<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hakikat arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/hakikat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/hakikat/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Sep 2025 10:49:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>hakikat arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/hakikat/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cuma Hutbesi &#124; Hâl Dili ve Gönül Şivesiyle Hakikatlere Tercüman Olma</title>
		<link>https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hal-dili-ve-gonul-sivesiyle-hakikatlere-tercuman-olma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 10:49:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cuma Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[cumahutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[Haldili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=45163</guid>

					<description><![CDATA[<p>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ “Kim izzet&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hal-dili-ve-gonul-sivesiyle-hakikatlere-tercuman-olma/">Cuma Hutbesi | Hâl Dili ve Gönül Şivesiyle Hakikatlere Tercüman Olma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DERLEYEN: ERDEMLİLER YOLU AKADEMİ</strong></p>
<p style="text-align: center;">مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُولَئِكَ هُوَ يَبُورُ</p>
<p><span class="s2">“</span><span class="s2">Kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet </span><span class="s2">tamamiyle</span><span class="s2"> Allah’ındır.</span></p>
<p class="s6"><span class="s2">Güzel ve temiz sözler O’na yükselir. Amel-i </span><span class="s2">salihi</span><span class="s2">, güzel ve makbul işi de Allah yükseltir.</span></p>
<p class="s6"><span class="s2">Kötü işleri gizlice tasarlayıp kuranlara şiddetli azap vardır.</span><span class="s2">Onların kurdukları bütün tuzaklar mahvolur.</span><span class="s2">”</span> <span class="s8">(</span><span class="s8">Fatır</span><span class="s8">, 10)</span></p>
<p class="s10" style="text-align: center;"><span class="s9">مَنْ أَخْلَصَ </span><span class="s9">لِلّهِ  </span><span class="s9">العبادةَ </span><span class="s9">أَرْبَعِينَ</span><span class="s9"> صَباحًا ظَهَرَتْ يَنابيعُ الحِكْمَةِ </span><span class="s9">مِنْ قَلْبِهِ عَلَى لِسَانِهِ</span><span class="s9">ِ</span></p>
<p class="s13"><span class="s11">Rasûl-ü Ekrem (</span><span class="s11">sallallahü</span><span class="s11"> aleyhi ve sellem) </span><span class="s11">Efendimiz </span><span class="s11">mealen şöyle buyurmuştur: “Kim sadece Allah rızası için</span><span class="s11">,</span><span class="s11"> kırk gün sabah namazını (cemaatle) kılarsa kalbinden lisanına hikmet pınarları akmaya başlar.”</span> <span class="s8">(</span><span class="s8">Müsnedüş</span><span class="s8">&#8211; </span><span class="s8">Şihab</span><span class="s8">, 1/285)</span></p>
<p class="s16"><span class="s14">Muhterem Müslümanlar</span><span class="s15">! Hutbemiz, “</span><span class="s14">Hâl Dili </span><span class="s14">v</span><span class="s14">e Gönül </span><span class="s14">Şivesiyle Hakikatlere</span><span class="s14"> Tercüman Olma</span><span class="s15">” hakkında olacaktır.</span></p>
<p class="s20"><span class="s15">İslam’da esas olan ameldir, davranıştır. İnsanlara tesir eden husus da hâldir, tavırlardır. </span><span class="s15"> </span><span class="s14">Efendimiz (s.a.s),</span><span class="s15"> insanları Allah’a kulluğa davet ederken</span><span class="s15">,</span><span class="s15"> her zaman </span><span class="s14">en güzel kulluğu</span><span class="s15"> kendisi temsil etmiştir.</span> <span class="s18">O, dediklerini ve söylediklerini öyle temsil ediyordu ki, O’na bakan bir insan, başka hiçbir delile ihtiyaç duymadan Cenâb-ı Hakk’ın varlığına kanaat getirirdi. Hatta çok defa sadece O’nu görmek, O’nun peygamberliğini kabul etmeye yetiyordu. O’nun her hali </span><span class="s18">uhrevîlik</span><span class="s18"> adına öyle büyüleyici idi ki</span><span class="s18">,</span><span class="s18"> Abdullah b. Selam gibi bir Yahudi âlimi, sadece bir kere O’nu görmekle: </span><span class="s19">“Bu simada yalan yok, bu simanın sahibi ancak Resulullah olabilir” </span><span class="s18">diyerek iman etmişti.</span></p>
<p class="s20"><span class="s15">Gönüllere girmenin, başkalarına müessir olmanın ve kalplere taht kurmanın tek şartı, Allah </span><span class="s15">Resûlü’nün</span><span class="s15"> yaptığı gibi, </span><span class="s14">söylenen her şeyi evvela, söyleyenin kendisinin yaşamış olmasıdır.</span></p>
<p class="s24"><span class="s14">Hz.  İsa’nın </span><span class="s18">Aleyhisselam</span><span class="s14"> on</span><span class="s14"> bir havarisinin,</span><span class="s15"> bütün dünyada etkili olmalarındaki </span><span class="s14">sır;</span><span class="s15"> hallerindeki inandırıcılıkları ve samimiyetleridir. </span><span class="s14">Sahabe efendilerimizin</span><span class="s15"> k</span><span class="s15">ı</span><span class="s15">sa zamanda</span><span class="s15">, </span><span class="s15">gittikleri her yerde hüsn-ü kabul görmelerinin en önemli sebebi</span><span class="s15">,</span> <span class="s14">mümince tavırlarıdır.</span></p>
<p class="s24"><span class="s15">Hazreti İsa’nın havarileri de </span><span class="s15">Ashâb</span><span class="s15">-ı </span><span class="s15">Kirâm</span><span class="s15"> efendilerimiz </span><span class="s15">değişik milletlerle temasa geçtikleri ve onlara hakkı, hakikati anlattıkları dönemlerde o milletlerin dillerini bilmiyorlardı, onların kültürlerine de yabancıydılar. Fakat, hâl, tavır ve davranışlarıyla, hakikatleri anlatmaya muvaffak oldular. </span></p>
<p class="s24"><span class="s14">Müminler</span><span class="s14">de;</span><span class="s15"> çok samimi ve yürekten inanmalı, </span><span class="s15">Cenâb-ı </span><span class="s15">Hakk&#8217;ı her an görüyor gibi bir tavır ortaya koymalı ve O&#8217;nun tarafından görülüyor olmanın </span><span class="s15">mehâbetini</span><span class="s15"> üzerlerinde taşımalı. </span><span class="s15">Sonradan gelen nesiller de önlerinde gönülden inanmış, inancını hal ve tavırlarına içirmiş, ciddi insanlar görmeli.</span> <span class="s25">Hakiki bir müminin</span> <span class="s22">bir şeyler anlatmaya, muhatabını ikna etmeye</span><span class="s22">;</span><span class="s22">  hali, tavrı konuşması, bakışı, duruşu yetmeli. </span></p>
<p class="s24"><span class="s14">Canlılığın asıl merkezi, insanın içidir, gönlüdür ve iç derinlikleridir. </span><span class="s15">Bunlar dışa aksedince, saatin iç dinamiklerinin </span><span class="s14">akrebi ve yelkovanı</span><span class="s15"> harekete geçirdiği gibi kendilerini </span><span class="s15">dışarıda </span><span class="s15">hissettirir.</span><span class="s15"> Şayet biz gönlümüzden nebeân eden hikmet pınarlarıyla dilimizi besliyor ve O&#8217;ndan gelen mevhibeleri seslendiriyorsak, o zaman dilimizden hep doğru sözler dökülür. Bu açıdan, söylediğimiz sözlerinde ötede bir hesabı da olmaz. </span><span class="s15">Artık dilimiz</span><span class="s15">bir gönül dili olmuştur ve beyanımız gerçek berekete ulaşmıştır. </span></p>
<p class="s23"><span class="s15">Gönül dilimiz güçlenip</span><span class="s15">;</span><span class="s15"> şuurumuzu, idrakimizi ve irademizi tesir altına alınca, sözlerimiz bütünüyle ötelerin sesi-soluğu olmaya başlar. Böylece dilimiz gönül dili, şivemiz hal şivesi haline gelir</span><span class="s15">.</span><span class="s15">Zaten, insanlara tesir eden de işte böyle bir gönül dili ve hal şivesidir. </span><span class="s15">G</span><span class="s15">önlü</span><span class="s15">m</span><span class="s15">üze</span> <span class="s15">akan manalar önce </span><span class="s15">b</span><span class="s15">ize tesir ed</span><span class="s15">e</span><span class="s15">r ve kalbi</span><span class="s15">m</span><span class="s15">izi haşyetle doldurur. Kalbinde haşyet olanın</span><span class="s15">,</span><span class="s15"> tavır ve davranışlarında da haşyet olur. Bu şekilde iç-dış bütünlüğünü yakalayan bir insan, diliyle olduğu gibi haliyle de hak ve hakikate tercümanl</span><span class="s15">ı</span><span class="s15">k eder</span><span class="s15">,</span><span class="s15"> görenlere Allah&#8217;ı hatırlatır. </span></p>
<p class="s23"><span class="s15">Bir gün </span><span class="s15">Rasûlullah</span><span class="s15"> (s</span><span class="s15">.</span><span class="s15">a</span><span class="s15">.s</span><span class="s15">): Size en hayırlınızı bi</span><span class="s15">l</span><span class="s15">direyim mi? “ diye sordu. Ashab-ı Kiram: Evet bildiriniz ey Allah’ın </span><span class="s15">Rasûlü</span><span class="s15">! dediler. Peygamber Efendimiz (sav): </span><span class="s14">“Sizin en hayırlılarınız, görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatan kimselerdir!”</span><span class="s15"> buyurdu.</span> <span class="s26">(Ahmed, VI, 409; İbn-i Mâce, Zühd, 4)</span></p>
<p class="s23"><span class="s15">Gönlünden diline hikmet pınarları akmaya başlayan bir insan, o güne kadar kimsenin dikkatini çekmeyen incelikleri görür, başkalarının sezemediği hakikatleri dile getirir ve kimsenin söylemediği sözleri söyler. Dilinden öyle hikmet damlaları dökülür ki, her sözü hiç ummadığı şekilde bir insanın derdine derman olur.</span></p>
<p class="s23"><span class="s15">İslâm dünyasının eksiği</span><span class="s15">;</span> <span class="s14">ilim</span><span class="s14">,</span><span class="s14">  teknoloji, zenginlik değildir</span><span class="s15">. Bunların hepsinin kendilerine göre birer tesiri vardır; fakat</span> <span class="s14">asıl müessir</span><span class="s15"> diyebileceğim</span><span class="s15">iz</span><span class="s15"> bir şey varsa, </span><span class="s14">o da haldir, keyfiyet derinliğidir,</span><span class="s15"> engin bir gönül dünyasının oturuşa kalkışa, yürüyüşe duruşa yön vermesidir.</span></p>
<p class="s31"><span class="s15">Burada </span><span class="s15">dikkatlerimizden kaçmaması gereken ö</span><span class="s15">nemli bir hususta; Allah (cc), </span><span class="s14">“Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemek, Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir.”</span><span class="s15"> buyurmaktadır. </span><span class="s26">(</span><span class="s26">Saff</span><span class="s26">, 2-3)</span></p>
<p class="s32"><span class="s14">Yanlış anlaşılmasın,</span><span class="s15"> ayet-i kerime, </span><span class="s15">zemm</span><span class="s15"> makamında </span><span class="s14">“niye-niçin”</span><span class="s15"> diyerek sorgularken, “Sakın yaşamadıklarınızı anlatmayın” demiyor. </span><span class="s14">“Madem söylüyorsunuz, Hakk’a tercüman oluyorsunuz, davranışlarınız neden O’na tercüman değil?</span><span class="s15"> Bir şeyi söyleyip de yapmamak, Allah indinde gazaba vesile olacak davranıştır.” diyor. </span><span class="s14">Anlattıklarını uygulamayan bir kimsenin hiç konuşmamasını değil,</span> <span class="s14">konuşanın, anlattığı hususları uygulama azmi içinde olmasının lüzumunu</span><span class="s15"> ifade ediyor. </span><span class="s14">Zira yaşamak ayrı anlatmak da ayrı birer ibadettir.</span><span class="s15">İkisini birden yapmayan iki günah, birini yapmayan da bir günahla kendini tesirsizliğe </span><span class="s15">mahkûm</span><span class="s15"> etmiş olur.</span></p>
<p class="s32"><span class="s14">Aziz Müminler</span><span class="s14">!</span></p>
<p class="s32"><span class="s15">Dünyayı düzeltmeye kalkanlar, önce kendilerini düzeltmelidirler. Evet, </span><span class="s14">önce içlerini kinden, nefretten, kıskançlıktan, dışlarını da her türlü uygunsuz davranışlardan temiz tutmalıdırlar ki, çevrelerine misal teşkil edebilsinler. </span><span class="s15">Kendi içini kontrol edememiş, nefsiyle savaşamamış, duygu âlemini fethedememiş kimselerin etrafa sunacakları mesajlar, ne kadar parlak olursa olsun, ruhlarda heyecan uyaramayacak, uyarsa da sürekli tesir bırakamayacaktır.</span></p>
<p class="s32"><span class="s14">İlim ayrı şey, onu yaşayıp hissetmek ve hissederek anlatmak ayrı şeydir. </span><span class="s15">Birisine, gözyaşı dökmenin lüzumunu mu anlatmak istiyoruz; evvela, gece kalkıp kendi seccade</span><span class="s15">m</span><span class="s15">izi ıslatıncaya kadar ağlamalıyız. İşte o zaman o gecenin gündüzünde ettiğimiz sözler bizi de hayrete sevk edecek şekilde müessir olacaktır.</span></p>
<p class="s32"><span class="s25">&#8220;Yaşadığını anlatmak, anlattığını da mutlaka yaşamak&#8221;</span><span class="s22"> bir </span><span class="s22">mü’minin</span><span class="s22"> en</span><span class="s22"> önemli prensiplerinden biri olmalıdır. </span><span class="s22">S</span><span class="s22">amimî</span><span class="s22">olmayan söz ve davranışlara Allah (</span><span class="s22">c.c</span><span class="s22">) </span><span class="s22">yümün</span><span class="s22">, bereket ve tesir lütfetmez.</span><span class="s22"> V</span><span class="s22">icdan</span> <span class="s22">mekanizmasına mâl </span><span class="s22">edilememiş gönül</span><span class="s22">diliyle </span><span class="s22">seslendirilememiş ve hal şivesiyle renklendirilememiş bütün söz ve </span><span class="s22">beyânlar</span><span class="s22"> ne kadar yaldızlı olsalar da yine de ruhlar üzerinde kalıcı tesir icra edemezler. </span><span class="s22">Allah, kendisine yönlendirmenin şifreli anahtarını </span><span class="s25">gönül diline ve hâl şivesine armağan etmiştir.</span></p>
<p class="s34"><span class="s25">Netice-i kelam;</span> <span class="s22">dinimizde </span><span class="s25">“olma”</span><span class="s22"> önemlidir, görünme değil; </span><span class="s25">yaşama ve tatbik etme</span> <span class="s22">önemlidir,</span><span class="s22"> söyleme ve telkin değil.</span><span class="s15">&#8220;</span><span class="s14">Kulaklar doydu gözler aç</span><span class="s15">. </span><span class="s15">Biz </span><span class="s15">Kur’an’a muhtaç</span><span class="s15"> olduğumuz kadar, Kur&#8217;an da kendisini ifade etme adına, </span><span class="s14">samimi ve</span> <span class="s14">gönlü </span><span class="s14">Kur´anlaşmış</span><span class="s15"> insanlara muhtaç.&#8221;</span></p>
<p class="s34"><span class="s14">Cenab-ı Hak</span><span class="s15">, </span><span class="s15">sözlerimize bereket</span><span class="s15"> ve isabet lütfetsin, her cümlemizi birinin derdine derman kılsın.</span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/09/Cuma-Hutbesi-Hal-Dili-ve-Gonul-Sivesiyle-Hakikatlere-Tercuman-Olma.docx">Cuma Hutbesi | Hâl Dili ve Gönül Şivesiyle Hakikatlere Tercüman Olma</a>   WORD</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2025/09/Cuma-Hutbesi-Hal-Dili-ve-Gonul-Sivesiyle-Hakikatlere-Tercuman-Olma.pdf">Cuma Hutbesi | Hâl Dili ve Gönül Şivesiyle Hakikatlere Tercüman Olma</a>     PDF</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/cuma-hutbesi-hal-dili-ve-gonul-sivesiyle-hakikatlere-tercuman-olma/">Cuma Hutbesi | Hâl Dili ve Gönül Şivesiyle Hakikatlere Tercüman Olma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Aşkı</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakikat-aski/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2021 06:00:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir şeyin aslı, esası demek olan hakikat, görülen, duyulan ve akledilip kavrananın ötesinde neyin ne olduğunun, ne ifade ettiğinin ve neyi gösterdiğinin apaçık bilinmesi demektir. İnsan, kâinat ve eşyânın, aslı,&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-aski/">Hakikat Aşkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şeyin aslı, esası demek olan hakikat, görülen, duyulan ve akledilip kavrananın ötesinde neyin ne olduğunun, ne ifade ettiğinin ve neyi gösterdiğinin apaçık bilinmesi demektir. İnsan, kâinat ve eşyânın, aslı, esası nedir? Bunlar hem teker teker hem de hepsi birden ne ifade ederler; atomlardan nebulolara, insanın en küçük parçacıklarından maddî-mânevî derinliklerine kadar bütün bir varlık ve ondaki nizam, ahenk, güzellik ve hikmet arkasında acaba neler var? Bütün bu gerçekler, rastlantılara verilemeyeceğine göre, mutlaka zerreden seyyârâta her şeyin dayandığı/dayanacağı bir hakikat olmalıdır. Her şeyin gidip istinad ettiği böyle bir hakikat vardır ve onun kendine has evsâfıyla tanınması da her insan için bir vecibedir. İşte böyle bir vecibeyi derin bir iştiyak ve alâka ile takip etmeye &#8220;hakikat aşkı&#8221; denir.</p>
<p>Topyekün varlık, eşyâ ve hâdiseleri hallaç ederek her nesnenin özüne, esasına, mahiyetine muttali olma hissi, heyecanı, cehdi, gayreti ve tutkusu da diyebileceğimiz böyle bir aşk, Hakikatler Hakikati&#8217;ne ulaşmanın da en emin yoludur. İnsanın ruh dünyasında böyle bir heyecan ve arzunun uyarılması ve onda her varlığın arkasındaki mânâyı anlama his, merak ve düşüncesinin harekete geçirilmesi; geçirilip azm u iradenin şahlandırılması, hakikat aşkı adına ilk mırıldanışlar ve ilk kıpırdanışlardır. Onun, âfâk ve enfüsü tam bir ibadet neşvesi ve ciddiyetiyle okuyup değerlendirmesi, yeni ilmî gelişmeler ve farklılaşan bakış zaviyeleri açısından varlık ve hâdiseleri bir kez daha gözden geçirmesi, bunları yaparken de karşılaştığı bütün sıkıntılara katlanması; kararlı tavırları, beyin sancısı; bir kısım muğlak ve mudil meselelerle yüz yüze geldiğinde ye&#8217;se düşmemesi, panik yaşamaması ve ne olursa olsun hakikate ulaşmayı hayatının gayesi bilmesi ise bu konuda olmazsa olmaz esaslardandır.</p>
<p>Böyle bir yolda yürümeyi; varlık ve hâdiseleri, her şeyin önünü arkasını düşünüp değerlendirme mânâsına &#8220;tedebbür&#8221;, her zaman beyin fırtınası ölçüsünde mürekkep düşünme de diyebileceğimiz &#8220;tefekkür&#8221;, her nesneyi ve her hâdiseyi basîretin engin ufkunda test etme mânâsında &#8220;tebassur&#8221; ve durma-dinlenme bilmeyen bir azimle zamanın çıldırtıcılığına karşı dişini sıkıp dayanma demek olan &#8220;tesabbur&#8221; şeklinde de özetleyebiliriz.</p>
<p>İnsan, bu mülâhazalarla kâinat, eşyâ ve hâdiseleri okuyabildiği takdirde zamanla, uzak-yakın çevresindeki her şeyin dili çözülüverir; her nesne ona kendi konum ve mânâsıyla alâkalı çeşit çeşit kasideler sunmaya başlar; içini döker, Yaratan&#8217;a işaretlerde bulunur ve arkasındaki engin mânâlarla onun ufkuna ışıklar, gönlüne de inşirahlar salar: Elektronlar, atomlar, o harikulâde faaliyetleri, muntazam hareketleri ve baş döndüren ahenkleriyle; moleküller, kendi mini dünyalarında muvazzaf birer memur gibi çelik-çavak ve nizamî faaliyetleriyle; protoplazma, çekirdeği ve onu çevreleyen zarıyla tıpkı bir konak, bir saray mükemmeliyetindeki mahiyet ve işleyişiyle; kalb, mide, ciğerler ve böbrekler, ifa ettikleri yüzlerce vazifeleriyle; dimağ, ruha bağlı ve Yaratan&#8217;ın emriyle ortaya koyduğu binlerce aktivitesiyle; vicdan mekanizması, latîfe-i rabbâniye, zihin, irade ve şuur gibi farklı derinlikleriyle; insanoğlu, iman, mârifet, muhabbet, aşk u şevk, kurbet, vuslat unvanları altında Yaratan&#8217;la münasebetleriyle; karada-denizde milyarlarca canlı, farklı farklı yaratılışları, yaşama serüvenleri, eko-sistem içindeki yerleri, kendi aralarındaki yardımlaşmaları, belli maslahatlar çerçevesinde sınırlı mücadeleleri, ama mutlaka umumî ahenge hizmetleriyle; yerküre, güneşle olan o hassas ve incelerden ince münasebeti, onunla arasındaki mesafesi ve bir zırh, bir sera gibi çepeçevre onu kuşatan atmosferi, bu havakürenin ihtiva ettiği farklı farklı nispetlerdeki gazları, yaşamaya müsait konumu, donanımı ve bağrından fışkırtılan vâridâtıyla; güneş, o ürperten görünümü, başları döndüren enerjisi, harareti, ziyası, arz üzerindeki canlı-cansız her şeyle alış-verişi ve değişik dalga boyundaki şualarıyla; büyük-küçük bütün kâinatlar, aynı mânâ, aynı muhtevadaki azametli hâlleri, gönüllere ra&#8217;şeler salan derinlikleri ve gelip vicdanlara akan hikmet ve maslahatlarıyla herkese hakikat adına türlü türlü mesajlar sunmakta, hakikate ulaşma yolunda ruhları şahlandırmakta ve tefekkür edebilenlere doyulmaz dakikalar yaşatmaktadırlar.</p>
<p>Evet, her gün görüp temâşâ ettiğimiz o en güzel meşherlerden daha güzel, en muhteşem saraylardan daha muhteşem, en muhtevalı kitaplardan daha muhtevalı, en mevzun ve muntazam sistemlerden daha muntazam, en şaşaalı mesîre yerlerinden daha büyülü ve hemen her zaman taptaze ve rengârenk hâliyle şu yeryüzü –ona bir mânâda cennetlerin izdüşümü, firdevslerin sihirli koridoru da diyebiliriz– bütün o cazibedâr derinlikleriyle insanî duygularımıza akseden birbirinden farklı tecellî dalga boyundaki güzelliklerin en enfesleriyle başlarımızı döndürmekte ve gönüllerimizi hakikat aşkıyla coşturmaktadır.</p>
<p>Eğer insan, tabiat ve hayata ait hususiyetleri biraz ön yargısız, biraz da insafla tetkik edebilse, görüp duyduğu, bakıp mütalâa ettiği canlı-cansız her nesneye karşı öylesine derin bir hayranlık duyacaktır ki, müşâhede ettiği şeyleri bir daha ve bir daha temâşâdan kendini alamayacak; belki de, bir sevdalı gibi sürekli varlığın özüne ulaşma hülyalarıyla oturup kalkacaktır; oturup kalkacak ve her yeni tetkik, yeni tahlil, yeni terkiple varlık ve eşyânın ötesindeki hakikatlerin/hakikatin meraklı bir araştırıcısı ve âşık bir keşşafı hâline gelecektir. Kim olursa olsun, kâinat ve içindekilere böyle bakıp böyle yorumlayan her meraklı ve hüşyar dimağ, farklı görür gördüğü her şeyi; başkalaşır onun nazarında renkler, desenler, şiveler; bir vecd ü istiğrak yaşar arz u semâyı her temâşâ edişinde; büyülenir güllerin, çiçeklerin revnakdâr güzellikleri karşısında. Yıldırımların tarrakalarından, kuşların-kuşçukların o içli ve narin nağmelerine kadar her seste Yaratıcı Kudret&#8217;e tebcil neşidelerinin yükseldiğini duyar gibi olur ve yürür daha ilerilere en derin iştiyaklarla. Yürür ve yer-gök arasındaki sırlı münasebetten atmosfer hâdiselerine, yağmurların içlere inşirah salan yumuşak seslerinden çayların-ırmakların çağıltılarına kadar hemen her şeyde tadına doyulmayan bir sermestî yaşar; yaşar da bütün bu hâdiselerin arkasında o topyekün varlığı kuşatan sonsuz irade ve merhametin mevcudiyetini duyar ve çocuklar gibi sevinir.. çocuklar gibi sevinir ışık-gölge münâvebeleri, gecelerin-gündüzlerin sırlı deveranı, her biri birer kudret kelimesi otların-ağaçların büyülü hâlleri, meyvelerin tat ve kokuları ve insan ruhunun bunları duyup zevk etmesi karşısında. Sevinir ve aradığı hakikate yaklaşan bir meraklı, sevdiğinin kokusunu duyan bir âşık gibi yer yer ümit mırıldanır, zaman zaman da &#8220;Daha var&#8221; deyip yoluna devam eder; devam eder de, ırmakların çağıltılarından ormanların içten içe iniltilerine, tenha koruların sessiz murakabelerinden başlarını semâya dayamış gibi duran dağların mehîb duruşlarına, bağ ve bahçelerin o nefis görüntülerinden insanoğlunun iç içe derinliklerine kadar hemen her şeyde, kitaplarla ifade edilememiş ne derin hakikatleri idrake muvaffak olur..!</p>
<p>Gün gelir o, uzak-yakın çevresinde görüp duyduğu her şeyin ses, soluk, renk, desen, hey&#8217;et, ruh ve mânâsında, idraklerimizi aşkın ve tariflere sığmayan o ezel ve ebed Sultanı Müteâl Mevcud&#8217;un göz kamaştıran şaşaalı tecellileriyle yüz yüze gelir; kendini farklı bir duyuş ve seziş zemzemesi içinde bulur; yürür daha ilerilere ve gider her şeyin farklı lisanlarla &#8220;Allah mâbûd, Allah maksûd, Allah mahbûb&#8221; dediği ufka ulaşır. İşte o zaman bütün zahmetler rahmete inkılâp eder; arama, yürüme meşakkatleri de zevkli bir seyahate dönüşür.</p>
<p>Zaten böyle hüşyar bir ruh için bir baştan bir başa bütün tabiat, topyekün varlık ve umum eşyâ bir güzellikler meşheri, bir sanat ve bedîalar galerisi ve bir zevk u safa seyrangâhıdır. Bu meşhere ve bu galeriye gönül gözüyle bakabilenler, bu seyrangâhı da iman nuruyla temâşâ edenler kendilerini cennetlere uzanan bir koridorda yürüyor sanır; sinelerinde duyup hissettikleri hakikat-i ezeliye cezbiyle çok defa kendilerinden geçer ve temâşâ iradelerini basiretlerine bağlayarak yeni ufuklara doğru koşarlar. Görüp tanıştıkları her varlıktan farklı bir merhaba alır, değişik mârifet dersleri dinler ve yol boyu uğradıkları canlı-cansız her varlığın dilinden, dudağından dökülen mârifet ve muhabbetleri yudumlaya yudumlaya dolaşır dururlar vadi vadi; selâm verir, selâm alırlar her şeyden. Daha bir yaklaştıklarını hissederler her adımda arkasından koştukları Hakikatler Hakikati&#8217;ne. Duyarlar hususî bir teveccüh gördüklerini ve âdeta O&#8217;ndan mesajlar alıyor gibi olurlar pekişen ve güçlenen imanları, mârifetleri sayesinde. Mevsimi gelince de, O&#8217;nu görüyor gibi olma ufkuna ulaşır ve görülmezleri görür, duyulmazları duyarlar ve ayrılmak istemezler bu zevk u şevk, mehafet ve mehabet koyundan.</p>
<p>İşte böyle bir hakikat aşkı zamanla insanda ciddî bir araştırma iştiyakı hâsıl eder ki, herhalde üzerinde durulması icap eden önemli konulardan biri de bu olsa gerek&#8230;</p>
<p><span class="info">Sızıntı, Mayıs 2004, Cilt 26, Sayı 304</span></p>
<p>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Sükutun Çığlıkları</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-aski/">Hakikat Aşkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üslûba Kurban Edilen Hakikatler</title>
		<link>https://hizmetten.com/usluba-kurban-edilen-hakikatler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2021 06:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=21621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soru: Sohbetlerde sık sık “usûlün, üsluba kurban edilmemesi” üzerinde duruluyor. Bu konuyu açar mısınız? Cevap: Temel, esas mânâlarına gelen “asıl” kelimesinin çoğulu olan “usûl” sözcüğü, fıkıh, kelâm, tasavvuf ve hadis gibi İslâmî&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/usluba-kurban-edilen-hakikatler/">Üslûba Kurban Edilen Hakikatler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soru:</strong> Sohbetlerde sık sık “usûlün, üsluba kurban edilmemesi” üzerinde duruluyor. Bu konuyu açar mısınız?</p>
<p><strong>Cevap:</strong> Temel, esas mânâlarına gelen “asıl” kelimesinin çoğulu olan “usûl” sözcüğü, fıkıh, kelâm, tasavvuf ve hadis gibi İslâmî ilimlerde, kullanıldığı ilim dalına göre farklı ıstılahî anlamlar kazanmıştır. Fakat genel mânâsı itibarıyla o, inanç esasları, dinin muhkem hükümleri, İslâm’ın ana ilkeleri gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Yukarıdaki ifadede geçen usulden biz, meselenin çerçevesini daha da genişleterek İslâm’ın hem inanç esaslarını hem de yapılmasını veya terk edilmesini talep ettiği bütün hükümlerini kastediyoruz.</p>
<p>Üslup ise sahip olduğumuz değerleri insanlara sunarken takip edeceğimiz söz, hâl, tavır ve davranış biçimleridir. Dolayısıyla o, özellikle iman ve Kur’ân hizmetine gönül vermiş adanmışların bütün faaliyet ve gayretlerinde mutlaka dikkat etmeleri ve sadık kalmaları gerekli olan çok önemli bir esas ve disiplindir.</p>
<p>Mesela “Lâ ilâhe illâllah Muhammedu’r-rasûlullah” hakikati mü’minler açısından bağlı kalınması gereken ve asla taviz verilemeyecek çok önemli bir asıldır. Zira o, İslâm’ın birinci rüknünü teşkil eder. Acaba biz, kalbimize yerleştirmemiz ve tabiatımızın bir yanı hâline getirmemiz gereken bu hakikati başkalarına nasıl arz etmeliyiz? İşte burada üslup devreye girer. Eğer bu konuda doğru bir üslup kullanamazsak maksadımızın aksiyle tokat yiyebiliriz. Maksadımız insanlara Allah’ı ve Resûlüllah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) tanıtma ve sevdirme olsa da neticede onları Allah’a ve Resûlüllah’a düşman yapabiliriz. Yapma adına çok tahriplere yol açabiliriz. Dolayısıyla bizim üslupta yapacağımız bir hata usûldeki çok önemli bir disiplini yerle bir eder.</p>
<p>Siz, Allah ve Resûlüllah aşkıyla yanıp tutuşsanız, onlar karşısındaki heyecanınızdan çatlayacak hâle gelseniz, uykularınız kaçacak ölçüde onları insanlığa tanıtmanın sevdalısı olsanız bile, şayet bu duygu ve düşüncelerinizi belli bir sistem ve doğru bir mantık içinde başkalarına ulaştıramıyorsanız, bu konudaki tehalükleriniz boşa gidecek, beyhude o kadar ızdırap çekmiş olacaksınız. Hatta uğruna seve seve canlarınızı feda etmeye hazır olduğunuz bu çok önemli hakikatlerin değer kaybettiğine ve hatta ayaklar altına alındığına şahit olacak ve acı acı bunların inkisarını yudumlayacaksınız.</p>
<h3>Muhatabı Tanıma</h3>
<p>Aynı şekilde insanlara marufu (iyi olan şeyleri) salıklama ve onları münkere (kötülüklere) karşı uyarma, pek çok âyet ve hadiste mü’minlere emredilen çok önemli bir dinî mükellefiyettir. Mesela bir hadislerinde Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: <span class="arabic">مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذٰلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ</span> <em>“Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse irşat ve ikazda bulunsun. Buna da gücü yetmezse kalbiyle ona tavır alsın. Bu sonuncusu imanın en zayıf mertebesidir.”</em> (Müslim, <em>îmân</em> 78; Tirmizî, <em>fiten</em> 11; Ebû Dâvûd, <em>salât</em> 239)</p>
<p>Demek ki insanları nezd-i ulûhiyette matlup olan davranışlara çağırma ve ilm-i ilâhide kendisine hoş bakılmayan bir kısım kötülüklerin önüne geçme; farklı bir tabirle insanlarla Allah arasındaki engelleri bertaraf ederek kalblerin Allah’la buluşmasını sağlama İslâm’da çok önemli bir esastır, yani yerine getirilmesi gereken temel vazife ve sorumluluklar cümlesindendir.</p>
<p>Dinin her bir meselesini birer “asıl” olarak ele alacak olursak, bu asılların muhataplar nezdinde kabul görmesi için doğru bir üslupla ele alınması gerekir. Bunun için de öncelikle muhatabın yetişmiş olduğu kültür ortamının ve düşünce dünyasının çok iyi bilinmesine ve dikkate alınmasına ihtiyaç vardır. Daha sonra da meselelerin muhatabın demine damarına dokundurmayacak şekilde oldukça yumuşak bir üslupla arz edilmesi gerekir.</p>
<p>Özellikle ilk defa muhatap olduğunuz insanların gönlünü kazanma adına onlara karşı çok temkinli ve dikkatli olmalı ve hikmetle hareket etmelisiniz. Çünkü doğru üslubu yakalayamazsanız varmak istediğiniz yere varamazsınız. Muhatabınızda kendinize karşı bir kere olumsuz duygular çağrıştırdıktan sonra da bunu düzeltmeniz çok zor olur. İlk başta tavır ve davranışlarınıza “bakır” olarak baktırdıktan sonra arkasından lal ü güherden sözler döktürseniz bile onların düşüncelerini değiştirmekte zorlanırsınız. Sahip olduğunuz cevherleri bakır hâline getirmek istemiyorsanız mutlaka doğru üslubu yakalamaya çalışmalısınız.</p>
<p>Karşımızdaki insanın durumu ne olursa olsun, isterse heva ve heveslerinin esiri olmuş ve onların içinde bocalamaktan bir türlü kurtulamayan zavallının biri olsun; kesinlikle hata ve kusurları yüzüne çarpılmamalıdır. Söz gelimi eğer siz ona, “Sen, heva-i nefsine uymuş ve Allah’tan çok uzak düşmüşsün. Hevayı bırakıp hüdaya gelmez misin?” diyecek olsanız, üslupta yaptığınız böyle bir hata ile usûlü de yıkmış olursunuz. Hatta böyle bir tavır çoğu zaman kapı ve pencerelerin size karşı bütün bütün kapanmasına ve sonrasında atacağınız adımların da engellenmesine sebep olur. Dolayısıyla da kendi hareket alanınızı daraltır, yürüyeceğiniz yolları yürünmez hâle getirirsiniz.</p>
<p>Meseleyi farklı bir misalle biraz daha açacak olursak; diyelim ki siz, mahkemede hakkınızda hüküm verecek olan görme özürlü bir hâkime, “Kör hâkim, bizi dinlemeden hakkımızda hüküm verme.  Hakikatler senin gözünden kaçsa da bizimkinden kaçmıyor.” diyecek olursanız, maksadınızın aksiyle tokat yersiniz. Hâkim, normal şartlarda sizin hakkınızda adalet ve hakkaniyetle hüküm verecekse de kanunların esnekliğinden istifade ederek meseleyi evirir çevirir ve sizin canınıza okuyabilir.</p>
<p>Bazen hak ve hakikati bütün bütün inkâr eden mülhitlerle, bazen mütereddit ve mütehayyirlerle, bazen de farklı bir çizgide dinlerini yaşamaya çalışan mü’minlerle muhatap olabilirsiniz. İşte daha başta muhatap olunan insan çok doğru okunmalı, sahip olduğu mizaç ve meşrep itibarıyla doğru tanınmalı, içinde yetiştiği kültür ortamı iyi bilinmeli ve ona empatiyle yaklaşılmalıdır. Bütün bunları çok iyi ölçüp tarttıktan sonra söze nasıl başlanacağına, hangi argümanların değerlendirileceğine, ne tür bir dil kullanılacağına ve nasıl bir üslupla yaklaşılacağına karar verilmelidir.</p>
<p>Mesela bir münkir ile konuşurken eğer ona, “Yahu bu kadar açık deliller varken sen ne diye Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmiyorsun? İnkâr ve dalaleti bırak da ‘La ilahe illallah’ de.” diye söze başlarsanız, muhatabınız size karşı kulaklarını tıkar ve sizin daha sonra söyleyeceğiniz sözlere karşı kör, sağır ve anlamaz hâle gelir. Sofranın, yemek yemenin bile kendine göre bir usûlü vardır. Aynen bunun gibi herhangi bir meseleyi muhataplarınıza arz ederken de işin âdâb u erkânına riayet etmezseniz daha sonra ifade edeceğiniz lal ü güher sözlerinize karşı panjurların kapanmasına sebep olursunuz.</p>
<p>Cenâb-ı Hak şöyle diyor: <span class="arabic">وَلاَ تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ فَيَسُبُّوا اللهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ</span> <em>“</em><em>Allah’tan başkasına tapanlara ve mabudlarına hakaret etmeyin ki, onlar da cahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakaret etmesinler.</em><em>”</em> (En’âm Sûresi, 6/108) Siz bir müşrikin Lat’ına, Menat’ına, Uzza’sına, Naile’sine, İsaf’ına laf söyleyecek, hakaret edecek olursanız, onun da kendi inandığınız değerlere hakaret etmesinin ve saldırmasının önünü açmış olursunuz. Netice itibarıyla onlar, içinde neş’et ettikleri kültür ortamının değerlerini benimsemişlerdir ve kolay kolay bunlardan vazgeçmeyeceklerdir. Eğer siz, onların inançlarını bâtıl kabul etmekle beraber onlara saygılı davranmazsanız kendi değerlerinize saygı uyaramazsınız. Muhatabınızın durumuna göre meseleleri sunuş şekliniz çok önemlidir. Onların ne tür ifadelerden, hangi kelime ve kavramlardan rahatsız olup olmayacağını, söze nasıl başlayacağınızı ve nasıl devam ettireceğinizi, düşüncelerinizi nasıl örgüleyeceğinizi vs. çok iyi hesap etmelisiniz.</p>
<p>Bütün bunları Hz. Pîr’in şu yaklaşımına bağlamak da mümkündür: <em>“Senin üzerine haktır ki; her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir.”</em> (Bediüzzaman, <em>Mektubat</em>, s. 300) Demek ki bir mü’min mutlaka doğruları konuşmalı. Onun her sözü milimi milimine hakikate uygun olmalı. Fakat o, doğru bildiği bazı hakikatleri, bazı ortamlarda, bazı şahısların karşısında söylememelidir. Şayet söylenilen doğrular karşı tarafta tepki oluşturacak, size karşı tavır alınmasına sebebiyet verecek ve sizin inci mercan değerindeki hakikatlerinizi bakır derecesine düşürecekse, onları kortekste tutmak daha doğrudur. İnsan, “Her şeyin bir vakt-i merhûnu vardır.” deyip bu konuda zamanın çıldırtıcılığına karşı dişini sıkıp sabretmelidir. Zira başta söylendiğinde reddedilecek pek çok hakikat zamanı gelince söylendiğinde hüsn-ü kabul görecektir.</p>
<p>İnsan, ilk başlarda nerede nasıl konuşacağını, kime karşı nasıl bir üslup kullanacağını her zaman doğru tespit edemeyebilir. Hele müteheyyiç fıtratların, rahatsız oldukları tavır ve davranışlar karşısında sabredebilmeleri, mülayemetlerini devam ettirebilmeleri çok zordur. Fakat buna alışmak ve tabiatın bir derinliği hâline getirmek de iradenin hakkını vermeye bağlıdır. İnsan ilk başlarda biraz zorlansa da zamanla kendisini buna alıştırabilir. Alıştırmalıdır da. İnsanın, başta kendisini zorlaya zorlaya iradî olarak sergilemeye çalıştığı tavırlar zamanla onun tabiatına mâl olacaktır. Sonrasında insan ruhu ve hisleri bu konuda mümarese kesp edecek ve tıpkı değişik zanaat erbabının kesb-i mümarese neticesinde kendi işlerini hiç zorlanmadan yaptıkları gibi o da en zor ve müşkül durumlarda bile üslubundan taviz vermeyecektir.</p>
<h3>Birlik ve Beraberliği Temin Etme</h3>
<p>Bilindiği üzere Cenâb-ı Hak, bütün mü’minlerin kardeş olduğunu ifade buyurmuş ve pek çok âyet-i kerimede de birlik ve beraberliğin önemi üzerinde durmuştur. Demek ki vifâk ve ittifakın temin edilmesi İslâm’da çok önemli bir asıldır. Fakat günümüzde mü’minlerin genel durumuna bakıldığında maalesef aralarında çok ciddi bir ihtilaf ve iftirakın hüküm sürdüğü görülmektedir. İşte bunu tamir adına yola çıkan mü’minlerin maksatlarına ulaşabilmeleri için kullandıkları vesile ve sebeplere çok dikkat etmeleri gerekir.</p>
<p>Bazıları farklı sebeplerle sizden uzak durabilirler. Fakat onlar nasıl bir tavır takınırsa takınsın siz onlardan vazgeçemezsiniz. Çünkü Müslüman, Müslümandan vazgeçmemelidir. Bu yüzden de onlar kaçtıkça siz arkalarından koşturmalısınız. Fakat burada onlara yaklaşma tarzınız çok önemlidir. Eğer, “İşin doğrusunu biz yapıyoruz. Bizim yolumuz daha semereli, daha faydalı ve daha parlak bir yoldur. Siz de aklınızı başınıza alın, gelin bize destek olun.” diyecek olursanız onları kendinizden daha da uzaklaştırmış olursunuz.</p>
<p>Bunun yerine daha yumuşak, daha makul ve daha insanî bir üslup kullanmayı tercih etmelisiniz. Mesela şöyle denilebilir: “Bizler, eğitim kurumları açarak, hayır faaliyetlerinde bulunarak, insanlar arasında diyalog yolları araştırarak cehaletle, fakirlikle ve iftirakla mücadele etmeye çalışıyoruz. Fakat yaptığımız işlerin yerinde ve isabetli olup olmadığını da tam bilemiyoruz. Sizin de tecrübe ve fikirlerinizden istifade etmek, hatta gönlünüzde yer etmek ve dualarınızın içine girmek isteriz. Sizin böyle bir desteğinizin bizim işlerimize farklı bir bereket kazandıracağını düşünüyoruz.”</p>
<p>Eğer meseleye bu çerçevede yaklaşır, insanlara çok ciddi bir saygı ve teveccüh gösterirseniz aynıyla mukabele görürsünüz. Bugün olmasa yarın görürsünüz. Bu yüzden reddedildiğinizde de vazgeçmemelisiniz. Elli defa kapıdan kovulsanız, yine kapının ziline basmalı, telefonun tuşlarına dokunmalı, birlik ve beraberliği sağlama adına yeni yeni yollar aramalısınız. Kendi kendinize, “Ben, her ne kadar kendimce güzel şeyler söylediğimi zannetsem de herhalde biraz kabaca davrandım. Demek ki öyle dememem, daha münasip bir üslup bulmam gerekiyordu. Bir insana söylenmesi gereken şeyleri bilemeyecek kadar acizim.” demeli, tekrar o şahsın karşısına çıkmalı ve bu sefer de mesela şöyle demelisiniz: “Lütfen bizi yalnız bırakmayın, bize kol-kanat gerin, engin düşüncelerinizle ufkumuzu aydınlatın, lütfunuzdan bizi mahrum etmeyin!”</p>
<p>Yine telefon veya kapı yüzünüze kapanırsa tekrar düşünür, taşınır, muhatabınızın kalbine girme adına daha farklı yollar araştırırsınız. Bu konuda farklı farklı alternatifler geliştirir, çok değişik damarlar kullanırsınız. Olmadı ortak akla müracaat eder, muhatap olduğunuz kişinin anlayışını, ruh dünyasını, dinle alakasını, dünya görüşünü de göz önünde bulundurarak onunla yeni irtibat yolları bulmaya çalışırsınız.</p>
<p>Öte yandan insanların ille de sizin çizginizde yürümesi ve sizinle aynı güzergâhı paylaşması da şart değildir. Siz kendi mesleğinizin muhabbetiyle yaşayabilirsiniz. Fakat bu, başkalarına düşmanlığı, rekabeti, hasedi vs. gerektirmez. Bir taraftan kendi mezhebinizi, meşrebinizi, mesleğinizi delice sevin ve ona karşı son derece sadık ve vefalı olun. Fakat herkesin kendisine göre saygı duyduğu daha başka şahıslar, değer verdiği prensipler ve takip ettiği yollar olduğunu da unutmayın. Size düşen, yüreğinizi herkese açmanız, başkalarının değerlerine karşı en küçük bir saygısızlıkta bulunmamanız, dine hizmet eden herkesi takdirle yâd etmeniz ve onlara karşı kapılarınızı sürekli açık tutmanızdır. Esasen güzergâh emniyetini sağlamanın ve yürüdüğünüz yolda trafik kazalarına sebebiyet vermemenin yolu da buradan geçer. Aksi takdirde her köşe başında bir tırla karşı karşıya gelir, bir sürü kaza yapar ve çok canlara kıymış olursunuz.</p>
<h3>Firavunlara Karşı Bile Yumuşak Üsluptan Ayrılmama</h3>
<p>Daha önce de farklı vesilelerle ifade edildiği gibi Allah (celle celâluhu) en sevdiği iki kulunu Firavun’a gönderirken bile onlara, <span class="arabic">فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشٰى</span> <em>“Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alıp düşünür, öğüt dinler yahut hiç değilse biraz çekinir.”</em> (Tâhâ Sûresi, 20/44) buyuruyor. Firavun ki halkını topladıktan sonra onlara karşı,<span class="arabic"> أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى</span> <em>“Sizin en yüce Rabbiniz benim!”</em> (Nâziât Sûresi, 79/24) diyen kişidir. Esasında Firavun, ismini zikretmenin bile insanda gerilim hâsıl ettiği, tam karşısına geçilip kükrenmesi gereken bir karakterdir. Fakat Allah, ilâhlık taslayan oldukça kibirli ve mütemerrit böyle birisine peygamberlerini gönderirken onlara, yumuşak bir üslup kullanmalarını emrediyor. Yani bir yönüyle, “O kötü diye siz de onun kötülüklerini yüzüne vururcasına konuşmayın.” buyuruyor.</p>
<p>Normal şartlarda Firavun gibi kibirli bir adamın, dışarıdan böyle bir mesaj aldığı zaman küplere binmesi ve hemen kendisine bu mesajı getirenlerin hakkından gelmesi beklenirdi. -Gerçi buna Allah fırsat vermezdi. Bu ayrı bir mesele- Fakat Firavun, onların bu ilâhî mesajı karşısında -kendisi iman etmeyecek olsa bile- onlarla meseleyi müzakere etmeye başlıyor ve sonrasında da Hz. Musa ile sihirbazlar arasında gerçekleşecek olan bir müsabaka kararlaştırıyor. Demek ki Hz. Musa ve Hz. Harun’un oldukça yumuşak ve etkili sözleri, hâlleri, tavırları ve fikirleri karşısında buna mecbur kalıyor.</p>
<p>Hz. Musa, sihirbazları mağlup edince Firavun diyalektiğe başvuruyor ve inanmamak için elinden geleni yapıyor. Fakat orada toplanan ve Hz. Musa’nın mucizelerine şahit olan çok sayıda insanın kalbinde iman şuaları parlamaya başlıyor. En azından çokları küfr-ü mutlaktan kurtuluyor ve tereddüde düşüyorlar. İmana doğru bir adım atmış bu tür insanların daha sonra yeni adımlarla mü’min olmaları ise çok daha kolay olacaktır. Bakın kavl-i leyyin (yumuşak söz) ve hâl-i leyyin (yumuşak tavır) nasıl bir muvaffakiyete sebep oluyor.</p>
<p>Burada antrparantez şunu da ifade etmek gerekir. Tıpkı Hz. Musa gibi İnsanlığın İftihar Tablosu da (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebu Cehil, Velid İbn Muğire, Utbe İbn Rabia gibi kendi döneminin firavunlarının defalarca karşısına çıkmış ve onlara Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etmiştir. Buna karşılık onlar her ne kadar bir kısım kötülükler yapsalar, boykot ilan etseler de yıllarca Allah Resûlü’nün ve etrafındakilerin canlarına kıymaya azmetmemişlerdir. Gerçi onlar böyle bir şey yapmaya kalkıştıklarında Allah onlara fırsat vermezdi. Fakat burada önemli olan şudur: Demek ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara çok nazik yaklaşıyordu. Damarlarına dokunduracak sözler söylemiyordu. Hâliyle, tavrıyla, sözleriyle onları tahrik etmiyordu. Çoğu zaman üslubuyla onları hizaya getiriyor ve fikirleriyle de nakavt ediyordu. Muhatapları inat ve kibirlerinden ötürü yüz çevirseler de Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) maşeri vicdanda galibiyet elde ediyordu.</p>
<p>Öte yandan Allah (celle celâluhu), Hz. Musa ve Hz. Harun’a tebliğ adına yumuşak bir üslup kullanmalarını emretmek suretiyle ahirette Firavun’un sığınabileceği bahane ve mazeretleri de elinden almıştır. Demesin ki “Evet, elçiler bana geldi ve mesajı sundular. Fakat hoyratça sundular. Benim onuruma dokundurdular. Kavmimin yanında beni mahcup ettiler.” İşte Allah Teâlâ, Firavun’a bu ölçüde dahi bir mazeret imkânı bırakmamak için <em>“Ona kavl-i leyyinle hitap edin.”</em> buyurmuştur.</p>
<p>Bilmem ki medeniyetin hükümferma olduğunu ve insanî değerlerin çok öne çıktığını iddia ettiğimiz asrımızda Kur’ân’ın bu âyetlerindeki inceliği tam olarak anlayabildik mi; kavl-i leyyin emrinin altında yatan hikmet ve maslahatları kavrayabildik mi?</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim ehl-i kitapla ilgili bir âyet-i kerimede ise şöyle buyuruyor: <span class="arabic">وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ</span> <em>“Ehl-i Kitap’la tartışırken en güzel bir şekil ve üslupta tartışın.”</em> (Ankebût Sûresi, 29/46) Demek ki onlarla münazarada bulunurken üslubun en güzelini araştıracak, onları incitmeyecek şekilde konuşacaksınız. Zira kendinizi muhatabınızın durumuna göre ayarlarsınız, işte o zaman gönülleri fethedebilir ve hedefe varabilirsiniz. Fakat günümüz Müslümanlarının tavır ve davranışlarına bakacak olursak henüz böyle bir ufku yakalayamadıklarını görürüz.</p>
<p>Eğer Firavun’a ve ehl-i kitaba karşı kavl-i leyyinle gidilmesi gerekiyorsa, bizim kendi aramızda kullanacağımız dil ve üslubu beş-on defa gözden geçirmemiz gerekir. Kalb yıkmamalıyız. Çünkü o, beyt-i Hudâ’dır. Onu yıkma, Allah’ın evini yıkma demektir. Mü’minler mü’minlere karşı kalb yıkıcı değil, kalb yapıcı olmalıdırlar. Bunu da tavır ve davranışlarıyla iyi-kötü, acı-tatlı hemen her durumda sergilemelidirler ki inandırıcı olsunlar.</p>
<p>Burada şunu da ifade etmek gerekir ki sözlerin yumuşak olması için öncelikle tabiatın ve genel ahvâlin yumuşak olması gerekir. Çünkü insan, tabiatı ve karakteri itibarıyla yumuşak olmazsa, düşünce ve beyanları da yumuşak olmaz.</p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / İstikamet Çizgisi</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/usluba-kurban-edilen-hakikatler/">Üslûba Kurban Edilen Hakikatler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak, hakikat ve ötesi</title>
		<link>https://hizmetten.com/hak-hakikat-ve-otesi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2020 06:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Hak]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=14036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lügat itibarıyla doğru, gerçek, sabit mânâlarına gelen hak kelimesi, söz ve akîdede vâkıa mutabık demektir ki karşılığı bâtıldır. Ayrıca, görülüp işitildiğinde hemen anlaşılır olana da hak denir. Mutlak zikredildiğinde &#8216;&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hak-hakikat-ve-otesi-2/">Hak, hakikat ve ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lügat itibarıyla doğru, gerçek, sabit mânâlarına gelen hak kelimesi, söz ve akîdede vâkıa mutabık demektir ki karşılığı bâtıldır. Ayrıca, görülüp işitildiğinde hemen anlaşılır olana da hak denir. Mutlak zikredildiğinde &#8216; -Onlar (o gün) gerçekten Allah&#8217;ın Hakk-ı Mübîn olduğunu bilirler.&#8217; mazmununca onunla Zât-ı Hak anlaşılagelmiştir. Aslında ehlullah da &#8216;hak&#8217; sözcüğüyle her zaman Zât-ı Hakk&#8217;ı kastetmişlerdir.</p>
<p>Aynı kökten gelen hakikat ise, bir şeyin aslı, esası, sarîhi, müntehâsı ve mecaz olmayanı demektir; sofiye ıstılahında, seyr u sülûk-i rûhânîde hak yolcuları için dört mertebe ve dört dereceden biridir ki, bunlar da şeriat, tarîkat, hakikat ve mârifet gibi mertebelerden ibarettir.</p>
<p>Şeriat, din gerçeğinin herkes tarafından anlaşılan, yaşanan, umumun mükellef bulunduğu esasların bütünü; tarîkat, bir kısım özel yol ve sistemlerle şeriatın kalb ve ruh derinliklerini duyup zevketme yöntemi; hakikat, esrâr-ı esmâ ve hafâyâ-yı sıfât-ı sübhaniyeyi belli cehd ü gayretlerle keşf ve müşahede mazhariyeti; mârifet, şuûn-u zâtiye ve esrâr-ı ulûhiyet&#8230; gibi nâkabil-i idrak hususları farklı mertebelerde duyma, bilme, talep etme donanımı, zâdı, zahîresi ve mevhibesidir.</p>
<p>Ayrı bir tevcihe göre, mârifet, icmalî ilim ve &#8216;iman-ı billâh&#8217;a bahşedilen özel bir hediye ve behiyye, tarîkat bu ufka ulaşmada bir yol ve yöntem, şeriat ve hakikatse ulaşılması icap eden bir hedef ve gayedir. Gerçi bir kul için biricik gaye Allah&#8217;ın rızasıdır ama, O&#8217;nun rızasına giden yol da şeriat ve hakikatten geçmektedir.. ve bunlar bir hakikatin iki ayrı derinliği mesabesindedir:</p>
<p>Şeriat, sırr-ı ubûdiyete sadık kalmak ve emre itaat esprisine bağlı yaşamak; hakikat, Hakk&#8217;ın rubûbiyetini gönül rızasıyla karşılamak ve oturup kalkıp &#8216; &#8211; Rab olarak Allah&#8217;tan, din olarak İslâm&#8217;dan, peygamber olarak da Hazreti Muhammed&#8217;den (aleyhissalâtü vesselâm) razı olduk.&#8217; ahd ü peymânında bulunmaktan ibarettir. Hakikat ufkuna bağlanmayan şer&#8217;î nizam çok defa semeresiz, şeriata mukayyet olmayan hakikat de neticesizdir.</p>
<p>Diğer bir yaklaşımla, şeriat, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın ibâdına bir teklifler mecmuası; hakikat ise, onda esrâr-ı ulûhiyetin görülüp okunmasıdır. Ebû Ali Dakkak Hazretleri&#8217;nin de ifade ettikleri gibi &#8216; &#8211; Biz yalnız Sana ibadet ederiz.&#8217; hudud-u şeriata riayeti ve &#8216; &#8211; (Her hususta) yardımı da sadece Senden isteriz.&#8217; ise ufk-u hakikate işareti tazammun etmektedir. Hâsılı:</p>
<p>&#8220;İç içedir şeriat ve hakikat,<br />
Bu ufka ileten yoldur tarîkat;<br />
Yollarda yolcuya azık mârifet,<br />
Ötesi sadakat, ihlas ve gayret..&#8221; (Livâî)</p>
<p>Bir diğer yaklaşımla şeriat, iman-ı kâmil, amel-i salih; hakikat ise, bi&#8217;l-mukabele bu iman ve aksiyon erlerinin Cenâb-ı Hak tarafından görülüp gözetilmeleri, onların da küllî bir şuurla buna karşılık vermeleridir. İman ve amel olmadan ilâhî riâyet ve kilâet beklentisi bir kuruntu, O&#8217;nun teveccühüne güven olmadan şer&#8217;-i şerifin ağır tekâlifine katlanmaksa çok zordur. Bazıları, &#8216;hakikatsiz şeriatı ikame pek güç, şeriatsız hakikat de imkânsızdır.&#8217; deyip çıkmışlardır işin içinden.</p>
<p>Farklı bir ifade ile şeriat, ferdî, ailevî, içtimaî bütün sorumlulukların hâlis bir niyetle yerine getirilmesi; hakikat ise, her şeyi ve herkesi yaratan, yarattıklarını varlığın herhangi bir basamağıyla şereflendiren; hidayet ve dalâleti elinde tutan; istediğini aziz istediğini zelil kılan; dilediğine muvaffakiyet lütfedip dilediğini hızlâna uğratan; kimilerini hâkimiyetle payelendirip kimilerine mahkûmiyet takdir eden; hayır-şer, iman-küfür, zarar-nef&#8217;, başarı-hüsran her şeyi o geniş kader ve kaza plânıyla ortaya koyan &#8216; &#8211; Olmasını dilediği hemen olur, olmamasını dilediği de olmaz.&#8217; hakikatinin biricik Sahibi&#8217;ni görüyor gibi davranmak ve her zaman görülüyor olma mülâhazasıyla oturup kalkmaktan ibaret görülmüştür. Şöyle bir tevcih de söz konusu: Şeriat, peygamberân-ı izâm efendilerimiz tarafından tâlim ve teklif buyurulan esasların bütünü; hakikat ise, bu tekâlif ve talimâtı mükâşefe ve müşâhede yoluyla da duyup zevketme mazhariyetidir. Bu itibarladır ki bir kısım muhakkikler, ubûdiyetin şeriat buuduna, evâmir ve nevâhîye riâyet mülâhazasıyla bakmış, onun hakikat derinliğini de yakîn, şuhûd, zevk ve keşf mevhibeleriyle değerlendirmişlerdir.</p>
<p>Hakâik, hakikatin cem&#8217;idir ve erbabınca dört mertebe içinde mütalâa edilegelmiştir. Birincisi, Zât-ı Mukaddes&#8217;e râci hakâiktir ki, bu türlü hakâikin tâlibi bir hak yolcusu, düşünce ve beyanlarında Sahib-i şeriatın vaz&#8217;ettiği ölçülere sadık kalmalı, mârifet ve zevk ufku itibarıyla en erişilmez zirvelerde pervaz ederken dahi şahsî yorum ve tefsirlerden uzak durmalıdır. İkincisi, sıfât-ı sübhaniyeye râci hakâiktir ki, böyle bir ufka nâzır bir sâlik, Hazreti Esmâ&#8217;nın ifade ettiği mâlûmiyet ve sıfât-ı kudsiyenin belirlediği çerçeveye bağlı kalarak, daha ötesine ve ötenin de ötesine ait mârifet hususunu herhangi bir beklentiye girmeden O&#8217;nun özel teveccühlerine bırakmalıdır. Üçüncüsü, ef&#8217;âl-i ilâhiyeye ait hakâiktir ki, âfâk ve enfüste ilâhî isim ve sıfatların tasarruf alanı sayılan bu imkân âleminde her şeyi Cenâb-ı Hakk&#8217;a nisbet etmek ve O&#8217;na bağlamak şartıyla, tefekkür ve tedebbür adına gidilebildiği yere kadar gidilmeli, hatta mümkünse varlık ve eşyâ her gün birkaç kez hallaç edilmelidir.</p>
<p>Dördüncüsü, mef&#8217;ûlâta râci hakâiktir ki, âlem-i kevn ü fesadda bütün kemmiyetlerin, keyfiyetlerin cereyan meydanı; cisimlerin, cevherlerin terkip ve tahlil mahalli; ittisal, infisal, çözülme ve dağılmaların da gerçekleştiği alan işte bu hakâik alanıdır ki böyle bir alanda fikrî seyahat basar ve basîret beraberliğinde sürdürülebilirse, insan ilim ve mârifete ulaşır; aksine fiil ve infiallere basîretle bakılmaz ve esbab dairesi de aşılamazsa natüralizme düşme kaçınılmaz olur. Evet doğru bakıp doğru okuyanlar için, Hoca Tahsin&#8217;in ifadesiyle:</p>
<p>Kitab-ı âlemin yaprakları, envâ-ı nâma&#8217;dûd,<br />
Hurûf ile kelimâtı dahi efrâd-ı nâmahdûd;<br />
Yazılmış destgâh-ı levh-i mahfuz-u hakikatte,<br />
Mücessem lâfz-ı mânidardır âlemde her mevcud.</p>
<p>olsa da, bakış zaviyesini yakalayamamışlar için yanlış görme, yanlış okuma ve yanlış yorumlama her zaman ihtimal dahilindedir.</p>
<p>Hakikatü&#8217;l-Hakâik, bütün hakikatleri câmi olan ehadiyet mertebesini (bazılarına göre vâhidiyet mertebesi) ifadede kullanılan bir tabirdir ki, bazıları buna &#8216;Hazretü&#8217;l-cem&#8217;, &#8216;Hazretü&#8217;l-vücûd&#8217; ve &#8216;Gaybu&#8217;l-guyûb&#8217; da demişlerdir. Bu yüce hakikati &#8216;min haysü hüve&#8217; müteayyin görmek ve izafî hakikatler gibi düşünmek ya da tasavvur etmek câiz değildir. Hakk&#8217;ın Zât&#8217;ı için bîperde zuhur söz konusu olmadığı gibi, Hakikatü&#8217;l-Hakâik&#8217;ten de min haysü hüve -min haysü ente değil- söz edilemez. Bu bâbdaki mâlûmiyet ve muayyeniyet esmâ ve sıfât-ı sübhaniye itibarıyladır.. evet, Cenâb-ı Hak bütün ıtlâkattan münezzeh ve müberradır; zira her ıtlak aynı zamanda bir takyîd ve tahdîd demektir; bu türlü kayıtlar ise bize ait avârızdandır. Hakk&#8217;ı, Hak makamında, halkı da halk zemininde görmek dinî bir esastır. Bunun aksine bir mütalâa ise apaçık bir halt ve karıştırmadır. Kullara düşen vazife, Hakk&#8217;a karşı tam bir teveccüh içinde bulunarak şer&#8217;-i şerîf rehberliğinde ve mârifet azığıyla her zaman O ihata edilmeze yürüme ve kendi uzaklıklarını aşma gayreti içinde olmaktır. Konuyla alâkalı bir hak dostu şunları söyler:</p>
<p>&#8220;Âlem-i kesretten ey sâlik firar eyle yürü,<br />
Ferd ü Vâhid bârgâhında karar eyle yürü;<br />
Rûy-ı vahdet görmek istersen bu kesretten eğer,<br />
Saf kıl mir&#8217;at-ı kalbin, tâbdâr eyle yürü;<br />
Kimi Kâbe, kimi Arş&#8217;ı etmede dâim tavaf<br />
Sen harîm-i kurb-u Hakk&#8217;ı ihtiyar eyle yürü;<br />
Bu sülûk erbâbının yoktur nihayet seyrine,<br />
Kande ersen mâverasına güzâr eyle yürü.&#8221; (İsmail Hakkı)</p>
<p>Nâmütenâhîye seferde seyr u seyahatin sonu yoktur; bir ömür boyu duyup sezmeler, hem burada hem de ötede farklı derinliklerde sürüp gidecektir. Böyle bir seyahate kilitlenmiş sâlik, vuslata erip maiyyetle şereflendirildikten sonra dahî, zâviye farklılığıyla müşahededen müşahedeye koşacak, ihtimal her gün bilmem kaç defa temâşâ zevkiyle kendinden geçecektir&#8230;</p>
<p><strong>Kaynak: Kalbin Zümrüt Tepeleri / M.Fethullah Gülen</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hak-hakikat-ve-otesi-2/">Hak, hakikat ve ötesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Damlaları</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-10/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2020 16:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[damla]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=12828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Din, yaşana yaşana insanın tabiatı haline gelebilir; insan onun peşinde olmalı!. * * * Gözyaşları, kalbde duyulan hislerin bestesidir. * * * Kâmil manada dua, onu yürekten ortaya koymaya bağlıdır.&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-10/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Din, yaşana yaşana insanın tabiatı haline gelebilir; insan onun peşinde olmalı!.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Gözyaşları, kalbde duyulan hislerin bestesidir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Kâmil manada dua, onu yürekten ortaya koymaya bağlıdır.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Allah’ım, beni kendi isteklerim yönünde değil Sen’in muradın doğrultusunda yönlendir!</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Davranışlardaki boşluklar ancak niyetle doldurabilir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Allah güzeli güzellerden ayırmaz.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Bazı dönemlerde bazı vazifeler öne çıkar. İçinde bulunduğumuz dönemde en öndeki vazife Hakk’ı ve hakîkati anlatma vazifesidir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Kur’an’ın gurbetini izale etmeye niyet etmiş insanlar evvela kendi gurbetlerini giderip kurbet ufkuna ulaşmalıdırlar ki, Kur’an’ın gurbetini giderebilsinler.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Izdırap bir taraftan insanı Allah’a yaklaştıran en önemli bir dua, diğer taraftan da aksiyona sevkeden çok önemli bir dinamodur.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Günah işlememe bir fazilet olduğu gibi başkalarının günaha girmesine sebep olmama da ayrı bir fazilet hatta bir vazifedir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Allah’tan gelen nimetlerin kesilmemesinin yegane vesilesi, her zaman onları Gerçek Sahibi’ne verip, nefsimiz başta başkalarına izafe etmekten sakınmaktır</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-10/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Damlaları</title>
		<link>https://hizmetten.com/olculer-ve-guzel-sozler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2020 17:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11833</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmiş, hal ve gelecek bir vahidin üç yüzüdür ve aralarında gizli bir sır vardır. * * * Günümüzde ancak, sağlam, konumunun hakkını verebilen, ismet ve iffet sahibi, prensip insanları tesirli&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olculer-ve-guzel-sozler-2/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Geçmiş, hal ve gelecek bir vahidin üç yüzüdür ve aralarında gizli bir sır vardır.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Günümüzde ancak, sağlam, konumunun hakkını verebilen, ismet ve iffet sahibi, prensip insanları tesirli olabilirler.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Her müslüman bir deniz feneri olmaya kendini adamalı ve hep yerinde sabit kalmalıdır. Vakt-i merhunu gelince Cenab-ı Hak onu mutlaka değerlendirecektir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Güzel söz salih amelle gerçek değerini bulur.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Cenab-ı Hakk’ın geniş tuttuklarını daraltmayalım; O’nun merhamet buyurduklarını da mahrum etmeyelim.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Yaşamanın ancak dine hizmetle bir anlam ifade ettiğini hep hatırda tutmak gerekir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Dava-yı nübüvvetin varisleri, Allah rızasından başka bir şey düşünmeyi kendileri için günah saymalıdırlar.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Gönüllere girerseniz etrafınızda bir sürü gönüllü olur.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Dini ekmeliyeti içerisinde yaşıyorsanız, evrensel insanî değerleri yaşıyorsunuz demektir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">İyiliklerde esas olan gizli tutulmalarıdır; belki başkalarını teşvik amacıyla izhar edilebilirler.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p align="center">Bir gece maruz kaldığı bir rüya kirliliği bile iffetli insanın gönlünde ürperti meydana getirir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/olculer-ve-guzel-sozler-2/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Damlaları</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hizmetten]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2020 16:00:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel söz]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[ölçü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=11747</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gecelerin sürpriz meyvelerini tatmayanlar başkalarını uzun süreli besleyemezler. *** Cennet, Allah’ın insanlara sevgisinin tezahürüdür. *** Cenab-ı Hakk’a ulaşmanın “burak”ı ihlastır. *** Gülde bile diken vardır. İnsanın, gülün kokusunu duymayıp dikenine&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-5/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Gecelerin sürpriz meyvelerini tatmayanlar başkalarını uzun süreli besleyemezler.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Cennet, Allah’ın insanlara sevgisinin tezahürüdür.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Cenab-ı Hakk’a ulaşmanın “burak”ı ihlastır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Gülde bile diken vardır. İnsanın, gülün kokusunu duymayıp dikenine takılması biraz da kendi ruhundaki dikenlerden kaynaklanır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Izdırap bir taraftan çok önemli bir dua, diğer yandan da insanı harekete geçiren çok güçlü bir dinamodur.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Marifete giden yol nazarî planda ilimden amelî planda da ibadetten geçer.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Kur’an’ı sadece Arapça’yı iyi bilenler değil aynı zamanda Allah’la münasebeti kavî olanlar anlar.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Niyeti büyük olanların davranışlarındaki darlığı anlamak mümkün değildir.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Öyle payeler vardır ki oraya sadece güzel ahlakla ulaşılabilir.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Satırlarda kalıp sadırlara nüfuz edemeyen bilgi kırıntılarının hiçbir faydası yoktur.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Hakiki mü’min aynı zamanda bir afv ü safh insanıdır.</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-5/">Hakikat Damlaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikat Damlaları 4 ***</title>
		<link>https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mizan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 14:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Misafir Kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=9190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allah’a yakın olmayanların ufuklarında her zaman bu’d (uzaklık) rüzgarları eser. *** Yaptıkları işlere “ben” mülahazasını katanlar onları kirletiyorlar demektir. *** Beyan, kalbin sesi soluğu olabildiği ölçüde kıymet kazanır. *** Kulluğunun&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-4/">Hakikat Damlaları 4 ***</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Allah’a yakın olmayanların ufuklarında her zaman bu’d (uzaklık) rüzgarları eser.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Yaptıkları işlere “ben” mülahazasını katanlar onları kirletiyorlar demektir.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Beyan, kalbin sesi soluğu olabildiği ölçüde kıymet kazanır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Kulluğunun idrakinde bulunan bir iman erine düşen vazife Sonsuz karşısında sıfır olmaktır. Kendini</p>
<p align="center">sıfırlamayanlar Sonsuz’a kat’iyen ulaşamazlar.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">İnsanı, Allah’ın rızasına i’lâ-yı kelimetullahtan daha hızlı ulaştıracak bir vesile bilmiyorum.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">İbadetler, sadece bilmesi bir kıymet ifade eden Zât’ın bilmesine bağlanmalıdır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Sebeplere riayetsizlik de Allah’a karşı bir nevî saygısızlıktır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Hiç kimseye köle olmamanın tek yolu Allah’a halis-muhlis kul olmaktır.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Laubalîlik Allah’tan uzakta olmanın, ciddiyet ise Allah’a yakın bulunmanın en açık alametidir.</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Allah’ım, bize, neyi, nerede ve nasıl konuşacağımızı öğret!</p>
<p align="center">***</p>
<p align="center">Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa, hoşnut olmayacağın şeylerle bizi baş başa bırakma!</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/hakikat-damlalari-4/">Hakikat Damlaları 4 ***</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
