<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hasret arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hasret/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hasret/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 16 Jul 2023 20:54:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>hasret arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hasret/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yürek Yakan Ayrılıklar &#124; İSMET MACİT</title>
		<link>https://hizmetten.com/yurek-yakan-ayriliklar-ismet-macit/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Macit]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2022 08:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[AYRILIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Macit]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber Efendimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23789</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ey Rabbinin davetine icabet eden babam Ey mekânı Firdevs Cenneti olan babam Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği babam Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam” Hz. Fatıma (r. anha) &#160;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yurek-yakan-ayriliklar-ismet-macit/">Yürek Yakan Ayrılıklar | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Ey Rabbinin davetine icabet eden babam </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Ey mekânı Firdevs Cenneti olan babam </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Ey </em><em>Cebrail’in ölüm haberini getirdiği babam </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam” </em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Hz. Fatıma (r. anha) </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kıyamete kadar gelecek evliyanın anası Hz. Fatıma’nın ne zaman doğduğu ile ilgili farklı rivayetler olsa da Kabe’nin inşa edildiği yılda, 4 kız kardeşin en küçüğü olarak babasının evini şenlendirmişti. O, dünyayı şereflendirdiğinde Babası (sav) 35 yaşında idi.</p>
<p>Ümmü Ebiha (babasının annesi) dediler ona. Babasını bir anne gibi sever, üzerine titrerdi. Efendimiz (sav) bir gün ona ‘anacığım’ demiş, o günden itibaren ‘babasının annesi’ diye anılmıştı. Babasına o kadar benzerdi ki; babası gibi yürür, babası gibi konuşur, babası gibi oturur kalkardı.</p>
<p>Babasının vefatına o kadar üzüldü ki adeta hayattayken Onunla (sav) kabre girdi. Sevgili babacığından ayrıldığı günden sonra hiç gülmedi. Kabr-i şerîfini ilk ziyaret eden Hz. Fatıma oldu. Gözyaşları içerisinde mezara bakarak bir süre öylece kalakaldı. Sonra sevgili eşi ve ‘amcamın oğlu’ diyerek hitap ettiği Hz. Ali’ye dönerek, “Allah’ın Resulü’nün üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl razı oldu?” dedi. O da biliyordu babasının bir fani olduğunu; ama yüreğindeki sevgi ve muhabbet ona bu şairane sözleri söyletmişti.</p>
<p>Yüreğinin yanıklığını ve bir kızın babasına olan hasretini isyana varmayan ağıtlarıyla şöyle dile getirmişti:</p>
<p><em>Babam!<br />
Ey Rabbinin davetine icabet eden babam! </em></p>
<p><em>Ey Mekanı Firdevs Cenneti olan babam! </em></p>
<p><em>Ey Cebrail’in ölüm haberini getirdiği babam! </em></p>
<p><em>Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam! </em></p>
<p><em>Ey makamı Firdevs Cennetinde olan babam! </em></p>
<p><em>Ey Rabbinin davetine icabet eden babam! </em></p>
<p><em>Ey vefatı bize Cebrail’ce haber verilen babam! </em></p>
<p><em>Gökyüzünün ufukları tozlandı. </em></p>
<p><em>Güneş dürülüp ışığını kaybetti. </em></p>
<p><em>Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü. </em></p>
<p><em>Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ızdtıraptan dolayı bir kum yığını hâline geldi. </em></p>
<p><em>Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın! </em></p>
<p><em>Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın! </em></p>
<p><em>Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın! </em></p>
<p><em>Ey peygamberler hâtemi olan babam, </em></p>
<p><em>Furkan’ı indiren sana getirdi salât ve selam!</em></p>
<p><em>Ahmed’in toprağını koklayanın hâli ne mi olur? </em></p>
<p><em>Ömür boyu güzel koku koklamamak! </em></p>
<p><em>Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki, onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki!</em><em>”</em></p>
<p>Hasreti uzun sürmedi ve hicretin birinci yılında babasına kavuştu.</p>
<p>Hz. Fatıma (r. anha) annemiz babasına kavuştuğunda geride gözü yaşlı sevgili kocası Hz. Ali ve beş çocuk bıraktı. Kendisi de 27 yaşlarındaydı.</p>
<p>Yüzyıllar sonra Hz. Fatıma (r. anha) annemizin ayrılık acısı bu asırda gelip yeniden serildi babalarla kızlarının arasına. Yolu gözlenen babalar, baba ve annesinin elbiselerine sarılarak yatan evlatlar, evlatlarının hasretini gözyaşları ile sulayan anneler babalar&#8230;</p>
<p>Her ayrılık zordur, kanatır yürekleri. Ama babanın kızından ayrılması ayrı bir zordur. Çanakkale yıllarında cepheye giden ve geriye dönemeyen şehit askerlerin kalan emanetleri akrabalarına ulaştırıl- mak için toplanırken, onlar arasında kutsal bir emanet gibi mendillere sarılmış ipek misal saçlar bulunmuştu. Kızlarının saçlarıydı bunlar. O gün hasret giderecekleri bir araç yoktu, cepheye giderken kızlarının saçlarından bir parça kesiyor ve belki hasret kokan akşamlarda kızının saçlarını koklaya koklaya, kokusunu içlerine çeke çeke hasret gideriyorlardı.</p>
<p>Babasının kabrini koklayarak hasret gideren Hz. Fatıma (r. anha) annemiz&#8230; Kızlarının saçlarını koklayarak ayrılık acısını dindiren gaziler, şehitler&#8230; Ve şimdilerde aralarına giren binlerce kilometre mesafeyi dualarla ve sabırla aşmaya çalışan son devrin mazlumları&#8230;</p>
<p>Rabbim, dindir hasret acılarını, acının her türlüsünü tatmış Hz. Fatıma annemizin hatırına&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yurek-yakan-ayriliklar-ismet-macit/">Yürek Yakan Ayrılıklar | İSMET MACİT</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeb-i yelda ve bir yolculuk hikayesi..</title>
		<link>https://hizmetten.com/seb-i-yelda-ve-bir-yolculuk-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Dec 2021 08:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hasret]]></category>
		<category><![CDATA[Şemsinur Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[Yolculuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=23647</guid>

					<description><![CDATA[<p>ŞEMSİNUR ÖZDEMİR Yılın en uzun gecesi şeb-i yelda. 21 Aralık’ı 22’ye bağlayan gece.. Hakikatte benim de ömrümün en uzun gecelerinden biriydi 2 yıl önce. Herhalde hiç uyumamışımdır, çünkü sabah gün&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seb-i-yelda-ve-bir-yolculuk-hikayesi/">Şeb-i yelda ve bir yolculuk hikayesi..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ŞEMSİNUR ÖZDEMİR<br />
</strong></p>
<p>Yılın en uzun gecesi şeb-i yelda. 21 Aralık’ı 22’ye bağlayan gece.. Hakikatte benim de ömrümün en uzun gecelerinden biriydi 2 yıl önce. Herhalde hiç uyumamışımdır, çünkü sabah gün doğmadan akıbeti belirsiz bir yola çıkacaktım 3 çocuğumla birlikte.. Hem eşyaların son kontrolleri, hem yolculuğun üzüntüsü ve heyecanı uyutmamıştı..</p>
<p>Yola niyet etmiştim ama, sonunda nereye varacağımdan emin değildim. Günün sonunda ya bambaşka bir ülkede özgür bir muhacir, ya da karanlık bir zindanda mazlum olmak vardı. Yıllardır yaşadığımız sıkıntılar üzerine “Öz vatanında garip, öz yurdunda parya” muamelesi gördüğümüz kendi ülkemizden ayrılmak için ailece bir karar vermiş, kaderin bize açtığı her türlü ihtimale razı olarak yola çıkıyorduk.</p>
<p>Hz. Resulullah’ın hicret yolculuğuna çıkarken Mekke’ye son bir kez bakıp “Beni buna mecbur etmeselerdi senden ayrılmazdım” dediği gibi son kez bakıyordum vatanımın yollarına, dağlarına, semalarına..</p>
<p>O günün 22 Aralık gibi manidar bir tarih olduğunu çok sonraları fark ettim. Doğrusu o günlerde bunun duygusallığını yaşayacak ruh halinde değildim.</p>
<p>Öğlen vakti, İstanbul’da havaalanındayız. Günün ilk ışıklarıyla İzmir’den gelmiş, aktarma yapacağımız uçağı bekliyoruz. Ailemden bizi uğurlamaya gelen 3 kişinin haricinde kimsenin haberi yok bu yolculuktan. Eğer olumsuz bir şey olur da gidemezsek sessiz sedasız eve dönelim, çocuklar da yıpranmasın, diyorum. Hatta çocuklar bile tam olarak nereye, neden ve niye şimdi gittiğimizi bilmiyor. Bu yaşta her şeyi bilmeleri gerekmiyor, diyorum. Gidince anlatırım. Şimdi boş yere o küçük masum kalpleri korkuyla, endişeyle dolmasın..</p>
<p>Bir taraftan 3 yıl önce aynı yerde aynı günlerde yaşadığım hayal kırıklığını hatırlıyorum. Çocuklarımın babası aylardır Silivri’de tutukluydu. Beni de alırlarsa hem babasız hem annesiz kalacaklardı. Bu korku ve endişelerle en kısa zamanda vizesiz bir ülkeye gitmeyi planlamış, biletlerimizi alıp yola çıkmak için buraya gelmiştik. Eşi tutuklu olan kadınların da pasaportlarının iptal edildiğini duymuştum ama kesin bir şey yoktu. Bundan emin olmanın tek imkanı bir şekilde yola çıkmaktı. İki sene devam eden Olağanüstü Hal öyle hukuksuz, karanlık bir dönemdi ki, gidip pasaportumun durumunu sormam bile tutuklanma sebebi olabilirdi. Eğer bu yolla çıkmayı denemezsem ve başıma bir şey gelirse hayatım boyunca ‘keşke deneseydim, belki gidebilirdim’ diyecektim.</p>
<p>2016 Aralık ayının ilk haftasıydı. Eşimle açık görüş yapmış, belki son kez olduğunu düşünerek sarılmış, çocuklar farkında olmasa da vedalaşmıştık aslında. Ve o gün çocuklara eve uçakla döneceğimizi söylemiştim. Eğer uçakta bir sorun olursa, ki bu her zaman mümkündü, o durumda yine otobüsle dönecektik bir gün sonra. İkizlerimiz henüz 6 yaşındaydı ve eğer gidemezsek üzülmelerini, dahası başkalarına anlatmalarını istemiyordum. 12 yaşındaki büyük oğlumuz ise olan bitenlerin farkında, yaşından önce olgunlaşmış, yolda izde annesine yardımcı, kardeşlerine göz kulak olan bir delikanlıydı artık.</p>
<p>O gün işte yine bu havaalanında pasaport kontrolünden geçmeyi beklerken, pasaportumun ‘iptal’ edildiği söylenerek özgürlüğe gidişimiz engellendi. Çocuklar bavullarla bir kenarda beklerken gözaltına alındım. Karakola götürüldüm, bana saatlerce sürmüş gibi gelen bir vakit bekletildim. O nezarette ettiğim duaları, hissettiğim o çaresizliği, Yunus peygamberin balığın karnında yaşadığı o iç içe geçmiş karanlıkları duyuşumu asla unutamam. Ardından sorgu faslı başladı. Sorular.. sorular.. Nihayetinde Rabbimin inayetiyle pasaportuma el konularak serbest bırakılışım, hüzün ve sevinç arasında karmaşık duygularla eve dönüşüm ve sonrasındaki her an kapıya geleceklerinin endişesiyle geçen yıllar.. (o dönem ayrıca anlatılmalı belki..)</p>
<p>İşte aynı yerde yine benzer bir yolculuk için bekliyoruz. Ne tuhaf, orada en sevdiklerimle belki son kez birlikte oturmuşken bazen havadan sudan ordan burdan konuşuyoruz, az sonra ayrılacağımızı bilmiyormuş gibi. Birbirimize hatırlatmak istemiyoruz olabilecek zorlukları. Gözlerimiz dolu dolu ama akmasınlar diye tutuyoruz kendimizi. Çocukları doyuruyoruz bir taraftan.. pahalı da olsa ne isterlerse alıyoruz, belki bu son görüşmedir, Allah bilir..</p>
<p>Nihayet veda vakti.. son kez el öpmeler, sarılmalar, Allah’a emanet etme’ler.. Pasaport kontrolü için sıradayız. Dilimde Yasin-i Şerif’in 9. Ayeti “ve cealna min beyni eydihim sedden..” Ya Rabbi Resulünü Mekke’deki o katil sürüsünün tuzağından kurtardığın gibi bizi de selamete çıkar.. Pasaportları kabindeki memura veriyorum. Açıp bakarken kalbim yerinden fırlayacak. Bir memurun tek kelimesi ile her şey değişebilir. Ya Müfettihel ebvab..! Hayırlısıyla aç kapılarımızı Allah’ım..!</p>
<p>“Hanımefendi geç kalmışsınız” diyor memur. Ne için, diyorum, sesimi normal tutmaya çalışarak. Hayatta cevabını duymaktan en çok korktuğum soru bu belki de.. “Uçağa binmek için” diyor, “Kalkmasına az kalmış da..” Hay Allah, öyle mi, hemen gidiyoruz, hadi çocuklar acele edin.. Mühürleyip uzattığı pasaportları alıp iç kısma geçiyoruz.</p>
<p>Allah’ım şükürler olsun.. Gidiyoruz..  Çocukları öpüyorum tek tek.. Allahım şükürler olsun.. “Anne neden bu kadar seviniyorsun?” ikizlerden biri soruyor.. Ah oğlum, bir bilsen bu ânın kıymetini.. gidince her şeyi anlatacağım size..</p>
<p>Ve kapıların gerisinde dualarla, göz yaşlarıyla el sallayan sevdiklerime bakıyorum, hem hasretle hem sevinçle.. Tekrar vedalaşıyoruz uzaktan uzağa..</p>
<p>Şeb-i yelda’nın ardından, gecenin kısalmaya günlerin uzamaya başladığı o gün, biz de arkamızda yıllarca süren bir geceyi bırakıp aydınlık olmasını umut ettiğimiz bir geleceğe ilk adımı atıyorduk. Kendi ülkemizdeki karanlık, boğucu, her dem korku dolu iklimden sonra, özgürce yaşayacağımız bir geleceğin umut kırıntısına ulaşmak bile çok değerliydi.</p>
<p>22 Aralık yeni bir hayata attığımız ilk adımın tarihiydi. O yüzden, ne kadar kaygılı, korkulu olsa da sonrasında gelen ferahlık ile ailemiz için önemli bir dönüm noktası..</p>
<p>22 Aralık muhacirliğimin ilk günü.. Yeni bir hayata doğum günüm.. Ömrüm oldukça, ayrılığın acısıyla özgürlüğün sevincini birlikte yaşayan kalbimin heyecandan duracak gibi çarptığı o anları, o günü, o mekanı unutmayacağım..</p>
<p>Elbette sonrasında da imtihanlar yaşadık, çünkü dünya böyle bir yer. Şeb-i yelda’dan sonra günler uzamaya başlasa da yine bir müddet gecelerden daha kısadır, değil mi? Fakat Rabbimden haya ederim, kendi ülkemdeki baskı ve korku ikliminden kurtulduktan sonra yaşadıklarımıza sıkıntı demeye. Çünkü bu dünyada her şeyden önce asıl olan “hürriyet”tir. Üstad Bediüzzaman’ın “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” sözünün hakikatini iliklerimize kadar duyduktan sonra, ayağımıza değen çakıl taşlarının ne hükmü olur?</p>
<p>Geride bıraktığım yeri ve orada hâlâ devam eden karanlığı, bir çıkış yolu bulmak için bekleyen mazlum, masum insanlarımızı, anneleri, çocukları, zindanlardaki Yusuf yüzlüleri asla unutmadım, bu mümkün değil. Rabbimden her an dileğim, duam o ki, özgürlüğümün, muhacirliğimin ve ‘dışarıda’ olmanın hakkını vermeyi nasip etsin. Ve elbette, sıkıntıda, darda, zor şartlar altında bir ferahlık bekleyen herkese bir an önce hayırlı kapılar açsın. Rabbim topyekûn insanlığın karanlık günlerini nihayete erdirip aydınlık günlerini başlatsın.</p>
<p>(Not: Bunları yaşadıklarımızı unutmamak ve paylaşarak kayda geçirmenin gereğine inandığım için yazdım. Şahıs olarak önemli biri olmasam da, bu devirde yapılan zulümlerin, yaşatılan travmaların anlatılması, yazılması, tarihe not düşülmesi de bir vazifedir. Lütfen sizler de yaşadığınız her türlü hak ihlalini, yolculuklarınızı, duygularınızı vb yazın, anlatın, paylaşın. Eğer biz kendi tarihimizi bütün hakikatleriyle yazmazsak, başkaları onu kendi istedikleri gibi yazacaktır.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/seb-i-yelda-ve-bir-yolculuk-hikayesi/">Şeb-i yelda ve bir yolculuk hikayesi..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
