılacaktır. Mekke’den Medine’ye gidilirken, herkesin niçin gittiği belliydi ve herkeste hicret niyeti saklıydı. Ramazan’da tutulan oruç, her ne niyetle tutulursa tutulsun, Ramazan orucu yerine geçeceği gibi, o dönemde Peygamberimizle beraber Mekke’den çıkıp Medine’ve varan herkes hicret niyetiyle çıkmış kabul ediliyordu. Daha sonraları ise, yapılan seferler ise cihad etmek ve Allah’ın adını dört bir tarafa duyurmak için yapıldı. İşte hicretin mahiyeti bu iki hususa bağlandı. Cihad için de niyet esas olduğuna göre mesele sadece niyet üzerinde yoğunlaşıyor demektir.</p>
<p>Evet, hicret niyetiyle yapılan her sefer, hicret sevabı kazandırır. Başta şuurlu bir niyet şarttır. Zira, hadisi şerifte bugünkü hicretin kabulü, mana ve muhtevası ciddi bir niyete bağlanmıştır. Daha sonra da bu niyeti korumak esastır. Hicret niyetiyle gidildiği halde sonradan bu niyet korunamamış, gidilen maksadın aksine bir hayat yaşanmaya başlanmışsa, bu durum niyetin bozulduğuna işarettir ve kaybetmeye sebeptir.</p>
<p><strong>Sonradan niyet olur mu?</strong></p>
<p>Başta hicret niyetiyle gidilmeyip sonradan niyet hicrete çevrilirse, o da başta hicret niyetiyle göç edenler gibi sevaba nail olur. Bu durum “innel hasenâti yüzhibnesseyyiâti = İyilikler kötülükleri giderir” ayetince de teyid edilen bir durumdur.</p>
<p>Giderken; çalışmak, üniversite okumak vs. için giden bir insan, gittiği yerlerde belli bir şuura erer ve dinine hizmet etmeye başlarsa, bu da onun hicreti olur. Aslında bu durum, hicretin esas manasını da içine almaktadır. Zira peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde, hicretin temel esprisini açıklarken şöyle buyururlar: “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emniyet ve esenlikte olup (zarar görmedikleri) kimsedir. Hakiki muhacir de Allah’ın yasak ettiği şeylerden uzaklaşıp onları terk edendir.” <em>(Buhârî, Îmân 4-5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64-65.)</em></p>
<p>Aslında bu hadisi şerife göre yerinde duran ve iradi olarak günahları terk eden insan bile hicret etmiş sayılır. Dolayısıyla vatanlarını şu veya bu sebeple terk edenler, sonradan şuurlanır, günahlara açık hayatlarını düzeltir ve dinin ruhuna uygun yaşamaya çalışırlarsa onların sıfatları da muhacir olarak kaydedilir inşallah. Allah, hicret edenlerin hicretlerini kabul, hicret edemeyenlere de hicret etmeyi nasib etsin.</p>
<p><a href="http://hikmet.net/hicret-ve-niyet" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Hikmet.net</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hicret-ve-niyet/">Hicret ve Niyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın pantolonla namaz kilabilir mi?</title>
		<link>https://hizmetten.com/kadin-pantolonla-namaz-kilabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2020 13:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[pantolonla namaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=8158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Namazda kadının yüzü, elleri ve topuklarına kadar ayakları dışında bütün vücudu avrettir dolayısıyla örtülmesi gerekir. Bununla birlikte örtünülen elbisenin de kendine mahsus şartları vardır. Bu şartlar, elbisenin çok dar ve&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kadin-pantolonla-namaz-kilabilir-mi/">Kadın pantolonla namaz kilabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="aParagrafSouvenir">Namazda kadının yüzü, elleri ve topuklarına kadar ayakları dışında bütün vücudu avrettir dolayısıyla örtülmesi gerekir. Bununla birlikte örtünülen elbisenin de kendine mahsus şartları vardır. Bu şartlar, elbisenin çok dar ve ince olmamasıdır. Yine kadınların giydiği elbiseler erkeklerin giydiği elbiselere benzememelidir. Buna göre pantolon ince ve vücut hatlarını gösterecek kadar dar olmadığında giyilebilirse de; ne kadar geniş olsa da kadınlar için istenilen tesettürü sağlamayacağından mekruhtur ve bu sebeple de tercih edilmemelidir.</p>
<p class="aParagrafSouvenir">Pantolon giymek zorunda kalan kadınların, en azından dizlerine kadar uzanacak şekilde üstüne bir dış kıyafet giymeleri uygun olur. Böyle bir davranış, dinimizin ortaya koyduğu tesettür anlayışına daha uygundur ve bu durumda kerahet de oradan kalkmış olur.</p>
<p class="aParagrafSouvenir">Evet, tesettür her ne kadar örtünmek demekse de kelime muhtevası olarak sadece örtünmeyi içine almaz. O aynı zamanda, kadının hâlini, tavrını ve kadınlık yönünü korumayı da kapsar. Bu açıdan hayatın her sahasında dikkatli olmak gerektiği gibi namazda da bu ölçülere azamî riayet etmek gerekir.</p>
<p>Eğer namaz kılacak kadın, pantolonun üzerine giymek için etek veya dizlere kadar uzanan bir dış elbise bulamazsa, namazı kazaya bırakmak yerine, pantolonla da olsa namazını kılmalıdır.</p>
<p><strong>ya çorapsız namaz ?</strong></p>
<p>Daha önce de ifade edildiği gibi hanımların namazda el, yüz ve ayaklarını örtmeleri farz değildir. Bu üç yer açık olarak kıldıkları namaz sahihtir. Bunun dışında kalan bütün bedenin örtülmesi ise farzdır.</p>
<p>Binaenaleyh kadınların namazda çorapsız olması namaza mani olmaz. Ancak ayakların elmacık kemiklerinden sonraki üst kısmı açık bulunmaması gerekir. Yukarıdan inen etek ve benzeri giyim ayak bileklerine kadar inip örtmelidir. Örtmemişse ten rengini göstermeyen kalınlıkta uzun bir çorap giyerek buraları kapatıp da kılmak gerekir. En iyisi, ayakları da içine alıp gizleyen uzun etekle kılmayı tercih etmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://hikmet.net/kadin-pantolonla-namaz-kilabilir-mi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Hikmet.net</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kadin-pantolonla-namaz-kilabilir-mi/">Kadın pantolonla namaz kilabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lütuf gecesi: Regâib</title>
		<link>https://hizmetten.com/lutuf-gecesi-regaib/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2020 13:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[Regaib Gecesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7758</guid>

					<description><![CDATA[<p>Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Peygamber Efendimiz (sas)’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütuf ve ihsanlara, semavî derecelere eriştiği bir gecedir. Kelime olarak regâib,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/lutuf-gecesi-regaib/">Lütuf gecesi: Regâib</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cuma gecesidir. Peygamber Efendimiz (sas)’in Allah’ın bazı çok özel fiilî tecellilerine mazhar olduğu, nuranî lütuf ve ihsanlara, semavî derecelere eriştiği bir gecedir. Kelime olarak regâib, “çokça rağbet edilen, nefis, kıymetli, değerli, ihsan” mânâlarına gelen ” ragîbe” kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regâib Gecesi denilince: “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kıymeti ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” mânâsı anlaşılır.</p>
</div>
<div>
<p>Müslümanlar arasında ise Peygamberimiz’in dünyayı teşriflerinin ilk halkasını teşkil eden anne rahmine şeref verdiği gün olduğuna inanılmaktadır. Ancak bu gece ile Peygamber Efendimiz’in doğumu arasındaki süre, bu inancı doğrulamıyor. Fakat, Hz. Âmine’nin Fahr-i Âlem Efendimiz’e hamile olduğunu bu geceden itibaren öğrenmiş olabileceği düşünülebilir. <em>(Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali)</em></p>
<p>Peygamberimiz’in doğuşuyla yeryüzü nasıl küfür ve cehaletin karanlıklarından kurtulup büyük bir mutluluğa kavuştuysa, onun teşriflerinin ilk basamağı olan bu geceyi de bütün kâinat alkışlamış, coşkun bir sevinçle ayakta karşılamıştır. Mânen bereketli olan bu gecenin bir hususiyeti de mübarek Ramazan ayının ilk habercisi olmasıdır.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri, Regâib gecesinin Efendimiz’in manevi terakki sürecinin başlangıcı olduğunu; Mi’rac gecesinde de bu terakkinin zirvesine ulaştığını bildirmektedir. <em>(Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî)</em></p>
<p>Bu gece Allah Rasûlü (sas), söz konusu mazhariyet ve lütuflar adına Cenâb-ı Hakk’a şükür için on iki rek’at namaz kılmışlardır. Bu geceyi ibadetle ihya etmenin sevabı pek çoktur. Diğer zamanlarda okunan her Kur’ân harfi için on sevap verilirse, Recep ayında yüzleri geçmekte, Regâib kandilinde ise daha da artmaktadır. Kaza ve nafile namazların sevabı ise diğer gecelere oranla kat kat fazladır.</p>
<p>Regâib kandilinde yapılacak ibadetlerden birisi de duadır. Peygamberimiz (sas), bir hadîslerinde bu gecede yapılacak duaların Allah katından geri çevrilmeyeceğini bildirmişlerdir. <em>(Suyûtî, Celâlüddin, Câmiu’s-Sagîr, (Feyzü’l-Kadir’le birlikte) 3/454)</em> Öyleyse, bütün dünyada ve Türkiye’de Müslümanların türlü türlü bela ve musibetlerle boğuştuğu, din düşmanlarının Müslümanlar için akla hayale gelmedik planlar yaptığı, masum insanların çeşitli sıkıntılara maruz kaldığı bugünlerde bütün mülkün sahibi, her şeyi gören ve her şeye gücü yeten Rabbimize dua dua yalvaralım, en içten dualarımızla bütün bir ümmet için tekrar ber tekrar O’ndan yardım dilenelim. Hacet namazıyla, kaza namazıyla, Kur’an ve cevşenle gecemizi aydınlatalım ve Allah’tan Müslümanlar için beklenen cennet iklimi bize lütfetmesini, müjdelenmiş ve emareleri çoktan ortaya çıkmış baharları getirmesini dileyelim, dilenelim.</p>
<p>Evet, başta Regâib olmak üzere, onun ardından gelen Mirâc, Berâat ve Kadir geceleri, zamanın Allah’a en yakın zirveleridir ve O’na yaklaşmanın, O’na açılmanın, O’na yükselmenin rıhtımları, limanları ve rampaları sayılırlar.</p>
<p>Ne mutlu bu limanlardan sonsuzluğa açılanlara, bu rampalardan manevi alemlere sıçrama yapanlara.</p>
<p>Regâib Kandilinizi tebrik eder, bütün insanlık için kurtuluş vesilesi olmasını Rahmeti Sonsuz’dan niyaz ederiz.</p>
<p><a href="http://hikmet.net/lutuf-gecesi-regaib/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Hikmet.net</strong></a></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/lutuf-gecesi-regaib/">Lütuf gecesi: Regâib</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Ayları değerlendirme</title>
		<link>https://hizmetten.com/uc-aylari-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2020 13:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[üç aylar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7763</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ey iman edenler! Sizi gayet acı bir azaptan kurtaracak, üstelik size çok kârlı bir ticaret sağlayacak bir iş bildireyim mi? Allah’a ve elçisine inanır, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla mücahede&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-aylari-degerlendirme/">Üç Ayları değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>“Ey iman edenler! Sizi gayet acı bir azaptan kurtaracak, üstelik size çok kârlı bir ticaret sağlayacak bir iş bildireyim mi? Allah’a ve elçisine inanır, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla mücahede edersiniz. Eğer bilirseniz bunu yapmak sizin için çok hayırlıdır.” (Saf Suresi, 61/10-11)</p>
<p>Evet, bizlerin bu dünyaya gelmemizin esas gayesi, bu ayeti kerimede bildirilen o güzel ticareti yapıp, ardından bu yaptığımız ticaretin meyvelerini devşirmek üzere ahirete gitmektir.</p>
</div>
<div>
<p>Yani bizler sahip olduğumuz imkânları Allah yolunda kullanacağız; O’na ibadet edecek, O’nun emir ve yasaklarını yerine getirecek ve O’na hakiki kul olma yollarını araştıracağız. Zaten bir Müslüman için de bundan daha büyük bir şeref ve paye yoktur. Diğer yandan, şu kısacık ömrümüzü Rıza-ı İlahi’yi kazanma yolunda harcayıp onunla ebedi mutluluğu kazanmak gibi bir yüce gayeyle karşı karşıya bulunuyoruz. Fakat dünya bütün fitnesiyle karşımıza dikilip bizi kendine çağırdığından ve nefis ve şeytan gibi iki düşmanınız bulunduğundan fakat buna karşılık bizler gayet aciz ve zayıf olduğumuzdan dolayı her zaman istikametimizi koruyamıyor, her an duru kalamıyor ve kulluk kulvarında sürekli gel-gitlere maruz kalıyoruz. O halde ne yapmalıyız ki, yaptığımız ibadetlerimizin sevabı katlanarak bize geri dönsün, ömür dakikalarımız bire yüz, bire yedi yüz ve daha fazla veren başaklar gibi ahiret hesabına semere versin ve işlediğimiz hata ve günahlarımız affolunsun!?</p>
<p><strong>Yenilenme Zamanı</strong></p>
<p>İşte bütün bunlar için Rahmeti Sonsuz Rabbimiz, bizlerin önüne, değerlendirildiğinde şu fani dünyayla ebedi hayatları peyleyebileceğimiz, günahlardan arınıp tertemiz bir gönül iklimine ulaşacağımız, her anında yudum yudum huzur içeceğimiz üç aylar gibi bereketli bir zaman dilimi koymuştur. Yeni bir aşk ve şevkle ibadete koşacağımız, Allahımızı, Peygamberimiz’i, Kur’ânımızı, dinimizi yeniden tanıyacağımız, tanıyıp seveceğimiz, birbirimizi tekrar bir kere daha sımsıcak duygularla kucaklayacağımız bir zaman dilimi.. geçmişin muhasebesini yapıp ümitli geleceğe yelken açacağımız, kendimizi kontrol ederek, içimizi keşfetme yolculuğuna çıkabileceğimiz bir zaman dilimi.. yersiz hırsları, anlamsız çekişmeleri bırakıp, hoşgörünün o kuşatıcı iklimine dalabileceğimiz bir zaman dilimi.</p>
<p>Bediüzzaman Hazretleri bu kutlu zaman dilimlerinden bahsederken şöyle diyor: “Her hasenenin (iyiliğin, ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” (Şualar, 14. Şua) Demek ki, üç aylar hakkıyla değerlendirildiğinde, bizlerin bir ömür boyu elde edemeyeceğimiz sevapları kazanmamıza vesile olacaktır. Üç aylara bu kudsiyeti veren, en başta Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz’dir (s.a.s). Bu kudsiyetin birer parçası olan dört önemli ve mübarek gece, (Regaib, Mirac, Beraat ve Kadir geceleri), üç ayların içindedir.</p>
<p>Üç ayların değerini ifade eden ve onu değerler üstü değerlere taşıyan unsurlardan biri Efendimiz’in (s.a.s) şu mübarek dualarıdır: “Allahım! Receb’i ve Şâban’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır” <em>( (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/180 (2346); Suyuti, Camiü’l-ehadis 35704).</em></p>
<p>Yine Hz. Aişe Validemiz (r.ah) şöyle buyuruyor: “Resûlullah’ın Şaban ayındaki kadar oruçlu olduğu bir ay görmedim.” (Müslim, Sıyam, 175).</p>
<p>Bizler için en güzel örnek olan Alemlerin Sultanı Efendimiz (s.a.s), üç aylar girdiğinde diğer zamanlardan daha çok oruç tutar, nafile namazlarını artırır, yoksulları daha çok gözetirdi. Ve bu yaptıklarını Ramazan ayına doğru daha da çoğaltır, Ramazan ayında ve özellikle sonlarına doğru, geceleri ev halkını da kaldırarak adeta kulluğunu zirveleştirirdi.</p>
<p><strong>Neler Yapabiliriz?</strong></p>
<p>Şimdi, bu büyük ticaret imkânından mahrum kalmamak için şu mübarek zaman dilimlerinde neler yapabileceğimize dair birkaç hususu hatırlayalım.</p>
<p><strong>1-</strong> Öncelikle bizler böyle zamanlarda kulluğumuzu gözden geçirerek, eksik ve hatalarımızı ele almalı ve bunları düzeltebilmenin yollarını aramalıyız. Yani hesaba çekilmeden önce burada kendimiz kendimizi hesaba çekmeliyiz ki, ahiretteki hesabımız kolay olsun.</p>
<p><strong>2-</strong> Üç ayları günahlarımızın affı için bir fırsat bilmeli ve bol bol tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. Özellikle şu günlerde Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntıları düşünerek dua dua Allah’a yalvarmalı ve Onun yardım ve inayetini talep etmeliyiz.</p>
<p><strong>3-</strong> Özellikle namazlarımızı yeniden ele almalı, mümkün mertebe cemaate devam etmeli, hatta yanımıza çocuklarımızı da alarak ibadetlerimizi büyük camilerde yapmaya çalışmalıyız. Böylece o ruh ve manayı daha iyi hissedebiliriz. Bundan başka eğer kaza namazlarımız varsa bunları kılma yoluna gitmeli, kaza namazımız yoksa bile, çokça nafile namaz kılmaya çalışmalı ve özellikle geceleri iyi değerlendirmeliyiz.</p>
<p><strong>4- </strong>Bu zamanlar bizim için Kur’an’a döndüğümüz, Kur’an’la yeniden buluştuğumuz ve onu anlamak için cehd eylediğimiz anlar olmalı. Bunun için de, imkânımız nispetinde çokça Kur’an okumalı, hatimler indirmeli ve bununla yetinmeyerek, Kur’an’ın manasına da nüfuz edebilmek için onun meal ve tefsirlerini okumalıyız.</p>
<p><strong>5-</strong> Üç ayların girmesiyle birlikte, bu havanın bizim evimizde de hissedilmesi adına gerekeni yapmalıyız. Yani evimiz farklı bir atmosfere bürünmeli ve evimizin fertlerinden her birinin bu kârlı ticaret zamanını en iyi şekilde değerlendirmesi adına bize düşeni ihmal etmemeliyiz. Bol bol Kur’an okumalarla, kılınan namazlarla, okunan virdlerle ve yapılan dualarla evimizde bir manevi hava esmeli, gözlerimizde sürekli ahiret tüllenmeli ve böylelikle artan bir tempo sayesinde Ramazan’ı ve hususiyle de bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’ni manevi yönden hazırlıklı bir şekilde karşılamalıyız.</p>
<p><strong>6-</strong> Akrabalarla, komşularla ve dostlarımızla olan yakınlığımızı bir kat daha arttırmalı ve özellikle kandil gecelerinde göndereceğimiz tebrik mesajları veya yapacağımız ziyaretlerle onların gönül ve dualarını almalıyız.</p>
<p><strong>7-</strong> Etrafımızdaki fakir fukaraya yardım etmeli, imkânımız ölçüsünde sadaka vermeli, fakir öğrencilerin okuması için onların elinden tutmalıyız. Çünkü bu zaman dilimlerinde vereceğimiz sadaka ve zekatlarımızın sevabı, bize katlanarak geri dönecektir.</p>
<p>Üç aylarınız, bereketli, feyizli ve en üst seviyede istifadeli olsun..</p>
<p><a href="http://hikmet.net/uc-aylari-degerlendirme/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Hikmet.net</strong></a></p>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/uc-aylari-degerlendirme/">Üç Ayları değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Faiz Soruşturması</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-faiz-sorusturmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 11:00:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7033</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beden ve ruh sağlığı bozulan insana nezleden kansere kadar etkileri farklı bir çok hastalık musallat olur. Bu hastalıkların bazıları alınan basit tedbirlerle, bazıları yoğun bakım ve tedavilerle atlatılırken, bazıları da&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-faiz-sorusturmasi/">Bir Faiz Soruşturması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Beden ve ruh sağlığı bozulan insana nezleden kansere kadar etkileri farklı bir çok hastalık musallat olur. Bu hastalıkların bazıları alınan basit tedbirlerle, bazıları yoğun bakım ve tedavilerle atlatılırken, bazıları da insanın ölümüne sebep olur. Devlet ve milletler de böyledir. Onlar, dahilî ve haricî bazı sebeplerle toplumun psiko”sosyal yapısına ârız olan bazı hastalıkları kolayca, bazılarını ağır bedeller ödeyerek savuştururken, bazıları devlet ve milletin varlığını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir.</p>
<p align="justify">Yolsuzluk, rüşvet, alkolizm, talih oyunları, evlilik dışı ilişkiler ve benzeri problemler, toplumun psiko”sosyal bünyesindeki bozulmanın sebepleri, aynı zamanda genel tezahürleri olduğu gibi, faiz de, hasta ekonomilerin hem önemli bir sebebi, hem de tezahürüdür. Bu hastalık, son dönem Osmanlı örneğinde olduğu gibi, bazen kamu maliyesi zayıf düşmüş olan bir devlet yapısının sonucu olarak, yukarıdan aşağıya doğru toplumu da içine alacak şekilde genişler ve devletin bekasını tehlikeye atar.</p>
<p align="justify">İnsan, potansiyel iyi ve kötü duygularla birlikte yaratılmıştır. Ferdî temelde faiz, esas itibariyle, insanda mevcut olan ve kontrol altına alınamayan bazı kötü duyguların uygun bir ortamda fiile çıkmasının sonucudur. Özellikle egoizm kaynaklı olan faiz, insanî, ahlakî ve manevî değerlerin zayıfladığı uygun ortamlarda yeşerip boy atar. Zayıf ekonomiler, faiz için çok uygun bir vasat oluşturur. O, bu ortamlarda boy atıp geliştiği gibi, fasit bir daire oluşturarak, bu ortamların daha da kötüleşmesine sebep olur.</p>
<p align="justify">Ferdî ve içtimaî bütün değerleri sarsan faizin en önemli ekonomik sonuçlarından biri, sosyo”ekonomik refahın temel şartlarından olan gelir adaletini onarılmayacak şekilde bozmasıdır.</p>
<p align="justify">Bu çalışmada, faiz sisteminin mantığı ve onun ne ölçüde tabiî, insanî ve ahlâkî olduğu sorgulanacak, faizin ferd ve toplum üzerindeki birçok olumsuz etkisine temas edilmeksizin, sadece gelir dağılımı konusu üzerinde yoğunlaşmak suretiyle onun sosyo”ekonomik refah üzerindeki etkileri araştırılacaktır.</p>
<p align="justify"><strong>Futbol Örneği</strong></p>
<p align="justify">Kendine has kuralları olan bir futbol müsabakası düşünelim: A takımı, diyelim ki, oyuna 3″0 galip başlatılıyor. Ancak bu takım, kendisine tanınan bu ayrıcalık sebebiyle daha fazla gol atma hakkına sahip değildir. B takımı ise, üç gol atamadığı takdirde mağlup, üç gol attığında berabere ve ancak üç golden fazla attığı takdirde galip sayılacaktır.</p>
<p align="justify">Galip başlatılan A takımının pasif bir savunma oyunu sergileyeceği, atak oynamak zorunda olan B takımının ise 3 veya 4 golden fazla atamadığı takdirde, üstelik, diyelim ki attığı 1 veya 2 golü bileğinin hakkıyla attığı hâlde, mağlup sayılacağı böyle bir müsabakanın eşitlik ve hakkaniyet ölçülerine uygunluğu iddia edilebilir mi? Böyle bir müsabakada acaba âdil herhangi bir skordan söz etmek mümkün müdür? Bu müsabakadan çıkacak her türlü sonucun, takımlardan herhangi birinin aleyhine haksızlık sebebi olacağı açıktır.</p>
<p align="justify">Ayrıca, müsabaka kurallarının bu şekilde işlediği bir lig düşünelim. Acaba bu ligde takımların sıralaması hak ve adaleti yansıtacak mıdır? Bu ligde, meselâ, en fazla ayrıcalığa sahip A takımının gerçekte bir tek gol bile atmadan şampiyon olacağı, buna karşılık, sıralamanın sadece kuralsız iltimas ve ayrıcalıklara göre ortaya çıkacağı, hiçbir ayrıcalığı olmayan takımların ise sürekli küme düşme potasında kalacağı ortadadır.</p>
<p align="justify">Böyle bir futbol ligini ve oyununu bile düşünmek mümkün olmadığı, faizli bir ekonomik sistemin ve hayatın, bundan asla farklı olmadığı halde, günümüzün en göze çarpan manzarası olması ne kadar acıdır! Böyle bir sistemde insanların payına ne düşeceği belirsizdir. Bu sebeple, hayatı çalışıp didinmekle geçen milyonlar sefalet ve yoksulluktan kurtulamazken, sermayeye hükmeden ve sayıları birkaç bini bulmayan çok küçük bir azınlık millî gelirin çok büyük bir kısmını eline geçirebilmekte veya elinde tutabilmektedir.</p>
<p align="justify"><strong>Faiz Ahlâkı ve Ekonomik Münasebetler</strong></p>
<p align="justify">Faizli bir işlemde, adına belli bir faiz oranı tesbit edilen sermayenin, maça galip başlatılan takım gibi, bu faiz oranı nisbetinde kazancı garantilemekte, fakat bu kazanç, söz konusu faiz oranı ile sınırlı kalmaktadır. Emek (teşebbüs) ise, muhtemel bütün riskleriyle, ancak “o da mümkün olursa” söz konusu faiz oranının üstünde bir kazanç sağladığı takdirde bir gelir elde edebilmekte, faiz oranının altındaki kazanç oranlarında ise zarar etmekte ve çoğu zaman yaşandığı gibi, büyük ihtimalle iflâstan kurtulamamaktadır. O, çalışıp didindiği hâlde çökerken, öbürü âdeta derin uykusunda zirveleri tutmakta; veya, zayıf bir ihtimal de olsa, kazancı önceden belirlenen oranı aşmayacağı için muhtemel daha yüksek kazançlardan mahrum kalabilmektedir. Sistem muhakkak surette ya emeğin ya da sermayenin zararına işlemekte ve faiz oranı baştan kesinleştiği için, bu haksızlığı önlemek asla mümkün olmamaktadır.</p>
<p align="justify">Şu hâlde faizin temel özelliği, onun her hâlükârda taraflardan birini behemehâl zarara uğratması ve bu zararı önlemenin hiçbir şekilde mümkün bulunmamasıdır.</p>
<p align="justify">Kur’an, faiz konusunda, “Eğer böyle yapmazsanız (faizden vazgeçmezseniz), Allah ve Resûlü tarafından size savaş açıldığını biliniz. Eğer faizcilikten tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” <em>(Bakara, 2/279) </em>buyurmaktadır. Âyette, mefhumu muhalifi (muhâlif mânâsı) ile, “Eğer faizden vazgeçmezseniz, ya haksızlık eder, ya da haksızlığa uğrarsınız” denmektedir. Bu haksızlığın kaynağı, emeğin hakkı askıda bırakılırken, sermayenin payının belli bir faiz oranı şeklinde önceden belirlenmesidir.</p>
<p align="justify">Bu haksızlığın tüketim amaçlı borçlarda tamamen borçlu aleyhinde tezahür ettiği açıktır. Zira borçlu, anaparasını dahi tedarik etmekte zorlandığı borcun bir de faiz yükünü ödeme durumuyla karşı karşıya kalmaktadır.</p>
<p align="justify">Üretim amaçlı faizli işlemlere gelince; sabit faiz nisbetinin borç muamelesinin başında tesbit edilmesi sebebiyle, işin sonunda, ya borçlu ya da alacaklı mutlaka haksızlığa uğrayacaktır. Meseleye borç alan müteşebbis açısından bakacak olursak; ticaret, üretim ve yatırım teşebbüsleri risklerle doludur. İktisadî şartların nasıl tezahür edeceğini önceden kestirmek çok zor, hattâ imkânsızdır. Kâr etme ihtimalinin yanında, hiç kâr edememe, hattâ zarar etme ihtimalleri de vardır. Faizli kredi ile girişilen teşebbüs sonucu kâr edilememesi, hattâ zarar edilmesi hâlinde bile alacaklıya anaparasıyla birlikte ayrıca faizin ödenmesi borçlu açısından apaçık bir haksızlık sebebi olmaktadır. Zira borçlu müteşebbis, üç türlü zararı birden göğüslemektedir: Sarf ettiği emeğin boşa çıkması, borç aldığı anaparanın zararı ve sabit faiz yüzdesinin ödenmesi.</p>
<p align="justify">Alacaklı, vadesi geldiği zaman hem anaparasını hem de faizini aldığı hâlde, borçlu, saydığımız bu külfetleri yüklenerek büyük bir haksızlığa uğramaktadır.</p>
<p align="justify">Konuya, borç veren sermaye sahibi açısından bakacak olursak; her ne kadar insanlık tarihi boyunca faizli işlemlerden genellikle borçlular zarar görmüşse de, bu sistemde her hâlükârda hükmünü icra eden haksızlık, bazen de sermaye sahibini zarara uğratabilmektedir. Verdiği ödünce karşılık alacağı faiz önceden belirlenmiş ve sınırlanmış olması sebebiyle, sermaye sahibi, borç verdiği müteşebbis bu parayla çok büyük kârlar elde etse bile, ancak önceden belirlenen miktar kadar bir pay alabilecektir. Bu durumda da, ödünç veren haksızlığa uğramış olmaktadır.</p>
<p align="justify">Gerçi, pratikte faiz alanın zarar ettiği çok görülmez; bu, ancak olağanüstü durumlarda ve faiz oranının kâr paylaşım oranının altında kaldığı şartlarda olabilir. Faiz, sadece faiz alanla verenden birini, hattâ bunların her ikisi de aynı toplumda yaşadığı için, belki ikisini de değil, bütün toplumu zarara uğratmaktadır. Çünkü faizi yüklenen borçlu, bir müteşebbis veya bir üretici ise, sözgelimi, ayakkabı üretimi yapan bir fabrika sahibi ise, bankadan veya bir zenginden % 50 faizle 10 milyar liralık kredi alsa, bunun karşılığında bankaya ödeyeceği 5 milyar lira doğrudan doğruya maliyete binecektir. 10 milyar liraya mal olacak, diyelim ki 1000 çift ayakkabı bu defa 15 milyara mal olacak ve bir çift ayakkabının maliyeti, faiz yüzünden, 10 milyon liradan 15 milyon liraya çıkacaktır. Fabrika sahibi, her çiftten % 10 kâr etse, faizsiz durumda bir çift ayakkabı elinden 11 milyon liraya çıkarken, faiz alması durumunda 16 milyon 500 bin liraya çıkacak ve faiz kâr miktarını da etkileyerek, piyasadaki pahalılığın başlıca faktörlerinden biri hâline gelecektir. Nitekim, günümüz ekonomistlerinin pek çoğu, faiz hadlerini yükseltmenin pahalılığı getireceğini, düşürmenin ise pahalılığı önlemek demek olduğunu kabul etmektedirler. Bugün bankalar kanalıyla müesseseleşen faiz, bir yandan dev bir asalak sınıfın doğmasına yol açarken, diğer yandan, üretimin önündeki en büyük engellerden biridir. Çünkü, “tatlı kâr” gibi görünen, fakat vereni de alanı da zarara uğratan faiz, birikmiş paranın ileriye dönük kâr alanı olarak üretime değil, muaccel kâr alanı gibi göründüğü için kendisine çekmekte ve rant ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Ayrıca faiz, özellikle yoksul üçüncü dünya ülkelerinin ekonomilerinin sırtındaki en büyük kamburdur. Ondan, faiz ödeyen, başkaları kadar olmasa da, toplumdaki pahalılıktan, aldığı faizden çok daha fazlasıyla etkileneceği için faiz alan ve bütün toplum etkilenmektedir.</p>
<p align="justify">Ülke ekonomileri ve uluslararası ekonomilerde faiz, fakir fertleri ve fakir ülkeleri daha fakir, zenginleri ve zengin ülkeleri daha zengin yapan korkunç bir çarktır. Bu çark, ülkeler arası münasebetlerde döviz, yani faizli borcu veren zengin ülkelerin parası üzerinden işlediği için, fakir ülkeler aleyhine, onları ezen bir hüviyet arz etmektedir. Meselâ, zengin ülkeden onun parasıyla ödenmek üzere kredi alan yoksul bir ülke, hem borcunu, hem borca terettüp eden faizi ödemek durumunda olduğu gibi, böyle ülkelerin paraları da döviz karşısında genellikle sürekli değer kaybettiği ve en önemli sebebini faizin teşkil ettiği pahalılık ve enflasyon karşısında eridiği için, bu defa çok daha büyük çöküntüye girmektedir. Diyelim ki, % 10 faizle 1 milyar dolar kredi alan bir ülke, krediyi aldığı anda parası dolar karşısında 10’a 1’lik bir değere sahipse, 1 milyar dolarlık borcunu faiziyle birlikte ödemesi için, hazinesinden kendi para birimi cinsinden 11 milyar çıkaracaktır. Ama bu sürede parası dolar karşısında % 10 değer kaybetmiş olsa, bu defa hazinesinden 11.1 (11 milyar 100 milyon) milyar çıkacaktır. Bir de, böyle bir ülkenin parasının çok değersiz ve ani krizlerle sürekli değer kaybettiği düşünülürse, durumun vehameti daha da ortaya çıkacaktır. Kısaca, milletlerarası ekonomik münasebetler, önceki asırlarda banknot değil de, bizzat üzerindeki yazılı değere sahip madenî paralar üzerinden cereyan eder ve dolayısıyla döviz diye bir şey söz konusu değilken, artık hem, aslî değerleri aynı, fakat tamamen üzerindeki nominal (itibarî) değerlere göre farklı banknotlar, bir de zengin ülkelerin paraları üzerinden, hem de faize dayalı olarak yürüdüğü için, günümüzde ülkeler arası farklar bir türlü kapanmamakta, bu usûl, ekonomik ve ona dayalı daha başka sömürü türlerinin âdeta temelini oluşturmaktadır.</p>
<p align="justify">Faizden doğan sömürü ve haksızlığın önlenmesi mümkün değildir. Ayrıca, haksızlığın kime yapıldığı önemli olmayıp, onun her çeşidi ve herkese yapılanı aynı derecede kötüdür. Fakir bir insanın uğradığı haksızlık kötü ise, meşru yollarla zenginleşmiş bir insanın uğradığı haksızlık da kötü olmalıdır. Oysa hak konusundaki duyarlılık, ayırım yapmaksızın herkesin hakkını kollamayı gerektirir.</p>
<p align="justify"><strong>Sermayenin Üretkenliği ve Faiz</strong></p>
<p align="justify">Faiz için ileri sürülen gerekçelerden birisi ve en tutarlı gibi gözükeni, sermayenin üretken olup, onun bu üretkenlik karşılığında faiz gelirini hak ettiği iddiasıdır. Yani sermayenin kullanıldığı bir işin verimi, sermayesiz işin veriminden daha yüksek olacağı, dolayısıyla bu üretim artışının sermayeye faiz hakkını tanıyacağı iddia edilir.</p>
<p align="justify">Sermayenin üretime sebep olabileceği gerçeğine kimse karşı çıkamaz. Fakat sermayenin üretken olması, bu üretkenliğin her zaman kesin olarak gerçekleşeceği anlamına gelmediği gibi, onun ne miktarda gerçekleşeceği de önceden kestirilemez. Ayrıca, parayı ödünç alan kişinin de paradan kâr sağlayacağı kesin değildir; eğer borçlu bir tüccarsa zarar da edebilir; bu durumda, borçluya faizle ikinci bir kambur binmiş olacaktır. Buna karşılık, alacaklının faizi kesindir. Kaldı ki, faizli ekonomi faizi yalnızca tüccara yüklememekte, geçimini sağlayamadığından borç almak mecburiyetinde kalan fakire de yüklemektedir; bu ise, içtimâî hayat ve ahlâk açısından kabul edilebilir bir durum olmasa gerektir.</p>
<p align="justify">İkinci olarak, sermayenin üretkenliğinden dolayı faiz ödeniyorsa, üretkenliğin kendisi, belirli bir dönemde ve belli bir ülkede, sektöre bağlı olarak değiştiği için faizin de sürekli değişken olması gereklidir. Gerçi faiz oranları sık sık değiştirilir. Fakat değişiklik daha önceki borçlanmalara tesir etmediği için, vâki haksızlıkları ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla sermayenin üretkenliği, onun tabiî sonucu kabul edilen faizin önceden belirlenmiş bir oranda ödenme sebebini açıklamaktan uzaktır.</p>
<p align="justify">Yine, sermayenin emeğin verimliliğini artırdığı kabul edilmekle birlikte, emeksiz üretim yapılamayacağına göre, bu üretim artışında sermayenin payı baştan belirlenirken, emeğin payı neden belirlenmemekte ve bütün belirsizlik ve riskler emek üzerinde bırakılmaktadır?</p>
<p align="justify">Öte yandan, eğitim ve tedavi amaçlı krediler genellikle üretken sayılmadığı hâlde, genellikle bu tür krediler için de faiz ödenir. Sermayenin üretken olmadığı bu tüketim kredilerinde belirli bir faiz yüzdesinin ödenme sebebi, sermayenin üretkenliğiyle açıklanamamakta ve faiz teorileri bu sorulara cevap bulamamaktadır.</p>
<p align="justify">Faizdeki eşitsizliği gösteren bir başka benzetme yapmak gerekirse; faiz ahlâkı, dişi bir canlının erkeğiyle eşleşmesinden sonra mutlaka yavrulayacağına hükmedip, doğmamış bir yavruyu doğmuş gibi erkeğe tahsis ederken, dişiyi göz ardı edip, onu olmak ile olmamak arasında bırakır. Oysa akıl ve sağduyu, bu dişinin yavrulamama veya bir değil iki adet yavrulama yahut hiç yavrulamadan ölme gibi ihtimalleri göz önünde bulundurmayı ve ancak sonuca göre hüküm vermeyi gerektirir. Faiz mantığı, doğan yavru veya yavrularda ebeveynin ikisinin de hakkı ve vazifesi olduğu ve onu/onları birlikte sahiplenmeleri gerektiği anlayışını göz ardı eder. Şu hâlde, faiz mantığını, hem ahlâkî değerler, hem de akıl ve sağduyu açısından kabul etmek mümkün değildir.</p>
<p align="justify"><strong>Faiz ve Şans Oyunları</strong></p>
<p align="justify">Faizin meşrû, haklı ve müdâfaa edilebilir hiçbir bir tarafı yoktur. Onun iktisadî akıl açısından müdafaa edilebilir olabilmesi için pek çok şartın yanında, kredi muamelesinde faiz nisbetini tesbit eden tarafların verilen vade içinde piyasa şartlarının nasıl cereyan edeceğini ve bu kredinin ne kadar gelir getireceğini kesin ve şaşmaz bir şekilde tahmin edebilme kabiliyetine sahip bulunmaları da gerekir. Oysa insanlarda bu kabiliyet yoktur.</p>
<p align="justify">Bu demektir ki, gelecekte ne olacağının bilinememesine rağmen, sermaye sahibine ödenecek miktarın önceden tespit edilmesi demek olan faiz, kimin kazanacağı belli olmayan kumarı andırmaktadır.</p>
<p align="justify">Sermayenin kullanımından doğacak menfî ve müsbet sonuçların taraflar arasındaki paylaşımının belirsizliklere bağlı olması, şüphesiz, gelir dağılım dengesini de bozar ve toplumda huzursuzluklara yol açar.</p>
<p align="justify">Faiz, doğmamış ve ortada olmayan bir gelirin başkasının sırtından gasbıdır ve o, bugünkü yaygın tabiriyle rant ekonomisinin sebebi ve sonucudur. Yani faiz, üretmeden, ortaya reel bir sonuç çıkmadan, meselâ, bugün Türkiye bütçesinde görüldüğü gibi, bir devletin bataklığa sürüklenmesi pahasına elde edilen, hak edilmemiş, hayalî bir gelirin sermayeye tahsis edilmesidir. Nitekim ünlü iktisatçı Sir Roy Harrod faiz için, ‘hayal’ ve ‘gerçek dışı bir şey’ nitelemesini yaparken, hiç de abartılı davranmamıştır.</p>
<p align="justify">Kumarın ferd ve topluma zararını herkes kabul eder. Oysa faiz ile kumar arasında gelir dağılımı açısından bir fark yoktur. Çünkü her ikisinde de eşitsiz ve bilinmezliğe dayalı bir dağılım vardır. Hattâ faizin, kumardan daha kötü bir gelir eşitsizliğine yol açtığı bile söylenebilir. Çünkü kumarda genelde ortaya bir mal konulmuştur ve bu mevcut mal veya para, kura veya başka talih yöntemleri ile fertler arasında taksim edilir. Mevcut bir malın talih oyunları ile haksız ve eşitsiz bölüşümü kumarı çirkinleştirmiştir. Oysa faizde, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, çıkıp çıkmayacağı veya ne kadar çıkacağı belli olmayan bir maldan taraflardan birine kesin bir miktar tahsis edilmekte, diğer taraf ise bunu ödemekle yükümlü tutularak, kendi hâline bırakılmaktadır. Dolayısıyla, faizin sebep olduğu haksızlık ve eşitsizlik kumardan daha az değildir.</p>
<p align="justify"><strong>Faiz ve Gelir Dağılımı</strong></p>
<p align="justify">Ekonomik açıdan faizin toplum üzerindeki en yıkıcı etkisi, diğer etkileri saklı kalmak üzere, gelir dağılımını onarılmaz bir şekilde bozması ile ortaya çıkmaktadır. Emek, sermaye ve üretim araçları faktörlerinin çeşitli oranlarda bir araya gelmesi ile yürütülen ekonomik faaliyetlerden doğan ürünün veya vukû bulan zararın bu faktörler arasında paylaşımı, gelir adaleti açısından büyük önem taşır. Faizli bir kredi işleminde sermayenin hakkı tesbit edilirken, krediyi kullanacak olan emeğin hakkı askıda bırakılır ve belirsizliğe mahkûm edilir. Sonunda ise, gelir dağılımında eşitsizlik kaçınılmaz hâle gelir.</p>
<p align="justify">Eşitsizlik ve haksızlıkların büyük kavgalara ve sosyal olaylara sebep olduğu ortadadır. İnsan hakları kavramının baş tacı edildiği bir dünyada, böylesine kötü bir gelir bölüşüm sisteminin uygar insanlığa yakıştığı söylenemez. Nitekim ünlü İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes (1883″1946), sıfır faiz haddini uygar toplumlara yakıştırır ve faize karşı kâr/zarar ortaklığını önerir. Bu sebeple, faize bir insanlık problemi olarak bakmalı ve bu sistemin alternatifleri geliştirilmelidir.</p>
<p align="justify">Faiz, hasta ekonomilerin hem bir sebebi ve hem de bir tezahürü olduğuna göre, hastalığın şiddetine göre bunun tezahürü olan faiz oranı da değişecektir. Hastalığı ileri toplumlarda faiz oranı yüksek, nisbeten iyileşmiş olan toplumlarda ise düşüktür. Buna paralel olarak, gelir dağılımı da faiz oranı yükseldikçe kötüleşir, düştükçe gelir dağılımında düzelme görülür. Keynes’in yaklaşımıyla, uygarlık seviyesi ile faiz oranları ters orantılıdır.</p>
<p align="justify">Bununla birlikte, bugün nisbeten sağlıklı ekonomilerde görülen düşük faiz oranları, faizin özünde var olan haksız ve eşitsiz paylaşımı, yani gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmamakta, sadece bir ölçüde hafifletmektedir. Bu, o ülkelerin faiz problemini hâllettiği anlamına gelmez.</p>
<p align="justify"><strong>Faiz ve Türkiye Ekonomisi</strong></p>
<p align="justify">Faiz kıskacı, ülkemizin içinde bulunduğu, toplum ve ekonominin dengelerini sarsan etkenlerden biri hâline gelmiştir. Ülkemizde 1989’da toplanan verginin sadece % 32,3’ü faize giderken, bu oran 2000 yılında % 72,4 olmuştur. 2000 yılının ilk 7 ayındaki vergi gelirleri 14.3 katrilyon, bunun yanında tek başına faiz ödemeleri ise 14.2 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. 2001 yılına gelindiğinde vergi gelirlerinin % 103’ü faize gitmiş, başka bir ifadeyle, vergi gelirleri sadece faiz giderlerini bile karşılamaya yetmemiştir. Rakamın ürkütücülüğü ortadadır. İstanbul Sanayi Odası’nın verilerine baktığımızda, ülkemizdeki 500 büyük sanayi kuruluşunun gelirinin yüzde 85’inin faaliyet dışı gelirler, yani faiz gelirleri olduğu görülmektedir. Böylesi bir ortamda, değil ekonominin sağlıklı yürütülmesi, sosyal ahlâkın bile sağlanması mümkün değildir. Sosyal yapımızda üretmeden tüketen parazit bir yapı oluşmuştur. Ankara Ticaret Odası’nın yaptığı hesaplara göre, Türkiye’nin 20 yılda faize ödediği para 200 milyar doları bulmuştur. Bu para, Türkiye’nin şu an tüm iç ve dış borçlarını kapatacak miktardadır.</p>
<p align="justify"><strong>Sonuç</strong></p>
<p align="justify">Faizli bir işlemde, adına belli bir faiz oranı tesbit edilen sermaye, bu faiz oranı kadar kazancı garantileyerek işe başlamakta ve kazancı da bu faiz oranı ile sınırlanmaktadır. Emek ise, muhtemel bütün riskleriyle birlikte ancak bu faiz oranının üstünde bir kazanç sağladığı takdirde bir gelir elde edebilmekte, faiz oranının altındaki kazanç oranlarında ise zarar etmekte ve çoğu zaman yaşandığı gibi, büyük ihtimalle iflastan kurtulamamaktadır. Faiz, iki tarafıyla da kesen bir bıçak gibi, bazen sermaye sahibini bazen emek sahibini vurur. Faiz esaslı toplum, emek ve sermaye grupları olarak ayrışmaya ve önü alınmaz sürtüşme ve sosyal olayların yaşanmasına adetâ mahkûmdur.</p>
<p align="justify">Sermayenin üretkenliği, ona belli bir oran şeklinde faiz ödenmesinin sebebini açıklamaktan uzaktır. Gelecekte ne olacağının bilinememesine rağmen, sermaye sahibine ödenecek miktarın önceden tespit edilmesi demek olan faiz, kimin kazanacağı belli olmayan kumarı andırmaktadır. Faiz mantığını, ne ahlakî değerler ne de akıl ve sağduyu açısından kabul etmek mümkündür.</p>
<p align="justify">Faiz, ekonomik açıdan, her şeyden önce bir bölüşüm problemidir ve o, bölüşüm yollarından en kötüsüdür. Dolayısıyla çözüm, alternatif âdil bölüşüm sistemleri geliştirmektir.</p>
<p>Tarihin belli bir döneminde faizli işlemlerin ortadan kalktığı veya yok denecek kadar azaldığı Müslüman toplumlarda faize alternatif olarak günün ihtiyacına cevap verecek zenginlik ve çeşitlikte bir üretim teşkilâtı ve finans metotları geliştirilmiştir. Mudârabe, müşâreke, müzâraa, müsâkat, selem, istisna’, cuâle, murâbaha, vadeli satış, kiralama ve çok çeşitli versiyonları ile şirket türleri bunlardan bazılarıdır.<em> (Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 60, Prof. Dr. İsmail Özsoy)</em></p>
<p><a href="http://hikmet.net/bir-faiz-sorusturmasi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak : Hikmet.net</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-faiz-sorusturmasi/">Bir Faiz Soruşturması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir müslüman Neden helal gıda talebinde bulunmalıdir?</title>
		<link>https://hizmetten.com/bir-musluman-neden-helal-gida-talebinde-bulunmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jan 2020 11:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[helal]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=7030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir mü’min, dini gereği helâl gıdayı temin etme ve tüketmekle sorumludur. Zira insanın yiyip içtiklerinin helâl olması gerektiği Kur’ân-ı Kerim’in açık emirlerindendir. Birçok âyet-i kerimede insanın helâl ve temiz rızıklardan&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-musluman-neden-helal-gida-talebinde-bulunmalidir/">Bir müslüman Neden helal gıda talebinde bulunmalıdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir mü’min, dini gereği helâl gıdayı temin etme ve tüketmekle sorumludur. Zira insanın yiyip içtiklerinin helâl olması gerektiği Kur’ân-ı Kerim’in açık emirlerindendir. Birçok âyet-i kerimede insanın helâl ve temiz rızıklardan yemesi emredilmiştir. Misal olması açısından şu âyet-i kerimeleri zikredebiliriz:  <em><i>“Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden helâl hoş olmak şartı ile yeyiniz; Fakat şeytanın peşinden gitmeyiniz. Çünkü o sizin besbelli düşmanınızdır.”1</i></em><em><i> </i></em><em><i>“Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların temiz ve helâlinden yiyiniz.”2</i></em></p>
<p>Ayrıca Ashab-ı Kehf’in anlatıldığı kıssada geçen şu hâdise de konumuz açısından dikkat çekicidir. Dinlerini yaşamak için bir mağaraya çekilen Ashab-ı Kehf, 309 yıl orada kaldıktan sonra uyanırlar. Daha sonra içlerinden birisini kendilerine yiyecek getirmesi için şehre gönderirler. Kur’ân-ı Kerim onların bu durumunu şu ifadelerle anlatır: <em><i>“Şu akçeyi verip içinizden birini şehre gönderin de baksın hangi yiyecek daha hoş ve helâl ise ondan size azık tedarik etsin.”3</i></em><em><i> </i></em>Buna göre onlar, şehre gönderecekleri kimseden kendilerine getirecekleri rızkın “ezkâ” olmasını istemektedirler. Müfessirler, bu kelimeyi tefsir sadedinde, “daha tayyib”, “daha kaliteli”, “daha tatlı”, “daha ucuz”, “daha lezzetli”, “daha çok” gibi mânâlar vermenin yanında bir de “daha helâl” mânâsını zikretmişlerdir. Bütün bu mânâlardan yola çıkarak, herhalde bu âyet-i kerimenin, günümüzde çokça zikredilen helâl ve güvenli gıda talebinin önemine işaret ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Hadis-i şeriflerde de helâl gıdanın araştırılıp elde edilmesinin farz olduğu ifade edilmiştir. Konuyla ilgili Resûl-i Ekrem’den (s.a.s) şöyle bir rivayet gelmiştir: <em><i>“Helâl talebi, farzlar üstü bir farzdır.”4</i></em> Diğer bir rivayet ise şu şekildedir: <em><i>“Helâl talebi, her Müslüman üzerine vaciptir.”5</i></em> Bundan başka Hz. Peygamber: <em><i>“Helâlinden rızık aramak, cihaddır.”6</i></em><em><i> </i></em>sözleriyle helâl rızık peşinde olmanın cihada denk bir amel sayılacağını ifade buyurmuştur.</p>
<p>Konuyla ilgili İbn Mâce’de geçen bir diğer rivayet de şu şekildedir: Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: <em><i>“Ey İnsanlar! Allah’tan korkun (takva dairesine girin) ve (rızık) talebini güzel yapın. Çünkü hiçbir nefis, rızkı konusunda geç kalsa da, onu tamamıyla elde etmeden vefat etmez. O hâlde Allah’tan korkun da helâl olanı alıp haram olanı da bırakmak suretiyle rızık talebini güzel yapın.”7</i></em> Ayrıca Nebiyy-i Ekrem (s.a.s) bir dualarında da: <em><i>“Allahım, helâl nimetlerinle benim gözümü, gönlümü öyle doyur ki harama dönüp bakmayayım.”8</i></em> buyurmak suretiyle duanın yanında ümmetine helâl daireyle iktifa etmenin önemini de talim buyurmuştur.</p>
<p>Hz. Peygamber, Buharî’de geçen bir başka hadis-i şerifte ise: <em><i>“Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak.”9</i></em> buyurmak suretiyle, insanların helâl ve harama dikkat etmeden bir hayat yaşamalarını ahir zaman fitnelerinden birisi olarak göstermiştir. Hz. Peygamber, burada insanların helâl veya haram olduğuna bakmaksızın bir kısım şeyleri almalarını zem makamında zikrettiğine göre, bu rivayette, Müslüman bir kimsenin yiyip içtiği gıdaların helâl olmasına dikkat etmesinin de emredildiğini söylemek mümkündür.</p>
<p>İşte konuyla ilgili âyet ve hadislerden yola çıkan fukaha da helâl talebinin farz-ı ayn olduğuna hükmetmişlerdir. Hatta helâl gıdanın araştırılması için öncelikle helâl ve haramları bilmek gerekeceğinden yola çıkan fukahadan bazıları, hadislerdeki helâl talebiyle, helâl ve haramların neler olduğunu bilmenin kastedildiğini ve bunun farz-ı ayn olduğunu ifade etmişlerdir.10</p>
<p>1- el-Bakara 2/168.</p>
<p>2- el-Bakara 2/172.</p>
<p>3- el-Kehf 18/19.</p>
<p>4- Taberânî, <em><i>el-Mu’cemü’l-kebîr</i></em>, 10/74 (9993).</p>
<p>5- Teberânî, <em><i>el-Mu’cemü’l-evsat</i></em>, 8/274 (8610).</p>
<p>6- Kuzâî, <em><i>Müsnedü’ş-Şihâb</i></em>, 1/83 (32).</p>
<p>7- İbn Mâce, “Ticârât”, 2.</p>
<p>8- Tirmizî, “Daavât”, 111.</p>
<p>9- Buharî, “Büyû”, 7.</p>
<p>10- Büceyrimî, <em><i>Tuhfetu’l-habîb</i></em>, 5/185.</p>
<p><a href="http://hikmet.net/bir-musluman-nicin-helal-gida-talebinde-bulunmalidir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Hikmet.net</strong></a></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/bir-musluman-neden-helal-gida-talebinde-bulunmalidir/">Bir müslüman Neden helal gıda talebinde bulunmalıdir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Problem Çözmede Efendimiz (SAS)</title>
		<link>https://hizmetten.com/problem-cozmede-efendimiz-sas/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jan 2020 09:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hikmet.net]]></category>
		<category><![CDATA[problem cözme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=6810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir liderin en önemli özelliklerinden biri de problem çözücü olmasıdır. Her liderin kendine göre problem çözme metodu vardır. Kimileri ifritten aklıyla, kimileri baskıyla, kimileri ilmiyle, kimileri karizmatik yapısıyla, kimileri de&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/problem-cozmede-efendimiz-sas/">Problem Çözmede Efendimiz (SAS)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="uk-article-title"></h1>
<div class="ssba ssba-wrap">
<p align="justify">Bir liderin en önemli özelliklerinden biri de problem çözücü olmasıdır. Her liderin kendine göre problem çözme metodu vardır. Kimileri ifritten aklıyla, kimileri baskıyla, kimileri ilmiyle, kimileri karizmatik yapısıyla, kimileri de gönüllere hitap ederek bu işi başarmışlardır. Aslında bazıları için bu, bir başarıdan çok bir yıkım olmuştur. Zira baskıyla bir işi hallettiğini zannedenler, yıllar sonra da olsa o baskıların ters teptiğine şahit olsalardı bunun bir çözüm olmadığını anlarlardı.</p>
<div align="justify">
<p>Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, problemleri çözmede hiçbir zaman baskıcı olmamış, Peygamberlik makamını kullanarak insanlara manevi bir sulta kurmamış, aksine onların aklıyla beraber kalplerini de doyurarak en aşılmaz görünen problemleri halletmiştir. Her zaman şefkatle yörüngeli hareket etmiş, hak bildiği yolda sebatını ortaya koymuş ve O’nun kararlılığını görenler, er veya geç insafa gelmişlerdir. Kainatın Efendisi aleyhissalatü vesselam, daima birleştirici ve uzlaştırıcı olmuş, insanların farklı yönlerini kabul etmekle beraber bunları birer kavga vesilesi yapmamış, zihinleri ortak paydalar üzerinde yoğunlaştırarak herkesin bir arada yaşamasını sağlamıştır.</p>
<p>Bunun en çarpıcı misali Medine’de yaşanan hayattır. Efendimiz Medine’yi teşrif buyurdukları sırada, burası bir cadı kazanıydı adeta. Tabiri caizse insanlar birbirini yiyordu. Evs ve Hazrec kabileleri, yüz yılı aşkın bir süredir sürekli savaş halindeydiler. Oturdu önce onları barıştırdı. Ardından bir kardeşlik anlaşması yaparak, Ensar ile Muhacirin’i bire bir kardeş ilan etti. Sonra da Yahudilerle bir araya gelerek, tarihe Medine vesikası diye geçen anlaşmayı imzaladı. Vakıa o zamanlar, en kalabalık nüfus, Arap müşriklerindi. Sonra Yahudiler geliyordu. Sonra da Müslümanlar. Fakat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in stratejisine ve fetanetine bakın ki, en az nüfusa sahip olmasına rağmen, bir araya getirdiği insanlara ortak bir çözüm teklifi sunuyor ve herkesi bu teklif etrafında birleştirmeyi başarıyordu. Böylece kendileri hakem konumunda bulunuyor ve Medine’nin liderliğini eline almış oluyordu. Yıllardır savaşlardan kavgalardan bunalmış Medine halkı da bu liderliğin gölgesinde kendini huzurlu bir hayatın içine salıveriyordu.</p>
<p>Evet, O (sas), kızmadı, şikâyet etmedi, fıtratları reddetmedi, şer tabakadan da olsa insanların varlığını görmezlikten gelmedi, umursamazlığa girmedi. Hele hele ümitsizliğe hiç yenilmedi. Her zaman yapıcı oldu, olaylara müspet baktı. “Neden böyle?” demedi, “böyle bir durum var, bu durumda ne yapabiliriz” diye düşündü ve bu üstün özellikleriyle O, hep bir iş bitirici oldu. Hatta O, peygamberlikten evvel de böyleydi. Herkesin kavganın eşiğine geldiği Hacerü’l Esved’i Kabe’nin duvarına koyma hadisesinde O (sas), yere bir bez serdirmiş, taşı onun üzerine koydurmuş ve herkesin bezin bir ucundan tutarak duvara kaldırmasını sağlamış ve sonra da kendisi bu mübarek taşı alarak yerine koymuştu. Böylece, muhtemel bir kavgayı bir anda engelleyivermişti.</p>
<p>Fakirlikten bîzâr bir sahabiyle karşılaşmıştı. Evinde neyin var diye sordu? Sahabi, bir avuç hurma olduğunu söyledi. Onları getirtti ve bu hurmaları kim alır diye sordu. Birisi müşteri çıktı ve satın aldı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, adama “git ve kazandığın bu parayla ticaret yap” buyurdu. Adam gitti ve bir daha da fakirlikten şikayet etmedi. Problem anında halloluyordu.. hem de kimse incinmeden, mahcup olmadan..</p>
<p><strong>Korktular ve ahiretlerini mahvettiler</strong></p>
<p>İki topluluk kavgaya tutuşmak üzereyken, yanlarına varıp, eski günlerini, yani cahiliye karanlığında nasıl çırpınıp durduklarını hatırlatıyor ve sonra da serfiraz oldukları imanın, tevhid anlayışının ve şu anda yaşadıkları hayatın ne büyük bir nimet olduğunu nazara veriyordu. Bir anda herkes yumuşuyor, çatık kaşların altındaki gözlerden yaşlar boşanmaya başlıyordu. Evet O, seslendiği kalplerin bir anda erimesine vesile oluyor, hitap ettiği akılları çabukça ikna ediyordu. Belki de bu derece etkileyici olmasındandır ki, azılı düşmanları O’nunla yüz yüze görüşmek istemiyorlardı. Zira, tesir altında kalmaktan korkuyorlardı. Korkmasalardı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların ebedi hayatlarını karartan imansızlık problemlerini de çözecekti, fakat heyhat!. İnat, zulüm, makam sevdası, bencillik buna mani oldu. Dünyevi işlerini bu Büyük Fetanete çözdüren bu cahiliye liderleri, ahirete ait problemlerini çözdürmeyi düşünmüyor, düşünemiyorlardı.</p>
<p>Uhud, sarp bir yokuştu. Muvakkat bir sarsıntı yaşanmış ve canlar gırtlağa dayanmıştı. Savaş bittiğinde, 70 kadar şehid ve pek çok yaralı vardı. Efendimiz yaralanmış, o çok sevdiği amcası Hazreti Hamza şehid olmuş ve sahabe arasında adeta bir şok yaşanıyordu. Sanki küçük çapta bir kıyamet kopmuştu. İşte böyle bir anda, Efendimiz moralleri düzeltme ve tekrar motivasyonu sağlama adına, savaşa katılan herkesi düşmanı takibe davet etti. Hiçbir sahabi geri kalmadan bu takibe iştirak etti. Böylece bir diriliş yaşanıyor ve ümitler tazeleniyordu. Bittik dendiği anda yeni bir canlılık ortaya konuyordu. Takipten sonra da Allah Resulü (sas), oturup ashabıyla istişare etti ve kesinlikle geçmişin hesabını sormadı. Herkese yumuşak bir üslup kullandı. Zaten bir musibet yaşanmıştı. Bunların ardından sağa sola kızarak musibeti ikileştirmedi. O’nun bu rahatlatıcı tavrı sayesinde bir sıkıntı daha atlatılmış ve normal hayata dönülmüştü.</p>
<p><strong>Nasıl hareket ediyordu?</strong></p>
<p>Misalleri çoğaltabiliriz. Ancak, biz şimdilik Efendimiz’in problem çözerken öne çıkan bazı özelliklerini sayıp mevzuyu noktalayalım. Meseleleri hallederken Peygamber Efendimiz’in (sas) şu özelliklerine şahid oluyoruz:</p>
<p><strong>1-</strong> Hemen çözülmesi gereken meselelerin dışında acele etmiyordu. Hacerü’l Esved örneğinde olduğu gibi, hemen çözülmesi gereken meseleler vardı. Fakat Medine vesikasında olduğu gibi genelde meseleyi zamana yaymayı tercih ediyordu.</p>
<p><strong>2- </strong>Fıtratları göz önünde bulunduruyordu. Dolayısıyla, birisi için ortaya koyduğu çözümü, bir başkası için aynen kullanmayabiliyordu. İnsanların alışma payını da hesaba katıyordu.</p>
<p><strong>3- </strong>Kabile, aşiret ve millet duygusunu göz ardı etmiyordu. Evs ve Hazrec kabilelerinin her birine savaşlarda ayrı ayrı sancak veriyordu.</p>
<p><strong>4- </strong>İltifatlarla insanları onure etmeyi ihmal etmiyordu.</p>
<p><strong>5-</strong> Her zaman yumuşaklığı tercih ediyordu. Zira kızarak, olumlu bir şeyler yapılamayacağına inanıyordu.</p>
<p><strong>6-</strong> Meşveretin gücünden faydalanıyordu.</p>
<p><strong>7- </strong>Akılları ve kalpleri ikna ederek hareket ediyordu. Zira, gönüllerde yer etmeyen icraatlar sürekli olamazdı.</p>
<p><strong>8- </strong>Kısa zamanda netice bekleme düşüncesine girmiyor, uzun vadeli iş yapıyordu.</p>
<p><strong>9- </strong>Çeşitli kabiliyet ve özelliklerden istifade etmeyi ihmal etmiyordu.</p>
<p><strong>10-</strong> Duayı kesinlikle ihmal etmiyor, her zaman Allah’ın gücüne dayanarak hareket ediyordu.</p>
<p>Problemlerin cahiliye döneminden daha girift hale geldiği şu dönemde, O’nun sünnetine ve rehberliğine ne kadar da muhtacız!</p>
<p><a href="http://hikmet.net/problem-cozmede-efendimiz-sas/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak: Hikmet.com</strong></a></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hizmetten.com/problem-cozmede-efendimiz-sas/">Problem Çözmede Efendimiz (SAS)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
